FLÖRTÜMLE EVLENENE KADAR GÖRÜŞMEME KARARI ALDIK!

Bir tane hidayet mesajı okuyayım. Hem duamızı yapalım. “Hocam, iki aya yakındır sizi izliyorum. Sohbetlerinizin %40’ını izlemişimdir. Ve bir aydır da namaz kılmaya başladım.” Allah’a şükürler olsun. %40! Youtube kanalımızda beş bin tane videomuz vardır. Bu kardeş %40’ını izlemiş, elhamdulillah. İlme kendisini çok iyi vermiş. “Bir aydır salı günleri sohbetinize gelmekteyim.” Hamd olsun. Demek ki o dönemde sohbetimize de gelmiş. “Ortalama iki buçuk senedir görüştüğüm bayan arkadaşım var. Ve flörtün tam anlamıyla haram olduğunu idrak ettikten sonra dün yine sohbet sonrası, arkadaşımla evlenene kadar görüşmemeye, konuşmamaya karar verdik.” Elhamdülillah, flört zinasından da, flört belasından da bu kardeşim kurtulmuş. İlmi olmasaydı, sohbetlere gelmeseydi idrak edemeyecekti, anlayamayacaktı. Sohbete geldiği için, öğrendiği için son vermiş. Allahü Teâlâ hakkınızda hayırlısı ise, sizi ilerde evlenebileceğiniz, yuva kurabileceğiniz dönemde birleştirsin kardeşim. Sana böyle dua ederim. “Görüşmemeye, konuşmamaya karar verdik. Çünkü şu an için maddi ve manevi engellerimiz var.” Şu an için engellerin varsa, sen bu kızı isteyemeyeceksen hemen kopartacaksın. İleriye tehir edeceksin. “Bir yıl sonra şu zaman sana yazacağım.” diyeceksin. Durumun var mı, yok mu? Yoksa yine bir sene daha görüşmeyeceğiz, diyeceksin. Kıza talip çıktıysa o da durumunu bildirecek. “Talip çıktı, sözlendim. Olay bitti, bir daha beni rahatsız etme.” Bu olay bu şekilde kapanacak. Flört gitmeyecek. Sen zaten iki yıl içinde, dört yıl içinde evlenme durumun yoktur. Hâlâ okuyorsun. Kızla evleneceğim diye birbirinizi niye oyalıyorsunuz? Niye şehvetlerinizi tatmin ediyorsunuz? Bu bir nefs oyunu, şehvet oyunu. Flört dönemi… Nefsinizi tatmin ediyorsunuz, şehvetinizi tatmin ediyorsunuz. Evleneceğim yalanlarıyla birbirinizi kandırıyorsunuz. Üç yıl dört yıl bu şehvet oyunları süregidiyor. Zina, flört gırla gidiyor. Sonra kopuyorsunuz, ayrılıyorsunuz. Ve iki tarafta yaralı, parçalanmış bir şekilde hayatına devam ediyor. “Çünkü şu an için maddi ve manevi engellerimiz var. Yaza inşallah bu iş olacak. Sizden Allah nice nice razı olsun.” Amin kardeşim. “Sizi, Peygamber Efendimiz’e Rabbim komşu eylesin.” Amin sevgili kardeşim. “Şimdi sizden, ikimiz için bolca dua istiyorum.” Duanızı yaptım kardeşim. “Bizden duanızı esirgemeyin. Salı günü görüşmek dileğiyle. Allah’a emanet olun hocam.” Tabii bu hidayet mesajları çok geriden geldiği için, aylar önceden geliyor bazen. Ramazan geçmiş beş altı ay, ben ramazan hidayet mesajını o anda okuyorum, altı ay sonra okuyorum. Çünkü çok fazla birikmiş hidayet mesajı var. Ben sırası gelince, sıraya koydum. Karışma olmasın diye o şekilde okuyorum. Dolayısıyla sohbete geldiği dönemden bir hidayet mesajı bu. İnşallah, önümüzdeki salı değil ama ramazandan sonra, bayramdan sonra Allah nasip ederse, biraz rahatlarsak tekrar ilim meclisimizi açtığımızda, o salı seninle görüşürüm. Ve bana bu konuşmamızı hatırlatırsan kardeşim, sana güzelce bir sarılırım. Bir daha yüzüne güzel bir dua yaparım. Allah yuvanızı harekete geçirsin ve sizi nikahlandırsın, diye güzel bir dua yaparım kardeşim. Allah dualarımızı kabul etsin. (Amin) Gecemizi bereketli kılsın. (Amin) Bir dua edelim, hatimler var. Yasinler var, zikirler var. Bunların duasını yapmamız lazım bu gece için. Hastalarımız çok fazla benden talepte bulundu. Bu kardeşlerimiz için dua etmemiz lazım. Siz de “amin” diyeceksiniz kardeşler. Amin Elhamdülillahi Rabbil’âlemîn. Essalâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve ala Âlihî ve Sahbihî ecma’în. İlahi Ya Rabbi, Allah’ım, Efendim! Ya Rabbel Âlemin! Senin rızan için buraya geldik. İlim halkamızı, ilim meclisimizi kurduk. Bizlerden razı ol, hoşnut ol Allah’ım. (Amin) Hayatımızın sonuna değin, bize emekliliği nasip etme ya Rabbi! (Amin) Şu güzel işten, şu ilim öğrenme ve öğretme işinden, talebelikten ve hocalıktan bizi çekip alma Allah’ım! (Amin) Şu nimet üzere hayatımızı devam ettirmeyi ve son nefesimizi vermeyi bize nasip et ya Rabbi! (Amin) Allah’ım şu anda ülkemizin her tarafında ve dünyanın her tarafında Müslüman kardeşlerimiz, bu virüs belasıyla mücadele etmeye çalışıyorlar, hayatta kalmaya çalışıyorlar. Allah’ım sen en kısa zamanda, irade ettiğin en evvel, en acil, tez zamanda şu virüs belasını en başta ülkemizin üzerinden çekip al ya Rabbi! (Amin) Bizi eski rahatlığımıza, eski sıhhatimize kavuştur ya Rabbi! (Amin) Bu verdiğin beladan sonra ibret almayanlardan değil, ibret alan ve hayatına çeki düzen verenlerden et bizi Allah’ım! (Amin) Zinadan, fuhuştan, içkiden, kumardan, kulüpçülükten, faiz belasından bu milleti, bu devleti, bu ülkeyi kurtar Allah’ım! (Amin) Elimizi, ayağımızı bu pisliklerden çek ya Rabbi! (Amin) Nuh’un gemisini tekrar temizleyebilmeyi bize nasip et Allah’ım! (Amin) Ya Rabbi! Okuduğumuz ve anlattığımız şu ayet-i kerimeleri idrak edebilmeyi, kolay bir şekilde anlayabilmeyi ve yaşayabilmeyi, hayatımıza monte edebilmeyi bize nasip et Allah’ım! (Amin) Hastane köşelerinde şu anda can vermemeye direnmeye çalışan ne kadar Müslüman kardeşim varsa Şafi isminle tecelli et, hepsini şifaya kavuştur Allah’ım! (Amin) Başlarında bekleyen ya da evlerinde bekleyen, korku içinde evine sinmiş olan ne kadar Müslüman kardeşim varsa kalplerine iman nurunu ver. Şaban ve ramazanla beraber kalplerine ibadet etme isteği ver Allah’ım! (Amin) Bu insanlara namaz kılmayı kolaylaştır Allah’ım! (Amin) Bu insanlara zikretmeyi, oruç tutmayı kolaylaştır Allah’ım! (Amin) İslam’ı yaşamayı bu insanlara kolay kıl Allah’ım! (Amin) Nefislerini terbiye et. Şeytanlarını onlardan uzaklaştır Allah’ım! (Amin) Ya Rabbi! Bugüne gelinceye kadar okunmuş olan binlerce Yasin-i şerif var. Tebârake var, Amme var. Yapılmış olan zikirler var. Çekilmiş olan yetmiş binden fazla Tevhid var. Allah’ım! Okunmuş olan Hatm-i şerifler var. İnd-i ilahiyende bu kadar ibadetlerin, bu kadar okunmuş olan zikirlerin ve Kur’an ayetlerinin tamamını kabul et ya Rabbi! (Amin) Hasıl olan sevabın bir mislini en evvel Efendim Muhammed Aleyhisselam’ın ruhuna hediye ettim. Ulaştır, haberdar et Allah’ım! (Amin) Ebû Bekir Sıddîk, Ömer, Osman, Ali, Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz’in ruhlarına hediye ettim. Sen vasıl et ya Rabbi! (Amin) Adem Nebi’den Efendim’e gelinceye kadar İslam’a hizmet etmiş bütün peygamberlerin ruhlarına ayrı ayrı hediye ettim. Sen ulaştır, vasıl et ya Rabbi! (Amin) Burada ellerini açmış Müslüman kardeşlerimin geçmişlerinin ruhlarına, ekran başında bizi izleyen Müslüman kardeşlerimin geçmişlerinin ruhlarına, hayattakilerin amel defterine hediye ettim. Sen ulaştır, haberdar et ya Rabbi! (Amin) Kabirlerinde azap gören hangi kulun varsa okunmuş olan ayetler hürmetine, azaplarını üzerlerinden kaldır Allah’ım! (Amin) Dünyada açlık çeken ne kadar Müslüman kardeşim varsa, ne kadar insan, kulun varsa hepsinin üzerindeki açlığı kaldır. Rızkımızı bol bol ver ya Rabbi! (Amin) Amin! Amin! Bi hürmeti Tâ-Hâ ve Yâsîn. Velhamdülillahi Rabbil alemin. El Fâtiha.

IŞINLANMA GERÇEKTEN OLDU

Bir yazı yazmıştım, bir kaç yıl önce bu mesele ile alakalı. Bu yazıyı nakletmeden geçemeyeceğim. Işınlanma… Şu anda dünyamızda ışınlanma mümkün mü? Hayır… Yapamadılar. Yani, hücreleri ayırabiliyorlar ama yok oluyor. Onu tekrar başka bir yerde var edemiyorlar. Teknik oraya kadar gelebilmiş değil. Peki bu kitap; bir nesneyi, bir cismi bir yerden başka bir yere ışınlayan bir adamdan bahsediyor mu? Bu kitapta bir adamdan bahseder: Süleyman Aleyhisselam’ın veziri Hazreti Asaf, Allah ondan razı olsun. İnşallah Rabbim nasip eder cennete gider isek ellerini öpmeyi Mevla bize nasip etsin. Öyle bir zat ki Allah’ın peygamberi Süleyman Aleyhisselam onun hakkında diyor ki: ”Dağların hareket edeceğine inanırım, Asaf’ın ayaklarının bu dinden hareket edeceğine inanmam!” O kadar güvenmiş vezirine! İmanı o kadar kuvvetli bir zat ki, bu dinden ve hikmetten ayakları bir karış hareket etmez, sabit! Böyle bir zat. Nakliyeci ve ışınlanma diye bir yazı. Kur-an’da bir melikenin tahtını bir ülkeden başka bir ülkeye göz açıp kapayıncaya kadar getirebilen bir adamdan bahsedilir. ”Kitaptan ilmi olan bir zat gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm.” Dedi. Neml Suresi. ”Kitaptan ilmi olan bir zat.” Allah Levh-i Mahfuz’dan ona bir ilim verdi. İlim ne? Herhangi bir nesneye dua ediyor, o nesne o ülkeden başka bir ülkeye gidiyor. Şu ilme bak! Burada sözü edilen kimse Süleyman Aleyhisselam’ın veziri olan Hazreti Asaf’tır. Allah’ın böyle bir gücü, günümüzde yaşayan bir kimseye verdiğini hayal edelim. Şimdi, o zamanda Süleyman Aleyhisselam’ın yanındaki zat a verdi bunu. Günümüzde böyle birisine verdiğini hayal edelim. Aranızdan herkes kendisine döndürsün olayı şimdi. Benim bir duam ile istediğim arabayı istediğim yerden istediğim yere getireceğim. İzmir’de arabaya bi bineceğim… İzmir’de ben bu arabayı beğendim, tamam, ekspertizini de yaptım arabada sorun yok. Hiç o 30 tane 40 tane arabayı bir yere götürmek için hamle yapmayacağım. Bir dua yapacağım arabaya araba tak İstanbul’da garajda olacak! Düşünebiliyor musun böyle bir şeyi! Vermedi Allah! Buradan kimseye vermedi bunu. Bu adam, bir nakliye firması kuruyor, ama tek başına çalışıyor. Böyle bir gücün olsa ne yaparsın ilk? Nakliye firması yaparsın. Nakliye firması kurarsın ama tek başına çalışıyorsun, tek kişisin. Kamyon yok, mazot yok, eleman yok, kira yok. Risk sıfır! Sıfır risk! Yorulmak yok, malın çürümesi riski yok. Kendisine getirilen her çuvalı veya her koliyi bir dua ile istenilen yere ışınlayabiliyor! ”Bunu buraya götür!” Diyorsun. Ptt gibi 3-5 gün bekletmek yok, para falan yok! Kapısına bir tır dolusu çanta getiriyorlar, tırı bir anda İstanbul’dan Sivas’a yollayabiliyor. Bu adam, bu özel yeteneği ile hiç sermayesi olmamasına rağmen bir kaç yıl içerisinde dünyanın en zengin adamları listesine girer mi girmez mi? En zengin adamı olur! Kargo ve taşıma şirketleri, kazançlarını dibe indiren bu adamı öldürmek için en yetenekli katilleri kiralamaz mı? Bu kargolar ne yapacak? Bütün millet bu adama gidecek. Bir mesajla ”Şu eşyamı buraya getirir misin, şu arabayı buraya getirir misin, şu evi buradan taşır mısın?” Tek mesaj! Adam da tak tak bir dua yapacak Allah Teala’nın verdiği kudret ile taşınacak. Şimdi, kimsenin kargo ile işi kalır mı? Kargocuya falan kimse gitmez! Bu kargocular ne olur? Aç kalırlar. Aç kaldıkları zaman ne yaparlar? ”Bu adamı nasıl öldürebiliriz?” Onun derdine düşerler. Hani bugün çıksa bir adam dese ki: ”Ben kansere çare buldum!” Beş gün yaşar! Bulsa bile kansere çare 5 gün yaşar. Altıncı gün, o kanser ilaçlarını yapanlar bu adamı öldürürler, yaşatmazlar! Tarihte bu vakıa lar çok görülmüştür. Çünkü çok büyük yatırım yapılmış, depolar kanser ilaçları ile dolu, kemoterapiler falan… Müthiş kimyasallar karıştırılmış ve büyük paralar akıtılmış. Bunların geri dönüşümü olması gerekiyor. Geri dönüşümü olabilmesi için insanların kanser yapılması lazım önce. Önce kanser yapacağız. Nasıl kanser yapacağız? GDO lar ile. Yedikleri gıdaların hepsine şırınga basacağız. Çok daha büyük olacak, lezzeti az olacak ama çok daha büyük olacak. Çok yiyecekler ve yaşam limitleri azalacak. Kanser yüzdeleri, o ülkelerdeki kanser yüzdeleri çok artacak! Son 10-15 senede ülkemizdeki kanser limitlerine bakın, yüzdelerine bakın. Onbeş sene önce Türkiye’deki kanser yüzdelerine bakın. GDO girdiğinden beri, destek gıdası girdiğinden beri kanser miktarları yüzde 400 artmış, yüzde 500 artmış vaziyette! Bu, açgözlülük! Açgözlülükten sebep kimyalarımızı bozuyorlar, DNA mızı bozuyorlar! Bir fareye bilim adamları deney yapmış, GDO lu gıda veriyorlar fareye, yanındaki fare kardeşine kankisine GDO suz veriyorlar. Fare 1 buçuk senede şişiyor, her tarafı şişiyor! Kanser, tümör… Tümör, GDO lu gıda yiyen farenin bütün vücudunu kapsıyor. YouTube da videosunu gösterdiler bana. İki tane fare, 1 buçuk sene… Biz bunu 40 sene yiyoruz 30 sene yiyoruz! Tabii ki 50 de 60 da tak hemen doktor kötü haberi sana vermiyor, imanın zayıfsa ”Bir arkadaşı çağırır mısın?” Diyor. ”Ben bi görüşeyim.” Diyor.”Onunla bi bir kaç taktik görüşeyim.” Diyor. Seninle konuşmuyor, kanser olduğunu yüzüne söylememek için. Yanındaki kişiye: ”Bu kişi kanser olmuş.” Diyor. ”İyi bakın, gönlünü yapın, gelsin-gitsin kemoterapi alsın, ama 100 hastanın 97 si gider.” Diyor. Bunu söylüyor. Böyle bir adam olsa, bu adamı yaşatmazlar! Süleyman onu, Melike’nin tahtını, yanında duruyor görünce dedi ki: ”Bu, Rabbimin bir lütfudur. Şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğimi sınıyor.” Hükmü ile sabittir ki Allah Teala böyle harikulade bir işi bir mucize olarak peygamberine vermemiş, bir keramet olarak peygamberinin baş danışmanına vermiştir. Şimdi, Süleyman Aleyhisselam ne istedi? Melike Belkıs’la bir savaş durumu ortaya çıktı. ”Ordumla beraber gidip ülkesini almak istiyorum.” Dedi. ”Ama… Belki savaşa gerek olmaya da bilir.” Dedi. ”Eğer, aranızdan birisi, Melike’nin tahtını buraya getirirse ben onu sarayıma davet edeceğim.” ”Tahtının buraya bir anda geldiğini görürse benim kuvvetimi anlar, adamları da öldürmemiş olurum. Tek bir hamle ile ülkesini fethetmiş olurum.” Diyor. Çok zekice bir hareket! Kim yapabilir diyor Süleyman Aleyhisselam, aranızda bunu kim yapabilir? Cinlerden bir ifrit diyor ki: ”Ben, gözünü açıp kapayıncaya kadar o tahtı sana getiririm.” Diyor. ”Belkıs’ın tahtını sana getiririm.” Süleyman Aleyhisselam diyor ki: ”Başka!” Hazreti Asaf diyor ki: ”Ben, Allah’ın izniyle getiririm.” Dediği anda tahtı yanında görüyor! Bak, gözünü açıp kapayıncaya kadar falan değil, o 1 saniyedir çünkü. Gözü açıp kapama 1 saniyedir, bir andır. Hazreti Asaf ise: ”Ben getiririm Allah’ın izniyle.” Dediği anda Süleyman Aleyhisselam bir bakıyor taht hemen yanında! Biz bir nimet ile karşılaştığımız zaman ne yapıyoruz? Biz, avam olarak: ”İşte bu bee, işte buu! En sonunda kazandım! Oldu bee! Üçüncü yazlığımı aldım!” Süleyman Aleyhisselam bir nimet ile karşılaştığı zaman ne yapıyor? Hemen gidiyor, secdeye kapanıyor ve diyor ki: ”İşte bu nimet; Allah, ben şükredecek miyim yoksa nankör mü olacağım diye bana verdiği bir sınavdır.” Nimetler de sınavdır kardeşler! Allah kulu 2 şekilde sınav eder: Bir, yokluk ile. İki, varlık ile. ”Hocam, ben varlık sınavı istiyorum!” Bak, öyle deme, öyle deme! Bütün gece kulüpleri ateistler ile dolu! Bütün gece kulüpleri! Ateist, Deist! Neden? Varlık, zenginlik adama müthiş bir kibir veriyor, artık o adamın Allah’a ihtiyacı kalmıyor, dua etmeye ihtiyacı kalmıyor! Neden insanlar Ateistleşiyor? En çok Ateist kimlerden çıkıyor? Zenginlerden! Varlıklılardan. En çok Ateist bunlardan… ”Ben bir şey istediğim zaman paramı basar ve alırım.” Diyor. ”Hiç Allah’a ihtiyacım yok!” ”Bugüne kadar hiç dua etmedim.” Diyor. ”Babam da zengin idi onun babası da zengin idi.” Bakın! bu varlığı isterken 10 defa düşünün! İmanı kaybetme riski de var! Bir zengin oluyorsun, Allah bir varlık veriyor önce sohbeti bırakıyorsun, sonra namazı bırakıyorsun! Namaz senin asli vazifen. Yemek yemek gibi. Bizim, bedenimiz için yapmamız gereken bir olay var. Her gün minimum 2 öğün sabah ve akşam yemek yemek zorundasın. Yemezsen, zulmetmiş olursun nefsine, zulmetmiş olursun. Allah, yemek yemediğin için sana azap eder! Çünkü, bu beden bir emanettir. Bakmak zorundasın! İki; Ruhunu da 5 kere beslemen gerekiyor. Nasıl bedeni beslemek farz ise, ruhu da namaz ile her gün 5 defa beslemek zorundasın. Bu da Farz-ı ayn dır. Ama sen bedenine olan ihtimamı gösteriyorsun, bırak 2 yi 4 defa besliyorsun. Dört öğün 5 öğün… Çerezler, meyveler gelip gidiyor, beş öğün yiyorsun. Eee peki ruh? Bedenin gıdaya ihtiyacı var da ruhun yok mu? O mekanizmayı da Allah yaratmadı mı? Onu da muhtaç yarattı. Tek aradığı şey Rabbine kavuşmaktır. Onunla teskin olmak, huzur bulmaktır. Ruh sadece Allah’a kavuşmayı ister, başka bir şey istemez! ”Hocam; bu gezmeler, eğlenmeler, yemeler, içmeler, şehvet tatmin etmeler… Bu hazzı kim alıyor?” Ruh almaz! Bu hazzı nefs alır. Bunların tamamı nefsi hazlardır. Kısıtlı bir şekilde az az helalinden vermek zorundasın. Vermezsen yine zulmetmiş olursun. Nefsinin de hakkını vereceksin. Ama helal yolla vereceksin. Helal dairesi keyfe kâfidir, yeterlidir. Hiç harama gitmeye gerek yoktur. Bedeninin ihtiyacını karşılayan sen, orada akıllı olan sen, neden ruhunun ihtiyacını karşılamıyorsun? O ezan her gün 5 defa seni çağırıyor! Neyin peşindesin? Allah’a kulluk vazifeni hatırlaman için illa başına musibet mi gelmesi lazım? Gözünü mü kaybetmen lazım? Bacağının sakat mı kalması lazım? Sakat kalınca hemen hocaları arıyor: ”Hocam ne yapmam lazım? Bu musibet bana Allah’tan geldi biliyorum.” Diyor. ”Dönmem lazım!” ”İlk adım ne olmalı?” Yaa illa musibet mi gelmesi lazım beni araman için? Nimet verdiği zaman Süleyman Aleyhisselam gibi olacaksın! Nimet geldiği anda: ”Allah beni nimet ile sınıyor.” Diyeceksin, secdeye kapanacaksın. Buna şükür secdesi denir, şükür secdesi. Muhammed Aleyhisselam’ın sünnetlerindendir. Herhangi bir güzel haber aldığınızda, soruyorum size, en son ne zaman şükür secdesi yaptınız? Hepimizin hayatında zor durumlar olduğu gibi, güzel durumlar da oldu. İyi bir haber aldın, keyifli bir haber aldın… Ne zaman şükür secdesi yaptın? Gittin bir abdest aldın, direkt kıbleye döndün Allahu ekber dedin secdeye kapandın: ”Allah’ım sana şükürler olsun bana bu nimetleri verdin.” Dedin. Ne zaman? Yok! Oleey, yumruk şov bilmem ne… Ama şükür yok! Yaratıcımız olan Allah, bu ışınlanma nimetinin bir benzerini inşallah cennette biz kullarına da verecektir. Allah bize nasip etsin kardeşler. Oraya bir kapağı atalım, gerisi kolay! Mesele oraya girmek zaten. Öyle ki o kul, canının çektiği herhangi bir şeye ”Ol!” Diyecek! ”Ol!” Allah’ımız onu var edecektir. Çalışmak yok, hamle yok! Cennette sadece ”Ol!” Diyorsun. Dünyada iken görüştüğü bir dostuna özlem duyunca onu ziyarete gitmek isteyecek, Allah onu gitmek istediği makama ışınlayacaktır. Bakın, ışınlama nerede var? Cennette var! Allah Teala bize nasip etsin inşallah. Ölmeden önce yapılacaklar listem var benim. Ölmeden önce yapılacaklar listem 45-50 madde böyle… Yedinci madde: Ata binmek. Allah’ıma şükürler olsun hafta sonu bunu yaptım. Dostum Hakan’ın çiftliğine gittim. Her türlü bilumum hayvan mevcut. Ama ben atı gözüme kestirdim. Çünkü listemin içinde at var. Bu ata benim binmem lazım! At da kumarbaz bir at. Jokeylerin kullandığı, bir çok yarış kazanmış, şöhretli, kumarlarda kullanılmış bir iddia atı. Emekli olmuş, bu kardeşim de almış bu atı çiftliğine koymuş. Arada üzerine biniyor, geziyor falan… Atı bir gördüm… Harika, çok heybetli bir at! Dedim ki: ”Ben buna binmem lazım, o maddeyi çizmem gerekiyor.” Birinci maddeyi merak eden kardeşlerim olabilir. Birinci madde de şu: Belinden bir iplik ile bağlıyorlar seni 500 metre yukarıdan aşağıya atıyorlar. Jumping diyor buna, jumping… Bungee Jumping kardeşler… Bu benim birinci fantezim. İnşallah bunu da yapacağım bak! Aranızdan çoğu yükseklikten korkuyor olabilir. Ben yüksekliği çok severim. En sevdiğim rüyalarım uçma rüyalarım. Rüyamda çok uçarım. Ama, dünya hayatında böyle bir uçma hiç yaşamadım. Uçakla gitmişliğim gelmişliğim çoktur ama üzerimde alet olmayacak, beni uçuran bir şey olmayacak. Ben yüksekten aşağıya atlayacağım. O duyguyu yaşamak istiyorum. Belimden bağlayacaklar, şehadeti getireceğim o anda… Ne olacağı belli değil! Yani gidebiliriz kardeşler! Gidebiliriz! Orada seni bir halat tutuyor! Her an gidebilirsin! Etrafımdaki kardeşler ile helalleşeceğim. Kamera da beni çekecek orada son mesajımı size vereceğim kardeşler ve 300 metreden yukarıdan aşağıya uçacağım! Şehadetler ile dualar ile beraber uçacağım inşallah. Bu birinci madde. Yedinci maddem benim, ata binmek. Dedim, ”Ben bu ata bineceğim!” Oradan, Hakan kardeşim dedi ki: ”Yaa” Dedi, ”Bu at çok haşin bir at, uzun zamandır da üzerine kimse binmiyor hocam. Bu ata sen binersen, bu at seni üzerinden atarsa bir tarafın kırılır sonra senin dervişler bizi keser!” ”Sohbete çıkamazsan bunlar bizi döverler!” ”En iyisi mi sen bu ata binme. Sev mev işte yanında dur, bir dua oku yeter.” Hayır! Bu fantezimi yerine getirmem gerekiyor. Bu fantezimi yapmam lazım kardeşim. Atın yanına bir gittim… Verdim Fatihayı, verdim kulhu yü… Verdim Fatiha yı verdim Kulhu yü… At oldu pamuk gibi! At pamuk gibi oldu kardeşler! Atın üzerine bindim, çok güzel bir tur attım. İnşallah videosunu kardeşler hazırlıyor orada görürsünüz. Güzel bir tur attım atın üzerinde. Fakat oradan atın sahibi Hakan kardeş de gaz veriyor bana. ”Hocam ne yaptın! Evliya gibi adamsın yaa…” Falan diyor. ”At” Diyor ”Bir sakinleşti, bir sessizleşti hocam!” Diyor yaa… Atın üzerinde bir gezdik öyle Elhamdülillah, o keyfimizi de yerine getirmiş olduk. Kardeşler! Bunlar Allah’ın nimetleri. Ben, yedinci maddeyi çizmek nasip oldu. Allah nasip ederse önümde bir 40 madde kadar daha var. Onları da ölmeden önce yavaş yavaş yerine getirmeye çalışacağım. İlk hedefim birinci madde, yukarıdan aşağıya atlamak. Sona kalsın diyor bak… Hacı abi diyor ki: ”Onu sona bırak!’ Yani ”Başına bir tehlike gelmesin, en son madde o olsun.” Diyor. Takdir ettim hacı abi tebrik ederim. Kur’an’daki; ”Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır.” Haberi bunun bir delilidir. Herhangi bir şey istiyorsun… ”Allah’ım künefe istiyorum!” Tak, önünde künefe. Bizim Harun gibi 15 dakika, 20 dakika bekletmeyecek yani tak diye künefe önünde gelecek! ”Allah’ım kazandibi getir bana.” Tak, Allah kazandibi yaratacak! Bu, ışınlanmadır işte! Bu, ”Ol!” Deme nimetinin küçük bir mislini Allah’ın cennette kuluna vermesi… Yaa şu cennet için biraz çalışmaya değmez mi bee? Şu dünyada 70 metrekare bir daire almak için 20 seneni veriyorsun. Yetmiş metrekare daire, 400.000 TL! Yirmi sene çalışıyorsun. Beş tane patronun ağız kokusunu çekiyorsun her gün. Müdür, üst müdür, üst müdür… Müdürler bitmiyor. Beş patron! Allah diyor ki, bir tek patron var. Kainatı ben yarattım. Önce benim sözümü dinleyeceksin! Önce bana itaat edeceksin! Diğer patronlar sonra gelir. Ve ben sana dünyada hiç kimsenin veremediği bir şeyi vereceğim. En zayıf müslümana 10 dünya büyüklüğünde cennet vaat ediyor Allah Teala hadis-i şeriflerde. En zayıf müslüman… Diğerlerini varın siz düşünün. Devam ediyor yazı… Bu dünyada her insanın hoşlandığı ve zevk aldığı şeyler ayrı ayrıdır. Tüm bu farklı zevklerin ortak noktası şudur ki, hepsi geçicidir. ”Onlar cehennemin hışırtısını bile duymazlar, canlarının istediği nimetler içerisinde ebedi olarak kalırlar.” (Enbiya-102) Ayeti ise Allah’ın lütfu ile cennete giren kulların alacağı hazların geçici ve sınırlı değil, sonsuz olduğunu beyan ediyor. Cennete ilk girecek olan insanın kelimeleri ile teyit edeyim: Övgüler ve selam Muhammed Aleyhisselam’ın üzerine olsun. Efendimiz buyurdu: ”Eğer Allah seni cennete koyarsa, orada canının her çektiği, gözünün her hoşlandığı şey bulunacaktır.” Bir: Canının her çektiği, iki: gözünün her hoşlandığı şey… Bugün dünyada Avrupa’dan ülkemize bir sürü turist geliyor. Bunlar ne için geliyor? Görebilmek için… Bir şeyleri görebilmek için. ”Kendi ülkemden başka bir şeyleri görmek istiyorum.” Küçücük bir kara parçası… Bir ülke… Daha ötesine git, bir dünya… Ama, samanyolu galaksisi içerisinde bir nokta bile değil! Dünya, galaksinin içerisinde bir nokta bile değil! Diğer trilyonlarca galaksi içerisinde samanyolu galaksisi nokta değil! Bunu görmek için, sadece bu ülkeyi görmek için paralar veriyorlar. Binlerce euro paralar veriyorlar ve geliyorlar. Allah ise sana 10 dünya büyüklüğünde bir yer vaat ediyor. Biraz aklını başına alman lazım gelmez mi müslüman kardeşim! Biraz… Mevla Teala hazretleri bizlere izan versin, akıl fikir versin.

DÜNYA YUVARLAK DİYEN 3 AYET!

Şimdi dünyanın yuvarlak olduğuna dair üç ayet daha okuyacağım, hem o konuyu bitirelim. Mevla Teala Araf suresi 97-98’de iki ayet söylüyor bize. Allah için iyi dinleyin. On dört asır önce okuma ve yazma bilmeyen bir insana verdi. Övgü ve selam üstüne olsun. Normal bir adam bunu bilemez. Allah buyurdu; “kasabaların halkı geceleri uyurken onların gelecek baskınımızdan güvende midirler?” Kıyamet ne zaman gelecek bize? Habersiz bir anda, bir baskın. Buradaki kelime Allah’ın kıyamet için seçtiği kelime baskın. Kasabaların halkı güvende mi? Kıyameti o gece vermeyeceğimizden güvendeler mi? Diyor. Sonraki ayette… “yahut kasabaların halkı kuşluk vakti eğlenirken baskınımızın kendilerine gelmesinden güvendeler mi? Bakın bir halka gece vakti baskın verebiliriz diyor, bir hakla gündüz vakti baskın verebiliriz diyor. Bu neyi ima ediyor? Bu ayeti Kerime dünyanın yuvarlak olduğuna işaret ediyor. Çünkü bir yer gündüzse dünyada, tam tersi olan yer gecedir. Güneş aynı anda dünyanın tamamını aydınlatabilir mi? Aydınlatamaz. Bir tarafı aydınlatıyorsa muhakkak yüzde elli arka taraf karanlıktır. Burada kıyamet ansızın geleceği için ve aynı anda her iki tarafa geleceği için, bir tarafta gündüz olacak, bir tarafta gece. Her iki tarafada geleceği için Allah Teala bu iki ayette dünyanın yuvarlak olduğunu bize ispat etmiş oluyor, bizi delillendirmiş oluyor. Bu iki delil, bir tane daha delil okuyayım; “Ey cin ve insan topluluğu”, önce cinlere sesleniyor sonra biz insanlara sesleniyor. “Göklerin ve yerin kuturlarından geçmeyi gücünüz yetiyorsa hadi çıkın.” Kuturlar demek çap demek, çap oval daire demektir. Allah Teala bu ayette; “göklerin ve yerin dairelerinden çıkmaya gücünüz yetiyorsa haydi çıkın” diyor. Göğün dairesini ismi ne? Atmosfer. Birinci tabaka, dünyanın bir üst tabakası atmosferdir, sonda altı tabaka daha vardır. Yine Kur’an mucizelerinden bir tanesi, göğün üzerindeki yedi tabakadan bahseder. On dört asır önce, şu ayetleri, şu bilimsel ayetleri bir okusan iman edeceksin zaten ama vaktin yok. Filim izlemekten, zina yapmaktan, uyuşturucu çekmekten vakit bulamıyorsun. Bir okusan aciz kalacaksın mecbur iman edeceksin. “O göğün tabakasından çıkmaya gücünüz yeter mi?” diyor Allah Teala. Haydi yetiyorsa gücünüz çıkın atmosferden. Devam ediyor ayet; “çıkamazsınız, ancak bir imkan ile çıkabilirsiniz.” Nedir imkan? Bir teknolojik alet yaparsın, bir uzay mekiği kurarsın. Yer çekimi sisteminin verdiği güçle, fırlatma gücüyle ortadan kaldırırsın ve uzaya çıkartırsın. O kuturdan geçersin, yani o dairelerden, o çaptan çıkarsın bir üst kademeye, atmosfere çıkabilirsin. Ancak bir imkan ile çıkabilirsin, Allah Teala’ya geleceğe dair imkanların olacağına dair bu ayeti kerimede işaret ediyor. Neden Allah Teala daire diye hitap ediyor? Çünkü dünya bir daire, bir çap. Dünyanın üzerindeki gök katmanları da bir çap halinde.

EINSTEIN VE MUHYİDDİNİ ARABİ KÜRE TEORİSİ

Bakın, Einstein diyor ki: “Kainattaki her şey, kainata tabi olarak küreseldir.” Güneş yuvarlak mı? Mars yuvarlak mı? Jüpiter, Neptün, Satürn bunların tamamı yuvarlak mı? Gördüğün bütün yıldızların hepsi yuvarlak mı? Diğer galaksilere bakın. Hubble teleskobuyla galaksimizin dışına çıkıyorsun, diğer galaksilere bakıyorsun. Diğer galaksilerin tamamı da yuvarlak mı? Hepsi yuvarlak. Bunların tamamı yuvarlak da dünya düz mü olacak? Einstein da buna nispetle diyor ki: “Mükemmel olabilmesi için yuvarlak olmak zorunda.” En mükemmel şeyler kainatta yuvarlak olanlardır. Dolayısıyla yuvarlak olmak zorunda, diyor. Şimdi… Einstein’dan yedi yüz sene önce gelmiş olan bir Allah dostu, bir İslam âlimi: Muhyiddini Arabi. Fütuhat diye bir eseri var bunun. Çok meşhur bir eserdir. Daha birinci cildinde bir cümle kuruyor. Daha yedi asır önce gelmiş Einstein’dan. Sizin tabii Muhyiddini Arabi dediğimde, sizin tek bildiğiniz Diriliş dizisinde Fatiha okumasını beceremeyen o adam. Sizin bildiğiniz o. Tamam, adam rol yapmaya falan çalışıyor ama çocukluğundan itibaren Kur’an kursuna bir kere gitmemiş, belli. Onu hoca olan anlar. Kur’an kursuna gitmiş gelmiş, din öğretmiş adam anlar. Hoca olmayanlar anlamaz. “Aa bak, çok süper rol yapıyor falan.” Adam Fatiha’yı okuyamıyor. Olmuyor! İki üç hafta önce Osman dizisinin karakterine de Kur’an okuttular. Hanım dedi ki bizim: “Ya ne kadar güzel okudu.” Hatun, dedim, belli ki çocukluğundan bu yaşına kadar bir kere bile Kur’an kursuna gitmemiş. Yazık, boşa geçmiş bir ömür. Kur’an kursuna gitmiş bir adamın okuyuşu öyle olmaz. Çok çalışmış. Kesinlikle saatlerini vermiş o işe, okuyabilmek için. Ama Kur’an kursuna gitmemiş bir adam, kelimeleri, mahreçleri tam oturtamadığı belli olur. Hemen kendini belli eder. Kur’an kursuna gitmiş, ufaktan itibaren kendini geliştirmiş bir adam da okuduğu anda hemen ortaya çıkar. Bu kardeşimiz, maalesef çocukluğunda ya da gençliğinde Kur’an eğitimi almamış. Boşa geçmiş bir ömür. İnşallah bundan sonraki ömründe, o okuduğu ayetlerden bir tesir alır, ya bir Kur’an kursuna gider ya da bir sevdiği dostunu evine çağırır. Her gün yarım saat ders verse yirmi günde Kur’an’a geçer. Ve bundan sonraki sahneleri çok daha gerçekçi olur. Benim eleştirilerimden kurtulmuş olur yani en azından. Eleştirilerimden de kurtulmuş olur. Ne olursa olsun… Çıplakların oynatıldığı o televizyonlarda, o kanallarda artık İslam’ın konuşulması, İslam’ın yayılışının, dünyaya hükmedişinin konuşulması ve Kur’an ayetlerin okunması beni çok keyiflendiriyor. Allah Teâlâ devamını getirsin. (Amin) Amin. İşte kardeşler, Muhyiddini Arabi, Fütuhat’ın birinci cildi, Einstein’dan yedi yüz sene önce gelmiş. Çok iyi dinleyin bu kelimeleri. Şöyle diyor: “Allah kemal sahibidir. Kainatta kendi kemal sıfatını göstermiş, gökleri mükemmel yaratmıştır. Mükemmel şekil küredir(çaptır, oval, daire). Onun için Allah, kainatı küreler şeklinde yaratmıştır.” Bakın teleskop yok, bir şey yok. Kainatı küreler şeklinde, bütün galaksilerden bahsediyor. Bütün gezegenden bahsediyor ve Dünya’dan bahsediyor. “En mükemmel şekil kürelerdir.” diyor. “Bundan dolayı Allah kainatı küreler şeklinde yaratmıştır.” diyor. Yedi asır önce Einstein’dan. Sen buna Allah’ın dostu demeyeceksin de ne diyeceksin? Allah veli kullarına basiret verir. Onları basiretle ve ilhamla konuşturur. Yüzlerce sene önce hiçbir kitapta yazmamış olan bilgiyi yazarlar. Mesela mikrop teorisini kim bulmuştur desem size, ne dersiniz? Pasteur, Pasteur bulmuştur. Hayır! Mikrop teorisini Pasteur’den iki asır önce Akşemseddin Hazretleri bulmuştur. Maddet-ül Hayat isimli kitabında aynen şöyle diyor: “Hastalıklar, insandan insana gözle görülemeyecek kadar küçük ve canlı tohumlar vasıtasıyla bulaştırılır.” Gözle görülemeyecek kadar küçük canlı tohumlar… Bu ne? Mikrop. Pasteur’den iki asır önce kitabına bunu yazmış. Batılılar bizim Müslümanların kitaplarını araştırıyor, bunları çekiyorlar, intihal yapıyorlar, sonra biz bulduk diyorlar. Baklavayı biz bulduk diyen Yunanistanlılar gibi. Oğlum, baklava bizim, sen nereden çıktın ya? Bunu bizden başkası üretemez. Dünyada şekere bizden daha çok düşkün olan bir millet yok! Şeker, tatlı bizim işimiz. Bu yüzden yaşam standardımız, yaşam limitimiz diğer ülkelerden daha az. Şeker, yağ miktarı bizde çok daha fazla. Türkler çok severler bunu. Ama adam çıkmış, “Hayır, baklava Türklerin değil.” diyor. Dünya çapında bir tatlı ya, “Türklerin değil.” diyor. Uydurma, yalan söylüyor. Bu iş böyledir kardeşler. Kalbini ve ruhunu Allah’a verirsen, Allah seni doğru yollara çıkartır ve sana söylemen gereken şeyleri söyletir. O anda söylediğin şeyin menşei hakkında çok fazla bir bilgin olmayabilir. “Ya, bu söz nereye gidiyor acaba?” diyebilirsin. Ama yüzlerce sene sonra, insanlar bu sözleri okuduğu zaman, derler ki: “Bu sözü sen nasıl söyleyebilirsin?” İşte Kur’an ortada. İşte Akşemseddin’in kelimeleri, işte Muhyiddini Arabi’nin kelimeleri.

CEMALNUR SARGUT VE DİN TAHRİFİ!

Bir sahte hoca haberi okumam gerekiyor kardeşler. Biliyorsunuz ülkemiz sahte hocadan, sahte şeyhten geçilmiyor. Sahte peygamberler gırla gidiyor. Bir, şeyh dedikleri bir kadının sözlerini getirdim buraya. Bana dediler ki bu kadın şeyh hocam, Mevlevi şeyhi dediler. Dedim: “Kim bu?” “Cemalnur Sargut” Tasavvuf, tasavvuf, tarikat, tasavvuf, aşk, meşk, muhabbet, eriyoruz, bitiyoruz falan muhabbeti. Eee… “Kur’an-ı Kerim’i kimse anlayamadı. Biz, Kur’an’ın özünü anladık. Fetvalarımız bu yüzden aşk ehli olmayanlara garip gelebilir.” diyorlar. Aynı Kanuni zamanında yaşayan Şeyh Maşuki gibi. Şeyh Maşuki’yi bilirsiniz kardeşler. “Zina diye bir şey yok. Haram, helal diye bir şey yok, her şey serbest. Allah’ın yarattığı dünyada sınır yok, çizgi yok. Kendinizi kısıtlamayın!” Şeyh bu(!) Kanuni bunu gönderdi, sürgün yaptı. Sonra bir daha tekrar İstanbul’a gelince, âlimlere kafa tutunca; “siz Kur’an’ı okudunuz; zahirini okuyabiliyorsunuz, siz Kur’an’ın zahirini anlıyorsunuz. Biz Kur’an’ın içini, özünü anladığımız için sizle anlaşamıyoruz.” dedi. Kanuni dedi ki: “Asın bunu! Çünkü bu, İslamiyet’i yok etmek, içini boşaltmak istiyor.” Şimdi, bu gibi dini bilmeyen yahut da bilip tahrif etmek isteyen insanlar çok var. Birçok sahte şeyhi, sahte hocayı burada anlattım, bahsini yaptım. Sahte din önderlerinden bir tanesi de Cemalnur Sargut. Allahü Teala bu kardeşimize hidayet versin. (Amin) Bak, kardeşimiz diyorum. Çünkü niyetinin bozuk olmadığını, bozuk olmamasını istiyorum. Öyle inanmak istiyorum. Niyeti bozuk değil sadece cahil. İslam’ı bilmiyor. Kur’an, sünnet ve tefsir okumamış. Mevlana diyor, Mevlana diyor, Mevlana diyor ama İslam’ın hükümlerini inkâr ediyor. Mevlana kadar şeriata bağlı bir adam mı var? Kurban ol sen Mevlana’ya. Muhammed aleyhisselamın ayağının tozuna yüzümü, ayağının tozuna yüzümü sürerim, diyen bir adam Mevlana Celaleddin. Ben de çok nakil yaparım Mevlana’dan. Ama Kur’an ve sünnete uyar Mevlana. Siz, senin bu sözlerin nasıl Kur’an ve sünnete bağdaşık? Sözleri söylüyorum, çok az yorum yapacağım. Bakın! Diyor ki katıldığı televizyon programlarında; dört, beş tane sözünü getirdim buraya, kelimesi kelimesine okuyacağım. “Ben tesettürün insanın gönlünde olduğuna iman ediyorum. Tesettür gönüllerdedir. Çirkin huyların örtülmesi çok önemli.” Eee… Devam et! Devam et! Yani kalbine sen tesettürü al, günahlardan kalbini sakındırmaya çalış, çirkin huylarını temizle, başını örtmesen de olur. Ne oldu? Kur’an’ın iki tane ayeti gitti. Allah Kur’an’da kadınlara ne yapması gerektiğini, nasıl örtülmesi gerektiğini öğretiyor, emrediyor. Ama bu ablamız diyor ki: “Gerek yok. Kalpte tesettür olsun yeter.” Tıpkı Hristiyanların, “sünnet, ayetlerle İncil ayetlerinde geçen sünnet, kalbimdeki kabukları, günah kabuklarını temizle demek olduğu için biz böyle anladığımız için sünneti kaldırıyoruz.” demesi gibi. Hristiyanlarda da sünnet var, Yahudilerde de var, biz Müslümanlarda da var. Ama Hristiyanlar sünneti kaldırdı. Nasıl kaldırdı? “Oradaki ayeti siz doğru anlamadınız.” dediler, “kalpten günahları kaldırmak anlamına gelir.” dediler ve sünneti kaldırdılar. Aynen bunun gibi. Açık ayetleri tahrif ediyor. Böyle iş olur mu? Yani sen Aişe anamızdan, Fatıma anamızdan, Hatice anamızdan daha iyi mi anladın bu Kur’an’ı? Onların hepsi örtünüyordu. Onların kalbi seninkinden daha mı kirli, abla? Allah aşkına yapma, şu ayetleri inkâr etme. Başka bir sözü: “Dinler arasında çok bir fark yoktur. Ama biz hepsini kucaklıyoruz.” Dinler arasında fark yok mu? Ya benim peygamberim Lut aleyhisselama, “kızlarıyla zina yaptı.” diyor ya. Benim Allah’ımın yanına iki Allah daha koyuyor Hristiyan. Hristiyanlık inancının temeli üç tane tanrıya inanmaktır. İki olmaz, üç olacak. Baba, oğul İsa, karısı Meryem. Üç tane tanrıya inanmazsan Hristiyan olamazsın, cennete giremezsin. Onların akidesi bu. Şimdi ben nasıl bu adamla aynı olabilirim ya? Nasıl olabilirim? Kur’an, şirk ve tevhidi ayıran yüzlerce ayet ile dolu. Hiç mi okumadın abla? Hiç mi okumadın ya? Nasıl bir fark yok. Başka bir sözü: Yahudi komşusuna şunları söylüyormuş: Şimdi Yahudi’ye diyor ki: “Benim için sen birçok kişiden daha Müslümansın. Ben buna şehadet ederim öbür âlemde. Yani insanları kesinlikle kategorize etmemek lazım.” Yahudi’ye diyor ki, İki tane Allah var diyen Yahudi’ye: “Bana göre” diyor “sen,” -bir, iki güzel ahlakını görmüş- “birçok Müslümandan daha Müslümansın. Ahirette de ben senin Müslümanlığına şahitlik edeceğim.” diyor. Ablacım ahirette sana kim şahitlik etsin ya, sana kim şahitlik etsin? Bu kadar kolay mı bu iş? Allah Kur’an’da Yahudi ve Hristiyanları tarif ederken; farklı farklı ayetlerden alıntılar yapıyım: “Onlar zalimlerin ta kendileridir.” “Onlar kâfirlerin ta kendileridir.” “Onlar müşriklerin ta kendileridir.” “Benim ve sizin düşmanınız olan Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin.” Benim düşmanım, sizin düşmanınız. Yahudi ve Hristiyanlar hakkında bunları söylüyor. Sen de diyorsun ki: “Aramızda pek bir fark yok.” Bu cümleler, Fetö cümleleridir. Fetö’yü nereye gömdüğümüzü gördün abla. Rica ediyorum aynı yola girme, tövbe et. Tövbe et! Başka bir söz: “Buda’yı çok severim.” Şeker abla ayy. Buda’yı, Buda kim? Kel, şişman bir tanrı. Tanrı! Allah’ın karşısına başka bir tanrı. “Ben Buda’yı çok severim.” diyor. Allah’tan kork ya. Şirkle alakalı, müşriklerle alakalı Allah’ımızın kullandığı tabirleri şu kitapta hiç okumadın mı? Neler söylüyor? Hiç mi korkmuyorsun? Yani bu cehennem tehditlerinden hiç mi korkmuyorsun? Buda’yı nasıl seversin? Allah’ı sevdiğini iddia eden bir insan, aşık olduğunu iddia ediyorsun. Nasıl olur da Allah’ın karşısında ilahlık iddia eden başka bir varlığı, yaratılmış bir kulu Allah diye sevebilirsin? Bu nasıl olabilir? Başka bir söz: “Puta tapanların taşa tapmaları mümkün mü? Hayır. Aslında onlar o taştaki hakikate yani her yerden tecelli eden Allah’a tapıyorlar.” Vay be. “Bunu anladığımız zaman aramızdaki bütün farklılıklar ortadan kalkıyor Gülben Hanım.” Bir tane kadının karşısına geçmiş. O soru soruyor, o da bunları anlatıyor. “Aramızdaki bütün farklar kalkar. Puta tapan insanlara baktığınız zaman, o Hinduları gördüğünüz zaman insanların ayaklarına secde ediyor ayaklarını öpüyor. Onlar aslında o insana secde etmiyor. Onlar o insandan tecelli eden Allah’a secde ediyor.” diyor. “Bir ineğe secde edip ineğin pisliğiyle üstünü silen, kendisini bereketleyen bir Hindu, aslında Allah ona tecelli ediyor. Hürmetini Allah’a gösteriyor.” diyor. “Bir fil heykeline secde eden bir adam gördüm Gülben Hanım. Ben böyle bir hürmet böyle bir aşk görmedim utandım kendimden.” diyor. Bir de anlatıyor böyle bir, bir acındırma, bir ajitasyon falan… “Ben böyle bir aşk görmedim. Bu, bu o filin içindeki ruha aşık.” diyor “ona tapıyor.” diyor. Ya filin içinde ruh falan yok! Yok, elektrik bile yok. Heykel bu. Sizdeki bu heykel aşkını ben anlamıyorum ya. Anlamıyorum arkadaş. Heykellere tapanlarla Müslümanları yan yana getiriyorsun ablacım. Allah’tan kork ya. Allah’tan kork! Nasıl getirdin bunları? Aramızdaki farklılıkları ortadan kalk… Aramızdaki farkları Allah koymuş. Allah insanları sınıflamıştır. Üç sınıfa ayırmış: Müminler, müşrikler, münafıklar. Allah bizi kategorize etmiş, üçe bölmüş bütün insanları. Müminler, iman edenler yani biz elhamdülillah. Tam karşımızda müşrikler var, Allah’a eş koşanlar. Yahudiler, Hristiyanlar, Putperestler. Bir de ortada olanlar var. Bizim kuvvetli olduğumuz zaman yanımıza gelenler, bizden gibi görünenler; onlar kuvvetli olduğunda onların yanına gidenler. Bunlara münafık denir. Üç sınıf. Allah bizi ayırmış sen nasıl birleştirmeye çalışıyorsun? Bu cümleler hep Fetö cümleleri. Bunların hocası da Amerika’dan aynı şeyleri söylüyor. “Hristiyanlar, ülkenizi fethetmesi kötü bir şey değil. Haçlıların ülkenize girmesi kötü bir şey değil. Onlar sizin karınıza, kızınıza, namusunuza ilişmez, camilerinize dokunmazlar.” Dedi mi demedi mi o çirkin adam? Dedi. Kayıtları hâlâ, videoları hâlâ var. “İlişmezler.” Vallahi senin kadar büyük bir yalancı görmedim. Hiç görmedim. Bir tane daha cümlesi var onu da okuyayım hem kapatalım. “Haçın manasını Kur’an yazıyor.” Şimdi, kiliseye gitmiş, papaz demiş ki: “Haç hakkında sizin kitapta bir şey var mı?” Haç, biliyorsunuz Hristiyanlarda bir t vardır. Türkçe’de küçük t. Hristiyanların haç işaretidir. “Kur’an’ınızda haç hakkında bir bilgi var mı?” diyor bu kadına. Şimdi kadın da diyor ki ona: “Haçın manasını Kur’an yazıyor. Hazreti Allah, Hazreti İsa’ya diyor ki: “Ya İsa, o kadar güzelleş ki namaz kıl ve zekât ver.” Şimdi düşünürseniz namaz, Allah ile birebir konuştuğunuz dikey bir ibadet.” Namaz dikey bir ibadet. “Namaz kılınca çok güzelleştiğinizden o hâlinizi, o güzelliğinizi etrafa da aktarıyorsunuz.” Devam ediyor. Ya bu kadar uydurmak olur ya, bu kadar uydurmak. Sen hangi fantezide yaşıyorsun? Yüzüklerin Efendisi değil bu ya. Şimdi… “O güzelliği etrafa aktarıyorsunuz, buna da zekât deniyor. Bu da dikey bir ibadet.” Zekât da etrafa aktardığın zaman dikey bir ibadet. “İşte haç, İsa’nın yatay ve dikey ibadetleri birleştirmesinden ibaret.” diyor. Allah aşkına böyle bir uydurmayı ben hayatımda ilk defa duydum. Kur’an’da böyle bir şey yok. Aksine Kur’an’ın bize prototip olarak verdiği peygamber Muhammed Aleyhisselam. Sahabiler diyor ki: “Ey Allah’ın Resulü bu Hristiyan papazların boynunda bir işaret var. Nedir bu işaret?” Görmemişler daha önce. Muhammed aleyhisselam diyor ki: “O bir puttur.” Put ne demektir? İlahtır, ilah… Hristiyanların ilahı, göğüslerinde tam burda. Ve sen bunu güzellemek için allıyorsun, pulluyorsun çeşitli fanteziler uyduruyorsun, allıyorsun Kur’an’ın içine koyuyorsun abla. Allahü Teala bu Cemalnur Sargut kardeşimize hidayet versin. (Amin) Vallahi ben gidişatı hiç iyi görmedim. Bana iki tane video attılar. Sözlerini de attılar. Hidayeti için ben dua ettim yatsı namazından sonra sizde dua edin kardeşler. Allah bu insanı, bu sapkın görüşlerinden kurtarsın. (Amin) Diyalogculuk fitnesinden kurtarsın. On dört asırlık İslam’a, ehlisünnet vel cemaate döndürsün. (Amin) Yani Kur’an’ı, Muhammed aleyhisselamın ve sahabilerinin anladığı gibi anlayanlar. Ehlisünnet vel cemaat bu demektir. Bunların dışındakiler: “Bana göre” “Tamam peygamber ve sahabisi öyle anlamış ama ben başka anlıyorum.” Seni kimsin oğlum? Sen kimsin ya?

İnsanlar sana eziyet veriyorsa bunu yap?

Herhangi bir zaman içinde; muhakkak bu dünya sınav yurdudur, imtihan yurdudur. Başımıza herhangi bir sınav, herhangi bir imtihan geldiğinde hemen İmam Şarani Hazretleri’nin şu sözünü aklımıza getireceğiz kardeşler. Bakın, İmam diyor ki: “Biri sana eziyet verince önce senin ALLAH’a karşı bir suç işleyip işlemediğine bak.” İnsanların içindeyiz, insanlarla mütaala ediyoruz, devamlı onlarla haşır neşiriz. İnsanların bazılarının eziyetleri, sıkıntıları bize dokunuyor mu? Dokunuyor. Bazen kendi işini görmek isterken bize eziyet verebiliyorlar, dokunuyorlar. Herhangi bir kuldan sana bir eziyet geldiği zaman, diyor ALLAH’a karşı bir suç işledin mi, işlemedin mi? Kendini çek et! Suçu hemen o adama atma! Bende bir sorun oldu mu acaba? RABBİME karşı bir edepsizlik yaptım mı? Suçu kendinde bul. “Sende ki kusur yüzünden musibete uğradığını düşün. Derhal tövbe ve istiğfar et!” diyor İmam-ı Şarani. Başıma bir sıkıntı geldiği anda; muhakkak bende bir sorun oldu, bende bir kusur vusule geldi. Bu sıkıntıyı ALLAH benim başıma bundan verdi, diyor. ALLAH dostlarından bir tanesi ne zaman hanımıyla kavga etse: “Hatun muhakkak ben bir yanlış yaptım ALLAH’ıma. Ya birinin kul hakkına girdim ya bir günah işledim. Bu gün bana karşı böyle öfkeli olmanın ve huzursuzluk çıkartmanın sebebi benim günahımdır.” der, hanımını sustururmuş. Bizim erkekler nasıl susturuyor hanımını? O bağırıyor, bu daha fazla bağırıyor. Kimin sesi yüksek çıkarsa o haklıdır. Böyle bir şey yok. Hatununda, hanımında bir kusur, bir başının etini yeme olayı işittiğin anda… Üstüne mi geliyor? Bazen sen öfkeli olursun, bazen o. Birbirimizi idare etmemiz lazım. Ama o akşam eve bir gittin öfkelenmiş. Annesiyle tartışmış, babasıyla tartışmış, kız kardeşiyle atışmışlar. Sosyal medyadan birisi buna laf sokmuş. Halasının kızı, teyzesinin kızı laf sokmuş buna. Orada kafayı takmış. Şimdi birisine giydirmesi lazım, birisine sarması lazım. Kim bunun kum torbası, bu kadının kum torbası kim? Takvalı derviş. “Benim kocam akşam eve geldiğinde, zaten bütün enerjisi gün içinde işte bittiği için, bana karşı ağzını açamıyor. Melek gibi koca verdi ALLAH bana. Ben ne söylersem söyleyeyim cevap vermiyor.” Diyor, kadın kocanın üstüne baskı yapıyor. İşkence yapıyor sözle, sözlü işkence yapıyor. Koca ne yapacak hemen? “Burada bende bir sorun var. Hatunda değil bende bir sorun var. Muhakkak bir günah işlemişimdir. ALLAH’ım sen günahlarımı affet.” diyecek ve olayı kendisine çevirecek. Ki hatunun da bir suç bulmamış olsun.