Anal ilişki isteyen kocanızı boşayabilirsiniz hanımlar!

Her gün bize onlarca kadın mesaj gönderiyor. Kocaları müslüman kadınlar bunlar. Ama takvası zayıf dilde müslüman kadınlar. Kocam beni her gün dövüyor. Kocam benden ters ilişki istiyor. Beraber olmadığım zaman ters yoldan, beni dövüyor. Ben ne yapayım? Bak bütün kadın kardeşlerime sesleniyorum! Ters ilişki isteyen koca cinsi sapık demektir İslamiyette. Cinsi sapık! Muhammed Aleyhisselam hadis-i şeriflerinde: “Livata yapan erkeklere Allah ve melekleri lanet etmiştir.” buyuruyor. “Livata yapanlar, yani kadına ön yoldan değil, arka yoldan dışkı yolundan yaklaşanlar, Lut Aleyhisselamın kavmiyle beraber haşrolacaklardır.” Hadis-i şerifte. Kim ister o lanetli kavimle haşrolmayı kardeşler? O kavimde iki olay vardır. Bir: Erkeklerin erkek erkeğe livata yapması, kadınların da sevici olması. Beraber olmaları. İki tane insan var. Karı koca evliler beraber olmuyorlar. Başka kadınlarla ve erkeklerle beraber oluyorlar. Allah bu kavmi sadece bu olaydan dolayı helak etmiştir. İşte bugün kadınlar müslüman toplumda. Bunlar bana Fransadan gelmiyor. İspanyadan gelmiyor. Türkiye’den geliyor. Kocam benden bunu istiyor. Bu koca nereden bulmuş bunu? Böyle bir şey yoktu Türkiye’de. Nereden çıktı bu? Çünkü erotizme sapık sitelere ulaşmak çok kolaylaştı. Devletime sesleniyorum Allah rızası için. Bunları nasıl kapatıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz bilmiyorum. Bir şeyler yapın ya! Bu insanlar bu gençler. Bırak gençleri 40 yaş ve üzeri bu sitelere girdiği için ne oluyor? Görmediği şeyleri görüyor. Sapık bir cinsellik! Livata. Bunu görüyor akşam eve geliyor. Karısına diyor ki: Arka yoldan seninle beraber olacağım. Ben kocayım benim dediğim olur. Kadın da diyor ki: Böyle bir şey olmaz. Ben böyle bir şey duymadım görmedim. İslamiyette de yasak olduğunu biliyorum. Tam emin değilim. Delil bilmiyorum diyor. Hemen hocalara soruyor. Kadınlar Fıkhi hakkınızı bilin. Bunu öğrenin. Kocanız sizden livata yollu ilişki istediği zaman boşanma hakkına sahipsiniz. İslamiyette kadın kocasını boşayamaz. Livata isterse cinsi sapık olmuş demektir. Kocasını boşayabilir. Ben artık sana varmam diyebilir. Hemen Kadıya gider. Kadı da bu olayı duyduğu anda hemen boşar. Sormaz yani geçiniyor musunuz geçinmiyor musunuz. Sormaz! Çünkü adam raydan çıkmış. Kadını kurtarmak için zulümden. Kadını hemen boşar. Boşamak için İslamiyette 4 defa git gel vardır. Kadıya 4 defa gider gelirler. Devamlı aralarını yapmaya çalışır. Ama bu olayda ara yapma falan yok. Adam gitmiş. Kopmuş olduğundan dolayı Kadı hemen boşar. Ablalar Fıkhi hakkınız bilin! Kocanız bunu yaptığı zaman hemen aile büyüklerini devreye sokun. Ya vazgeçsin yahut da ben bunu bırakıyorum deyin. Evden ayrılın! Zulme sessiz kalma mecburiyetiniz yoktur. Kimse kızının başından böyle sapkınca bir durumun geçmesini istemez. Şu halde ayrılabilirsiniz bu da sizin hakkınızdır.

Her sabah uyandığında senden 8 şey isteniyor!

Bir sabah namazdan sonra evine dönerken, yolda birine rastlar. Adam önce selam verir. İyi dilek ve duada bulunduktan sonra da… Hayırlı sabahlar manasında; -Nasıl sabahladın Üstadım? der. Şimdi İmam’a soruyor, -Nasıl sabahladın? Birisi bize sorduğu zaman, ”Nasıl sabahladın?” Biz nasıl cevap veriyoruz? -Ya akşamleyin bir pilav yedim, pilavı fazla kaçırdım akşam… Bir ‏sağa dön, bir sola dön, uyku tutmadı sabaha kadar be… Bizim sabahlayışımız bu! Şikayet, şikayet, şikayet… Allah’tan şikayet, Peygamberden şikayet , hanımdan şikayet, çocuktan şikayet, hep şikayet! Şimdi İmam nasıl sabahlamış? Bir adam müctehid olduğu zaman, İslam alimi olduğu zaman, nasıl tefekkür sahibi… Hz. İmam, nasıl sabahladığını şöyle anlatır: -Sekiz tane şeyin benden istendiğini düşünerek sabahladım. Adam şaşırır! -Ey imam! Kim sizden sekiz tane şey isteyebilir ki… Sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur? İmam tebessüm eder ve saymaya başlar; -”Bak! Benden her sabah kimler, neler istiyorlar” der ve izahate başlar; Bir; Rabbim benden farzını istiyor. Her gün Allah bizden farzını istiyor mu, beş defa? Huzuruna bekliyor bizi… Bakın, Allah bizim uykumuza bile karışıyor. İsteyen bir adam, ülkemizde saat on ikiye kadar uyuyabilir mi gündüz? Bir adam 12’ye kadar uyuduğu için hapise atarlar mı? “Sen niye sabah namazına kalkmadın lan, kalk! Hapise gidiyorsun.” Var mı ülkemizde böyle kanun? Yok… Sabah namazına kalkmak zorundasın dört buçukta! Allah senin uyku vaktine bile karışıyor; ”Benim için kalkacaksın ondan sonra istersen öğle vaktine kadar uyu…” Bak, Allah uykumuza bile karışıyor. Böyle bir dinin sahibiyiz kardeşler… Öyle, ”Allah beni yarattı ama bana karışmasın.” yok! Allah her gün benden farzını istiyor. İki; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem benden sünnetini istiyor. Muhammed Aleyhisselam’ın gün içinde üç bin dört bine yakın sünneti vardır, yapabileceğimiz. Biz Müslümanlar, elimizden geldiği kadar bu sünnetlere ittiba etmeye çalışırız. Kim, ne kadar fazla yaparsa sevabı o kadar fazla olur. Alacağın mükafat, nimet o kadar fazla olur. Sünnet’e en çok ittiba eden Sahabe kimdir? Hz. Ömer’in oğlu desem size, kim dersiniz? Halifemiz Ömer radiyallahu anhın çok oğlu vardı. Ama bir tanesi, İslam tarihinde öne çıkmıştır. Kimdir o? Abdullah İbn Ömer… Abdullah İbn Ömer, Allah ondan bin kere razı olsun. Sahabenin fakihlerindendir. Şafiler, Hadisleri Abdullah İbn Ömer’den aldılar. Biz Hanefiler Hadisleri kimden alırız? Abdullah İbn Mes’ud. Bizim silsilemiz odur. İmam-ı Azam peşinden… Hocası Hammad… Üstadı kim? İbrahim Nehai, Üstadı kim? İbn Mes’ud radiyallahu anh. Silsile böyle gider. Şimdi Abdullah İbn Ömer’in Sünnete bağlılığına bakın. Nerede Resulullah Aleyhisselam hayatında bir tek sefer bile bir şey yapsa… Bir tek sefer bile olsa, mesela; Muhammed Aleyhisselam bir yere doğru seyahat ederken bir ağacın kenarında oturdu. Abdullah İbn Ömer bunu duysun. Oradan giderken muhakkak o ağacın kenarında bir kere oturur. Bir kaç dakika bile olsa bulunur. Etrafındaki insanlar derler ki; “Niye burada oturuyorsun?” -Çünkü benim Peygamberim bir kere burada oturmuş. Bana bu nakledildi. Bu sünneti yapmadan ölmeyeyim. Bir yerde bir akarsu varsa, Efendimiz Aleyhisselam oradan bir şeyler içtiyse, Abdullah İbn Ömer muhakkak oraya gider, hayatında bir kere bile olsa, “bu sünnetten de geriye kalmayayım” diye. Gider o akar suya, Efendimiz Aleyhisselam içtiği gibi suyu içer. Buna ”Sünnete Tabiiyet” denir. Neden sabahabe bir yıldız? Neden böyle? Çünkü Sünnete çok ittiba etmişler, Abdullah İbn Ömer bunların en önde gelenlerindendir. Ölüm döşeğine yattı, son dönemlerinde yatalak oldu elini, kolunu, ağzını, gözlerini kıpırdatamıyor. Son dönemlerinde… arkadaşları geldi ona abdest aldırdılar. Namazını ima ile gözlerle kılacak. Fakat abdesti aldırdıktan sonra, Abdullah’ta bir sıkıntı ortaya çıktı. Bir rahatsızlığı var. Fakat söyleyemiyor. Dili kitlenmiş, vücudu hareketsiz, sadece gözleri hareket ettirebiliyor. Başka bir arkadaşı geldi, dedi ki: “Siz ne yaptınız Abdullah’a?” Dediler ki: “Abdest aldırdık.” -Ama bir sıkıntı var burada, nasıl aldırdın abdesti tarif et bana. “Şöyle yaptık, böyle yaptık.” Dedi ki arkadaşı Abdullah İbn Ömer’in arkadaşı: -Kulakların arkasını mesh ettiniz mi? Muhammed Aleyhisselam’ın Sünnetidir. Biz abdest alırken ne yapıyoruz? Elleri yıkıyoruz. Serçe parmakları kulağın içine koyuyoruz. Peşinden de baş parmakları mesh ediyoruz, arka tarafı… Sünnettir. -Kulakları, baş parmaklarınızla kulaklarının arkasını mesh ettiniz mi? “Etmedik… Bu sünneti yapmadık… hastadır diye yapmadık.” -”Yapacaksınız! Abdullah, Muhammed Aleyhisselam’ın yerine getirmediği, Muhammed Aleyhisselam’ın yaptığı ve bunun yapmadığı bir tane bile sünnet yoktur. Rahatsızlığı bundan dolayıdır.” dedi, gitti ellerini ıslattı, kulaklarının arkasını mesh etti, Abdullah İbn Ömer rahatladı. Sahabe budur, din bize bu insanlardan geldi kardeşler… Ama bugün televizyonlara çıkan etiketli adamlar diyor ki: “Sahabeye ne gerek var ya, onlar anlamışsa biz de anlarız. 14 asırda bizlere bir sürü şeyler nakletmişler, gerek yok, aç Kur’an Mealini oku yeter.” Peygambere lüzum yok, sahabeye lüzum yok, mezheplere lüzum yok, hadislere lüzum yok… Adem’den de önce başka Adem’ler olabilir… Meryem tecavüze uğramış olabilir… Adem’in de babası vardı… Bana göre evrime inanmakta sorun yok… Bir sürü sapık sapık görüş ortaya çıkıyor. İşte sahabeden ayrılırsan! Muhammed Aleyhisselam’dan ayrılırsan, yeni yeni dinler ortaya çıkartırsın… İmam diyor ki: “Resulallah benden sünnetini istiyor. Her gün o Peygamberin bende hakkı var. Bu dini bana getirdi. Ve O’nun sünnetini yerine getirmem lazım.“ Üçüncü madde; Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor. Burada gelen kardeşlerin büyük çoğunluğu evlidir. Kime bakmak zorundayız biz, İslamiyete göre? Hanıma, çocuğa bakmak zorundayız. Onların masrafı biz erkeklere aittir. Aile benden sabah uyanır uyanmaz bunları istiyor, hanım ne diyor? “Hadi, hadi işe geç kaldın çabuk git, perde alacağım daha, bana maaş getirmen lazım, perde alacağım.” Kadının derdi perde ya, perde. Faturaları düşünmüyor kadınlar. Perde alacağım, elbise alacağım. Naciye’nin kınası var dört elbiseyle çıkmam lazım. Kadınlar böyle… Abla yapmayın bunu abla yapmayın, şu kocaya biraz destek, biraz yardımcı olun ya. Dört; nefis kendine tabi olmamı istiyor. Allah farzını istiyor, Rasulullah Sünnetini, nefis ne istiyor? Şeytan kanılı; -”Bana tabii olacaksın.” diyor. Peki nefsimiz bizi nereye götürmek istiyor? Allah’a isyana ve ateşe, onun tek bir derdi vardır. -Ateşe gidelim! Orada güneşlenmek, orada tenimizin bronzlaşması çok daha caziptir. Nefis bronzlaşmayı sever kardeşler… Denize gidecek kardeşleri uyarıyorum bak! O bronzlaşmayı seven kardeşler var ya… Denize gidiyorsunuz bir de paralar veriyorsunuz orada. -“Hocam bizim gittiğimiz yerde fazla çıplak yok.” Falan numarası yapmayın bana. Çıplaklar her tarafta var, her tarafta var. Denizlerden mesafeli durun biraz. Havuz falan olabilir, sadece erkeklerin bulunduğu havuzlar. Avret mahalinizi örter, girebilirsiniz ama denizlerde sıkıntı var kardeş! Ne kadar takvalı olsan bile, o çıplaklar her tarafında geziyor senin. Şu halde kovadan suları dökme bak, ben de taekwondocuyum. O hoca sopayla vuruyor ama ben sopa kullanmam! Silahsız ve tehlikeliyim aynı zamanda, dikkatli ol! Allah bizi korusun kardeşler ya (amin). Beş; şeytan arkasından gitmemi istiyor. Nefs, ona tabi olmamı istiyor, şeytan da kendisine tabi olmamı istiyor. Biliyorsunuz nefsin mürşidi kamili kimdir? Şeytandır! Ona aklı şeytan verir. Altı; Kiramen Katibin melekleri, iyi şey yazdırmamı istiyor. Bakın iki tane meleğimiz var. Sağdaki amir, soldaki memur. Bu çift kazık, bu tek kazık onbaşı. Bu ne diyorsa, bu uymak zorunda! Şimdi, soldaki melek günahları yazıyor ama vazifesi olduğu için yazıyor. Ne istiyor bizden? Günahları yazma vazifesi olmasına rağmen istiyor ki; ”Bana bir şey yazdırma, hep sağdaki yazsın.” Bizim Cennet’e gitmemizi istiyor. Çünkü bu meleklerimiz var ya bizimle beraber Cennet’e gidecek. Kardeşler! Hepimizin vücudunda 360 tane melek var. Ve bu melekler bize gece gündüz nasıl dua ediyor? -“Allah’ım bu kulunu Cennet’ine al” Neden? Onun da menfaati var. Bizimle beraber onlar da Cennet’e gidecek. Bundan dolayı kardeşler… Yedi; geçen günler ihtiyarlamamı istiyor, zaman bizim aleyhimize işliyor. Ve devamlı bizim ihtiyarlamamızı, bedenimizden kurtulmamızı ve ruh olarak Rabbimize kavuşmamızı istiyor. Zaman bizim düşmanımız değil! Zaman her geçen gün bizim Allah’a kavuşmamızı istiyor. Allah’a kavuşmak da şu beden ülkesine girmişken mümkün değil. Bedenden kurtulmadan, ruh buradan sıyrılmadan, müşahede yoktur. Allah’a kavuşmak yoktur. Beden bizim en büyük engelimizdir. Allah ruhu bu beden içine hapsetmiştir ve bir özlem içinde devamlı Allah’ı arar ruh. Tatminsizdir, hep sonsuzluğu ister. Hasta olmayacağı, acıkmayacağı, ağlamayacağı, hüzünlenmeyeceği, devamlı mutlu olacağı, istediği her şeyin bir anda önünde olacağı bir yerde olmak ister, içimizdeki ruh. Ama bu bedenle ve bu dünyada mümkün değil! Neden bunu istiyor? Cennet diye bir yer olduğu için bunu istiyor. Cennet’in var olduğu delili nedir? İçimizde bu istek var. Sonsuz olarak yaşamak isteği, ölümsüzlük isteği… İşte bu ruhtur, işte bu Cennet’in varlığının delilidir. Sekiz; son olarak da Hazreti Azrail hazır olmamı istiyor. Azrail Aleyhisselam herkesin canını almaya gider. Ama Müslümanlardan hazır olmasını ister. -”Eninde sonunda geleceğim… Ama hazır olarak sana hazır bir şekilde gelmek istiyorum. Beni gördüğün anda şoka girme, dilin tutulmasın… Beni tanı… Öleceğini bil, buna göre hazırlık yaparsan şoka girmezsin. Ben sana güzel bir suretle görünürüm. Güzel bir suretle göründüğüm zaman şehadeti çok kolay söylersin. Şehadeti söyledin mi paçayı kurtardın. Allah’ım sen bize nasip et ya Rabbim (amin). Bakın! Bütün veliler bütün alimler en çok korktuğu şey ne biliyor musunuz? Son nefes, son nefes… Daha çok korktukları hiçbir şey yok… Aç kalır mıyız? Çocukların bakımını nasıl yapacağız? Bu çocukları nasıl evlendireceğim? Hacca gidebilir miyim acaba? Boş, boş,… Bu korkular geçici! Bir korku var ki son nefesini kaybeden her şeyini kaybeder. Ebedi hayatını kaybeder. Şu halde, o farz namazlarından sonra yaptığınız dualar var ya kardeşler… Son nefesi muhakkak arada zikredin. -“Allah’ım şu kitabın Kur’an hürmetine, isimlerin sıfatların hürmetine, şu son nefesimde bana şehadet getirmeyi nasib et Allah’ım (amin).” Bunu söyleyin kardeşler. İmam diyor ki: -Azrail hazır olarak ölmemi istiyor. İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum, her sabah bu sualler cevap bekliyor. Hz. İmamı dinleyen adam düşünmeye başlar bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar: -Ya İmam, bu saydığın şeyler sadece senden mi isteniyor, yoksa benden de isteniyor mu? Sadece senden mi yoksa benden de isteniyor mu? İmam tebessüm eder ve şöyle der: “Orasını ben bilmem artık, sen düşün.” Bu tekliflere muhatap olan sadece müctehid bir alim olan İmam-ı Şafi mi? Yoksa bütün Müslümanlar mı? Aklı olan bütün Müslümanların, aynı teklife bizde muhatabız. Aynı sekiz istek sabah, her sabah uyandığında senden de isteniyor kardeşim, benden de isteniyor… Şu halde bir seçim yapacaksın, ya hazırlık yapacaksın… ya da kolay yolu tercih edeceksin; ”Bana ne ya.” diyeceksin. Allahu Teala bizleri aldananlardan, kananlardan, sapanlardan etmesin kardeşlerim (amin). Bak! Kolay yolu tercih etmeyin! Kolay yol Ateizmdir, Deizmdir, Mealizmdir, Vehhabizmdir, Şiizmdir bunlar kolay yoldur. Siz zor olan yolu tercih edin, 14 asırlık İslamı tercih edin! Kim bu 14 asırlık dinden bir gram, bir karınca kadar ayrılırsa… Vallahi sapar! Vallahi yanılır! Şu halde dualarımızda muhakkak; -”Allah’ım ayaklarımızı şu Ehli Sünnet caddesinden kayırma ya Rabbi (amin)” diye de dua etmemiz lazım.

İyilik yapan kafirler de Cehenneme gidecek mi?

Baktım kardeşlere hararetli tartışıyorlar. Kardeşim bana işaret yaptı, “Ya gelir misin bir dakika? Bir meselede takıldık. Gel bize bir yardımcı ol.” dedi. Gittim yanına. Muhasebeci kardeş şöyle dedi: “Hocam, geçen gün televizyon seyrediyordum. Televizyonda bir papaz gördüm. Papaz, yatalak olmuş olan çocukları alıyor. Bir ev açmış, evi kiraya tutmuş ve bu çocukların bakımını üstlenmiş. Bunun karşılığında hiçbir şey almıyor. Tam 21 tane çocuğa, hiçbir akraba bağı olmayan çocuğa hayırda bulunuyor, yardım ediyor. Papaz bu çocuklara yardımcı oluyor.” Peşinden devam etti: “Hocam, şimdi bu adam Müslüman olsa ne olur Hristiyan olsa ne olur? Bu adam cennetlik hocam.” Allah aşkına bak! Gülüyorsunuz, kardeşim de gülüyor. Ama ben orada cinlerim tepeme çıktı. Beynimde şimşekler çaktı. İman en temel şeydir, adam diyor ki: “Müslüman olsa ne olur, Hristiyan olsa ne olur?” Hristiyan olsa kâfir gider. Ebedi olarak ateştedir. Yaptığı iyilik ne olursa olsun. Kur’an beyan ediyor: “Onların yaptıkları iyilikler çöldeki serap gibidir.” (Nur, 39) Çöldeki serap ne demektir? Susamışsın, yanmışsın, gözlerin kapanıyor. Hayalle gerçek birbirine girmiş. Bir bakıyorsun ileride bir vaha var. Yeşil ağaçlar… Ortada bir su birikintisi… Eyvah! Suyu buldum diyorsun, koşuyorsun koşuyorsun. Filmlerde bu sahneleri görüyorsunuz. Koşuyorsun koşuyorsun bir atlıyorsun, aa kummuş. Serapmış. Allah Teala diyor ki, kâfirlerin yaptıkları iyilikler çöldeki bir serap gibidir; boştur. Hiçbir hükmü yoktur. Papaz adam 21 tane çocuğa bakıyor. Bu iyiliktir, bu çok güzel bir hayırdır. Ama diyor ki: “3 tane Allah var.” 3 tane Allah var, Allah’ın izzetine tecavüz ediyorsun. Allah’ın ilahlığına tecavüz ediyorsun. Allah seni affeder mi? Bir temsil getireyim. Çok iyi anlayacaksınız. Bir fabrikatör düşünün. Beş tane fabrikası var. Binlerce adam çalıştırıyor. Ve hayırsever bir adam. Devamlı bu insanlara yardımda bulunuyor. Yandan yandan, aldığı maaşının dışında; gelirini daha iyi yapabilmesi için elemanlarına destek oluyor. Fakir fukaraya bakıyor. Elbisesi olmayanlara elbise veriyor. Melek gibi bir adam! Melek gibi… Ama bu adam aynı zamanda devletten vergi kaçırıyor. Bak! Melek gibi adam ama devletten vergi kaçırıyor. Şimdi devletin nezdinde bu adam iyi bir adam mı, kötü bir adam mı? Hocam o kadar insana bakıyor, o kadar insanı iş sahibi yapmış. O kadar insana hayır yapıyor. Bırak bunları! Devletin nezdinde vergi kaçıran adam suçlu mudur, suçsuz mudur? Suçludur. Cezası hapistir. Allah Teala’dan vergi kaçıran adam, cehennem hapishanesine gitmek zorundadır. İslam’a girmeyen herkes Allah’tan vergi kaçırıyor demektir. Hristiyanlar ve Yahudiler kaçakçıdır, vergi kaçakçısı. Allah Teala’dan, patronların en büyüğünden vergi kaçırıyorlar. Son hükümlerini yerine getirmiyorlar, kaçakçılık yapıyorlar. Bunların hükmü ateştir! Kur’an buna şöyle der: “hum fîhâ hâlidûn.” Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. “fî nâri cehennem.” Onlar ateştedirler. Ateştedirler. Dolayısıyla yaptığı iyilikler onları kurtaramaz. Hocam bu insanların kafasına, bu bilinçaltına bunlar nereden geliyor? Yani insanlar iyilik yaparsa da cennete girebilir bilinci nereden geliyor? Diyalog grubundan geliyor. Hanginizin televizyonunda o diyaloğun televizyonu varsa, o uydunuzda, Allah rızası için rica ediyorum; Allah rızası için televizyonlarınızdan, o uydularınızdan diyalog grubunun kanallarını siliniz. Siz farkında olmadan bilinçaltınıza, abi bacı ayağına; insanlarla gezmek, “Niyetin iyi olsun. Flört de caizdir.” manasını vermek istiyorlar, bilinçaltınıza bunu yerleştirmek istiyorlar. Cemaatlerine bakıyorsun, kadınları bir acayip giyiniyor. Erkeklerine bakıyorsun; top sakallı, küpeli bilmem ne. Dövme yapıyor, kızlarla gezebiliyor. Bunu söyleyeceksin, bu haram diyeceksin kardeşim. Yapıyorsun, bunun günah olduğunu bilerek yap. Sakın caiz deme! Biz abla bacı ayağına götürürüz hocam. Götüremezsin kardeşim! Haram haramdır değişmez. Harama helal diyen kâfir olur. Kâfir olur. Bunların gazetelerinden, TV’lerinden uzak durun. Adamı kâfir ederler. Bak şimdi örnekler getirdim. Bu hafta çok doluyum, merak etmeyin; 2 saat daha vaktim var, merak etmeyin. Buyurun. Geçen hafta biz neyi atlattık? Valentine’s Day. Bizi de cahil görmeyin yani ben bunları bilirim. Valentine’s Day ne demek? Saint Valentine günü. Sevgililer günü… Bütün İslami gazetelerde, istisnasız, samimi gazetelerde sevgililer günü yerilir. Çünkü teşebbüh vardır sevgililer gününde. Kâfirlere, Hristiyanlara benzeme. Şimdi burada neden olduğunu, nereden geldiğini anlatmayayım tek bir kelime söyleyeyim. Saint Valentine denen bir papazdan çıkmıştır bu. Papaz, bulunduğu beldedeki kralın, erkeklerle kadınların nikahsız evlenmeden beraber olmasını yasaklamasından sonra; papaz, abi bacı ayağına yine erkeklerle kadınları beraberleştiriyor ve zina etmelerine, flört etmelerine cevaz veriyor. Gizli kapaklı birbirinizle gezin tozun. Birbirinizi seversiniz, eğlenirsiniz. Yolu açıyor papaz. Kral da bunu bir görüyor, papazı öldürüyor. Papaz sevgililer günü şehidi oluyor. Sevgililer günü şehidi olur mu? Papaz öyle şimdi. Şu anda bütün Hristiyanlar, o günde sevgililer günü şehidi… Şehitlik İslam’a ait bir kavramdır. Siz niye bizim kavramımızı alıyorsunuz kardeşim? Siz Hristiyansınız. Gidiniz, başka şeyler uydurun ya. Nasıl Noel Baba’yı uydurduysanız, buna da bir şey uydurun. Sevgililer günü şehidi işte bu Saint Valentine, bu papaz. Zinadan dolayı insanlar bunu çok seviyorlar. Ve bizim Müslümanlarımız da bu sevgililer gününü kutluyorlar. Bütün İslami gazeteler ayet ve hadislerle bugünü kutlamamamız gerektiği konusunda biz Müslümanları ikaz ediyorlar. Bilinçli gazeteler, samimi gazeteler… Ama samimi olmayan, İslam adı altında milleti kâfir etmeye çalışan bir gazete de sevgililer gününü kutluyor. Bak! Özel ek yapmış. Gazetede koymamış, özel ek! Neden? Çünkü gazetede o haftaki vaaz da var. Gazetede her hafta Cuma günü vaaz veriyor. Bir sayfayı vaaza ayırmış. Diyor ki, hem gazeteye vaazı koyduracağım hem de ön sayfaya sevgililer günü, bu olmaz, diyor. Foyamız ortaya çıkar. Biz sevgililer gününe bir ek yapalım. Esnafa bu gazeteyi götüreceğimiz zaman sevgililer günü ekini götürmeyelim, sadece gazeteyi bırakalım. Ama diğer ev halkına bu gazeteyi götüreceğimiz zaman eki de koyalım. Niye esnafa götürmüyor? Çünkü biliyor ki esnaf suratına tükürecek. Esnafın çoğu bilinçlidir, siz bakmayın bizim esnaflarımıza. Bizim bulunduğumuz Beyazıt piyasası içinde, hiçbir esnafta sevgililer günü eki yok. Özellikle sordum. Kim dedim bu diyalogcuların, bu paralellerin gazetesini alıyorsa rica ediyorum, her tarafa telefon açtım ya. Şu eki bulayım ki ben size kocaman eki gösterecektim, bulamadım ya. Bir tane esnafa ek bırakmamışlar. Eki hep diğerlerine yolluyorlar. Daha ılımlılar. Çünkü esnaf kızıyor, ters davranıyor. Şimdi, ekte ince manalar var. Hemen sağ tarafta diyor ki, takıp takıştırın. Bak burada. Takıp takıştırın, diyor. Burada sevgililer günü, diyor. Kızları mızları erkekleri göstermişler. Yan tarafta diyor ki: “Sağdan soldan çok alışveriş yapın, takın takıştırın.” Sevgilinize kendinizi iyi gösterin. Alt tarafta da yatak reklamı var, yatak! Erkek adam yattığı yerden belli olur, bunlar hep derin manalardır; dikkat edin! Hem tak takıştır hem yatağı alt tarafa koy hem de Valentine günü kutla, de; ondan sonra ben İslam’a hizmet ediyorum, de. Samimi değilsin. Sahtekârlık yapıyorsun. Ve biz senin hidayetin için dua ediyoruz. Eskiye dön, aslına dön, Hristiyan sevdalılığını bırak! Onlar cehenneme gidiyor. Allah rızası için kardeşim, kim varsa bu gazetelerin başında, rica etmiyorum yalvarıyorum, yalvarıyorum; bu sapıklığınızı bırakın, Allah rızası için İslam’a dönün. Hristiyanlığı ve Yahudiliği yaymaya çalışmayın, cehenneme gidersiniz; sizi orada kimse kurtaramaz!

“Boşuna salavat getirmeyin!” (Buhari ve Müslim’e kin kusan sapmış hoca!)

Hamlede bulunacağız ve Efendimiz Aleyhisselam’ı herkesten ve her şeyden daha çok sevmeye çalışacağız. İşte bu samimiyetin ölçüsüdür. Şimdi, reformist sapık hocalardan bir tanesi, televizyonu olan bir hoca diyor ki: ”Efendimiz Aleyhisselam’a boşu boşuna elinize tesbih alıp salavat getirmeye uğraşmayın. Çünkü önemli olan salavat adetlerini arttırmak değildir. Salavat getirmek boş iştir. Buradaki salavattan mana, İslam’ın istediği salavattan mana destektir.” Hani cuma vaazlarında ayeti kerimede devamlı nasıl okuyor imamlar? ”İnnallahe ve melaiketehu yusallune alen nebi.” ‘’Muhakkak ki Allah ve melekleri, Peygamberi üzerine salât getiriler, överler.” ”Ya eyyuhellezine amenu sallu aleyh” ”Ey iman edenler siz de onun üstüne salavat getirin.” Ayet böyle diyor. Şimdi bu reformist sapık hoca ne diyor? “Bu ayetteki ‘salludan’ mana şudur: Ona destek olun. Onun dinini yaşamaya çalışın. İnsanlara onun dinini öğretin ama salavat getirmeyin.” 1400 seneden beri Kur’an’a binlerce tefsir yazılmıştır. Bütün âlimler bu tefsirlerde sanki anlaşmışlar gibi ”Efendimiz Aleyhisselam’a müminlerin bolca salâvat getirmesi lazım gelir.” derler. Ama bu sapık reformist ne diyor? ”Yanlış anlamışlar, o binlerce âlim yanlış anlamış, doğrusu budur.” İslam akaidinde Efendimiz Aleyhisselam’ın ismini işittiğimizde hayatımızda en az bir kere salavatı şerife getirmek farzdır. Bulunduğumuz ortamda, bulunduğumuz evde yahut mescitte ismini ilk işittiğimizde, ilk duyduğumuzda salavat getirmek vaciptir. Ondan sonrakiler sünnettir. Mecbur değilsin ama bulunduğun ortamda ilk ismini duyduğun anda salavat getirmek vaciptir. Tıpkı yatsının üç rekat vacibi gibi. İnsanları vacipten de kopartmaya çalışıyorlar. İnsanları borçlu götürmeye çalışıyorlar. Olayı sadece basit bir sevap dengesi olarak göstermeye çalışıyorlar. Samimi değiller. Peygamberimiz Aleyhisselam’a karşı samimi değiller. Onlarca hadis-i şerifi var. Peygamber Aleyhisselam’a salavat getirme konusunda bizi zorlayan onlarca hadis var. Konumuz olmadığı için bir tanesini söyleyeceğim. Sultanım Aleyhisselam şöyle buyurdu: ‘‘En cimri olanınız, adım anıldığı hâlde bana salavat getirmeyenlerdir.’’ Dikkat buyurun! Sultanımın adını andığımız anda ona salavat getirmediğimiz de en cimri olanınız diyor. Başka bir hadisten teyit edeyim bunu: ‘‘Cennete cimriler ve kibirliler giremez.’’ En cimri olan parasını kısan, zekâtını vermeyen demiyor o hadiste. Dikkat buyurun! ‘”…bana salavat getirmeyen” diyor. Burada tehdit var. Tehdit olduğundan dolayı âlimlerimiz diyor ki: ”Hayatında bir kere getirmek farz, ilk duyduğunda getirmek vacip, sonrakiler sünnettir.” Bu sapık hoca ne diyor? Bizi farzdan kopartmaya, vacipten kopartmaya çalışıyor. Yani peygamberine karşı samimiyetsiz ve riyakâr davranıyor. Takiyye yapıyor. Ayete kafasına göre mana veriyor. Tıpkı Yahudi ve Hristiyanlar gibi. İşte Tevrat ve İncil böyle sapkın âlimler, reformist âlimler sebebiyle bozulmuştur. Aynı oyun şuanda Kur’an’ın üstüne oynanmaktadır. Allah’ımıza hamd olsun ki müktesebatımız çok fazladır. Ehl-i sünnet âlimleri bizlere binlerce eser bırakmıştır. Akaid, fıkıh, tefsir, hadis, tasavvuf ilmine dair binlerce eser. Yıkamıyorlar, bitiremiyorlar. Allah bozmalarını nasip etmesin. (Amin) Amin. Aynı sapkın hoca hadis eleme rütbesinde. Hadisleri kim eleyebilir? Müctehid eleyebilir. Bu sapkın hocanın dervişlerine soruyorum, müritlerine soruyorum. ”Kardeşim, senin hocan müçtehit mi mukallit mi?” diyorum. “Bizim hocamız müçtehittir. Bizim hocamız sorgulayabilme yeteneğine sahiptir.” “Neyi sorgulayabiliyor?” ”Ayetleri sorgulayabiliyor, hadisleri sorgulayabiliyor.” Ehl-i sünnet âlimlerimiz diyor ki: ”Beşinci asırdan sonra müctehid yetişmemiştir.” Şu anda kaçıncı asırdayız? 14. asırdayız. Nereden çıktı bu müctehid? Hemen peşinden soruyorum. Bir adam ”Benim hocam müctehid” dedi mi ilk soru şudur: ”Hocan hafız mı?” ”Hayır değil ama müctehid.” Kardeşim müctehitliğin şartları vardır. Biraz Google hoca efendiye bir yazsan müctehitliğin şartları nelerdir bir görürsün ya! Bunu da ben mi sana söyleyeyim? Müçtehitliğin şartı: Bir, hafız olmak zorunda. Kur’an’ın tamamına bir resim gibi bakabilmek zorunda. Bakamadığı zaman bu sapık hoca gibi olur. Bir taraftaki ayeti kerimeyi alır öne koyar. On tane ayeti siler. On tane ayetin hükmünü ortadan kaldırır. Bir resim gibi bakamazsan bir tarafa bakarsın bu var dersin, bunlar yok dersin. İşte bu sapıkların yaptığı budur. Neden? Hafız değil, hafız değil. Daha birinci maddede çöktün. İkinci maddeye geçmedim daha. Komutan sordu askere: ”Asker!” ”Buyrun komutanım.” ”Bu tepeyi niye kaybettiniz?” ”Komutanım bunun bir çok sebebi var.” ”Say!” ”Bir, barutumuz bitti.” ”Tamam kardeşim başka saymana gerek yok, sayma. Barut bittiyse zaten savaş bitmiştir.” Adama soruyorum: ”Hafız mı?” Değil, başka saymaya gerek yok, bitti. Sapık. Hem hafız olmayacak hem müctehid olacak. İşte böyle sapıklar İslam’ı anlattığı zaman şöyle diyorlar: ”İmam Müslim’imiz, İmam Buhari’miz nasıl olur da böyle uydurma hadisleri kitaplarına koyarlar?” Buhari ve Müslim ne demek? İslam’ın iki kalesi demek, iki kale… Sahih hadisleri, sadece sahih hadisleri… Yani şartları o kadar zorlaştırmışlar ki benim kitabıma koyduğum hadisleri rivayet eden insanlarda unutma yok. Hayatında bir kere yalan söylemişlik varit değil. Bir kere günah işlerken görülmemiş. Bütün bu adamlar, bu rivayet edenler hepsi bu adamlardan olduğu zaman ben kitabıma koyarım demişlerdir. Buhari, Müslim iki tane sahih kitabıdır. İmam Müslim, Buhari’nin talebesidir. Bu iki kitabı şüpheler içinde bırakmaya çalışıyor ve ne diyor? ”Uydurma hadisler de koymuşlardır. Bu hadis benim mantığıma uygun gelmedi. Bu hadisi Kur’an’a vuruyorum uymuyor.” Deyip deyip iki tane kaleyi yıkmak istiyor. Niye yıkmak istiyor? Çünkü kaleleri yıkarsan ülkeyi alırsın. İslam’ı yıkmak isteyen adam ne yapmak zorunda? Kur’an’ı tahrif edemezsin. Onu Abdulvahap denedi, başarılı olamadı. İngilizler, sana bir liderlik, bir devlet vereceğiz dediklerinde bir şartla geldiler: ”Yeni bir Kur’an yazacaksın. Değiştirilmiş, reforme edilmiş tıpkı İncil gibi Tevrat gibi bir Kur’an yazacaksın.” dediler. Abdulvahap kabul etti ancak sonra vazgeçti. Hemper’e dedi ki, İngiliz ajanı Hemper’e: ”Eğer bir Kur’an yazarsam bütün insanlar benim bir sahtekâr olduğumu anlar. Bu yüzden bunu yazmam.” dedi. Hemper hatıratında itiraf ediyor. Diyor ki: ”Bu konuda haklıydı bir daha onu zorlamadım. Çünkü yazsaydı bütün foyamız ortaya çıkardı. Yazmadık.” Keşke yazsaydı. Yazsaydı bu kadar sapık vehhabi-selefi bu aptalların peşinden gitmezdi. Kur’an yazmadılar gizli gizli, sinsi sinsi: ”O hadisi kabul etmiyoruz, bu ayeti kabul etmiyoruz. O sünneti kabul etmiyoruz, şefaati kabul etmiyoruz, tevessülü kabul etmiyoruz.” deyip bütün Müslümanlara müşrik demezlerdi. Şimdi bütün Müslümanlara müşrik diyorlar. Sebep? Çünkü sapıkların peşindeler. Bu gibi reformist kafaların peşindeler. Reformistlerin atası İbn-i Teymiyyedir, Abdulvahap’tır. Bu sapıklar da bunların yolundan gelmektedir. ”Müslim’imiz böyle uydurma hadisleri nasıl koyuyor? İmam Gazali çok büyük âlim, oo Hüccetül İslam ama kitabında bir çok uydurma hadis vardır.” Allah sana hidayet etsin be. Allah sana… Bak beddua etmiyorum. Benim Müslüman kardeşimdir. Sapıktır ama beddua etmem. İslam’ı biliyorum. Allah Teala bu sapık hoca ve taifesinin peşinden giden bütün kardeşlerimize hidayet nasip etsin. (Amin) Peygamber düşmanlığını bırakmayı nasip etsin. (Amin) Ehl-i Sünnet âlimlerine düşman olmayı terk etmeyi nasip etsin. (Amin) Amin. Sonra da bize mesaj yazıyor bunun müritleri. ”Hocam gıybetin hakkında sohbet yapıyorsun ama boyuna bizim hocalara sallıyorsun. O hoca böyle, bu hoca böyle, sallıyorsun.” diyor. İşte sapık bir adamın peşinde olmasaydınız fıkıh kitapları okurdunuz. Din fıkıh kitaplarından ve ilmihallerden öğrenilir. Kur’an mealinden din öğrenilmez. Meal okuyup hüküm verirsen kâfir olursun. İşte hoca! Fıkıh kitaplarını okusaydın şu hükmü görürdün: Bidat ehlinin bidatlerini insanlara açıklamak gıybet olmaz. Bilakis sevap olur. Reddül Muhtar, İbni Abidin. Ehlisünnet fukahasının en üst derecelerindendir. Aç bir oku! Ama sizin âlimlerle işiniz yok. Siz meali açıyorsunuz her biriniz bir müctehid. Kur’an-ı okuyorsunuz. ”Tamam bana göre bu ayet böyle.” diyorsunuz, İmamı Azam’ı çöpe atıyorsun, İmam Şafii’yi çöpe atıyorsun. Ondan sonra? ”Hocam, benim kardeşim sapıttı.” ”Hayırdır kardeşim?” ”Ben salavatı şerife getirdiğim için bana müşrik dedi.” Bunlar çıkıyor. Bunlar çakma müctehidler. Çakma müçtehit olduğun anda önüne gelene kâfir dersin. Bunlar kitabullaha karşı samimi değildirler. Bunlar Peygamberimize karşı samimi değildirler. Takiyye yapıyorlar, gösteriş yapıyorlar.

Allah, kiminle evleneceğimizi bilmez mi?

Yine, günümüzde sapık hocaların çok savunduğu bir mesele… Buna şahit oldum internetten bazı videoları izlerken. Sapkın profesörlerden bir tanesine, yine Mutezile akımını benimsemiş gibi görünen Vehhabi kafalı profesörlerden bir tanesine internet üzerinden bir tane adam telefon açıyor. Diyor ki: ”Hocam, bir sualim var.” Telefonun ucundaki cevaplayacak olan profesör şöyle diyor: ”Kardeşim, buyur.” ”Hocam, ben evlenmek niyetindeyim. Benim kim ile evleneceğimi Allah bilir mi bilmez mi?” Soru bu! Hocanın verdiği cevap şu: ”Allah senin kim ile evleneceğini bilmez. Eğer bilirse seni zorlamış olur.” Kaderi anlayamamış sapık adamlardan bir tanesi. Kader ilmini çözememiş, ehl-i sünnet âlimlerinden kopmuş, mezhepsiz, mesnetsiz sapıklardan bir tanesi, işte! Ne diyor? Bilmez! Şimdi, soruyu soran şöyle diyor, ilave ediyor: ”Hocam, yani çok garip bir şey söylediniz. Peki mezhep imamlarımızın bu konudaki görüşü nedir?” Bak, sen kopuksun. Madem kopmuşsun bari mezhep imamlarımızdan bana bir delil getir, diyor. Profesör şöyle diyor: ”Boş ver onları ya!” Aynen dinledim bak cevap bu: ”Boş ver onları ya!” Kim o boş ver dedikleri? İmam-ı A’zam, İmam Şafii, İmam Ahmed, İmam Malik. ”Boş ver onların kader görüşlerini, benim dediğim doğrudur.” Onların hepsi yanlış, peygamber dönemine en yakın olanlar, milyonlarca hadis bilenler… İmam Ahmed bin Hanbel, bir milyon hadisi ravileriyle beraber ezbere bilir. Dört mezhep imamı içinde en çok hadis bilen İmam Ahmed bin Hanbel’dir. Hadis ilminde zirvedir. Sen diyorsun ki: ”Ben İmam Ahmed bin Hanbel’den daha iyi bilirim. İmam-ı A’zam’dan daha iyi bilirim.” Diyorsun ve bunları aşağılıyorsun. Televizyona çıktı ehl-i sünnet hocalarından bir tanesi, Diyanet’e bağlı. Allah razı olsun, inşallah. Allah razı olsun! Bir sual sordu bu sapık profesöre, münazaraya çıkmışlar. ”Hocam, elimde bir kağıt var. Bu kağıt, sizin bir kardinale yazdığınız mektuptur.” dedi. Bu sapık profesör, kardinale bir mektup yazıyor. Mektuba şöyle başlıyor: ”Ekselansları (falanca) Kardinal Hazretleri” ”Ekselansları (falanca) Kardinal…” Ne demek ekselansları? Hazretleri, mukaddes insan, yüce insan demek. Üç tane Allah var diyen bir adama karşı hitabetine bakın: ”Ekselansları…” diye başlıyor. Ama hayatlarını tevhid yoluna harcamış olan mezhep imamlarına karşı nasıl tabirde bulunuyor? ”Boş ver onları ya!” Allah’ın dinine hizmet eden mezhep imamlarına: ”Boş ver onları!” Üç tane Allah var diyen, bu kadar sakal bırakmış adama: ”Ekselansları…” Bu nasıl bir sapıklık? Bu nasıl bir ikiyüzlülük? Bu nasıl bir İslam’ın arkasından bıçak sallama? Bu nasıl bir hainlik? Bu nasıl bir ajanlık? Sen neyin peşindesin? Allah hidayet etsin! (Amin) Amin ya Muin.

Bid’at ehlinin kalbinden, Peygamber sevgisi ve hadis sevgisi alınır önce!

Günümüzde bazı sapkın hocaları televizyonda görebilirsiniz. Allah’ın bütün günleri eşittir, derler. Hiç özel gece yoktur, derler İslam’da. İslam’daki beş özel geceyi, bin dört yüz senedir kutladığımız beş özel geceyi yok etmeye çalışırlar. Buna, sünnet düşmanlığı, hadis düşmanlığı denir. İmama Nevevi hazretleri şöyle buyurur: “Bid’at ehlinin en büyük alameti hadis düşmanlığıdır. Bir adam bir bid’at çıkartırsa, İslam’ın temel kaidelerinden birisini reddederse Allah Teâlâ onun kalbinden hadis sevgisini yani peygamber sevgisini çekip alır.` Bir adamın kalbinden hadis sevgisi çıktığı zaman sapık sapık fikirler ortaya koymaya başlar. Sapık sapık! Ne diyor sapık bir profesör televizyonda? Bir ilişkinin zina olabilmesi için kişilerden birisinin o işi istememesi lazım. Ne demek istiyorsun hocam? Yani bir kızla bir erkek yolda karşılaşsa, ikisi de dese ki: “Haydi beraber olalım, bir yere gidelim ve zina edelim.” İkisi de alan razı veren razı olduğu için bu zina değildir, diyor. Profesör bu adam. Dikkat edin! Profesör! İslam’ı vagon yapmış, arka tarafa koymuş. Kendisi tren, ön tarafta… İslam benim dediğim gibidir. Ben nereye gidersem oraya gelmek zorunda, diyor. Kur’an’ın ve sünnetin peşinde gitmezsen işte böyle sapıtırsın. İşte böyle şaşkına dönersin. Allah’ın zinayı tarif ettiği şeye sen dersin ki: “Bu, zina değil. Çünkü alan razı, veren razı.” Aynı profesör ne diyor? İran’da ‘müt’a nikahı’ vardır. Geçici nikahtır. “Bu insanların ikisi de bu işten razı olduğu için bu nikah da geçerlidir.” diyor. Ama Efendimiz Aleyhisselam ne buyuruyor? “Allah, mute nikahını bize haram kılmıştır. Kimin eli altında böyle bir hanımı varsa hemen boşasın.” Ne demektir mute nikahı? Bir erkekle bir kadın niyetlense nikahlanmaya, erkek dese ki: “Ben seni elli seneliğine hanımım olarak alıyorum.” Bak uzun bir zaman elli sene. Bu nikah geçersizdir. Ne diyecek? Ölene kadar Fenerbahçe, ölene kadar. “Ben seni ölene kadar nikahıma alıyorum.” diyeceksin. Bin sene desen bu nikah geçerli mi? Geçmez. Sınırlama koymayacaksın. Çünkü nikahta sınırlama olmaz. “Hanımımla ölene kadar evli kalacağım.” diyeceksin. Mute nikahı nasıl yapıyorlar İran’da? Bir haftalık nikah… “Ben seni çok beğendim. Gel bir imam bulalım, bir hafta beraber olalım. Sonra ben sana ufak bir mehir de veririm. Zina yapmamış oluruz. Biz zina yapmıyoruz ki, biz nikah kıyıyoruz.” Allah Resulü Aleyhisselam’ın ağzından ‘Allah bunu haram kılmıştır’ kelimesi çıktı mı çıkmadı mı? Sahih hadistir. Bütün ehl-i sünnet alimleri bin dört yüz senedir buna icma ettiler mi? Ettiler. Sen daha neyin peşindesin, neyin hesabındasın? İşte hükümleri Allah’tan değil de kendi kafandan almaya başladığın zaman böyle sapıtırsın. Böyle bozulursun. Allah hidayet etsin inşallah. (Amin)

İslâm’ın şartı 5 değil miydi?

Reformist hocaların ortaya attığı bir safsatadır bu. İslamın şartı beştir. Hadis, Buhari ve Müslim hadisidir. Bu İslamın ve imanın şartlarını kim zikretmiştir bize? Efendimiz aleyhisselam zikretmiştir. Hz.Cibril, Cebrail aleyhisselam geliyor ve soruyu soruyor. İslam nedir? İslam: Şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek ve hacca gitmektir. Beş şart nereden geliyor bize? Bu hadisten geliyor. Kim derse ki altıncı şart da vardır, yalan söylüyor. Peygamber öyle demiyor (aleyhisselatu vesselam) İman nedir ey Allah’ın Rasulu? İman: Allah’a iman, meleklere, kitaplara, peygamberlere, kadere; hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, ahiret gününe; öldükten sonra dirilmeye. 6 şart. Kim derse ki 5’tir ya da 4’tür, kafir olur. Çünkü tevatür hadisidir. Tevatür hadisi inkar küfürdür Bu gibi bazı sitelerde, imanın şartını 4’e indiriyorlar, İslamın şartını 7’ye çıkartıyorlar falan Bunlar reformist, sapkın hocaların uydurmalarıdır, Dikkate almayın!

Sapık hocalar, kör dişçiye benzer! – Sağlam dişi çeker 😂

Atalarımız şöyle bir söz söylemiştiir “Yarım doktor Candan eder,yarım Hoca dinden eder”. Bak adama televizyonda program vermişler. Sohbet yapıyor,Müslümanlar da dinliyor. Televizyon koca televizyon kanalı bu adamı koymuşsa diyor.”demek ki doğru bir adam” ama bir sürü sapık fetva söylüyor. Kader yoktur diyor,kadere inanmak zorunda değilsin diyor, imanın altı şartından bir tanesini yok sayıyor. Yahudi Hıristiyanlar da cennete girebilir diyor, Allah’ımızın açık ayetlerini yok sayıyor. Hoca! Kabir azabı yoktur diyor. Onlarca hadisi yok sayıyor Peygamberimizi aradan çıkartıyor, devreden çıkartıyor. Şehitlerin tamamını yok sayıyor.Kabir azabı yok diyor ya. Ahirette dirilmek sadece ruhlardır,cennet ve cehennem sadece ruhadır diyor,Beden dirilmeyecek diyor. Açık ayeti inkar ediyor. Ne sapıklar var ne sapıklar!Bunların durumunu bir şeye benzeteyim; Bir kardeşim dişçiye gitmiş. Oturmuş dişçiye demiş ki kardeşim bak çürük olan dişim bu. Dişçi demiş ki tamam. Tak uyuşturucu basmış iğneyi ondan sonra tak çekmiş. Bir bakmış eyvah kardeşim sağlam dişi çektim. Şimdi çocuğun da ağzı açık aletlerle uyuşturucu da yemiş konuşamıyor şöyle diyor.”haıhpharo”. Dişçiye böyle diyor. Dişçi de şöyle diyor.”Kardeşim merak etme bunun parasını almayacağım”. Hem sağlam dişi çekmiş hem de iyilik yapıyor,bunun parasını almayacağım diyor. Bu sapık hocalar da buna benzer Adamın itikadı sağlamdır tamam namazı niyazı yoktur ama itikadı sağlamdır, hocayı bir dinler itikadı bozulur. Kadere inanmak zorunda değilmişiz kadar bir şey yokmuş der kafir olur. Şefaat diye bir şey yokmuş der kafir olur ama o güne kadar şefaat İnanıyordu . Efendimiz aleyhisselam’ın hadislerinden üç beş tanesi işitmişti. Cuma vaazlarına çıkan imamlardan o güne kadar duydu ki “Peygamberimiz günahkar da olsak şefaat hakkı vardır İnşaAllah bize de eder onu razı edersek” diyordu ama o gün o sapık dişçi hocayı bir seyretti televizyonda dedi ki tamam Şefaat yokmuş ya kafir oldu. Sağlam diş gitti. Bu sapıkların durumu buna benzer bir misal daha getireyim. Menkıbe kitaplarımızda bu olay anlatılır. Çobanın bir tanesi koyun güdüyordu yüzlerce koyunu vardı bir akşam koyunları sahiplerine teslim etmeye gittiğinde bir baktı bir tane koyun fazla. Yahu dedi bu nereden geldi? muhakkak bana Allah’tan gelmiştir. Hemen nefsine uyduğu zaman insanın işi Mevla’ya bağlar ve kurtarmaya çalışır şeytani bir fetvadır. Burada ilahi bir muhabbet var ben koyunları iyi güttüğüm için muhtemel bu koyun Mevla’mdan bana gelmiştir ya havadan Koç gelir mi? O ancak İsmail Aleyhisselam’a olur sen Peygamber misin? Adam kendi kendine böyle fetva verdi ama vicdan el vermedi. Dedi ki ben bunu bir iki gün bekleteyim İmama sorayım gitti Hoca’ya. Hocam,ben bu koyunu iki gündür üç gündür besliyorum. Koyunları sahiplerine teslim ettim bir tane fazla geldi tam kesecektim yiyecektim vicdanım müsaade etmedi. Bu koyun bana helal midir değil midir ?Hocam fetva istiyorum. Hoca diyor ki Dur bakayım kardeşim kafana göre olmaz kitaba bakacaksın. Tak açıyor kitabı hoca buldum diyor. nedir hocam diyor? İmamuhu helaluhü,bulanuhu haramuhü. İmama helal bulana haram diyor. (Gülüşmeler) Çoban söyle diyor.” Ya hocam İyi güzelde ben iki üç gün bu koyuna baktım yedirdim içirdim diyor.köşesinden bucağından bir şey bize düşmez mi diyor. Bir dakika diye kafamıza göre olmaz kitaba bakayım buldum diyor. “Vela bacak Vela saçak külü imamın olacak”. (Gülüşmeler) Hepsi imamın Sana hiç bir şey yok . Nefsine göre hareket edin hocaya gidersen böyle sapıtırsın. Sapıtırsın mezhep imamına gerek yok, sahabilere gerek yok. Hadislere gerek yok Ee hocam detayları nereden öğreneceğiz ?Benim kitaplarımı al. Kitaplarımı al ucuzdur. Allah size Hidayet etsin be(Amin) Allah sizi bulunduğunuz bataklıktan kurtarsın inşallah bak beddua etmiyorum Beddua etmiyorum,hayır dua ediyorum. Hele bir tanesi var. Yüzüklerin efendisinde bir karakter var Saruman bilir misiniz? Tipii aynı Saruman’a benziyor bu kadar itici kötü karakter,kötü büyücü. Aynı buna benziyor tiksinti veriyor. İslamı anlatan bir adamdan tiksinir misin ya? Mümin ferasetle bakar. Bir adam İslam’ı anlattığı zaman kalbi ona akar muhabbet duyar ama bu adam İslam anlattı mı tiksiniyorsun. neden? çünkü bozuyor. Çünkü Allah Resulü Aleyhisselam’ı aşağılıyor devreden çıkartıyor. Ona yalancı diyor hocam öyle şey olmaz ya Kardeşim şefaat yoktur diyen adam Peygamberimize yalancı diyor demektir bu kadar basit. Sırf benim ezberinde yirmi tane hadis vardır şefaatle alakalı yirmi tane hadis sadece benim gibi aciz bir adamın bildiği. Belki araştırsam kırk tane elli tane bulurum o kadar ayeti inkar ediyor o kadar hadisi inkar ediyor. Diyor ki ben Peygamber’e yalancı demem. Allah Teala bu gibi sapkınlara hidayet versin,izan versin inşallah.(Amin)