KIYAMETİN EN BÜYÜK ALAMETİ GELDİ (Soru-Cevap)

Bütün dünya sizin cümlelerinizi, kelimelerinizi duymasını isteseydiniz ne söylerdiniz? “La İlahe İllallah Muhammedür Rasulullah” derdim Bütün dünyanın buna şahit olması ne demek biliyor musun sen? Senin adın ne? Tekin? Pek Tekin biriymişsin sen, güzel. Sen de öyle yap. ‘Muhammedür Rasulullah’ de gökler bile duysun. Taşlar duysun, denizde balıklar duysun Onlar da sana şahit olsun. Kur’an-ı Kerim’imiz gençler ne diyor? Firavun boğulup gittiğinde, Rabbimiz buyuruyor ki; “Fema beket aleyhissemaü vel ard” (Ne gökler ne yerler ağlamadı onun için) diyor (Duhan 29) Zaten gök kime ağlar ki diyemiyorsun. Toprak ağlar mı? Meğerki mesele şuymuş Bir mü’min bir yerde secde ettiyse o toprak kıyamet günü o mü’mini arar şahit olurmuş. O mü’min bir daha gelmediği anlaşılınca toprak aleminde, gökteki hava cisimlerinde “o mü’min öldü, benim üzerimde namaz kılacak, Allah diyecek insan kayboldu” diye toprak ağlarmış Firavun böyle bir şey yapmadığı için kimse ağlamamış Ben isterim ki sesim bütün dünyada duyulsun da peşimden dağlar ağlasın isterim ben. Sen de öyle yap Tekin. Bu güzeldi ya başka güzel sorusu olan yok mu? Günümüzde 2000’li yıllar dedik, müslümanların gidişatını nasıl görüyorsunuz? Ben uzaydan bakmıyorum dünyaya. Dolayısıyla sen ne görüyorsan ben de onu görüyorum Benim kuşbakışı görüşüm yok. Amma… Gençler, Rasulullah (sav)’in hadisi şeriflerini okuyanlar bugünü film izler gibi izlerler. Bugün sizin sıkıntı gördüğünüz şeyler hadislerde uyarı olarak var. Dolayısıyla çok şaşmıyorum. Bundan daha beterini de bekliyorum. Bu görüntünün daha beterini de bekliyorum. Ama umudum da artıyor bu arada. Neden artıyor? Çünkü ne olursa olsun, durum ne kadar kötü olursa olsun Allah, O’na koşanı geri göndermiyor. Beni de gerisi ilgilendirmiyor zaten. – Şimdi hocam ahir zamandayız dedik, – hani 2000’li yıllardayız dedik… – Genelde bu yılları ahir zaman olarak kullanıyoruz. – Sizin gerçekleştiğini düşündüğünüz kıyamet alametleri var mı? En büyüğü, bir numaralı kıyamet alameti Peygamber Efendimizin (s.a.v.) gönderilmesidir. Kıyamet Peygamberi Ve buyuruyor ki Peygamberimiz (s.a.v.) “Benim gönderildiğim zamanla kıyamet arasındaki mesafe, ikindi vakti ile akşam namazı arasındaki mesafe kadardır.” diyor. Rakam vermiyor ama 24 saatlik günde ikindi ile akşam arasında ne kadar vakit var? Yaz aylarında üç saat var. Üç, üç buçuk saat 24 saatin hadi dört saat diyelim. Yirmisi geçmiş dördü kalmış Efendimiz (s.a.v.) geldiğinde. Onun üzerinden de 1400 sene geçmiş Kıyamete yirmi sene var diyenin aklına şaşarım. Ne karışıyorsun Allah’ın işine Ama on bin sene var diyende de akıl yok. Gayba ait bir konu Ama kıyametin, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kadar net bir alameti yoktur. Onun dışında o düzeyde olmayan alametler var. Mesela; kadınların iş yeri açmaları, kocalarının parasına karışmaları kıyamet alametleri olarak Buhari’de hadis diye geçiyor. Bunun gibi pek çok alametler ne yazık ki gözümüzün önünde olduğu halde ibret alamıyoruz. Arkadaşlar alametinden çok benim ona hazırlığım önemli Hiçbir alameti de olmasa ben hazır olmalıyım çünkü en büyük kıyamet benim ölümümdür Benden sonra banane kıyametten Diye düşünmemiz lazım – Hocam şimdi hane içinde eşlerin birbiriyle olan tartışmaları illaki her evde oluyordur Bu kadar bekarın sorusu mu bu? Gençleri ürkütme sen ona göre dikkatli sor. – İşte ben onun çözümü için bir soru sormak istedim. Bu garibanların tezgahı yok nesini soruyorsun – Ona göre önlem alırlar hocam onlar da Zenginin malı züğürdün tesellisi olurmuş neyse sor sor hadi. Söz sende kaldı – Hocam bu öfke problemini nasıl çözebiliriz? – En ufak bir şeyden tartışma çıktığında bunu büyütüyoruz – Evet bunla alakalı durumlar var – Hani yok mekanı terk edin, susun vs. ama; bunu da beceremiyorsak ne yapabiliriz bununla ilgili? Arkadaşlar bekarlar beni dinlesin. Evliler laf dinlemez. Bunlar her şeyi bildiğini düşünüyorlar. Bekar var mı, parmaklarını bir göreyim bekarların Aman Allah’ım ya Aman aman aman Hiç sormadım kabul edin Bekar kardeşlerim bu ağabeyiniz İnşallah uzun yıllar yaşar, sizin evinize bir çorba içmeye gelir. Ama görünen köy kılavuz istemez Fatihadan unutmayın bu ağabeyinizi Şu sözümü hatırlayın o gün Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki; “Saliha bir kadınla yani Allah’tan korkarak yaşayan bir kadınla evlenen, dininin %50’sini tamamlamıştır.” diyor Gerisinde de Allah’tan korksun cennete girsin diyor. Arkadaşlar Bana bir İslamiyetin emirlerini sayın desem Namaz, oruç, haç, zekat, anaya babaya itaat Kur’an okumak, kurban kesmek, sadaka vermek, fitre vermek, itikafa girmek, Teravih kılmak, cuma namazı kılmak, tesettüre girmek… Yav sayıyorsun sayıyorsun kaç tane emir var. Kadın %50’sini oluşturuyor bunların. Ben o zaman diyorum ki sana Ey bekar Başka kimse yok da burada, hey hepiniz İslamiyet adına yapacağın her ne varsa onların toplamı kadar aile seni yoracak. Buna hazır değilsen evlenme. Namazdan, oruçtan ne biliyorsan İslam olarak, yaz bir kenara. Onların toplamının psikolojik veya biyolojik ağırlığını ölç, fiziksel ağırlığını ölç. Evlilik o kadardır. Neden? Allah buna Cennet veriyor. Ucuz değil ki cennet, boşuna da değil bedava da değil. Cehennem de boşuna değil tabi. Dolayısıyla evlenenler “Ey Allah’ım! Bu kadından bu erkekten yani karı koca kimse, ben bir şey istemiyorum. Ben senin adına nikahlandım. Senden isterim ben.” derse karşısındaki kim olursa olsun Allah’ın izniyle o yuva dağılmaz. Şimdi çok önemli olarak bir sorunumuz var bizim. Cep telefonu diye bir şey icat oldu. Yemeği oradan sipariş veriyorsun, okul puanını oradan öğreniyorsun, üniversite sonuçları oradan çıkıyor, hesabı oradan yapıyorsun, dııınk karşına çıkıyor. Kadını da öyle zannediyor erkekler. Kıyamete kadar öyle bir kadın olmayacak, Cennette huriler öyle olacak. Beklenti yanılgısı bu. Bundan tövbe et sen. Kardeşlerim, Peygamber Efendimiz (sav) kainatın efendisi, ama hanımlarıyla sıkıntıları oldu. Hatice anamızla olmadı sadece. Kapıya atmadı onları Bir şeyi unutmayın. Kur’an-ı Kerim insanlığın en kötüsü olarak iki kişiyi gösteriyor. En kötü insan onlar diyor: Nuh(a.s)’ın karısı, Lut(a.s)’ın karısı Allah 25 insanı örnek gösteriyor bize. Nuh (a.s) bu 25’in ilk beşinde. Asırlarca karısı baş belası olmuş. Lut (a.s)’ın karısı en kötü kadın, zalimlikte. Ahlakta değil ama. Bir Peygamberin karısı için öyle aklınıza gelen kötü kadın rolü olmaz. Ama boşarım seni sözünü duymamış bu kadınlar kocalarından. Nuh (a.s) boşamak kelimesini kullanmadı hiç. Düşünmeye değmez mi bu? Kafirlere sabrettiği gibi karısına da sabretti. Müslümanlar olarak israil ve amerika ile boğuşmaya hazır, evdeki kadınla sabırda boğuşmaya hazır değilsen bir çelişki yaşıyorsun demektir. İşte buna ben beklenti yanılgısı diyorum. Öyle bir evlilik yok. Öyle bir evliliği Peygamberler yapamadı ki sen yapacaksın. Bir şeyi size anlatayım Nikah yapılırken hiç bulundunuz mu, dini nikah kıyılırken? Nasıl dua ettiklerini gördünüz mü hiç? İman mısınız? (Evet) Nikah kıydın mı hocam hiç? (Yani) Duanda; “Yarabbi, Ali ile Fatıma arasındaki mutluluğu bunlara nasip et diyor musun? (Diyorum) Duyuyor musunuz? Ali’ye Ebu Turab deniyor mu? Ne demek Ebu Turab? Topraklı adam demek. Niye öyle demişler ona? Çünkü gelmiş mescitte yüz üstü yatmış toprağın üstüne, sinirden patlıyor kafası Efendimiz (s.a.v) gelmiş; “Ey toprak baba, burada ne yatıyorsun.” demiş. Niye? Fatıma ile kavga etmiş, camiye kaçmış. Hoca da dua ediyor, “Ya Rabbi Ali ile Fatıma arasındaki mutluluğu nasip eyle.” Doğru, mutluluk vardı ama öyle olmadı hep. Mescide kaçtı Ali. Bunu da nereden öğrendi Efendimiz? Kızını ziyarete gitti. ‘Damadım nerede?’ dedi, “Camiye gitti.” dedi. Hayat bu çünkü, hayat. Medine’de de hayat yaşandı. Ali de olsan hayatı yaşayacaksın. Hangisi haklıydı hangisi haksızdı, onu boşver sen Fırtına koparmadılar buna. Efendimiz onu orada uyardı, gitti evine. Selamünaleyküm. Kapandı o iş. Biz bunun mücadelesini, yoğunlaştırıyoruz ki böyle şeytan bayram etsin diye. Bu beklentiden vazgeçen en sevimsiz, geçimsiz kadınla ve kocayla yaşar Allah’ın izniyle. Ama işte telefondan, internetten her şeyi sipariş verir gibi mutluluk sipariş vereceğine inanıyorsan sen bekle biraz. Biraz şöyle bekle; İsrafil (a.s) bir üfürecek dünya yıkılacak. Sonra bir daha üfürecek insanlar mezardan kalkacak. Ondan sonra mahşer kurulacak. Milyonlarca sene sıraya girilecek. İnşaallah imanla öldüğün için cennete gideceksin. Huriler öyle tam aradığın gibi. Biraz bekleteceğim ama sabır. Kardeşler, Allah sizden razı olsun Dilerim Rabbimden Cennette de böyle buluşalım (İnşallah) Orada Allah’ın dostlarını gidelim, görelim, Onlar bizi davet etsinler, Ali’yi görelim, Fatıma’yı görelim… Orada mahremiyet olmayacak, değil mi? Fatıma annemizin elini öpebilecek miyiz mesela? Ne demek ”Bilmiyoruz”? Gençler, şeriat burada var orada yok Orada yok Allah’a emanet olun. Selamünaleyküm.


Almanca

Wenn sie wollen würden, dass die ganze Welt ihre Sätze, Wörter hört, was würden sie sagen? Ich würde: “La İlahe İllallah Muhammedür Rasulullah” sagen (“Ich bezeuge, dass es keinen anderen Gott gibt außer Allah, und dass Mohamed sein Diener und Gesandter ist.”) Weißt du, was es heißt, dass die ganze Welt das hört? Was ist dein Name? Tekin? Du bist wohl ein sehr Ruhiger (tekin = ruhig), schön. Mach du es auch so. Sag “Muhammedür Rasulullah” (Mohamed ist sein Diener und Gesandter), das soll der Himmel hören. Das sollen die Steine, die Fische im Meer hören, und die sollen Zeuge für dich sein. Was sagt unser Koran? Als der Pharao ertrank, sagt unser Herr: “Fema beket aleyhissemaü vel ard” (Weder Himmel noch Erde weinte über sie”; Duhan 29) Du kannst nicht sagen: “Für wen würde der Himmel denn schon weinen? Kann die Erde weinen? Indessen ist die Sache aber eigentlich folgende: Wenn ein Gläubiger auf einem Boden gebetet hat, wird dieser Boden am Tag des Jüngsten Gerichts diesen Gläubigen suchen und Zeuge für dich sein. Wenn bei der Welt der Erde und bei der Materie im Himmel gemerkt wird, dass ein Gläubiger nicht mehr kommt, wird die Erde “Der Gläubige ist gestorben, der Mensch, der auf mir sein Gebet verrichtet und Allah sagt, ist verschwunden”, sagen und weinen, Weil der Pharao solche Sachen nicht getan hat, hat niemand geweint, Ich würde wollen, dass meine Stimme von der ganzen Welt gehört wird und Berge mir hinterher weinen. Mach du es genau so, Tekin. Das war schön, hat niemand noch eine schöne Frage? Heutzutage, wir haben die 2000er erwähnt, wie sehen sie die Entwicklung der Muslime? Ich gucke nicht vom Weltall aus auf die Welt. Daher sehe ich genau das, was du auch siehst, ich habe keine Vogelsicht. Aber… Die Leute, die die Hadithe des Gesandten lesen, schauen dem Heute wie ein Film zu. Das, was ihr heute als Mangel seht, gibt es als Warnung in den Hadithen. Deswegen wundere ich mich nicht sehr. Ich erwarte auch Schlimmeres als das. Ich erwarte eine noch schlimmere Aussicht. Aber gleichzeitig steigt auch meine Hoffnung. Warum steigt sie? Weil, Egal was passiert, wie schlimm die Lage auch ist, schickt Allah denjenigen, der zu ihm rennt, nicht zurück. Der Rest interessiert mich eh nicht. – Nun, wir haben das Ende der Welt erwähnt, – wir haben eben die 2000er gesagt… -allgemein nutzen wir diese Jahre als das Ende der Welt. – Gibt es Zeichen für den Jüngsten Tag, bei denen Sie denken, dass diese sich bereits bewahrheiten? Das größte, das erste Zeichen für de Jüngsten Tag ist, dass unser Prophet (s.a.v) weggeschickt wurde. Der Prophet des Jüngsten Tages, und unser Prophet (s.a.v) sagt: “Der Abstand zwischen der Zeit, zu der ich geschickt wurde und dem Jüngsten Gericht, ist wie der zwischen dem Nachmittagsgebet und dem Abendgebet.” Er erwähnt keine Zahl, aber wie viel Zeit ist an einem 24-stündigen Tag zwischen Nachmittag und Abend? In den Sommermonaten sind es drei Stunden. Drei, dreieinhalb Stunden, von 24 Stunden, sagen wir mal es sind vier Stunden. 20 davon sind die Vergangenheit und vier sind übrig geblieben, als unser Prophet gegangen ist. Das ist 1400 Jahre her, Ich wäre überrascht über die Intelligenz jener, die sagen, dass der jüngste Tag in 20 Jahren ist. Was mischst du dich in die Arbeit Allahs ein, aber auch die, die sagen, es sind noch 10 000 Jahre, haben keinen Verstand. Es ist ein Thema, das dem Ungesehenen zugehörig ist, aber der jüngste Tag hat kein so deutliches Zeichen wie unseren Propheten. Abgesehen davon gibt es Zeichen, die nicht auf demselben Niveau sind. Zum Beispiel: dass Frauen Arbeitsstellen öffnen und sich in Geldangelegenheiten ihrer Männer einmischen, steht in den Buhari Hadithen. Obwohl in solcher Art sehr viele Zeichen vor unseren Augen sind, können wir leider keine Lehre daraus ziehen. Freunde, wichtiger als die Zeichen sind die Vorbereitungen, die man dafür trifft, selbst, wenn es keine Zeichen gibt, die zu sehen sind, muss ich vorbereitet sein, denn der größte jüngste Tag ist mein Tod, was juckt mich der Tag des jüngsten Gerichts nach meinem Tod, so müssen wir denken, – Nun gibt es im Haus sicherlich Streitereien zwischen Ehepartnern, Ist das die Frage von so vielen Singles hier? Erschrecke die Jugendlichen nicht, frage demnach vorsichtig. – Ja ich wollte etwas für die Lösung davon fragen. Diese Armen haben keine Theke (im Sinne von sie sind nicht mal verheiratet), was fragst du darüber – Sie können sich ja dementsprechend darauf vorbereiten Die Ware der Reichen ist wohl der schwache Trost, wie auch immer los frag. Das Wort ist bei dir, – Wie kann man das Wut-Problem lösen? – Bei der kleinsten Streiterei komplizieren wir es, – Ja es gibt solche Situationen – Man kann zum Beispiel den Ort verlassen usw., aber wenn wir auch das nicht hinkriegen, was können wir dann machen? Freunde, die Singles sollen mir zuhören. Die Verheirateten hören nie zu. Sie denken, dass sie alles schon wissen. Gibt es hier Singles, zeigt auf, Oh mein Gott, oh man Nehmen wir an ich hab das erst gar nicht gefragt, Meine ledigen Brüder, ich als euer Bruder werde – so Allah will -lange Jahre leben, und zu euch nach Hause kommen, um bei euch Suppe zu essen. Aber was man von Weitem erkennt, bedarf keiner Erklärung, Vergisst bei euren Fatihas nicht diese Bruder, und erinnert euch an dem Tag an folgenden Satz: Unser Prophet (s.a.v) sagt; “Wer mit einer gerechten Frau, also einer Frau, die ihr Leben mit Gottesfurcht lebt, heiratet, hat 50% seiner Religion vervollständigt.” Und für den Rest soll er gottesfürchtig sein und ins Paradies eintreten. Freunde wenn ich sagen würde, dass ihr mir die Befehle des Islams aufzählen sollt Das Gebet, Fasten, Pilgern, Spenden, Gehorsam gegenüber Mutter und Vater, den Koran lesen, opfern, Almosen geben, in die Itikaf gehen, Teravih beten, das Freitagsgebet verrichten, sich bedecken… Du zählst und zählst, man wie viele Befehle es gibt. Die Frau bildet 50% von diesen. Und ich sage dir demnach, Oh du Lediger, hier gibt es niemand anderen, Oh ihr alle so viel es im Namen des Islams gibt, das du machen kannst, so viel wie die Summe all dieser, so sehr wird deine Familie dich ermüden. Was du vom Gebet, vom Fasten weißt, schreibe es auf. Messe die Summe der psychologischen und biologischen Last, die physische Last dieser. Die Ehe ist so viel. Warum? Allah gibt für sie das Paradies. Das Paradies ist doch nicht günstig, sie ist auch nicht umsonst und gratis. Die Hölle ist natürlich auch nicht umsonst. Wenn diejenigen, die geheiratet haben also “Oh Allah! Ich möchte von dieser Frau, diesem Mann – Je nach dem, wer Mann oder Frau ist – nichts haben. Ich habe in deinem Namen geheiratet. Ich möchte von dir.” sagt wird, egal wer ihm gegenüber steht, mit der Erlaubnis Allahs dieses Nest sich nicht auflösen- Nun haben wir ein sehr wichtiges Problem. Es wurde etwas namens Handy erfunden. Du bestellst dein Essen von dort, erfährst deine Punkte in der Schule von da, die Ergebnisse in der Universität werden dort veröffentlicht, du siehst alles sofort. Männer denken, dass auch Frauen so sind. Bis zum Jüngsten Tag wird es nicht so eine Frau geben, Die Jungfrauen im Paradies werden so sein. Das sind Fehleinschätzungen der Erwartungen. Bereue dies. Meine Brüder, unser Prophet (sav), ist der Gebieter aller Welt, aber er hatte Probleme mit seinen Frauen. Nicht nur mit unserer Mutter Hatice. Er hat sie nicht vor die Tür geschmissen, vergisst eines nicht. Der Koran zeigt als das Schlimmste der Menschheit zwei Menschen auf. Er sagt, dass sind die schlechtesten Menschen. Die Frau von Noah (a.s) und die Frau von Lot (a.s), Allah zeigt uns 25 Menschen als Vorbild. Noah (a.s) ist von diesen 25 in den Top Fünf. Seine Frau war Jahrhunderte lang ein Unglück. Lots Frau ist die schlimmste Frau bezüglich Grausamkeit. Aber nicht bezüglich Moral. Zu einer Frau eines Propheten passt nicht die Rolle einer bösen Frau, die euch mal so einfallen würde. Aber diese Frauen haben von ihren Männern nicht den Satz “Ich werde mich von dir scheiden” gehört. Noah (a.s) hat das Wort scheiden nie benutzt. Ist das nicht Wert, darüber nachzudenken? Er hat genau so wie er die Ungläubigen ertragen, seine Frau ertragen. Wenn du als Muslim dazu bereit bist, dich mit Israel und Amerika zu raufen, aber nicht dazu bereit bist mit deiner Frau zu Hause mit der Geduld zu raufen, dann heißt das, dass du in Widerspruch gerätst. Und das nenne ich auch Fehleinschätzung der Erwartungen. So eine Ehe gibt es nicht. So eine Ehe haben nicht mal die Propheten geführt, wie sollst du sie führen. Ich werde euch etwas erzählen, Wart ihr schon mal dabei, als eine Ehe geschlossen wurde, als eine islamische Eheschließung stattgefunden hat? Habt ihr schon mal gesehen, wie sie beten? Sind Sie ein Imam? (Ja) Hast du schon mal eine Ehe geschlossen (Ja) Sagst du in deinem Gebet “Allah, lasse ihnen das Glück, das Ali und Fatma unter sich hatten, zuteil werden”? (Ja, sage ich) Hört ihr das? Wird Ali nicht Ebu Turab genannt? Was heißt Ebu Turab? Es heißt Mann mit Erde. Warum haben sie ihn so genannt? Weil er in den Gebetsraum gegangen ist, sich auf die Erde mit dem Gesicht nach unten gelegt hat, sein Kopf platzt vor Wut, Unser Prophet (s.a.v) kommt; “Oh Vater der Erde, warum liegst du hier”, sagt er. Warum? Er hat mit Fatima gestritten, ist in die Moschee geflüchtet. Und der Hoca betet “Allah, lasse ihnen das Glück, das Ali und Fatma unter sich hatten, zuteil werden” Stimmt, da gab es Glück, aber es war nicht immer so. Ali ist in den Gebetsraum geflüchtet. Und wie hat es unser Prophet erfahren? Er ist seine Tochter besuchen gegangen. “Wo ist mein Schwiegersohn?”, hat er gesagt, Sie hat “Er ist in die Moschee gegangen”, gesagt. Das ist nämlich das Leben. Auch in Medina wurde das Leben gelebt. Selbst wenn du Ali bist, wirst du dein Leben leben. Wer Recht hatte und wer nicht, mach dir nichts draus, sie haben dafür kein Skandal gemacht. Unser Prophet hat ihn dort ermahnt, er ist nach Hause gegangen. Selamünaleyküm. Die Sache war gegessen. Wir erschweren uns die Auseinandersetzung dafür, damit der Teufel feiert. Wer diese Erwartung aufgibt, kann auch mit der unfreundlichsten und ungeselligsten Person leben, so Allah will. Aber wenn du daran glaubst, dass du genau so wie du vom Handy im Internet alles bestellst, auch Glück bestellen wirst, dann warte du noch ein bisschen. Dann warte noch; Israfil (a.s) wird einmal pusten und die Welt wird untergehen. Und dann wird er noch einmal pusten und die Menschen werde von ihren Gräbern auferstehen. Dann wird der Ort des jüngsten Gerichts aufgebaut. Millionen von Jahren werden sich anstellen. So Allah will, wirst du, weil du im Glauben gestorben bist, ins Paradies gehen. Die Jungfrauen im Paradies sind genau so, wie du willst. Ich werde euch warten lassen, aber Geduld. Brüder, möge Allah mit euch zufrieden sein, Ich wünsche mir von meinem Herren, dass wir uns im Paradies auch so versammeln werden (so Allah will) Lasst uns dort zu den Gesandten Allahs gehen, lasst uns sie sehen, sie sollen uns einladen, lasst uns Ali sehen, Fatima sehen… Dort wird es keine Geheimhaltung geben, stimmt’s? Können wir zum Beispiel die Hand unserer Mutter Fatima küssen? Was soll das heißen “Wir wissen es nicht”? Die Scharia gibt es hier, dort nicht dort gibt es sie nicht Allah segne euch. Selamunaleyküm.


Azerice

Bütün dünyadakı ifadələrinizi və sözlərinizi eşitmək istəsəydiniz nə deyərdiniz? “La Ilahe Ilalallah Muhammadur Rasulullah” deyərdim Bütün dünyaya bunun şahidi olmağın nə demək olduğunu bilirsinizmi? Adın nədir Tekin? Sən çoxlarından, gözəlisən. Sən də bunu edirsən. Hətta Məhəmmədur Rəsulallahın səmaları da eşidilməlidir. Daşları eşit, dənizdəki balıqları eşit Qoy sənə də şahid olsunlar. Quranımız gənclərə nə deyir? Firon boğulanda Rəbbimiz buyurur: “Fema beket aleyhissemaü vel ard” (Nə göylər, nə də yerlər onun üçün ağlamadı) deyir (Duha 29) Göy kimin ağladığını deyə bilməzsən? Torpaq ağlayacaqmı? Görünən budur Mömin bir yerə səcdə edərsə o torpaq qiyamət günü möminini axtaracaqdı. Möminin yenidən gəlmədiyi, yer aləmində, göydəki hava cisimlərində olmadığı başa düşüldükdə Torpaq “bu mömin öldü, mənim üçün dua edəcək insan, Allah yox olar” deyərək ağlayardı. Firon belə bir iş görmədiyi üçün heç kim ağlamadı Səsimin bütün dünyada eşidilməsini istəyirəm, amma məndən sonra dağların ağlamağını istəyirəm. Sən bunu et, Təkin. Gözəl idi, yoxsa başqa yaxşı suallarınız var? Bu gün 2000-ci illər dedik, müsəlmanların tərəqqisini necə görürsən? Mən dünyaya kosmosdan baxmıram. Beləliklə, gördükləriniz mənim gördüyüm şeydir Quşun gözü yoxdur. Amma … Gənclər, Rəsulallahın (s.ə.v) hədis şeriflərini oxuyanlar bu gün sanki bir filmə baxırlar. Bu gün çətinlik içində gördüyünüz şeylər hədislərdə bir xəbərdarlıq olaraq var. Buna görə çox təəccüblənmirəm. Bundan daha çox şey gözləyirəm. Bu görüntünün daha pis olacağını gözləyirəm. Ancaq ümidim, getdikcə artır. Niyə artır? Çünki vəziyyət nə qədər pis olsa da Allah Ona tərəf qaçanları geri qaytarmaz. Qalan hər halda mənə aid deyil. – İndi müəllim, axır vaxtlar dedik, – 2000-ci illərdə olduğumuzu dedik … – Biz ümumiyyətlə bu illəri son dövrlər kimi istifadə edirik. – Düşündüyünüz apokalipsis əlamətləri varmı? Ən böyük, bir nömrəli apokalipsis Peyğəmbərimizin (s.ə.v) göndərilməsidir. Qiyamət Peyğəmbəri Və buyurur ki, Peyğəmbərimiz (s.ə.v) “Göndərilən vaxtla apokalipsis arasındakı məsafə günorta vaxtı və axşam namazı arasındakı məsafədir.” deyir. Bu rəqəm vermir, amma 24 saatlıq bir günorta və axşam arasındakı müddət necədir? Yazda üç saat var. Üç, üç yarım saat 24 saatınız dörd saat deyək. Ustadımız (s.ə.v) gələndə onlardan iyirmi dördü qalır. 1400 il keçdi İyirmi il əzab var deyənlərin ağlına heyranam. Allahın işinə nə ilə qarışırsan Ancaq on min il var deyənlərdə ağıl yoxdur. naməlum bir mövzu Lakin apokalipsisdə Peyğəmbərimiz (s.ə.v) qədər açıq bir qüsur yoxdur. Bundan başqa, o səviyyədə olmayan əlamətlər var. Məsələn; Qadınların iş yerlərinə və ərlərinin pullarına açılması Buxaridə apokalipsis əlaməti olaraq hədis adlanır. Təəssüf ki, bu kimi əlamətlər gözlərimizin önündədir, amma imza ala bilmirik. Ona hazırlaşmağım dostlardan daha vacibdir Heç bir işarə olmasa da hazır olmalıyam çünki ən böyük apokalipsis mənim ölümümdür Məndən sonra apokalipsisdən banan Düşünməliyik – Xoca, indi ev təsərrüfatındakı həyat yoldaşlarının mübahisələri hər ailədə baş verir. Bu qədər təkbaşına sual? Gəncləri qorxutma, diqqətlə soruş. Burada onun həlli üçün bir sual vermək istədim. Bu baqotlarda sayğac yoxdur, nə istəyirsən – Ona görə tədbir görürlər. Varlıların varlılarının təsəllisi olduğunuzu soruşun. Söz sənindir – Xoca, bu qəzəb problemini necə həll edək? – Mübahisə bir şeydən çıxanda bunu böyüdürük – Bəli, bununla bağlı vəziyyətlər var – Yer yoxdur, yeri tərk et, bağla və s. amma; Bunu da edə bilmiriksə nə edə bilərik? Dostlar məni dinləyir. Evlidir qulaq asma. Hər şeyi bildiklərini düşünürlər. Tək var, qoy barmaqlarını görüm Ey allahım Vallah Heç vaxt soruşmadım, qəbul et Qardaşlarım sənin qardaşındır Ümid edirəm uzun illər yaşayır, sənin evinə bir şorba üçün gəlir. Ancaq görünən kənd bələdçi istəmir Unutma bu qardaş O gün sözümü xatırla Peyğəmbərimiz (s.ə.v) buyurur; “Saliha, bir qadınla, yəni Allahdan qorxan bir qadınla evlənərək, dininin 50% -ni tamamladı.” deyir Allahdan qorxaraq arxasındakı cənnətə girməli olduğunu söyləyir. Dostlar Mənə İslamın əmrlərini desəm Namaz, oruc, çarmıx, zəkat, ana və ataya itaət Quran oxumaq, qurban vermək, sədəqə vermək, fitrə vermək, qeydiyyatdan keçmək, Təravih qılmaq, cümə namazı qılmaq, hicaba girmək … Neçə sifarişiniz olduğunu hesablayır. Qadınlar bunların 50% -ni təşkil edir. Sonra sənə deyirəm Ey subay Burada başqa heç kim yoxdur, hamınız İslam adı ilə nə edə bilərsən Ailəni cəmi qədər yorursunuz. Buna hazır deyilsinizsə, evlənməyin. İslam olaraq, namazdan və orucdan nə bilirsənsə, yayı bir kənara qoy. Onların cəminin psixoloji və ya bioloji çəkisini ölçün, fiziki ağırlığını ölçün. Evlilik bu qədərdir. Niyə? Allah bunu Cənnətə verir. Cənnət ucuz deyil, heç bir şey üçün deyil, pulsuz da deyil. Əlbəttə, cəhənnəm boş yerə deyil. Beləliklə, evlənənlər “Allahım! Mən bu qadından, bu kişidən, ər-arvaddan bir şey istəmirəm. Heç bir şey istəmirəm. Mən sizin üçün evliyəm. Səndən istəyərdim. ” desə kim olursa olsun Allahın izni ilə o yuva dağılmır. İndi çox vacib bir problemimiz var. Cib telefonu kimi bir şey icad edildi. Oradan yeməyi sifariş edirsən, oradakı məktəb hesabını öyrənirsən, universitet nəticələri oradan gəlir, hesablamanı oradan, xaricdən edirsiniz. Kişilər də qadınları belə düşünürlər. Qiyamət gününə qədər belə bir qadın olmaz. Cənnətdəki Huris belə olacaq. Bu gözləmə səhvidir. Tövbə etdin. Qardaşlarım, Peyğəmbərimiz (s.ə.v) kainatın sahibi, ancaq xanımları ilə problem yaşadı. Xədicə yalnız anamızla baş vermədi. Onları qapıya atmadı Bir şeyi xatırla. Quran iki insanı bəşəriyyətin ən pis tərəfi olaraq göstərir. Ən pis insan deyir: Nuhun (ə) arvadı, Lutun (ə) arvadı Allah bizə 25 nəfəri nümunə göstərir. Nuh (ə.s) həmin 25 nəfərin ilk beşliyindədir. Əsrlər boyu həyat yoldaşı narahatlıq keçirib. Lutun (ə) həyat yoldaşı ən pis qadın, qəddardır. Əxlaqda deyil. Bir Peyğəmbərin həyat yoldaşı üçün ağlınıza gələn pis qadın rolu yoxdur. Ancaq səndən eşitməmiş bu qadınları ərlərindən boşam. Nuh (ə.s) heç vaxt boşanma sözünü işlətməmişdir. Düşünməyə dəyər deyilmi? Həyat yoldaşına səbri ilə yanaşı səbir edir. Müsəlman olaraq, İsrail və Amerika ilə vuruşmağa hazır deyilsinizsə, evdə olan qadınla səbirlə mübarizə etməyə hazır deyilsinizsə bir ziddiyyət yaşayırsınız. Gözləmə xətası dediyim budur. Belə evlilik yoxdur. Peyğəmbərlər belə bir evlilik edə bilmədilər ki, sənin edəcəksən. Sizə bir şey deyim Heç toyda olmusunuz, Dini toy doğranarkən? Onların necə dua etdiyini görmüsən? İnanırsınız? (Bəli) Heç toyun olubmu, müəllim? (Yəni) duanda; “Vallah, sən onlara Əli ilə Fatıma arasındakı xoşbəxtliyi deyirsən? (Diyorum) Eşidirsən? Əli Əbu Turab adlanır? Əbu Turab nə deməkdir? Yerə düşmüş adam deməkdir. Niyə ona dedilər? Məscid yerdə üz-üzə gəldiyi üçün baş əsəbdən qopdu Ustadımız (s.ə.v) gəldi; “Ey yer atası, burada nə yatırsan?” demiş. Niyə? Fatimə ilə vuruşub məscidə qaçdı. Xoca, “Rəbbi Əli ilə Fatimə arasındakı xoşbəxtlik necə olur?” Düzdür, xoşbəxtlik var idi, amma həmişə deyil. Əli məscidə qaçdı. Ustadımız bunu haradan öyrəndi? Qızını ziyarətə getdi. ‘Mənim kürəkənim haradadır?’ dedi, “Məscidə getdi.” dedi. Bu həyatdır, çünki həyat. Mədinədə də həyat var idi. Əli olsan da həyatı yaşayacaqsan. Hansı doğru, hansının səhv olduğunu heç düşünməyin Fırtına ilə aparmadılar. Ustamız orada xəbərdarlıq etdi, evə getdi. Selamünaleyküm. Bağlanıb. Bunun mübarizəsini gücləndiririk ki, belə bir şeytan ziyafət versin. Bu gözləntini vermək Allahın izni ilə ən xoşagəlməz, uyğun olmayan qadın və ər ilə yaşayır. Ancaq xoşbəxtliyə əmr verəcəyinizə inansanız, sanki hər şeyi telefondan, internetdən sifariş verərsiniz biraz gözləyin. Bir az belə gözləyin; Bir İsrafil (əs) üfürəcək bir dünya məhv olacaq. Sonra yenidən üfürəcək insanlar qəbirdən qalxacaqlar. Bundan sonra xestelik qurulacaq. Milyonlarla il növbəyə qoyulacaq. Ümid edirəm cənnətə gedəcəksən, çünki imanla ölürsən. Huris sənin adını çəkdiyin kimi. Bir az gözləyirəm amma səbr edirəm. qardaşlar, Allah rəhmət eləsin Rəbbimdən diləyirəm Göydə belə görüşək (İnşallah) Artıq Gəlin Allahın dostlarını görək, Bizi dəvət etsinlər, Görək Əli, Görək Fatıma … Orada gizlilik olmayacaq, deyilmi? Məsələn, anamın əlindən öpə bilərikmi? “Bilmirik” nə demək istəyirsiniz? Gənclər, şəriət buradadır, yoxdur Orada yoxdur Allaha əmanət olun. Selamünaleyküm.

Yıldızlarla Konuşan Adamın Hikayesi

Hiç daha önce gökyüzüne baktınız mı? (Video boyunca fonda müzikler var) Hayır! Gerçekten de baktınız mı? Fark ettiniz mi ne kadar güzel, ne kadar duru? Hele ki gece karanlığında. Semânın nur yıldızlarıyla yaldızlanan simasına baktınız mı? Ne kadar güzel, ne kadar da muhteşem. Nefes kesici değil mi? Vaktiyle bir adam varmış. Gökyüzüne aşıkmış. Semaya bakıyor, semadan gözünü alamıyor, daha net, daha yakından, daha pürüzsüz görebilmek için dağların yüksek yamaçlarına çıkıyormuş. Saatlerce yürüyor, erzaksız kalma pahasına tehlikelere göğüs gererek mücadele verip, türlü engelleri aşıp, o yüksek zirvelere yürüyormuş. Sırf gök yüzüne sevdalı olduğu için. Onun bu heyecanını, bu tutkusunu anlayamayanlar oluyormuş. Kimileri ona engel olmaya çalışmış. Kimileri ise onu delilikle suçlamış. O ise hiç vazgeçmemiş. Dokunmak istemiş gökyüzüne. Ona imrenenler de olmuş. Onun gibi olmak isteyenler. Ama cesaret edemiyorlar, bulundukları köyün duvarını dahi aşamıyorlarmış. O ise hiç bir engel tanımadan en yüksek tepeyi arıyormuş. En duru manzarayı. En sonunda birilerinden duymuş ki bir tepede en güzel manzara bulunuyormuş. Hemen koşmuş oraya, saatler sürmüş tırmanması. Sonunda varmış tepeye. Sırtını çimlere yaslamış. Başını kaldırıp gökyüzüne bakmış. Gerçekten de hiç bir yerle kıyas edilemeyecek kadar çok yıldız varmış. Ama hayır, hayır burası da onun içindeki hissiyatı karşılamıyormuş. Ne yapmalıyım derken bir çözüm bulmuş. Öyle bir çözüm ki, onu yaptıktan sonra tüm gökyüzü serenata başlamış. Galaksiler vecde gelmiş, tüm yıldızlar saklandıkları perdelerini açmışlar. Adeta resmi geçit gibi yahut geceleyin denizin üstünde demir atmış dev bir donanmanın fenerleri gibi parıl parıl parlamaya başlamışlar. Öyle bir çözüm ki yıldızlar yere inmiş, gök çökmüş adeta. Ve inen yıldızlar o gökyüzüne aşık, sevdalıya kendi dilini öğretmişler. Yıldızların lisanı mı olur demeyin. Yıldızlarla konuşmaya başlamış o adam. Onun bir lakabı bu olmuş. Yıldızlarla konuşan adam. Ve konuşturuş yıldızları. Her birisi dile gelmiş ve tek bir lisanla söylemişler. Söyledikçe yıldızlarla konuşan adamın kalbi tüm kainatı kuşatan bir sevgiyle dolmuş. Galaksilere uzanmış yüreği, nurla dolmuş. Nurla doldurmuş âlemi. Peki neymiş tüm yıldızları söyleten çözüm biliyor musunuz? “Sübhane rabbiyel a’lâ” Başını secdeye götürmüş. Diğerlerinin her gün kibirle büyüttüğü başını en kıymet verdiği, fikirlerini, hayallerini taşıdığı başını, hiç bir şeye feda etmedikleri başını o, toprağa götürmüş. Gökle bir olmak için, yerle bir olmak lazım demiş. Topraktan yaratıldığını hatırlayıp, toprağa götürmüş bedenini. Farketmiş ki ayaklarıyla ne kadar yükseklere tırmansa da onu yükseltmiyor. Onu esas yükselten şey onun en yükseği tanımasıyla mümkün. “Allahu Ekber” (Gök gürültüsü sesi) O ki her şeyden büyüktür. O ki büyüklükten bahsedildiğinde her şey onun yanında sonsuz küçük kalır. O ki tek büyüktür. Başını secdeye götürerek kainatı vecdeye getiren o gökyüzü sevdalısı avuçlarını açtığında kainatın sahibi onun avuçlarına sanki yıldızları dolduruyormuşçasına duaya kalkıyormuş elleri. Yıldızlarla konuşan adam hayret ve muhabbetle ve hürmetle başını secdeye götürdüğünde yıldızlar dile gelirlermiş. O da dinle dermiş etrafındakilere. “Dinle de yıldızları, şu hutbe-i şirinine, Nâme-i nurîn-i hikmet bak ne takrir eylemiş.” Yani yıldızların şu şirin hutbesini dinle, hikmetin nurlu namelerine bildiriyor. “Hep beraber nutka gelmiş, hak lisanıyla derler:” Her birimiz sonsuz celâl sahibi bir kudretli zâtin varlığına, sanatının haşmetine, onun birliğine ve kudretine nur saçan birer deliliz. Şu zeminin yüzünü yaldızlayan ve birer kudret mucizesi olan nazenin varlıkları, meleklerin seyran etmeleri için onlara birer mesken olmuşuzdur. Şu gökyüzünden yeryüzüne bakan ve bir yandan da Cennet’e dikkat eden binler dikkatli gözleriz biz. Biz yaratılış ağacının bir bölümü olan semada, Samanyolunun dallarına sonsuz güzelin hikmet eliyle asılmış pek güzel meyveleriz. Şu semavat ehli olan meleklere birer gezici mescid, dönen birer hane, ulvî birer yuvayız. Birer nurlu kandil, cebbar olan Allah’ın birer gemisi, birer teyyareyiz biz. Aynı sikkeyi ve turrayı taşımakla Rabbimizin bir olduğunu gösteririz. Hepimiz onun hizmetindeyiz. İbadet eden kullar gibi biz de kendi tesbihimizi yapar, Samanyolu’nun büyük halkasında cezbeye kapılmış vaziyette, yaratılış harikası olarak Rabbimizi zikrederiz. Böyle yüz bin dil ile yüz bin delil gösteririz Rabbimize dair. Ve işittiririz insan olan insana. Fakat kör olası gözleri bizi görmez oldu. Bizim sesimizi duymaz oldu. Kimse bizim dilimizi anlamaz oldu. Biz de karanlık perdesinde sessizce bekledik seni. Çok bekledik. Mevsimler geçti, hazan yaprakları bilmeyiz kaç defa düştü dallarından. İlkbaharda kaç çiçek kırmızıya boyandı, kaç çiçek sarıya, kaçı maviye boyandı? Kaç baharda dallar yeşerdi? Kaç farklı lisanla yeryüzü bağırdı tek bir dilden? “Lâ ilahe İllallah” (Gümberdeme) Saymadık, kaç kar tanesi düştü biz beklerken toprağa? Her birisi kendine has beyazlığı, kendine has diliyle “Birsin Allah’ım” diye haykırarak kendi sanatını sağır kulaklara, kör gözlere haykırdı? Biz sessizce beklerken kaç renkte, kaç desende, kaç kumaşta nice farklı sesleriyle, nice farklı nâmeleriyle kuşlar lîsana gelip bir olan Rabbimizi haykırdı ama duymadılar? Bilemiyoruz kaç böcek varlık delillerine desenlerindeki göz alıcılıklarıyla arz-ı endam eyledi? Kaç arı kanat çırptı, çiçekten çiçeğe? Kaç kovan bal yarışına girdi? Tüm kainat Allah birdir diyerek kendi balını akıttı ama insan gözü bir arı gibi onlara konup, onlardaki iman şerbetini toplayamadı. Arı balını yaptı ama insan balını yapamadı. İnek sütünü yaptı ama insan secdesini yapmadı. (Giyotin sesi) Süt ki kan ve pislik arasından bembeyaz aktı. Bir damla kan, bir damla pislik bulaşmadan. Ey insanlar bana bakın ve Rabbinizi tanıyın dedi. Ama onu da duymadınız. Halbuki envai çeşit ihsanlarıyla, akılları hayrette bırakan ikramlarıyla, milyon farklı tatlarıyla, milyon farklı kokularıyla, milyarlarca meyvenin uzatılması ve hepsinin mükemmel ambalajlanması ve mükemmel şifalar içermesi, muhteşem faydalara çalışması, muazzam sayılarda üretilmesi ve taklit edilememesiyle, milyon farklı desen ve renkleriyle, milyarlar farklı güzellikte manzarasıyla; tüm kainat nefes kesen büyüleyiciliğini göstererek, tek bir lisanla “Elhamdülillah” (gümleme sesi) dedi ve dedirtti. Dumadınız! Kimden kime ne kadar hamd ve övgü varsa hepsi Allah’a aittir dedi. İştmediniz. Her birimizdeki yazılı mektupları okumadınız. Yanımızdan geçip geçip gittiniz. Bilmeyiz kaç asır geçti? Meyvesi dalından koparılan kaç ağaç Rabbinize şükretmeniz için yalvarırcasına baktı size. Ama siz bakmadınız. Bir kere olsun bakmadınız. Ellerini açtı nice ağaç gökyüzüne. Rabbine yalvardı. “Allah’ım ben bu insanların nankörlüğünden beriyim.” dedi. “Benim meyvemi rızamın dışında kopardı.” dedi. Duymadınız, bakmadınız. Gökyüzü ağacının meyvesi olan biz yıldızlara da hiç bakmadınız. Yıldızlarla konuşan adam başını önüne eğdi bu sefer. Yıldızlar binlerce yıllık yalnızlıklarını ve suskunluklarını şikayet ediyor gibiydiler. Yıldızın bir nida etti: “Başını kaldır! Kendini tanıttırmak isteyen faal ve kudretli bir zâtın harika işlerine bak. Sen başıboş olmadığın gibi bu hadiseler de başıboş olamazlar. Her birisi çok hikmetli vazifeler peşinde koşturuluyorlar. Merhametli ve kudretli bir emrinde görev alıyorlar.” Başını kaldırdı. Tüm güzelliklerini göstermişlerdi tüm yıldızlar. Hiç görmediği bir güzellikti bu. Adeta bir aşk manifestosu, bir sevda destanıydı gördüğü. Bakakaldı! Bir daha gözünü alamadı. Aradan nice zaman geçti. Köyüne tüm uyuyanları uyandırmaya gitti. Bir de ne görsün? Tüm ahali başını kuma sokmuş debelenip duruyor. Ne kurtulabiliyor, ne de kurtulmak istiyordu. Bağırdı, yıldızlarla konuşan adam ama kimse onu dumadı. Avzı çıktığı kadar bağırdı. Duyan olmadı. Çünkü tüm ahali sağır olmuştu ve işin en kötü tarafı hikaye burda bitmedi. Maalesef bu hikaye bu şekilde hala devam ediyor. Yıldızlarla konuşan adam bağırıyor ama duymuyorlar. Gösteriyor ama görmüyorlar Gören göze karanlık perde olmaz. Görmeyen göze ışık ne yapsın? Altyazı M.K.

Bizde Söz Namustur! – Ahde Vefa

Arkadaşlar burada devekuşu yumurtası gibi bir şey var O bu ne olmuş ya böyle? Niye böyle? Yaladınız mı bunu? Efendim? Bu limon kardeşim Şaka şaka greyfurt diyecektim pardon Çınaraltı logosu Hz. Ömer zamanında 3 tane genç varmış Hz. Ömer’in huzuruna gelmişler ve aralarındaki bir kişiyi göstererek demişler ki: “Ya Emirü’l Müminin, biz bu kişiden davacıyız. Biz bu kişiden had uygulanmasını, kısas uygulanmasını istiyoruz, davacıyız. Bizim babamızı öldürdü.” Hz.Ömer hemen o kişiye dönüyor soruyor: “Durum doğru mu, gerçekten böyle mi, babalarını mı öldürdün, niye öldürdün?” Durumu tahkik ediyor tabi ki. O kişi diyor ki: “Evet Ya Emirü’l Müminin, babalarını öldürdüm ama durum şöyle oldu: Ben geldiğim yerde zengin bir insanım, malvarlığım çok, çok da güzel bir atım var. Yani bu atı gören dönüp bir kez daha bakıyor, bir kez daha bakmak istiyor, öylesine göz alıcı bir at. Bu atla bu gençlerin bahçesinin yanından geçerken bir şekilde engel olamadım Atı kontrol edemeyince bahçeden bir meyve ısırdı ve kopardı. Gençlerin babası da bu durumu görünce çok sinirlendi fazla bir tepki verdi, bir hışımla çıktı ve eline kocaman bir taş alıp atıma doğru fırlattı. Atımı başından yaraladı, atım yere düştü ve öldü. O benim en sevdiğim malım olduğu için, en sevdiğim hayvan olduğu için dayanamadım, ben de (nefsime çok dokundu çok ağır geldi) bir taş alıp ona fırlattım. Daha sonra onun babası da başına o taş isabet edince o da vefat etti. Bu şekilde oldu olay.” Hz. Ömer diyor ki: “Öyle ise sen suçunu kabul ediyorsun. Evet sen bu kişiyi öldürmüşsün” “Evet.” diyor, “Kabul ediyorum.” Öyleyse sana kısas uygulanacak. Gençler babamızın kanı yerde kalmasın diyorlar ve dava ediyorlar. -Bu ölüm cezasını kabul ediyor musun? +”Evet.” diyor, “Kabul ediyorum, babalarını öldürdüm, suçluyum.” “Öyle ise uygulanacak.” diyor. Genç diyor ki: “Son bir arzum var, yerine getirilmesini istiyorum.” “Nedir?” diyorlar arzun. Diyor ki: “Bana 3 gün müsaade edin, bizim malımız mülkümüz çok fakat bu malı, mülkü, bu serveti saklayabilecek bir yer bulup sakladım. Benim de kardeşim geride mirası bırakabileceğim tek kişi yetim bir çocuk.” Şimdi ona bu malı ulaştırmam lazım ama saklı olduğu için yerini bulamadığı için ulaştıramam. Siz bana 3 gün müsaade edin bu yetimin hakkını ortada bırakmayalım, mağdur etmeyelim, gideyim ben ona o sakladığım yerden malı mülkü çıkartıp vereyim. O da kurtulsun, sonra ben de geleyim. Vaat ediyorum geleceğim. Hatta burada bir kişiyi de kefil bırakayım.” diye genç böyle o yetimin hakkını savundu. Dediler ki: “Kimi kefil bırakacaksın arkanda?” Şöyle, o genç, etrafında sahabelerin simalarına tek tek bakarak birisinin üstünde gözlerini durdurdu ve parmağıyla onu gösterdi. Gösterdiği kişi hiç tanımadığı bir sahabeydi “Amr bin As” (r.a) Sahabelerin en seçkinlerinden olan Amr bin As’ı kefil olarak gösterdi. Bu kişi benim yerime kalır, dedi. Amr bin As’a sordular: “Kalır mısın, kefil olur musun? “Evet olurum.” dedi. “Ama bu genç gelmezse onun bedeline senin kanın akacak, kabul ediyor musun?” Evet, dedi. “Kabul ediyorum.” Genç gitti. Beklediler. Bir gün geçti, iki gün geçti, üç gün geçti. Tam vaadedilen süre dolmaya başlayınca sahabenin büyükleri geldiler, dediler ki: “Yapma etme, Amr bin As çok değerli bir sahabedir. Onun yerine bu gençlere diyet ödeyelim, kan bedeli ödeyelim.” Gençlere bunu teklif ettiler fakat gençler bunu kabul etmedi, “Hayır, biz babamızın ille de kanının bedelini isteriz, ille de babamızın karşılığında bir kişiyi isteriz.” Böyle diyince, Amr bin As dedi ki: “Benim sözüm sözdür. Hayır, sözümüzü verdik. Ben idama hazırım. Buyurun işte boynum.” dedi. Böyle cesaret gösterince sahabeler duygulanmıştı. En yakın arkadaşlarından birisi, hatta Allah Rasulü (sav) en yakın arkadaşlarından birisi bu şekilde, belki hiç alakası olmayan bir meseleden dolayı, belki canını verecekti. Daha sonra, tam idama hazırlıklar yapılırken uzaktan kalabalık yarıldı ve esas ölümle mahkum edilen genç uzaktan çıktı geldi. Hz. Ömer dedi ki: Ey genç! Gelmemek için çok geçerli bir sebebin vardı, yerine de kefil vardı neden geldin? Dedi ki: “Ahde vefasızlık etti dedirtmemek için geldim.” “AHDE VEFASIZLIK ETTİ DEDİRTMEMEK İÇİN GELDİM.” Bir Müslüman asla ahde vefasızlık etmez. Verdiği sözü yutmaz, çiğnemez. İşte sözü tutmak bu kadar önemlidir müminin dünyasında. Canı bedeline, kanı pahasına ahdini tutar. Bize sahabe döneminden bir ders. Hz.Ömer çok duygulandı. Dedi ki: “Bu kadar kahramanca bir hareket yaptın, seni tebrik ediyorum.” Döndü Amr bin As’a sordu: “Sen hayatında hiç tanımadığın bu adam yerine neden kefil oldun?” Hz. Ömer böyle sorunca Amr bin As dedi ki: “Bu kadar insan varken bana baktı ve beni seçti. İnsanlar içinde insanlık ölmüş dedirtmemek için ben de bu işi kabul ettim.” İşte Müslümanların canı pahasına korumaya çalıştıkları ahlaki değerler. Gençler bu manzarayı görünce onlar da bir ibret dersi aldılar. Kalplerine bir nur düştü. Dediler ki: “Ya Emirü’l Müminin! Biz konuştuk da karar verdik Aramızda anlaştık. Biz davayı geri çekiyoruz, hiçkimsenin kanı aksın istemiyoruz. Babamızın bedelinin ödenmesini istemiyoruz, geri çekiyoruz.” Hz.Ömer dedi ki: “Az önce babamızın kanı yerde kalmasın diye sürekli ısrarcıydınız. Neden vazgeçtiniz?” Dediler ki: “Bu manzarayı gören kalbin titrememesi mümkün mü? Merhamet göstermemesi mümkün mü? Müminlerde merhamet kalmadı demesinler diye geri çektik.” İşte üç tane duruş, üç tane tavır. Peki, onlar bu tavırları gösterirken onlar duruşları sergilerken bugünün insanlarına baktığımız zaman, acaba aramızda rastgele seçtiğimiz 3 kişiden bu duruş ortaya çıkıyor mu çıkmıyor mu? Eğer ortaya çıkmıyorsa, bizde olaylara bakış eksikliği bakış problemi var demektir. Bakın Bediüzzaman hazretleri diyor ki: “Benim 40 senelik hayatımda, 30 senelik tahsil hayatımda öğrendiğim şu 4 kelimedir.” diyor. Nedir o 4 kelime? Birisi niyet, birisi nazar, birisi mana-yı ismi birisi de mana-yı harfi Yani Mana-yı ismi ne demek? Her şeye zahir gözüyle bakmak. Mesela burada bir limon var. Bu, arkadaşlar kavun değil, bu ananas değil. Ayva zannediyorlar genelde. Neredeyse kafamın büyüklüğünde Arkadaşlar bu özel bir çeşit. Sen kulağını tıka, arkadaşımızın tiki var. Bu, -ingilizcesini söylesem olur mu?- Limona tiki varmış da. Bu arkadaşlar Özür diliyorum 🙂 Sen kulağını tıka ben limon dedikçe 🙂 İstemdışı oluyor valla 🙂 Bu, kafam büyüklüğünde olan şey, arkadaşlar limon. Ben senin için bundan sonra ayva diyeceğim tamam mı? Arkadaşlar bu ayva dediğimiz Müslümanları kandırmayalım 🙂 Abi ben ayva diyim, siz anlayın ne demek istediğimi. Kardeşim renkten renge giriyor. O yüzden ben buna ayva diyeceğim. Şimdi baktığınız zaman mana-yı ismi gözüyle, yani sadece bunun zahirine baktığımız zaman burada bir meyve görüyoruz Siz ne olduğunu biliyorsunuz, ben ayva diyeceğim ayva görüyorsunuz. Ama Perde arkasında o zahiri gördüğümüz işte, maddelerin Buna rengini veren pigmentlerinden tut içindeki onun sıvısının barındırdığı özelliklerine kadar bu onun zahiri özellikleridir. Bir de perde arkasında bunun hangi esmaya dayandığı yani Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden hangisine intikal ettiğimiz bu işin mana-yı harfidir işte. Yani Allah’a bakan yönü. Bu çok önemli. Kainatta herkes zaten Elmaya elma, armuta armut Bu meyveye, adını koymak istemediğimiz bu meyveye 🙂 o gözle bakıyor. Kediye kedi veya bir file fil gözüyle bakıyorsun ama perde arkasında Allah’ın hangi isimleri tecelli ediyor diye tefekkür edersen o bir saat tefekkür, bir sene nafile ibadetten daha üstündür. İşte eğer biz bu bakışı kazanırsak kainata Allah’ın sanat eseri gözüyle bakabilirsek kainatı okumaya başlarsak Efendimizin (asm) sahabelere yaptırdığı bu tevhid talimini doğru anlarsak işte o zaman bütün kainat Allah’ın bir eseri gözüyle, yazılmış bir kitap gibi bize kendini okutmaya başlar. Biz onu okudukça, -E sahabeleri sahabe yapan neydi? Efendimizden (asm) aldıkları bu La İlahe İllallah dersiydi.- Baktığımız zaman bu limon aslında, -hani ayetlerde geçiyor ya: “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tespih eder.” Canlı cansız her şey Allah’ı zikrediyor, tespih ediyor. Biz duymuyoruz ama perde arkasında her birisi La ilahe İllallah diyor, Subhanallah diyor, Elhamdulillah diyor, Allahu Ekber diyor. Nasıl diyor? İşte bu bakışı kazanırsak, okumayı öğrenirsek ve kainata mana-yı harfiyle bakarsak işte o zaman sahabelerin o anlatmaya doyamadığımız güzel ahlakları bizde de tecelli etmeye başlayacak. Niye biliyor musun? Çünkü onları o hale sokan, o hassasiyetlere getiren Allah aşkını elde etmeye başlayacağız. Allah’ı tanıdıkça kalbimizde bir sönmeyecek alev, bir Allah aşkı ateşi yanmaya başlayacak. O Allah aşkının ateşiyle işte şu sorularına cevap bulacaksın: Abi, sabah namazına kalkamıyorum. Abi, namazlarımda huşu duyamıyorum. Şu ibadetimi yapamıyorum, şu konuda iradem çok zayıf Sürekli şu konuda günah işliyorum ama tövbe etmeye o günah yine iflah olmadan devam etmeme sebep oluyor. Tövbe etsem de tekrar o günaha düşüyorum. Bu gibi bütün arızalarımız imanın güçlenmesiyle çözülür. İman nasıl güçlenirmiş? Allah’ı tanımakla. Allah’ı tanıdıkça peşinden gelen Allah aşkı ve işte ahlaka sirayet ediyor. Bugün bütün Müslümanlarda gördüğümüz problemleri alt alta koyun Ne görüyorsunuz kardeşim? “Müslümanların şu problemi var.” dediğiniz ne varsa hepsinin temelinde şu limona o gözle bakamamak vardır. Sahabelerle bizi ayıran temel noktayı Bediüzzaman hazretleri fark ettiği için bakın bize nasıl bir dersle bakmayı ve görmeyi öğretiyor. Diyor ki: “Gel! Bütün bu ovaları, bu meydanları bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et. Bizi nereye sevkediyor kardeşim: Dikkat et! Dikkat çok önemli, senin namusun gibidir dikkat. O yüzden İslam düşmanları seni gaflete ve dikkatsizliğe itmeye çalışır. Sen de inadına ne yapacaksın? Dikkatini bir zırh gibi giyineceksin. “Bak!” diyor. Kur’an sana “bak!” diyor. Sürekli seni bakmaya teşvik ediyor. “Fenzur” diyor kaç ayetin başında değil mi? Bak! Bir nazar et, gözünü çevir bir bak. Bakmazsan ne oluyor? İşte bakmazsan kör olmaya başlıyorsun. Görememeye başlıyorsun. Allah hesabına bakmayınca, gözlerin kör bakmaya başlıyor. İşte bize bakmayı öğretiyor. Diyor ki: “Gel bütün bu ovaları Bu meydanları, bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et! Boş bakma, dikkat et. Bunun perde arkasında bir şey var.” Yani insan doğmuş, büyümüş, 15 yaşına gelmiş, artık ülfet peyda etmiş. Alışkanlık besliyor. Artık gördüğü bir gül onu şaşırtmıyor. Fevkalade bir çiçeğin kokusu onu şaşırtmıyor. Bir arının uçuşu, bir sineğin kanadını çırpması Bir ineğin kan ve pislik arasından bir damla kan bir damla pislik karışmadan bembeyaz sütü akıtması onu şaşırtmıyor. Normal görüyor. Basit bir isim takıyor. İsim takınca sanki olayı çözdü 🙂 Adiyat perdesine atıyor. Halbuki senin gözünün -bir et parçası olan gözünün- görmesi ne kadar mucizeyse, güneşin orada asılı durması da o kadar mucizedir, bir çiçeğin kokması ve et parçası olan burnunun onu koklaması o kadar mucizedir. Bir limonun tadına baktığın zaman dilinin ondan tat almasını sağlayan mekanizmayı diline koyan ile limona dilinin tadabileceği tadı yerleştiren Zat’ın aynı Zat olduğunu bilmeden, bulmadan Nasıl Allah’ın bir olduğunu iman ederek şehadetle söyleyebilirsin ki? Bu ifadelerini halin, aklın, hayatın yalanlıyor. Çünkü sen Allah’ın bir olduğu öyle dilinin ucuyla söylüyorsun. Kainata şöyle bir bak, ikinci elin karışma ihtimali var mı? Bir kalemle iki kişi yazı yazabilir mi? Yazamaz. Bütün kainat La ilahe İllallah diyor. Şu limon bütün diliyle bize bağırıyor, kendi lisanıyla bize bağırıyor: “Ey insanlar! Bana bakın!” diyor. “La ilahe İllallah diye bağırıyorum. Beni duyun!” diyor. “Beni görün.” diyor, “Beni okuyun.” diyor. İşte mana-yı harfi bu demek. Onun bu sessiz çığlıkları bize ders veriyor. “Bakın, Allah birdir!” diyor. “Benim bağlı bulunduğum ağacın dallarını, yapraklarını fotosentez ile çalışarak bir besin ürettiren ve bana fayda sağlattıran aynı zamanda senin vücuduna bu limonu faydalı hale getirten bir ilah var.” İkinci bir el karışsa her şeyi karıştırır. Zaten hakimiyetin şe’ni gayrın müdahalesini reddeder de mi? Bir padişah bile, -ikinci bir el kendi saltanatına karışsa- kardeş katli vaciptir demiş bazı dindar padişahlar. Dindar olmasına rağmen kardeşinin katlini vacip ilan etmiş sırf saltanatı korumak için. Öbür türlü ne oluyor? İşte bir Cem Sultan olayıyla 17.000 kişi ölmüş mesela. Saltanata ikinci bir el karıştı diye. E dünyalık işlerde bu böyle. Kainatta en ufak bir elin karışabileceği boşluk var mı? Kainat o kadar hassas bağlarla birbirine bağlanmış ki hiçbir el karışamayacak derecede iş, adeta fabrikanın çarkları gibi işliyor. Bu limon bize haykırıyor işte. Bak diyor: “Beni yaratan kim ise dalımı yaratan da O. Benim yapraklarımın güneş ile bağlantısını sağlayan, o fotosentezi işlettiren aynı el.” diyor. “Benim bağlı olduğum toprak ve benimle beraber bütün türlerimin bütün cinslerimin bağlı olduğu toprağın sahibi aynı el.” diyor. “Beni yaratan kim ise güneşi yaratan da O.” Ne kadar büyük bir bağlantı var. Ne diyor üstad: “Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş’i de o halketmiş, o yaratmıştır.” Sivrisineğin gözünün görebilmesi için güneş lazım. Güneş olsa, göz olmasa ışığın ne anlamı var? Görecek bir göz lazım değil mi? İşte limon bize bağırıyor. Bak mesela limonda ne özellikler var? Bakıyorsun mesela C vitamini var. Antioksidan özelliği varmış limonun. E limon yediğin zaman bağışıklığın kuvvetleniyor. Kanın sulanıyor. Başka? Baş ağrısına, boğaz ağrısına tedavi. Özellikle böbreklere çok faydalı, böbrek taşına çok faydalı, karaciğere çok faydalı, sindirim sistemine çok faydalı. Kansere karşı, romatizmaya karşı, diş etine karşı stres hormonunu azaltmasına karşı bir sürü özellikler Cenab-ı Hakk bunun içine koymuş. Sadece o değil. E tadı diline göre, kokusu burnuna göre, şekli gözüne göre dizayn edilmiş. İçindeki faydalar da vücuduna göre dizayn edilmiş. Demek ki bunu yaratan kimse seni yaratan aynı Zat. Bunu yapan o odun parçası olamaz. Bu harikulade sanatı odundan bilmek odunluktur. Odunun da akıbeti yanmaktır. İşte kainata sadece mana-yı ismiyle bakan mana-yı harfiyle bakmayan adam böyle körlükler yaşadığı için böyle nankörlükler yaşadığı için perde arkasındaki eli görmüyor. Düşünsene mesela. Şunu perde varsay. Ben böyle bir kalemi aldım, kalemle yazı yazıyorum. Perde arkasındaki eli görmeyen adam bu perdenin yazdığını iddia etse ne kadar ahmakane durum olur. Desen ki: “Ya kardeşim! Sen görmüyorsun ama o perdenin arkasında bir el var. O el kalemi tutuyor. Senin görmemen onun olmadığı anlamına delalet etmez ki.” O sana dese: “İspat et.” Nasıl ispat edersin? “Ya o kalemin bu şiiri yazabilecek bir ilmi yok. İlim olabilmesi için hayatı olması lazım, kalem cansız, hayatı yok. Kudreti yok. Bıraksan perdeyi yere düşer, gücü yok. Hikmeti yok. Faydaları gözetemez, bilemez. Merhameti yok. O şiiri yazabilecek hissiyatı yok.” Böyle uzar gider. Demek ki bu sıfatlara sahip bir Zat olabilir. Her şeyi bilen, -Güneşi de bilen, toprağı da bilen- toprağı da yaratan; hükmü, gücü bulutlara, fırtınalara, her şeye yeten bir Zat olabilir ancak. İşte bu limon başlı başına bağırıyor. “La ilahe İllallah” diyor. “Allah’tan başka ilah yoktur.” diyor. Haykırıyor bize. Başka? Bütün bu işleri yapabilmesi için kusursuz bir limon yapabilmesi için “Subhan” olması lazım. Kusursuz olması lazım. Bütün kainata sözünü geçiren “Subhan” bir Zat olabilmesi lazım. Kendi başına Subhanallah diyor. Kimden kime ne kadar övgü varsa hepsi Allah’a aittir. Böyle bir işi yapmak övülmeye layıktır. Elhamdulillah diyor. Ve kendi lisanıyla bağırıyor: “Allahu ekber” Bu işi yapan sonsuz büyüklükte bir Zat ancak olabilir. O’nun büyüklüğünden bahsettiğimiz zaman her şey sonsuz küçüktür. İşte bize bütün bu bakışları kazandıran şu satırları dinleyelim: Evet gel, bütün bu ovaları bu meydanları bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et! Her birisinde o gizli Zat’tan haber veren işler var. Adeta her biri birer turra, birer sikke-mühür, birer hatem gibi o gaybi Zat’tan, o gizli Zat’tan haber veriyorlar. İşte gözünün önünde bak! Bir dirhem pamuktan ne yapıyor? Pamuk nedir? Tohuma işarettir. Mesela zerre gibi bir afyon büzrü, bir dirhem gibi bir zerdali nüvatı çekirdeği, bir kavun çekirdeği nasıl çuhadan daha güzel dokunmuş yapraklar, patiskadan daha beyaz ve sarı çiçekler, şekerlemelerden daha tatlı ve köftelerden ve konserve kutularından daha latif, daha leziz, daha şirin meyveleri hazine-i rahmetten getiriyorlar, bize takdim ediyorlar. Meyveleri hiç bu gözle görüp bu gözle yediniz mi? Baksanıza, şunun ambalajını yapan Zat nasıl bir ilme sahip! “Hadi kardeşim şöyle bir işi yap.” desen -bütün ateistlerden de destek alabilirsin- “Yap kardeşim.” desen yapamazlar. Bir elmayı, bir portakalı, bir limonu yapmaktan acizler. Tavuklar dese ki: “Siz misiniz ateistler?” “Tamam.” dese, “Bundan sonra yumurtlamıyoruz. Hadi ateistler bir araya gelin yumurtlayın bakalım.” Yumurtlayabilirler mi? Yapamazlar abi. Senin o hakir gördüğün tavuk, haberi yok ne iş yaptığından. Ya, sen bedavaya götürüyorsun. “İşte romatizmama şu iyi geliyor, karnımın açlığına bu iyi geliyor, şuraya bu iyi geliyor bu iyi geliyor.” diyerek bedava diye götürüyorsun. Hiç mümkün mü kardeşim, senden hesap sorulmasın, bedel istenmesin? Bu kadar mucizeleri senin için çalıştıran, bütün kainatı “La ilahe İllallah” diye bağırttıran bir Allah elbette, sen bu koca musikaya karşı, bu koca zikre karşı kör ve sağır kalırsan, onların zikirlerini duymaz ve tasdik etmezsen, onların her emrine itaat ettikleri sonsuz kudret sahibi olan Rabb’e itaat etmezsen, arı balını yaparken sen de kendi balın olan secdeni yapmazsan işte cehennem de seni çağırıyor. Cehennem de bu itaatsizliğini, bu secde etmeyip başkaldırışını cezalandırmak için sabırsızlıkla bekliyor. Allah muhafaza. Rabb’im böyle bir yanılgıdan bizi korusun. Ve bütün kainat böyle sana Rabb’ini tanıtmak için adeta haykırıyor, La ilahe İllallah diye bağırıyor. Sen bunu görmezsen, seni bu kadar sevdiğini ilan eden Zat’ı sen de secde ederek o sevgisine mukabele ederek sevdiğini göstermezsen sevildiğini bildirip sevdiğini ilan etmezsen ne kadar büyük bir körlük, ne kadar büyük bir nankörlük oluyor Ve bugünün insanıyla ve Asr-ı Saaddet’teki ve ondan sonraki halifelerin Hulefa-i Raşidin dönemindeki kalite farkını ortaya koyuyor. Onları o seviyeye çıkaran yoldan biz de gitmezsek bize kalite kazandıran tevhid gözlüğünü takmazsak işte biz bugünün dünyasında yuvarlanıp gideriz, sürekli dizimizi dövmeye başlarız. Rabb’im o günlerin hasretini sizlerin güzel ahlakıyla dindirsin inşallah. El- Fatiha. Çınaraltı logosu

Sen acele ettiğin için Allah acele etmez! Deli gibi ne koşturuyorsun?

İşte, hayat bu. Bu kadar kısa. Biz eski ümmetler gibi 500 sene, 600 sene yaşamıyoruz kardeşler. Allah Muhammed ümmetine (sallallahu aleyhi ve sellem) 60, 70 sene ömür vermiştir. Kısa! Bu kadar kısa bir zaman dilim içinde Allah’a başkaldırmaya değer mi? Allah Teâlâ’ya kafa tutmaya değer mi? Kime şekil yapıyorsun? Bak! Muhammed Aleyhisselam’ın bir hadisi şerifini getirdim. Allah Resûlü Aleyhisselam buyurdu: “Muhakkak ki işler Allah’ın izniyle cereyan eder.” Ne kadar iş varsa, O izin vermedikçe o iş ortaya çıkmaz, cereyan etmez. “Sakın herhangi bir işin gecikmesi sizi onu acele yapmaya itmesin.” Bir işi yapmak istiyorsun, bir şeyi başarmak istiyorsun, bir dükkan açmak istiyorsun ama gecikiyor. Devamlı gecikiyor. O konuda seni aceleye itmesin o iş. Allah ol dememiş daha. “Çünkü Allah Teâlâ hiç kimsenin aceleciliği için acele etmez.” Sen istediğin kadar acele et o işi yapmak için, Allah sen acele ettiğin için; “Dur bakayım ya bu kulum çok acele ediyor bu işte. Hadi ben de acele edeyim.” demez. O işin bir zamanı vardır. O zaman yerine gelmedikçe Allah ona ol demez. Şu hâlde sendeki bu telaş, bu acele, bu koşturma neden? Kendi kendini niye yıpratıyorsun? Zaten kaderinde varsa senin çalışman da ortada; çalışmanın sonunda Allah sana verecek. Neden daha erken olmasını istiyorsun ikinci evinin, ikinci arabanın? Geçen hafta da anlattım. Yalı sahibi oldu. Kadın, yalı sahibi, yalıdan kira alıyor. Hayatı garanti. Gündüz vakti telefonunda oyun oynarken; gemi giriyor ya, yatak odasına gemi giriyor, kocaman gemi. O videoyu gördünüz kardeşler. Hayatı garanti olan bir insan telefonunda oyun oynarken; “Bir baktım” diyor, “yatak odama gemi girdi.” diyor ya, “kocaman gemi girdi.” diyor ya! Bak! Garantin yok. Her an evinden içeri bir ufo dalabilir haberin olsun. Şu hâlde güvenecek hiçbir şeyin yok. Ölüm sana bu kadar yakın. Musibet sana bu kadar yakın, her an gelebilir. Her an gelebilirse Allah’ın kitabından yüz çevirme! Öleceksen bari adam gibi öl. Mümin gibi öl, Müslüman gibi öl. Bu kitabın deyimiyle: “Müslüman olmaktan başka hiçbir din üzere ölmeyin. Son nefesinizi vermeyin hiçbir din üzerine. Verdiğiniz zaman ben sizi ebedi olarak ateşte yakarım, ebedi olarak. Çıkamazsın! Seni peygamber bile kurtaramaz.” Şu hâlde, şu özel gecede yapacağımız en önemli dualardan bir tanesi ne? ‘İmanla ölmeyi istemek.’ “Allah’ım son nefesimize geldiğimizde Muhammed Aleyhisselam’ı yanımıza temessül ettir. (Amin) Bize şehadeti Efendimiz Aleyhisselam yaptırsın.” (Amin) Amin ya Muin. İşte bu! Allah Resûlü Aleyhisselam öyle buyurdu: “Kimsenin aceleciliği için Allah acele etmez. Kim Allah ile pençeleşirse Allah onu mağlup eder.” Pençeleşme tabiri nedir? Araplar da bunu kullanır. Şimdi gençlerde bir güç göstergesi var kardeşler. Ne yapıyor iki tane spora giden genç? Ver diyor bileğini. Eskiden eski insanlar ne yaparmış? Bilek güreşi yaparmış. Şimdi işler değişti. Pençeleşme yapıyorlar. İki tane eli, Muhammed kardeşim gel. Ben tekvandocuyum kendine dikkat et! Bak! Bu, pençeleşme bu. Şimdi, o bileğini bana doğru bastıracak, ben bileğimi ona doğru bastıracağım. Hangimiz daha kuvvetli pençeleşmeden ortaya çıkacak tamam mı? Muhammed’in kollarını kırmamam lazım. Bu, sosyal medyada faal bir kardeş. Aman kardeşim! Böyle biraz ittiğin zaman ben baskın çıkarsam ne ortaya çıkıyor burada? Hoca daha kuvvetliymiş. Ben de orada ego yapıyorum. Buna pençeleşmek denir. Şimdi bunu kul kula yapabilir. Sen kulsun, her gün tuvalete gitmek zorunda olan bir adamsın ya! Allah ile nasıl pençeleşirsin? Nasıl ona dik başlılık yaparsın? Sabahları ezan okunuyor ama ben kalkmam! Ben kalkmam! Beş vakit namazını kılmayan bu gece nasıl affolmayı bekleyebilir? Allah’ın kendisine merhamet nazarıyla bakmasını nasıl bekleyebilir? Üç vakit yemeğini sektirmiyorsun ama beş vakit namazı her gün sektiriyorsun. Utanmıyor musun Allah Teâlâ’dan? O midene o gıdaları öğütme kuvvetini veren, o aklını her gün çalıştıran ve sana işine gidip para kazanma nimetini öğreten Allah’a karşı biraz utanman yok mu ya? Resullulah buyurdu: (sallallahu aleyhi ve sellem) “Secdeleri çoğaltınız. Çünkü her secdede Allah bir günahınızı siler, size bir sevap verir ve derecenizi bir kademe arttırır.” Her secdede ya! Dört rekatlı bir namazda biz kaç defa secde yapıyoruz? Sekiz defa. Her rekatta iki tane secdemiz var kardeşler. Sekiz defa secde yapıyorsun; sekiz günah siliniyor, seksen sevap kazanıyorsun ve sekiz derece… Maneviyattaki dereceler asla sonu yoktur. Ölünceye kadar dereceler yükselmeye devam eder. Böyle bir nimet var, bu secde nimetleri var. Neden bu nimetlerin peşinde koşturmuyorsun? Muhammed Aleyhisselam’ı duymadın mı hiç, işitmedin mi? Hadi kitap okuma sevdan yoktu. Hayatında eline bir tane siyer kitabı almamışsın. Boyuna roman okuyorsun ama Muhammed Aleyhisselam… Ya bir tane peygamberim var benim. Allah binlerce mucize vermiş. Dünyanın en çok sevilen insanı. Kendisine ondan daha çok tabi olan bir insan yok. Kıyamete kadar gelecek olan insanlar ona tabi olmazsa ebedi cehenneme gidecek. Kâfir olarak addediliyor Kur’an’da. Bu insanı benim tanımam lazım ya! Filmlere verdiğim önemin ve değerin küçük bir kısmını benim bu insana vermem lazım, demedin! Bilmiyorsun, onu tanımıyorsun. Ben sana ufak bir tanıtma örneği vereyim. Muhammed Aleyhisselam’ın peygamberliğinin en önemli delillerden bir tanesi, Aişe anamız anlatıyor: “Berat gecesi Muhammed Aleyhisselam’ı gördüm, gece yatağa gelmedi.” Özel gecelerde Efendimiz Aleyhisselam yatağa hiç girmezdi, hep ibadette. Hani o Mealciler diyor ya: “Ya özel gece falan yok. Kandil nedir ya!” diyorlar ya, tamamı yalancı bu sahtekârların! Hepsi yalancı! Hoca hoca diyorsun. Hoca hoca deyip Darth Vader diye bildiğin adam bir bakıyorsun sonra çıkıyor ki Anakin Skywalker. Şekil Darth Vader, siyahi bir elbise giymiş. Ama meğer bizim Anakin Skywalker’mış bu. Dönüşüm geçirmiş, karanlık taraf bunu dönüştürmüş Darth Vader olmuş. Bizdendi bu adam ya! Hocaydı bu adam. Yurt dışına çıkmadan önce ehli sünnetti bu adam. Ama yurt dışına bir çıkıyor, bir anlaşma yapıyor iki tane yabancı devletle. İki tane anlaşma yapıyor, küçük bir dünya menfaatine Allah’ın ayetlerini satmaya başlıyor. Şu ayet yoktur, bu ayet mucize değildir. Peygamberlerin mucizesi yoktur, hadislerin hepsi yalan. Sahabilerin hepsi yalancıdır. Darwin’e iman etmiş adam. Darwin ya! Yüz sene önce gelmiş bir adam. Darwin’in sözlerine iman etmiş. “Kayıtsız inanıyorum ben. Ben Darwinist evrimci bir teistim.” diyor adam. Profesör. İlahiyatta profesör bu adam. “Evrimci bir teistim.” Bir adam ben evrimciyim derse ne olur? İlk insan Adem değildir demiş olur ve Allah kitabında bize yalan söyledi demiş olur. İlk insan kim diyor bu kitap? Adem. Allah’ın selamı onun üstüne olsun. (Amin) Kim dese ki ilk insan Adem değildir, maymundan geldik. Vallahi Bruce Lee gibi kâfirdir. Stalin gibi kâfirdir. Ama adam ilahiyatta hoca, “ben evrimci bir teistim” diyor. Hem dinlere inanıyorum hem de maymundan geldiğimize inanıyorum diyor. Bir çıkıyorlar yurt dışına. Bir dolaşıyorlar, bir geliyorlar; Anakin Skywalker oluyor Darth Vader. Oğlum sen Anakin’din, bizdendin, beraber savaşıyorduk. Işın kılıcı falan muhabbeti ya. Ne oldu ya? Karanlık taraf beni de ele geçirdi, orası daha tatlı. Orası çok tatlı, çok güzel. Allah bu insanlara hidayet versin kardeşler. (Amin) Amin. İşte bu iş böyle. “Kim Allah ile savaşırsa Allah ona karşı galip gelir. Allah onu yener.” Hadis bitiyor: “Kim Allah’ı kandırmaya çalışırsa Allah onu kandırır.” Sen Allah’ı kandırmaya çalışıyorsun. Allah’ın ayetlerini okuyorsun, taklalar attırıyorsun. Ve diyorsun ki sarhoş olmayacak kadar içki içmek helaldir, devam edin diyorsun. Ben bunu Kur’an’dan böyle anladım diyorsun. Milleti kandırmaya çalışıyorsun. İçkinin helal olduğunu iddia ediyorsun. Efendimiz Aleyhisselam buyurdu: “Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.” Bir damla bile içmek içki haram oluyor mu olmuyor mu bu hadisi şerife göre? Haram oluyor. İstersen sarhoş olma problem değil. Ama bu ilahiyatçı hocanın deyimine göre: “Sarhoş olmayacak kadar birkaç kadeh içebilirsin. O senin kuvvetine bağlı.” diyor. Vallahi bu adam gâvur gider. Tövbe etmeden ölürse bu adam gâvur gider. Aişe anamız anlatıyor: “Allah’ın peygamberini gördüm. (sallallahu aleyhi ve sellem) Gece uzun zaman namaz kıldı. Ayakları şişinceye kadar namaz kıldı. Secdede çok fazla kaldı. Namazını bitirince ben ona dedim ki: “Ey Allah’ın Resulü, geçmiş ve gelecek bütün günahların affolmuş olmasına rağmen neden bu kadar ibadet yapıyorsun?” Bakın ortada bir peygamber var; bize beş vakit namazı farz kılmış, “Allah beş vakit namazı farz kıldı.” diyor bize. Biz beş kılıyoruz. Altıyı tövbe billah! Altı, nafile falan yok bizde. Millete beşi kıldırsak zaten biz kendimizi evliya zannedeceğiz. Nafile falan söylemiyorum ben, beşi kıl kardeşim! Kıl beşi kurtar başı. Efendimiz Aleyhisselam herkese beş vakit namazı tavsiye ediyor ama kendisi on vakit kılıyor. Ayakları şişinceye kadar namaz kılan bir peygamber. “Ben” diyor, “peygamberimize dedim ki: “Niye bu kadar fazla ibadet yapıyorsun? Senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını Allah affetti. Sen onun peygamberisin. İmanla öleceğin de kesin. Peygamberlere imanla ölmek kesindir. Neden? Bana dedi ki: “Allah’a çokça şükreden bir kul olmayayım mı ey Aişe? Çokça şükreden bir kul olmayayım mı?” Şimd, bu Muhammed Aleyhisselam’ın Allah’ımıza bakışı, Allah’ın kendisine verdiği nimetlere karşı bir şükür ifadesi. Herkes kendini check etsin. Allah sana herhangi bir nimet verdi. Yeni bir elbise giydin. Bir hastalığın vardı Allah şifanı verdi. Yahutta çalıştın bir araba verdi Allah sana, araba aldın. Şükür secdesi yaptın mı? Allah’a şükrettin mi? Allah’ımın bana verdiği bu arabaya karşılık ben de beş vakit namaza başlıyorum ya! Söz verdin mi? Yok. Yok! Parti yapalım dedin, kutlayalım dedin, kutlayalım dedin. Ve Allah’a daha çok yaklaşacağına Allah’tan daha bir fazla uzaklaştın. Bu nasıl bir Müslümanlıktır? Allah’ımız Kur’an’da buyuruyor ki: “Şükrederseniz elbette nimetimi arttırırım. Ama nankörlük ederseniz bilin ki azabım çok şiddetlidir.” Ne kadar çok şükür o kadar çok Allah’ın nimeti arttırması. Neden şükretmiyorsun? Neden bu nimetleri arttırması için ona biraz daha fazla yönelmiyorsun? Muhammed Aleyhisselam, Allah’ın peygamberi…

Parmak izi mucizesine hayret edeceksin!

Allah gücünün limitlerini bize biraz daha gözümüze sokuyor. Bakın Allah aşkına… BELA bilakis, bilakis.. Önce soruyu sordu: İnsan öldükten sonra kemiklerini bir araya getiremeyeceğimizi mi zannediyor? Allah önce sordu. Peşinden de şimdi kendisini tasdikliyor. BELA bilakis KADİRİNE biz kadiriz, biz güçlüyüz, biz bunu yaparız. “Alâ en nusevviye benâ neh” parmak uçlarına varıncaya kadar. Öyle bir yaparız ki, parmak uçlarına parmak izlerine varıncaya kadar. Bütün kemikleri bir araya getiririz. İmam Fahreddin Razi diyor ki: “neden parmak ucu kemiklerinden bahsediyor? Çünkü, Allah’ın insan bedenini yaratmada en son yarattığı şey: parmak uçlarıdır. En ince kemikler de parmak ucu kemikleridir. Bütün kuvvetli kemikleri, bedenin temeli mesabesindeki omurga kemiğini bile yaptıktan sonra en uçlara gelir. Parmak uçlarındaki kemikleri bile yapar. Peşinden ne yapar? Peşinden her birimize bir imza verir. Biz insanların imzası nedir kardeşler? Kalemle attığımız imza değil! Hepimizin imzası var, Bak bu parmak izleri var ya? Parmak izini Allahu Teala bu ayette, Parmak izleri falan kimse bilmiyor. Herkes ellerinde bazı çizgiler olduğunu görüyor. Ama parmak izi teknolojisi 1850’de bulundu… 1850…150 sene önce Allahu Teala Kıyamet Suresi 4. ayetinde parmak izlerinden bahsediyor. Parmaklarının ucuna varıncaya kadar ne demek? Parmakların kemiklerini yerine getireceğiz, üstüne et koyacağız. Bir de üstüne imzasını koyacağız. Parmak ucu, parmak izi… Mahşer gününe gittiğimizde buradaki parmak izlerimiz neyse, Mahşer günündeki parmak izlerimiz de aynısı olacaktır kardeşler. Bakın! Aynı batında annenin karnında, Anne hamile kalıyor.. üç tane çocuğa. Üçüz doğuran var dördüz doğuran var. Ablanın bir tanesi benden dua istemiş, internette, Dördüz çocuğa hamileyim hocam diyor. Dördüz! 3 yıldır diyor çocuğumuz olmadı. Dua, dua, dua, o hocadan dua bu hocadan dua… Herhalde hocam diyor 4 hocanın duası bir araya geldiği için diyor. Bir latife yaptı orada. Dördüz çocuğum oluyor diyor şuan. Dördüz! SubhanAllah! Allah mutluluğunu göstersin inşallah… Amin Vatana millete faydalı olsun. Amin… Bakın! 4 tane çocuğu var annenin karnında. Doğdukları zaman ne olacak biliyor musunuz? Dördüz olmasına rağmen, dördünün de parmak izleri farklı olacak. Bu Allah’ın kudretidir. Bu Allah’ın gücüdür kardeşler. Bilim adamlarının tespitidir: İlk insandan bugüne gelinceye kadar ne kadar insan olursa olsun bunların tamamının, parmak izleri birbirini tutmuyor. Hepsinin parmak izleri farklı. Elimizi nereye atsak bu izleri bırakıyoruz, Bugün, suçla mücadelede en önemli delil kaynağı hangisidir? Kriminal, kriminal, parmak izi teknolojisi… Hırsızları, arsızları, tecavüzcüleri, katilleri en önce ne ile yakalıyorlar? Parmak izi teknolojisiyle yakalıyorlar. Neden? Çünkü, hepsinin parmak izi farklı farklı Bu Allah’ın takdiridir. Allah’ın kudretidir, Allah’ın gücüdür. Ayette Allah bundan bahsediyor kardeşler. İnsan vücudu gelişir büyür. 100 yaşını görür, bazısı 110 yaşını 120 yaşını görür. Vücudundaki her şey sarkar, bozulur ama bir şey bozulmaz. Ne bozulmaz? Parmak izi bozulmaz. Tıpkı neye benzer kar tanelerinin şekillerine benzer parmak izlerimiz. Yine bilimsel bir tespit: Hiçbir kar tanesi diğeriyle örtüşmez. Hiçbir kar tanesi diğer kar tanesine benzemez. Teker teker japon bilim adamları, binlerce on binlerce kar tanesini almışlar. Mikroskoba koymuşlar, hiç biri birbirini tutmuyor. Şu kuvvete kudrete bakın ya! Allah’ın gücüne bakın! Kar tanelerinde bizim parmaklarımıza verdiği şeyi kar tanelerinde bile yapıyor Allahu Teala. Böyle bir kudrete karşı boyun eğen lazım gelmez mi Müslüman kardeşim ? Secde etmen lazım gelmez mi? Günde 5 defa onun huzuruna durman lazım gelmez mi? Şu anda anlattığım bu bilgileri, işittiğin kulakları sana veren Allaha biraz şükretmen lazım gelmez mi ? Ona doğru birkaç adım atman lazım gelmez mi Müslüman kardeşim Bunlar önemli şeylerdir.

Meleklerin sana sarılmasını ister misin?

Hadisin başında diyor ki: ”Allah’ın evlerinden bir evde toplanırsa.” Şimdi kardeşler, hepiniz buraya gelmişsiniz, toplanmışsınız. Nefsi olarak geçirebileceğiniz bir akşamı; evinizde yatarak, çay içerek, televizyon seyrederek, boşu boşuna geçireceğiniz bir akşamı Allah’a feda ettiniz ve cihat meydanına (ilim meclisine) geldiniz. Burası ne olmuş oluyor? Allah’ın evlerinden bir ev. Her mescit, Allah’ın evlerinden bir ev demektir. Namaz kılınan, ilmi müzakere yapılan her yer Allah’ın evidir. Buraya geldiniz mi? Geldiniz. Allah’ın Peygamberi diyor ki: ”Melekler gelir ve onları kuşatırlar.” Şu anda gözümüzün görmediği bu ortamda Allah’ın melekleri var ve bizi kuşatmış vaziyetteler. Allahu Teala, bu meleklerle beraber bir şeyi daha indiriyor. Nedir o? Feyiz. Feyiz indiriyor. Kalpler muhabbetle doluyor. Göğüsler genişliyor. Akıl kuvvetleniyor. Gözlerin nuru artıyor. Hafıza güçleniyor. Feyiz, bu demektir. Feyiz, bu işe yarar. Efendiler, bu dünyada yaptığımız her iyi amelin iki yönü vardır. Bak, geçen hafta her kötü amelin iki tane yönünü anlattım. Bu hafta şunu anlatayım: yaptığımız her güzel işin iki tane yönü vardır. 1- Ahirete bakan yönü; 2- Dünyaya bakan yönü. Ahirete bakan yönü matematik kısmıdır. Ne demek istiyorsun hocam? Yaptığımız her iyiliğe on mislinden yedi yüz misline kadar sevap yazılır. İki tane meleğimiz var yine görmediğimiz hadis-i şeriflerde anlatılan. Kirâmen Kâtibin melekleri. Şimdi, bu kötülükleri yazıyordu ya; bu da neyi yazıyor? İyilikleri yazıyor ama bu, ahirete bakan yönü. Buradaki iyilikler birikiyor, birikiyor; o andaki ihlasımıza, samimiyetimize göre x10, x50, x500; 700’e kadar çıkabiliyor. Buraya yazılıyor. Nereye taalluk ediyor? Ahirete. Teraziye girecek. Terazide bir tane iyiliğimiz fazla geldiği zaman Allah’ın izniyle cehennem köprüsünün (sırat köprüsünün) üstünden şimşek hızıyla ya da rüzgar hızıyla geçip gideceğiz cennetimize. Rabbim, bize nasip etsin. Amin. Kardeşler bu, sevabın ahirete bakan yönüdür. Dünyaya bakan yönü ne? Yaptığımız her iyilik bize bir feyiz kazandırır, bir sekinet getirir, bir göğüs genişliği getirir, bir inşirah verir. Bundan dolayı manevi sıkıntısı olan, ruhi bunalımı olan Allah’ı zikretsin. Namaza başlasın. Sigarayı bıraksın. Küfür etmeyi terk etsin. Yalanı bıraksın. Bol bol secde (şükür secdesi) yapsın.