30 YAŞINA GELDİYSEN DİKKAT ET!

Maalesef biz Müslümanlar’da bu gözünü dikme olayı, etraftaki insanlara gözünü dikme olayı, onların sahip olduğu malların sanki hiç elinden gitmeyecekmiş düşüncesi… Halbuki sen nasıl öleceksen, o da ölecek. O sütlaç yiyor, sen güllaç yiyorsun. O baklava yiyor, sen irmik helvası yiyorsun. İkiniz de tatlı yiyor musunuz kardeş? Tatlı yiyorsunuz. Ama ikiniz de ne tatlısı yerseniz yiyin, nerede yatarsanız yatın, eninde sonunda o kabre gireceksiniz. Kabre girdiğin zaman kefenim şu markadan, şu özel markadan, şu kadar para falan diyen adam yoktur. Bütün kefenler aynıdır. Hepsi aynıdır, hiçbir farkı yok. İnsanlardan bazıları da, sanki çok daha uzun bir yaşam yaşayacakmış gibi… Ben bugüne kadar 30 senemi geçirdim, 30 yaşına geldim. Artık önümde daha bir otuz sene daha var. Nasıl geçip gittiğini pek bilmiyorum, çok hızlı geçti ama bundan sonraki otuz sene bu kadar hızlı geçmeyecek, diyorlar. Vallahi burada kendi kendilerini kandırıyorlar. Çünkü hayatının ilk dönemi, tepeye çıkış, daha ağır oldu. İlk dönemi yani otuz yıl tepeye çıkış, ağır oldu. Tepeden inişin çok daha hızlı olacak. Hayatımız iki dönemdir. Bir; tepeye çıkış, ilk yarısı, bu daha ağır olur. Tepeden aşağı iniş, yaptığın şeyler çok birbirine benzediği için çok daha hızlı olacak. Ölüme yakınlığın, bu zamana gelinceye kadar ki hayatından çok daha hızlı olacak kardeşim, bunu unutma. Bir tepeye çıkarken mi daha çok zaman harcarsın, inerken mi daha çok zaman harcarsın? İnmek daha kolaydır değil mi? Tepeden aşağı iniş daha kolaydır. Hayatın da böyle. Bundan sonra önünde kalan, kağıt üstünde bir otuz senen daha var ya, otuz yaşındaki Müslüman kardeşim! Bu, geçtiğin dönemden çok daha hızlı geçecek haberin olsun, kendini buna hazırla. Ve sakın ola, ölmeyecekmişim hissiyatına kapılma. Ben bundan sonra kesinlikle hastalanmayacağım diyebilecek bir adam var mı aranızda? Ben hastalanmam kardeş. Bizim kitabımızda hastalık yok. Oğlum, Firavun musun sen ya? Hastalanmayan bir adam vardı: Firavun. Peygamberler bile hastalandı. En büyük kâfirler bile, Nemrut bile hastalandı. Allah firavuna hastalık vermedi, onu öyle sınav etti. Bir ibret olsun diye. Hastalık vermediği zaman o dedi ki: “Ben Allah’ım, ancak Allah hastalanmaz. Ben Allah’ım” Dedi. Olsa olsa benim o, başka birisi olmaz, dedi. Allah, bazılarına nimet verdiği saman şımarır, geldiği yeri unutur. Geldiğin yeri unuttuğun zaman Allah seni helak eder. Önce evladını aldı bir kere. Bir adama verilecek en büyük acı, evladını çekip almaktır. Önce Firavun’un evladını çekip aldı. Ondan sonra Firavun’un canını aldı. Biliyorsunuz, Musa Aleyhisselam’ın peşinde giderken… Bu başına gelecek, hastalık başına gelecek. Kardeşim hastalık başına gelecek diyorum vurmaya başladı bak. Allah aşkına onu daralt. Rüzgârın açısını daralt. Ha, tamam kardeşim, kapatmana gerek yok, öyle kalsın. Arada bize pöfür pöfür gelsin o.

Allah, neden fakirlere yardım etmiyor?

İşte olay bu. Allah, o insanı bize burada anlatıyor: “Biz ne zaman o insana bir musibet versek, bir sınav versek… ‘Mâbtelâhu rabbuhu fe ekramehu ve na’amehu’ ona bir ikramda bulunsak.” Allah’ın ikramları ne kardeşler? Çalışıyorken her zaman rutin bir geliri varken hiç hesabında olmayan iki tane müşteri gönderir, hiç planında olmayan iki tane müşteri gönderir. O ay elinde normalin dört misli para olur. Bak, bu Allah’ın bir ikramıdır. Doktorlara gitmişsindir hanımınla beraber 4 yıllık evlisin çocuğunun olmasını istiyorsun, Allah vermiyor. On tane doktora gidiyorsun, para akıtıyorsun; Allah vermiyor. Sonra bir Kadir Gecesi dua ediyorsun Allah Teâlâ’ya; Allah, 2 ay sonra hanımını hamile bırakıyor. Bu nedir? İkram, “Fe ekramehu” biz ona bir ikramda bulunursak. Hiç hesabında yoktu, Allah ona bir ikramda bulundu. “Ve na’amehu” biz onu nimetlendirirsek, ne zaman onu bir ikramla ve nimetle sınarsak. Allah’ın sınavları iki türlüdür: Bir musibetle sınar, belayla sınar. “Sizi bazen bela ile sınarız, bazen nimetlerle sınarız.” bu başka bir ayettir. İki türlü sınama var kardeşler. Kulların tamamı neyle sınanmak istiyor? “Ben nimetlerle sınanmak istiyorum, belayla sınanmak istemiyorum.” Ama okulda derse girdiğinde öğretmenine, “Ben şu, şu, şu dallardan sual edilmek istiyorum.” diyemiyorsun. “Beni sadece şu derslerden, iyi olduğum şu kısımlardan soru sorun, sınav edin hocam.” diyemiyorsun değil mi kardeşim? Sınav sorularını kim belirliyor? Öğretmen belirliyor. Seni Dünyaya gönderen Allah Teâlâ sınav sorularını belirler. Kimi nereden sınav edeceğini nimetle mi, bela ile mi ? O bilir. Kim derse “Ben çok nimetle sınav edilmek istiyorum ve bunu kesinlikle başaracağıma inanıyorum. Ben kesin galip gelirim.” yanılıyorsun, aldanıyorsun. Musa Aleyhisselam zamanında bir adam vardı, çok fakirdi. Allah’ın peygamberini, bir yere doğru giderken onu gördü dedi ki: “Ben çok fakirim ey Allah’ın peygamberi!” Övgüler ve selam Musa Aleyhisselam’a olsun. Benim için Rabbinle görüştüğünde; sen çok onunla konuşuyorsun, görüşüyorsun. Rabbinin huzurunda benim ismimi zikredip, dua edersen biliyorum ki Allah beni hemen zengin edecek. Ve ben sana söz veriyorum, zengin olduğum anda çok hayırlı ve salih bir kul olacağım. Fakirlik canıma yetti! Lütfen rabbinle görüştüğünde bana dua et. Ama zenginlik için. Musa Aleyhisselam: “Tamam.” diyor. Allah Teâlâ ile görüşmesinde bu kişinin de, bu fakir kişinin de, ismini zikrediyor. Allah hemen kapılar açıyor. “Hiç ummadığınız yerden rızık kapıları açar.” ayetini unutmayın. “Eğer Allah’tan hakkıyla korkarsanız hiç ummadığınız yerden size rızık kapıları açar.” (Talâk Suresi 3. Ayet ) Hiç hesabında yok. Tak, tak, tak bir anda zengin olursun, bir anda! İlkokul bitirmemiş, bu ülkede ilkokul bitirmemiş binlerce zengin var. Daha İlkokul bitirmemiş Bir yazı versen yazıyı 10 dakikada okur, 1 sayfa yazıyı. Ama Allah verdi mi zenginliği, en cahil adama verir. Onu zenginleştirecek aklı verir önce. Bir adamı zenginleştirmek istediği zaman önce akıl verir. Doğru hamleleri yaptırır, içine o işi zorlar. “Bu işe gir, bu işe gir, bu işe gir.” ve adam o işe girer ve zengin olur. Bu fakir nasıl zengin oldu? Bir dua ile Allah Teâlâ bu fakiri zengin ediyor. Bir kaç gün sonra Musa Aleyhisselam bir bakıyor; bu fakiri -dua ettiği fakiri- ellerinden bağlamışlar, halk bunu karşısına almış taş atıyor. Mahkemeye çıkarılmış, taşlanıyor. Musa Aleyhisselam diyor ki: “Kim bu adam, ne oldu bu adama?” Biliyor o adama dua ettiğini. “Ne oldu, neden bu adamı taşlıyorlar, neden bu adam halk küfür ediyor hakaret ediyor ?” -Bu adam zengin, ahalinin zengin bir adamı, çok kısa zaman içerisinde zengin oldu ve kibirlendi. İçki içti ve bir adamı öldürdüğü için cezalandırıldı, kısas uygulanacak ve öldürülecek. Halk o yüzden tükürüyor ve hakaret ediyor bu adama, dedi Musa Aleyhisselam bu olayı görünce Allahu Teâlâ’dan utandı ve şöyle dedi: “Allah’ım beni affet!” “Kime zenginlik vereceğini sen bilirsin, kime fakirlik vereceğini ve fakirlikle sınayacağını sen bilirsin.” “Beni affet! Ben, senin murad etmediğin bir şeyi senin bilginin önüne geçerek senden istedim.” Allahü Teâlâ bu adamı fakirlikle sınav etmeyi diledi ve çünkü biliyordu ki bu adama zenginlik verdiği anda sapıtacak. Kur’an Ayetini hatırlayın. Mevlâ Teâlâ hazretleri ne buyuruyor? “Allah insanların tamamına bol rızık verseydi, o insanların hepsi azardı.” Demiyor musunuz şunu? “Ya niye Allah bütün dünyayı zengin yapmadı?” ayet açık Şuarâ suresi ayetidir. “Allah insanların tamamına bol rızık verseydi, insanlar azardı.” İki tane örnek vereceğim, bu kitabın anlattığı iki örnek: En bol rızık verdiği iki adam, ikisi de “Ben Allahım!” dedi. Kim bunlar ? Firavun, Nemrut. Nemrut önce Firavun sonra geldi. İkisininde ortak kelimesi ne? “Ne Allah’ı ne İlahı ya ben Allah’ım. Senin Allah’ın benim!” dedi. Peygamberlerine, biri İbrahim Aleyhisselam’a posta koydu, biri Musa Aleyhisselam’a posta koydu. “Ne Allah’ı? Ben de yaratırım, ben de öldürürüm, ben de diriltirim!” dedi. En bol rızık verdiği iki adam burada dünyaya hakim oldular. Nemrut da Firavun da dünyaya hakim oldu. Sonuçları ne oldu? Sapıtıyorsun işte bak gör! Örnek ortada. Bu Kur’an hikaye kitabı değil. Örnek ortada! Kibirlendiler, gururlandılar. “Dünyanın en büyük ordusu bize ait, dünyanın en büyük servetleri bize ait. Allah biziz her hâlde başka Allah olamaz, biziz her hâlde.” dediler. Peygamberlerine posta koydular. Allahü Teâlâ ikisini de helak etti.

Evreni yaratmadan önce Allah ne yapıyordu?

“Elem yeku nutfeten” Az bir su… O, az bir su. İnsan az bir sudur. “min meneyyin yumnâ” Akıp giden bir meniden, az bir su değil midir o insan? (Kıyâme Suresi 37. Ayet) Akıp giden bir meniden… Allah-u Teala kibirlenmemiz için; insanlığımızı, kulluğumuzu, köleliğimizi unutmamamız için bize nereden geldiğimizi hatırlatıyor. Az bir su değil midir o? Akıp giden, düşüp giden bir meniden gelen az bir su değil midir? Meni nedir kardeşler? Necistir, pistir. Bir adamın üzerinde biraz meni olsa o adamın kıldığı namaz geçerli olmaz. Halifemiz Ömer radiyallahu anh iki vakit namaz kıldı. Sonra elbisesine bir baktı bir parça meni var. Hemen gitti elbisesini temizledi, başka bir elbise giydi. Peşinden o kıldığı iki vakit namazı belki bununla beraber kılmışımdır diye iade etti. Bu pislikle kılınan namaz geçerli olmuyor. Buna necaset deniyor. Hadesten taharet; bedende bir necislik varsa temizlenmek, abdest almak, cunüpsen gusül abdesti almak. Namazın şartlarından bir tanesidir. İki: necasetten taharet. Elbisede bir temizlik varsa ya da namaz kılacağın bir yerde pislik varsa burada kıldığın namaz da geçerli olmuyor. Bu pisliği temizlemen gerekiyor. İslam’da temizlik ibadetten önce geliyor. Bu şartları iyi bilmemiz lazım kardeşler. İşte, Allah’ımız diyor ki; gururlanmayın, nereden geldiğinizi ben size söylüyorum. Akıp giden pis bir su… Ve bu su nereden geliyor? Erkeğin idrar kanalından. İdrar kanalı… İdrar kanalı nedir kardeşler? Pislik, necis. Sen bu necis kanaldan geliyorsun. Sen kime kafa tutuyorsun ya? Firavun geldi; üç yüz, dört yüz sene yaşadı. Başı bile ağrımadı. “Ben senin yüce Rabbinim” dedi Musa Aleyhisselam’a. “ene rabbukumu-l-a’lâ” (Nâzi’ât Suresi 24. Ayet) “Ben senin en yüce Rabbinim. O senin Allah’ın , O benden ufak kalır.” Haşa ve kella. Bu insan, bu. Allah’ımız insanın ilahlık taslayamayacağını bildirmek için bize hangi ayeti söyledi? Meryem ve İsa’dan bahsettiği tek bir ayettir. “Meryem de İsa da yemek yerlerdi.” Bakın bu bir ayettir. Ne alakası var yani? İnsan yemek yer zaten. Allah neden bunu söyleme ihtiyacı hissediyor? Bunu neden sana söylüyor, biliyor musun? İsa’ya ve Meryem’e, Allah o ikisinden razı olsun, Tanrı diyen Hristiyanlardan, onlara hitap ettikten sonra diyor ki “Meryem de İsa da yemek yerlerdi. ” Bir insan yemek yediği zaman nereye gitmek zorunda? Tuvalete gitmek zorunda. Tuvalete gidenden ilah olur mu? Olmaz… Olmaz. O, kocaman sarayda yaşayan Pensilvanyalı kardinal tuvalete gitmek zorunda mı? “Ben öfkelendiğim zaman bir yerde şimşekler çakıyorsa anlayın ki ben öfkelendim.” diyen kardinal, yemek yemek zorunda mı? Zorunda. Uyumak zorunda mı? Zorunda… Zorundaysa ihtiyaçları var demektir. İhtiyacı olan birisi ilah olamaz. Bakın, Allah’ımızın verdiği çok basit misaller bunlar. Bu misalleri nefsine devamlı olarak telkin edeceksin, teskin edeceksin. Bak sen arada böyle gururlanıyorsun, kibirleniyorsun falan.”O bana muhtaç, bu bana muhtaç.” diyorsun ama sen şunu unutma: Allah hiçbirimize muhtaç değil. Bu kadar basit. Bak daha biz yoktuk, Allah cinleri yarattı. İstediği anda, istediği şeyi yaratabiliyor. Önce melekleri yarattı. “Ben övülmek istiyorum.” Allah dedi ki: “Ben zikredilmek istiyorum, övülmek istiyorum.” Tek başına kainatın sahibiyim. Hiçbir şey yok. Ben yaratmaya başlayayım, dedi Allah. Hiçbir şey yokken Allah kendi kendini tenzih ediyordu. Sonra bilinmek, tanınmak istedi. Zikredilmek, övülmek istedi. Övülmeyi Allah’tan daha çok seven kimse yoktur. Övülmeyi… Bakın, bütün insanlar övülmeyi sever. Bir adam bir kitap çıkarttığı zaman, bir adam birilerinin hidayetine vesile olduğu zaman ondan bahsetmek ve övülmeyi sever. Bu insani vasıflardandır, hoşuna gider. Ama övülmeyi haddinden fazlaya çıkarttığın zaman Allah ile yan yana gelirsin. Ne kadar çok övülmeyi seversen sev bil ki Allah senden daha çok seviyor. Ne kadar kıskanç olursan ol bil ki Allah senden daha kıskanç… Kullarının kendisinden başka hiçbir şeye ibadet etmesinden razı olmaz. O’ndan daha kıskanç kimse yoktur. Kimse… Şimdi… O Allah yemek yemiyor, uyumuyor, tuvalete gitmiyor. Tek başına var, hiçbir şey yok. Hiçbir şeye de muhtaç da değil. Ama sadece övülmeyi istiyor. Tanınmayı, bilinmeyi istiyor. İlk kimi yarattı? İlk, Muhammed aleyhisselamın nurunu yarattı. Muhammed aleyhisselamın nurundan suyu yarattı. Su… Allah ilk olarak suyu yarattı. Sudan sonra arşı yarattı. Suyu dondurdu ve arşı yarattı. Sonra kürsüyü yarattı. Sonra levh-i mahfuzu yarattı. Sonra kalemi yarattı ve “Kıyamete kadar yazılması gereken her şeyi yaz.” dedi. Şu, şu, şu olacak; bu, bu, bu olacak. Şu adamın şu kadar torunu olacak. Şu adamın soyu burada kesilecek. Kıyamete kadar olacak olan her şeyi Allah’ımız kaleme söyledi ve yaz dedi. Ondan sonra neyi yarattı? Canlı… Zikredilmek istedi ve melekleri yarattı. Meleklerin her birine bazı görevler verdi. Kimisi Subhanallah diye zikretti, kimisi Elhamdülillah diye kıyamete kadar bu zikirler devam eder. Kimisi Allahuekber diye zikretti. Kimisi rükuda durdu, kimisi secdede durdu. Kimisi kıyamete kadar kıraatte. Ayakta Kur’an okuyor. Devamlı Kur’an’ı hatmediyor. Sonra… Hayvanları yarattı. Dedi ki, akılsız bir şey yaratayım. Ben şimdi akıllı bir varlık yarattım. Nefis koymadım içine. Sınav etmedim onu. Bir de dedi, hayvan yaratayım. Akılsız, nefsi var. İhtiyaçlarını karşılıyor, devamlı zevk peşinde. Hayvanları yarattı. Hayvanlar da vazifelerini yapıyor. Daimi surette insanlara hizmetteler. Devamlı Allah’ı zikrediyorlar. Sonra kimi yarattı? Cinleri yarattı. Bak, daha insan yok. Allah sana muhtaç değil, bana muhtaç değil. Daha biz yokuz. Sonra cinleri yarattı. Cinlerden sonra da dedi, bir de insanları yaratayım. Cinler birbirlerini kestiler, öldürdüler. Sınavı kaybettiler. Bir de daha kaliteli bir ırk yaratayım. Eşref-i mahlukat…Yaratılmışların en şereflisini yaratayım. Hem akıl olsun hem nefis olsun hem ruh olsun ve seçimler yapsın. Kalitesini göstersin. Çalışmalarıyla, seçimleriyle peygamberlik makamına kadar yükselebilsin. Peygamberliğin bir altında sıddık olabilir insan. Kalitesizliğiyle, çürüklüğüyle, bayağılığıyla, aşağılıklığıyla siccine kadar en dibe, en aşağıya kadar, hayvandan daha aşağıya kadar esfel-i safiline kadar insin. Seçimleri kendisi yapsın. İşte Allah bunu murad etti ve bütün insanlığı yarttı. Nice peygamberler göçüp gittiler, Allah’ın dini ayakta. Nice alimler göçüp gittiler Allah’ın dini ayakta. Kıyamete kadar koruyacağını vadediyor. Kuran’dan bir vaad daha söyleyeyim. “Allah senin dinini bütün dinlere üstün kılacaktır. ” Bu Allah’ın vaadidir, ayettir.. Bu ayet-i kerimeden dolayı bütün tefsir alimleri bu ayetin tefsirinde ne diyorlar? Kıyametten önce muhakkak İslam bütün dünyaya hakim olacak. Onu müminler görecekler. Çünkü bu Allah’ın vaadidir. Bütün vaadleri yerine geldiği gibi İslam’ın bütün dünyaya hakim olduğu günü de sen ister çalış ister çalışma, ister sohbete gel ister gelme, ister kitap oku ister okuma, İster namaz kıl ister kılma… Allah’a verebileceğin hiçbir şey yok. Allah bu dini hakim kılacak. Durum buyken sen kimsin ki kendinle övünüyorsun, ben olmasam bu Zeytinburnu’ndaki tüm insanların tamamı sapıtır diyorsun? “Bu hocayı bulamazsa bu Zeytinburnu, bu hocanın kıymetini bilmezse Zeytinburnu kafir gider.” diyorsun. Böyle diyen Vehhabi, Seleficiler var. Allah bunlara hidayet versin. “Bütün Zeytinburnu kafir, biz burada yirmi kişi Vehhabiler Müslüman kaldık.” Koca Zeytinburnu’nda, bir milyonluk Zeytinburnu yirmi kişi Müslüman kalmışlar(!) Allah’ım sen bu insanları kurtar Ya Rabbi. Amin. Dinini İngiltere’den öğrenirsen, İngilizlerden öğrenirsen işte böyle olursun. Muhammed aleyhisselam sahih hadislerinde buyuruyor ki: “Ümmetim dalalet üzerine birleşmez.” “Siz ümmetimin büyük kalabalığına uyun, sapıtmazsınız.” “Allah’ın kudret eli cemaatin üzerindedir.Cemaatten ayrılmayın. ” Bu hadis-i şerifler bizi kalabalık, ümmetin kalabalığı nerede? Doğru yol orası. Bugün ümmetin %80’i dört hak mezhebe tabiidir. İşte basit, ölçü çok basit. İngiliz ordusu, İngiltere ordusu reklam filmi yapmış. İngiliz askerleri, İngiliz halkı, genç nüfusu azaldığı için, soyları kuruduğu için hangi nüfusa ihtiyaçları var şimdi? Müslüman nüfusa… Ne yapmışlar reklam filminde biliyor musunuz? Müslüman asker miğferi çıkartıyor, takkeyi takıyor. Allahu Ekber diyor komutanların arasında. Komutanlar da çok saygı duyar bir vaziyette Müslüman askeri izliyorlar böyle. Aaa bak bizim ordumuzda, tamam üç Tanrıcıyız, kafiriz, müşriğiz falan ama bizim ordumuzda Müslümanlar gelip askerlik yapabilir. Müslümanlara yapacağımız soykırımda bize destek olun. Bütün dünyaya üç Tanrı akidesini sevketmek için bize destek olun. Namazınızı kılabilirsiniz, serbest. “Bunu yapabilecek olan adam bulamazlar hocam!” Vallahi çok adam var, çok gerizekalı Müslüman var. Çok ahmak Müslüman var. FETÖ olayı patladı, darbeyi savuşturduk. Başımızdaki adamlar dediler ki: “Bunlar nereden baksan yirmi bin otuz bindir.” Şu anda rakam kaç biliyor musunuz? Dört yüz bin! Bunlar sadece sevenleri falan dışarıdaki adamlardan bahsetmiyorum. Sadece dava açılmış olan insan… Dört yüz bin insana dava açılmış. Bu adamlar kandırılmış, aldatılmış. Üç Tanrı inancını Türkiye’de yaymak için Amerika’nın Tanrılığını kabul etmiş adamlar. Başlarındaki sahte peygambere tabii oldular ve Amerika’nın Tanrılığını Türkiye’ye getirip bizi işgal edeceklerdi. Dört yüz bin asker buldu bu adamlar ya! FBI, CIA bunlarla kanki, kanka bunlarla. Nasıl Müslümanları katlederiz, nasıl tankın altına annesiyle çocuğunu alır öldürürüz? Plan bu, hesap bu… Allah tuzaklarını başlarına geçirdi. Ne kadar kuvvetleri olursa olsun Allah rezil etti. Rezil etti, Allah’ım sana şükürler olsun. O kara gecede Rabbim bizi kuvvetlendirdi, güçlendirdi ve onlara karşı tahakküm etti. O akşam bütün milletin gözünde bir tek şey gördüm. Vallahi en zayıf adamın bile gözünde ölüm korkusu sıfırdı. En zayıf adam… Adam meyhanede içen bir adam, her akşam içiyor. Haftada bir cumaya gidiyor. Bu zayıf Müslüman demektir, fasıktır, günah işliyor. Ama ben Müslümanım, diyor. Kurtulamıyorum bu işten. Bu adamın bile gözünde ölüm korkusu gitmiş, köprüde en ön safta kurşun yiyor. Ölürsem şehidim, diyor. Şehit olur mu? Vallahi vatanı savunmak için gidiyorsa şehittir. Niteyinde varsa “Arkadaşım bana bir şişe alacağını söyledi.” falan varsa bu adamdan anca fetvasını da vereyim, niyazi olur. Başka bir şey olmaz yani. Arkadaşım bana vaad etti hocam, bir şişe bana senden yeter ki darbe olmasın, mallar mülkler hepsi yok olur gider. El koyarlar diye. Bu vaadi yaparsa ve bu vaad için giderse köprüye yüz kurşun da yese niyazi olur, başka bir şey olmaz. Öbür tarafta ayvayı yersin. İşte kardeşler, bu iş böyledir. İngiltere ordusu Üç Tanrı akidesi için Müslüman askerler topluyor. Kim gidecek size söyleyeyim: Bir, mealcilerden çok asker bulur. İki, Vehhabi, Seleficilerle zaten İngilizler kankidir. Vehhabilik dinini kim getirdi? İngiltere. Ajan Hemper, İbn-ü Abdül Vehhab’ı kandırdı. Birkaç İngiliz kızıyla beraber bir muta nikahı falan İbn-ü Abdül Vehhab’ın aklını döndürdü. “Ömer biliyorsa ben de bilirim, Ömer içtihad ediyorsa ben de ederim.” dedi. Vehhabilik dinini kurdu. Abisiyle babasını tekfir etti. Abisiyle babası da alim. İlk reddiyeyi abisiyle babası yaptı Abdül Vehhab’a. Osmanlı’ya ihanet etti, İngilizlerle saf tuttu. Osmanlı, Arap topraklarındaki hegemonyasını kaybetti, geriye doğru çekilmek zorunda kaldı. Bunların vebalinin tamamını ödeyecek. Bu Vehhabi-Seleficileri davet ediyorum İngiltere ordusuna. Lütfen, buyurun gidin. Biz zaten Cerablus’ta sizin beş bin tane kankinizi, dava arkadaşınızı, Harici-Vehhabiyi Cerablus’ta şu ellerimizle cehennme göndermeyi Allah bize nasip etti. Elhamdülillah. Buyurun, karşımıza geçin. İçeride fitne kaynatmayın. İçeride Müslümanlara kafir deyip durmayın, ardımızdan küfür etmeyin. Geçin, er meydanı orada. Geçin, cihad edelim. Madem cihattan korkmuyorsunuz, ölümden korkmuyorsunuz çıkın karşımıza. Sizin beş bin tane Harici kardeşinizi cehenneme gönderdik, Elhamdülillah. Bu sadece başlangıç. Gelecek hamlede sizin müttefikinizPKK-PYD; O marksistler var ya o ateşe tapanlar var ya. Şimdi sırada onlar var. Yirmi bin, yirmi beş bin kişi Allah’ın izniyle Allah-u Teala bize o günü göstersin. Onların da kökünü kazıyacağız. Ne kadar müttefikiniz varsa Üç Tanrı akidesini getirmeye çalışan Allah bu ellere nasip etsin, bu akla, bu gözlere nasip etsin onların kökünü kazımayı. Allah’ım göklerin ve yerin ordularıyla ordularımızı desteklesin. Amin ya Muin, bi hürmet-i Taha ve Yasin

Kur’an’da Türklerle ilgili ayet var mı?

Allah’ımız devam etti. “Eğer onun yolunda sefere çıkmazsanız elem verici bir azap size gelecektir.” ”ve yestebdil kavmen gayrakum” “Bunu yapmazsanız, cihad etmezseniz Allah sizi helak eder, yerinize başka bir kavmi getirir.” Burası çok enteresan! Kardeşler, Allah’ımız için herhangi bir şeye ol demek, yok etmek ya da var etmek çok kolay birşey değil midir? Bak Kur’an’dan bir tane örnek vereceğim. Rabbimiz Teâlâ buyuruyor ki: “Allah için bir insanı yaratmak bütün insanlığı yaratmak gibidir.” Tek bir insan ve bütün insanlık, bütün insanlık milyarlarca insan demek tek insan bir insan demek. Bizim için bir çantayı yapmakla yüz bin çantayı yapmak bir olabilir mi? Olamaz. Ama Allah için bir diyor Kur’an. Şu gücün kudretin sonsuzluğuna bakın. Allah’ımız diyor ki bizi tehdit ediyor, cihad etmezsen ne olur diyor, azap veririm. Peşinden de diyor ki senin cihadına da ihtiyacım yok. Peygamberim seni savaşa çağırdığı zaman, seni İslama davete çağırdığı zaman, seni insanların İslama sevk olması için Allah’ın dinini anlatmaya çağırdığı, davet ettiği zaman sen bunu yapmazsan sakın gurura kapılma. Bak peygamberin bana ihtiyacı var, bu dini yaymak için bana ihtiyacı var, Allah’ın bu dini yaymak için bana ihtiyacı var diye gururlanma kendinle. Allah, “ve yestebtil: tebdil eder.” Türkçe’mizde kullandığımız bir kelime. Tebdil eder. Sizi yok eder, başka bir kavimle tebdil eder. Bu din hani kavme indi? Araplara indi. Sonra Araplar yayıldılar, dünyaya yayıldılar İslamı anlattılar. Sonra Yemenliler Müslüman oldu, İranlılar Müslüman oldu, Şamlılar, Iraklılar Müslüman oldu, Türkistanlılar Müslüman oldu İslama hizmet ettiler, sonra Türkler Müslüman oldu, İslama hizmet ettiler. Risale-i Nur’un müellifi Said Nursi Allah ona rahmet etsin. Büyük bir ehli sünnet alimidir. Mübarek diyor ki: “Ben bu ayet-i kerimedeki bahsedilen kavmin kim olduğu konusunda çok konuştum.” Kendisinin ırkı nedir? Said Nursi hangi ırktandır? Kürttür Kürt. Müslüman mıdır? Müslümandır. Müslümansa Kürt’ü, Türk’ü, Arnavut’u, Laz’ı yoktur. Kardeştir ve hepimiz eşitizdir. Hiçbirimizin diğerimize üstünlüğü yoktur. Said Nursi hazretleri diyor ki: “Ben ayet’n bu kısmını okurken devamlı düşündüm. Acaba ‘sizi yok eder başka bir kavmi getirir’deki kavim hangi kavim? İslama çok hizmet eden kavim hangi kavim? Ve ben kanaat ettim ki bu kavim Türk kavmidir.” Çünkü Allah Anadolu’yu Türklerle açmıştır. Anadolu’ya İslamı Türklerle getirmiştir. Çünkü Allah Avrupa’ya İslamı Türklerle getirmiştir. Muhammed aleyhisselam, olay daha vaki olmadan yüzlerce yıl önce, İstanbul’un fethini bize bildirdi mi kardeşler? Vaki oldu mu bu olay? Allah’ıma hamd olsun vaki oldu. Sorum şu hangi ırka nasip etti Allah bunu? Türklere nasip etti. Sultan Fatih bir Türk komutandır. Kudüs’ün fethini Allah kime nasip etti? Bir Kürt’e nasip etti. Selahaddin Eyyübi bir Kürt komutandır. İslama hizmet edersen Allah ırkına bakmaz. Müslümansan seni yüceltir, yükseltir. Said Nursi diyor ki: “Benim görüşüme göre ayet-i kerimedeki burada anlatılan ırk, Türk ırkıdır ve ben bu ırka hizmet eden bir İslam davetçisi olmaktan onur duyuyorum, gurur duyuyorum” diye eserine bunu da yazmış. Bana göndermiş kardeşlerim. Çok hoşuma gitti. Bunu da nakletmeden geçemedim kardeşler. ”Eğer yapmazsan” Türk olmasaydı ne olurdu? Allah bunu başka birine nasip ederdi. ”O komutan ne güzel komutan, o asker ne güzel askerdir” diyor Muhammed aleyhisselam hadis-i şerifinde İstanbul’u fethedenler için. Peki Türkler yapmasaydı, Cihada girişmeseydi, bu zor şartlara göğüs germeseydi, Sultan Fatih etrafındaki o laçka vezirlerinden bazılarını dinleseydi… Vezirlerin bir kısmı ehl-i sünnet mü’min, bir kısmı da laçka. Her yöneticinin yanında muhakkak zayıf insanlar vardır. Zayıf karakterli adamlar vardır. Ne dediler Sultan Fatih’e? “Biz bunu başaramayız, başaramayız. 29 defa fethedildi bu İstanbul yapamadılar biz mi yapacağız ya?” “Otuzuncuyu biz yapacağız ve Allah da bize yardım edecek” dedi. Etti mi? Allah’ıma hamd olsun etti. Ve Mevla Teâlâ hazretleri en güzel komutan tabirini ona yakıştırmış oldu. En güzel asker tabirini de onun askerlerine yakıştırmış oldu. Bu ne kadar güzel birşeydir. Allah Teâlâ o askerlerle, o komutanlarla karşılaşmayı bize nasip etsin. Amin ya Muîn. İşte yaptığın hiçbir işten gururlanmayacaksın, sakın ola İslamın bana ihtiyacı varmış gibi hissetme, sakın Allah’ın yaptığım şu işe ihtiyacı varmış gibi hissetme! Kerem yoksa İsmail var. İsmail yoksa Mehmet var. Sen gidersin öbürü gelir. Ben bu Zeytinburnu’nda hizmet yapmazsam bütün gençler cahillikten ölür. Hiçbirisi namaz kılmaz, helak olur bunlar. Boş muhabbet, boş muhabbet. Allah her zaman birilerini bulmuştur. Sen gözünü aç, uyanık ol, haris ol, açgözlü ol bu nimeti senden başka birisinin almaması için var gücünle çalış. Eğer kibir, gurur yaparsan Allah bildiğin her şeyi sana unutturur. Dilini bağlar, göğsünü darlaştırır, ilmini unutturur. Bu ilmi bize Allah verdi, istediği anda almak onun elinde değil midir? Bir anda hafızanı kaybedersin. Yolda gidiyorken kafana bir top gelir, mahallede çocuklar top oynarken bir top gelir. Toptan ne olur hocam? Fazla bir şiddeti olmaz. Bir damara gelir o, küçük bir kılcal damara gelir. Damar da tıkanır bir hafta açamazlarsa kurur, kuruduktan sonra da hafızan yerine gelmez. Böyle tonla örnek var. Adamın kafasına tuğla düşüyor ya! Kafasına tuğla düşüyor, geçmişindeki 30 seneyi hatırlamıyor. Hoca adam. Başına gelemez mi yani böyle bir garantin var mı Müslüman kardeşim? Yok. O zaman sen ne yapacaksın? Allah’ın bana ihtiyacı yok, ben olmasam bile Allah bu dini her şekilde yayacaktır. Ben ama niye bu kadar koşturuyorum, niye bu kadar çalışıyorum? Ben bu nasibi başkasının almasını istemiyorum. İşte sen böyle aç gözlü olacaksın, dilencilik yapacaksın. Kardeşim bu hafta vaazımız vardır. Gelir misin? Üç beş kelime belki bir şeyler öğrenirsin. Etrafındaki insanlara faydan olur. Neden böyle? O adam senin sohbetine gelip bir şeyler öğrenirse bunun vesilesi sen olmuş olursun. Öğrendiği şeyleri kaç kişiye aktarırsa sen onlara gitmişsin sanki klonlanmışsın böyle 8-10 tane Kerem olmuş orada 8-10 kişiye aynı anda anlatıyormuş gibi olur. Aynı sevabı alırsın. İslam budur kardeşler. İslam’da kes yapıştır yoktur. Kopyala yapıştır vardır. Kopyala yapıştır. Aynı dosyanın birden fazla yerde bulunması. Sen vesile ol. ”Hayra sebep olan hayrı işleyen gibidir.” İşte ayetin bu kısmı bunu söylüyor. “Sakın ola gururlanmayın, kibirlenmeyin. Sizi yok etse bile, eğer tembellik sebebiyle cihad’a gitmezseniz Allah sizi yok eder, bir anda yok eder. Peşinize sizden çok daha hayırlı bir kavim, bir topluluk getirir. O topluluk islamı bütün dünyaya yayar.” Osmanlı dünyanın her tarafına İslam’ın işaretlerini götürdü mü götürmedi mi? Dünyanın her tarafında şu anda islamın işaretleri vardır. Sebebi Osmanlıdır. Güçlü Devlet. Güçlü Devlet olursan işaretlerini her tarafa bırakabilirsin.

Şeytan üç yerde hemen yanına gelir, unutma!

Musa aleyhisselam Tur-i Sina’ya giderken Mevlamız ile tekellüm etmeye… Şeytan yolunu çevirdi: “Allah’ın peygamberi, senden bir ricam vardır. Rabbimle görüşmeye giderken ona der misin beni de affetsin? Şeytan, affolmak istiyor, İblis pişmandır. Bunu söyler misin?” Musa aleyhisselam dedi ki: “Söyleyeceğim inşaAllah.” Rabbimizin huzuruna gitti, unuttu. Şeytana söz verdi ama unuttu. Allahu Teala buyurdu ki: “Ey Musa, emanetini getir, emanetini ver.” Selam, İslamiyet’te bir emanet demektir. Biri size dediği zaman “Mehmet abiye selam söyle.” bu, emanettir, kul hakkıdır, muhakkak bu selamı iletmeniz lazımdır. “Ey Musa emanet var, bana bir emanet verecektin?” “Hatırladım ya Rabbi. İblis, senin asi kulun, dedi ki: ‘Ben pişmanım Allah beni affetsin.’ İblis’i, affeder misin Allah’ım? dedi. Mevla Teala ne buyurdu? Sen git ona şöyle şöyle söyle. Musa aleyhisselam geri döndü, İblis heyecanla telaş içinde sordu, dedi ki: “Rabbim ne buyurdu ya Musa, ne dedi Rabbim?” Dedi ki: “Allah seni affedecekmiş bir tek şartı varmış: İlk yarattığım insan olan Âdem’in kabrine gideceksin, kabrine secde edeceksin. Bu secdeyi yaparsan ezel-i ervahtaki secde gibi kabul ederim ve seni affederim.” Allah’ın şartı budur. İblis ne cevap verdi? “Kibir aynı kibir. Tekebbür aynı tekebbür. Ben insandan üstünüm. Ey Musa dedi ey Allah’ın Peygamberi, ben onun dirisine secde etmedim ölüsüne nasıl secde ederim, nasıl secde ederim ölüsüne?” “Sen bilirsin.” dedi Musa aleyhisselam. Tam giderken İblis ona dedi ki: “Sen bana bir iyilik yaptın, ben de sana bir iyilik yapacağım. Şu üç yere geldiğin anda sakın beni unutma. Hemen beni hatırına getir muhakkak bu üç fiilde, bu üç işte ben oradayım, yanındayım. Senin ümmetinden bazılarını bozmak için onların işlerine karışırım.” Musa aleyhisselam heyecanlandı. Dedi ki: “Nedir o üç iş?” 1- Bir kul öfkelendiği anda muhakkak ben onun yanındayım. Hemen onun öfkesini gaza getiririm, artırırım kalbine vesveseler veririm, öfkesinin neticesinde fiili bazı işler yapmasını isterim. Karşı tarafa bıçak sallama, kurşun sıkma, dövme, vurma, kırma, parçalama, zarar verme, malı gasp etme… Bu öfkesini kalbine girdikten sonra kalbini çeviririm ve bu öfkesini fiiliyata döktürürüm. Bu anda beni unutma. 2- Şehvet anında hemen aklına ben geleyim. Bir erkekle bir kadın yalnız başlarına bir yerde kaldıkları zaman muhakkak onların arasına girerim fitne çıkartırım ve şehvetlerini kabarttırırım, muhakkak. Erkek ya da kadın, velilerden bir zat bile olsa ben onları kandırırım ve aralarına şehveti muhakkak koyarım. İki… Bu iki yerde sakın beni unutma. 3- Bir kul, cihat için niyetlendiği zaman gerek Allah yolunda kılıçla cihat, gerekse ilim yolunda bilgi ile cihat, eğitim cihadı… Bu kulun kalbine girerim, yanına gelirim, vesvese veririm ve şöyle derim: “Senin evinde çoluk çocuğun var, işin gücün var. Ne bu sohbet, namaz, niyaz, abdest ya? Bırak bu işleri ya. Git çoluk çocuğunla ilgilen. Hanımınla oturmak sohbet etmek de ibadettir. Senin ilme ihtiyacın yok, senin sohbet dinlemeye vaaza ihtiyacın yok, senin cemaatle namaz kılmaya ihtiyacın yok, senin savaşmaya ihtiyacın yok. Vatanı kurtarmak sana mı kaldı ya? Bırak, polisler askerler yapsın.” “Kandırırım, o adamı cihattan geri koyarım, bu üç yerde ey Musa sakın beni unutma, ben oradayım.” Kardeşler, bu nasihat sadece Musa aleyhisselamın ümmetine değildir, kıyamete kadar şeytanın kendisini deşifre ettiği bir andır bu. Kıyamete kadar yapacağımız bu üç harekette: öfke, şehvet, ve cihat. Bu üç anda muhakkak şeytan bizim civarımızdadır, hemen yanımıza gelir. Ya bir insan rolünde yanımıza gelir. İki ayaklı şeytanlar… Ya da vesvese verir, kalbimize girer. Ve bize o işe sevk eder ya da o işten caydırmaya çalışır. Sohbete gelmek istiyorsun. Bu akşam Efendimiz Aleyhisselam’ın doğum gecesi, çok özel bir gecedir. İslamiyet’teki beş özel geceden bir tanesidir. Sohbete gelmek istedin, gün içinde niyetlendin, arkadaşınla anlaşmıştın akşamleyin gelecektin. Fakat tam gelmek üzereyken başka bir arkadaşın sana telefon açtı; “Halı sahada on kişiyiz, iki kişi eksik.” dedi. “Gelsene, paranı da ben karşılayacağım.” dedi. Öbür arkadaşın seni ilim meclisine davet ediyor. Cennet bahçelerinden bir bahçeye davet ediyor Efendimiz Aleyhisselam’ın deyimiyle. Bu arkadaşın seni nereye davet ediyor? Boş bir yere, halı saha… Bir saat boyunca içi hava dolu bir meşin yuvarlağın peşinde koşturacaksın, gol atamadığın zaman, gol yediğin zaman karşı tarafa küfür edeceksin. Sakatlanma ihtimalin yüksek. Son zamanlarda haberlere baktıysanız… Kalp krizi geçirme ihtimalin çok çok yüksek, bütün belalar burada. Buradaysa bir cennet bahçesi var, ilim öğreneceksin. Dünya ve ahiretinin kurtulması için gerekli olan bir saat burada, orada değil. Orada değil, burada. Ama sen nereyi tercih ediyorsun? Orayı tercih ediyorsun. Bak, şeytan seni nasıl kandırdı? “Bırak, ne cihadı ya sana? İlim ne lazım sana, bırak. Çalışıyorsun ediyorsun, paran var, araban var, evin var. Ne işin var senin ilimle?” dedi ve seni kandırdı. Çatala geldiğin zaman, köşe başına geldiğin zaman sol tarafı tercih etmeyeceksin, sağ tarafı tercih edeceksin. Ya Allah’ın dediği ya şeytanın dediği… Allah bizi sağcılardan etsin. Âmin…

Anne babasıyla, kardeşiyle geçinemeyenler izlesin! – Aile sorunları

Aile bireylerimiz bizin sınavlarımızdır. Bizim imtihanımızdır. Kibirlenmemiz için, gururlanmamız için Allah Teala’nın bize verdiği tevazu kamçılarıdır. Eğer ailemiz de bizi överse, bizi methederse ne oluruz? Kibir bin beş yüz! Tavanda tepede olur! Bu hafta amcam özel yemeğe davet etti. Akşam evine. Benim için çok anormal bir durumdu. Devamlı olarak yeni aldığım bir haberi sizinle paylaşayım. Her gün 2 saat komşusuna gidiyormuş. “Ver bana bilgisayarı” diyormuş. Laptop! 60 yaşını geçmiş bir Arnavut, laptop istiyor komşusundan. Cep telefonu bile yok! Laptopu alıyormuş, öğrenmiş oradan kaydetmiş bizim youtube kanalımızı. Köşeye bir yere kaydetmişler. Göstermişler. “Hacı amca bak şuraya bastığın zaman hocanın kanalı çıkıyor. Buradan da o laptopun mouse yeri var ya, ortasında. Parmağını orada gezdireceksin, bak oradaki oku görüyorsun. O oka bastığın anda, videodan vide oya gezebilirsin. Sağ tarafta orada videolar mevcut.” Amcam her gün 2 saat komşusuna gidiyor laptopu alıyor. Şarjı bitirinceye kadar! Boyuna bizim videolardan videoları geziyor. Bak! 60 yaşını geçmiş, hayatında cep telefonu kullanmamış bir Arnavut için, YouTube’da gezinip sohbet seyretmek, laptop kullanmak, atom bombası yapmak gibidir! Bu kadar zor bir olay! Ama amcam bunu yapıyor. Ve hakkımda bir tespitte bulunmuş: “Bu adam nasıl bu kadar güzel cümleler kullanabiliyor ya! Bu bizim Kerem ya! Nasıl olur böyle bir şey!” diyor. Etrafındaki komşuları da her gün 2-3 saat bizi orda koca televizyonda açıp seyrettikleri için… Amcam da bir keyiflenmiş bir keyiflenmiş! Şimdi gittiği her yerde yeğenini methediyor! Beni bir çağırdı evine, 1 saat boyunca diğer kardeşlerime karşı beni methetti. Kardeşlerim beni aşağılamaya çalışıyor. “Ne anlar bu ya!” diyorlar. Amcam diyor ki: -Siz bilmiyorsunuz! Ben çok vaaz dinlemişimdir, yüzlerce hocanın vaazını dinlemişimdir. Ben böyle vaaz dinlemedim! Amcam methediyor. Ama ben de oradayım, bir gururlandım, bir kibirlendim! Allah Allah dedim, ben bir şey mi oldum acaba ya! Bir Arnavutun beni övmesi anormal geldi, açık söyleyeyim. İşte, Allah Teala akraba-i taallukatımızdan ikaz ettiği zaman; bu kötü bir şey değil! Allah nefsimizi terbiye etmek istiyor. Düşünün: Gittiğiniz her yerde insanlar karşınızda el pençe divan. Ve herkes sizi methediyor, yüceltiyor. İnsanda nefis denilen, ego denilen bir şey var ya! Tavana çıkarsın. Kibirlenirsin, gururlanırsın. Kendini kaybedersin, ayaklarının yere basması gerekiyor! Sen kulsun! Sen hastalanabilen, burnu akabilen, tuvalete gitmek zorunda olan, yemek yemek zorunda olan bir kulsun sen! Ayakların yere basacak! Nereden geldiğini unutmayacaksın! Bu iş böyle! İşte o akrabalarını kaybettiğin zaman nimeti hatırlarsın! Ama çok geç olur! Çok geç olur! Bir temsil getirecem. İnşallah beni anlayacaksınız. Akşam işten eve döndünüz, sokağa bir geldiniz, bir baktınız sokakta bir hareket var. Polis arabaları koşturuyor. Sirenler çalışıyor. Işıklar yanıyor. Mavi kırmızı. Mavi kırmızı. Ambulanslar geliyor. İnsanlar koşturuyor, komşular bakıyor. Seni gören komşular yüzünü çeviriyor. Kimse selam vermiyor. Bir şey oluyor! Benim mahallemde bir şey oluyor! Yavaş yavaş kendi evine doğru, evinin önüne doğru gidiyorsun. Bakıyorsun, kalabalık senin evinin önünde. Ve bir baktın ki; senin evinden cesetler çıkıyor. Annen, baban, kardeşin… O bir gece önce kavga ettiğin var ya! Ciddi tartışma yaptığın; annen, baban, kardeşin. Doğal gaz kaçak vermiş. Gazı yemişler, 1 saat içinde bayılmışlar. 3 saat içinde ölmüşler! Gördün bunu. Sedyelerden çıkıyor. Şimdi ne yaparsın? O kavgayı gözünün önüne getir. Dün akşam yaptığın kavgayı. Sizinle bir daha yaşamak istemiyorum dediğin o insanları gözünün önüne getir. Allah kimseye vermesin! Olamaz mı? Böyle bir şey olamaz mı? Garantiniz var mı? “Başımızdan kesinlikle böyle bir şey geçmez bizim.” Her gün haberlerde görüyorum. Gaz zehirlenmesi, doğal gaz zehirlenmesi, kömür sızıntısı. Her gün haberlerde 3- 5 ceset, cenaze. Bize olmayacağının garantisi var mı? Yok! O zaman, sarıl ona! Hoşuna gitmeyen bir iki mesele duydun diye hemen kardeşini satma! Hakaret etme! Lanet olsun sana deme! Küfür etme! Lanet okuma! Kendi akrabana lanet okuma! Müslüman abla mesaj yollamış: “Oğlum, diyor. Hiç hoşumuza gitmeyen bir kızla evlendi. Kız namazsız, kız açık giyiniyor, kızda dövme var, kız Atatürkçü! Hiçbir şeyimize uymuyor, diyor. Ben bu gelini istemiyorum hocam. Ve beddua ediyorum, diyor. Günaha giriyor muyum?” Günaha giriyorsun. Kendi akraba-i taallukatına beddua edemezsin! Nikahlandı mı bunlar? Nikahlandı. Aile yaşantına ne kadar uymasa da sabredeceksin. Artık çocuğun sınavda! Bu sınavı, bu tercihi çocuğun yaptı! O kadınla evlenmeyi tercih etti. Sen ne yapacaksın? Sabırla bekleyeceksin! Ancak şu duayı yapabilirsin: “Allahım! Bu kızla evli olarak kalmak benim çocuğum hakkında hayırlısıysa, sen bunların evliliğini devam ettir. Boşanmaları hayırlısıysa, sen bunları boşa.” Hayırlı olanı sen biliyorsun. Çünkü; gaybı sadece Allah bilir. İki adım sonra ne olacağını bilmediğimize göre ne diyeceğiz biz? “Allahım senin ilmin sınırsız olduğu için, sen bizim hakkımızda hayırlısı ne ise; bu aile hakkkında ne hayılrısıysa sen bize onu ver Ya Rabbim! Olan olmuş şimdi. Hemen kopartmayalım bu aileyi. Bunu söylememiz lazım. İşte, o aile bireylerini sedyeler üstünde zehirlenmiş bir şekilde görmeden, uyan! Bu nimetin farkına var! Git, bu akşam sohbetten çıkar çıkmaz anana eline sarıl! Benim anam 1,5 sene yattı. Kanser tedavisinden. Bütün vücuduna yayıldı kanser. Devası olmayan bir hastalıktan vefat etti. Allah günahlarını affetsin. Amin! Her sohbetten çıktığımda anamın ellerini, ayaklarını öperdim. 1.5 sene boyunca bunu yaptım. Hastalıktan önceki zamanda ellerini öperdim. Hastalık zamanında elini ayağını öptüm. Takati de yok, ayağını da çekemiyor. Kaçıramıyor kendisini. 1.5 sene öptüm. Çok da memnunum. İnşallah cennete de öpeceğim. Allah bana nasip etsin. Amin. Bu olmadan kardeş, sen git sarıl. Şeyhim bir şeyi çok anlatırdı. Allah ona rahmet etsin. “Allah Teala kulların kalbine bizim sevgimizi bu kadar çok verdi. Çok insan bizi ziyaret ediyor, bizden dua istiyor.” “Bizden ilim öğrenmek istiyor. Hayır duamızı almak için uzak diyarlardan bize geliyorlar. Bunların sebebi; sadece bir duadır, evladım!” “O dua nedir, efendim?” diye soruyorlar talebeleri. “Her sohbetten çıktığımda geç çıkardım. Çıkar çıkmaz, ilk yaptığım iş; eve gider gitmez anamın ayağını öperdim.” Bak, şeyhimiz bak ne diyor? “Anamın ayaklarını öperdim. O da uyanırdı.” Ve bana dua ederdi. “Evladım! Dağ taş ihvanın olsun!” Duaya bak! Ana duası evliya duası gibidir. Sen bunun duasını al! Sen bunun bedduasını alma! “Efendim, şu hareketini beğenmiyorum! Seni kim beğensin! Hangimizde var, beğenilmeyen hareket? Hepimizde bazı huylar var. Alıştığımız bazı şeyler var. Ve bazı insanlar tarafından bunlar beğenilmiyor. Napalım şimdi? Uçurumdan aşağı mı atlayalım yani! Görmezden geleceksin. Teraziye koyacaksın! İnsanları değerlendirme şeklimiz; Allah’ın kullarını değerlendirmesi gibi olacak! Allah bizi nasıl değerlendiriyor, teraziye geçtiğimizde? Bir tane bile sevabımız fazla gelirse o terazide; bir tane sevap! Fazla geldi mi? Cennete… Melekler diyor ki; -Ya Rabbi, bu kadar günah var! -Hayır ben ona bakmam! Fazla mı iyilik yapmış, fazla mı kötülük yapmış? Ben buna bakarım, ey kullarım! Cennete götürün direkt bunu! Şu merhamete bak! Allah kullarını böyle değerlendiriyor! Sen de böyle değerlendireceksin; kardeşini, abini, ablanı, ananı, babanı! Ve kıymetlerini bileceksin! İnne-l-insâne lirabbihi lekenûd. Ve innehu alâ zâlike le şehîd. “Muhakkak ki buna kendisi de şahittir.” İnsan kendisi de şahittir. Amma velakin; ne yapıyor ediyor, bir nankörlük haliyle, bir isyan haliyle, bu yaşam tarzını devam ettiriyor. Allah bize izan versin, akıl fikir versin. Amin ya Muin…

Hazreti Ömer’in nefsi terbiye metodları

Bak bir tane sahabiden örnek vereceğim. İkinci Halifemiz, Emîrü’l Mü’minîn. Allah’ın selamı üstüne olsun. Allah ondan razı olsun. Nefsi kınama konusunda, nefs-i levvâme konusunda tasavvuf ehlinin öncüsü, örnek aldığı en önemli zatlardan bir tanesidir. Hz.Ömer, Allah’ın dinini, tasavvufu zirvede yaşayan bir adamdır. Bir gün Halife, ahırına giriyor. İneğin memesine ellerini koyuyor ve süt sağmaya başlıyor. Başbakan inekten süt sağar mı? Günümüzün başbakanı, cumhurbaşkanı inekten süt sağar mı? Anormal bir şey bu. Sen koca devlet reisisin. Bu iş yapılır mı? Allah Rasulü’nün ikinci Halifesi Emîrü’l Mü’minîn kendi ineğini kendisi sağıyor. Ziyaretçisi geliyor yanına. Bir bakıyor Halife inek sağıyor. ”Ya mübarek senin ne işin var? Hizmetçin var senin söyle o sağsın.” ”Bırak bana ben yapayım. Sen İslâm Devleti’nin liderisin şu anda. Allah Rasulü’nün Vekilisin, Halifesisin. ” Hz.Ömer’in cevabı ne? ”Nefsimi kınamam lazım.” ”Nefsimi kınamam lazım, nefsimi terbiye ediyorum. Bırak yapayım.” Bu tasavvuftur. Tasavvuf demek nefsi terbiye yolu demektir. Örneği Peygamber ve sahabisinden olur. Onlardan alır. Sallallahu Aleyhi Vessellem. İşte Hz. Ömer, bizim için çok önemli bir örnektir. Bir gün hutbeye çıkıyor mübarek, Cuma esnasında. Sahâbe-i Kirâm efendilerimize hutbe veriyor. Hutbe verirken bir yere geliyor ve şöyle diyor: ”Ey kardeşlerim!” ”Bu kardeşiniz bir avuç kuru üzüm için, bir avuç kuru üzüm için koyun güden bir çobandır.” ”Bu kardeşiniz de sizin gibi bir insandır.” diyor. Bu sözü söylüyor hutbe esnasında, hutbeden sonra Sahâbiler diyor ki: ”Bunu niye söyledin konuyla alakası yoktu ey Halife?” ”Nefsimi kınamak istedim.” diyor. Bu Sahâbiler nefislerini yerden yere vurmayı çok seviyorlar. Çünkü bu nefsi yücelttikçe azgınlaşıyor. Aramızdaki herkes övünmeyi çok sever. İyi yaptığı bir şeyler konusunda insanlara kendisini pazarlamayı çok sever. ”Bu konuda benden iyisi yoktur.” ”Aaaa halısaha maçlarında benden iyi forvet yoktur.” Çok basit bir şey bu. Mahalle arasında yapmış olduğun bir halısaha maçı. Ancak nefsine bir pay çıkartır ve över. Bu nefse ne olarak döner? Kuvvet olarak döner. Nefsani bir kuvvet şehvani bir kuvvet olarak döner. O nefsi kınayacaksın, kendine hiç bir konuda ilgi göstermeyeceksin. Hep alçaltacaksın. ”Biz ne biliriz, biz ne anlarız?” diyeceksin. Halife Ömer gibi yapacaksın. Bir gün mübarek, bir fakir görmüş bulunduğu beldede. Fakir fukaraya karşı o kadar hassas ki bizim Halifemiz. Şöyle diyor: ”İslâm toprakları içinde bir koyun açlıktan ölse, Allah bunun hesabını Ömer’den sorar. Şu inceliğe bak. Ceddimiz bu kafada gittiği için dünyaya hükmetmiştir. Kafa bu! Kurtlar bile dağlarda açlıktan ölmesin diye kurtlara leşlerin etlerini veriyorlar. Hayvan hasta olmuş telef olmuş, hemen alıyorlar o telef olmuş hayvanları, dağın köşelerine kurtların bulunduğu yerlere bırakıyorlar. Hayvanlar yesin. Bizim ceddimiz böyleydi. Halife Ömer kafasıydı. Allah (c.c) ondan razı olsun. (Amin) Mübarek, bir fakiri buluyor. Gidiyor Beytülmâl’e bir un çuvalını alıyor sırtına atıyor, Allah Rasulü’nün Halifesi… Un çuvalı taşıyan başbakan göremezsiniz. Örneği ufaltıyorum, belediye başkanı göremezsiniz. Ben İslâm Devleti’nin Reisi’nden bahsediyorum. Un çuvalını taşıyan belediye başkanı göremezsiniz. Allah Rasulü’nün Halifesi, un çuvalını aldı, sırtına attı. Oğlu Abdullah ibni Ömer büyük fıkıh alimi. Babasının yanına koşturdu. ”Babacığım sen yapma bu işi, müsaade et bana ben sırtıma alayım.” ”Çuvalı ben alayım ben götüreyim, nerde olduğunu söyle o fukaranın ben götürürüm.” diyor. Hz. Ömer ne diyor? ”Ne oldu?” diyor. ”Halifenin oğlu, gücüne mi gitti?” diyor. ”Babanın un çuvalını taşıması gücüne mi gitti?” ”Nefsine ağır mı geldi? Çekil yanımdan.” diyor. ”Nefsimi kınıyorum.” ”Nefsimi terbiye ediyorum.” Kardeşler buna nefs-i levvâme denir. Nefs-i levvâme… Kınanan nefis. Allah bu nefsi sevdiği için Kur’an’da diğer nefis mertebelerine dua etmiyor, yemin etmiyor, nefs-i levvâmeye yemin ediyor. Bu nefis önemli bir nefistir. Bu nefsin bir örneğini, Efendimiz Aleyhisselam’dan vereyim. Sahabiden verdim birde Sultanımız Aleyhisselam’dan vereyim. Efendimiz Aleyhisselam’ı bir adam, bir bedevi arıyordu. ”Ben iman edeceğim.” diyordu. Koştura koştura Medine’ye geldi. O sahabiye sordu, dedi ”Burada”, bu sahabiye sordu, dedi ”Orada.” Geldi Mescid-i Nebevî’ye. Dedi ki ”Allah’ın Rasulü nerededir?” Dediler ki ”Buradadır.” Gitti Efendimiz Aleyhisselam’ın karşısına, dedi ki ”Sen Allah’ın Peygamberi misin?” Efendimiz Aleyhisselam buyurdu ki ”Evet benim.” Adam başladı titremeye. Karşısında 1) Allah tarafından görevli bir Peygamber var. Allah ile muhatap olmuş, O’nunla konuşmuş bir Peygamber var. Kendisine Kitap inmiş bir Peygamber var. 2) Bir devlet reisi var. Bu ise çölde yaşayan bir bedevi. Karşısında bir devlet reisi ve bir Peygamberi görünce adam başlıyor titremeye. Adam titreyince, Rasulullah Aleyhisselam görüyor. ”Kardeşim” diyor. ”Heyecanlanma, sakin ol. Ben kuru et yiyen bir kadının oğluyum.” ”Kuru et yiyen bir kadının oğluyum ben.” ”Ben bir insanım, heyecanlanma.” diyor. Buna nefsi kınama, buna bir tevazu denir. Güncel deyimimizle tevazu denir. Nefsini kınamayanlar, dik başlı olanlar hep kaybederler. Hep kibirlenirler. Ancak nefsini kınayanlar, nefsini alçaltanlar sevilenlerdir. Allah’ın sevdiği insanlardır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, tasavvuf ehli, tasavvuf erbabı. Büyük zat, ne buyuruyor? ”Nefsi kınamak gerçekten acı verir, nefsi tezkiye etmek gerçekten insana büyük acı verir.” ”Onun isteklerini yerine getirmemek acıdır, sıkıntıdır ama, ama Allah’tan ayrı kalma acısının yanında esamesi okunmaz.”

Vücut geliştirme yapmak caiz mi? – Bodybuilding

Allah ve Rasulü’nün bizi terbiye yöntemi ibadettir. Bu ibadetleri yaptığımız zaman terbiye oluruz. Başka bir temsil vereyim. Spor salonuna gidiyorsunuz, vücut geliştirme. Şimdi gençlerde bu olay çok var. -Hocam vücut geliştirme salonuna gitmek caiz midir? -Niyete bak! Şayet niyetinde; mahallemdeki genç arkadaşlarım benim vücudumun ne kadar kuvvetli olduğunu görsünler, hava cıva yapayım, gerile gerile gezeyim varsa, buna riya denir İslam’da. Riya gizli şirktir, büyük günahlardandır. Bu vücut sporuna gitmek caiz değildir! Ama niyetinde; bedenim daha bir sıhhatli olsun, ben hap içmeyeceğim, ben iğne yemeyeceğim, ben hakikaten sıhhatli olmak için gidiyorum varsa bu sporda hiçbir sıkıntı sakınca yoktur. Gidebilirsin kardeşim, sıkıntı yok. Şimdi! Bu vücut geliştirme spor salonuna gittiğin zaman hoca sana bir listeyle gelir. -Kardeşim sen niye geldin buraya? -Hocam yağlarımı eritmek istiyorum, bak burada yağlarım var. Buralarda yağlarım var. Ben daha böyle kaslı bir adam olmak istiyorum, daha bir rahat hareket etmek istiyorum. Diye hocasına söylüyor. Hoca ne yapıyor? “Al bu kâğıdı kardeşim. Seni şimdi ben terbiye edeceğim. Bu kâğıtta verdiğim yemekleri yiyeceksin. Bunun dışına çıkmayacaksın. Ben iskender severim, ben Adana severim yok! Ben bu kâğıtta ne yazıyorsam sen onları yemek zorundasın. Her gün eve gittiğin anda şu kadar mekik, şu kadar şınav, şu kadar yumruk, şu kadar yat kalk yapmak zorundasın.” Bu ne oluyor? Bu, o vücut salonuna giden adamın hocasının buna verdiği terbiyeyi örnek alıyor. Hoca bunu terbiye ediyor yağları eritsin diye. Allah’ımız da biz Müslümanların ruhu, nefsi, aklı, kalbi, ciğerleri, zerreleri terbiye olsun diye bir yöntem ortaya koyuyor. Nedir o yöntem? Namaz, bir terbiye yöntemidir. Oruç, bir terbiye yöntemidir. Zekât, bir terbiye yöntemidir. Allah’ı zikir, “Ve le zikrullâhi ekber.” (Ankeb, 45) Allah’ı zikir en büyüktür, ayeti bir terbiye yöntemidir. Allah’ımız bizi bunlarla terbiye etmek istiyor. Mümin ne diyor, Müslüman ne diyor? -Ya bana bu namaz zor geliyor, ben terbiye olmak istemiyorum. Terbiye olmak istemediğin zaman şaşırıyorsun, sapıtıyorsun; aynı kandan olduğun kardeşine, babanın bulunduğu sofrada öfkeleniyorsun ve küfür ediyorsun. Hocam var mı böyle bir şey? Var kardeşim! Var. Babasının bulunduğu sofrada canı, kanı kardeşine küfür ediyor. Babasının da yanında. -O da beni kızdırmasaydı baba, diyor. Sen bunu nasıl yaptın? Ondan sonra geliyor bize diyor ki: “Hocam böyle bir iş yaptım. Ben bunu nasıl yaptım ya?” “Kardeşim namazla aran nasıl?” diyorum. -Hocam çok zor geliyor kılamıyorum. Terbiye olmamışsın! Allah’ın seni terbiye etmesine müsaade etmemişsin. Allah diyor ki: Kulum emrim altına gir, ben seni güzelleştireyim. Sen diyorsun ki: Yok Ya Rabbi ben kendimi güzelleştiririm. Ben senden beni daha iyi bilirim. Namaz kılmamak demek, Allah’a şunu demektir: Allah’ım ben kendimi senden daha iyi tanıyorum. Namaz kılmayan kullar Allah’a bunu diyor! Oruç tutmayan kul, zekât vermeyen kul, Allah’ı tesbih etmeyen, zikretmeyen kul Allah’a şunu diyor: Allah’ım sen bana bu ibadetleri verdin ama sen beni az tanıyorsun. Ben kendimi senden daha iyi tanıyorum. Vallahi bu kul cahildir! Sübhanallah, bu kul cahildir! Bu kul cahildir! Allah bizi bu cahillerden etmesin. (Amin) Amin.

Yaptığın işin iyi bir şey olduğuna emin misin? Sağır ile hasta hikayesi / Kerem Önder

Yaptığınız işlerin iyi olduğunu düşünmeyin. Yaptığınız işlerle gururlanmayın, kibirlenmeyin. İyi yaptığınızı düşünürsünüz ama o işin sonucunda şeytan sizi aldatmıştır, farkında değilsiniz! Ucub diye bir tabirden bahsederler İslam âlimleri, ucub. Ne demektir bu? Amelimizi beğenme, işimizi beğenme. İyi bir şey yaptım, diyorsun ama kötü bir şey yapıyorsun. Nasıl anlatayım? Mevlana’mızdan bir hikayeyle anlatayım. Hazreti Mevlana, Mesnevi’de bir hadise anlatıyor. Sağırla hastanın hikayesini anlatıyor. Bir sağır vardı. Mahallesinden bir arkadaşı buna geldi ve şöyle dedi: “Kardeşim, arka sokakta bir komşumuz vardı. Ağır bir hastalığa düçar olmuş. Bir ziyarete gider misin?” Sağır kulağını yaklaştırdı, “Bir daha söyle.” dedi. Adam bir daha söyledi. Sağır şöyle dedi kendi kendine: “Ya ben onu ziyarete gideceğim de, zaten zor işitiyorum. Ee, o da hastadır. Normal konuşmasından çok daha kısık sesle konuşacak. Ben bunla nasıl anlaşacağım?” dedi. Kendi kendine hesap yapmaya başladı. Fakat sonra düşündü, “Ya, bir hasta ile bir ziyaretçinin arasında ne geçebilir ki? Ben ona sorarım. Nasılsın?” O da bana der ki: “Hamdolsun iyiyim.” Ben de derim ki: “Çok şükür.” Ben ona sorarım: “Ne yedin, gün içinde ne yiyorsun, katığın nedir?” O da bana der ki: “Çorba içiyorum, ekmek yiyorum.” Ben de derim ki: “Afiyet olsun.” Ben o hastaya sorarım. “Sana gelen doktorlardan, tabiplerden kimdi, ismi nedir?” O da derki: “Falancadır.” Ben de derim ki: “Çok iyi tanırım, çok sağlam doktordur. Elini attığı dirilir. Çok hayırlı bir adamdır. Bereketli bir adamdır.” derim. Diye, sağır kafasında plan kurdu. Hesap yaptı. Ve hastayı ziyarete gitti. “Selamun aleykum.” dedi. Hasta dedi ki: “Aleyküm selam.” Sağır şöyle dedi: “Nasılsın komşum?” Hasta dedi ki: “Öldüm!” Sağır şöyle dedi: “Elhamdülillah, elhamdülillah, çok şükür.” Hasta huylandı. Bu adam düşman mı, dost mu? Ne diyor bu adam ya? Sağır şöyle dedi: “Ne yersin ne içersin?” Hasta dedi ki: “Zehir yerim, zehir yerim.” Sağır şöyle dedi: “Afiyet bal şeker olsun. Afiyet bal şeker olsun!” Hasta öfkelenmeye başladı, hasta sinirlenmeye başladı. “Bu adamın niyeti kötü.” dedi. Sağır ona sordu: “Sana gelen tabiplerden kimdir, ismini verir misin?” Hasta dedi ki: “Falancadır.” “Kimdir o?” “Azrail’dir. Bana Azrail gelmiştir.” Sağır dedi ki: “Ooo, ayağı çok bereketlidir. Geldiği yer kurtulur. Geldiği yer şifaya kavuşur, hiç korkma.” dedi. Hasta dedi ki: “Defol git evimden! Hemen evimi terk et, defol!” Sağır dedi ki: “Ben seni daha fazla rahatsız etmeyeyim.” Onu da duymuyor. “Ben seni daha fazla rahatsız etmeyeyim, yavaş yavaş gideyim.” dedi. Adam, sağır evi terk ederken, hasta beddualar etmeye başladı. “Allah Teâlâ bana verdiği hastalığın, on mislini sana versin! Sürüm sürüm süründürsün.” Diye onlarca beddua etti. Sağır dışarıya çıktı, ellerini açtı. “Ya Rabbi sana şükürler olsun. Bugün de bir hasta kulunun gönlünü aldım.” dedi. Şimdi, sağır iyi bir iş yaptığını düşündü. Güzel bir iş yaptığını düşündü. Ama adamın bütün muhabbetini bitirdi. Adamın düşmanlığını kazandı. Bundan sonra bu hasta, bu sağıra selam verir mi vermez mi? Hayatta vermez! Bu benim düşmanım, der. Efendiler! Biz Müslümanlar da, çoğu zaman iyi bir şeyler yaptığımızı düşünürüz. Ama ilmi noktada eksiklerimiz olduğu zaman kaş yapacağım derken kafa kopartırsın.

HER SULTANA BİR BEHLÜL GEREK – Tokat Gibi Saray Cevabı

Kardeşlerim biz bu dünyada nefeslerimiz bile bize ait değilken dünyanın tamamına hükmetme iddialı çıkışlar, kabadayılıklar, görkemli görkemli edebiyatlar, nasıl yaparız? Allah’ın mülkünde Allah’ın kullarıyız. Hayat onun, Her şey onun. Yanlış anladık! Yanlış anladık! Kulluktan sıyrılmaya çalıştık. Üç asırdır insanlığa hastalık olarak bulaşan ve insanı tanrılaştırma hastalığı olan humanizm bize de sirayet etti. Fani dünyada, ebedi kalacağımızı zannettik. Behlüldane denen zât bir gün Harun Reşid’in huzuruna çıkmış. Büyük halife. Asya’nın en büyük devlet adamı. Bu da elinde odun, meczub tipli biri çıkmış kimsin nesin derken, sen kimsin demiş. Behlül, Harun Reşid’e halifeye sen kimsin demiş. Ben, mü’minlerin emiri, bu sarayın sahibiyim demiş. Bu saray sana nereden kaldı demiş. Benden öncekinden kaldı demiş. Tarihi cevap veriyor; Be Harun! diyor.. Madem o birisinin oluyordu, sana nasıl kaldı diyor. Sen başkasına bırakacağın şeyi, benim niye diyorsun? diyor. Çekip gidiyor sonra. Hayat budur. Kesinlikle toprağın üstünde yürüyeceğiz. Kesinlikle tuttuğum güçlü olacak, ama Allah’ın mülkündeyiz. Bunu unutmayacağız. Allah’ın mülkünde olduğunu unuttuğumuz gün, başkasına bırakacağımız şeyi, benim diye nasıl söyleriz sorusu kulağımıza yansısın. Madem bu birisinin oluyor, niye sana bıraktılar bunu? Sorusunun cevabını bulmaya çalışalım.