MASTÜRBASYONUN HÜKMÜ NEDİR ? – KURTULMAK İÇİN KESİN YÖNTEM

Azerice

İNSAN ÖLECEYİNİ BİLİMİR YAŞAYACAĞINI SANARAQ ÖLÜR ÖLMEDEN ÖNCE ONLARA ÇATMAĞIMIZ ÜÇÜN VİDEONU BEYENİP PAYLAŞIN BELİ ÇOX PİS BİR MESELE VAR QADIN DOSTLARIMIZIN BACILARIMIZIN ARTIQ BİR EŞYA SATMAQ ÜÇÜN CİNSEL OBYEKT KİMİ İSTİFADE EDİLDİYİ BİR DÖVRDEYİK MEN HEQİQETEN ÇOX TEECÜBLENİREM BELE ŞEYLERİ GÖRDÜKDE MESELEN İSLAMLA ELAQELİ BAŞADÜŞÜLMEYEN EN SADE MESELEYİ QADINA DEYER VERMEDİYİ ÜÇÜN BU QEDER CİDDİ TEXRİB EDEN İNSANLAR GEREK AVROPADAN OLSUN TÜRKİYEDEDE ÇOX VAR BİR CİPS REKLAMINDADA BİR QADIN TEXRİB EDİLİR BİR MAŞIN TEKERİ SATAN ADAM BİR QADINI TEXRİB EDİR BURDADA BEZİLERİ BU QADININ GÖZELLİYİNİN ÖN E ÇEKMEK İSTEDİYİNİDE DEYE BİLER AMMA TEESÜFKİ BU BELE DEYİL

Mahrem Fotoğraflarımla Tehdit Ediyor! Aşkı İçin Tesettürden Vazgeçti

Aldanan bir hanım kardeşimin bana yazdığı mesaja bakar mısın? Okuyacağım abi. Bunu anlatırken şüphesiz.. ..çok utanacağım. Ama böyle yaşarsam.. ..dediğim gibi intihar etme derecesine gelebilirim. Resim falan istiyor bende salak gibi inandım. İşte ne olduysa o günden sonra oldu. Ne mesajlar geliyorda okuyamıyoruz biz burada. Ancak dert babası oluyoruz yani. Vallahi diyor çok tövbe ettim. İffetimi kaybediyorum filan diyor. Abi yediremiyorum kendime böyle hadiseleri. yazık ya Bir hanım kardeşin hayatı bu kadar ucuz olamaz. Harama Allah’ı ortak ediyor ha. Evet. Şu an on ikiye çeyrek var. Az önce özel dersten çıktık. Doğru mu? Bugün video günü bende.. hadi bakalım Valla konumuz. İlk önce kalemimi bulayım. Bu kalem ucuz bir kalem değil. Buna dikkat etmek lazım yani. Şimdi konu şu. Hani biz bir kere bir mesaj okumuştuk. Evleneceğiz diye kandırdı tecavüz etti videosu vardı ya. Gelen mesajları okumuştuk. Ondan sonra çok mesaj geldi bana. Tabi ben onları.. ..kenara aldım. Kardeşlere de yardımcı olduk. Lakin bazı mesajlar vardı. Bizim bu.. ..anlattığımız oradaki o meseleler ve ardından.. ..sunduğumuz o çözüm noktalarının.. ..farklı bir boyutu. Bugün biraz onu konuşacağız. Yani bu işin çirkinlik yönü daha.. ..farklı yerlere varıyor. Mesela gelen mesajlardan bir tanesi. Tabi mesajlara geçmeden önce bugünkü.. ..meseleyi de söyleyelim mesela neler yapacağız diye. Evleneceğiz diye kandırdı tecavüz etti videosu. Orada hani işte.. ..daha ortaokul öğrencilerinin yaşadığı hadiseler üniversite öğrencileri filan. Yani hep böyle.. işte evlilik vaatleri, o pembe hayaller o rüyalar, onların içinde giden o gidişat ve ardından gelen felaketler. Şimdi ondan sonra bana çok mesaj gelmeye başladı. Yani bir abimiz, bir kardeşimiz. Yani bu konuda tecrübeli. Çünkü bir sürü mesajlar geliyor. Bende derdimi yazayım tarzında çok mesajlar geldi. Elhamdülillah.. ..yardımcı olmaya çalıştık kardeşlerimize gerektiğinde birebir aradık. O sorunun çözülmesi için. Çünkü yani.. ..bunalıma ve intihara sürükleyen hadisler dahi oluyor. Kimseye bu konuyu açamıyor. İçinde dert oluyor. Allah muhafaza kadere şekvalar.. ..ve neticesinde iman gidebiliyor. O yüzden bugünkü konuşacağımız.. ..mesele de hani biz haram sevdalar.. ..meselesi diyoruz ya. Halbuki bugün bizim işimiz gençlerle. Yani biz takip eden gençlerin.. ..yüzde doksan beşi ehl-i iman. Belki yüzde doksan dokuzu. Ama gaflet dediğimiz hadise var. Allah var deyip yokmuş gibi yaşamak. Ahirete iman ettiği halde dünya hayatını tercih etme yolunda. Niye? Ehl-i dünya, ehl-i dalalet, ehl-i safahet bütün nazar-ı dikkatleri dünyaya veriyor. Değil mi? Oraya celb ediyor oraya çekiyor. Bugün dizilerle.. ..yapılan programlarla, filmlerle youTube’deki çok farklı farklı, değişik içeriklerle.. ..insanların o nefisleri galeyana getiriliyor. Sorguluyor adam kendini. “Ben niye böyle değilim?” Hani dedik ya kimlik bunalımı yaşıyor gençler diye O kimliğini ararken kim bir kimlik uzatsa ona yapışıyor. İşte o nasıl bir kimlik onu konuşacağız. Ve neticesinde gelen o sıkıntılar hep ayrılık acısı.. ..işte haram sevdadan çektiği elemler. Yani şimdi bunu sadece bir haram sevda bir ayrılık acısı olarak nitelendirme abi. Yani bir genç kardeşim o yaşadığı sıkıntılardan dolayı.. ..o manevi şikayetlerden dolayı tesettüründen çıkıyorsa.. ..olay sadece aşk acısıyla kalmamış demektir. Ya da bir kardeşim namazını terk ediyorsa ve ya “artık ben -haşa- Allah’a inanmıyorum. Allah olsaydı bunlar benim başıma gelmezdi.” diyecek dereceye varıyorsa demek ki bu sadece aşk acısıyla alakalı bir şey değil. Bu bambaşka bir hadise. İşte onu konuşmamız lazım. İnsanların terk edilişleri, o ayrılık acıları.. ..yaşadığı manevi sıkıntılar.. ..bağlandığı şeyler onu terk ediyor. Ona Allah’a ısmarladık demeden gidiyor. Peki biz seveceğiz.. ..yani her seferinde biz bunu söylerken sevmeyin anlamında değil. Elbette seveceğiz ama nasıl sevmeliyiz? O sevgiyi hangi yolda kullanmalıyız? Bunun doğrusu nedir? Değil mi? Bunları ele alacağız işte. O yüzden çok önemli konuşacağımız meseleler. Bakalım inşaAllah. Ben birkaç tane mesaj okuyacağım. Ağır bir mesaj. Bir tanesi çok çok uzun onu özet olarak sunacağım. Ama birinci mesajı okuyayım mı size? Hani bu sosyal medyadan herkes.. ..dindar ya. Öyle gözüküyor ya. Hani dindarlığı biz sadece böyle namaz kılmak olarak algılıyoruz ya. Bir adam namaz kılıyorsa “ooo kral” Yok böyle bir şey. Onu yapması gerekiyor. Bugün nasıl ki yemek yiyen bir adama “ooo yemek yiyor” diyor musun sen? Su içen bir adama “ooo adam su içiyor ya. Harika. Bravo. Alkışlar. Tebrikler.” Böyle bir mana var mı? O zaman bir adam namaz kılıyorsa niye şaşırıyorsun sen? Namaz da aynı onun gibi en büyük ihtiyacı ya o adamın. Nasıl yemek yemek, su içmek… Abi hayatın bir parçasıdır namaz. “Namaz olmasıyla bir adam dindardır.” Hayır ya. “Bir adam takvalıdır namazı var diye.” Hayır değil. Namaz olması gereken. Farz ya. Onu yapacak. Onun üzerinden prim yapamaz bu adam. Amma velakin işte ahir zaman öyle dehşetli bir hal almış ki. İnsanlar için önceden normal olan şeyler şimdi anormal. Önceden de anormal olanlar şu an normal karşılanıyor. Yani işte normal olan namaz şimdi anormal. “Aa adam namaz kılıyor.” “Bu zamanda namaz kılan bir genci bulmak çok zor.” Ya namaz bir parçası. O namaz hayata tesir ediyor mu ona bakmak lazım. Adamın hayatına namaz tesir etmedikten sonra.. ..herkes alim olmuş. Abi bugün bir ateist de, Allah’a inanmayan birisi de çıkıp.. ..benim şu hazırladığım doneleri.. ..adam alır kendisine ayna karşısında kendini tekrarlar.. ..çalışır eder gelir burada çıkar anlatır. Burası(ağız) yorulur sadece. Buraya(kalp) inmedikten sonra beş para eder mi? Herkes alim. Önemli olan o ilmiyle amel edebilmek. Hakim olabilmek. Hikmetli iş yapmak. Allah bizi hakim eylesin. Alim değil yani. Öncedendi o. Önceki alimler.. ..hakim ve alimler aynı anda zikrediliyordu. Alim dediğin zaman o da içine giriyordu. Şimdi konuştuk ya o gün derste.. ..sıdk ve hizb.. ..doğru ve yalan, şer hayır omuz omuza vermiş aynı tezgahta aynı çarşıda satılıyor. İman ve imansızlık adamın kalbinde aynı anda bulunuyor ya. Bak öyle olunca aldanan bir hanım kardeşimin.. ..bana yazdığı mesaja bakar mısın? Okuyacağım abi. İsmini vermeyeceğim tabi. Ben bu kardeşime yardımcı da oldum hamdolsun. Çok şükür kurtuldu da rahatladı da. “Harun abi senden bir konu hakkında yardım etmeni istiyorum.” “Yoksa intihar etme derecesine gelebilirim. Allah muhafaza.” yazmış. “Bunu anlatırken şüphesiz çok utanacağım. Ama böyle yaşarsam dediğim gibi intihar etme derecesine gelebilirim.” “Şimdi Harun abi ben bundan iki üç yıl önce çok pis işler yapıyordum.” “Instagram’dan birisinin bana mesaj atmasıyla başladı.” Erkeğin biri mesaj atıyor. “İlk başta da çok dindar birisiydi. Gerçekten de öyleydi. Çok bilgiliydi.” Bak görüyor musun? Bana sorular sorduğu için bende cevap veriyordum. Aynı zamanda – uzun ya ben ara ara okuyacağım- “Aynı zamanda ben ona soruyordum o da cevap veriyordu.” “Dini konular hakkında sadece konuşuyorduk.” Öyle oluyor ya. “Abi biz sadece dini konular konuşuyoruz.” filan diye. Yapma Allah aşkına ya. Yapma. Şeytan nasıl kandıracak seni? Hemen müstehcen şeyler konuş diye sizi buluşturmayacak ki ya. Böyle bu kanaldan girecek be kardeşim. “Sonra yine bana mesajlar attı. Ben artık istemiyorum bana mesaj atma dedim.” “Ama yine de attı.” Sonra abi nasıl oldu bilmiyorum. Konu…konu nereye geliyor? Bak dini konuşma başlıyor. Abi mastürbasyona kadar gidiyor. Kız ve erkeğin yaptığı muhabbete baksana. Dini bilgisi için başlanılan bir muhabbet abi mastürbayona kadar gidiyor. Cinsel içerikli mesajlar. Hayatını anlatmış çocuk. Bak şimdi olay.. ..bir şeytan nasıl işliyor onu görüyoruz. Çocuk hayatını anlatmaya başlamış. Şimdi geriye sarıyoruz. Diyor ki abi hayatını falan anlattı. Bir kez nişanlandım kadın beni aldattı demiş. Abisini bazı adamlar öldürmüş. Onun öfkesi varmış. Bak ne oldu? Şimdi hanım kardeş şefkat kahramanı.. ..karşısında şu an kim oynuyor? Mağdur bir adam oynuyor. Doğru mu? Mağdur bir adam.. Ve diyor ki: “Kolunun her yerinde jilet izleri vardı. Bende bunları duyunca yardım etmek istedim.” Yapma etme bunlar haram dedim. İşte falan filan.. ..ama diyor işe yaramadı. Sonrasında muhabbet ileri gidiyor. Bundan resim falan istiyor. Kalpler birbirine karşı oynamaya başlamış mı? Resim filan istiyor. “Aklıma girdi. Bende salak gibi inandım. İşte ne olduysa o günden sonra oldu.” “Bir daha mesaj atma dedim. Beni bırakırsan iyi olmam dedi.” “Aradan uzun zaman geçti mesaj attı. Senin yüzünden ateist oldum diye.” Hadi bakalım. Mağduriyetin level 3. Doğru mu hacı? “Bak ateist oldum diye. Senin yüzünden dedi.” Anne ve babası ölmüş o arada. Ne ara öldüyse bu da yani. “Sonra senin yüzünden oldu dedi. Tabi ben şok oldum. Kendime benim yüzümden oldu demeye başladım.” diyor. Benim yüzümden oldu demeye başlamış kendine. Çocuk psikolojik bir baskı yapmış. “Hakkımı sana helal etmem dedi.” Hatta sonrasında şunu yazmış. “İşte seni hep rüyamda görüyorum. Uçurumun kenarında beni hep kurtaran sensin.” “Sensiz yapamam.” Sonra bir daha resim istemiş bundan bu kızımız da resim atmış. Sonrasında vazgeçmeye çalışıyor. Tövbe ediyor bak kız. Kız kardeşimiz tövbe ediyor. Bir daha yapmayacağım. Abi nefsine yenik düşüyor. Onları konuşacağız bugün. Yani nasıl olur? Yani şimdi dinleyenler şunu söylüyor. “Ya yok artık be. Serkan abi abartma ya. Bu kadar salaklık olmaz ya.” Olur. Olur olur. Bundan daha beteri de olur. Ne mesajlar geliyor da okuyamıyoruz biz burada. Ancak dert babası oluyoruz yani. Elhamdülillah. Dert bize derman oluyor işte. Bak o bizi ateşliyor işte. Fedakarlığa itiyor. Yapmamız gereken bir şeyler var diye bizi gaza getiriyor aslında. Sonrasında abi… bak sonrasında Kız diyor ki abi Allah’ın huzuruna utanarak gidiyorum. Vallahi diyor çok tövbe ettim. İffetimi kaybediyorum filan diye. E tabi çocuk abi ne yapıyor? “Bana mesaj atmazsan bana resim, video göndermezsen.. ..bunu her yerde paylaşırım.” Tabi bizde elimizden geldiğince kardeşimize yazdık yani. Öyle bir şey olduğu zaman polise gideceğini ben bu konuda sana yardımcı olacağımı “O tarzda bir şey oluyorsa bana atıyorsun mesajları.” Hatta “telefonunu filan ver” e kadar gitti yani olay. Abi yediremiyorum kendime böyle hadiseleri. Yazık ya. Bir hanım kardeşin hayatı bu kadar ucuz olamaz. Ha… Kızın hatası yok mu? Var. Amenna. Çok yanlışı var hemde. Çok yanlışı var. İnşaallah samimi tövbe eder ve o hale bir daha düşmez. Ama işte bunun olması da gerekiyor biliyor musun? Bunun niye olması gerekiyor? Yani o tehdidi almasaydı belki de bambaşka yerlere gidecekti. Cenabı-ı Hak o yoldan çevirmesi için bir tokat vurdu işte ona. Görüyor musun olayı? Sonra diğer mesaj. O çok uzun. Özet söyleyeceğim abi. Üniversite de birini çok sevdim abi diyor. Daha birinci sınıftan filan başlıyor. Zaten bu olaylar abi birinci sınıfta ikinci sınıfta başlıyor yani. Yani ne biliyim abi gitmeden önce o tercihlerde “hemen kendine koca adayı bul” Veya işte “eş olacak bir hanım bul” diye bir seçenek mi var yani? Onu mu işaretleyip gidiyorlar? Anlamıyorum ki ya. Okula girdiği gibi radarları açıyor. Evlenecek böyle birini aramaya çalışıyor. Yani niçin okuduğunu da şaşırıyor artık. O dereceye gelmiş. Neyse bu abi çocuğa aşık oluyor. Tamam. Güzel. Devam ediyorlar muhabbete filan. Sonrasında bu şiddetli, hararetli muhabbet öyle bir hale geliyor ki buna deli gibi bağlanıyor abi. Deli gibi bağlanmış. Hırsla. Bağlanıyor. Çocuk bunu aldatıyor. Aldatmaya başlamış. Ondan sonra bu kızda saplantı haline geliyor ya. Abi bunun peşini bırakmıyor. “Nasıl beni terk eder?” “Şey yapar…” filan diye. Sonra bu çocuk, diyor ki kominist kızlarla takılmaya başladı. Bana yazdığı mesajı söylüyorum. Kominist kızlarla işte… o tarz insanlarla abi partilere falan filan böyle farklı yerlere gitmeye başladı diyor. Yani şimdi tesettürlü kardeş diyor ki bizim cenahın tam zıttında.. ..hatta diyor benim tesettürüme karşı olan taraflarla takılmaya başladı. Sonra bu kız öyle bir hale geliyor ki herhalde diyor bu açık kızlardan hoşlanıyor. O zaman ben açılayım. Tesettürden çıkmış biliyor musun? Tesettürden çıkmış. Tabi yine o… Abi mukaddesatı ayak altına aldın sen. Yani sen Allah için mi kapanmıştın? Yoksa nefsin için mi? Onun imtihanı. Neyse hanım kardeşimiz yazıyor. O sevdadan o şeyden pişmanlıkla vazgeçiyor. Bak görüyor musun abi? Ne kadar dehşetli bir hal. Haram sevdanın açtığı yaralar… Yani bunu konuşurken ben utanıyorum ya. İşte niye oluyor biliyor musun? Bak güzel kardeşim bak bunun böyle olmasının asıl nedeni Bu neden oluyor? Hisler akıl ve kalbin önüne geçiyor. His…bunu çoğu derste söylüyoruz değil mi? Aklın ne diyor diyorduk hani konuşurken? Aklın yapma yanlıştır kalbin yapma üzülürsün dediği halde bir adam bile bile o yanlışı niye yapıyor? Veya niye yapıyoruz? Veya niye yapıyorum? Abi hislerime mağlup olduğum için. O hisler nefsin de yardımıyla beraber o aklın ve kalbin önüne perde oluyor. Öyle bir perde ki onu var ya hülyalara götürüyor böyle. Çok farklı hallere girmeye başlıyor. Uyurgezer bir vaziyete getirdi mi seni? Haa. Şimdi senin hislerin ve nefsin sana tasmayı taktı. Seni istediği yerde sürüklemeye başladı mı abi? Sonrasında bak. Şimdi o tasma takıldı seni istediği yere sürüklerken senin nefsinin hissesini de veriyor. Senin nefsinde oradan tatmin oluyor. Ücretini alıyor anladın mı? Çünkü şeytan günahlarda lezzet olmasa insanları kandıramaz. Oradan yöntemi bulmuş zaten. Oradan seni alıyor istediği yere götürüyor. Şimdi bu olay niye oluyor biliyor musun? Bak şimdi.. Bu hanım kardeşimizin yaşadığı hadise ve bu benzer hadislerin olması şu abi Şu abi şu.. Mektubatta bir yer var diyor ki şimdi Cenab-ı Hak bize fıtrat olarak sevgiyi vermiş mi? Bize aşkı vermiş mi? Kalbe mukabil bir kalbi buluyor mu insan? Ona göre yaratılmışız değil mi? Ama bunun kullanım yönünü bize bırakmış. Buna iki tane yön vermiş. Biri hakiki biri mecazi. Sen nereye kullanacaksın diye sana bir akıl fikir ciheti verdiğinden dolayı sana bir irade verdiğinden dolayı ey kulum diyor doğrusu bu yanlışı bu. Ama bak şimdi ne diyor aşkla alakalı. Diyor ki: “Aşk şiddetli bir muhabbettir.” Fani mahbublara -geçici olan dünyevi sevgilere veya sevgililere- müteveccih olduğu vakit ya o aşk kendi sahibini daimi bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazi mahbup -o sevdiği o bağlandığı şey. Bunu dünyevi mal mülk olarak da algılayabilirsin.- O şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, baki bir mahbubu -ebedi bir sevgiliyi- arattırır. O mecazi aşk hakiki aşka döner. İşte bütün mesele bu. Demek ki Cenab-ı Hakkı tanımaya ve sevmeye endeksli bir cihazat verilmiş bize. Doğru mu? Kalbimiz ona göre verilmiş. Şimdi yani Cenab-ı Hakkı bulman için verilen akıl ve kalbini sen nereye sarf ettin? Sonsuzluğu isteyen kalbini sonsuzu bulamadığın için sonlu şeylerle tatmin etmeye çalışıyorsun işte. Ne oldu? Ne diyorduk? Anahtar kiliit ilişkisi gibi değil mi? Anahtar kilit birbirine uyduğu zaman o kapı açılır mı? Sonsuzluğu isteyen kalp ve sonsuzluk gelirse onlar empoze olurlar. O anahtar o kiliti açar. E şimdi sen sonsuzluğu isteyen kalbe sonlu mahbubları sokmaya çalışırsan ana merkezi onları yaparsan Parantez açıyorum. Sevmeyecek miyiz abi? Fani mahbublara bağlanmayacak mıyız? Onu da konuşacağız. Kapatıyorum parantezi. Ne oldu abi? Şimdi sen oraya sonsuzluğu isteyen kalbe sonlu şeyleri taktın. Takmaya çalışıyorsun. Uyar mı? Ha? Uymaz değil mi? Bu neye benziyor biliyor musun? Yani bir anahtar yuvasına, bir kilide yanlış anahtarları sürekli takıp çıkardığını düşün. Elli tane denemişsin. Elli tane denemişsin. Belli şeyden sonra yanlış anahtarları oraya takmaya çalıştığın için orası yalama olur mu? Yalama olduktan sonra orijinalini takmaya çalışsan yani oraya uygun olan anahtarı takmaya çalışsan da artık işe yarar mı? Yuva yalama olmuş. Kalp de böyledir işte abi. Kalp yalama olduktan sonra -onlar gelmiş oradan çıkmış o oraya o oraya filan- Bu sefer Allah’a yer kalmıyor işte. Yaa. Bazen kalbi kendi eliyle paramparça edip öldürebiliyor. Ne kadar dehşetli ya. İşte o yüzden diyor ki o şiddetli muhabbet onu -sahibini- daimi azap ve elemde bırakır. Ya böyle olması güzel bir şey zaten. Anlar olayı. Veyahut diyor o mecazi mahbup o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için baki bir mahbubu arattırır. İşte bak bu haram sevdalardan çekilen aşk acıları bir yandan güzel. Demek ki anlaman lazım ya. Artık aklını önüne al ya. Şu kendini bir muhasebe et artık ya. Bir konuş. Demek ki senin kalbin buna tatmin değil. Bak üzülüyorsun. Mutlu olmak için seviyordun sen. Mutlu olmuyorsun. Yüz kere dedik değil mi? Haram sevda da bir kıskançlık elemi var diyoruz ya. Bunu yaşıyorsun işte. Üniversite öğrencileri bunu daha çok yaşamıyor mu? Farklı yerlerde. Diyor ki Serkan abi diyor biz farklı yerlerde okuyoruz hiç günaha bulaşmıyoruz. Yani arada bir mesajlaşıyoruz. Biz diyor yüz yüze bile gelmiyoruz. Abi olmuyor işte böyle anlamıyor musun ya? Kıskançlık krizlerine giriyorsun. “Neredesin aşkım?” “Şuradayım aşkım.” “Nereye gittin?” “Şuraya geldin mi?” “Orada mısın?” “Burada mısın?” “Benden habersiz bir yere gitme.” falan filan. İki taraf o baskıya dayanamıyor zaten. Sonra ne oluyor hacı? Sonra mesaj geliyor. “İşte ben seni sevdiğim gibi sen beni sevmiyorsun.” Karşılık görmemek elemi başladı mı? Sonra çok bağlanmaya başlayınca ayrılık acısı geliyor mu? “Ya beni terk ederse? Ya ayrılırsam?” Gördün mü? Art arda sıralanıyor. E ne oldu bunlar mutluydu hani? Ha? Kalpler pır pır. Aşk mesajları falan. Böyle sabah namazına birbirlerini kaldırmalar. Cuma mesajları filan. Seviyorum seni canım. Sonra hayaller kurmalar. İşte ben imam olurum sen arkamda kamet getirirsin. Ki kadın kamet getiremiyor değil mi? Ama hayali var adamın onu yapıyor ya. Onu söylüyor yani. Ya hayaller güzel. Sen bir de daldın abi. Yok işte senin sakalından süzülen abdest suyuyla ben abdest almak istiyorum. O günler gelecek. Abdest suyunu şalımla sileyim. Bak ne kadar güzel başlıyor hayaller değil mi? “Canım ben yatıyorum aşkım. Ben yatıyorum. Beni sabah namazına kaldır.” Ya birader bu olacak iş mi ya. Harama Allah’ı ortak ediyor ha. Ne kadar değişik değil mi? İşte ondan sonra tokat yediğinde birisi uyanıyor bir kısmı uyanmıyor. İşte o tokatlar o elem…o elem bazen uyandırıyor bak. O kardeşler uyanmışlar. Görüyor musun abi? Ne kadar farklı bir durum işte. O yüzden de kabahat kusur insana ait oluyor biliyor musun? Çünkü o kabahat o kusur niye sende? O istidatı o kabiliyeti sen yanlış yerde kullandın. O hatayı sen yaptın. Ona da müstahak oluyorsun işte. Hanım kardeşlerin böyle erkeklere aldanmaması lazım. Tekrar ediyorum. Bir adam namaz kılıyorsa -ya zaten abi bu bir kıstas değil. Bize bazen diyorlar ki abi hep hanım kardeşler üzerinden konuşuyorsunuz. Abi siz şefkat kahramanısınız. Yani erkek laf anlamıyor. Erkek laf anlamıyor. Enaniyeti kavi olduğu için. Yani kardeşim biz size söylüyoruz siz gardınızı alın. Onların o şerefsizliğine o adiliğine yem olmayın. O adam zaten o şerefsizliği kendine meslek edinmiş. Niye? Alnı ak şekilde geziyor olan hanım kardeşlerimize oluyor. Biz kim tarafından çok üzüntü duyuyorsak onu savunmaya çalışıyoruz. Bundan dolayı. Abi erkeğe bizim toplumda… Allah katında çok şey oluyor. Elbette Cenab-ı Hak kardeşim intikam alanların en hayırlısıdır. Doğru mu? Ama işte dünya cihetiyle adalete bakamıyorsun ki. Bu dünyadan mazlum zilletiyle zalim izzetiyle göçüp gidiyor. Demek ki bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor. Cenab-ı Hak ihmal etmez imhal eder. Yani erteler. Tehir eder. Elbette hesabı gelecek. O kardeşimizin sabır göstermesi lazım. Sabredecek. Sen tövbe et. Cenab-ı Hak setredendir. Nasıl ki kainatı geceyle setrediyor. Senin de günahlarını setreder. Sen yeter ki samimi ol. O yüzden yani bizim hanım kardeşlerimize yönelik gibi gözüküyor ama değil. Yani sizi şefkat kahramanı görüyoruz abi. Elmas. Sen kendini muhafaza et. Dışarıdan ok gelse de bir şey olmaz inşaallah. Ama sen o elması ortaya çıkarırsan çok eller uzanır. Derdimiz o. Sen evlat yetiştireceksin ya. Sen anne olacaksın. Yani çok çok böyle dikkatli gitmek lazım. Kalkanı sağlam tutmak lazım. O kalkan o siper Kur’an ve sünnet-i seniyye dairesinde terbiye-i islamiye dairesinde yaşamak lazım işte. Bizim derdimiz o. Onu vermeye çalışıyoruz. Onu anlatmaya çalışıyoruz. Bak. Sonrasında gelen hadise ne biliyor musun? Şöyle bir yer okuyacağım. Abi niye bunlar oluyor? Niye bunlar bizim başımıza geliyor? Abi gelir. Gelir gelir. Yani bunu herkes delikanlı gibi kendine alsın üstüne alsın ya. Müstahak oluyoruz biz buna. Bak ne diyor? Diyor ki “Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir.” Bak. Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi. Uygun olmayan Allah’ın istemediği tarzda İslami bir çerçeveye uymayan Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir. Kaidesi sırrınca siz fıtratınızdaki Cenab-ı Hakkın zat ve sıfat ve esmasına sarf edilecek muhabbet ve marifet istidatını Allah’ın isim ve sıfatlarını sevmeye ve onu tanımaya olan o kabiliyetinizi şükür ve ibadat yani ibadet cihazatınızı nefsinize ve dünyaya gayr-ı meşru bir surette sarf ettiğinizden bil’istihkak cezasını çekiyorsunuz. Hak ediyorsunuz. Doğru mu? Doğru değil mi abi? Çünkü Cenab-ı Hakka ait muhabbeti nefsinize verdiniz. mahbubunuz olan o sevgiliniz olan nefsinizin hadsiz belasını çekiyorsunuz. Çünkü hakiki bir rahatı, o mahbubunuza vermiyorsunuz. Hem onu, hakiki mahbub olan hakiki sevgili olan hakiki sevilecek olan Kadir-i Mutlaka tevekkül ile teslim etmiyorsunuz daima elem çekiyorsunuz. Yani her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki rahat edesin. Üstüne düşen vazifeyi yap sen. Yani burada o kdr çok meseleler var ki konuşulacak. Önceden bir aile sohbeti olmuştu. Bir yere çağırmışlardı. Ailelere yönelik çocuk eğitimine yönelik bir konuşma istemişlerdi. Bende direk pervasız şekilde şunu söyledim. Dedim kimse kusura bakmasın. Bugün konuşacağım mesele belki biraz damarlarınıza dokunacak. Ama ben hakkı söylemek zorundayım. Onun için beni çağırdınız. Önceden hafız mektebinden alınan çocuklar Avrupa’ya gönderildiği zaman ne denirmiş biliyor musun? “Ya o çocuğun imanı kurtarılmadan nereye gönderiyorsun?” “Oralar tehlikelidir, şöyledir, böyledir…” Hatta…hatta o çocuk diyor ki -Risale-i Nur’da geçiyor Emirdağ Lahikası’nda Orayı verirsin sana zahmet tamam mı? Ben bil mana söyleyeceğim.- Diyor ki o çocuk anne babasından şikayetçi olacak. Neden benim imanımı tam muhafaza etmeden beni dünyaya saldınız diye. Beni oradan alıp Avrupa’ya gönderdiniz diye. Şefaatçi olacak yerde ondan soğur ölmesini temenni eder diyor. Peki şimdi soruyorum. Gel olaya bağlayalım. Herkesin çocuğu Avrupa’ya mı gidiyor? Ha? Hiç gerek var mı Avrupa’ya gitmesine? Bugün ailenin yanından başka bir yere gidip okuması bir hanım kardeşimizin veya bir erkeğin Fark etmiyor abi. Ailesinin yanından eğer ki bu şekilde imanını tam manasıyla almışsa ayrı. O terbiye-i İslamiye kısmını almışsa bir şey diyemiyorum yani. O konuda tabi ayrı bir şekilde konuşulur. Tam detaylı bir şekilde girmeyeceğim. Bana sorarsan abi hanım kardeşler okuyacaksa anne babasının olduğu yerde okuyacaklar. Bu okul meselesini başka bir videoda biraz detaylı bir şekilde ele alırız inşaallah. Keşke kardeşler evlenip öyle okusalar. Daha güzel olmaz mı? O imkanlar sağlansa aileye değil mi? O imkanlar sağlansa. İşte onun için masraflar çok veriyorsun zaten. Evine harcasın onu yani. Evlensinler. Evlendir abi sevdiği varsa. O şekilde okusun yani. Keşke böyle olsa ne güzel olur değil mi? Neyse bugün bir kardeşimiz -kız veya erkek fark etmez- ailesinin yanından başka bir ile gittiği zaman Allah aşkına Avrupa’dan farkı var mı? Var mı? Zerre kadar farkı var mı Avrupa’dan? Sonra “Biz ne yaptık da bu çocuk böyle oldu?” Ya bugün abi gidiyorsun Görükle tarafına veya işte hangi üniversitenin… Bak şimdi belli bölgelerde kafeler barlar diskolar var. Hangi adama sorsan hangi anne babaya sorsan “Bizim evladımız temiz kalplidir. Okumaya gitti.” Şöyledir, böyledir. E tamam. Tamam ya. Tamam anladık yani. Helal süt emmiş. Onu sürekli gözümüze soktun. Söyledin. Peki binlerce genç var o kafelerde diskolarda barlarda. Bunlar kimin çocuğu? Kimin çocuğu bunlar ya? Yani öyle bir zıvanadan çıkılmış ki artık. Tesettürlü olan kız ne diyor biliyor musun? Diyor ki yani ben ailemin zoruyla tesettürdeyim. Aslında bir yandan da iyi oluyor. Çünkü bana güveniyorlar diyor. Tesettürlü olunca. Nasıl? Abi olacak bunlar ya. Ahir zamandayız olacak yani. Sadece tesettürle güzel göründüğü için tesettüre giren var. Tesettür yakışıyor bana diyor. Bunu nereden söylüyorsun? E mesajlar geliyor. Abi diyor böyle bir arkadaşım var bunu söylüyor ona nasıl cevap vereyim? Ona Allah’a imanı anlat diyorum bende. Ona Allah’a imanı anlat diyorum. Evet, evet. Bizim mücadelemiz bu işte. Yani her şey tozpembe görünüyor da Sen bir sorunu görürken şu mecrada bin sorunu görüyoruz kardeşim. Anlayış göster bize. Kızma yani. Kızma. Bir kardeş deyip geçmemek lazım işte. Görünmeyen neler var? Şöyle bir mesele var. Ona da gireyim. Şimdi bir de şey meselesini ele alalım. “Abi biz sevmeyecek miyiz? Biz aşık olmayacak mıyız?” Ya elbette olacaksın. Bununla alakalı videolar var mı kardeşim? “Flört etmeden nasıl evleniriz?” O videoyu izle. İşte nasıl olsa evleneceğiz videomuz var. Hani nasıl olsa evleneceğiz abi. Sonra ailemizden habersiz imam nikahı -yani dini nikah- olur mu? Bu tarz videoları sana zahmet buraya bir sırala abi. Hangi taraf boşsa. Şura filan. Oraya bir sırala tamam mı? Kardeşlerimiz onları da izlesinler. Ayrılık acısı. Onunla alakalı ders de var. Şimdi ben şey kısmını okuyacağım. “Abi biz severken nasıl sevmemiz lazım?” “Bir şeye bağlanırken nasıl bağlanmalıyız?” Şimdi bu konuda da şöyle bir mesela var. Yani bir farklı tarafa değineceğiz. Diyor ki Cenab-ı Hakkın masivasına Ne demek masiva? Cenab-ı Haktan gayrı olan her şeye yapılan muhabbet iki çeşittir diyor. Şimdi birisi…birisi yukarıdan aşağıya birisi de aşağıdan yukarıyadır diyor. Bunlardan birincisi. Bir insan en evvel muhabbetini Allah’a verirse onun muhabbeti dolayısıyla Allah’ın sevdiği her şeyi sever. Bak ilk önce Allah’a muhabbeti verirse yani yukarıdan aşağıya doğru giderse. Allah’ın sevdiği her şeyi sever. Ve mahlukata taksim ettiği -mahlukata dağıttığı- o muhabbeti Allah’a olan muhabbetini azaltmaz. Onu daha fazla ne diyor? Tezyid eder, arttırır diyor. Şimdi bu mesele ne biliyor musun? Allah namına sevmenin tarifi yaplıyor. Allah namına sevdiği zaman bir insan birisinden kazık yiyebilir bir sıkıntı görebilir. Bunu haram sevda kısmında demiyorum ha. Başka bana da söylüyorum bunu. Bu sefer adam ne yapar? Şimdi hani bzen diyoruz ya. “Ya bir daha insanlara güvenmeyeceğim.” “Bir daha şöyle yapmayacağım.” İşte bu ilk önce muhabbeti Allah’a verip sonra mahlukata vermediği için. İlk önce mahlukata vermiş sonra Allah’a veriyor. O ikinci kısımda. Onu söyleyeceğiz. Şimdi böyle olduğu zaman insan Allah namına sevince rıza gözüyle bakınca Ya sonuçta…sonuçta ben diyelim ki Emircan’ı sevdim. Tamam mı? Allah…ilk öce Allah’ı seviyorum. Sonra Allah namına Emircan’ı seviyorum ya. Emircan bana yanlış yapınca şunu derim ben. O da bir kul. Yanlış yapabilir. Sonuçta ben Cenab-ı Hakkı seviyorum. Cenab-ı Hakkı biliyorum. “Sonra bana sevdirecek başka insanlar zaten karşıma çıkarır.” der rahatlarım. Doğru mu? İşte bu ne oluyor biliyor musun? Bu meseleyi bilmeyen birisi dindar birisinden İslamiyeti yaşıyor gibi görünen birisinden bir sıkıntı gördüğü zaman İslamiyetten soğuyor. Allah’tan soğuyor. Çünkü muhabbeti direk ona vermiş. Ondan Allah’ı bulmaya çalışmış. Gördün mü bak? Yukarıdan aşağıya gelmedi. Bu zaten tehlikeli kısım yani. O yüzden abi her şeye Allah namına bakacaksın Allah namına seveceksin. Bunda bir sıkıntı olmuyor zaten. Ama ikinci kısım. İkinci kısımı biraz detaylı işleyelim ki. Haram sevdalara değiniyor. İkinci kısım ise aşağıdan yukarıyadır. Tekrar ediyorum. Bu yukarı tarafta ne vardı? Bu yukarı derken böyle yukarı aşağı değil ha. Çizelge olarak. Verirsin sen bunu tamam mı? Yani yukarıdan aşağıya Allah’ı sever. Allah’tan mahlukata iner. Esbaba iner değil mi? Bu birinci kısımdı. Bu zararsızdır. Bu güzeldir. Allah namına seversin sen. İkincisi. İlk önce diyor esbabı -mahlukatı- sever sonra Allah’ı sever. Bu çok tehlikelidir. Bu çok tehlikelidir. Çünkü namaza başlıyor -haram sevdası namaza vesile oluyor ya- Ayrılıyor. Ben namazı bıraktım diyor. Tesettüre giriyor -haram sevda içerisindeyken. Hani bir yandan yıkıyoruz bari bir yandan yapalım derken.– O kardeşimiz tesettüre girmek istiyor. Allah yolunda bir şeyler yapmak isityor. Namaza başlıyor. Ayrılınca tesettürden çıkıyor. Allah için olmamış demek ki esbab için olmuş. Çünkü ilk önce orayı sevmiş sonra Allah’a havale etmeye çalışmış. En evvel bu ikinci kısım olan…en evvel esbabı sever. Ve bu muhabbetini Allah’ı sevmeye vesile yapar. Bu kısım muhabbet topluluğunu muhafaza edemez dağılır. Ve bazen de kavi bir esbaba rast gelir. Onun muhabbetini Allah namına değil mana-yı ismiyle nefsi hesabına tamamen cezb eder ve helakete sebep olur diyor. Bu da nasıl bir şey biliyor musun? Bu da Allah için seviyorum diye başlayan bir muhabbetin Haramlara girmesi Safiyane bir niyetle seviyor. Seviyor. Sonra işte dine bağlanıyor. Hani iki taraftan biri dindarsa güzel şeyler yapıyorsa birbirine benzemeye çalışıyorlar ya. Dini yaşantısı olan tarafa benzemeye çalışıyor. İlk başta diyorsun ki ne kadar güzel bir şey ya. “Allah’a kavuşuyorlar.” ” Bak Allah için bir şeyler yapıyorlar.” Evet. Oradan Allah’a varmaya çalışırken kavi bir esbab karşısına çıkar diyor. Güçlü bir sebep. Nefis Şehvet duyguları Şeytan Ne oldu abi? Normalde “aa biz harama bulaşmayacaktık.” “Biz Allah için birbirimizi seviyorduk.” Değil mi? “Biz birbirimize yanlış yapmayız.” “Basacağım nikahı alacağım seni.” “Sakın ha sakın. Telefonda görüşmeyeceğiz.” “İffetimizi muhafaza edeceğiz.” Ne oldu? Esbab ikisi de. Esbablardan Allah’a varmaya başladılar. Zaten Allah namına olsa ilk önce Allah’ı sever. Sonra Allah’ın sevdiği tarzda yapar. Zaten öyle olmaz o da. Öyle değil mi? Çünkü Allah öyle istemiyor. Yani anne babadan habersiz flört sağda solda buluş sarıl tokalaş. Böyle bir şey istemiyor Allah. Allah’ı ortak edemezsin sen. Sen esbabı ortak ettin Allah’a. Bak görüyor musun ne hale geldi? Kavi bir esbab. Şehvet. Hisler. Duygular. Sonra iş işten çıkamayacak dereceye gelen o hadiseler birbirine bir giriyor kardeşim taak Allah’a olan kavuşma yarıda kaldı mı? Topluluğunu muhafaza edemez diyor bu muhabbetler. O yüzden Allah nasıl istiyor o tarzda yapmak lazım. Allah nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? Sevgilim nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? Annem nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? İlk önce Allah. Annenin babanın veya işte o sevdiğin kız erkeğin yaptığı davranışlar Allah’a uymuyorsa demek ki burada bir yanlışlık var. Burada bir hata var. Düzeltilmesi gereken bir şeyler var demek lazım. Bu imanda da böyledir ha beyler. İman meselesinde de böyledir. İlk önce insan bir cemaate bir topluluğa giriyor o topluluğu mesela Allah için seviyorsa Topluluktan o cemaatten o tarikattan biri yanlış yapsa bile der ki ben Allah için buraya geliyordum. O adam bana yanlış yapabilir. Bu adam yanlış yapıyor diye ben dinden mi soğuyacağım? Parayı kullanan adamlar yanlış yapıyor diye sen paradan soğuyor musun? Değil mi? Kullanıyorsun yani çatur çutur. Aynı onun gibi. İlk önce ne yapacaksın? Allah’ı seversen bana Emircan yanlış yapabilir abi sıkıntı yok. Emircan gider başkası gelir. Ama işte ikinci kısım olduğu zaman. İkinci kısım olduğu zaman Emircan yanlış yapınca “Ben o cemaate bir daha gitmem.” “O tarikata bir daha gitmem.” “Müslümanlar böyle.” “Onlar şöyle” Gördün mü hacı abi? “Kur’an okuyanlar hep böyle.” “Hafızlar hep böyle.” Bir hafızdan yanlış görmüş ya. Ondan sonra saydırıyor hepsine. İşte bu muhabbet diyor yanlıştır. Bu iman noktasında da böyledir abi. Bugün ilk önce biz Allah’ı seviyoruz sonra Allah Rasulü’nü seviyoruz. Doğru mu? İlk önce Allah’ı seviyoruz. Sonra üstadı seviyoruz. Biz Allah’ı seviyoruz. Sonra buradaki dostlarımızı kardeşlerimizi dava arkadaşlarımızı seviyoruz. İşte bu iman meselesinde de aynen böyle oluyor abi. Diğer türlü -Allah muhafaza- adam sebeplerden Allah’a gitmeye çalışırken yolda tıkanıyor işte. Kavuşsa da o topluluğunu diyor muhafaza edemez. Bu nasıl bir şey? Şöyle özet verirsem daha rahat anlaşılır. Biz spontane yapıyoruz. Saatte on iki buçuk oldu. Ya bize buraya su gelmesi lazım. Ya burada suya ihtiyaç var. Bunun iki yolu var. Birinci yol. Nerede su var? Uludağ’da su var diyelim tamam mı? En yakın yer Uludağ. Uludağ’dan ne yapacaksın abi? Kanallar açacaksın borular döşeyeceksin değil mi? Bir alt yap oluşturacaksın. Veya üzerinden borular falan filan. Çok zahmetli değil mi? Teker teker boruları döşe falan. Onlara yol yap. Şöyle böyle. Getir suyu buraya. Tamam. Oldu mu sence? Bitti mi bu? Hayır. Su kesildiği anda “Hayda. Acaba nereden kesildi?” diye o yolu tekrar en başa kadar kontrol etmek zorunda mısın? Peki. Bir kere gittin. Buldun. Tamam yama yaptın. Düzelttin. Boruyu değiştirdin. Geldin. Bir daha. Bir daha. Bir daha. İkinci üçüncü olmaya başladıktan sonra yoruldun mu? Susuz kalırsın. Perişan olursun. Bir de ikinci yol var. Asayı vurduğu gibi su çıkarmak var. Sondaj yapmak var. Olduğun yerden su çıkarırsın. Oradan su kesilse ileride vurursun oradan su çıkarırsın. Oradan kesilse oraya gidersin. Değil mi? Ama diğer adam oraya muhtaç. Hep oradan kanallar yapmaya çalışacak. Kavuşsa dahi tedirgin oluyor değil mi? Üç kere dört kere Üç kere dört kere orayı tamir etmiş. Sonra “Acaba bozulacak mı? Acaba sıkıntı var mı?” diye o topluluğu muhafaza edemiyor. Ama diğer türlü adam vurduğu yerden su çıkarıyor. İşte bizim iman cihetimiz yani mahlukata olan sevgi cihetimiz böyle olması lazım. Allah namına sevmek. İşte Risale-i Nur bunu yapıyor biliyor musun? Risale-i Nur ahir zamanda kardeşim her şeyden hakikatı çıkarıyor. Asa-yı Musa nasıl vurduğu yerden su çıkarıyor değil mi? Aynı şekilde diyor Risale-i Nur eserleri bulunduğu yerde hakikatı çıkarıyor. Sen yeter ki vur. Sondajı yap diyor işte. Ahir zamandaki her meseleye oradan cevap alabiliyorsun işte. İman-i meselelere İman-i meselelere dikkat et. O yüzden çok önemli. Yani burada ehl-i tarik kardeşlerim de var. İlk önce şeyhini sevip Allah’a kavuşmaya çalışırsan hata yaparsın. İlk önce Allah’ı sev. Şeyhini Allah namına sev. Yoksa şeyhinden bir hata daha gördüğün zaman ne olur? İmanını bile kaybedersin. “Ben ona güvenmiştim.” “Şeyh böyle yapıyorsa falan İslam dini şöyledir.” Hep böyle işte ateist olan gençler İslamiyette birisinin hatasını gördüğü için böyle yapmıyor mu? Hiç güzel yaşayanları görmüyorlar. Niye? Çünkü o esbabdan Allah’a gitmiş. Yaa. O yüzden de işte kardeşim bu gibi meselelerden dolayı bir adamdan yanlış görünce -nefsiyle yaptığı hatadan dolayı yanlış görünce- “Ben intihar edeceğim.” “Ben şöyle yapacağım.” “Ben artık müslümanlardan soğudum.” “Ben İslamiyetten soğudum.” Sonrasında olay nereye geliyor biliyor musun? Daha dehşetli. Haşa “Ben Allah’a inanmıyorum.” “Ben Allah’a güvenmiyorum.” “Allah olsaydı bana yardım ederdi.” Hepböyle alt yapılarda sıkıntı var görüyor musun? O yüzden diyoruz değil mi? Risale-i Nur eserlerini okuyun abi. Okuyun diye. Okuyun. Okuyun. Okuyun ya. Bir kere ya Allah aşkına. Bir kere al şunu bir oku ya. Ömründe kaç kere kitaplar okudun. Kitaplar soru bankaları… Dünyevi bir menfaat için. Ya ebedi hayatın için Allah aşkına al bir oku ya. Çok mu zor ya? Şurada konuştuğumuz her mesele buradan çıkmış. Serkan Aktaş’tan değil. Öyle olsaydı sekiz sene önce de ben bunları biliyor olurdum zaten. Değil mi? Rabbim kardeşlerimi haram sevdadan muhafaza eylesin. (Amin) Evet. O derde o sıkıntıya düşen kardeşlerimize de Rabbim sabır ihsan eylesin. Zor bir mesele. Zor ama şunu diyeyim. Musibetler yapılan hataların neticesidir. Gelecek mükafatların da başlangıcıdır. Gelecek mükafatı düşün bari. Demek ki Cenab-ı Hak dünyadan seni soğutuyor. Bunun da bir bedeli olması lazım. Yaptığın hatanın bir bedeli olacak ki bir daha o hataya düşmeyesin. Yapılan hataların bedeli ödenmediği için hep o hatalara bir daha düşülüyor. Ama Cenab-ı Hak bir tokat vuruyor. O işin bedeli oluyor. Senin o acıları çekmen gece gündüz uykusuz kalman Değil mi? O kalbinin iniltilerinin artık ciğerini yakması İşte demek ki burada bir hakikat tarafı var. Sen o musibeti o sıkıntıyı çekmelisin ki bir daha yapmayasın. Çünkü çekmeyenler o hata içinde yapa yapa yapa laçka oluyor zaten. Anlattık ya yalama oluyor. Sonra bir dahasında pişman olmaya kalkıyor ama kalbinde Allah’a yer kalmamış ki. Hakikata yer kalmamış ki. Oyüzden Allah’a kavuşma… İlk önce Allah’ı seveceğiz sonra mahlukata. Niye? Niye öyle dedim? Çünkü Allah namına seviyorsun ya. Allah’ın hoşlanmadığı bir şeyden elinin tersiyle uzaklaşabilirsin. İlk önce mahlukata bağlanıp oradan Allah’a gidersen mahlukat gittiği zaman Allah’a olan yolda kapanıyor işte. İlk önce Allah sonra esbab. Allah nasıl istiyor öyle yapmak. Allah nasıl razı öyle yapmak. Evet. İzledi kardeşler inşaallah. Buraya kadar geldiysen kardeşim tebrik ediyorum. Yani ben kendime tahammül eder miydim bilmiyorum. Aynen. Buraya kadar gelip izlediysen ihlaslısın. O zaman şöyle yapalım mı? Aynen yoruma… yoruma…öyle anlarız. İhlaslıyım yaz. Şimdi ama izlemeyenler de şöyle diyecek ihlaslıyım yazanları görecek. “Ne burası ya hep riyakarlar dolmuş buraya” filan. Evet. O zaman bir işaret bir parola verelim mi sonuna kadar izleyenlere? Şimdi sonuna kadar izleyen kardeşler şu cümleyi yazsınlar. “Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi merhametsizce azaptır.” Burada da yazarlarsa… anlarız. Ha? Niye vereyim ya? Buraya kadar konuştuk ya. Bundan daha özel hediye mi olur? Şöyle yapalım o zaman. Madem öyle. Bunu bana söylemiştiniz. Ya bardak filan. Evde bardak dolu ya. Biz hakikat verelim abi o zaman. Şöyle yapıyoruz. İşte bu son cümleyi yazanlar arasından bir çekiliş yaparız. Oradan iki kişiye de ben iki tane kitap var ya “İçiyorsak Sebebi Var.” ve “Allah Diyen Pense” Onlardan ikili set halinde isme özel imzalı göndeririz. Tamam. Öyle yaparız. Parasını senden alırız. Talha. Madem böyle bir fedakarlığın var kardeşim. O zaman Çay House ‘a o şekilde bağışını alırız senin. Tamam. (Anlaşılmıyor.) Yok yok. O da şifreli olsun. İyi bakalım. Tamam. Artık Allah razı olsun.

Neden gusül abdesti alırız?

Yani ne diyor adam? Çoğunluk böyle yaptığı için meşru olan yol budur. Çoğunluk faizle iş yapıyor, esnafın çoğunluğu bankaya gidiyor, faizli kredi çekiyor ve yeni iş kuruyor. Demek ki doğru bu! Hayır! Hayır, hayır. Doğru bu değil. Çoğunluğun yaptığı doğru değildir. Doğru, Allah’ın ve Peygamberinin bize bildirdikleridir. Bunun ötesine geçtiğin zaman sapıtanlardan oluyorsun. Sen onların çoğunluğuna uyma diyor Kur’an. Bana göre böyle, bana göre şöyle. Çin’in nüfusu kaç şu anda? Bir buçuk milyar. Sadece Çin… Bir buçuk milyar! Dünya’nın en kalabalık milleti. Sonra Hindistan geliyor. Çin’in resmi dini ne kardeşler? Budizm’dir. Kel, şişman bir tanrıya taparlar. Buda… Kendi uydurdukları bir tanrı. Bir buçuk milyar insan Buda’ya taptığı için bazı insanlar şöyle diyebilir mi? Bu kadar insan da aptal olamaz ya! Bir buçuk milyar ya! Bir buçuk milyar insan buna tapıyorsa demek ki bu doğru bir ilah, dese olur mu? Yanlış bir zan ortaya koymuş oluyorsun. Hayır! Yanlış bir zan! Muhammed Aleyhisselam ve sahabileri ev sohbetleri yaparlardı. Hazreti Erkam’ın evinde. İnşallah umreye gittiğimizde o evi sizlere göstereceğim kardeşler. İslam o evden, ev sohbetleriyle başladı. Ev sohbetleri ile dünyaya hakim oldu. Ev sohbetlerini asla bırakmayacaksınız. Hazreti Erkam’ın evinde on kişi toplanıyorlar. Müşrikler binlerce insan; Muhammed Aleyhisselam ve sahabileri on kişi, gizli saklı Allah’ın ayetlerini anlatıyor, insanlara İslam’ı öğretmeye çalışıyor. Şunu diyebilir misin? Oradaki sahabilerden bir tanesi şunu diyebilir mi? Ya müşrikler binlerce, biz on kişiyiz. Demek ki onlar doğru. Bu mantık doğru bir mantık mıdır? Hayır değildir! Onlar zanna uyuyorlar. Zanna… Adam zanna uyarak şöyle diyor: “Ya hocam, bu gusül abdesti neden var ki ne gerek var ki bu gusül abdestine ya?” Bir adam yolda yürürken sağ bacağı çamura girerse ne yapar? Sağ bacağını yıkar. Yahut da başka bir sapkın grup şöyle; gusül abdesti almıyormuş ve bir fikir ortaya koyuyorlarmış. Fikir ne kardeşler? Bize göre gusül abdesti geçersizdir, gereksizdir. Neden? Çünkü bir sepetin içinde yirmi tane salatalık olsa, bu yirmi salatalıktan bir tanesi sepetten dışarıya düşse hepsini mi yıkarsın düşeni mi yıkarsın? Mantık ne diyor burada? Sadece düşeni yıkarsın. On dokuz tane salatalık temizdir değil mi kardeşler? İşte bu mantığa bakacak olursak gusül abdesti alacağımız zaman da gusül abdesti almamıza gerek yok(!) Cinsi münasebet yaptığın organın ne ise onu yıkaman yeterlidir. Bak fikir ortaya koydu, zan ortaya koydu. Ayetin tefsirinde İmam Fahreddin Razi diyor ki: “Müşrikler bu ayetten önce Muhammed Aleyhisselam’a geldiler dediler ki: ‘Siz insanların kestiği hayvanları yiyorsunuz. Allah’ın öldürdüğü hayvanları yemiyorsunuz. Bu nasıl bir mantıktır?’ diyorlar Muhammed Aleyhisselam’a.” Biliyorsunuz, İslam’da kendi kendine ölen bir hayvan leştir ve biz o hayvanı yiyemeyiz. Hayvancılar, bir hayvan çok hasta olduğu zaman onu ölüme terk etmezler, ölmeden önce keserler. Kendi hâlinde ölürse, Allah onun canını alırsa, hayvancı almazsa hayvan leş anlamına gelir. İslamiyet’te leş yemek de haramdır. Tıpkı kan içmek gibi. Bu ayeti kerime geldi. Müşrikler dediler ki: “İnsanların öldürdüğü hayvanları yiyorsunuz. İnsanlar kesiyor ve onları yiyorsunuz. Allah’ın öldürdüğü hayvanları yemiyorsunuz. Bu nasıl mantıktır?” Bak, zan ortaya koyuyorlar! Allah Teâlâ Hazretleri bu ayeti indirdi: “Sen insanların çoğuna itaat etme, onlara uyma. Çünkü onlar sadece bir zanna uyuyorlar.” (En’âm, 116) Fikir ortaya koyuyorlar. Gusül abdesti almayan, ben Müslüman’ım diyenler var bu ülkede şu anda. Gusül abdesti almıyor. Sabahleyin rüyalanıyor ya da hanımıyla cima yapıyor ya da kendi kendini tatmin ediyor. Bu yöntem doğru bir yöntem değildir! Ya da zina yapıyor ve cünüp oluyor ama gusül abdesti almıyor. Gerekçesi ne? Sadece o uzvumu yıkamam benim için yeterlidir, benim mantığıma uymuyor, diyor. Bütün bedeni niye yıkıyoruz? Gusül abdesti neden alırız kardeşler? Bu hikmetini de söyleyeyim hepinizin aklında bulunsun. Biz insanlar, bütün insanlar ezeli ervahta, ruhların yaratıldığı ve Allah’ın bize bir sual sorduğu o and, Allah’ımıza bir söz verdik. Dedik ki: “Sen bizim Rabb’imizsin. Dünyaya vardığımız anda, bize bedenler verdiğin anda, o bedenin içine girdiğimiz anda sen bize ne emrediyorsan biz şaşmayacağız. Ve seni asla unutmayacağız.” Biz Allah’a söz verdik kardeşler. Sen bizim kural koyucumuzsun ve biz seni hayatımızın sonuna kadar asla unutmayacağız. Bunu ezelde verdik biz. Dünya’ya gönderdi Allah Teâlâ bizi ve bizi hanımlarımıza, hanımlarımızı da bize mecbur kıldı. Evlenmemizi bize mecbur kılan en önemli özellik nedir kardeşler? Şehvet. İkimizin içine de şehvet koydu. Hem kadına hem erkeğe şehvet koydu ve bizi birbirimize mecbur kıldı. Birbirimizi tamamlıyoruz. Erkek olmadan kadın yaşayamaz, kadın olmadan erkek yaşayamaz. Devamlı bedenleri birbirini arzular. Bunun adına şehvet denir. Allah bunu içimize koydu ve bizi bununla sınıyor. Helal yoldan mi tatmin edecekler, nikâhlanarak yoksa haram yoldan mı tatmin edecekler, 50 TL’ye zina ile? Bunu sınamak için yaptı. Şimdi, insan bedenindeki en yüksek haz anı hangi andır kardeşler? İhtilam anı, boşalma anıdır. Bir erkek ya da kadının bu dünyada görebileceği en büyük fiziki hazdır bu. Daha büyük bir haz yoktur! Bu boşalma anında, o bir kaç saniyelik esnada bütün kullar, istisnasız bütün kullar Allah’ı unuturlar. Öyle bir haz alır ki, öyle bir zevk alır ki yaratıcısını o anda unutur. O zevki, o hazzı bir organıyla almaz. Dikkat buyurun! Bütün bedeni titrer ve bütün hücreleri ile o hazzı alır. O hazzı aldıktan sonra Allah; Kur’an ayetiyle, o abdest ayetiyle bize gusül abdesti almayı, pislikten necasetten temizlenmeyi, bütün bedenimizi yıkamayı farz kılmıştır. Gusül abdestini aldığımız an, sözleşmeye geri döndüğümüz an demektir. Sözleşme, ezelde yaptığımız sözleşme… Pislendik biz, eşimizle cima yaptık,, ilişkiye girdik, çok büyük haz aldık. Rabbim sana hamdolsun, bizi çocuk yaparken böyle bir hazla mükâfatlandırdın. Allah isteseydi sıfır hazla bize bunu emredebilir miydi? Zekât verirken haz yaşıyor musunuz kardeşler, zekât verirken? Bak o da Allah’ın emri. İslam’ın beş şartından bir tanesi. Parayı verirken böyle bir cinsel doyum yaşıyor musunuz? Kardeşim al be iki bin TL zekât param, al be. Haah! Müthiş bir haz yaşıyorum şu anda. Var mı böyle bir şey kardeşler? Yok! Bak, Allah zekâtı verirken bırak haz almayı canından bir parçayı veriyorsun ya! Mal canın yongasıdır. Atasözleri boş değildir. Hep bir ayetten ya da hadisten alınmıştır. Mal canın yongası demek parçası demektir. Hani parmağını kopartırsın ya. Parmağının ucunu kesersin bu parçadır. Mal da bunun gibidir. Malı verirken, o zekâtı verirken bazılarında kopar böyle, eli titrer. Kardeşim al bunu ama tamam vereceğim al. Eli titrer bırak haz almayı, adam işkence görüyor. Zekât verirken işkence görüyor. Böyle insanlar var kardeşler. Ya Allah bize cimayı, evliliği mecbur kılmışken… Çocuk sahibi olmak için evlenmek zorundasın, gayri meşru çocuk yapmak haramdır. Allah bize evliliği mecbur kılmışken ya bu cinsel münasebeti bir işkenceye çevirseydi. Her cinsi münasebet bizim için on kilometre koşu yapmak gibi olsaydı. Yapabilir miydi Allah böyle bir şeyi? Yapardı, bu onun için çok kolay. “Hac meşakkattir.” diyor Muhammed Aleyhisselam hadisi şerifinde. Hac, Allah bize farz kıldığı amellerden bir tanesi. İslam’ın beş şartından bir tanesi. Oraya gittiğin zaman bütün alışkanlıklarından uzak durman gerekiyor. Evindeki konforu orada bulamıyorsun. Devamlı bir sıkıntı, koşturma içerisindesin. Fiziki olarak yoruluyorsun. Ruhi olarak on yaş yirmi yaş gençleşiyorsun ama fiziki olarak çok yoruluyorsun. Ben yirmi dokuz yaşında gitmiş bir adam olarak çok yoruldum. Ama Rabb’ime hamd olsun imanımın iki misline çıktığını da hissettim. Sanki cebimdeki iki bin TL’nin dört bin TL’ye çıkmasını bilmem gibi. Allah izin verir de giderseniz oralara, o topraklara ve bu hac vazifesini yaparsanız benim bu yaşadığım duygunun aynısını Allah size de yaşatacak inşallah. Hani birisinden iki bin TL aldın, cebinde iki bin vardı oldu dört bin. Bunu bilirsin değil mi kardeş? Bak yükseldi, arttı, paran arttı. İmanının nurunun arttığını bilmen de orada bunun gibi olacak. O Kâbe’yi gördüğün anda, bir sarıldığını anda, bir nasuh tövbesi yaptığın anda, geçmişini temizlediğin anda imanın bir kat daha fazla artacak. Allah’ım sen bu kardeşlerime yaşat Ya Rabbi. (Amin) Amin. Zanna uyuyor. İşte gusül abdestini niye alıyoruz? Allah’a verdiğimiz söze tekrar geri dönmek için gusül abdesti alıyoruz. Eşimizle cima yaptık yahut da sabah kalktık rüyalandık. Hemen nereye? Banyoya giriyorsun, gusül abdestini alıyorsun bütün bedeni… Biz Amerikalılar gibi değiliz ki, biz Budistler gibi değiliz ki. Onlar bedeninin bir kısmını yıkarlar işe giderler. Müslümanlar böyle değildir. Bütün bedenini yıkarlar ve Allah’a verdiği söze geri dönerler. Allah’ım ben seni bir kaç saniyeliğine bile olsa unuttum. Çünkü büyük bir haz yaşadım. Bana bunu sen verdin, sana şükürler olsun. Ama şimdi ben gusül abdesti aldım sırf sen emrettiğin için ve sözüme geri döndüm. Şahit ol Ya Rabbi. İşte biz, bundan dolayı gusül abdesti alırız kardeşler. Buna zan denir. Gusül abdesti almayanlar neye uyuyor? Kişisel teorilerine uyuyor. Bana göre sadece o uzvu yıkamak yeterlidir, diyor. Ve bugün bu ülkenin dörtte biri, burada istatistik okumuştum, dörtte biri gusül abdesti almıyor. Fatih’in torunları bu adamlar! Yavuz’un, Kanuni’nin, Abdülhamid’in torunları bu adamlar ve gusül abdesti almasını ya bilmiyor ya da gerek duymuyor. İslam’dan o kadar uzaklaşmış ki yüzyıllık bir tahrifatla. Bilmiyor, yapmıyor. Allah’ım sen bu milleti asli kuvvetine geri döndür. (Amin) Amin Ya Muin.

Kadınları Cehenneme götüren en önemli sebep: DİL

Kadınları cehenneme götüren en büyük sebep dildir. Erkekleri cehenneme götüren en büyük sebep ferçtir, şehvettir. Kadınların konuşma isteği şehvetten daha üstündür. Sade gibi görünür. Ayıp değil gibi görünür. Sıkıntı vermez gibi görünür. Ama bir çok kadını küfre götürür. Bir tek mesele, dillerine hakim olamama. Dillerini doğru yere sevk edememe. Kadınları cehenneme kadar sürükler. Hadisle teyit edeyim. Efendimiz Aleyhisselam Miraç hadisinde bize ne anlatıyor? “Cehennemde kadınların erkeklerden daha fazla olduğunu gördüm. Sordum: ‘Ey Cibril bu neden böyledir? Kadınlar erkeklerden neden daha fazladır?’ Cebrail Aleyhisselam bana şöyle dedi: ‘Çünkü onlar kocalarına dilleriyle eziyet ediyorlar.’ Dilleriyle eziyet ediyorlar. Hadis devam ediyor. “Kocaları onlara yıllar boyu nimetler getiriyor. Yıllar boyu hediyeler veriyor. Ama bir gün isteklerini yerine getirmedikleri zaman kadınlar şöyle diyor: ‘Zaten bana bugüne kadar ne yaptın ki?’ İşte bu nankörlük demektir. Nankörlük! Yıllar boyu getirilmiş olan bütün meseleler bir tarafa atılıyor, o gün kadının isteği yerine getirilmediği için erkek suçlanıyor. “Zaten ne yaptın ki bugüne kadar?” deniyor. İşte kadınların cehennemde bizden sayısının fazla olmasının en büyük sebebi ne? Dilleriyle kocalarına eziyet etmeleri. Dil çok tehlikelidir! Hele ki bu kadınların gün diye tabir ettikleri meseleler varsa buralar onların günaha girmeleri için, Onların gıybete girmeleri için ve dedikodu yapmaları için büyük bir fırsat. Ne yapıyorlar günlerde? Her hafta bir komşularının evine toplanıyorlar. Normalde bu ne adı altında yapılıyor? Toplanacağız orada dua edeceğiz, Kur’an okuyacağız. İşte bilen birisi bir iki hadis söyleyecek. Sonunda duamızı, tövbemizi yapacağız, kalkacağız. Günlerin toplanmasının asıl amacı budur. Ama günümüzde, zamanımızda bu günlerin şekli de değişti. Ne oluyor? On çeşit yemek yapılıyor. Kadınlar birbirleriyle yarış ediyor. Kadınlar için şöhret sevgisi, bizim erkeklerin şehvet sevgisinden daha üstündür. Bilinme, tanınma, bahsedilme, haber yapılma… Ooo, Naciye’ye gittik, on çeşit yapmış. Felaketti be! Acayip bir ustalığı varmış, diye hakkında bahsedildiğinde o kadın eriyor keyiften. Ego tatmini yaşıyor. Ego patlaması yaşıyor. Hakkında bahsedilmekten çok hoşlanıyor. Her gün için ayrı bir elbise alan kadınlar var. Komşularımız içinde durumları biraz daha iyi olunca, her gün için yani her hafta için ayrı bir elbise alıyor. Niye? Çünkü benim durumum iyi. Her hafta komşularıma yeni elbiselerle görünmem iktiza eder. Onları varlığımla süslemem, onların gözüne hoş görünmem iktiza eder deniyor. İslamla taban tabana zıt olan günler şu anda husule geliyor kadınlar arasında. Çok büyük sıkıntı. Bir tane kadın açıp Kur’an okuyamıyor. Bir kadın Efendimiz Aleyhisselam’dan üç tane hadis zikredemiyor. Çünkü bilmiyorlar. Çünkü eğitim almıyorlar. Çünkü hiçbir İslam âliminin kitabını okumuyorlar. Çünkü sohbet meclislerine gitmiyorlar. Gün diye tabir ettikleri bir şeyi yapıyorlar. Ama sohbetlere gidemiyorlar. O gün dedikleri yerde, o anda dört saat – beş saat dedikoduyla gıybetle geçiriyorlar. Dillerini muhafaza edemiyorlar. Ama sohbet meclisine bir saat gidemiyorlar. Çünkü sıkılıyorlar. Nefis rahatlığa, genişliğe alıştığı zaman sohbet meclisine gidemezsin. Sıkılırsın, patlarsın. Rahatsız olursun. Çünkü nefis rahatlığa alışmış. Aranızda bazı insanlar vardır. Aylar boyunca sohbete gelir. Namazında daim olur. Zikir dersini alır. Her gece Rabb’ini zikretmeden yatmaz. Rabıtasında kuvvetlidir. Ama sonra geriye dönüş yaşar. Eski arkadaşları tekrar bunu davet etmiştir. Arkadaşlarına takılmaya başlar. Onların gittiği yerlere gitmeye başlar. Bir hafta, üç hafta, iki ay derken bir bakar ki: “Aa, ben namaz kılıyordum! Ben beş vakit namaz kılıyordum. Ne oldu bana?” demeye başlar. Niye böyle der? Çünkü eski arkadaşlarına takıldığı zaman, sohbet gider. Sohbet gittiği zaman ilk önce zikir gider. Bir derviş en önce, sohbetten sonra neyini kaybeder? Zikrini kaybeder. Peygamberine verdiği sözü kaybeder. Sözünü yer. Ondan sonra ne gider? Ondan sonra namaz gider. Namazı kaybeder. Neden? Çünkü bu adam zırhını çıkarttı. Bu adam sohbet denen zırhını çıkarttı. Kaleden çıktı. Bu adam açık hedef. Şeytanların ve şeytanın askeri olan insanların açık hedefi demektir. Sohbeti olmayan bir adam tek başına kurtların ortasında gezen koyun gibidir. Hiçbir zırhı yok. Koruyacak köpek yok, sahip yok, çoban yok, kimse yok. Bu koyun nasıl savaşsın? Kurtlara karşı kendini nasıl savunsun? Dişi yok ki kurdu parçalasın. Bu koyun hal lisanıyla kurtlara şunu der: “Ben açığım. Ben rahat hedefim. Gelin beni yiyin!” der. İşte Müslüman da ilimsiz sohbetsiz kaldığı zaman namazı gider. Ondan sonra der ki: “Ya, iki aydır sohbete gitmiyorum. Namazım gitti. Ben bu namazı kılıyordum. Bırak namazı kılmayı, kazaya bırakmıyordum. Ne oldu bu benim namazlarıma?” Sen kılmıyordun bu namazı. Sana sohbet meclisi kıldırıyordu. Sen burada dua alıyordun kardeşlerinden. Sen kardeşlerinden telefon alıyordun. “Kardeşim, ne yaptın, sabaha kalktın mı?” diyorlardı sana. Ama sen bu nimeti kaçırdın. Meleklerin akın akın gelip sana dua etmesi nimetini kaçırdın. Çünkü, “Ben kendim de yaparım.” dedin. Ama yapamazsın. Yapsaydı sahabe yapardı. Peygamber Efendimiz Aleyhisselam’a bir kez biat ederdi. Ondan sonra hiçbir sohbetinde bulunmazdı. Ben nasılsa biat ettim. O benim peygamberim, Allah’ım da birdir. Artık hiçbir sohbete ihtiyacım yok, derdi. Ama sahabe böyle yapmadı. Allah hepsinden razı olsun. (Amin) İstisnasız her gün Allah Resulü Aleyhisselam’ın karşısına oturdu. Ve dedi ki: “Bugün bana ne öğreteceksin ey Allah’ın Resulü? Bugün bana Allah’ımızın emirlerinden ne bildireceksin?” Çünkü benim sonsuz yaşamımı kurtarabilmem için bana gereken tek şey ilimdir. İlim olmadan ben bu sonsuz yaşamı kurtaramam. Dünyadaki param pulum, şöhretim ne kadar kuvvetli olursa olsun, ilimsizsem beni kurtaramaz bunlar. Toprağın altında her şey dışarıda kalıyor. Kanuni bile tabutun dışında elini bıraktı. Vasiyet olarak ne yaptı? “Elimi tabutun dışına salın. Çıplak olarak görsünler.” dedi. “Benim gibi üç kıtaya hükmetmiş bir adam bile boş elle gidiyor. Sen kimsin ki neyle gideceksin? Bunu anlasınlar. Tebaam, halkım bunu anlasın.” dedi. Efendiler, sonsuz yaşama götürebileceğimiz tek şey öğrendiğimiz ilimleri amele döküşümüzdür. Bunu yapamadığımız zaman, işte o kadınlar gibi oluruz. Güne bir gidiyorlar… Birisi iki tane hadis söylemeye niyetlendiği anda tak yolunu kesiyorlar. “Ne yapmış o kadın orada? Ayrılmış mı kocasından?” demeye başlıyorlar. Muhabbetleri hemen değişiyor. Hemen şeytanlar o meclisi basmaya başlıyor. Çünkü bir mecliste gıybet başladığı anda şeytanlar o meclisi basar. Ama Müslümanların bir yerde toplanması demek, melekleri çağırmaları demektir. Oraya meleklerin gelmesi lazımdır. Buraya bu kadar genç niye geldi? Allah rızası için geldi. Allah Teâlâ’nın melekleri de bu meclise gelir. Neden? Çünkü bu kadar insan ilim öğrenmeye geldi. Gıybet yapmaya, dedikodu yapmaya gelmedi. Kadınlarımız da ne zamanki dedikoduyu, gıybeti bırakıp, İslam ilimlerini öğrenmeye ve birbirlerine tavsiye etmeye başladıkları zaman, işte onlar dillerini korumuş olurlar. Yani iki çenesi arasındakini muhafaza etmiş olurlar. Bu muhafazayı yapmadıkları zaman durumları sıkıntılıdır. Çok sıkıntılıdır. Allah Resulü Aleyhisselam’ın bu müjdesine vâsıl olamazlar. Bu kadar hassastır, bu kadar tehlikelidir. Hele o gıybet, hele o dedikodu! Efendimiz Aleyhisselam ne buyuruyor hadisinde? “İki insan başka bir kardeşini çekiştirmeye başladığı anda, gıybetini yapmaya başladığı anda şeytan hemen yanlarına gelir. Ve ağızlarına bal sürer.” Bir adamın ağzına bal sürdüğü zaman zevk alır, tat alır, keyif alır. Ve o muhabbetin artmasını, devam etmesini ister. Gıybet böyle tatlı bir şeydir. Sonu gelmez. Ama Kur’an bizi bu konuda uyarır. Ölü kardeşinin çiğ etini yemekle eş değere koyar gıybeti. Ve sonunda ayet şöyle der: “Tiksindiniz değil mi?” (Hucurât, 12) Tiksindiniz değil mi? İnsan hiç çiğ et yer mi? Ayet diyor ki: Çiğ et yemiyor, ölü kardeşinin çiğ etini yiyor. Bir dağda kaldın. Et yok, yemek yok, içecek yok. Üç gün – beş gün aç kaldın. Tak kardeşin öldü. Ne yapacaksın? Amerikan filmlerindeki gibi kardeşini paramparça yapacaksın. Sonra yemeye başlayacaksın. Tiksindiniz değil mi? Normal bir insan bunu yapamaz. Anormal bir durum olması lazım. Anormal bir insan olması lazım. İnsan ölü kardeşinin çiğ etini yiyebilir mi? Ama gıybet yapan iki tane Müslüman öz kardeşlerinin çiğ etlerini yiyen Müslümanlar gibidir. İşte kadınlarımız maalesef bunu idrak edemiyorlar. Kadınlarımız sokağa çıktıklarında koku sürünüyor. Dikkat buyurun! Sokağa çıktığında koku sürünüyor. Halbuki bunun edebi nedir? Eve girdiğinde koku sürmesi lazım gelir. Sokağa çıktığında koku süren bir kadına Efendimiz Aleyhisselam ne buyuruyor? Zâniye. Ne demek zâniye? Zina eden kadın demektir. Bu kadın dışarıya çıkarken kokusunu sürdüğü anda, herhangi bir erkek kokusunu işittiği anda bu kadın ve erkek zinakar hükmüne geçiyor İslam’a göre. Allah Resulü Aleyhisselam başka bir hadisinde diyor ki: “Kokuyu veren de, kokuyu alanda cehennemdedir.” “Hocam, kaçamayız ki bu kadın bizim yanımızdan geçiyor.” Tiksin ondan! O kokudan zevk almamaya çalış. Şehvetin harekete geçmesin, şehvetin uyanmasın. O kokudan tiksin. Peygamberimiz Aleyhisselamın tehdidini unutma! Çünkü tehdit diyor ki: “Hem kokuyu veren kadın cehennemdedir hem kokuyu alan erkek cehennemdedir. O kadın zâniye hükmündedir. Olması gereken nedir İslam’da? O kadın evine geldiği anda koku sürecek. Kime? Kocasına. Kadınlarımız çok bozuldu. Dışarıya çıktığı zaman süsleniyor. En güzel elbiselerini giyiyor. Eve geldiği zaman süslerini temizliyor. Paspal giyiniyor. Neden? Çünkü evde her günkü kocam var. Ona süslenmeme gerek yok. Alan aldı, satan sattı, bitti. Dışarıya çıktığım zamansa insanlara güzel görünmem gerekiyor, diyor. Neden böyle diyor? Çünkü İslam’ı bilmiyor. Kadınlarımız İslam’ı bilmiyor. Kadınlarımız İslam’ı bilseydi Müslümanlar şu anda üçüncü sınıf vatandaş konumunda olmazdı. Şu anda İslam, dünyada üçüncü sınıftır. Birinci sınıf Hristiyanlardır. En kuvvetliler… İkinci sınıf Yahudilerdir. Sayıları en az olandır. Ama para bâbında en kuvvetli olan onlardır. Üçüncü sınıf biz Müslümanlardır. Hiçbir yerde sözü geçmez. Hiçbir yerde hükmü geçmez. Kimse sözüne itibar etmez. Çünkü kadınları çok bozulmuştur. Daha kadınlarına bile hükmedemezler. Kadınlarına bile İslam ilimlerini bildirmekten acizdirler. Bu yüzden zayıf düştüler. Bu yüzden zayıf düştüler. Allah hidayet etsin inşallah. (Amin) Allah Teâlâ hanımlarımıza izan versin, akıl fikir versin inşallah. Dikkat buyurun! Kadınların en büyük hatalarından bir tanesinde yine Kur’an bizi ikaz ediyor. “Ey Hâbibim, hanımlarına söyle yabancı erkeklerle konuşurlarken yumuşakça konuşup kırıtmasınlar. Seslerini inceltmesinler. Kalplerinde hastalık olanlar, şeytani bir ümide kapılabilir.” (Ahzâb, 32) Allah Teâlâ kadınları ikaz ediyor. Ayet-i kerimeyi günümüz kadınlarına uyarlayalım. Bizim kadınlarımız bir telefon geldiği zaman, telefonun karşısındaki yabancı sese çok ince konuşuyor. Kırıtarak konuşuyor, yumuşak konuşuyor, adeta ümit verircesine. Ama kocasına karşı konuşurken, “Yemeğin orada!” diyor. “Ne oldu, niye gelmedin?” diyor. “Hadi bir saattir seni bekliyorum.” diyor. Kocasına konuşurken sert konuşuyor. Yabancı erkeğe konuşurken, dışarıda domates satan adama konuşurken yumuşak konuşuyor. Allah Teâlâ’nın ikaz ettiği ayeti yaşıyorlar mı yaşamıyorlar mı? Kırıtıyorlar mı kırıtmıyorlar mı? Yapıyorlar. Neden yapıyorlar? Çünkü ayeti bilmiyorlar. Çünkü İslam’ı bilmiyorlar. Bu İslam’ı bu kadınlara kim öğretecek? Biz öğreteceğiz. Evin liderleri öğretecek. Allah Teâlâ liderliği erkeğe vermiştir Kur’anda. “Erkekler hanımları üzerine yönetici ve koruyucudurlar.” (Nisâ, 34) Yönetici ve koruyucudurlar. Bize iki vasıf yüklemiş Allah Teâlâ. Bir, yönetici… Evini sen çekip çevireceksin, sen yöneteceksin. İki, koruyucu olacaksın. Evin bütün ihtiyaçlarını sen karşılayacaksın. İslam’a göre evin bütün ihtiyaçları, evin dış işlerinin tamamı kime aittir? Erkeğe aittir. Evin iç işleri kime aittir? Kadına aittir. Bu taksimi Allah Resulü Aleyhisselam yapmıştır. “Ey Ali, bu evin dış ihtiyaçlarının tamamı sana aittir. Ey kızım Fatıma, bu evin iç ihtiyaçlarının tamamı sana aittir. Çekip çevirmesini sen yapacaksın. Getirisini Ali yapacaktır.” Bu Allah’ımızın hükmüdür. Bu şekilde bakmak zorundayızdır. Mesela İslam’a göre erkeğin parası erkeğe aittir. Kadının parası kadına aittir. Ancak evin bütün masrafı kime aittir? Evin, çocukların ve hanımın bütün masrafı erkeğe aittir. Bundan dolayı, yükün ağırlığı erkekte olduğundan dolayı, Allah Teâlâ yükü, sorumluluğu erkeğe vermiştir. Erkek ne yapacak? Erkek eve sadece para getirip gitmeyecek. Erkek bir banka gibi yaşamayacak. Erkek hanımına İslam’ı öğretecek. Erkek Allah Teâlâ’nın şu ayet-i kerimesini yaşayacak ve yaşatacak: “Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz.” (Tahrîm, 6) Şimdi sondan başlayayım. Diyor ki Allah Teâlâ… Bizi şiddetle tehdit ediyor. Yakıtı insanlar olan… Bunu anladık. Etten kemikteniz. Bir ateşe girdiğimiz anda kolay yanarız. Ve yakıtı taşlar olan. Siz hangi soba gördünüz taşla yanan? İçine taş atılıp yanan hangi soba gördünüz? Bu nasıl bir ateş? Bu nasıl bir soba? Bu nasıl bir cehennem? “Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyunuz.” (Tahrîm, 6)

Karı koca ve cinsel yaşam… – Batı, aileyi yok etmek istiyor!

Muhammed Aleyhisselam Allah’ın Peygamberi. Daha üstün bir rütbe yok. Devamlı ibadette, bacakları devamlı şişinceye kadar namaz kılıyor, ümmetim, ümmetim diyor. Ama sende kendini affettirmek için hiçbir gayret yok, hiçbir telaş yok. Hep bir batılılaşma, hep bir batıya özenme… ‘Biz batılı olacağız, onlara benzeyeceğiz.’ Batı nedir, size özetleyeyim batıyı. Hollanda’dan Müslüman kardeşim mesaj gönderdi: “Hocam…” “Hollanda’da kızların bekâretini kaybetme yaşı on iki ile on dört arasıdır.” Hollandalı kızların bekâretini kaybetme yaşı on iki ile on dört arasıdır. Bir Hollandalı kız; okulda ya da okulun dışında, seyahatte, gezmelerde erkek arkadaşıyla, flörtüyle gezmede bekaretini kaybettiği zaman evine gelir, annesine ve babasına durumu anlatır, annesi ve babası bekâretini kaybetmesi şerefine parti verir. İşte senin övündüğün, senin taklit etmek istediğin Batı budur. Hangi aklı başında bir Müslüman, kızının, o yaştaki bir kızının nikahsız bir şekilde cinsi beraberlikle bir tecrübe kazanmasını ister? Böyle berbat bir ilişkiyle hayata, en önemli anına adım atmasını ister? Hangi aklı başında Müslüman bunu ister? Ama Batılılar için bu parti yapılacak bir şeydir, bir mezedir. “Aa kızım, aferin kızıma be, kim bilir ne kadar zevk almıştır benim kızım.” Batı budur. Batı’nın gelişimi budur işte. Taklit etmek için koşturduğun, çalıştığın Batı budur. Batı, kadının özgürlüğünü istemez, kadına ulaşmanın özgürlüğünü ister. Perdeler arkasından bunu söyler. “Kadın özgür olsun, bırakın kadını çıplak gezsin.” Hayır, onun tek bir istediği şey var: İstediği kadınla, istediği anda zina edebilmek. Batılıların baktığı tek şey budur. Girdiği her ortamda çıplak kadın görmek ister. Onun vücudunun her tarafına rahat bir şekilde bakabilmek ister. İşte Batı’nın özgürlük anlayışı budur. Kadınların bedenlerini bir teşhir aracı olarak kullanmayı çok sever batı. Kardeşler, bu Müslüman kardeşiniz her inanıştaki adamın inanışına saygı duyar, asla rencide etmez, hakaret etmez, küfretmem. Ateist, deist, agnostik fark etmez benim için. O adam bana İslam’dan konu açmadıkça ben ona baskı yapmam. Tercih onun. Allah kafasından şimşek çaktırmıyor, kafasından aşağı bir şimşek indirmiyor ateist olduğu için. Ben mi onu döveceğim ya. Ben onu Müslüman etmek zorunda mıyım? Hayır. Hidayet Allah’tan. İster kabul eder ister etmez. Bana din hakkında bir sual sorarsa, ben açıklamasını yaparım. Tereddütlerini, şüphelerini gidermek için İslam’ın hükümlerini bildiririm kendisine. Ama baskı yapmam. Çünkü dinde zorlama yoktur. Ateistlere, komünistlere falan bu şekilde saygı gösteren, inanmamalarına bile saygı gösteren biz; kadın teşhircilerine karşı ve İslam’a küfredenlere, İslam’a hakaret edenlere karşı bir o kadar şiddetliyiz. Nükleer bir öfkemiz vardır bunlara karşı. Özellikle kadın teşhircileri, benim en sevmediğim adamlardır. Bu adamların dillerine pelesenk olmuş cümle şudur: “Biz, kadınların özgürlüğünü istiyoruz.” “Daha rahat hareket etsinler, kendileri çalışsınlar, çıplak gezsinler, rahat giyinsinler…” “İnsanlar onlara karışmasın.” “Sadece kocalarının kadını olmak yerine, bütün erkeklerin kadını olsunlar.” diyorlar. İşte ben, bu adamlardan tiksiniyorum. Kadının sahibinin bir koca değil, onlarca kocası olması gerektiğini söyleyen zihniyetten tiksiniyorum. Hayatımın sonuna kadar bunlara reddiye yapmaya devam edeceğim. Nikaha karşı olanlar, on yedi yaşında, on altı yaşında, on sekiz yaşında, yirmi yaşında bir kızı dini nikah ile alan bir adama hakaret edenler, nikah ile ilişkiye girenlere hakaret edenler, aşağılayanlar, bu kitabın hükümlerini reddedenler ama on beş yaşında on dört yaşında bir kızla, bir flörtle cinsi münasebette bulunan ve zina eden çocukları kutsayanlar, buna özgürlük diyenler, buna gelişmişlik diyenler, işte bu adamlarla hayatımızın sonuna kadar mücadele etmeye ve savaşmaya devam edeceğiz. Kadını aşağılayan bu insanlarla mücadeleye devam edeceğiz. Bir erkekle bir kadın evlenirken, nikah sözü verirken bir şeyde daha söz verirler. En zor gününde seninle beraber olacağım, namazımızı beraber kılacağız, aç kalsak beraber aç kalacağız, çocuğumuza beraber bakacağız, hayatımın sonuna kadar senden başka hiçbir kadına elimi uzatmayacağım, zina yapmayacağım söz veriyorum. Kadın da aynı sözü erkeğine verir. Bir şeye daha söz vermiş olurlar. Nedir o? “Hayatımın sonuna kadar seni zinadan koruyacağım ey karıcığım.” “Hayatımın sonuna kadar seni zinadan koruyacağım ey kocacığım.” Buna da söz vermiş olurlar. Evliliğin temelinde aslında ne vardır? İki taraf da birbirini zinadan korumak zorundadır. İki taraftan herhangi birisinin şehveti o anda fazla olursa, diğeri onu reddetmemelidir. İslamiyette bu, büyük günahlardandır. Kocanın şehveti fazla olduğunda kadın onu reddetmeyecek. Kadının şehveti fazla, kocaya ihtiyacı var; eve gel işim var diyor kadın. Telefon açıyor. Koca ne diyor? “Ya maç var, maça gideceğim ya.” Ya ne maçı? Kemal Sunal’ın bir filmi vardı. Şimdi, çok eskiden izlediğim için tam olayı hatırlamıyorum fakat bir kısmını hatırlıyorum, sadece bir an var. Bu bir harami. Dağda karısıyla evlenmiş fakat daha cima yapamamış. Zifaf gecesine girememiş, dağa kaçmış. Haramilerle beraber dağda yaşıyor. Bu bir şarkı söylüyor orada. Çok dertlenince harami arkadaşları diyor ki o yol kesenler: “Hadi be gidelim köye, senin kadınını alalım, seni de zifafa koyalım.” diyor Kemal Sunal’a. Bu da diyor ki: “Tamam be hasret bitsin artık.” diyor. Köye bir gidiyorlar; köyde bunları, bu haramileri kahvehanenin önünde karşılıyorlar. “Oo hoş geldiniz” falan… Haramilere, teröristlere müthiş bir karşılama yapıyorlar. Oturuyorlar orada biraz muhabbet, sohbet falan; çay içiyorlar orada bir tane. Şimdi, Kemal Sunal zifafa girecek az sonra, çayı içiyor, bir tane çayı bitiriyor tam kalkacak; “benim gitmem lazım” diyor, “acil işim var” diyor, “eve gitmem lazım” diyor. Şimdi, yanındaki arkadaşı diyor ki: “Ya otur” diyor, “çay var burada ya” diyor, “çay var burada” diyor. “Ya ne çayı kardeşim çayla bir mi ya. Evde hanım beni bekliyor ya.” diyor. Şimdi, kadın kocasına telefon açıyor, diyor ki: “Bey, eve gelmen lazım. Enerjim yüksek boyutta, spor yapmamız gerekiyor.” Bey, ona ne dese beğenirsin? “Hatun, halı saha maçımız var. İddialı bir maç bu ya, halı sahada maç yapacağım.” diyor ve evine gitmiyor. Hadis-i şeriflerde kadının kocasına sırtına dönmesi meselesi vardır. Melekler lanet eder diyor ona. “Kocası, karısını yatağa çağırdığında kadın tandırda yemeği bile olsa”, diyor hadis-i şerifte Efendimiz Aleyhisselam, “tandırda yemeği bile olsa kocasının davetine icabet etsin.” Başka bir hadis-i şerifte, “sırtını kocasına dönerse, melekler ona sabah kadar lanet eder…” Peki bu hadis-i şerifler kadın için geçerli de erkek için geçerli değil mi? Erkeğin şehvete ihtiyacı olduğu gibi kadının da bazen şehvete ihtiyacı olabilir, o da insandır. Ama kadın, kocasını çağırdığı zaman, kocası ne diyor? “Halı saha maçım var.” diyor. “Arkadaşlarımla PES turnuvam var.” diyor. Ya da “maça gittim, Fenerbahçe-Beşiktaş derbisini seyretmeye gittim.” diyor. Bu olur mu? Sonra eve geliyor. Saat on iki buçukta, birde enerji tükenmiş, bağırmış, çağırmış, küfretmiş, enerji tükenmiş; hanımına sırtını dönüp yatıyor. Aynı şey bu erkek için de geçerli değil mi? Aynı hadis bu erkek için de geçerli değil mi kardeşler? Kadın ve erkek birbirlerini zinadan korumaya da yemin etmişlerdir evlilikle beraber. İşte Batı neyi istiyor? Bu beraberliği, birliği yıkmak istiyor, aile mekanizmasını yok etmek istiyor. Soyları kurudu. Almanya’dan, Hollanda’dan, Belçika’dan, Fransa’dan, İngiltere’den, dünyanın her tarafından bana mesajlar geliyor Müslüman kardeşlerimden. Soyları kurudu. Almanya’da her sokakta bir tane yaşlı evi var. Her sokakta bir yaşlı evi… Bitmiş. Askerlerin tamamı paralı. Bizim gibi ölüm için askere koşturan gençler yok. Hepsi paralı asker, lejyoner. Bizde bir 15 Temmuz oluyor; adamın silahı milahı hiçbir şeyi yok, tankın altına yatıyor. Böyle dengesiz bir millet yani. Ama onlarda bütün askerler paralı. Genç nesil yok çünkü. Genç nesil bitmiş. İşte Batı, kendi başına gelen soy kuruması durumunu Müslümanların da başına vermek istiyor. Bak, iki milyara bir milyarken şimdi Müslümanlar oldu 1.6 milyar Hristiyanlar hala 2.1 milyar. Sayımız gittikçe artıyor; soykırım yapmalarına rağmen, bize soykırım yapmalarına rağmen. Sayımız gittikçe artıyor ve Hristiyanlara yaklaşıyoruz. Bunun yok olması için aileyi bitirmek istiyorlar. Dizilerle, filmlerle, evlilik dışı ilişkilerle, zinayı ve flörtü genişleterek bitirmek istiyorlar. Buna karşı duracaksın. Muhammed Aleyhisselama benzeyeceksin. Sahabilerine benzeyeceksin ve dini on dört asırlık ana caddede yaşayacaksın. Bunu yaşarsan, Batı sana karşı asla galip gelemez. İşte örnek, sahabiler; işte örnek, atamız Osmanlı. Allah onlara rahmet etsin. (Âmin)

Kızlara ilk bakış helal mi? – Rize’li asker ????

İslamiyet’te yabancı bir namahreme ilk bakış helal midir, haram mıdır kardeşler? İlk bakış helaldir. Çünkü göz çok hızlı hareket ettiği için önünden bir kadın geçtiği anda göz buraya gider, bunu görürsün. Ama bu bakışı devam ettirmek helal değildir. Baktın gördün, hemen yüzünü çevireceksin. O bakışın için Allah Teala sana günah yazmaz merak etme. Askerliğimi Güneybatı’da yaptım ben. Her ne kadar Güneydoğu’da askerlik yapayım diye dua etsem de Allah duamı tersten kabul etti. Beni Güneybatı’ya gönderdi. Çıplaklığın çok revaçta olduğu, çok fazla olduğu bir yere gittik, orada askerliğimizi yaptık. Tabii koğuşta falan namaz kılıyorken, oturuyorken, boşluklarda askerler hemen etrafımızı çevirirlerdi. Hoca birkaç şey anlat dinleyelim yahut da fetva sorarlardı. Namazlardan sonra genelde fetva sorarlardı. Konu nereden geldi? Tabii çarşıya çıktığımızda çıplaklığı çok gördüğümüz için kadınlara bakma meselesine geldi konu. Kadınlara bakma meselesinde, “İlk bakış helal midir, haram mıdır?” sualini Rizeli asker kardeşim bana tevci etti. Dedim, “Kardeşim ilk bakış helaldir.” Tam konuyu devam ettirecekken başka bir sual gelince o ortada kaldı. İlk bakış helaldir kelimesini duydu mu bu askerler? Duydu. Ama fetvayı bitiremedim. Başka bir konuya geçtim. Daldık oraya, o konu kaldı. O hafta sonu pazara çıktık, çarşıya çıktık, izne. Önümüzden de yine çıplak kız grubu geçiyor. Gördük tabii başlarımızı çevirdik bir kaç asker. Ama bir kaç asker ve bu Rizeli, imamları bakmaya devam ediyor. Baktı, baktı, baktı en sonunda dayanamadım rahatsız oldum. Kolundan tuttum ve çevirdim. “Ya sen ne yapıyorsun kardeşim?” dedim ya. “Ayıp değil mi? Hadi Allah’tan korkmuyorsun, bari kuldan utan.” dedim ya. “Allah’tan korkmuyorsun, kuldan utan!” “Ya hocam, sen demedin mi ilk bakış helaldir? Ben de bakıyorum işte.” dedi. Bakın, fetvanın sonuna gitmediğiniz zaman, sonuna kadar dinlemediğiniz zaman fetvayı işte sonuç bu olur. Rizeli kardeşim ilk bakış fetvasını almış ama devamını getirmemiş. Gördüğün anda, o senin için ilk, helal oluyor. Efendimiz Aleyhisselam Hazreti Ali’ye bunu söylüyor. İlk bakış helal oluyor. “Hemen bakışını çevirmen gerekiyor Ya Ali.” diyor. Allah o ikisinden razı olsun. (Amin) Allah’ın selamı onların üstüne olsun. (Amin) İşte, bakışı devam ettirmek, günahta ısrar etmek anlamına geliyor. Bu da bize helal olmamış oluyor. İşte, gözden örnek vermesinin amacı ne Allah Teala’nın? Gözden örnek vermesinin amacı, çok kolay bir şekilde hareket ettiği için, hareket edebildiği için bazen kontrol edemiyorsun. Kontrol edemediğin için baktığın yerleri seçemiyorsun. Kendini sakındıramıyorsun, koruyamıyorsun. Ama gördüğün anda da ne yapacaksın? Hemen fikirler, öğrendiğin ilimler, bilgiler harekete geçecek ve seni harekete geçirecek. Seni hidayete doğru sevk edecek ve oradan kendini sakındıracaksın. “Bu bana helal değildir, bakmamam gerekiyor.” diyeceksin. Başını çevireceksin. Takva sahibi bir Müslüman böyle yapar. Hatta etrafındaki bir gayrimüslim bile olsa ikaz eder. Kardeşim bu kişiye bakman helal değildir. Senin kız kardeşin olsa… Gayrimüslimlere, yabancı kadınlara bakmak, onlarla tokalaşmak problem değil. Çünkü dinleri tahrif olduğu için helal. Peki hemen örneği vereceksin. Senin kız kardeşin buradan geçse yarı çıplak vaziyette; seçimini böyle yapmış, çıplak giyinmeyi seviyor. Buradan geçse ve başka erkekler ona dik dik bir şekilde baksalar ve şehvetlenseler arkasından da konuşsalar, bundan razı gelir misin? Kalbin bundan razı olur mu, vicdanın el verir mi buna? Vermez. O zaman sen de bakmayacaksın. Namusuna göz dikme kimsenin, namusuna göz dikerler senin. Bu iş böyledir. İşte kardeşler, bu olaydan sakınmamız ve sakındırmaya çalışmamız gerekiyor. Etrafımızdaki insanları da sakındırmaya çalışmamız gerekiyor. Birçoğu Allah’ı unuttuğu için ne diyeceksin ona? Hadi Allah’tan korkmadın, bari kullardan utan! Bak burada bir sürü esnaf arkadaşız, bizden utanır insan ya! Nasıl bakarsın? Karın buradan geçse razı olur musun bizim bakmamıza? Razı olmazsan başkasının karısına bakma! Bunu demen gerek.