Elon Musk’ın Moralleri Alt Üst Eden Tweeti! – Dünya Nereye Gidiyor? – Fatih Yağcı

Düşünsene, Twitter’a girdin, birkaç kelimelik bir tweet yazdın ve gönderdin. 15 Milyar Dolar para kaybettin. Dünya’nın parasını 15 Milyar Dolar’ın işte hisse değerlerini düşüren bir cümle oluyor bu. Kim o? Elon Musk. Tesla’nın kurucusu. Daha Dolar bak TL’ye çevirdim. 156 Milyar 645 Milyon 500 Bin TL’lik parayı, atmış olduğu bir Tweet’le adam kaybediyor. Ne yazmış, insan merak ediyor değil mi? Şu… Türkçe’sini okuyorum. “Tesla hisseleri çok pahalı bence.” Bu. “Tesla-hisseleri-çok-pahalı-bence.” 5 kelime. Bu mesaj üzerine Tesla’nın hisse değerleri 144 Milyar Dolar’dan 129 Milyar Dolar’a sert düşüş gösterdi. Hatta ABD Menkul Kıymetler Borsa Komisyonu da şu anda bir soruşturma açabilirmiş ki daha önce böyle bir şey olmuş. 33.4 Milyon takipçisi varmış adamın. Daha önce sen böyle bir şey yaşadın, bari kullanma Twitter’ı diyesin geliyor değil mi? Belki de bir tweet’le de o kadar para kazanıyordur. O da ayrı bir mesele. Daha önce de Tesla’nın borsadaki geleceğine dair bir tweet atmış ve ABD Menkul Kıymetler Borsa Komisyonu, 20 Milyon Dolar para cezasına çarptırmış. Yani adamın yediği ceza bile 20 Milyon Dolar. Ya düşünsene ağabey, biz… 15 Milyar Dolar kaybediyorsun, hadi onu anladım neyse… Ama hayatına normal bir şekilde devam edebiliyorsun. Ya şurada 200-300 TL’miz kaybolsa yolda, hayat bize zindan olur. Bir tweet atsan mesela, 3 bin lira paran gitse, onun acısıyla ömrün boyu yaşarsın. Hayatın boyunca kendini affetmezsin belki ama… Düşün, adam bir tweet atıyor ve 15 Milyar Dolar para uçuyor, hisseleri düşüyor şirketin ve hayat devam edebiliyor. Yani çayını, kahvesini tekrar içip, çaydan kahveden tekrar lezzet alabiliyor. Ne kadar hissesi onun bilmiyorum ama sonuçta şirketi bayağı bir değer kaybediyor ama hayat devam ediyor yani hakikaten enteresan. Aynı adam Elon Musk, bir açıklama daha yaptı bu Corona Virüs olaylarıyla alakalı. Demiş ki karantina önemlerinin, sosyal mesafenin ana yasaya aykırı olduğunu savunmuş ve bunun faşistçe olduğunu öne sürmüş. Ve şöyle demiş: “Amerikalılara kahrolası özgürlüklerini geri verin!” Hani böyle Türkçe’ye çevirilen yabancı filmlerde kahrolası kelimesi gibi. “Amerikalılara kahrolası özgürlüklerini geri verin!” demiş. “İnsanlara anayasal hakları aykırı olarak zorla evlerine hapsediyorsunuz.” demiş. Corona virüs tedbirlerine… “Yanlış ve korkunç yollarla insanların özgürlüklerini ellerinden alıyorsunuz. Bu, insanları Amerika’ya getiren ya da Amerika’yı inşa ettiği değerlere aykırı.” diye bir açıklama yapmış, konuşmuş. Benim çok garibime gitti yani bu açıklaması. Çünkü Amerika’da her gün 1000 kişi, 2000 kişi, 3000 kişi ölüyor ve şu anda rakamlar 100.000’e doğru yaklaşıyor. Milyonlarca insan… Hatta bir tahmine göre 30 Milyon insanın bu işten işsiz kalacağı söyleniyor. Yani Amerika şu anda batıyor. Şimdi bu kadar insanın öldüğü bir ortamda ki tedbirlerin şu anda alınmasına rağmen günde 1000 kişi, 2000 kişi, 3000 kişi ölüyor. Tedbir alınmasa, o toplamda olmasını bekledikleri 100 bin ölü, Vietnam Savaşı’nın 2 katı kadar ölü, 500 bin, 600 bin, 1 milyon olacak belki de. Ama adam bütün bunlara rağmen çıkıyor ve diyor ki: “Corona virüsle aldığınız tedbirler özgür Amerika’ya, bu anayasaya aykırıdır.” Ya dedim nasıl bir kafa yani… Şu an tedbirler alındığına rağmen bile bu kadar insanlar ölüyorsa, tedbir alınmadığı zaman ne kadar insanın öleceğini öngöremiyor musun yani? Neden böyle bir açıklama yapıyor? Düşündüm, düşündüm sonra altında çok farklı bir psikolojinin yattığını fark ettim. Yani insan bazen kendi özgürlükleri ve kendi zevki ve rahatı uğruna Dünya’nın yanması bile onun umurunda olmuyor. Yani Dünya’daki bütün insanlar yansın, böyle acılar çeksin, sana bir şey olmasın mı yoksa sana bir şey olsun, biraz zarar gör ama Dünya’daki insanlara bir şey olmasın mı? Tercihini yaparken her insan sizin gibi, bizim gibi düşünmüyor arkadaşlar. İşte bize medeniyetin, şu anki medeni olmayan medeni düzenin bize anlatmış olduğu sistem bu. “Ben hazzımı, ben zevkimi, ben keyfimi alayım, başkası açlıktan ölmüş mü, kalmış mı, acı mı çekiyor? Hiç bunlar benim umurumda değil.” Bize şu anda verilen Dünya düzeni bu arkadaşlar. Hani bizi Komünizm mutlu eder mi? Etmez. Kapitalist düzen, sömürge düzeni mutlu eder mi? O da etmez. Şimdi Komünizm’in çıkışına bir bakın, Komünizm en güzel nereden yakalıyor insanları? “Sen fakirsin, acı çekiyorsun, karnın aç. Bak millet zevk-ü sefa içinde, zenginliklerin içinde yaşıyor. Niye biz böyle acı içinde yaşıyoruz? Biz bu coğrafyada, biz bu ailede doğmuşuz, o başka bir ailede doğmuş. Niye böyle?” Peki İslamiyet’in içinde, Komünistlerin asıl aramış olduğu şey var mı? Evet var. 40’ta 1 zekat var. Yeni hasattan 10’da 1, birikmiş maldan 40’ta 1 zekat veriyorsun. Ahmet Akgündüz’ün bir açıklaması var. İslam Hukuku Profesörü. Diyor ki: “Bugün alem-i İslam’daki zenginler, zekatının zekatını verse Dünya’da aç insan kalmaz.” Yani 40’ta 1’in 40’ta 1’ini verse. Demek ki bu zekat düsturunun veya bu Müslüman değilse zekat deme sen bunun adına. İnsani yardım faaliyetleri de. Demek ki bu paylaşım kültürünün oturmamasından kaynaklı olarak Dünya’da bir problem var. Yani düşünsene, Afrika’da şu an açlık sınırında yaşayan insanlar, Dünya’nın farklı yerlerinde evsiz bir şekilde çok düşük hayat standartlarında yaşayan, bir yudum suya muhtaç olan insanlar var. Savaş mağdurları var. Etrafında annesini, babasını kaybeden insanlar var. Evet birtakım insanlar gülerken, Netflix’te sezon sezon dizileri bitirip, komedi bölümlerine kahkaha atarken, bir kısım insanlar Dünya’nın bir yerlerinde acı çekiyor. Şimdi sen böyle eğlenirken, yanında birisi acı çekse, kıvransa, çığlıklar atsa yediğin yemekten lezzet alabilir misin? Bir insan en fazla 40 gün aç yaşayabiliyor biliyorsun. Adam 38 gün boyunca gözünün önünde kıvransa, rahat rahat yiyebilir mi? Yardımcı olmasa bile kendi iştahı kaçar değil mi? E gözümüzün önünde olmayınca bir yerlerde bir şeyler olmuyor mu zannediyoruz? Bir yerlerde acı çeken insanlar var. O yüzden Dünya barışı sağlanmalı diye bağırıyoruz, bununla ilgili içerikler üretiyoruz. O yüzden zekatın bir düstur şeklinde uygulanması gerektiğini, sadaka gibi mevzulara riayet edilmesi gerektiğini o yüzden anlatıyoruz. Afrika’nın fakirliğinin sebebi ne biliyor musunuz arkadaşlar? Afrika’nın zenginliği. Afrika’nın fakirliğinin sebebi, Afrika’nın zenginliği. Yani ne demek bu? Afrika’nın kaynak olarak çok üst düzey bir ülke olması. Petrol, altın ve elmasta inanılmaz kaynaklara sahip. Peki ağabey o zaman niye fakir bunlar? İşte zengin oldukları için fakir. Yani o yüzden sömürge devletlerinin onlara çökmesi, Orta Doğu’daki savaşların sebebi şey mi? “Orta Doğu’ya özgürlük ve demokrasiyi götüreceğiz.” Bu mu, kim inanıyor buna ya? Buna Amerikalılar bile inanmıyor artık. Orada birtakım kaynakların sömürülmesi lazım. Niye? 1 insan, 50 insan kadar tüketirse ne olur? Şunu söylemeye başlar: “Kendi ülkemdeki kaynaklar bana yetmiyor, başka ülkelerin kaynaklarına dadanacağım.” Bunu söylüyorsun. Halbuki hayatındaki israfı tüketmediği, çöpe attığı şeyleri çöpe atmasa, kendi tükettiği miktar da ona yetecek. İşte bu açlık yüzünden, bu israf yüzünden Dünya ağlıyor. İşte bu yüzden Afrika’da kakao bahçelerinde çalışan işçilerin hayatında bir kere bile çikolata yemediği bir Dünya düzeninin içinde yaşıyoruz. Peki sizi rahatsız etmiyor mu? Beni rahatsız ediyor. Hatırlamadığım zaman normal bir şekilde hayatıma devam edebiliyorum ama hatırladığım zaman insanın gerçekten bir neşesi kaçıyor. Bediüzzaman hazretleri bir tespitte bulunuyor. Diyor ki: “Dünya’daki bütün bu ihtilallerin sebebi, bütün bu kargaşaların sebebi 2 cümledir: Birincisi: Bunun açılımı nedir? Faizdir. Faiz sistemi şöyle bir sistem arkadaşlar: Zenginin durduk yere zenginleştiği, parasını çevirdiği, fakirin de daha da fakirleştiği bir sistem. Yani zenginle fakirin arasındaki uçurumu, gelir dağılımı eşitsizliğini en çok açan şey nedir? İşte bu faiz sistemidir. Onlar zenginleşir, fakirler çalışır, daha da dibe batarlar. Onun dışında 2 cümlesi Bediüzzaman hazretlerinin tespiti. Diyor ki: Yani bu hangi bakış ya, bu hangi medeni düzen? İşte bu şu an Dünya’daki medeni düzen arkadaşlar. Dünya’nın birbirini kemirmesindeki, Dünya’nın birbirine hayatı berbat etmesindeki, savaşların olmasındaki sebep. Ya şöyle düşünüyorum, İslamiyet’in ortaya koymuş olduğu düsturlara bakıyorum, şu anki medeni düzenin düsturlarına bakıyorum. Hakikaten mimsiz medeniyet deniyor ya, mimi çıkardığın zaman ne kalıyor? Deniyet kalıyor. Deniyet alçaklık demek. Mimsiz medeniyet. Şu anki düzene bakıyorum ve İslamiyet’in 1400 sene önce getirmiş olduğu düzene bakıyorum, ne kadar üstün olduğunu tefekkür ediyorum. Şu anki medeni düzen insanları mutlu etmiyor. Mutlu değil şu an insanlar. Dünya’nın refah seviyesi… En yüksek ülkelerinde bile insanlar mutlu değil. İntihar oranları oralarda çok yüksek. Mesela zina. Değil mi? Şu anda medeni düzenin bize önermiş olduğu sistem bu. Sağda, solda bütün dizilerde özendirilmeye çalışılan, filmlerde özendirilmeye çalışılan şey. Yani evlilik dışı ilişki. Bu insanı mutlu edebilir mi? Yani bir insana desen ki “Ya kızın 5-6 tane erkekle cinsel hayat yaşıyor.” Ya bir baba bundan mutlu olabilir mi ya? Ama şu anda normalleştirilmeye çalışılıyor. Anlatabiliyor muyum? “Bu normal bir şey. Ne var ya?” gibi. İçki mesela. Değil mi? Alkol veya esrar, uyuşturucu… Amsterdam gibi birçok yerde uyuşturucunun serbest olduğu, uyuşturucunun yasak olduğu yerlerde de uyuşturucuya müsamahalı davranıldığı bir Dünya’da yaşıyoruz. Gözünüzün önünde değil mi? Yani alkolü kullanan birisi, akli melekelerini kaybedip akıl dışı bir şey yapabilir. Hapishanede yatmış bir tane tanıdığım vardı, demişti ki: “İçeride yatanların tamamına yakını, kafası yerinde değilken o suçu işlemiş.” Bu sefer ne oluyor? Senin özgürlüğün, benim özgürlüğümün sınırlarına içine girip bana müdahale ettiğin zaman o özgürlük olmuyor. Ama medeni düzen, kendi zevk almak için, kendi hayatını daha iyi, daha böyle kafası güzel geçirmek için buna müsaade ediyor. Yani şu andaki düzen, nefisperest bir düzen. Mutluluğu arzuluyor gibi, özgürlüğü arzuluyor gibi gözükse de aslında insanların elinden mutluluğu almış. Yani içki müptelası olan insanlar mutlu mu? Geçen kumarla alakalı bir video izledim. Kumar oynamak bir hastalık arkadaşlar. Adam anlatıyor bunu… Kumarhane düzeneği nedir? Diyor ki: “Her zaman kasa kazanır. Hiçbir zaman gelip de kumar oynayan birisinin zengin olması mümkün değil.” Yani şöyle bir illet: Parayı kazandığın zaman onun tadını aldığın için daha fazla oynamaya başlıyorsun. Daha fazla oynayınca da, oradaki algoritmaya göre eninde sonunda senin kaybetme ihtimalinin yüksek olduğu bir şeye yatırım yaptığın için sen kaybediyorsun, kasa kazanıyor. Kaybettiğin zaman kumarda ne oluyor? “Tekrar kazanacağım ve o enayilik psikolojisinden çıkacağım.” diye daha hırsla saldırmaya başlıyorsun. Ve adam bunun bir hastalık olduğunu anlatıyor. Adamın biri gelmiş bunların takıldığı kumarhaneye. Kaybetmiş, her şeyini kaybetmiş. Eski zamanda olan bir şey bu. Kumarhane sahibi de böyle racon sahibi bir adam. Sonra adam parası kalmayınca gidiyor eve, tekrar geliyor. Açıyor böyle kanlı küpeler var. Kumarhane sahibi diyor ki: “Ne yaptın sen?” “Gittim eve. Karımın küpelerini istedim, vermedi. Ben de kulaklarından asıldım, kan revan içinde aldım getirdim. Hadi oynamaya devam edeceğiz.” diyor. Kumarhane sahibi de işaret çakıyor. Adamı bir temiz, bir temiz sopadan geçiriyorlar. Ağzına, burnuna, her yerine. Sonra da küpeleri alıyorlar, gönderiyorlar. Adama da kumar oynama yasağı getiriyorlar. Eskiden racon sahibi insanlar bu işi yapıyormuş. Peki kumar oynatıyorsunuz da insanları mutlu ediyor mu? Mutlu etmiyor. Kaybediyorlar, her zaman kaybediyorlar. Ve onların etrafındaki aileler de kaybediyorlar. Peki bu medeni sistemin bize önermiş olduğu bir şey mi? Evet. İşte ben şuna şaşırıyorum: Ya bizi mutlu etmeyen bir sistem bize öneriyorsunuz. Afrika’daki birtakım insanlar sömürülsün, birtakım insanlar mutlu olsun diye… Ya hani etik değerleriniz ya? Hani ahlak felsefesinden bahsederdiniz; erdemli olmak, işte Dünya barışı… Yani güzel bir söz var. Aynası iştir, kişinin lafa bakılmaz değil mi? Ama İslamiyet’te bakar mısınız 1400 sene önce, insanların bedeviyette olduğu bir dönemde kurallar geliyor. Bunlar, bunlar, bunlar yapılcak, bunlar, bunlar, bunlar yapılmayacak. Faiz haramdır, işte zekat 40’ta 1’i vereceksin gibi düsturlar. İşte zina ile ilgili hükümler… Bir sürü mesele. 1400 sene önce direkt en gelişmiş hali geliyor. Hani yavaş, yavaş gelişen telahuk-u efkarla değil de zınk diye. Haa insanlar, telahuk-u efkara muhtaçtır. Fikirlerin birleşmesiyle gelişmesi… Ok, mancılık. Ama Allah buna muhtaç olmadığı için, 1400 sene önce şu anki Dünya düzeninin ve Dünya barışının nasıl sağlanabileceğini Allah Kur’ân-ı Kerim’inde vermiştir. Bu arada bu anlattığımız şeyler teori değil yani uygulayalım çok güzel olacak ya, bak göreceksiniz değil. Daha önce uygulanmış. Endülüs Emevi Devleti, Osmanlı’nın o şaşaalı döneminde uygulanmış, başarıya ulaşmış, insanları mutlu ve huzurlu etmiş, gerçekten fakirle zenginin arasındaki uçurum kapanmış. Hatta sadakayla ilgili insanların sadaka verecek, insanların zekat verecek insan bulma konusunda zorlandıkları bir dönem yaşanmış. Peki ne yapabiliriz, Dünya barışı nasıl sağlanabilir? Gerçekten ben de çok dertlendim. O Esed’in zindanlarında acı çeken insanları görünce ne yapılabilir diye… İşte bu yapılabilir kardeşim. Bu faaliyetlerin yapılması lazım. Yani şu Kur’ân’ın hakikatlerinin, İslam’ın hakikatlerinin Müslüman olmayanların kalbine girip, onların şu düsturlarla hemhal olup Müslümanca düşünmesi lazım. Yani bizim yeni çıkacak Elon Musk’ları İslam kültürüne göre, İslam medeniyetine göre büyütmemiz bütün olayı çözecektir. İnşâAllah İslam’ın hakim olduğu bir Dünya düzenini dua ediyoruz, arzuluyoruz. Ve bunu hem kavli, hem fiili olarak da duasını yapıyoruz. Allah’a emanet olun.

ŞEYTAN PUSUDA: BÜYÜK LAFLAR KÜÇÜK HATALAR

Allah-u Teala bütün kullarına akıl vermiş. Bu verdiği aklı kullanabilen kulları var, kullanamayan kulları var. Allah-u Teala bütün kullarına irade vermiş. Nedir irade? Planlama yapıyorsun, o planlamanın gereklerini yerine getirmeye çalışıyorsun. Bazı kulları bu iradeyi kullanamıyorlar. Kullanamaması akıl kıtlığından kaynaklanıyor. Tamamen deli ise Allah ona bir şey sormuyor zaten. Ama parayı tanıyan, yemeyi içmeyi bilen, keyifli uyumayı bilen, gezmeyi bilen, dostunu, düşmanını anlayan birisi benim aklım yetmiyor diyemez. Evet çok büyük aklı yoktur ama keyfini biliyor. Acıktığını anlıyor. Üşüdüğünü anlıyor. Bir insan, kar üstünde oturuyor, üşüdüğünü anlamıyor. E garibim, bunda hiç akıl yok. Buna Allah hesap sormuyor ki zaten. Üşüdüğünü anlıyorsun, acıktığını anlıyorsun, tatlı ile biberi anlıyorsun, Türk lirası ile Dolar arasındaki farktan anlıyorsun, Az verilince kabul etmiyorsun, e maşallah epey deliymişsin sen ya. Melekleri inandıramayız benim aklım azdı, süper akıllı değildim diye. Evet filanca akıllı kadar akıllı değildin, ama sende de akıl vardı. Ona göre de iraden vardı zaten. Şiirlerden sonraki bölüme geçelim. Böylece sen, Allah yolunda cihad edenlerden ol, Allah-u Teala’nın o kullarıma dokunamazsın dediği, özel kullarından ol Allah’ın. Şeytan konusunda, nefis konusunda. Dünya ve ahiret ne demekti, dünya ve ahiret, dünya ve ahiret mutluluğunu yakalayan, takva kullarından ol. Çok önemli bir cümle, bu dört şeyi kontrol edebilirsen dünya, insanlar, şeytan ve nefis, o zaman olursun, daha değerli. Allah katındaki o büyük meleklerden daha değerli olursun. Çok önemli, hedef gösterdi. Meleklerle yarışıp, meleklerden daha iyi olmayı hedef olarak gösteriyor. Şöyle içki içmez, sigara tüketmez, çalmaz, böyle değil özellik. Meleklerden daha kaliteli iş, adam, fazilet sahibi olmak için, uğraşan birisi olmak. Meleklerin, mukarrabîn meleklerin, bir şehvetleri yok. Bir nefisleri yok ki onları kötülüğe çağıran. Allah onları yaratmış, melek gibi duruyorlar. Sen nefsini, şehvetini, şeytanı, dünyayı ve insanları, şeytanlaşmış insanları, kötü insanları aşarak o seviyelere geldiğin an, o meleklerden daha üstünsün. Allah’ın izniyle. Aşama aşama, vadi vadi diyoruz ya bu 3. vadiyi de geçmiş olursun. Hani nasıl ilim vadisinden başlamıştık, vadi vadi vadi Rabb’imizin cennetine doğru gidiyorduk, 3 vadide biter. Nedir 3. vadi? Ne zaman bitecek? Dünyayı aşacaksın, şeytanı aşacaksın, nefsi aşacaksın, insan etkenini aşacaksın. Aştın mı, Şu şiddetli, uzun, çetin vadiden de kurtuldum. Sen böylece, büyük meşakkatleri de geçmiş olacaksın, onlar seni korkutmayacaklar. Yani neden? Dört büyük tehlikeyi aştın mı bu geçtiğin vadi biraz daha cennet hedefine seni yaklaştıracak. Sanki uzakta cenneti görür gibi olacaksın. Seni korkutmasın. Sen Allah’tan yardım ister, Allah’a sarılırsan bu kolay bir iştir. Olmaz zannetme. Bize ne hedef veriyor? Şeytan, dünya, insanlar, nefis, tamam bunlar büyük tehlikeler koca bir vadi oluşturuyor ama bunlar Allah ile berabersen zor şeyler değil korkma. Allah’tan dileriz. En güzel istenecek olan Allah’tır. O’ndan isteriz. Sana yardım etsin, bize yardım etsin, başarıyı, yardımı ve kolaylaştırmayı bize ihsan etsin. O her dert için yeter. Allah her derde yeter, çare olarak. Bütün kördüğümlerde ondan yardım istenir. Yaratmak da, emretmek de onun elindedir. Her şeye kadir olan Allah’tır. Bu 3. vadide sana anlatmak istediğimiz bunlardır. Yüce ve Azim olan Allah’tan başka güç kuvvet sığınak da yoktur. Evet böylece 3. vadiyi de bitirtti bize. Bu dört büyük tehlikeden hep konuştu. Yani insanlar sana bir barikat oluşturmasınlar, nasıl oluşturuyor, şimdi özetleyelim zihnimizde. Arkadaş çevresinden kurtulamıyorsun, akraba çevresinden kurtulamıyorsun, aile çevresinden kurtulamıyorsun. Niye kurtulamıyorsun? Nefsine hakim olamadığın için. Nefsine niye hakim olamıyorsun? Şeytan seni bırakmıyor. Niye şeytan seni bırakmıyor? Dünyayı sen bırakmıyorsun, ondan dolayı. Hem cennette hurilerle oturup, kuş eti, kebap eti yiyeyim istiyorsun, sonra da cennet şaraplarından içeyim istiyorsun, dünyadaki ziyafetleri, düğün ziyafetlerini bırakamıyorsun ama. Elbiseyi bırakamıyorsun. Helal haram demeden giyiyorsun. Ama cennette de ipek giyeyim istiyorsun. Yani kurnazlık yapıyor insan. Hem dünya bir avucumda, hem cennet öbür avucumda olsun istiyor, bunu da Allah vermiyor. Sen dünyada iki yüzlülük yaptın mı Allah-u Teala’ya? Hemen cennetlik kulum Ya Rabbi deyip de, dünyalık kul olarak yaşadın mı, bu sefer Allah-u Teala şeytanı başına bela ediyor. Şeytan nefsini kudurtuyor, nefsin insanlarla seni harman yapıyor. Hem büyük büyük laflar yapıyorsun, hem küçük küçük hatalar ile şeytanın avucunda kalıyorsun. İşte bunlardan nasıl kurtulacağınızı Allah rahmet etsin Gazali’miz böyle sayfalar dolusu bize anlattı. Elhamdülillâh. Okuduk. Bundan sonra inşallah dördüncü vadisine geçeceğiz. Arızalar, sorunlar, afetler vadisi.

Allah Cennete veya Cehenneme Gideceğimizi Biliyorsa Bizi Neden Yarattı ?

iman mesleğimizden şunu anlamamız lazım şimdi iman paket halinde bir olgu mesela.. imanın bir çok rüknü mantıklı gelse ama meleklere imanı anlamadım desen bu tam bir iman olmaz çünkü… bütün her biri, bir ötekine zincirleme bağlı yani mesela şimdi sen meleği inkar ettiğinde otomatikman vahyide inkar ediyorsun eee kuranda geçen melek bahsi var onu inkar ediyorsun RESULALLAH Aleyhisselama eee cibril gelip bir çok vahiy naklediyor eee sen o zaman bunuda inkar etmiş olabiliyorsun..! bu yüzden iman rükünleri birbirine paket halindedir bunu bozmanın imkanı yok mesela bir gün İstanbul’da bir arkadaşım birinden bahsetti öyle bir kardeşim MAŞALLAH tam böyle islami usüllere göre giyinmiş namaz kılıyor konuşuyorlar ALLAH, Kitap, Peygamber yani Şok oldum gerçekten bunu duyunca birden konu melek bahsine geçiyor çocuk melekler bana göre saçma bir mesele diyor yani böyle mesele olmaz diyor ne kadar namazını da düzgün kılsa ne kadar bu işleri de düzgün yapsa o arkadaş üzülerek söylüyorum çok acı bir şey ama..! namaz kılan bir kafir oluyor çünkü iman paket halinde bozulamaz rükünlardan oluşmaktadır yani şöyle düşün mesela..! ben senin varlığını kabul ediyorum dedenin varlığını kabul ediyorum ama baban hiç olmamıştır diyorum yani mantıken bu denklem bozuluyor bu algoritma kırılıyor aynen öyle imanın bir tane rüknü ile oynadığın anda iş tamamen çöküp bitiyor elinde bunların içinde en ince olanı Kader bahsı zaten dikkat edersen altıncı rüknü olarak yani bir çok mesele anlaşıldıktan sonra belki tam oluşacak manası olabilir mi? bir ihtimal olabilir.. mezheb imamlarından Ahmed İbni Hanbel şöyle bir cümle naklediyor çok muaazzam bir cümle ALLAH’ın kudreti idrak etmiş bir insana kader bahsini ayrıyeten ele almaya lüzum yoktur diyor yani cenabı ALLAH’ın kudret kalemi ile boyanmış şu kainatı iyice anlayan başına gelen hadiselerde zarfı açıp mazrufu okuyan insanlar kader bahsini daha net idrak edebilecek insanlar olacak bu kader bahsi ile ilgili yani üniversite camiasından bir çok genç kardeş ile oturuyoruz ve.. en çok akıllarına takılan sual şöyle oluyor yani ALLAH beni cennet’e veya cehennem’e gideceğimi biliyormu? tabi biliyor yani ezeli ilmi var eee madem biliyor benim bu dünyada ne işim var? beni niye yarattı? beni direkt gönderse olmaz mıydı?

Namaz Kılamıyorum Diyorsan Akıl Almaz Çözüm

Dinliyoruz. (Kahkaha) Kimi çok seviyon? Beni çok seviyon mu? Çikolata verdiğim için çok seviyon di mi? Deme (Kahkaha) Şş.. Bir şey soracağım Yiğithan Bu kırmızıyı giymeyecektin hani? Adı ne bu taktığının? Con… (Kahkalar) Şşt.. Yiğithan Bugün sümüğün yok mu? + Var mı? – Var. Geçen gün ne sildin ama be! Yiğithan bir şey soracağım sana. Senin peygamberin kim? Haa.. Şöyle.. Adam ol. Peki sen bir Allah’a inanıyon di mi? Deme? (Kahkaha) İnanıyon di mi gundi? Peki Yiğithan? Şimdi ikinci dersimiz namaz. Olmaz değil, namaz. (Gülmeler) Yiğithan namaz kılmayan abilerine bir şey demek istiyor musun? Söyle bakayım. Vay Allah senden razı olsun. Şşt.. Ben gidiyom ha, odaya gidiyom. Gel çikolata vereyim. Yıldırım Beyazıt zamanında Yıldırım Beyazıt bir tane Sırp kralın kızıyla evleniyor. Tabi kız müslüman olmuyor. Çok da entrikacı bir kız. Yıldırım Beyazıt’a biraz sorunlu birkaç yıl geçirtiyor abi. Tabi Yıldırım Beyazıt, Caner (oradakilerden birine hitap etti), ondan sonra biraz üzülüyor. Belki biraz gönlü üzülüyor, daralıyor. Ve.. yani bunlardan kimi tarihçiler af dilemek için kimi tarihçiler tövbe için diyor, Bursa Ulu Camii’yi yaptırıyor Yıldırım Beyazıt. Şu anki o meşhur Bursa Ulu Camii’ni Tabi cami yapılırken çok çok önemli bir hadise var. Camide çalışan ne kadar adam varsa tek bir yerden ekmek yiyorlar: Somuncu Baba’dan. Tek bir yerden Mehmet abi. Neyse… Cami yapılıyor, çalışıyorlar. Ekmek tek yerden geliyor. Sadece Somuncu Baba’dan. Neyse cami bittikten sonra Yıldırım Beyazıt, Molla Fenari’yi çağırıyor. Emir Buhari’yi çağırıyor. Bunlar inanılmaz zâtlar… Yani alleme-i cihan abi. Bu Molla Fenari, Emir Buhari… Efsanevi isimler. Çağırıyor yanına. İşte cami bitmek üzere, şöyle bir Cuma’dan sonra vaaz verin diyor. O zaman namazdan sonra vaaz dediğin iki saat, üç saat, dört saat abi… Yani insanlar aç, daha o kadar kopmamışlar. Ahir zamanın şiddetini yaşamamışlar. Üç saat, dört saat vaaz. Sonra Molla Fenari diyor ki, ”Padişahım bize düşmez.” diyor. (Padişah) ”E nasıl düşmez? Kime düşecek ya?” diyor. ”Bir kutb-u azam var Somuncu Baba diye, ona düşer.” diyor. Abi tevazuya bakar mısın? Biz bir tane şöyle meşhur biri, bir bürokrasi… şöyle böyle biri gelsin de resim çektirelim diye milleti ezeriz. Padişah, koca Padişah yanına çağırıyor.. ”Bana düşmez, ona düşer.” diyor. Böyle bir tevazu Mehmet abi, akıllara zarar. Elhamdülillah ya.. Molla Fenari diyor, Somuncu Baba’ya düşer diyor.. Neyse Padişah diyor, madem öyle ikna edin diyor. Alttan giriyorlar, üstten çıkıyorlar. Tabi Somuncu Baba sırrı faş olsun istemiyor. Yani insanlar onu ekmek dağıtan mübarek bir mümin diye bilsin istiyor. Böyle evliya —-… sırrı faş olsun istemiyor abi. Neyse diyorlar ya belli olmaz, şöyle olmaz, böyle olmaz… Somuncu Baba’yı ikna ediyorlar. Somuncu Baba Cuma’dan sonra çıkıyor. Fatiha’nın tefsirini yapıyor, 7 mertebede. Birinci mertebede anlatıyor. Fatiha’yı şerh ediyor. İkinci mertebe anlatıyor, üç anlatıyor, dört anlatıyor, beş anlatıyor derken derken Molla Fenari tutamıyor kendisini. Cemaatin arasında, halkın arasında ayağa kalkıyor. ”Vallahi,” diyor ”Ben böyle şey görmedim.” diyor ”Biz yıllardır okuruz, araştırırız. Şu Fatiha’nın üçüncü mertebesinden öteye gidemedik… …Bu nasıl bir kutb-u azamdır böyle, 7 mertebe birden çıktı!” diyor. Somuncu Baba, ”Eyvah! Sırrım faş oldu.” diyor. Birden hızlıca hutbeyi irhaz ettiği kürsüden iniyor ve ondan sonra herkes yemin tillah ediyor ki… Ulu Cami’de kaç kapı var? Dört kapıdan birden bekliyorlar hangisinde çıkar diye. Ve dört kapıdan birden her biri yemin tillah ediyor biz Somuncu Baba’nın elini öptük diye. Bir anda 4 kapıdan birden çıkıyor… O zamanlar insanlar aman bana makam vermesinler, mevki vermesinler, fakir bir somuncu bilsinler diye sürekli kim üste gelirse onlar kaçıyor. Biz bu zaman, ahir zaman olduğundan maalesef Mehmet abi, tam zıttını yapıyoruz. Yani ne kadar teveccüh var, aman daha fazla üstüme alayım. Aman başkası almasın. Ve bu da bizde git gide git gide amellere güvenmeyi oluşturuyor. Ucub diye bir kelime duyan var mı? Ucub. İslam terminolojisinde çok mühim bir kelime. Duydunuz abi hiç ucub? Var mı abi bilen anlamını? Yeni kardeşlerden rica edeceğim. Var mı? Duydunuz mu hiç kardeşim? Bektaş? Ha duydun mu? Ne anlamı? Oturanlardan biri: Derste duymuştuk çarşamba şimdi şey de yanlış da olmasın. Ee anlamı ne? Korkuyla ilgili bir şey. Ha yooğ. Ohoo oğlum… Yunus’un dersi di mi bu? (Gülüşmeler) Ohoo 😀 Yavrum benim. Doğan söyle kardeş. Doğan: Abi ameline güvenmek Adamsın. Amele güvenmek demek ucub. Yani bizde bu asrın hastalıklarından biri – Yunus iyi dinle. Kelimeleri yanlış nakletme sonra Amele güvenme ucub hastalığı var Muhammed abi. Yani adama baktığında ahiretle ilgili bir mesele açıyorsun ve meselenin ikinci cümlesi ”Ya biz zaten şerif soyundanız.” , ”Biz zaten seyid soyundanız.” + Kardeşim sen namaz kılıyor musun? – Ya ben bir hanım aldım. Gece gündüz.. Seccadeye böyle yapıştırdım karı kalkmasın diye. Gece gündüz… Yani nasıl — nasıl kılıyor biliyor musun? Günde kaç tane- Ya biz Kabe Tv sarılıp uyuyoruz böyle evde. + Peki sen namaz kılıyor musun? – Yav ben kılamıyorum, biliyor musun? + Sebep? Sağlığında sorun vardır. İşi gücü çok yoğundur. – Yav 200 tane adam bakıyorum. Rızık kapılarını mı kapatayım? Bir de rezzak oldu. Bir de rezzak oldu hakikaten. Bizde ucub denen bir hastalık var ve bu hastalık çok sıkıntılı. Bu hastalık imandan sonra en çok vurduğu yerlerden bir tanesi namaz oluyor. Bunların en büyük sebebi Kur’an’ı okuyup içindeki emirleri uygulamaya tenezzül etmiyorlar bir zahmet. Kur’an’ı okumak sünnettir. Anlamak FARZDIR. Ne oldu o emirler? Kime geldi o emirler? Kime inecek o emirler abi? Bu azap sureleri kime geliyor? Kim için yazılmış? Biz cenaze namazının arabasının arkasına bile merhum yazıyoruz yani. Ne demek merhum? Allah’ın rahmet etmesi demek. Nereden biliyorsun o adamın akıbetini? Yani bu kadar amele güvenilir mi? Bu kadar ucub olur mu? Yani bu azap ayetleri kime indi? Az önce konuştuk… Uhud’ta bin kişiden peygamber görmüş üç yüz münafık dönüyor ya. Bin tanenin üç yüzü. Onda üç demek bu rakam. Bunlar Peygamber aleyhisselamı görmüş adamlar. Sen ben ne ya? Sen ben tebliğ etmişsin, kimsin ya peygamberin yanında? Peygamber görmüş adamlar Mustafa Hoca. Binde üç yüzü dönüyor bu adamların, münafık olarak. Sen neye güveniyorsun? Daha namaz yok yani.. masaya oturduğunda sahabelerin üstü bir adamsın. Masada hiçbir şey bırakmıyorsun. Amele baktığında başını secdeye eğdirmeyen iman neyine yarayacak? Ahirette nasıl kurtaracak? Ya bu namaz bu kadar kötüye atılabilir mi? Bu kadar kuytuya atılabilir mi? Üstad diyor ki, her günahta küfre giden bir yol var diyor. Yani bugün dişin çürüdüğünde bir anda çürümüyor dişin. Bir mikrop geliyor, bakıyor, buraya yuva yapılır diyor. Diğerlerine de referans oluyor Seydi abi. Diğer mikroplar geldiğinde dişi iptal ediyor. Amelde güzellik de aynı şekilde. Bir güzellik diğerine referans olur normalde İslam’da. Yani bir adam namaz kılıyorsa düzgün, içinden zekat verme isteği gelir. Onu da güzel yapıyorsa şu komşuma tebliğ edeyim isteği gelir. Onu da güzel yapıyorsa ”Ya bugün Rabbimi tanıyacak, marifettullah ilmiyle — bir kitap daha okuyayım.” isteği gelir. Bizimki Ali Veli Osman namazı kılıyor, yarın faizde. Namazı kılıyor, ertesi gün iftiranın, gıybetin… Ya bu esnaf abiler… Yani muhabbet ediyorum da bazen… Sizleri tenzih ediyorum. Yani herkesi tenzih edeyim, ortaya atayım. Bir kıyafet.. kime giyilirse artık. Yani o namaz ikame edildikten sonra mal satılırken o kadar yalan söylenir mi üç kuruş için? Olur mu yani bu? Yani o işleriniz için söylediğiniz yalanlar ne demek biliyor musun? Benim namazım olmamış demek. Zaten ayette namazını ikame et diyor, kıl demiyor. Namaz tam olsa işin devamında silsile silsile evleneceğin eşin doğru seçilmesine, çocuğunun ahlakına kadar Yani ulaşmadığı, elinin yetmediği hiçbir şey olmaz. Ama bizde ucub var. Amele güveniyoruz. Neyi unutuyoruz? İslam’ın temel disiplinlerini unutuyoruz. İslam öyle bir dindir ki Seydi abi, bir köleyi (yanlış anlamadıysam) birey yapar. Peygamber amcasını Ebu Leheb yapar. Sen neye güveniyorsun? İslam budur abi ya. Yani Cenab-ı Allah bunları anlayalım diye beş tane duyu veriyor. Biz hala başka noktalarda ısrar ediyoruz. İmandan sonraki en mühim hakikat: namaz ya namaz. Yani birazdan.. bugün çok ağır ders okuyacağız. Yani biraz insafın varsa gece rahat uyuyamayacaksın bugün Gökhan. Sadece namaz kılmayan değil, boş kılanlara da bugün çok laf gidecek. Yani.. Hele iki tane hadis sakladım heybemde. Benim aklım çıktı abi bakalım sizin ne olacak yani? Ama dünyayı yaşayayım ondan sonra öleyim. Yanımda biri namaz kılar, yanımda biri Kur’an okur. Yani bir adam trafik kazasından ölse yanına gidip trafik kurallarını hatırlatsan olur mu? E sen dünyada Kur’an’ı yaşamamışsın. O Fatiha’nın sana faydası olur mu? Yanında bin tane namaz kılsalar Fatih, faydası olur mu ondan sonra? Olmaz abi. Ama biz güveniyoruz abi… Ben öncelikle bir şey söylemek istiyorum. Namaz kılamıyorum lafına ben inanmıyorum Muhammed abi. Ben niye inanmıyorum? Çünkü ben Allah’a inanıyorum. Allah Bakara Suresinde diyor ki, Allah kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez diyor ayette. Yani ne yok diyor Yunus? Teklif-i mala yutak.. Yutmaktan aklınızda kalsın. Yutacağından fazlasını, yani yükünün üstünü Cenab-ı Allah birisine yüklemez diyor. Ama sen hala diyorsun ki ben namaz kılamıyorum. Şimdi soruyorum… Turgay abi sana sorayım. Allah kılabilirsin diyor, o da ben kılamıyorum diyor. Kime inanıcan? Hangisine inanmak istiyorsun? Hadi öbürüne inan da şirke depar at. Hangisine inanmak istiyorsun? Ben de Allah’a inanıyorum. O zaman namaz kılamıyorum lafı namaz günahının üzerine bir de yalan oluyor, bir de Allah’ı tenkide giderse iftira oluyor. Cenab-ı Allah, abicim günlük kaç nefes aldığımızı biliyor değil mi? Sorun yok. Peki kaç yaşına kadar yaşayacağını biliyor mu? Biliyor. İleride kiminle evleneceğini? Kaç kere hastalanıp hangi hastanelere gideceğini? Vücudunda kaç tane hücrenin seyredeceğini? Saçının ne kadar uzayacağını ve ölene kadar kaç defa kestireceğini? Kaç şehir gezeceğini ve ayağının hangi denizde kaç gram su ayağına değeceğine kadar hepsini biliyor mu? E bunları bilen Allah namaz kılabileceğini de biliyor. Biliyor ve kainatı ona göre dizayn etmiş. Ve sen hala diyorsun ki ben namaz kılamıyorum diyorsun. Şimdi ben iki tane hadis okuyacağım. Birincisi Taberani’nin hadisi, sahih. Namaz kılmayanlar veya şekilci kılanlar bunu dinleyecek abi bugün. Bura sıkıntılı. ”Kıyamet günü kulun ilk sorguya çekileceği ibadet namazdır.” Devam edeceğim, rica ediyorum dikkatinizi — Bir de, ya beni idare edin, anladın mı abi? Kusurum olur, bir şey olur. Kardeşinizim. Ama şuna kabirde işimize yarayacak. Bana hakkınızı helal edin. Böyle.. anladın mı abi? Ama mesele çok mühim. ”Kıyamet günü kulun ilk sorguya çekileceği ibadet namazdır. Namaz düzgün ise diğer ibadetleri kabul edilir.” Namaz kılıyorsa demedi di mi? Namazı düzgün olacak. Yani bir ayette ikame diyor. Başka bir ayette namaz kılanlardan olmak diyor. ”Namaz düzgün değil ise diğer ibadetler kabul edilmez.” Ebu N–‘in ”Namaz kılmayanın ibadetleri kabul olmaz.” Abi sen tehlikeyi anladın mı? Bak hayatınıza bireysel bir soru. Hayatında namaz yok, kurban kesiyorsun. Kabul olmaz diyor. Nasıl oluyor biliyor musun Mehmet abi sistem? Sen hayatında namaz yokken kurban kestin diyelim. Borçtan düştü. Hiçbir ekstrası yok, kabul olmadı. O da Allah razı olursa borçtan düşüyor. Namazın yok, zekat verdin. Kabul oldu mu? Olmuyor. Borçtan düşüyor, hiçbir ekstrası yok. Hayatında namazın yok. Yok işte şunu yapmak sünnettir, misvakı böyle yapmak sevaptır. Var mı onların ekstrası? Hiçbirine bakılmıyor. Ya namazın önemini daha ne anlatabilir abi? Namaz kılmayanın Cici (Fatih Cici) hiçbir ibadetine bakılmaz diyor. Adam diyor ki, ya namazım yok belki. Arada sırada kılıyorum ama cennette de birkaç tane köşküm eksik olsun. Lan ne köşkü! Ahireti kaybedeceğin diyor ya komple. Ya şundan önemli bir mesele var mı abi? Ya şu namaza bak ya. Siz bugün dünyada bir adama baksanız Süleyman yüzüne bakıp adamın hangi günahları işlediğini anlayabilir misiniz? Anlaşılmaz bu. Ahirette adamın azap şekli ve mertebesine baktığın anda hangi günah işlediğini anlayacaksın. Her günahın azap şekli ayrı. Azap şeklinden ne günahı işlemiş onu anlayacaksın. Ve bu azap şekillerinden en şedid en şiddetli olanlarından biri namazında sıkıntı olanlar olacak. Nerden biliyorsun? Sahabe-i Kiram birçok ibadet şeklinde sıkıntı olsa oruçta, kurbanda, şunda bunda Ya işte kardeşimiz günah işliyor, derlermiş. Namazı olmayanın dini sıkıntılı gözüyle bakıyorlarmış. Namaz çok önemli değildir. Dinin kendisidir abi. Çok önemli, az önemli derecesini düşüremezsin. Dinin ta kendisi bu namaz dediğin. Ama bizim hayatımıza o kadar önemli değil. Niye? E çünkü zaman değişti Mehmet abi. Yani artık çok fazla işim var, üç yüz beş yüz adama ekmek veriyorum. Bir de rezzak oluyoruz orada. Öyle değil mi abi? ”Ey nefsim! Deme zaman değişmiş, asır başkalaşmış.” Ben şunu duydum bak kulaklarımla. Şigan ne duydum biliyor musun? Ben yoga yapanları duyuyo- görüyorum diyor. Saatlerce muazzam bir şekilde odaklanıyorlar diyor. Ama namaz kılana bakıyorum üç dakika odaklanamıyor diyor. Demek ki namaz biraz asimile olmuş.. Tamam bir Allah’a inanalım da Biraz namazla da yogayı karıştırmak lazım çünkü zaman değişti diyor. Ya bu bu kadar kafa karıştırabilecek bir şey mi gerçekten? Cenab-ı Allah şeytana verdiği müsaade esnasında şeytan bir adamın yoga yapıp şirkinde boğulmasından mutlu oluyor, adamı ellemiyor. Namaza da hiç tahammül edemiyor, her dakika vesvese veriyor sana. 1400 yıl önce de şeytan aynı şeyi yapıyordu, 1400 yıl sonra da aynı şeyi yapıyor. Sen o mücadeleyi kazanmaya bakacaksın. ”Ey nefsim! Deme zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle sarhoştur.” Şimdi abi bura çok sıkıntı. Bazı kardeşler, abiler geliyor. + Namaz kılıyon mu hacı? – Kılıyom. Sıkıştırıyorum biraz. + Beş vakit mi, delikanlı gibi. – Ya sabahları çok kalkamıyorum diyor. Şimdi nereden anladın? Ya amelinden biraz anlıyorsun, gevşekliğinden, ipi ne kadar tuttuğundan anlıyorsun biraz yani. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Artık göre göre anlıyorsun biraz. Şimdi desen ki kardeş sabah altıda senin işinle ilgili bir uçak var. Her türlü kalkar. Her türlü. Desen ki kardeş sabahın beşinde hanım doğum yapacakmış. Her türlü kalkar. Erken kalkar. Dün bir tane haber geçse yarın sabah altıda deprem olacak. Herkesi Mersin’de hallaç pamuğu gibi çevirip atacak diye gözüne uyku girmez, o saatte on kere kalkar. Çocuğu doğsa kalkar, çocuğu acıksa gene kalkar. Ama mesele Allah’ın rızası olunca kılamıyormuş. Sebep? Sebebi imanı zayıf. Ve namaz kılmayan bir adam lisan-ı haliyle diyor ki, ”Ben kendi dünya cennetimde mutluyum, Senin vereceğin cennete ihtiyacım yoktur. Kendi işim, eşim, çevrem beni mutlu etmeye muktedirdir. Sen tamam Allah’sın, işte başım sıkışınca sana dua ediyorum. Sen bununla yetin. Ama ben sana günde bir saatimi ayırmayacağım. Ben günde ciğerimi on saatliğine ayda iki bin liraya patronuma satarım ama sana günlük bir saatimi satamam.” diyor lisan-ı haliyle. Soruyorum şimdi. Patronuna mı tapıyorsun Cenab-ı Allah’a mı tapıyorsun? Kime daha çok amel ediyorsan ona tapıyorsun. Bu adamlar, nefsimize söylüyorum hiçbir kişi değil yani. Bizim kişiyle işimiz yok. Sıfatla ilgili. Bunu böyle yaşayan kim varsa ya namazını kılmayan ya da kılarken sürekli aklından çek defteri geçti, şuradan müşteri mi geçti bu borcu n’apacağım, şu kızı n’apacağım, eşi n’apacağım, çocuğu n’apacağım deyip Allah’a ayırması gereken vakti esbaba ayıran zihniyete diyorum. Bunlar peşin vereni seven adamlar. Kendi nefsim dahil. Hiçbir fark yok. Benim yok mu zannediyon öyle aceleci kıldığım namaz? Bu nefis de bu muhabbetten beri değildir. Bunlar peşin seven adamlar. Yani al gülüm, ver gülümcüler. Allah bana bir şey verir, ben onun karşılığında veririm. Yani namaz kıldığımda ahirette verecekmiş, o bana gelmez Sabri abi. Bana şimdi vermesi lazım. Madem sen peşin seversin, madem her şeyi karşılıklı yaparsın şu an bulutlarda duran yirmi üç trilyon ton suyu, günlük soluduğun sekiz bin sekiz yüz litre havayı, vücudunda otoyol gibi döşenmiş doksan altı bin beş yüz kilometre damarları ahirette hadi öde de bunları diye adamın gırtlağına sokarlar Seydi abi. Madem karşılıklı seviyorsun, bunların karşılığını nasıl vereceksin? Versene Allah’ın verdiği bir nefesin karşılığını? Nerde abi sıkıntı? Patron arasa kırk döneriz. Allah için.. idare etsin artık (hâşâ) Öyle olmuyor mu? Kılmadığın namaz.. aceleyle kıldığın namaz.. namazın bitince yandakini tenkit edecek kadar nasıl dikkat verebiliyorsun, kendi namazından ona nasıl vakit kalıyor? ”Ey nefsim! Deme: ”Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş ediyor. Derd-i maişetle sarhoştur.” Niçin deme? Çünkü ölüm değişmiyor. Yarın ne giyeyim derken aklına kefen geliyor mu hiç? ”Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşeri, fakr-ı insani değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peyda ediyor. Hem deme: ”Ben de herkes gibiyim.” Benim liselerde.. bir öğretmenim biliyorsunuz, liselerde en çok duyduğum cümle. Doğru mu? Baksana abi sınıfta hangi arkadaş kılıyor ya? Hangi arkadaş kılıyor namazı? Ben neden kılayım namazı yani? Yani orada diyor ki etraf ne yapıyorsa ben de aynısını yapayım. Seydi abi senle kırk kişiyi bir dama çıkarsam bizim elli ikinci katlayı.. o kırk tanenin otuz dokuz tanesi aşağıya atlayıp intihar etse onlar ediyor diye sen de eder misin? Etmezsin değil mi abi? Bak nefsin oyununa bak. Namaz olunca iyi de onlar kılmıyor. Ama canına kast olunca ben onlar gibi yapamam oluyor. Ne çıkıyor buradan? Buram buram nefis kokuyor. Buram buram… Başka ne diyorlar abi? Ya kardeşim siz namaz namaz diyorsunuz da bu namaz dediğin olay Allah’la kul arasında bir ibadet. Sizin girmemeniz lazım. Neydi isim? Ha? Sami, Allah’la kul arasında değil mi namaz? Öyle değil işte kardeş. Ben şurada gidip bir parkı yaksam abi devlet bana bir suç açar mı- dava? (Kamu davası) Çok güzel. Kamu, amme davası. Ne için bana kamu davası açıyor? Seksen milyonun hakkını müdafaa için doğru mu? Nasıl bir maddi düzeni bozduğunda seksen milyon kişinin hakkını devlet senden istiyor, aynen öyle de kılmadığın her namaz kainatta zerre atomların koca galaksilere kadar her birinin üzerinde bulunan müekkel melekler, zi-ruhlar, canlılar, çiçekler, böcekler, bütün bunların muazzam bir şekilde manevi ahengini, dinamiklerini bozduğundan ve sabote ettiğinden ahirette bunların küllisi senden hesap talep edeceğinden dolayı altmış yıllık bir hayatta sonsuz cehennemi hak ediyorsun. Defter kabarık abi. Bir daha sorayım. Allah’la kul arasında mıymış namaz? Onu da kakalamışlar aradan. ”Hem deme ben de herkes gibiyim çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise kabrin öbür tarafında pek faydasızdır.” Urve b. Zübeyr var. Hz. Ebu Bekir’in torunu. Aişe validemizin yeğeni. Urve’nin bir gün bacağı rahatsızlanıyor abi. Hemen Şam’a gönderiyorlar. O dönem Şam’da tabipler çok efsane. Neyse tabipler bakıyor Bektaş, allem ediyor kullem ediyor. Diyor ki bu biz bu dizden altını kesmek zorundayız diyor Urve’ye. Nasıl olacak diyor Urve. Bir tane ot var, onu çiğneyeceksin. Bir gün boyunca uyumuş olursun, yani anesteziyi bahsediyor. O dönem tıpla çok ilgileniyorlar. Mesela bir yerin yara olduğunda kırmızı başlı karıncalar var. Ateş karınca. Onu böyle kıskacıyla ısırtıyor, kafasını koparıyor. Isırtıyor, kafasını kopartıyor. O senin dikişin oluyor. Zaten karınca kafası organik. Eriyor gidiyor orada. Yani tıpta çok araştırıp — bir şekilde şey yapıyorlar. Bu zaman narkoz anestezi dediğinin bitkisini bulmuşlar Fatih. Urve’ye diyorlar ki sen bu bitkiyi çiğneyeceksin, çiğnedikten sonra bir gün boyunca aralıksız uyuyacaksın diyorlar. Yani bir gün boyunca Rabbimi anamayacak mıyım? Yani bir gün namazımdan uzak mı kalacağım? Evet, öyle olacak. Ben buna razı değilim diyor. İyi de Urve kesmemiz lazım bu bacağı. Dayanamazsın böyle acıya. Çözeriz diyor, çözeriz. Hele beni bir kıbleye çevirin diyor. Namazını kılarken bacağını kestiriyor. Ve bunu hissetmiyor. Namaz müminin miracıdır ne demek oldu mu abi? Urve’nin şu hassasiyetinden sonra artık kime tapıyor, kime biat ediyorsan git onun ibadetini yap kardeşim. Allah ananıza, babanıza cehennemi haram kılsın. Lillahi tealel El-Fatiha, maassalavat. Dünyada bu hakikatlere muhtaç binlerce insan var. Bunlardan biri sizin çevrenizde de olabilir. Paylaşıp onlara da ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Allah rızası için El-Fatiha.


Almanca

Ich will was sagen. Wir hören dir zu. – Hayalhanem ich liebe dich sehr. (Gelächter) Wen liebst du sehr? – Hayalhanem liebe ich sehr. Liebst du mich sehr? – Ich liebe dich sehr. Du liebst mich doch nur so sehr, weil ich dir immer Schokolade gebe, stimmt’s? – Stimmt’s? Stimmt’s? (Gelächter) Pscht.. Ich will dich was fragen, Yigithan; Ich dachte du wirst das rote hier nicht tragen? Wie nennt sich das, was du trägst? – Con con con Con… (Gelächter) Pscht.. Yigithan, – Was? Hast du heute keinen Rotz? – Hab ich. + Hast du? – Ja. Wie du ihn letztens aber weggewischt hast ey! – Hab ich. Yigithan, ich werde dich was fragen. – Was? Wer ist dein Prophet? – Hz. Muhammed (Sav.) Aah.. Genauso; Sei ein Mann. Und du glaubst an Allah, stimmt’s? – Stimmt’s? + Stimmt’s. (Gelächter) Du glaubst das, stimmt’s Gundi? (Dorfmensch) – Das tue ich uvhdlkjvd Gundi. (Dorfmensch) Also Yigithan? – Was? Unser zweiter Unterricht ist das Gebet. ( Er macht ein Wortspiel [Gelächter] ) Yigithan, willst du den Brüder, die das Gebet nicht verrichten, etwas sagen? – Das will ich. Dann sag mal. – Was soll ich sagen? – (Ein türkischer Spruch, der einen Vorwurf/eine Beschuldigung andeuten soll) Wow, möge Allah mit dir zufrieden sein. Pscht.. Ich gehe ins Zimmer, okay. Komm, ich gebe dir Schokolade. – Los gib. Zu den Zeiten von Yildirim Beyazit, heiratet Yildirim Beyazit mit der Tochter eines serbischen Königs. Und das Mädchen wird kein Muslim. Zudem ist sie auch eine starke Intrigantin. SIe lässt Yildirim Beyazit ein paar problematische Jahre erleben. Natürlich wird Yildirim Beyazit nach diesen Jahren wahrscheinlich etwas traurig. Wahrscheinlich ist sein Herz ein bisschen traurig und bedrückt. Und.. manche Historiker sagen, dass er es getan hat, um um Gnade zu bitten; Andere sagen, um Reue zu zeigen: Er lässt die Bursa Ulu Moschee bauen. Die heutzutage so berühmte Bursa Ulu Moschee Natürlich gibt es dabei eine sehr wichtige Geschichte vom Moschee-Bau: All die Männer, die beim Bau tätig waren, aßen vom selben Bäcker – Von Somuncu Baba. Von einem Ort, Mehmet Bruder. Wie auch immer.. Die Moschee wird gebaut, sie arbeiten. Das Brot kommt von einer einzigen Quelle. Nur von? Nur von Somuncu Baba. Wie dem auch sei.. Nachdem die Moschee fertig ist, ruft Yildirim Beyazit Molla Fenari und Emir Buhari. Das sind unglaubliche Personen.. Sehr gelehrte Menschen, Bruder. Molla Fenari, Emir Buhari… legendäre Namen. Er ruft sie zu sich. Er sagt, dass die Moschee fast fertig ist, und dass sie nach dem Freitagsgebet eine Predigt halten sollen. Das, was man zu der Zeit als Predigt nach dem Gebet genannt hat, ging drei, vier Stunden, Bruder.. Die Menschen sind hungrig nach Wissen, sie haben noch nicht so sehr den Faden verloren wie wir; Und auch nicht die Brutalität der heutigen Zeit/Endzeit (Die letzte Ära vor der Apokalypse) erlebt. Drei, vier Stunden Predigt. Dann sagt Molla Fenari “Sultan, das steht uns nicht zu”. (Sultan) “Wie, es steht euch nicht zu? Wem soll es denn sonst zustehen?”, sagt er. Es gibt einen geistlichen Führer namens Somuncu Baba. Ihm steht es zu”, sagen sie. Bruder, guck dir mal die Bescheidenheit an Wir würden die Leute zerquetschen, wenn jemand berühmtes kommen würde, damit wir ein Foto machen können. Der Sultan, der große Sultan ruft DICH zu sich; Und du sagst “Es steht nicht mir zu, sondern ihm”. Stellt euch das mal vor. So eine Bescheidenheit, Mehmet Bruder, es ist unglaublich/nicht zu fassen. Gott sei Dank.. Wie dem auch sei. Also, Molla Fenari sagt, dass diese Aufgabe Somuncu Baba zusteht.. “Na gut. wenn es so ist, dann überredet ihn”, sagt der Sultan. Daraufhin gehen sie zu ihm und reden drunter und drüber um ihn zu überreden. Natürlich will Somuncu Baba nicht, dass sein Geheimnis gelüftet wird. (Das Geheimnis, dass er einer der Menschen ist, der durch Hingabe und Liebe zum Erschaffer, vom Grad her, Allah sehr nahe ist.) Er will, dass die Leute ihn nur als einfachen, guten Gläubigen kennen, der Brot verteilt. Und nicht, dass er ein -vom Grad her Allah sehr Nahe stehender- Geistlicher ist…er will nicht, dass sein Geheimnis gelüftet wird, Bruder. Wie dem auch sei. Sie sagen ihm, dass es schon nicht bemerkbar sein wird… Sie überreden Somuncu Baba. Und dann kommt der Tag: Somuncu Baba tritt nach dem dem Freitagsgebet nach vorne um die Prädigt zu halten. Er macht eine tiefgründige Übersetzung zur Sura Fatiha – In sieben Stufen. In der ersten Stufe erklärt er. Er erläutert die Fatiha. Er erläutert die zweite Stufe, die dritte, die vierte, die fünfte Stufe, bis Molla Fenari sich letztendlich nicht mehr zurückhalten kann. Er steht zwischen der Menge/dem Volk auf und sagt: “Ich schwöre auf Allah; Ich hab noch nie so etwas gesehen,” “Wir lesen und erforschen schon seit Jahren, doch haben wir es bei der Sura Fatiha nicht weiter als bis zur dritten Stufe geschafft.. ..was für ein geistlicher Führer muss er nur sein, dass er sieben Stufen auf einmal gestiegen ist!”, sagt er. Somuncu Baba daraufhin: “Oh nein, mein Geheimnis wurde gelüftet”. Auf einmal steigt er so schnell es geht herunter vom Pult, von dem er die Predigt gehalten hat; Und danach schwören alle darauf.. +Wie viele Türen gibt es in der Ulu Moschee? – Vier. Sie verteilten sich alle an allen vier Türen auf und warteten, um zu gucken, aus welcher Tür er rausgeht. Und die gesamten Menschen aus allen vier Türen schwören bei allem, dass jeder einzelne von Ihnen seine Hand geküsst hat. (Die Hand zu küssen ist im Islam ein Zeichen des Respektes/der Liebe) Er geht gleichzeitig von allen vier Türen auf einmal raus.. Die Menschen, die zu der Zeit gelebt haben sind -weil sie nicht wollten, dass ihnen ein Amt, eine hohe Stellung gegeben wird, damit sie nur als arme Bauer bekannt sind- ständig von der Spitze/hohen Stellung geflohen. Wir jedoch tun heutzutage, weil es die Endzeit (Die letzte Ära vor der Apokalypse) ist, leider genau das Gegenteil, Mehmet Bruder. Also; “Je mehr Huld es gibt, desto mehr nehme ich es auf mich auf.. Niemand außer mir soll die Lorbeeren ernten.” Und das führt bei uns immer mehr dazu, dass wir auf unsere eigenen Taten vertrauen. (Dass man sich z.B. denkt: “Ich tue ständig so viele gute Dinge, ich habe mir bestimmt locker das Paradies verdient.” / Ego) Es gibt das Wort Ucub, hat es schon mal jemand gehört? Ucub. Es ist in der islamischen Terminologie ein sehr wichtiger Begriff. Habt ihr dieses Wort ‘Ucub’ schon mal gehört? Kennt jemand die Bedeutung? Ich möchte die neu dazugekommenen Brüder darum bitten. Gibt es jemanden? Schon mal gehört, Bruder? Bektas? Ja? Hast du’s schonmal gehört? Was ist die Bedeutung? [Einer, aus der Gruppe:] “Das haben wir am Mittwoch im Unterricht gehört. Nicht, dass es jetzt falsch ist..” Und was ist die Bedeutung? “Etwas, bezüglich Angst?” Ahh nein. Ohooo (Ohoo: In vielen Fällen ein öfters benutzter türkischer Slang, welches schwer zu übersetzen ist. Kann man aber so ähnlich verstehen wie: ‘Was kommt denn jetzt noch?’) Das ist der Unterricht von Yunus, oder? (Gelächter) Ohoo, mein lieber Scholli. Dogan, sag es Bruder. [Dogan:] “Auf seine Taten vertrauen, Bruder” Du bist ein Mann. Ucub heißt; ‘Auf seine Taten vertrauen:’ Das ist eine der Krankheiten dieses Jahrhunderts – Yunus, höre gut zu. Erzähle die Wörter später nicht falsch weiter. Es gibt die Ucub Krankheit; Sich auf die eigenen Taten verlassen, Muhammed Bruder. Du öffnest jemandem ein Thema, das mit dem Jenseits zu tun hat und sein zweiter Satz darauf ist; “Wir stammen doch eh vom edlen Stamm ab”, “Wir stammen doch eh vom Seyyid-Stamm ab” + Bruder, verrichtest du dein Gebet? – “Ich habe so eine unglaubliche Frau geheiratet. Sie betet Tag und Nacht.. Ich habe sie auf den Gebetsteppich geklebt, damit sie nie wieder vom Beten aufsteht. (macht einen Witz) Tag und Nacht.. Weißt du wie unglaublich sie betet? Wie oft am Tag? Wir umarmen zu Hause die Kabe Tv (islamischer TV-Sender) und schlafen so ein.” + Und betest DU? – “Ach weißt du, ich kann nicht..” + Warum? Er hat gesundheitliche Probleme. Er hat viel zu tun. – “Ich beschäftige 200 Menschen. Soll ich die Türen zu deren Lebensunterhalt schließen, Bruder?” Er ist auch noch Rezzaq geworden. (Er-Rezzaq: Einer von Allah’s 99 Namen. Bedeutung: Der Versorger) Wir tragen eine Krankheit namens ‘Ucub’ in uns. Und diese Krankheit ist sehr problematisch. Diese Krankheit greift zuerst den Glauben, daraufhin dann am meisten das Gebet an. Der größte Grund dafür ist, dass sie den Koran lesen, aber sich nicht dazu herablassen den Befehlen darin zu folgen. Wenn sie sich doch bloß die Mühe dazu machen würden.. Den Koran zu lesen ist Sunnah (Sunnah: Die Handlungsweisen des Propheten [Sav.], denen man als Moslem so gut es geht nachstreben sollte). Ihn zu verstehen ist Farz (Farz: Pflicht/Vorschrift im Islam). Was ist mit den Befehlen? An wen sind diese Befehle gerichtet? An wen wurden sie heruntergesandt, Bruder? Für wen sind diese Koranverse bezüglich der Qual? Für wen wurden sie geschrieben? Wir schreiben sogar hinter das Beerdigungsauto “Merhum”. Was heißt “Merhum”? Es heißt: “Die Gnade Allah’s” (also, dass Allah Gnade haben wird). Woher kennst du das Ende/Schicksal dieses Mannes? Kann man sich wirklich so sehr auf seine Taten verlassen? Sollte es denn wirklich so viel Ucub geben? Also an wen sind diese Koranverse bezüglich der Qualen herabgesandt worden? Wir haben das gerade besprochen.. ..Vom Uhud Krieg kehrten von insgesamt 1000 Menschen, 300 als Heuchler wieder zurück; Trotz der Tatsache, den Propheten gesehen zu haben. 300 von 1000. Das bedeutet DREI ZEHNTEL. Drei Zehntel an Männern, die den Propheten (Sav.) höchstpersönlich gesehen haben. Wer sind da du und ich schon? Du und ich versuchen Botschaften rüberzubringen (sarkastisch). Wer sind wir schon neben dem Propheten (Sav.)? Männer, die den Propheten höchstpersönlich gesehen haben, Mustafa. 1000 von 300 dieser Männer kehrten als Heuchler wieder zurück. (Die Sorte ‘Heuchler’ ist im Islam vom Grad her der niedrigste, den ein Mensch erreichen kann. Niedriger als ein Ungläubiger) Auf was vertraust du? Du verrichtest noch nicht einmal das Gebet; Doch wenn du dich an den Tisch setzt, bist du der Mann, der den Sahaba (Weggefährten des Propheten) um Meilen voraus ist. Du lässt am Tisch nichts übrig (sarkastisch). Wenn es aber um die Performance geht: Was nützt dir ein Glaube, der deine Stirn nicht auf den Gebetsteppich neigen lässt? Wie soll es (dein Glaube) dich im Jenseits retten? Kann das Gebet denn auf so fatale Art vernachlässigt werden? Darf man es denn so sehr in die Ecke stellen? Der Meister/Lehrer (Bediüzzaman Said Nursi) sagt: “In jeder Sünde liegt ein Weg zum Unglauben.” Also, wenn du heute einen verfaulten Zahn siehst, ist das nicht auf einmal passiert. Es kommt ein Bakterium und checkt die Gegend nach einem möglichen Sitz ab. Und er wird dann daraufhin zur Referenz der Anderen, Seyid Bruder. Sobald die anderen Bakterien dann dazukommen, setzen sie den Zahn außer Gefecht. Bei der Schönheit in den Taten ist das genau so. Eine Schönheit wird im Islam für gewöhnlich zur Referenz der anderen Schönheit. Also, wenn ein Mann ordnungsgemäß betet, dann entsteht in ihm auch der Impuls, spenden zu wollen. Wenn er auch das schön macht, wird der Wille kommen, seinen Nachbarn zu predigen (sie auf den rechten Weg leiten zu wollen). Wenn er auch das schön macht, wird der Wille kommen: “Ey lass mal heute noch ein Buch lesen, mit dem ich Allah viel näher kennenlernen kann.” Doch unsere Jungs -sei es Ali, Veli oder Osman- beten zwar vernünftig, aber beziehen am nächsten Tag Zinsen. Er betet, doch am nächsten Tag Verleumdung, Lästerei.. Ey diese Kleinhändler; manchmal quatsche ich mit ihnen.. Ich schließe euch alle jetzt mal aus und rede einfach in die Mitte daher: Ein Kleidungsstück.. Spielt keine Rolle welches. Wie kann man, nach dem das Gebet verrichtet wurde, für ein paar lausige Cents so viel lügen, während man eine Ware verkauft. Geht das in Ordnung? Wisst ihr, was diese Lügen die ihr für eure Arbeit erzählt, bedeuten? Das heißt, dass dein Gebet nicht akzeptiert wurde. Im Koran wird deswegen betont, dass man das Gebet AUFRICHTIG verrichten soll. Sobald du es aufrichtig machst, gibt es danach nichts, wo deine Hand nicht hinreichen wird! Sei es bei deiner andauernden Arbeit, bei der richtigen Partnerwahl, bis hin zur Moral deiner Kinder, bei ALLEM. Aber bei uns ist eben Ucub vorhanden. Wir verlassen uns auf unsere Taten. Doch was vergessen wir? Die grundlegenden Disziplinen des Islams vergessen wir. Islam ist so eine unglaubliche Religion, Seyid Bruder: Es macht aus einem Sklaven ein legendäres Individuum (Bilal Habashi). Und aus dem Onkel des Propheten macht es Ebu Leheb (Er hat sich zum Feind des Propheten gemacht und wurde von Allah verdammt.) Worauf vertraust du? Das ist der Islam, Bruder. Allah gibt uns fünf Sinne, damit wir das verstehen. Wir aber bestehen immer noch auf andere Punkte. Die wichtigste Wahrheit, was nach dem Glauben kommt, ist das Gebet. DAS GEBET. Wir werden heute schwierige Lehren im Unterricht beziehen. Wenn du also ein bisschen Einsicht/Gnade in dir trägst, wirst du heute Nacht nicht in Ruhe schlafen können, Gökhan. Das betrifft nicht nur jene, die nicht beten, sondern auch jene, die nicht aufrichtig/bedeutungslos beten. Vor allem habe ich zwei Hadithe in meiner Satteltasche versteckt (Redewendung). Ich konnte es nicht fassen, mal sehen wie es euch ergehen wird. “Aber lass mich doch mein Leben leben und nachdem ich gestorben bin, wird es sicher neben mir (meiner Leiche) jemanden geben, der betet, und einen anderen geben, der Koran liest”. Wäre es denn logisch, einen Mann, der bei einem Verkehrsunfall gestorben ist, an die Verkehrsregeln zu erinnern? Du hast auf dieser Welt nicht mit dem Koran gelebt. Wird dir da die Sura Fatiha noch was bringen können? Wenn 1000 Leute für dich beten würden, Fatih, würde es dir was bringen? Würde es nicht, Bruder. Aber wir vertrauen darauf… Ich möchte vorerst etwas sagen. Ich glaube nicht an die Aussage: “Ich kann das Gebet nicht verrichten,” Muhammed Bruder. Warum glaube ich nicht daran? Weil ich an Allah glaube. Allah sagt in der Sure Bakara (286): “Allah legt keiner Seele mehr Last auf als die, die er tragen kann.” Also, was gibt es nicht Yunus? Teklif-i mala yutak.. Also sagt er, dass Allah niemandem Lasten auferlegen würde, die er nicht (er)tragen kann. (Also nicht mehr als die Kapazität, die er tragen kann.) Aber du sagst immer noch: “Ich kann das Gebet nicht verrichten.” Nun frage ich.. Turgay Bruder, lass mich dich fragen. Allah sagt, dass du das Gebet verrichten kannst; Doch er sagt, dass er nicht beten kann. Wem glaubst du? +Wem willst du glauben? – Allah. Los glaube dem anderen und fange mit Schirk an. (Schirk: Jemanden oder etwas an der Einzigkeit Gottes teilhaben zu lassen -> Da es im Islam nur einen Gott gibt, darf man Ihm nichts gleich- oder überstellen.) Wem willst du glauben? “Ich glaube auch an Allah.” Somit wird mit dieser Aussage -neben der Tatsache/Sünde nicht zu beten- auch noch die Sünde draufgesetzt, gelogen zu haben. Wenn er zusätzlich darauf auch noch Allah kritisiert, wäre das Verleumdung. Bruder. Allah weiß, wie viele Atemzüge wir pro Tag machen, stimmt’s? Kein Problem. Weiß er auch, bis wann du leben wirst? Weiß er. Mit wem du in der Zukunft heiraten wirst? Wie oft du krank wirst und in welche Krankenhäuser du alles gehen wirst? Wie viele Zellen insgesamt in deinem Körper erneuert werden? Wie lang deine Haare werden und wie oft du sie bis zu deinem Tod schneiden lassen wirst? Weiß er, wie viele Städte du bereisen wirst und wie viel Gramm an Wasser insgesamt an welchen Ozeanen alles, deinen Fuß berühren wird? Weiß er das alles? Der Allah, der das alles weiß, weiß doch auch dass du dazu fähig bist, das Gebet zu verrichten. Er weiß es und hat das Universum dementsprechend für dich gestaltet. Und du sagst immer noch: “Ich kann nicht beten.” Jetzt werde ich euch zwei Hadithe vorlesen. (Hadith: Die Überlieferung der Aussprüche und Handlungen des Propheten [Sav.]) Der erste Hadith ist von Taberani. Er ist Sahih (echt/die Wahrheit). Diejenigen, die das Gebet nicht verrichten oder es unaufrichtig verrichten, werden sich das heute anhören. Die jetzige Stelle ist beunruhigend/problematisch. “Am Tag des Gerichtes, wird die erste Tat die befragt wird, das verrichten des Gebetes sein.” Ich werde gleich weitermachen. Ich bitte euch um eure vollste Aufmerksamkeit. Und bitte haltet mich heute ein wenig aus (drückt das Auge mal zu). Vielleicht habe ich Makel/Fehler oder irgendetwas anderes. Ich bin euer Bruder. Aber das hier jetzt wird für uns im Grab vom Nutzen sein. Vergebt mir all meine Taten und Fehler -> (Eine Redewendung, weil man vermeiden möchte, dass die Menschen sich im Jenseits über einen beschweren und ‘Schadensersatz’ für die jeweiligen Rechte verlangen, die man hat. [Sagt man meistens beim Abschied, beim Fehler machen, wenn man jemanden verletzt oder gekränkt hat, Unrecht getan hat, die Rechte missbraucht hat oder wenn man möglicherweise unbewusst einen Fehler gemacht hat oder vielleicht noch machen wird.]) ..verstehst du? Aber dieses Thema ist sehr wichtig. “Am Tag des Gerichtes, wird die erste Tat die befragt wird, das verrichten des Gebetes sein. Erst wenn das Gebet ‘angemessen/richtig/ordungsgemäß’ verrichtet wurde, werden die anderen Religionsübungen/guten Taten angenommen.” Er hat nicht gesagt “Wenn man das Gebet verrichtet” stimmt’s? Er hat gesagt; Wenn man das Gebet ‘ordungsgemäß/richtig/angemessen’ verrichtet. Also in einem Koranvers wird davon gesprochen angemessen zu beten (Also mit der Vorstellung/mit dem inneren Frieden zu beten, dass Allah dich immer sieht und bei dir ist). Und im anderen Vers wird davon gesprochen, von den Gebet-Verrichtenden zu sein. “Wenn das Gebet nicht richtig/ordnungsgemäß ist, werden die anderen Taten nicht angenommen.” “Es werden die guten Taten/Religionsübungen derer nicht angenommen, die das Gebet nicht verrichten.” Begreifst du die Gefahr, Bruder? Ich stelle euch jetzt eine individuelle Frage. Es gibt kein Gebet in deinem Leben, aber du opferst (z.B. Ziege, Rind beispielsweise für das Opferfest). Er sagt, dass diese Tat/Religionsübung nicht angenommen wird. Weißt du wie das System funktioniert, Mehmet Bruder? Nehmen wir an, du opferst (z.B. eine Ziege, Rind usw.), obwohl du das Gebet nicht verrichtest. Er hat zwar seine Schulden (bei Allah) beglichen, doch erhält keine Extras. Es wurde nicht akzeptiert. Seine Schulden werden auch nur dann beglichen, wenn Allah das akzeptiert/mit ihm zufrieden ist. Du betest nicht, aber hast Zakat (Almosen) gegeben. Wurde es akzeptiert? Wird es nicht. Er ist der Verschuldung zwar entfallen, aber erhält kein Funken Extras. Du hast kein Platz für das Gebet in deinem Leben? Aber sagst: “Dies zu tun ist Sunnah, Miswak (Baumwurzelstück, welches zur Zahnreinigung benutzt wird) zu benutzen ist Sunnah..” usw. Kriegst du Extras (Also die Belohnung/entgegenkommen) dafür? Nichts von all dem wird beachtet/geschätzt! Bruder, was könnte die Bedeutung und Wichtigkeit des Gebetes denn im Moment noch besser darstellen? Nichts von seinen Taten werde beachtet/geschätzt, wenn er das Gebet nicht verrichtet, Cici Bruder. Der Mann sagt: “Ich verrichte das Gebet zwar nicht, nur gelegentlich, ab und zu mal. Aber was solls; Dann fehlen mir im Paradies halt ein paar Schlösser.” Alter von was für einem Schloss redest du!? Du verlierst das komplette Jenseits/Paradies, wird hier gesagt! Ey, gibt es denn ein wichtigeres Thema als das hier Bruder? Begreifst du die Wichtigkeit des Gebetes? Wenn du heute auf dieser Welt einen Mann betrachten würdest, könntest du an seinem Gesicht erkennen, welche Sünden dieser Mann alles begangen hat? Das ist natürlich unverständlich. Im Jenseits jedoch wird man man an der Art und dem Grad der Peinigung/des Folters dieses Mannes erkennen, welche Sünde er begangen hat. Die Peinigung/Folter jeder einzelnen Sünde ist unterschiedlich. Du wirst anhand der Peinigung verstehen, welche Sünde der Jeweilige begangen hat. Und einer der schmerzhaftesten und brutalsten Peinigungen wird es bei Jenen geben, die Schwierigkeiten mit dem Gebet hatten. Woher weiß ich das? Die Sahabe-i Kiram (Weggefährten des Propheten) zu diesem Thema: Wenn es Probleme in den jeweiligen Religionsübungen gibt; beim Fasten, beim Opfer, usw.. ..dann sagten sie: “Unsere Brüder sündigen.” Doch die, die nicht Beten betrachteten sie als problematisch/zweifelhaft was ihren Glauben betrifft. “Das Gebet ist nicht sehr wichtig..” – Es ist die Religion höchstpersönlich/selbst, Bruder! “Viel wichtig, wenig wichtig.” -Du kannst es nicht auf so einen Niveau senken. Das was sich ‘Gebet’ nennt, ist die Religion selbst! Aber in unserem Leben spielt es nicht so eine große Rolle. Warum? Weil sich die Zeiten geändert haben, Mehmet Bruder (sarkastisch). Jetzt habe ich viel zu viel Arbeit. Ich sorge für das Brot von dreihundert-fünfhundert Männern. Jetzt bin ich auch noch Rezzaq geworden (Einer von Allah’s 99 Namen: der Versoger) stimmt’s Bruder? [sarkastisch] “O mein Ego/meine innere Triebseele! Behaupte nicht: ‘Die Zeiten haben sich geändert, das Jahrhundert hat sich geändert.’ ” Ich habe was gehört. Weist du was ich gehört hab, Sigan Bruder? “Ich sehe mir die Menschen an, die Yoga praktizieren. Sie können sich stundenlang enorm fokusieren/konzentrieren”, sagt er. “Aber dann schaue auf die, die das Gebet verrichten: Sie können sich keine 3 Minuten fokusieren/konzentrieren. Also ist das Gebet heutzutage ein wenig assimiliert. Okay, glauben wir natürlich an Allah.. ..doch ich finde wir sollten Yoga mit dem Gebet ein wenig zusammentun/vereinigen, weil sich die Zeiten geändert haben”, sagt er. Ey kann das denn wirklich etwas sein, was so sehr für Verwirrung sorgt? Nachdem der allmächtige Allah dem Teufel die Erlaubnis gab, (im Laufe der Existenz dieser Welt, die Menschen vom Rechten Weg abzuleiten) freut sich der Teufel doch, wenn jemand Yoga macht und dabei im eigenen Schirk ertrinkt. (Schirk: Etwas oder jemanden Allah gleich- oder überstellen) Also stört der Teufel ihn nicht dabei. Das Gebet jedoch kann er überhaupt nicht tolerieren und gibt dir daher bei jeder Gelegenheit Vesvese (Dass der Teufel dir Dinge zuflüstert/einflöst, wie z.B. Angst, Bedenken, Argwohn). Der Teufel hat vor 1400 Jahren schon dasselbe getan, und tut 1400 Jahre später immernoch dasselbe. Du musst drauf schauen, diesen Krieg/Kampf zu gewinnen. “O mein Ego/meine Triebseele! Behaupte nicht: ‘Die Zeiten haben sich geändert; das Jahrhundert hat sich geändert; jeder verliert sich in diese Welt; jeder ist diesem Leben extrem ergeben/begierig; jeder ist in die Schwierigkeiten des Unterhaltes/des Auskommens versunken.’ ” Also Bruder, hier wird es problematisch. Einige Brüder und Schwestern kommen. + Verrichtest du das Gebet? – “Tue ich.” – “Ich quetsche es ein bisschen in den Tag hinein.” + Fünfmal am Tag wie ein Ehrenmann? – “Ich kann morgens nicht aufstehen”, sagt er. Du frägst dich woher ich das durchschaut habe? Man durschaut das ein wenig von der Art und Weise, seinem Sachverhalten, wie locker er drauf ist; Daran, wie fest er sich an das Seil klammert. (Redewendung) Taten sprechen lauter als Worte. Je mehr man sieht, desto erfahrener wird man. So. Würde man jetzt sagen: “Bruder, um sechs Uhr morgens steht ein Flugzeug für dich bezüglich der Arbeit bereit.” -Egal was kommt, er würde aufstehen. Egal was. Würde man sagen: “Deine Frau wird um fünf Uhr morgens gebären.” -Komme was wolle, er würde aufstehen. Er würde sogar noch früher aufstehen. Wäre gestern in den Nachrichten gekommen, dass es morgen um sechs Uhr früh ein Erdbeben geben wird, das jeden in der Stadt Mersin auseinander streuen wird, dann würde er keinen Funken Schlaf in die Augen kriegen und würde zehnmal pro Stunde aufwachen. Wenn sein Kind auf die Welt kommen würde, würde er aufstehen; Wenn sein Kind hungrig wäre, würde er ebenfalls aufstehen! Sobald es jedoch darum geht, Allah seine Treue/Liebe zu beweisen (sodass er zufrieden mit dir ist), kann er auf einmal das Gebet nicht verrichten. Der Grund? Ein schwacher Iman (Glaube). Jemand der das Gebet nicht verrichtet, sagt mit seinem Verhalten: „Ich bin glücklich in meinem Welt-Paradies; ich benötige das Paradies nicht, was du mir geben möchtest! .. ..Meine Arbeit, meine Frau, meine Umgebung sind dazu fähig, mich glücklich zu machen. Okay, du bist zwar Allah (der, der mich erschaffen hat); Also mache ich Dua (spreche ein Gebet), wenn ich mal in der Klemme stecke; Damit solltest du dich auch schon zufrieden stellen. Ich werde für dich jedoch keinesfalls täglich eine Stunde meiner Zeit zur Verfügung stellen, Ich habe meinem Chef für 10 Stunden am Tag und 2000 Lira pro Monat, meine Seele verkauft. Aber dir kann ich eine meiner Stunden pro Tag eben nicht verkaufen“, sagt das Verhalten dieses Menschen mit seiner eigenen Sprache. Jetzt frage ich dich: Vergötterst du deinen Chef oder den allmächtigen Allah? Du vergötterst den, für den du mehr tust. Ich rede jetzt von dem Ego/der Triebseele dieser Menschen. Ich meine nicht den Menschen an sich, sondern das, was er darstellt (sein Abbild/seine Erscheinung). Wer Erfahrung mit all dem gemacht hat; Also entweder nicht betet oder während dem Gebet an sein Scheckbuch, an seine Kunden, an seine Schulden, an sein Mädchen, an seinen Ehepartner, an sein Kind etc. denkt und die Zeit, die er eigentlich Allah widmen muss, den ‘vergänglichen’ Dingen widmet. Ich rede von den Menschen dieser Mentalität. Das sind eben Menschen die den Vorschuss (Cash/Vorzeitige Belohnung) lieben. Einschließlich meinem Ego/meiner inneren Triebseele. Da gibt es keinen Unterschied. Glaubt ihr, ich bete nicht ab und zu auch mal zu hastig? Meine innere Triebseele/Ego ist nicht ausgeschlossen von all dem Besprochenen. Das sind Menschen, die den Vorschuss lieben. Menschen, die gleich eine Anerkennung/einen Gegenwert für ihren Gefallen erwarten. “Ich gebe Allah nur etwas zurück, wenn er mir auch etwas gibt. Die Belohnung für mein Gebet wird mir erst im Jenseits gegeben? So läuft das nicht, Allah muss mir die Belohnung JETZT geben.” Es beruht also alles für dich auf Gegenseitigkeit? Du erwartest also für alles einen Gegensatz? Die 23 Billionen Tonnen an Wasser beinhaltenden Wolken am Himmel; Die 8800 Liter Luft, die du tagtäglich ein- und ausatmest, Die insgesamt 96500 km langen Adern, die wie eine perfekt strukturierte Autobahn in deinen Körper ausgestattet worden sind: Glaubst du, sie werden dir im Jenseits nicht an die Kehle gehen und sagen: “Bezahl DAS doch alles zurück wenn du kannst.” Du sagst also, du liebst gegensätzlich. Wie, gedenkst du, den Wert von all dem zurückgeben zu können? Gib doch den Gegenwert eines Atemzuges zurück, den Allah dir geschenkt hat. Wo liegt das Problem, Bruder? Wenn der Chef anruft, spielen wir verrückt. Aber wenn es um Allah geht..; “Er soll damit klarkommen.” Hâşâ (Gott bewahre). Ist es nicht so? Das Gebet, das du nicht verrichtest.. Dein in Eile verrichtetes Gebet.. Deine Kritik -beim Gebetsende- über deinen Bruder nebenan. Wie kannst du, statt auf dein eigenes Gebet zu achten, die Zeit und Aufmerksamkeit für so etwas besitzen? “O mein Ego/meine innere Triebseele! Behaupte nicht: ‘Die Zeiten haben sich geändert; das Jahrhundert hat sich geändert; jeder verliert sich in diese Welt; jeder ist diesem Leben extrem ergeben/begierig; jeder ist in die Schwierigkeiten des Unterhaltes/des Auskommens versunken.’ ” Warum sollte ich das nicht behaupten? “Weil sich der Tod nicht ändert.” Immer wenn du dich frägst: “Was soll ich morgen anziehen?”, ist dir da jemals ein Leichentuch in den Sinn gekommen? ”Die Trennungen wenden sich nicht zum unvergänglichen/anbleibenden und verändern sich nicht dadurch. Die Unfähigkeit/Schwäche und die Bedürftigkeit/Armut der Gesellschaft ändert sich nicht, es steigt an/verstärkt sich. Die Reise/der Lebensweg des Sterblichen wird nicht unterbrochen, das Tempo/die Geschwindigkeit kommt zum Ausdruck. [Übersetzerin: Türkisch/Osmanisch ist eine sehr umfassende und komplexe Sprache, trotz allem habe ich versucht die Abschnitte aus dem Buch ‘Risale’ so gut es geht zu übersetzen. Ich entschuldige mich schon im voraus für eventuelle Fehler.] “Sag zudem nicht: ‘Ich bin wie alle anderen.’ ” In meinen Gymnasien.. Wie ihr wisst, bin ich Lehrer. Es gibt einen Satz den ich in den Gymnasien am meisten höre. Stimmt’s? “Sieh dich doch mal um, Bruder. Wer, aus dieser Klasse betet schon?” “Welcher meiner Freunde hier betet schon? Also warum sollte ich dann beten?” Also sagt er damit eigentlich: “Ich mach genau das selbe, was alle anderen auch machen. (Mitäufer)” Seyid Bruder, würde ich -dich mit eingeschlossen- 40 Männer auf ein Dach steigen lassen. Auf unseren 52’sten Stockwerk.. Und 39 von diesen 40 Männern stürzen sich hinunter und begehen Selbstmord. Würdest du auch springen, nur weil sie es tun? Würdest du nicht, stimmt’s Bruder? Jetzt sieh dir mal nur dieses Ego-Spiel an. Sobald es ums Gebet verrichten geht: “Ja aber die anderen beten doch auch nicht.” Aber sobald es um dein Leben geht: “Ich kann nicht tun, was die anderen auch tun.” Was kommt also dabei raus? Das riecht mir sehr stark nach Ego/innerer Triebseele. Was sagen sie noch, Bruder? “Ey Bruder, ihr redet zwar die ganze Zeit über das Gebet, doch das Gebet ist eine Aktion zwischen mir(dem Diener) und Allah. Ihr solltet euch da nicht einmischen.” Wie war dein Name? Ja? Sami. Das Gebet ist doch etwas zwischen Allah und dir(dem Diener), stimmt’s? NEIN, so ist es eben nicht Bruder. Würde ich jetzt gehen und einen Park in Brand setzen, würde der Staat ein Rechtsverfahren für mein Verbrechen gegen mich einleiten? [Jemand aus dem Saal] “Ein öffentliches Rechtsverfahren.” Sehr schön. Ein öffentliches Rechtsverfahren. Warum leiten Sie eine öffentliche Verhandlung gegen mich ein? Weil ich das Anrecht von 80 Millionen Menschen missbraucht habe, stimmt das? Und genauso, wie die Regierung den Preis/die Berechtigung von 80 Millionen Menschen, aufgrund vom materiellen Missbrauches deinerseits, von dir zurückverlangt, Genauso wird im Jenseits, für jedes Gebet, das du nicht verrichtet hast und dadurch die immens spirituelle Harmonie und die dynamisch perfekte Ordnung und den Zusammenhalt von jedem Engel, jeder Seele, jedem Lebewesen, jeder Blume, jedem Insekt missbraucht hast, welche sich im gesamten Universum -angefangen von den Atomen, bis hin zur gigantischen Galaxie- ausstrecken/befinden; Und weil diese Geschöpfe deshalb, restlos, vollkommen und sogar noch darüber hinaus den Preis und den Gegenwert deiner Sabotage und deinem Missbrauch gegen ihren natürlichen und spirituellen Lebensraum verlangen werden; Wirst du nach deinen vergänglichen 60 Jahren auf dieser Welt, die endlose ewige Hölle verdient haben. Unser Führungszeugnis quillt über, Bruder. Lass mich die Frage nochmal stellen. Ist das Gebet wirklich nur etwas zwischen Allah und dir(dem Diener)? Diese Lüge haben sie den Leuten auch so nebenbei angedreht. ”Sag zudem nicht: ‘Ich bin doch nur wie alle anderen.’ Weil jeder dich nur bis zu deiner Grab-Tür begleiten wird. Doch auch der Trost/die Belohnung, welches im Beisammensein des Unglücks/der Trauer von Jedem liegt, wird auf der anderen Seite des Grabes sehr nutzlos sein.” Es gibt jemanden Namens ‘Urve b. Zübeyr’. Der Enkel von Hz. Ebu Bekir; Der Neffe von Hz. Aisha. Eines Tages erkrankt Urve’s Bein, Bruder. Sie schickten ihn sofort nach Damaskus(Syrien). Die Mediziner in Damaskus waren zu der Zeit sehr legendär. Wie dem auch sei, die Ärzte untersuchten ihn und sagten zu Urve: “Wie müssen das Bein amputieren.” Urve frägt, wie das ganze Vorhaben stattfinden soll. Sie sagten, dass es ein Kraut gibt, welches dich für einen kompletten Tag schlafen lassen wird, nachdem du es gekaut hast. Sie sprechen hier von der Anästhesie. Zu dieser Zeit beschäftigten sie sich sehr mit Medizin. Wenn du beispielsweise irgendwo eine Wunde hast dann holten sie rotköpfige Ameisen. Feuerameisen. Sie ließen ihn mit seiner Beißzange abbeißen und rissen ihm dann den Kopf ab. Die Ameise beißt; Er reißt den Kopf ab. Das wurde dann dein deine Naht. Der Kopf der Ameise ist sowieso organisch/biologisch. Es schmilzt daraufhin dann weg. Sie forschten also sehr viel in der Medizin. Irgendwie klärten sie schon alles. Und damals fanden Sie eben ein Kraut, welches heute der Narkoseanästhesie gleicht, Fatih Bruder. Sie sagten zu Urve, dass er dieses Kraut kauen soll und daraufhin dann einen Tag lang pausenlos schlafen wird. “Also werde ich einen ganzen Tag lang Allah nicht gedenken können? Also werde ich einen kompletten Tag getrennt von meinen Gebeten bleiben?” – “Ja, so wird es sein.” “Das möchte ich nicht akzeptieren”, sagt er. – “Schön und gut Urve, aber wir müssen dieses Bein schneiden. Du könntest solch einen Schmerz nicht ertragen!” “Das kriegen wir schon hin. Dreht mich doch mal bitte zur Qibla”, sagt er. (Gebetsrichtung der Muslime in Richtung Kaaba). Während er sein Gebet verrichtet, lässt er sich das Bein amputieren. Und er fühlt es nicht. “Das Gebet ist der Aufstieg/das Erbe des Gläubigen.” Gewinnt der Satz jetzt für euch an Bedeutung, Bruder? Nachdem du gerade die Hingabe und Sensibilität von Urve gesehen hast; Geh und bete den an, dem du die Treue geschworen hast, Bruder. Möge Allah die Hölle für eure Mütter und Väter unantastbar machen. Lillahi Teala El-Fatiha, Maassalavat. (Nach diesem Satz, grüßt jeder den Propheten [Sav.] und liest daraufhin die Sura Fatiha) Es gibt auf dieser Welt tausende von Menschen, welche dieser Wahrheiten bedürfen. Einer von ihnen könnte in eurem Umfeld sein. Du kannst dieses Video teilen und somit dafür sorgen, dass es Sie auch erreicht. Um Allahs Willen; El-Fatiha. (Nach diesem Satz liest man die Sura Fatiha)

Sapık Bir Erkeğin En Belirgin Özellikleri

şşt ufaklık kıvırcık şşt naber gel gel ders yapalım gel gel hadi, senin adın ne? Az önce şşt gel buraya gel gel azcık neyse hadi tamam uslu dur ozaman, gelmeyeceksen uslu dur bak gel gel 🙂 Valla çocuğum olsa böyle bişey olabilir ha dimi? Dersimizin konusu abazanlık, abazanlıkla ilgili ders yapcaz Aramızda bazı arkadaşların el kitapçığını yazmışlığı bile olabilir yani bunla ilgili Yani şimdi bi derste filan özel kendi aramızda filan yapıyoruz dersi herkes bi yorum katıyor, herkesin bilgisi var arkadaş, herkesin bir yorumu tabi bi geçmişi var. e hepimizin bi dönem hormonlarının ayağa kalktığı, yürüyüp şahlandığı günler olmuştur yani illaki ama şimdi abazanlık diyince şöyle kelime anlamı çıkıyor karşı cinsten hoşlanmak abazanlık mı? değil Bu Allah ın koydugu bişey bizim içimize, bizim bahsettiğimiz şey bu karşı cinsten hoşlanmayı kontrol edememek problem, problemi ilk önce tanımlayalım. Ve bu gerçekten ciddi bir problem mesela bize gelen mesajardan biliyorum, toplumun bir çoğunda böyle bir problemin olduğunu nerden biliyosun; bize gelen birçok mesajda insanlar böyle ümitsizlik içinde Mehmet, yani abi çok özür dileyerek söylüyorum abi ben mastürbasyon hastalığından kurtulamıyorum ne bileyim abi ben o kötü videoları pis videoları izlemeden duramıyorum. Yani irade edemiyorum diyor Mehmet ya bak irade edememesi nasıl bisey biliyor musun ya burda kötürüm bi kardeşimiz olduğunu düşün şurdan şuraya gitmek istiyor, arkadaşın yanına gitmek istiyor, gidemiyor ama yani. irade edemiyor, veya eroin bağımlısı birisini düşün, evet yapmaması gerektiğini biliyor sonunun ölüme doğru gideceğini biliyor ama yinede içmek zorunda kalıyor, kafayı çekmek zorunda kalıyor doğru muyum Maalesef ki Öyle, demek ki ilim yetmiyor bırakmak için, demek ki iradeyi güçlendirmek lazım veya başka şeyler lazım. Ve nasıl bir ortamda yaşıyoruz.. abi bundan 500 yıl önce, Caner, sence böyle problemler var mıydı? Böyle rezillikleri düşünen insanlar var mıydı? Bence yoktu abi. Neden? Çünkü insanlar 15 -16 sında zaten evleniyor yani. E düşünsene zamanında evlenmiş olsaydım o zamanlarda yaşasaydım Furkan yaşında böyle az önceki kardeş gibi kıvırcık kıvırcık çocuklarım olurdu yani. şöyle birşey var helâl dairede bu yaşamamız gereken şeyleri yaşayabilirdik. Ve helâl dairesi var yani bunun. Evet şimdi islamdan bahsederken “şunu yasaklıyor“ “bunu yasaklıyor şöyle oluyor böyle oluyor“ diyoruz ya, yok abi; yasakladığı yerde bi sınır koyuyor sadece Sana onun helâl dairesini vermiş, sen o helâl dairesinde kalmanı istiyor senden. Mevzu orda yani Eger o helâl dairesinde keyfe kâfi olan o helal dairede hayatını sürdürürsen hiç bir sıkıntı yok hatta hayatın daha düzenli daha iyi ilerliyor Günümüze geldiğimizde, 500 yıl önce evet helâl bi dairede insanlar evleniyordu, ama günümüze geldiğimizde bir evlilik yaşı nerelere geldi Mehmet? 24, 25, 30 yaşına kadar sürüyor di mi, neden? iyi bir kariyeri olsun çocuğun, arabası olsun, evi olsun, şöyle olsun böyle olsun derken 30 yaşı buluyor. şimdi bu istekler arzular bizi ergenlik döneminden itibaren başlıyor 15 yıllık, bi cinselliğe aç bir topluluk oluşuyor. 15 yıl boyunca evlenene kadar cinselliğe aç bir topluluk oluşturursan, cinselliği rahatça pazarlayabilirsin Ne oluyor abi, gazetede, billboardlarda, televizyonda, internette instagram da, ya fotoğrafım beğenilsin diye bile cinsellik pazarlanıyor Böyle bir asırda yaşıyoruz yani, maalesef böyle bir asırda yaşadıgın zamanda bu kardeşler düşünüyor ve şeytan bu kardeşlerin kulağına fısıldıyor. diyor ki “ya böyle bir ortamda böyle işler dönerken sen nasıl bırakabilirsin ki böye birşeyi?“ ve ümitsizligi damarlarına kadar hissediyor çocuk ve bunu bırakamayacağını falan düşünüyor. Yok Mehmet öyle birşey, yok yani. Yapılıyor abi Gerçekten hayâ sahibi, terbiye sahibi helâl dairede yaşayan insanlar olunabiliyor abi Bundan şimdi örnekler sunacaz inşallah. Bismillahirrahmanirrahim “55 sene evvel, ben 20 yaşlarındayken, üstad Bediüzzaman hz. kendisinin bir hatırasından bahsediyor yani bu makaleyi yazdıktan 50 – 55 sene önce üstad Bediüzzaman hz. kim? Bir molla, hakiki bir molla Yani 7 fen ilimini biliyor aynı zamanda kuran ilimlerinede vâkıf ve gece ibadetler, şunlar bunlar, gerçekten evliya yani şimdi böyle bir insan kendi hatırasından bahsediyor. “55 sene evvel ben 20 yaşlarındayken Bitliste merhum vâli Ömer paşa hanesinde iki sene onun ısrarıyla ve ilme ziyade hürmetiyle kaldım“ şimdi Caner üstad burda neden bahsediyor? üstad, ilim aldığı dönemde 20 li yaşlarında hepimiz 20 li yaşlarındayız hemen hemen. Zıpkın gibi olduğumuz çağdayız, doğru muyum. Kuvvetliyiz yani, böyle bir çağda, Ömer paşa hanesinde ilime çalışıyor demek ki orda imkanlar daha el verişli olduğundan orda ilim tahsil ediyor Ömer paşa hanesinde iki sene onun ısrarıyla ve ilme ziyade hürmetiyle kaldım. Onun altı adet kızları vardı, üçü küçük, üç büyük kızı varmış Ömer paşanın Ben üç büyükleri, yani üç büyük kızı iki sene beraber bir hanede kaldığımız halde, birbirinden tefrik edip tanımıyordum” Ne demek istiyor biliyor musun Caner, Ömer paşanın kızları var üç büyük. Ayşe, Fatma Hayriye olsun, hangisi büyük, hangisi Fatma hangisi Hayriye bilmiyor. Bir kere bile bakmamış Mehmet. Kaldırıp kafasını bakmamış, birbirinden ayıramıyor yani; hatta olayın devamında âlim bir arkadaşım geldi iki günde onu tanıdı diyor, öyle bahsediyor şimdi Mehmet biz bi kendimize soralım ya, lise de aynı sınıfta yaşadığımız insanların herşeyini biliyorduk, özellikle kız arkadaşlarımızın yani. Güldün bak, sen biliyon kesin. Bak yav kardeş böyle bişey olama yaz, hangi renkten hoşlanır, hangi yemekleri yer, hangi diziyi izler hangi muziği dinler bu kadar iyi biliyoruz bırak birbirinden ayırt etmeyi, hangisinin hangisi olduğunu bırak herşeyini biliyoruz ya. Bizim dönemde öyle bir arkadaş vardı ya sınıfın muhtarı gibiydi yani Kaç tane abisi var onu biliyor anladın mı, o kadar iyi yani Yav kardeş üstad böyle bir âlim, molla, böyle bir islam âlim’i olduğu halde nefsine güvenip bakmıyor üstad. Biz bakıyoruz ama “ ne olcak ki arkadaşım ya, ne var ki bunda?” “ ne var ki bu diziyi izlememde, bişey yok ki. Bir öpüşme sahnesi yani ne var?” doğru değil mi Caner? Biz işte kendimize dikkat etmiyoruz üstad kendi nefsine güvenmiyor, bakmıyor, meyil edebilirim diye, burası da çok önemli Mehmet, Furkan bak burası çok önemli, meyil edebilmek. Bizim fiillerimiz, yaptığımız işler meyillerimizden oluşur. Meyiller neden oluşur biliyor musun abi, sen duyu organlarını neyle besliyorsan onla oluşur. Yani sen gözünü kulağını ağzını dilini neyle meşgul ediyorsan hangi ortamda tutuyorsan onunla meyillerin oluşur. Mesela biz Hayalhanem’e gelen arkadaşlara, gelen kardeşlere deli gibi namaz dersi filan yapmıyoruz yani. Ya kardeş otur kalk nolursun namaza başla şöyle yap böyle yap, baskı falan yok. Çocuk buraya geliyor gidiyor bu ortamda nefes alıyor, bu ortamdaki arkadaşlarla arkadaş oluyor, bir bakmış namaza başlamış. Yani ekstra bi mücadele gerekmiyor. Peki ya abi aynı şekilde kuşimato sokağı var şurada alkollerin rahatça içildiği, barların olduğu bir sokak. Oraya takılsa, “ya abi ben bişey yapmıyom ki, içmiyom ki, yani masada oturuyom sadece“ dese sadece o ortamda bulunduğu için zamanla evine yatağına yanlız gitmemeye başlar bu çocuk, çünkü orayla besliyor kendini Gözünü kulağını dilini, ve meyilleri bu şekilde oluşuyor. Meyilleri oluşunca, fiilleride hareketleri de bu şekilde oluşuyor. Bizim meyil etmememiz için kendimize dikkat etmemiz gerekiyor abi, bakmamamız gerekiyor kendi nefsimize güvenmicez abi, bu kadar net. Ve kendimizle savaşacağız. Fakat bugün kendi nefisleriyle aslanlar gibi savaşanların hikayelerini anlatacağız islam kahramanlarının hayâ kahramanlarının hikayelerini anlatacağız Birisi üstad Bediüzzaman Said Nursî hazretleriydi. Diğer bir örnek Kuran’nın en güzel örneklerinden biri olan Yusuf as.’ ın kıssası. Yusuf as. Bulunduğu evin sahibesi tarafından inanılmaz bir şekilde ilgi Alanı olmaya başlıyor daha doğrusu aşık olunuyor yani Yusuf as bilindiği üzere herkesin bildiği gibi güzelliğiyle yakışıklılığıyla bilinen bir peygamberimiz, dolayısıyla ona olan ilgisi evin sahibesinin, yani Züleyha’nın ona olan ilgisin artık sınırı aşıyor ve onu elde etmeye çalışıyor Bir gün sarayın kapılarının sıkı sıkı kapandığı bir anda, pencerelerinin sıkı sıkı kapandığı bir anda, yani kimsenin dışarda görmeyeceği bir anda, öyle bir zamanda Yusuf as.’ ı elde etmeye çalışıyor Züleyha Kuran bu olayı şu şekilde bahsediyor: Bismillahirrahmanirrahim “Doğrusu, hanım ona sahip olmayı iyice aklına koymuş ve buna yeltenmişti de. Eğer Rabbinin bürhanını, yani Rabbinin delilini, görmeseydi o da kadına meyledecekti. Biz ondan kötülügü ve fuhuşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık çünkü o ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı.” Gerçekten bu çok sert bi imtihan yani gerçekten zor. Neden biliyor musun, mesela şundan bahsedeceğim Züleyha yaşlı veya çirkin bi kadın olsa bu kolay bi imtihan olur doğru muyum veya Yusuf as. genç olmasa, yaşlı bir dede olsa veya 50-60 yaşlarda olsa bu daha kolay bi imtihan olur di mi? Ikisininde gençlik dönemi, ve çok soylu bir kadın karşı taraftaki ve böyle bir imtihanda Allah Yusuf as.’a seçenek sunuyor kendi arzularına karşı koyup orda hayır diyebiliyor anladın mı kendi arzularına hayır demek kolay bişey değil. Bizde buralarda yeniliyoruz zaten kendi arzularımıza hayır diyemediğimizden yeniliyoruz arkadaşlara dönelim reele dönelim şimdi de günümüzde şöyle bi durum oluyor, arkadaşlara diyoruz ki ya tamamda abi yani reelde ben napmam lazım bu illetlerden bu hastalıklardan kurtulmam için yani o videonun başına geçmek istemiyorum ama irademi nasıl koruyacağım? Bunu zaten Resûlullah as. 1400 yıl önce zaten söylemiş bize tavsiye etmis, demiş ki oruç tutun, ama bizde ne oluyor biliyor musun ya oruç tutuyozda yani işte o gün keyifsiz geçiyor, o gün sınavım oluyor, o gün işim oluyor şu oluyor bu oluyor bir sürü şeyle bahane edip kendimizi nefsimizi terbiye edecek şeyden kaçıyoruz abi. diyoruz ki “ben zorlanıyorum” bak çok acayip bişey bu, çok kötü bi kelime bu “zorlanıyorum” ne demek biliyor musun bu Mehmet, ya kardeş bu zamana kadar neler neler için zorlandın ya yani şu okulu kazanmak için zorlandın, ne bilim ailen güzel bi işin olsun dedi zorlandın işe girmek için 5 takla attın patronun gözüne girmek için ya zorlandında zorlandın ömrün boyunca herşey için. Bi kızı tavlamak için haftalarca peşinden koştun, herşey için zorlandın da Allah için zorlanmaya gelince neden böyle birşey çıkıyor şimdi? Mükafaatı mı az geliyor abi? Hem sana kolay olacağını kim söyledi? kolay olsa mükafaat cennet olur mu? abi biz Allah için zorlanmayı kalbimize koyamıyoruz yani bizim burda problemimiz var Yusuf as. ihlasa erdirilmiş kullarımızdandır diyor değil mi Kur’anı Azimü’ş-Şan şundan bahsedicem; Yusuf as. zindana düşüyor abi, zindana düştüğünde ellerini açıyor ve Rabbine şükrediyor “Allahım senin beni koyduğun bu zindan, bana onların tekliflerinden daha şirin daha sevimli gözükür” diyor daha dünyadayken zindana râzı bi gönül yapmış bi iman bulmuş yani Yusuf as. daha dünyadayken zindana girecek gönlün var mı? öyle bi imanın var mı Allah için zindana girecek kadar? biz zindana girsek binbir türlü isyan çekeriz ya peki ya abi senin gün içinde bi oruç tutman dünyanı zindan ediyorsa, sende bu zindana râzı degilsen tabii ki kurtulamazsın evet senin için oruç bi zindansa, tabii ki oruç kötü bişey değil bundan bahsetmiyorum ama “benim günümü kötü geçiriyor, benim günümü zindan ediyor” diyorsan senin bu zindana râzı olman lazım bu şehvetini dizginlemen için işte liseden örnek verdik az önce, lisede ki bi çocuk kızlarla arkadaşlık etmeyi keserse arkasından ne derler abi muhtemelen gay derler, öyle bi zamanda yaşıyoruz maalesef Arkadaşlarının gıybet zindanına girmeye râzı olcak bi gönlün varsa sende bunlardan uzak durabilirsin kardeşim Veya açık saçık bir düğün olduğunda, arkabalarının gıybet zindanına girmeyi göze alacak bir gönlün varsa sen ordada inşallah ihlâsa erdirilmiş kulllarından olabilirsin iç arzuların seni bastırdığında da Allahı hatırlayabiliyorsan sen orda kul olabiliyorsun böyle ihlâsa erdiliyor. Efendimiz as. bir hadisle bütün dersi özetliyor: “dünya müminin zindanıdır” bize dünyayı cennet yapmayı öğrettiler, oysa bizim dünyamızı gerekirse zindan etmemiz lazım ki ahirette Resûlullah’a komşu olabilelim. Allah rızası için el-Fatiha


Almanca

Könnt ihr bitte dieses Video liken und teilen ? Hey Kleiner! Wie geht’s dir? Komm her, wir machen zusammen Unterricht! Na komm doch her. Wie heißt du eigentlich? Komm ruhig her. Naja egal, dann nicht. Wenn du nicht kommen möchtest, dann bleib aber brav. OK? Dann komm also doch. (Gelächter) Wenn ich ein Kind hätte, dann könnte es wirklich so in der Art aussehen. (Gelächter) (Musik) Das Thema unseres heutigen Unterrichts ist die Perversion im ugendlichen alter und Allgemein. im jugendlichen Alter und Allgemein. Es könnte sogar sein, dass einige Freunde unter uns darüber ein Handbuch geschrieben haben darüber, Wir machen den Unterricht speziell unter uns und jeder gibt einen Kommentar ab, jeder hat Ahnung, jeder hat eine Vergangenheit. von allen von uns haben die Hormone eine Zeit lang rebelliert, eine Zeit, in der sie am Höhepunkt waren. Aber wenn man jetzt Perversion sagt, bekommt man folgende Definition, Ist es pervers, wenn man das andere Geschlecht mag? Ist es nicht, das ist etwas, was Allah uns gegeben hat, das, was wir meinen, ist dieses Mögen nicht unter Kontrolle zu haben, das ist ein Problem, lasst uns das Problem erst mal definieren. Und das ist wirklich ein ernstes Problem, ich weiß es z.B. von den Nachrichten, die wir bekommen, woher wisst ihr, dass dieses Problem beim Großteil der Gesellschaft auftaucht; von vielen Nachrichten, die wir bekommen, die Menschen sind in Hoffnungslosigkeit, Mehmet, Bruder ich sage es mich sehr entschuldigend, ich werde die Masturbations-Krankheit nicht los, was weiß ich.. ich halte es nicht aus ohne schlechte dreckige Videos zu gucken sagen sie, Mehmet weißt du wie es ist, dass er sich nicht kontrollieren kann, stell dir vor, hier ist ein gelähmter bruder, der von hier nach da gehen will, er will zu seinem Freund, er kann aber nicht gehen, er kann es nicht, oder denke an einen Heroin-süchtigen, ja, er weiß, was er nicht machen sollte, er weiß, dass er am Ende sterben wird. Aber er muss es trotzdem weiter nehmen, stimmt’s? Leider ist es so, das heißt, das Wissen reicht nicht, man muss den Willen stärken, oder es ist etwas anderes nötig. Und in was für einer Umgebung leben wir? Caner, vor 500 Jahren, meinst du, es gab damals solche Probleme? Menschen, die an solche Niederträchtigkeiten dachten? Ich denke nicht, Bruder. Warum? Weil die Menschen mit 15 16 Jahren eh geheiratet haben. Stell dir mal vor, wenn ich jung geheiratet hätte, wenn ich zu der Zeit gelebt hätte, hätte ich so wie der Bruder von vorhin lockige kleine Kinder. Wir hätten diese Dinge, die wir erleben sollten, auf erlaubter Weise erleben können. Es gibt eine Halal Art davon. Ja, wenn wir vom Islam reden, sagen wir “er verbietet dies” “er verbietet das”. Nein, Bruder; er verbietet nicht, er setzt nur Grenzen. Er hat dir die erlaubte Art davon gegeben, er will, dass du in diesem halal-Kreis bleibst. Das ist die Sache, wenn du dein Leben in dieser erlaubten Art führst, gibt es keinerlei Probleme, dein Leben verläuft sogar besser. Wenn wir zur heutigen Zeit kommen, ja, 500 Jahre vorher haben die Menschen halal geheiratet, aber wo liegt das Heiratsalter heutzutage, Mehmet? 24, 25, 30 Jahre dauert es, oder? Warum? Er soll eine gute Karriere haben, ein Auto, ein Haus, dies haben, das haben und so kommt man zu 30 Jahren. Nun, diese Wünsche und Begehren fangen mit der Pubertät an, Und es entsteht eine Gesellschaft, die 15 Jahre lang diese Wünsche nicht befriedigt hat Wenn du 15 Jahre lang bis zur Heirat eine Gesellschaft bildest, die an Sexualität verarmt ist, kannst du die Sexualität einfach vermarkten. Was passiert, Bruder, in der Zeitung, auf Tafeln, im TV, im Internet, auf Instagram, selbst damit dein Bild geliked wird, wird die Sexualität vermarktet. Wir leben in so einem Jahrhundert, und weil wir leider in so einem Jahrhundert leben, denken diese Brüder und der Teufel flüstert zu. Er sagt: “Wie willst du in so einem Milieu, während solche Sachen abgehen, mit so etwas aufhören?” Und der Junge fühlt die Hoffnungslosigkeit bis zu seinen Adern, und er denkt, dass er es nicht schaffen wird, aufzuhören. Mehmet, so etwas gibt es nicht. Man kann es schaffen, Bruder Man kann ein Mensch werden, der wirklich Schamgefühl besitzt, sich benimmt und im erlaubten Umkreis lebt, Jetzt werden wir, so Gott will, einige Beispiele darstellen. Im Namen Gottes, es Allerbarmers des Barmherzigen, “Vor 55 Jahren, als ich in meinen Zwanzigern war-” Der Meister Bediüzzaman spricht hier von einer seiner Erinnerungen, also 50-55 Jahre bevor er diesen Aufsatz verfasst hat. Wer ist der Meister Bediüzzaman? Ein Theologiestudent, ein wahrhaftiger Theologiestudent, er kennt die 7 Naturwissenschaften und gleichzeitig beherrscht er die Wissenschaft des Korans. Nachts betet er, dies und das, er ist also wirklich ein Gerechter, Nun redet so ein Mensch von seinen eigenen Erinnerungen: “Vor 55 Jahren als ich in meinen Zwanzigern war, bin ich in Bitlis im Haus des verstorbenen Provinzgoverneur Ömer General durch sein Bestehen und seine Hochachtung für die Wissenschaft zwei Jahre lang geblieben.” Also Caner, wovon redet der Meister hier? Er ist in seinen Zwanzigern zu der Zeit, in der er Wissen aneignet, wir sind alle so in unseren Zwanzigern. Wir sind im Lebensalter, in dem wir stark sind, stimmt’s? Wir sind kräftig, er arbeitet in so einem Lebensalter im Haus des Ömer General an der Wissenschaft, wahrscheinlich sind die Möglichkeiten dort noch geeigneter, weshalb er dort Wissen aneignet. Durch sein Bestehen und seine Hochachtung für die Wissenschaft bin ich zwei Jahre lang im Hau des Ömer General geblieben. Er hatte sechs Töchter”, drei kleine, drei große Töchter hatte Ömer General, “Ich kannte dir drei Großen nicht” -also die drei großen Töchter- “obwohl wir zwei Jahre lang in einem Haus geblieben sind, konnte ich sie nicht voneinander unterscheiden” Weißt du, was er sagen will, Caner? General Ömer hat drei große Töchter. Sagen wir mal, sie heißen Ayse, Fatma und Hayriye; er weiß nicht, wer die älteste ist, wer Fatma oder wer davon Hayriye ist. Er hat sie nicht ein Mal angeguckt, Mehmet. Er hat seinen Kopf nicht gehoben und geguckt, er kann sie also nicht differenzieren; Er sagt sogar im weiteren Verlauf der Geschichte, dass ein gelehrter Freund kam und sie in zwei Tagen kannte, so spricht er davon. Nun Mehmet, lasst uns uns selbst hinterfragen, wir wussten alles über unsere Mitschüler in der Oberstufe, vor allem bei unseren weiblichen Mitschülern. Du lachst, du weißt bestimmt alles über sie. Bruder, das darf nicht sein, Wir wissen, welche Farbe sie mögen, was sie gerne essen, welche Serien sie gucken, was für Musik sie hört, so gut kennen wir sie. Lass das voneinander unterscheiden, wir wissen alles über sie. In unserem Jahrgang gab es so einen Bruder, er war so etwas wie der Gemeindevorsteher der Klasse Er weiß, wie viele Brüder sie hat, verstehst du, so gut also, Bruder, obwohl der Meister so ein Gelehrter, Theologiestudent, so ein Gelehrter des Islams ist, guckt er nicht, indem er auf seine Triebe vertraut. Aber wir gucken. “Was soll schon passieren man, was ist denn dabei?” “Was ist denn dabei, dass ich diese Serie gucke, ist doch nichts. Es ist nur eine Kuss-Szene, was ist denn daran?” Stimmt’s Caner? Wir passen nicht auf unsere Handlungen auf, der Meister vertraut nicht auf seine Triebe und guckt deshalb nicht, weil er dazu neigen könnte, das ist auch sehr wichtig, Mehmet. Furkan, guck das hier ist sehr wichtig, dazu neigen. Unsere Handlungen, die Taten, die wir begehen, entstehen aus unseren Neigungen. Weißt du, woraus unsere Neigungen bestehen, Bruder? Aus den Nahrungen, mit denen du deine Sinnesorgane fütterst. Also mit dem, womit du deine Augen, Ohren, Mund, Zunge beschäftigst, wo du sie aufhältst, damit entstehen deine Neigungen. Wir machen zum Beispiel mit den Freunden, die zu uns zu Hayalhanem kommen, nicht Gebets-Unterricht wie verrückt, Ey Bruder, sitze bitte, bitte fange mit dem Gebet an, mach dies, mach das, bei uns gibt es keinen Druck. Der Junge kommt, geht, atmet hier in dieser Umgebung, freundet sich mit den Freunden hier an, und siehe da, er hat mit dem Beten angefangen. Also ist ein zusätzlicher Kampf gar nicht nötig. Und Bruder, auf gleicher Art und Weise gibt es hier die “…”-Straße, in der gemütlich Alkohol getrunken werden kann, wo Bars sind. Wenn jemand sich dort aufhält, und sagt: “Bruder, ich mache doch gar nichts, ich trinke nicht, ich sitze nur am Tisch” Wird dieser Junge, nur weil er sich in diesem Milieu aufhält, mit der Zeit anfangen, nach Hause und in sein Bett nicht mehr alleine zu gehen, weil er sich damit füttert. Seine Augen, Ohren, Zunge, und seine Neigungen entstehen auf diese Art. Wenn seine Neigungen entstehen, entstehen seine Handlungen und Aktionen auf der selben Weise. Wir müssen, damit wir nicht dazu neigen, auf uns selbst aufpassen, Bruder, wir dürfen nicht gucken, wir dürfen uns nicht auf unsere Triebe verlassen, das ist so deutlich. Und wir werden mit uns selbst kämpfen. Aber heute werden wir die Geschichte derer erzählen, die mit ihren eigenen Trieben wie Löwen gekämpft haben, Wir werden die Geschichten der Islam Helden, der Schamgefühl Helden erzählen. Einer war der Meister Bediüzzaman Said Nursî. Ein anderes Beispiel ist eines der schönsten Beispiele im Koran, die Geschichte des Yusuf (Josef) aleyhisselam. Yusuf alehyisselam fängt auf unglaublicher Weise an, das Interessengebiet der Besitzerin des Hauses zu werden, in dem er sich befindet, um genauer zu sein, verliebt sie sich in ihn also, Yusuf aleyhisselam ist bekannterweise ein Prophet, der für seine Schönheit und sein gutes Aussehen bekannt war, daher überschreitet ihr Interesse an ihm, von der Hausbesitzerin, also Züleyhas Interesse an ihm die Grenze und sie versucht, ihn für sich zu gewinnen, An einem Tag, an dem die Türe des Palastes fest geschlossen werden, die Fenster fest verschlossen werden, also in einem Moment, an dem niemand draußen etwas sehen könnte, in so einer Zeit versucht Züleyha, ihn für sich zu gewinnen. Der Koran spricht von diesem Geschehen folgendermaßen: im Namen Allahs des Allerbarmers des Barmherzigen “Und sie begehrte ihn, (und) auch er hätte sie begehrt, wenn er nicht ein deutliches Zeichen von seinem Herrn gesehen hätte. Das geschah, um Schlechtigkeit und Unsittlichkeit von ihm abzuwenden. Wahrlich, er war einer Unserer auserwählten Diener.” Das ist wirklich eine sehr harte Prüfung, also wirklich schwierig. Weißt du warum? Wenn Züleyha zum Beispiel eine alte oder hässliche Frau wäre, wäre es eine einfache Prüfung, oder wenn Yusuf aleyhisselam nicht jung, sondern ein alter Opa oder 50-60 Jahre als wäre, wäre es eine einfache Prüfung stimmt’s ? Es ist das Jugendalter beider, und die ihm gegenüberstehende ist eine sehr edle Frau, und in so einer Prüfung bietet Allah Yusuf alyhisselam Alternartiven an. Er kann sich seinen eigenen Wünschen widersetzen und dort nein sagen, seinen eigenen Wünschen nein zu sagen ist nichts leichtes. Und wir werden eh hier besiegt, Wir werden besiegt, weil wir unseren Wünschen nicht widerstehen können, Freunde, lasst uns nun zur Realität zurückkehren, Heutzutage gibt es so eine Situation, “Ja, ist ja okay Bruder, aber was muss ich nun tun, damit ich von diesem Leiden, von diesen Krankheiten befreit werde, also ich will mich nicht vor dieses Video setzen aber wie soll ich meinen Willen bewahren? Das hat der Prophet bereits vor 1400 Jahren beantwortet, er hat uns empfohlen, dass wir fasten, aber wisst ihr, was bei uns passiert? wir fasten, aber dieser Tag verläuft missmutig, an diesem Tag schreibe ich eine Klausur, ich habe zu tun… wir finden Vorwände und fliehen vor dem, was unsere eigenen Triebe erzieht, Bruder. Wir sagen: “Mir fällt es schwer”, das ist etwas sehr merkwürdiges, ein sehr schlechter Ausdruck, dieses “Mir fällt es schwer” Weißt du, was das heißt, Mehmet? Bruder, mit was hatten wir bis jetzt Schwierigkeiten? Du hattest Schwierigkeiten, um in der Schule angenommen zu werden; deine Familie hat gesagt, dass du einen guten Job haben sollst, dafür hattest du Schwierigkeiten, du hast fünf Purzelbäume geschlagen, um den Job zu bekommen und die Zuneigung deines Chefs zu erlangen, du hattest Schwierigkeiten über Schwierigkeiten, dein ganzes Leben lang für alles. Du bist einem Mädchen wochenlang hinterher gerannt, um sie herumzukriegen, du hattest für alles Schwierigkeiten. Warum ist es anders, wenn du für Allah Schwierigkeiten hast? Ist die Belohnung nicht ausreichend, Bruder? Und wer hat dir gesagt, dass es einfach wird? Wäre die Belohnung das Paradies, wenn es einfach wäre? Wir können also nicht vom Herzen für Allah Schwierigkeiten haben, hier haben wir ein Problem. Der Koran sagt, dass Yusuf a.s. einer Unserer auserwählten Diener war, oder? Ich möchte hiervon sprechen; Yusuf wird in den Kerker geworfen, Bruder, als er in den Kerker geworfen wird, öffnet er seine Hände und bedankt sich bei seinem Herren. “Allah, dieser Kerker, in den du mich geworfen hast, erscheint mir lieber und niedlicher als ihre Vorschläge”, sagt er, noch auf der Welt ist sein Herz einverstanden mit dem Kerker Yusuf a.s. hat also den Glauben gefunden. Hast du ein Herz, dass noch auf der Welt in den Kerker gehen könnte? Hast du so einen Glauben, dass du sogar für Allah in den Kerker gehen würdest? Wenn wir in den Kerker gehen würden, würden wir uns in jeder möglichen Art empören, nun Bruder, wenn dein eintägiges Fasten dir die Welt zum Kerker macht, und du mit diesem Kerker nicht einverstanden bist, wirst du natürlich nicht befreit- Wenn für dich das Fasten ein Kerker ist, natürlich ist das Fasten nichts schlechtes, davon rede ich nicht; aber wenn du “Es lässt meinen Tag schlecht verlaufen, es macht mir den Tag zum Kerker”, sagst, dann musst du mit diesem Kerker einverstanden sein, damit du diese Begehrlichkeit zügelst. wir haben gerade ein Beispiel von der Oberstufe gegeben, wenn ein Junge damit aufhört, sich mit Mädchen anzufreunden, werden sie ihn wahrscheinlich hinter seinem Rücken schwul nennen, wir leben leider in so einer Zeit. Wenn du ein Herz hast, dass damit einverstanden ist, in den Läster-Kerker deiner Freunde zu gehen, kannst auch du von diesen Dingen fernbleiben, mein Bruder. Oder wenn du, während eine halbnackte Hochzeit stattfindet, ein Herz hast, das wagt, in den Läster-Kerker deiner Verwandten zu gehen kannst du dort – so Gott will – einer Unserer auserwählten Diener werden. Wenn du, wenn deine inneren Wünsche dich bezwingen, dich immer noch an Gott erinnern kannst, dann kannst du dort Diener werden, so wird man auserwählt. Unser Prophet fasst mit einem Hadith den ganzen Unterricht zusammen: “Die Welt ist ein Gefängnis für den Gläubigen” Sie haben uns gelehrt, die Welt ein Paradies zu machen, dabei müssen wir, wenn es nötig ist, unsere Welt zu einem Kerker machen, damit wir im Jenseits der Nachbar unseres Propheten sein können.

Günahlarından Kurtulmak İstiyorsan Bu Video Tam Senlik!

Şimdi bazen geliyor kardeşlerimiz, diyorlar ki Serkan Kardeşim, bana öyle bir nasihatta bulun ki O, aklıma geldiği zaman günahlardan çekineyim. Yani, öyle bir şey olsun ki sürekli zihninde o olsun, Allah’tan korkayım. İşte, bugün onu konuşucaz. İşte, bu sorunun cevabını dedik ki gidelim Önceden bu soruyu soranların ve belki de cevabı alamadan gidenlerin, olduğu yerde cevaplayalım. Yani mezarlıkta. Belki de onlarda böyle sordular; Biz ahiretimizi ne surette kurtaracağız Çünkü ölüp gidecez, bize bir nasihatta bulun diye gittiler, birilerinden bu soruların cevaplarını aradılar. O yüzden, cazibedar bir fitne içinde bulunan ve aklını kaybetmeyen bazı gençlerle karşılıklı bir konuşma yapacaz, bugün. Ama burda dikkat çeken bir mesele var Cazibedar bir fitne ne demek? İşte diyor ki; Bir kısım gençler tarafından şimdi ki aldatıcı Cazibedar levhiyat o cazibedar günahlar Hevesatın hücumları karşısında nefsimizi kendine çeken O, nefsani isteklerimizi O, heveslerimizi günahların içine çeken hadiselerin Hücumu karşısında ahiretimizi ne surette kurtaracağız? diye soruyorsunuz. Bende soruyorum ve cevabını arıyoruz. Bir kelime vardı orda, Cazibedar bir fitne Kendine çeken, cazip gelen, insanı cezbeden Yanlış olduğunu bildiğin halde o rüzgara kapılıp Onun kapısına gitmen. İşte, bu şeye benziyor aslında Evlerinizde vardır böyle, bazen görmüşsünüzdür Tavandaki avizenin etrafında ki öyle söyleyeyim Sineklerin, evde bir arı, kelebek varsa sürekli o ışığa çarpıp geri gelmesi ve tekrar çarpıp tekrar geri gelmesi En sonunda ölmesi. Yani aslında orda kuvvetli bir ışığın yanında Çok kuvvetli yüksek derecede bir ısı var. Genelde o ampullerde hani eski tip ampullerde Yüzde beş ışıktır, enerji olarak verir. Yüzde doksan beş ısıdır. Elinle ampulu sökemezsin, yani bu kadar sıcaktır. İşte, ona kelebek çarpıyor, yanıyor, geri kaçıyor. Tekrar çarpıyor, yanıyor, geri kaçıyor Ölene kadar ona gidip kendini vuruyor. İşte bizler de aynen öyleyiz. O günahlar, bizi öyle kendine cezbediyor ki Yanlış olduğunu bildiğimiz halde Aklımız, bunu yapma üzüleceksin, perişan olacaksın Vicdan azabı çekeceksin dediği halde Aynı şekilde, kalbin; bak pişman olmuştun Yine pişman olacaksın dediği halde O günahlar, bizi kendine öyle bir çekiyor ki Aklın ve kalbin önüne hisler maalesef perde oluyor. Nefsimize düşkün olduğumuz içinde, en büyük mesele olan bizi bekleyen bir hesap gününün olduğunu unuttuğumuzdan dolayı. Cenab-ı Hak’ın, bizi gördüğünü unuttuğumuzdan dolayı Hiçbir şey yokmuş gibi, o günahlara dalıyoruz. Belki de keyifli şekilde, güle güle, oynaya oynaya Ahiretimizi kaybediyoruz. O yüzden daha aklını kaybetmeyen kardeşlerimle Böyle bir sıkıntıya, kendi adıma ve sizin adınıza Bir çare aramak için, gelin beraber okumaya devam edelim. Şimdi böyle bir durumda, Bediüzzaman soruyorlar ya Acaba nasıl bir cevap veriyor. Saatlerce nasihat eder diye bekliyorsun değil mi… Bir cümle söylüyor. Diyor ki; Kabir var hiç kimse inkâr edemez. Herkes ister istemez oraya girecek. Hristiyanda olsa, Yahudi de olsa Ateistte olsa, Müslüman’da olsa ölecek. Kabir var. Ve oraya girilecek. Oraya girmek için de üç yol ve üç tarzdan başka yol yok. Onlar ne? İmanlı şekilde gitmek. Ve imanlı olduğu halde ya da imanlıyım deyip gafletle gitmek. Diğeri de imansız bir şekilde gitmek. Nereye layıksın ve hangi yoldan gidiyorsun Lütfen kendine bunu sor. Ben, şunu hatırlatmak istiyorum. Diyor ya, kabir var hiç kimse inkâr edemez. Direk meseleye ölümle girmiş. Çünkü Efendimiz (asm) diyor ya; Lezzetleri acılaştıran ölümü sıkça anın, diye. Ve Cenab-ı Hak demiyor mu; Siz nerede olursanız olun, ölüm sizi bulur. Sağlamlaştırılmış kalelerde ve burçlarda olsanız dahi, ölüm sizi bulur. Nisa Suresi Dedi ki böyle bir hakikat var, kaçamadığımız bir gerçek var, İşte burdakiler gibi. Binlerce planlarımızla beraber gömüleceğiz. Binlerce günahlarımızla beraber de gömüleceğiz. Ve hiç ölümü hayal etmediğin bir anda girecek belki de, O, ecel cellatı. İşte, burada bizim yapmamız gereken mesele ne? Yani bir darağacı kurulmuş, darağacı kurulduğunu düşünsene Ve herkes sırasını bekliyor. Yüzlerce insan var, sırayla ileride bir darağacı kurulmuş Sırası gelen oraya asılmaya gidiyor. Ve kimse, sağa sola kaçamıyor Eller, ayaklar bağlanmış bir şekilde Geriye gidiş yok. İdam sehpası, orada gel gel diye seni çağırıyor. Ve ama şöyle bir şey var, etrafta nefsinin hoşuna giden Ulaşamadıklarına burada ulaşabilirsin. Her şey var, etrafta. Bütün o günahlar, o levhiyatlar hepsi her yerde O idam sehpasına giderken onlara el uzatabilir misin. Onlara el uzatsan, onları elde etsen dahi İdam sehpasına giderken, o lezzetlerin sana elhem vereceğini bilmen Sana lezzet verir mi? Onlara ulaşabilir misin? Onlara el uzatır mısın? İşte biz, bu dünyada aynen bu şekildeyiz. Bir darağacı kurulmuş, sağdan soldan acziyet ve fakriyet Cihetiyle yaralar almışız. Manevi sıkıntılar içinde, hâla ebedi hayatını kaybedeceğin bir yolda, o darağacına idam sehpasına giderken, Sağda solda ebedi hayatını kaybettirecek günahlara elini atıyorsun. Akıllı bir insan, bunu yapar mı… İşte, o yüzden bugün aklını kaybetmeyen gençlerle konuşucağız. İşte, o cazibedar fitnelerden kurtulmanın çaresi, ölümü hatırla diyor. Ölümü hatırla. Ölümü düşün. Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Allah, İnşallah O’nun idrakında olmayı bizlere nasip etsin. Böyle üç yol var dedik, peki Müslüman kardeşlerim bu üç yolu biliyorlar ve bildikleri halde neden yokmuş gibi yaşıyorlar? Hiç kendine sordun mu Alperen? Deve kuşu gibi olduğumuzdan olmasın… Deve kuşunun bir özelliğini anlatıyor ya, Hani avcıyı gördüğü zaman, ne yapıyor deve kuşu, başını kuma sokuyor. O avcıyı görmediği için, o da zannediyor ki Avcı beni görmüyor, halbuki koca gövde dışarıda avcı onu avlıyor. İşte, biz de aynı öyle davranıyoruz. Gerçekleri bildiğimiz halde, Dünya işleri ve dünya meşkuliyetleri Dünyanın lezzetleri kumuna başımızı gömdüğümüz için O eğlenceler içindeyken, ölümü unutuyoruz. Ölümü görmüyoruz. Zannediyoruz ki ölümde bizi görmeyecek. Hâlbuki en unuttuğun anda gelecek, ölüm. Doğru mu kardeşim? Bütün insanlığın meselesi aslında bu hadiseden kurtulmak. Yani, kâbri kendisine hayırlı bir kapı eylemek. İşte, o yüzden de insan buna göre yaşamazı lazım iken, Az önce, en başta bahsettiğimiz hadiseler yüzünden O günahlar yüzünden Bundan mâhrum kalıyor ve sadece dilinde âhiret var deyip Ebedi hayatını kaybedeceği yollara giriyor. Diyor ki; Madem ihtiyarlık, hastalık, musibet ve her tarafta böyle vefiyatlar böyle ölümler, o dehşetli elemi deşiyorlar ve ihtar ediyorlar. Elbette o ehl-i dalâlet, o günahlara düşkünlüğüyle yaşıyanlar, Yasak zevk ve eğlencenin peşinde koşanlar Yüz bin lezzeti ve zevki alsa da, Yine o mânevî bir cehennem kalbinde yaşar ve yakar… Fakat, pek kalın olan gaflet sersemliği Muvakkaten geçici olarak onlara hissetirilmez. İşte, yasak zevk ve eğlenceler İnsana vazifesini unutturabiliyor. Ve bu yüzden de, genç kesim Allah’ı hatırlatan hadiselerden uzak kalmak istiyor. O vicdani sorumluluktan kurtulmak için, bunlara dalmak istiyor. Yani bu yüzden de İslamiyet’ten uzak bir şekilde Peygamberi ve Allah’ı inkar ederek yaşıyor. Çünkü neden, özgürlüğünü kısıtlayan bir şey olarak görüyor. Bizleri de öyle görüyor. Adam bizi gördüğü zaman kanal değiştiriyor Biz, onun önüne çıktığımız zaman Çünkü niye adama vicdan azabı oluyoruz. Yani, manevi olarak kalbinde, bu dünyada Allah’a inanmıyorsa Veyahut, kabire doğru giderken günahlardan kaçınmıyorsa O, manevi cehennemi bu kalbinde yaşar, diyor. Allah(c.c), öyle olanlardan eylemesin bizi. Çünkü, şöyle bir durumda var Hani asrın hastalığı ya ben de herkes gibiyim, diyor ya adam İşte o yüzden diyor ki; Hem deme ben de herkes gibiyim. Çünkü, herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Musibetlerde, beraber olmak denilen teselli kabrin kapısında söner beş para etmez. Tek başına gideceğini bil ve kabre öyle hazırlan. Videomuzu beğendiyseniz, beğen butonuna tıklayabilirsiniz. Görüşleriniz için yorum yazmayı unutmayın. Yeni videolarımız için, kanalımıza abone olun. Altyazı: Emircan Gümüşsu