KUR’AN DA KABİR AZABI VAR MI ? – GERÇEĞİ DUYUNCA ŞOK OLACAKSINIZ

Yıllardır İslam’ı tahrip etmeye çalışan oryantalistlerin anladığı ve sürekli üstüne düştüğü bir konu var. ‘Bu millet İslam’ı anlatan din adamlarını dinler biz en iyisi milleti ve İslam’ı yozlaştırmaya tam da buradan başlayalım.’ Bu mantilite ile biraz insanların aklını karıştırmayı seven bir modernist bakış açısı türüyor ve bu modernist bakış açısının insanların aklını karıştırmayı çok sevdiği konulardan bir tanesi de Kur’an’da kabir azabı var mıdır konusu. Bu bakış açısına sahip kişiler malesef Kur’an’ı Sünnetten kopararak bu meseleyi anlatmaya çalıştığından dolayı gün ve gün bu ve bunun gibi meselerle ilgili deformasyon ciddi seviyede artıyor. Bakara Suresinde ayetle sabittir mesela. E madem ölü hayvanın etini yemek haramsa biz pazardan balık alırken diri diri mi alıyoruz? Yoo, ölmüş bir balık alıp yiyoruz. Bu ve bunun gibi bir doğruyu anlamak ancak ve ancak sünnet ile mümkündür. Çünkü her doğrunun Peygamber aleyhisselam’ın hayatında bir vahiyle kıyası mutlaka mevcuttur. İnsan hayatının en zor şartlarından bir tanesi yetimliktir. Cenab-ı Allah Efendimiz aleyhisselamı yetimlikle başlattı ve O’na en sonunda devlet reisliği vardı. Efendimiz as bu ikisi arasındaki bütün evrelerde mükemmel bir şekilde tatbik edilebilecek örnek bir hayat sergiledi. Allah azze ve celle Kur’an’ı koruduğu gibi Efendimiz’in hayat-ı seniyyelerini de koruyarak mükemmel bir örnek teşkil edecek bir misali bizlerin gözünün önüne sundu. Örneğin Nietzsche mükemmel insan diye bir model çizer. Ama bu muhayyer bir varlıktır. Yani böyle onun çizdiği betimlemenin ”Aa bu adam da o hayatı yaşıyor.” diye gösterebileceğiniz bir örnek mevcut değildir. Hayatta Nietzsche’nin çizdiği o adamın davranışlarının emsali yok. Ama Efendimiz’in yemeğe ne ile başladığının bile müşahhas misaller hep önümüzde mecvuttur. Hadislerde mâna Allah’tan, lafız Peygamber aleyhissam’dandır. Kur’an’da mâna da lafız da Allah azze ve celle’dendir. Siz bu ve buna benzer meseleleri ele alırken bu manaları birbirinden koparmaya, bu manaları küstürmeye tecezzi etmeye çalışırsanız eğer o manalar nâkıs kalır ve elinize yapışır hale gelir. Başa çekeyim konuyu. Kur’an’da kabir azabı var mıdır gibi bir soruyu Efendimiz’in hayatını Kur’an’dan kopararak anlamaya çalışmak divaneliktir. Mümtehine 13’te şöyle beyan eder: Konuştuğumuz ayette kabirdeki kafirlerin Allah’tan ümit kestiğini anlatıyor ve onların ümit kesme halinin nasıl olduğunu bahsediyor. Madem ümit gibi bir konu söz konusu, demek kabirde yaşayanların kendilerine mahsus bir hayat seviyeleri, bir hayat mertebeleri var ki ümit gibi bir kavramdan bahsedilebiliyor. Hadi kabir azabını ve kabrin belki varlığını ordaki bir yaşantıyı inkar edenler birçok alimin sözüne gözünü kapatıyor. Bari ayet-i kerimelerden gözlerimizi kapamayalım ki açıkça kabir hayatını beyan eden ayetleri gönlümüz, aklımız idrak edebilsin. Tevbe 101’de şöyle söylüyor: Farkındaysanız ayette üç çeşit azaptan bahsediliyor. Birinci azap dünya, ikinci azap kabir, üçüncü son ve en büyük olan azap ise tabi ki cehennem azabıdır. İmam Taberi şöyle der. Madem son azap cehennem azabıdır, ondan önceki iki azaptan bir tanesi mutlaka kabir azabı olması gerekir. İbni Abbas, İmam Azam, İmam Katade Hasan-ı Basri, Ebu Malik hadislere dayanaraktan mutlaka bu iki azaptan bir tanesinin kabir azabı olduğunu bahsederken bir insan aklını kaybetmemişse eğer Kur’an’da kabir azabı nerde geçiyor diye bir soruyu soramaması lazım. Mü’min 46’da; (ekrandakini okur) Şimdi burada bahsedilen azap konusunu şöyle bir ayıracak olursak cehennem azabı konusundan ayetin en sonunda açıkça bahsedilmiştir. Öyleyse madem ayetin sonundaki azap, cehennem azabıysa o cehennem azabı gelmeden önce sabah akşam sokuldukları azap ne azabıdır? Kabir azabını inkar edenlere soralım: Eğer bu ayette bahsedilen bu sabah akşam sokuldukları azap kabir azabı değilse, sizce ne azabıdır? Bütün cumhur, yani İslam alimleri bunun da kabir azabı olduğu noktasında ittifak etmişken acaba bunun zıttını savunan bir modernist bakış açısı neye dayanarak savunuyor… Enteresan. Âl-i İmran 169: Ayette bahsedilen şehitlerdir ve İmam Şafi hükmeder ki onlara ölüm gelmediğinden dolayı onlar defnedilirken yıkanmaz ve cenaze namazları da kılınmaz. Şehidin ölü olmaması ve hali hazırda rızıklandırılması ispat eder ki demek ki onların yaşadığı, yaşantısına devam ettiği bir kabir, bir berzah alemi olmak zorunda. Zira şu anda kıyamet kopmamıştır. Cennet ve cehennem sakinlerini içine almamıştır. Peki şehitler şu anda cennette olmadıklarına göre nerededirler ve nerede rızıklandırılmaktadırlar? Tabi ki de cennet bahçesinin bir misali hükmünde olan kabir ve berzah hayatında. Üstad Bediüzzaman Hazretleri onlar için şöyle der: Mü’min 99-100’de şöyle söyler: Hz. Aişe validemiz bu ayetin tefsirinde şöyle söyler: ”Kabir ehlinden günahkar olanlara yazıklar olsun. Kabirlerinde onların yanına simsiyah yılanlar girer. Bir yılan baş ucunda, bir yılan ayak ucundadır. Ortasında bir araya gelinceye kadar onu kemirirler. İşte, Allah’ın tekrar dirilteceği güne kadar önlerinde dönmelerini engelleyen bir berzah vardır. ayetinde buyurduğu berzahtaki azap tam olarak budur.” Bu ayette yine kabirde hayat yoktur ve azap yoktur diyenlerin bu sözlerini çürütmeye delillerden başka biridir. Şimdi kabir hayatını ayan beyan ortaya koyan hadisleri izah etmeden önce bir şeye değinmek isterim. Zira bu hadisler kısmı çok önemli. Çünkü bu kabir azabı Kur’an’da geçmiyor meselesiyle insanların zihnini ifsad etmeye çalışanların yapmaya çalıştığı en büyük olay Kur’an ile Efendimizin hayatını tamamen koparacak ve Efendimizin hayatı, sahabelerin hayatı, mukarrebinin hayatı, evliyanın hayatının dereceleri çok çok çok kıymetsiz bir hale gelmesi lazım. Onların bu görüşleri için böyle olmalı. Onların hayatlarını çok değersizleştirmek istiyorlar. Şurayı tekrar tekrar vurgulatmak istiyorum. Tekrar tekrar. Kabir azabını ve kabir hayatını inkar eden arkadaşların bir ortak özelliği var mıdır? Vardır. O arkadaşlar hadisleri de inkar ederler. Bir Hadis-i Şerif’te şöyle söyler: Şimdi soralım. Ayrılanların ayak seslerini işitmek için dünya cihetiyle vefat eden insanın kabirde bir hayat mertebesine sahip olması gerekir mi gerekmez mi? Biz de işiteceğiz ha. Muhtemelen birbirimizinkileri duyacağız. Mesela ben sizden önce gidersem, inşaAllah sizler koyduğunuzda ayak seslerinizden, ‘Aman Ya Rabbi, kundura sesi geliyor. Kesin Fatih Star’dır.” falan diye, onların hepsini ayırt edebileceğimi düşünüyorum. Böyle peltek peltek bir yürüme varsa da, fıçık fıçık ‘Aa Sinan geliyor.’ fıçık fıçık Yorulmuş yine. Gece hale gitmiş çalışmaya. Bir hadiste der ki, Efendimiz aleyhisselam kabirleri ziyaret ettiğinde şöyle der: Şimdi kabir hayatını ve kabir azabını inkar edenlere tekrar sormak istiyoruz. Kabirde hayat yoksa Efendimiz as acaba kime sesleniyor? Çok da temiz yani örnekler, duru yani. Benim bir şüphem yoktu ama estağfirullah, çok kabirle ilgili meseleleri dinlemek insanın hoşuna da gidiyor yani. Ölüm bir cihetle çok lezzet verici bir şey yani. Dünyadaki dertlerin geçiciliğini kabir, ölüm sürekli vurguladığı için. Tabi bu Hz. Aişe validemizin rivayet ettiği hadisteki kabre girersek o kabir biraz… İki yılan bir- O biraz sıkıntılı bir kabir olabilir. Ciyo, senin bilek güreşinden elde ettiğin kaslar bile orada dayanmayabilir Ciyo baba. Risale’de bir cümle geçiyor. Diyor ki: …diyor. Çok güzel bir vurgu. Biz kamillikten değil de, kaytarmaktan hemen ölüm- Hadiste Hz. Peygamber bir mezarlıktan geçerken mezarlıkta yatan iki tane ölünün kabirde ufak şeylerden dolayı azap çektiğini gördü. (ekrandakini okuyor.) Koğuculuk yani nemmamlık, di mi? Laf taşıyıcılık. Bugün koğuculuğun en büyük örneği elindeki olayları tahkik etmeden insanlara sunan medya, gazete ve insanlar. Koğuculuk, laf taşıyıcılık, nemmamlık. En büyük örneği bu. Bak kabir azabının iki hikmetinin birinin vurgusu koğuculuğa geliyor. Diğeri ise idrardan sakınmıyordu. (ekrandakini dile getiriyor.) …umulur diye bir cevap veriyor. Başka bir hadiste… diye bahsediliyor. Bu hadisleri bizlere nakledenlerden birkaçını anlatmak istiyorum sizlere. Enes bin Malik, Ebu Hureyre, Hz. Aişe, İbni Mesud, Zeyd bin Sabit, Hz. Ebu Bekir’in kızı Hz. Esma Efendimizin hanımı Hz. Meymune, Cabir ibni Abdullah, Hz. Osman, Amr bin As, Zeyd bin Erkam, Ebu Katade, Hz. Ali, Ebu Musa El Eşari, Sahabenin büyük müfessirlerinden İbni Abbas, Abdullah ibni Ömer ve daha nice büyükler… Kabir azabı yoktur demenin altında işte bunca sahabenin, tabiinin, evliyanın bahsettiklerini günümüze kadar getirdiği bu silsileyi inkar etme gibi bir densizlik var. Bu hadisleri inkar etmek bu sahabeler Efendimiz hakkında yalan uydurmuş demekle aynı şeydir ve bu müfterilerin bu hadisler yalan demesi bunları nakleden 25 sahabe değil, günümüze kadar nakleden bunca insanı da içinde kapsadığından dolayı ortaya inanılmaz bir cinayet çıkıyor. Bu hadisleri sahabe efendilerimizden tabiin ile başlayan nesil nakletmiştir. İmam Buhariler, İmam Müslimler, İbni Maceler ve diğer birçok hadis alimi bu hadisleri eserlerinde cem etmiştir. Eğer bu hadisler uydurma ise bu alimlerden hiçbirisi gerçek alim değil demek haşa. Yani hadis alimlerinin bir bakışta anlattıkları uydurma hadisleri onlar yıllarca kucaklarında taşımışlar da hiç fark edememişler demek, haşa. Bir fende veyahut sanatta söz söylemek o alanın ancak mütehassısına düşer. Eğer çocuğunuz bir gün hasta olsa tıp ilmine hakim bir pratisyene mi götürürsünüz yoksa fizik alanında profesörlük hatta ordinaryuslük seviyesine ulaşmış birine mi götürürsünüz? Tabi pratisyen dahi olsa doktora götürürsünüz. Neden? Çünkü çocuğunuzun hastalığıyla ancak o alanda mütehassıs olmuş biri insan ilgilenebilir. Aynen öyle de bu alanda da söz söylemek bu alanın alim, müçtehid ve mütehassıslarına düşmektedir. Kabirle ilgili her birinin, İmam Azam’ın, Ahmed ibni Hanbel’in ve daha nicelerinin o kadar çok ispat niteliğinde sözleri var ki şimdi burada yer versek bu konuyu bitiremeyiz. Ya hu ben bunlara nasıl inanayım iyi de be adam derseniz de ben sizlere şunu sorayım. Şimdi siz acaba varlığına inandığınız yerlerin birçoğuna hatta tamamını gidip kendiniz gözlerinizle gördünüz mü? Astronomi alanında mütehassıs birisi bilmem kaç milyon ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızın, bir gezegenin varlığını size sunuyor ve siz buna inanıyorsunuz. Başkalarına bunca ciddi güveniniz varken evliyaullah, mukarrebin ve sahabelere bu güvensizliğiniz acaba neredendir? Onların bir yalanına mı şahit oldunuz? Ah keşke onların hayatlarına birazcık göz gezdirebilseydiniz onların ittifak ettikleri konuların doğruluğunu bir nebze daha anlayacaktınız. Kabir azabı yok diyenlerin iddialarının birkaç tanesi şunlardır: Birincisi Kur’an’da kabir azabı geçmiyor demektedirler. Biz biraz önce sanki bunları çözdük ve ispatladık gibi. Kabirde azap yok diyenlerin iddialarından bir diğeri de şöyle komiktir. ”Kabirde yargılama olmadan ceza olur mu hiç, bu ne kadar komik bir şeydir.” derler. Bunu duydunuz mu hiç? Sen duydun mu hiç? Yargılama nerede var? (Hesap günü) Yani mahşer günü. Kabirde var mı yargılama? Sorgu? Sorgu var di mi? Evet, yargılama diyelim o zaman. Yargılama yok- Yargılama olmadan nasıl azap olur diyorlar. Sorgulama var. Evet.. Nasıl olur diyorlar? Var mı bir cevabınız? Anlatalım mı? Kur’an şöyle beyan eder: Hz. Nuh’un kavmi denizde boğulmuştur. Hz. Hud’un kavmi bir rüzgar ile helak edilmiştir. Hz. Salih’in kavmi şiddetli bir gürültü ile helak edilmiştir. —- Karun anlatılır, onu ve kavmini yerin dibine geçirdik diye. Firavun anlatılır, denizde boğduk diye. Nemrut anlatılır, hüsrana uğrattık diye. Görüyoruz ki Allah’ın sadece ahirette değil, dünyada da cezalandırdığı kişi ve kavimler vardır. Tüm bunlar kulun durumunu kişinin kendisine göstermek içindir. Yoksa Allah nihayetsiz ve ezeli ilmiyle kulun akıbetini zaten bilmektedir. Velev bunları da anlatmadık diyelim. Allah kimin zalim kimin salih olduğunu, kimin cennet kimin cehennem ehli olduğunu bilmiyor da bu bilgiye hesap gününden sonra mı vakıf olacak? Ne kadar komik di mi? Yargılama olmadan nasıl ceza verilir demek Cenab-ı Allah’ın ezeli ilmine bir iftiradır. Diyorlar ki bir kulun cezası bir kez verilir. Kulu tekrar tekrar cezalandırmak Allah’ın şanına yakışmaz. Bu yüzden hem cehennemde hem kabirde ceza verilmez derler. Öncelikle bizim Allah’a karşı bir hak iddiamız olamaz. Çünkü bizler de içinde olmakla birlikte bütün mülk umumen O’nundur. İster yüz kez ister iki yüz kez aynı cezayı verebilir mi? Evet, verebilir çünkü bu yetki O’nun selahiyetindedir. Şimdi insanları 3’e ayıralım. Bir: Direkt cennete gidecek olan ehli iman. İki: Direkt cehenneme gidecek olan Allah’ı inkar eden güruh. Üç: Önce cehenneme, ondan sonra cennete girecek olan günahkar müslümanlar. Kabir azabı aslında bu noktadan bakıldığında bir rahmettir. Çünkü onların daha ileride daha şiddetli bir şekilde göreceği birçok azaba öncesinde bir kefaret hükmü taşır. Duhan 56’da şöyle der: Onlar da buna binaen demek başka bir ölüm yoktur. Yani demek kabir hayatı da yoktur derler. Kişi dünyada ölür, kabirde diriltilir, sonra berzah hayatı yaşar ve tekrar ölmeden berzahtan cennet veya cehenneme geçer. Bu görüş İbni Mesud, İbni Abbas, İmam Katade ve Ebu Malik gibi alimlerin görüşüdür. Aynı düşünceyi taşıyan müfteriler ”Fatiha’da Allah din gününün sahibidir. Fatiha’da kabir azabından bahsetmez. Hatta kabirden de bahsetmez. Demek ki böyle bir mesele yoktur.” diye çok ilginç bir önerme ortaya koyarlar. Bunu duydunuz mu? Fatiha’da Allah azze ve celle için dünyanın sahibi de yazmaz. Fatiha’da yazmadığından dolayı -haşa- Allah dünyanın sahibi değildir mi diyeceğiz… Maalesef çok komik meseleler. Bu meselelerle birilerinin gündemini değiştirip aklını karıştırmaya çalışan insanların çok sevdiği özellikler meseleyle ilgisi olmayan ayetleri gösterir, ‘Bak burada kabirden bahsetmiyor.’ der. Dinleyen de ‘Üf be, adama baksana. Hep Kur’an’dan konuşuyor. Kesin doğrudur.’ der. Maalesef Cenab-ı Allah’ın sana verdiği irade ile, akıl ile sen bu noktalarda araştırmak, bu noktaların doğruluğuna vâkıf olmak zorundasın. Nasıl gördüğün rüyanın yatakla bir alakası yoksa inan bana kabirdeki azabın da mezarla hiç alakası yok. Selametle.

İngilizce

This is how the story got started… China with a population of 1.4 billion Tortured our Uyghur friends in ways that are not even imaginable They force-married Uyghur Turkic women with Chinese men After seeing these events unfold… This is a country with a population of 1.4 billion, a huge economy and a tremendous growth, who’s going to stop them? How will this torture be stopped? Then I remembered… Allah, the one who stopped the pharaoh with an ant, the one who stopped King Antiochus with a fly, can sometimes shake the whole world with a small little microbe China can not export any products at the moment Most of the household products that we use today are produced in China All of their airports are shut down, all of their economy has to come halt, even Daud Kim who visited us last week, can’t go back to Korea because the borders are shut All of this was caused by a tiny little microbe named Coronavirus It’s suggested that there are many unreported cases and deaths worldwide And people who are exploiting these times are making money by selling at crazy high prices Let’s look at the things that have happened in 2020 thus far… Earthquakes in Elazig and Malatya cities resulting in deaths of 43 people… Avalanche in Van city resulting in 41 deaths 8 soldiers were martyred in Idlib/Syria An airplane crashed in a small airport in Istanbul resulting in 3 deaths and 180 casualties 34 soldiers were martyred in Idlib/Syria In Australian wildfires, 34 people died and 1 billion 250 million animals were killed In the same time, 5000 camels were killed in Australia There were 100,000 cases of the Coronavirus pandemic. In surah Al-Anfal it says… -“When fitnah comes upon you, it won’t only damage the tyrants among you!” When we further examine these catastrophies… The fact that these crazy events took place in under 3 months… Should wake us all up because they’re so meaningful. For example: You’re sitting at home one day and the door knocks… They’re knocking on the door loudly… You just keep living your normal life as if nothing happened But the knocking continues even faster You’re still sitting at home wondering where to noise is coming from.. The door is knocking even faster… Aren’t these noises trying to tell you something? When you hear this noise, you’ve to get up and answer the door! What if that earthquake is also trying to tell you something? If we just look at this from a theoretical, mathemetical viewpoint… -“The door knocked 3 times last minute… 2 more times 10 seconds ago -“The door was knocked 5 times with heavy hits” We’d respond by saying: “What’s wrong with you? There’s a purpose behind that knocking, get up and answer the door!” Don’t we do the same in an Earthquake… -“There was a 5.8 magnitude earthquake” We do the same in a virus… -“Thousands of people have been infected by a virus” We do the same in avalanches and other catastrophies -“There was an avalanche burying X number of people” -Is it possible that the one who caused the earthquake and the avalanche is trying to tell you something meaningful? -Yes, it’s possible -“I’m not happy with the direction of mankind, their sole purpose of creation is for them to recognize me but they’re so lazy in trying to understand my existence” In my personal opinion, this message is not only for the non-believers but also… These happen as a result of believers like us are acting lazy and complacent in creating projects to reach mankind And if you ask me, the fact that believers are behaving like the non-believers is going to attract more of these catastrophes in the future God’s wreckage is taking place and it’s saying: -“I’ve sent upon you earthquakes, avalanches, catastrophes and I knocked on the door Open the door… Why has the one with so much power and will has come all the way to your door? What message has it given you? What does it want from you? It wants you to finally understand it! 2nd of all… When you’re looking at the situations from the perspective of God, there’s a clear message Now let’s examine everything from the perspective of mankind What is my responsibility then? Submission to God… Appointing God as your sole attorney against all of the trials you’ve been put upto Let’s brake down submission to God 1st part, humans usually… Will not try/work their hardest… Will not take the necessary precautions… And will leave everything upto God This is a form of submission that God does not want For ex., if this virus is on our doorstep, Without taking such simple precautions such as washing hands properly and keeping contacts with other to a minimum.. Saying -“Wallahi I trust in God” Is not the submission to God that God is looking for! Let’s go to the 2nd part Humans will do everything they can but won’t leave the result to God This is not the form of submission that God wants A small microbe that my eyes can’t even see What can I do? I can wash my hands, be careful in public… I can try not to panic, try not to turn my life into a prison If after all of these steps, you’re still a little worried and you cry… -“God, what am I going to do? What will happen to me?” These cries are not how to submit to God either. God is not seeking this sort of a reaction This 2nd alternative can be understood easily by this example: You know how you study so much before a college final and stress immensely without having a true trust in God. That’s our 2nd example of submission and God does not want that The 3rd example: People will do the most they can with their abilities, take all the precautionary steps and leave the results to God They’ll say: -“Best thing that can happen to me is the final destination that you determined” This is how we should act After taking all of the precautionary steps that are necessary… We have to leave the rest to God and trust him Undoubtedly, this is the reality! Death that people are trying to run away from is the reality! We’re not running away because we’re scared of death… We’re scared of death because we’re running away from it Can you run away from God’s fate!?

KABİRDE İLK GECE NELER OLUYOR ? (DUYUNCA ŞOK OLACAKSINIZ !)

Yine dünyada sonsuz kalacağını düşünerek sabah uyandın. İş yerinde bir türlü bitiremediğin evrak işlerindeydi aklın. Bir bitirsen, bir terfi etsen, yılların hasretini çektiğin yazlığını almana bir adım daha yaklaşacaktın. Ayakkabı ve kemer kombinine en çok yakışacak olan gömleğini o gün aldın ve seçtin dolabından. İçeride de her zamanki gibi eşinin elleri değen o omletin pişiyordu. Sonsuzu yaşayacağını düşündüğün o dünyada bir günün daha sorunsuzca tam da istediğin gibi akıp gidiyordu. Evden mutlu şekilde çıktın. Güneş tam da tependen vurunca Bir baş ağrısı aldı seni. Ama bu sebepten dolayı işe geç gidemezdin. Çünkü çekler seni bekliyordu. Eğer geç gitsen, bir çek daha yazılabilirdi. Neydi ki? Bir aspirinlik işti baş ağrısı. Çekten önemli değil. Arabana doğru yürürken, o güzel arabana, son model arabana. Uzunca açma tuşuna bastın ve bütün camlar daha sen gelmeden açılmıştı. Biraz serinlesen bütün baş ağrın geçecekti çünkü. Ama ilk ışıklarda başındaki sancı birden kalbinde çarpıntıya dönüştü. Ellerin direksiyonda titremeye başladı. Halini anlamadan arkandan basılan kornalar, seni çıldırtıyordu. Ama birazdan içine düşeceğin o savaşın habercisiydi adeta. Güneş tependeydi. Ama bu defa, gözlerinde anlam vermediğin bir karanlık. Tekrar ışığa kavuştuğunda hastanede olduğunu anladın. Giderek vücudundan kanın çekildi. Ve çekildikçe soğumaya, üşümeye başladın. Kalp krizinden dolayı ameliyattaydın. Tependeki ışık da güneş gibi saçlarını okşamıyordu artık. Annen, ameliyat masasının etrafındaydı. Ve yalvarıyordu. “Allah’ım ne olur, şimdi değil. Hayır, şimdi olamaz. Onu yanına alma. O henüz senin yolunda bile değil.” Bak işte, yine karardı her yer. Karanlığın içerisinde ateş kırmızısı bir şeyler var. Konuşsan duymuyor. Duysa da aldırmıyor. Azrail, ruhunu bedeninden ayırmaya gelmiş. Birazdan imam hayatında duyabileceğin en acıklı Kuran’ı okuyacak. Çünkü senin için okuyacak. Bu iş, hiç bu kadar acıklı olmamıştı. En sevdiklerin, üzerine en çok toprak atanlar oldu. Gardırobunda giyilebilecek onca alternatif varken, üstünde neden kefen? Dünya renkliydi, aldatıcıydı. Ama aşağısı simsiyah. Ne kaldı elinde? Söylesene, ne kadı? Çığlıklar atıyorsun. Eğer etrafındakiler duysaydı, hepsini bayıltabilecek çığlıklar. “Bu aceleniz, bu aceleniz nedir söylesenize. Yoksa benim gördüklerimi görmüyor musunuz? Gittiğim yerin bu kadar şerli olduğunu bilseydiniz, bu kadar acele eder miydiniz? Sen de mi anne? Sen de mi? Sen de mi aceleyle üstüme toprak atıyorsun? Gözünün bebeğiydim hani? Canından bir candım hani? Çaydan ağzım dahi yansa sen ateşlerde yanardın hani? Hani, ne oldu onlara?” Pişmansın ama elden ne gelir artık? “Ben Rezzak’ım.” dedi. “Rızkına kefilim.” dedi. Ama sen dinlemedin. Çekte adı yazılı olanları razı etmek Rabb’ini razı etmenin önüne geçti. Onlarla akşam yemeği, namazlarından daha önemliydi. “Ben Vedud’um.” dedi. “Sevginin, muhabbetin bütün temayülleri benim elimdedir.” dedi. Ama sen yine dinlemedin. Kalbini haram sevdalarla kirlettin. O kalbinin içerisinde çelikten araba jantı dahi vardı ama Allah yoktu. Pişmansın, ama artık ne gelir elden. “Rabb’im, Rabb’im lütfen bir şans daha ver. Sana söz, bu baş bu secdeden artık kalkmayacak. Mesleğimden daha çok Kuran’ın hakikatlerini bileceğim. Perestiş ettiğim, arkasından gittiğim insanlar faniymiş. Kabrime elleri yetişmiyormuş. Beni bir daha gönder. Artık ben buna göre yaşayacağım.” Hayır, bu film bir kez çekilir. “Nihayet onlardan birine ölüm gelince ‘Rabb’im beni dünyaya geri gönderiniz ki Terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım’ der. Hayır. Bu sadece, onun söylediği boş bir sözden ibarettir. Onların arkasında tekrar dirilecekleri güne kadar bir perde, yani bir berzah vardır.” Ayak sesleri var. İki kişi geliyor. Simsiyah tüyleri yerlere kadar değiyor. Baktığımda kalbimin atışını elimde hissettiren karanlıklar içerisinde iki mavi göz var. Hep ismini duyduğum ama hiç dikkate almadığım Münker ve Nekir işte bunlar. Annem, annem sesimi duymuyor musun? Hani sen bana kıyamazdın? Ben şimdi azap çekiyorum. Hani, hani… neredesin? Neden sınava kaldırdın da o sabah namazlarına beni kaldırmadın be anne. Remzi abi, Çetin abi, hani beni hiçbir kavgada yalnız bırakmazdınız? Nerede kaldı delikanlılığınız? Hani, hani şimdi, şimdi neden yoksunuz? Hanım, evin her köşesini en güzel şekilde döşedin durdun. Neden ruhuna bir ufacık tablo bile asmadın? Neden Rabb’imi tanımak için sohbetlere, derslere gidiyorum diye bana naz yaptın ki? Yoksa kabrimin evindeki koltuk takımı kadar değeri yok muydu? Söylesene, konuşsana. Hani, hani neredesiniz? Bana bu azap içerisinde şimdi yardım etsene. Şimdi anladın mı dostum, La ilahe illallah ne demek? Hiçbir şeyin gücü sen kabirdeyken sana yardım edemediğinde anlarsın. Ve kabir azabı başlar. Bunca kabir azabı yaşarsın ama yine de bitsin diyemezsin. Yine de bitsin isteyemezsin. Neden biliyor musun? Bir sonraki evrede gideceğin cehennem buradan çok daha korkunç, çok daha şerli. Ve sen bunu biliyorsun. Şimdi anlıyorsun değil mi? Mesele dünyadayken “Allah” diyebilmek. Kabirde her türlü söyletirler.


İngilizce

You woke up to another morning on Earth, thinking that you’ll live forever You were thinking about those work documents that you just couldn’t finish Only if you could finish them and get promoted, you’d be one step closer to getting that summer house you always wanted You chose the best shoes and belt combination that goes best with that shirt As always, in the kitchen, your wife was preparing a great omelette In this world which felt endless, everything was going smoothly as planned You left home happy Right when you felt the Sun’s warmth… You started feeling a headache but that couldn’t stop you from going to work… Because those checks were waiting for you. If you were late, you could miss that next paycheck After all, it’s just a headache. It can be cured by an Aspirin… As you were walking to your latest model, luxury car… You hit the button and all the windows were lowered for you before you got there Fresh air would cure your headache anyway… But in the first traffic lights… The pain in your head turned into a throbbing in your heart Your hands started to vibrate on the wheel People were honking at you without even knowing your situation. But this was the trailer for the battle you were about to fight soon… The sun was at its peak but there was a darkness that you couldn’t make sense of… When you saw the lights again, you realized you were in the hospital Blood was being withdrawn from the body and you felt colder and colder You were in the hospital for an heart attack and the light above wasn’t gently warming you like the Sun did Your mother was next to the surgery table and was begging… -“God, please not now. Please, it can’t be now” -“Don’t take him, he’s not even in your path yet (in faith)!” Again, it was dark everywhere… In the darkness, there was something bright red! If you talk, it doesn’t hear you. Even if it hears you, it doesn’t care. Azrael (Angel of death), came to separate your soul from your body In a moment, the Imam will be reciting the most touching Quran you’ll ever hear… Because he’s reciting it for you -“Every soul will taste death. Then to Us will you be returned” Surah Ankabut, Verse 57 It couldn’t get any more depressing than this… Your loved ones were the ones throwing the most soil over you. When there were so many clothes in the closet, why grave clothes? The world was entertaining, deceitful but underneath the ground is pitch black… What do you have left, tell me? What do you have left? You’re screaming… If people around you could hear it, they’d all faint -“What’s the rush? Tell me, what’s the rush for!?” -“Can’t you see what I see?” -“If you knew how bad this place was, would you ever rush to get here?” -“Even you mom?” -“Even you’re throwing soil over me in a hurry?” “Wasn’t I the apple of your eye?” “Wasn’t I a part of you? Even if my mouth burned from hot water, wouldn’t you also feel the burn?” “What happened to your mercy?” You’re regretful but what good is it now? God said “I’m al-Razzaq (The provider)” Said “I will provide you” but you didn’t listen… Persuading the names written on checks stopped you from persuading your Creator Dinner with those was more important than your salah (prayer) God said: “I’m al-Wadūd (Most affectionate)” -“I hold all the tendencies for love and conversation in my hands”… But again you did not listen! You dirtied your heart with sinful relationships In your heart, there was even a place for chrome alloy wheels but no place for God! You were regretful but what good is it now? -“God, please give me another chance. I promise this head won’t be raised up from sajdah” -“I’ll know the properties of the Quran more than my profession” -“Those people whom I idolized and followed were only mortal” -“Their hands wouldn’t reach the grave” -“Send me once more, I will live accordingly” No!!! This movie is only recorded once… [the disbelievers], until, when death comes to one of them, he says, “My Lord, send me back… -“That I might do righteousness in that which I left behind.” No! It is only a word he’s saying; and behind them is a barrier until the day they are resurrected.” Surah al-Muminun, Verse 99-100 I hear footsteps… Two people are approaching Their black hairs are touching the ground When I look, there are two eyes which make my heart feel like it’s palpating in my hands These are “Munkar and Nakir”, the names I’ve always heard but never paid attention to -“Mom, can’t you hear my voice?” -“I’m being tortured now, weren’t you merciful? -“Where are you now mom!?” -“Why’d you wake me up for exams but not for Fajr (morning prayer)” -“Brother Ramzi, Chetin brother, didn’t you say you’d never leave me alone in a fight?” -“Where’s your manliness now!? Why aren’t you helping me now?” -“My wife, you were the one who decorated the whole house… -“Why didn’t you decorate my soul?” -“Why’d you give me attitude when I was attending lectures to learn about my creator?” -“Wasn’t my grave not as valuable as the living room sofa?” -“Tell me… …Where are you all!?” -“Help me now in this torment of the grave” Now, did you understand what “La ilahe illAllah means? You’ll understand it when no one else can help you in the grave And torment of the grave will start… You’ll be in pain but you won’t be able to say stop! You just won’t be able to say stop! You know why? Because the hell you’re going to after this is much scarier, way more frightening. You know this very well… Now you get it? It’s about being able to say “Allah” when you’re alive on Earth because when you’re in the grave, they’ll make you say it in many different ways!!!


Almanca

Weer in de wereld je werd ‘s ochtends wakker en dacht je eeuwig zou blijven Op werk je gedachten zat aan documenten/ papierwerk die je niet af kon maken. Als je zou af kunnen maken, als je zou kunnen gepromoveerd worden, wat je jaren lang na hebt verlangd om een villa tekopen, ben je een stap dichter bij. Je hebt je schoen en riem combinatie die dag gekocht voor je overhemd die jouw het meest past en je hebt het uit je kast uitgekozen. En binnen kookt je vrouw joun omelet. En in de wereld waarvan je dacht dat je eeuwig zou leven ging nog een dag voorbij zonder geen probleem liep de dag voorbij. Je liep het huis blij uit. De zon stond heet precies boven op je waardoor je hoofdpijn kreeg. Maar hierdoor kon je niet telaat komen op werk. Want de checks wachte op jouw. Als je nog één keer laat zou gaan, zou er nog één check kunnen schrijven. Wat was het? Met één medicijn zou het opgelost zijn. Je hoofdpijn was niet belangrijker dan de check. En je loopt naar je prachtige auto, je nieuwste model auto. Je drukt op de knop en alle ramen worden geopend voor dat jij kwam. Want als je een beetje zou afkoelen zou je hoofdpijn verdwijnen helemaal. Maar bij de eerste stoplicht de pijn aan je hoofd werd erger en je hart klopte enorm. Je handen zitten aan de stuur en je begint te trillen. Voordat je er iets van begrijpt hoor je getoeter, en dat maakte je helemaal gek. Maar het leek wel een teken voor het strijd wat er allemaal zou gebeuren De zon stond boven op je. Maar deze keer, onbegrijpelijk is er een duisternis in je ogen. Wanneer je weer de licht ziet begrijp je dat je in de ziekenhuis ligt. En je bloed trekt terug in je lichaam. Waardoor je kouder krijgt, en begin je beetje bij beetje te vriezen. Door de hardaanval ben je in de operatie. En de licht die boven je zit voelde niet zo lekker als de zon. je moeder was rond de operatietafel. En smeekte. ‘Oh mijn Allah alstublieft, niet nu, Nee, nu kan het niet. Neem zijn leven niet. Mn zoon zit nog niet in jouw pad.” Kijk, alles is weer donker. In het donker is er iets vuur roods achtig iets. Als je praat hoort hij niet. Al hoort hij, hij negeert. Azrail, is gekomen om je geest uit je lichaam te trekken. Zometeen de imam gaat de meest droevige kuran lezen wat je ooit zou kunnen horen in je hele leven. Want hij gaat het voor jouw lezen. Iedereen zal de dood proeven.. dan zullen jullie tot Ons teruggebracht worden. (Ankebut,57) Dit was nooit zo droevig geweest. Degenen die je het meest van hield, waren de personen die de meeste aarde op je hebben gegooid. Terwijl je zoveel kledingen in je kast hebt, waarom draag ik deze lijkwade? De wereld was kleurvol, misleidend. Maar beneden is het pikdonker. Wat is er over in je hand? Zeg is, wat is er over gebleven? Je gilt. Als andere mensen jouw geschreeuw zouden horen, zouden ze flauw vallen ”Uw haast, waarvoor haast u zich. Of ziet je niet wat ik zie? Zou je ook zich haasten al zag je hoe kwaad het is waar ik naartoe ga? zou je dan ook haasten? Jij ook al moeder? Gooi jij ook zo haastig aarde op mij? Ik was toch jouw kleine baby? Ik was toch jouw lieverd? Als mijn mond van thee zou pijn doen zou jij toch ook pijnlijden? Waar is het gebleven, wat is er gebeurd aan hun? Heb je er spijt van, maar wat kun je nu doen? ”Ik ben de Schenker Van Onderhoud (Ar-Razzaq).” zei hij. ”Ik garandeer joun onderhoud.” Maar je wilde niet luisteren. De namen wat er op de check stond en hun blij maken ging voor Allah. Dinner met hun, was belangrijker dan gebed. ” Ik ben de Liefhebbende (Al-Wadud).” zij hij. ”Liefde, genegenheid ligt allemaal in mijn hand.;; zij hij. Maar jij hebt weer niet geluisterd. Je hebt je hart met haram liefdes verontreinigd. In je hart was er zelfs van ijzer een auto velg in maar Allah was er niet. Heb je er spijt van? Maar wat kun je er nu aan doen? “Oh Allah, Allah alstublieft geef me nog een kans. Ik zweer, mijn hoofd zal niet meer van de sadjah (knielende houding) komen. Ik zal de waarheden van de kuran meer kennen dan mijn beroep. De mensen die ik achtervolgde waren onecht. Hun konden me niet helpen in de graf. Stuur me nog een keer. Voortaan ga ik nu zo leven.” Nee, een film word maar één keer opgenomen. ”Uiteindelijk maar wanneer de dood aan één van hun komt (Mu´minun, 99 – 100) ”Mijn Allah stuur me terug naar de wereld zodat ik goed kan doen in datgene wat ik heb achtergelaten´ Nee. Het is slechts een woord dat hij spreekt, En achter hem een scheiding tot de Dag dat zij zullen herrijzen.´´ Er zijn voetstappen. Twee personen komen. hun zwarte veren raken de grond. Wanneer ik kijk voel ik mijn hart kloppen in mijn hand er zijn twee blauwe ogen in de duisternis. De naam wat ik altijd heb gehoord maar nooit aandacht aan heb besteed Dat zijn dus Munkar ve Nakir (twee engelen). Moeder, moeder hoor je mijn stem? Ik was toch belangrijk voor jouw? Ik kwel nu. Waar, waar ben je? Waarom heb je me voor de examens wakker gemaakt en niet voor de ‘s ochtends gebed (Fajr gebed) moeder. Broer Remzi, broer Cetin jullie zouden mij toch nooit alleen laten in een gevecht? Waar zijn jullie? waar, en nu, waarom zijn jullie er nu niet? Mijn vrouw, je hebt elke hoek van het huis op de mooist manier gelegd. Waarom heb je niks voor je ziel gedaan? Waarom heb je je aangesteld omdat ik mijn best deed om mijn Heer te leren kennen? Of heeft mijn graf niet zoveel waarde als joun bakstel in joun huis? Zeg is, praat dan. Waar, waar Waar zijn jullie? Help me dan van dit kwelling. Heb je het nu begrepen mijn vriend, wat betekent La ilahe illalah? wanneer jij in de graf bent geen enkel kracht jouw kan helpen zul je het begrijpen en de kwelling in de graf zal beginnen. Je leeft in dit kwelling maar als nog kun je niet stop zeggen. Toch wil je niet dat het beindigd. Weet je waarom? De volgende fase de hel is enger, nog meer kwader. En jij weet dit. Nu begrijp je het toch? De punt is dat je nog op de aarde ”Allah” kunt zeggen. In de graf ze laten je in ieder geval het zeggen.

Bu Videoyu İzlemeye Cesaretin Var mı?

Hayatta bazen hatalar yapabiliyoruz. Her insan hata yapar. Ama asıl mesele, yaptığımız hata değil, bu hatalardan ders çıkartabiliyormuz? Bu hatalar bazen final sınavına çalışmamak. İflas Etmek.Yemeği yakmak,İşten kovulmak gibi bünyevi(burayı anlayamadım özür dilerim)meseleler olabiliyor. Ama bu meselelerin elbette bize kabir kapısına kadar arkadaşlık ettiğini ve bunların telafisi olduğunu elbette biliyoruz. Beki ya uhleviciyet(burayı da anlamadım çok özür dilerim) yaptığımız hatalar hani şu asla telafisi olmayan hatalar Mesela bugün,asla laf söylettirmedim Ben Canımdan Çok Seviyorum Dediğin RABBİNİ SENİ 5 DEFA Haydi kurtuluşa kul ol!Haydi Huzuruma gel diyip Müddessir Suresinde onlara sorarlar Sizi cehenneme sokan sebeb neydi diye. Onlar cevap verir”Bizler Namaz Kılanlardan Değildik”diye uyardığı halde Rabbinin Huzuruna Gittin mi? Yoksa İşin,Sevdiğin Arkadaşların,Saatlerce Başından Kalkmadığın Bilgisayar Oyunları Sevdiğin Rabbin’den Daha mı Önemli ?Daha mı Yanına gidilesi birşey? Şuanda sana helal olmayan sevgilinle gezerken el ele tutuşup gözlerinin içine baka baka seni sonsuza kadar seveceğim yalanının ta kendisi olduğunu Sadakat:Henüz tanışmadığın eşini düşünerek hareket etmektir sözünü bildiğin halde ilerideki eşine ihanet ettiğini, Rabbinin ziynaya yaklaşmayın ayetiyle sana haram sevdayı yasakladığını ne çabuk unuttun. Buz gibi suyla yıkanırken kabir kapısından içeri girdikten sonra “Anne,Baba,Dostlarım Neredesiniz ?” “Yardım Edeniniz Yok mu ?” diye sesin kısılana kadar feryat ettikten sonra. Kimseden cevap gelmediğini görünce keşke dünyadayken herkes benim gibi yapıyor herkes dünyaya dalmış sözünü söylemeseydim. ÇÜNKÜ HERKES BANA KABİR KAPISINA KADAR ARKADAŞLIK ETTİ. Keşke Rabbimin ayaklarımın altına cennetini başıma ise ayetini koyduğunu. Ya beni sevdiğini ve çok değer verdiğini unutup tesettürsüz olamasaydım. Keşke beni defalarca uyardığı halde haram sevdaya bulaşmayıp helalimi bekleseydim. “Rabbim beni bir daha dünyaya gönder” diyeceğimi ne çabuk unuttun. Unutma Kardeşim Bir Daha Dünyaya Gönderilme Fırsatımız Olmayacak. O Yüzden Keşke Dememek İçin Unutma. Hayatına Yeni Bir Sayfa Aç

Yeni Salgın: Mutsuzluk!

Bizler zamana bağlı varlıklarız. Zaman ise bizi dünya ile bağlamıştır. Evet, biliyoruz ki zaman geçtikçe zamanla beraber her şey yaşlanmaya başlar Ama insanın içindeki enaniyet ise hiçbir zaman yaşlanmaz. Tam tersine gençleşmeye başlar. Peki insanlar bu yeryüzünde ne yapıyorlar? Ne kadar insan var biliyor musunuz? 7.5 milyara yakın insandan bahsediyoruz. 7.5 milyar insanın diğeri de tam ayağımızı bastığımız yerin altındalar. Yani bu dünyadan o kadar çok medeniyetler o kadar çok toplumlar geçti ki biz de bu dünyadan bir gün geçeceğiz. Ama gelin bu dünyadan geçerken , bu dünyada neleri aradığımızı, neler yaptığımızı ve neler de kaybettiğimizi konuşalım. Peki 7.5 milyar tane insan bu dünyada ne yapıyorlar. Bu yeryüzünde yiyorlar, içiyorlar, giyiyorlar, üretiyorlar ve tüketiyorlar. Evet, maddi ihtiyaçlarımızın yanında manevi ihtiyaçlarımız da var. Ama maddi ihtiyaçlarımızın en başında ise tabii ki de barınma ihtiyacı karşılanması gerekiyor. Peki insanlar nasıl barınmışlar? İşte hikaye böyle başladı. Evet, insanın barınma ihtiyacından bahsettik ve bu barınma ihtiyaçlarını insanlar bu mağarada gerçekleştirmişlerdir. Evet, bu insanlar şu an gördüğümüz bu mağaranın içerisinde bir kısmı belki burada yattı , belki birçok ihtiyacını bu mağara içerisinde geçirdi. Evet, bu mağara içerisinde yaşayan insanlar da aslında hem maddi ihtiyaçlarını karşıladılar hem de manevi ihtiyaçları da vardı. Peki onların manevi ihtiyaçları neydi. Tüm insanların içindeki gibi aslında mutlu olmak, sevmek, üzülmek, hüzünlenmek gibi ihtiyaçlardı. Peki biz bu çağda yani 21.yy’da sizce mutlu muyuz? Yani şöyle bir hayatına bak bakalım ne kadar mutlusun. Halbuki burada yaşasak hiçbirimiz mutlu olamayacağız. Ama bunların katbekat üstünde kocaman binalarda, camekanlı içleri muhteşem eşyalarla dolu yerlerdeyiz. Peki gerçekten mutlu muyuz? Sor bakalım kendine ne kadar mutlusun? Barınma ihtiyacından bahsettik değil mi? Görmüş olduğunuz şu küçücük evlerde de insanlar bir dönem yaşadılar. Ve medeniyeti kendi içlerinde taşıdılar. Bizler de 21.yy’da büyük büyük plazalarda, lüks lüks evlerde, içleri şatafatlı, gayet geniş evlerde oturuyoruz. Ama mutlu muyuz sizce? Gerçekten mutlu musun? Ne kadar çok lüks bir evde otursan da… …o manevi içinde ki mutluluk duygusu var ya onu yakalayamıyorsun. Çünkü sen mutluluğu plazada, lüks bir dairede aradın. Ama hakiki bir mutluluk, hakiki bir muhabbet Allah’ı tanımakta ve onu anmakta olur. Bediüzzaman da diyor ki: ”Bir adam zindanda dahi olsa Allah’ı tanıdıktan sonra saraydadır. Ama bir adam da sarayda dahi olsa Allah’ı tanımıyorsa zindandadır, bedbahttır.” Bu dünyada kardeşim ne kadar plazalarda da otursan lüks dairelerde de otursan Allah’ı tanımıyorsan hakiki muhabbeti, hakiki mutluluğu bulamazsın. Her sabah melekler nida eder ”Şu insanın işine şaşılır şu dünyaya ölmek için gelirler ama yıkılacak , harap olacak binalar inşa ederler.” Evet, eşyalarımıza, çevremize baktığımız zaman hepsi harap olup gidiyor. Şu anda görmüş olduğunuz evlerde de insanlar yaşadı, medeniyetler yaşadı ve onlar da birtakım eşyalar, yiyecekler, mallar biriktirdiler. Şimdi soruyorum; hangi birisi burada var! Hangi biri ebediyete kadar yaşamış! Hangisi topladığı malı buralarda biriktirebilmiş! Hiçbirisi Kuran’ın ifadesiyle Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor; “Yeryüzünde dolaşıp bakın, önceki kavimlerin akıbetlerini görün.” Evet, onlarda da bir akıbet görünüyor. Onların da bize vermiş oldukları hikayeler burada mevcut. Yani demek istiyorum ki kardeş, topladığın o eşyalar var ya… …hani kalbini bağladığın tüm bu mallar, …hepsi helak olup gidici. Ahirette ise seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde… …bu dünyadaki topladığın hiçbir esere kıymet verme çünkü hepsi fani. Burada gördüğümüz gibi. Burada da insanlar yaşadı ve hepsi faniydi, gitti. Sanıyor musun ki ebediyete kadar yaşayacaksın, Sanıyor musun ki topladığın bütün mallar seni kurtaracak? Hayır! Hepsi zeval ve fenaya maruz. Ebü-Derda şam hutbesinde bir keresinde şöyle söylemişti: “Siz, dinde kardeşlerimiz, mahallede komşularımız ve düşmanlarımıza karşı da yardımcılarımızsınız. Fakat neden böyle utanmaz, sıkılmaz hareketlerle karşıma çıkıyorsunuz? Yemeyeceklerinizi biriktiriyor, oturmayacağınız evler yapıyorsunuz, …ulaşamayacağınız şeyleri istiyorsunuz. Evet, sizden önceki topluluklar da böyleydi; topluyorlar ve daha da çok toplamak istiyorlardı. Ne yazık ki gelecekle ilgili isteklerle hayallere dalıyorlardı ve ev yaparak dünyaya iyice bağlanıyorlardı. Topladıkları yok oldu gitti. İstedikleri aldanış ve evleri de kabir oldu. İşte onlar Ad kavmine mensup insanlardır.” Aden ve Amman arasını mal ve evlatlarla doldurmuşlardı. Akabinde Ebü-Derda’nın dudaklarında alaycı ve kaygılı bir tavır ortaya çıktı. Koluyla gaflet içerisindeki bütün topluluğa işaret ederek keskin bir alayla haykırdı; “Ad kavminin mirasını iki dirhem karşılığında benden kim satın almak ister? ” İşte Ebü-Derda’nın bu söylemiş olduğu söz bugün bizlere çok büyük örnekler… …hikayeler gösteriyor. Biz de acaba o toplumlar gibi mal biriktiriyoruz… …ulaşamayacağımız hedeflere mi yöneliyoruz? Eğer böyleysek büyük bir hüsrana uğramak muhtemeldir. “Güzel değil batmakla gaib olan bir mahbub. Çünkü: Zevale mahkûm, hakikî güzel olamaz. ” Bir matlûb ki, gurûbda gaybûbet etmeye mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor. Evet, ne zaman güneş batsa… …ateşlere atıldığı halde yanmayan Hz.İbrahim (a.s.) geliyor aklımıza. Ne demişti İbrahim a.s: “La uhibbul afilin” Yani “ben batıp gidenleri sevmem” Evet kardeşim, sen de aynen bu güneşin battığını gördüğün gibi… …sanma ki bir gün o lüks evin, sevdiklerin, kalbinle bağladığın her şey ebedi kalacak. İşte bu güneş gibi hepsi batacak kardeşim. O halde gerçek muhabbeti kime göstereceksin, gerçek mutluluğu nasıl bulacaksın? Gerçek mutluluğu bunların hepsini yaratan ve beka sahibi olan Allah’ta bulacaksın. O halde neden yönünü ona dönmüyorsun… …neden bunun için çabalamıyorsun? Sakın zevale mahkum olanlara yönelme. Allah’a emanet olun!

İDDAA VE SAYISAL LOTO OYNAYANLARA MÜJDE!

Yeni yıla yepyeni bir sayfayla başlamak istiyoruz. Eski hayatını geride bırakıp tertemiz bir geleceğe başlamak Borçsuz, faizisiz ve günahlarına tevbe ederek. Yoksa şeytanın koluna girip Allah’a isyan ederek mi? İlk amelin günahların en çirkini olan kumar mı? Ne dehşetli ve ne çirkin bir hal? Piyango kuyruklarında yüzbinlerce hatta milyonlarca insan Yaşlısı genci herkes Ve çoğu müslümanlardan var Hırs, tamah açgözlülük ile herkesin kendini masumca göstermesi ne acı O kuyruklardaki insanlara soruyorlar haram değil mi bu yaptığınız? Allah Kuran’da yasaklamamış mı? Bu şeytan işidir vazgeçin almayın diye uyarıyorlar Umrunda değil ki kimsenin o söylenen ayetler Ey İman Edenler! İçki,kumar,dikili taşlar(putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir; bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi? Diye Cenab-ı Hakk’ın bizleri uyardığını unuttuk mu acaba? Yoksa kulağımızı mı tıkadık? Devekuşu gibi davranıp kanadın var uç denildiğinde Ben deveyim Madem devesin yük taşı denildiğinde ben kuşum diyerek alay eder gibi Kendi nefsinin istedği tarafa olayları çeker gibi Allah’la alay mı ediyorsun sen? Haram dediğine helal demeye mi çalışıyorsun? Ya da biz de biliyoruz haram olduğunu, biz de biliyoruz o ayetleri ama diye başlayan Boş nefis avukatkatlıkları… O pis hırs ile haram malı kabul eden Maalesef kaza belayı kendine celb ediyor Kazanmayı emel ettiklerine bedel kaybettiklerin ne olacak? o pis hırs ile 30-40 yıllık bir hayatın rahatı için Sonsuz ebedi hayatını tehlikeye atmak akıl karı mı? Cenab-ı Hak bize seslenmişti di mi? Yâ eyyuhâllezîne âmenû mâ lekum Ey İman Edenler! Size ne oldu? Ne oldu bize? Harbi ya bize gerçekten ne oldu? Bize ne oldu da dünyayı ahirete tercih eder olduk? Diye Cenab-ı Hakk bize sesleniyor Buarada bak sana ne diyeceğim İyi dinle Ebu Cehil’i biliyorsun İslam düşmanı Peygamber Efendimiz’in(sav) en büyük düşmanı Allah’ı inkar etmemişti İsim ve sıfatlarında hata yapıyordu ve sapkınlığa gitmişti Taptığı putlar vardı çünkü Ayetleri işittiği halde gördüğü halde inkar etti Bence senin ondan bi farkın olmalı Çünkü acaba dilin ile diyemediğini halin ile demiş mi oluyorsun? Allah’ım sen kumarı yasak ettin ama kusura bakma rızkımı sen mi veriyorsun? Geleceğimi sen mi temin ediyorsun? Benim hastam var şifayı sen mi veriyorsun diyerek Rezzak ve Şafi ismini o piyango biletine, şans oyunlarına veriyorsun farkında mısın? Bir de buna ‘Nimet Abla’ diyorsun ? Vay be haram olan paraya da Allah’ı ortak ediyoruz ya Hatta çıkması için ‘İnşallah’ bana çıkar diyerek ortak ediyoruz ya Söylesene senin Ebu Cehil’den farkın olmalı değil mi? Allah var deyip yokmuş gibi hareket etmek Soruyorum sana imanın hangi şartında var? Bir Allah var demekle sen inkar etmemiş oldun Peki haram olduğunu bile bile pişmalık hissetmeden Bu şeytan işi olan kumara yönelmen ile Hakiki iman etmiş oluyor musun? Çünkü öyle biliyorum ben Büyük günahları serbest işleyip pişman olmamak Tövbe etmemek O imandan hissesi olmadığa delildir diyor Bediüzzaman Hatta şöyle ki; Büyük günahlar münafıkları rahatsız etmez. Bence bu günah seni rahatsız etmeli Çünkü hangisine sorulsa herkes alıyor Ben de herkes gibiyim diyor O yüzden diyor ya Deme ben de herkes gibiyim. Herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder Musibetlerde sıkıntılarda beraber olmak denilen teselli ise Kabrin öbür tarafında beş para etmez Şimdi sana bu yönden destek verenlere sorsana; Ölümü öldürebilmişler mi? Kabir kapısını kapatabilmişler mi? Her gün 300 bin insanın ölüm var diyişini yalanlayabilmişler mi? Allah’ın karşısında şu pis günahtan dolayı Şu günahlardan dolayı Seni savunacaklarına söz mü verdiler? O zaman kanaatsizlik etme İktisatla kısmetine razı ol ki rahat edesin Dünyanın az bir haram malına mukabil Ebedi hayatını kaybetme kaybettirme O yüzden dostlar Ben ya işte aldım ama zaten bana çıkmaz ki diyerek Kendini masum gösterme Senin o günaha doğru meyletmen ve onu alman Sadece çıkınca günah olarak yazılmayacak Alman yeterli zaten ve ona meyletmen yeterli O yüzden bu videoyu Piyango almasan dahi paylaş ki Alanlara ve alma niyetinde olanlara ulaşsın Selametle