Günahlarıma Engel Olamıyorum! – Tövbe Edecek Yüzüm Kalmadı

“Günahlarımdan bir türlü vazgeçemedim. Ağabey bazı gizli günahlarım var. Ne yaptıysam olmadı. Öyle ibadetler ediyorum. Takvamı zinde tutmaya çalışıyorum ama bir anda oluyor, kendimi günahın içinde buluyorum. Nasıl olacak, nasıl kurtaracağım kendimi? Ne olur artık bana tutunacak bir dal gösterin. Tövbe ediyorum bir daha günaha giriyorum. Artık Allah’ın karşısına çıkacak bir yüzüm kalmadı. Nasıl olacak? Kaç kere tövbe edeceğim? Kaç kere Allah’ım bir daha yapmayacağım diyebilirim ki? Ben yine yapıyorum. Yine yapıyorum. Defalarca yaptım. Bir daha nasıl çıkacağım Allah’ın huzuruna?” diyen kardeşlerimiz oluyor. Defalarca bu günahlara girdim ama vazgeçemiyorum. Kardeşim hiç merak etme. Bunun bir çözümü var ve bir cevabı var ve bununla alakalı ben size 2 kural, bir tane de olaydan bahsedeceğim. Bu 2 kural ve bu olayı hayatımıza geçirebilirsek, emin olun bu haletten bu vaziyetten kurtulacağız ve o günahlarımızdan da inşâAllah sıyrılacağız diyelim ve başlayalım. Bununla alakalı çok böyle müthiş 2 tane tespitimiz var. Onları sizinle paylaşacağım ve bir tane de olaydan bahsedeceğim. 2 kural, bir tane de olay ama ondan önce şundan bahsedeyim. Bediüzzaman Hazretlerinin böyle derslerine gelip giden, hatta 100 defa belki dersini dinleyen, oturan, kalben tasdik edip, dersleri anlayan böyle heyecanla, aşkla, şevkle giden gelen birisi var ve bu adam gün geliyor, zaman geçiyor bir gün öyle bir hata ediyor ki şeytanın o kadar basit, o kadar küçük bir hilesine aldanıyor ki bir anda kendini bambaşka bir halette, bambaşka bir vaziyette buluyor. E şimdi bakıyorsun bu adam defalarca derslere geldi. Defalarca sohbet dinlendi. İşte ibadetlerini, takvasını en güzel şekilde ilerletiyor. Yürütüyor, yürütüyor, yürütüyor… Birdenbire küçücük, şeytanın küçük bir hilesiyle tepetaklak oluyor. Bam diye aşağılara düşüyor. Bediüzzaman Hazretleri şu sözü söylüyor: Şeytanın küçük bir hilesine aldandı. Nasıl bir düşüş, nasıl bir vaziyet olduğunu daha sonrasında Bediüzzaman Hazretleri anlıyor. İçinizde de ”Ben bu hali yaşadım. İbadetler on numara giderken, takvam on numara giderken veyahut ağabey tövbe ettiğim olaya… Gözyaşlarına boğuldum ya ben ona tövbe ederken. Aradan 3 gün, 4 gün, 5 gün geçmedi. Ben yine o günahın içinde buldum kendimi. O zaman ben samimiyetsiz miyim? Acaba ben imanımı mı kaybettim de defalarca aynı günaha giriyorum demeye başladım kendi kendime. Aynen senin anlattığın olaydaki gibi hissediyorum kendimi ağabey. 100 defa belki 1000 defa dersleri, hakikatleri dinlememe rağmen, Cenab-ı Allah’ın anbean hazır ve nazır olduğunu kabul edip, iman etmeme ve emir ve yasaklarına harfiyen detaylı bir şekilde bilmeme rağmen, bile bile gittim o günaha girdim. Nasıl oldu? Ben de anlamadım ağabey.” diyen kardeşlerimiz şu an bu hikayede kendisini bulmuş olabilir. Bediüzzaman Hazretleri zaman geçti ve bu meseleyi şöyle anladım diye izah ediyor. Diyor ki: Bak ne? Cevap bu. Nasıl oluyor da ben bir anda günahın içinde buluyorum kendimi ben ağabey? Cevap şu: ”Şeytan, cüz’î bir emr-i ademî ile insanı mühim tehlikelere atar.” Çok ağır günahların içinde bir anda bıraktırabilir. Ne demek bu? Yani bir işi yaptırmamakla uğraşıyor. Bu yüzden şeytan bir anda bizi kandırabiliyor. Çünkü şeytanın yaptırmaya çalıştığı şey çok kolay, fakat bizim yapmaya çalıştığımız iş, Cenab-ı Allah’ın bize emrettiği vazifeler, ibadetler, takva gerçekten zor olabiliyor. Nefsimize çok ağır gelebiliyor bazen. İşte yatsı namazının sünnetini kılmak bazen bize çok zor gelebiliyor fakat yapmamak çok kolay. Şeytanın yaptırmaya çalıştığı iş kolay olduğu için, aldanmak da çok hızlı ve çok kolay olabiliyor. Mesela bir bina düşün. Binaya bir tuğla koydun. Bir tuğla daha, bir tuğla daha, bir tuğla daha… Binlerce tuğla koyup binayı yapıyorsun fakat o binayı yıkmak dibine bir tane dinamit koyarsın, bir dakikada patlatırsın, yıkarsın. Bir dakikalık yıkma işleminin karşılığında, binlerce dakika yapma işlemi var. Aynen öyle de şeytan yıkmakla meşgul, biz yapmakla meşgulüz. Bu sebeple şeytan bir anda seni aldatıp, bir anda o vaziyetin içinde bulundurabiliyor. Peki bu gerçekten çok dehşetli bir düşüş mü? ”Eyvah ben bittim. Ben perişan oldum. Ben Rabbim’in huzuruna nasıl çıkarım? Ben zaten… Bak daha 3 gün önce, 5 gün önce o kadar yalvardım, yakardım. Gözyaşı döktüm. 3 gün geçti 5 gün geçti tak bir anda o günahın içine tekrar girdim. Benden adam olmaz. Benden adam olmaz. Ben bu saatten sonra iflah olmam. Yok ağabey ben bu günahları bırakamayacağım. Bu sefer şeytan seni ümitsizliğe sürüklüyor. Halbuki şeytanın sana yaptırdığı şey çok kolaydı, bir binayı yıkmak gibi ve bu olaydan sonra şeytan sana bunu şöyle gösteriyor. Senin takva ve maneviyat kalenin, takva ve maneviyat binanın tamamen çöktüğünü ve bittiğini ve sıfırlandığını hissettirmeye çalışıyor ki ümitsizliğe düşesin diye fakat biz ne yapacağız? Ümitsizliğe düşmeyeceğiz. Devam edeceğiz, devam edeceğiz çünkü niye? Çünkü bizim takva ve maneviyat binamız yıkılmadı. Bir günahla yıkılacak bir bina değil o ve aynı zamanda girdiğimiz bu günahlar, bu hatalar, işlediğimiz yanlışlar imansızlıktan veyahut imanın zayıflığından gelmiyor. Ne demek bu? Yine 13. Lem’a da şöyle bir cümle kullanıyor: Akıl sana diyor ki: Bak bu günahları işleme. Bu günahlarının neticesinde cehennemde bir azap var. Kalp sana diyor ki: Bak bu günahları işleme. Rabbin razı değil bu günahları işlemenden. Akıl ve kalp seni bu günahtan men ediyor fakat hisler ön plana çıktığı vakit aklı ve kalbi dinlemiyor. Böylelikle ne oluyor? Hissiyat ön plana çıktığı zaman akıl ve kalp mağlup oluyorlar ve sen hislerinle o günahlara giriyorsun. Hissiyat, mesela kuvve-i gadabiye ve kuvve-i şeheviyye. Nedir bunlar? Kuvve-i Gadabiye. Mesela öfke. Adam öfkesine yeniliyor. Bir anlık bir öfkeyle adam gidip katil oluyor. Adam öldürüyor ama halbuki şunu normalde düşünse, aklıyla hareket etse ”Ya ben niye adam öldürüp 30-40 yıl hapis yatayım.” diyecek. Vazgeçecek. Fakat hisler, kuvve-i gadabiyye ön plana çıktığı için bir anda o işi yapıyor ve ”Bir anda yaptım. Nasıl oldu anlamadım.” diyor. ”Normalde olsa ben böyle bir şeyi zaten yapmam.” diyor. Kuvve-i şeheviye yani şehvet hissiyatı. Bir anda galip geliyor ve aklın muhakemesini dinlemiyor. Normalde dünya hapsinden korkup, kanuna aykırı hiçbir iş yapmayan sen, Allah’ın kanunlarına aykırı iş yapabiliyorsun. Acaba Allah’tan mı korkmuyorsun? Acaba imanını mı kaybettin? Acaba imanın zayıfladı da haberin mi yok? Farkında değilsin, yavaş yavaş imanın tükenmeye mi başlıyor? Hayır, aklın ve kalbin önüne geçmiş. Sebebi bu çünkü imanın mekanı, konağı kalp olduğu için senin harekatın da oradan çıkmıyor. Sen şunu demiyorsun: ”Kardeşim ne olursa ben bu günaha girerim. Umurumda değil.” Bunu demiyorsun zaten. ”Ağabey bir anda içinde buldum kendimi bu günahın.” İşte hissiyat devreye girmiş. Hissiyat aklın ve kalbin önüne geçmiş, sen de bu günahın içinde kendini bulmuşsun. Ne yapacaksın? Hemen tövbe edeceksin. Cenab-ı Allah bir sûre hariç bütün sûrelerin başında ”Bismillahirrahmanirrahim” dedirtiyor. Doğru mu? Neden? Çünkü daimi olarak bize hatırlatıyor. Siz hislerinize mağlup olursunuz. Aklınız ve kalbiniz ”Rabbim var ve ben Rabbim’in emir ve yasaklarına uymak istiyorum. Ben Rabbim’in razı olduğu bir kul olmak istiyorum.” dese de, hisleriniz galip gelir ve günaha girersiniz diyor. Siz günaha girersiniz. Biz insanız. Böyle yaratıldık. Nefsimize bir anda aldanabiliriz. Şeytana bir anda aldanabiliriz çünkü şeytan çok kolay bir iş yapıyor. Yıkmakla mükellef. Yıkmak kolaydır, yapmak zordur. Sen yapmaya çalışıyorsun. Yapamadığın zaman ümitsizliğe düşme. Cenab-ı Allah her sûrenin başında, bir sûre hariç her sûrenin başında ”Bismillahirrahmanirrahim” dedirtiyor bizlere. Her işimize başlamadan önce Bismillahirrahmanirrahim dedirtiyor. Neden ağabey? Neden durmadan besmele çekiyoruz? Neden Cenab-ı Allah her yere besmeleyi koymuş? Çünkü Cenab-ı Allah bize hatırlatmak istiyor. ”Ben Rahim’im. Rahman olan benim. Merhametliyim. Bağışlarım. Yeter ki tövbe edin.” Cenab-ı Allah bizden devamlı olarak tövbe etmemizi istiyor. İşte sebebi bu. Ne yapacağız o zaman? Tövbe etmekten vazgeçmeyeceğiz. Devamlı olarak tövbe etmeye devam edeceğiz. Günaha girdik bitmedi. Senin manevi binan bütün bütün yıkılmadı. Sen devam edeceksin inşa etmeye. Şimdi ağabey bir gün Hüsrev Altınbaşak bir hapse atılıyor. Afyon hapishanesinde 6 tane koğuş var o zamanlar. 6 tane koğuştan en şiddetlisi, en canilerin, en azılı katillerin olduğu koğuşa Hüsrev Altınbaşak’ı koyuyorlar ki orada bir arbede çıksın. Arada onu da öldürsünler veyahut arada onu da yaralasınlar, ona da zarar versinler diye. Hüsrev Altınbaşak koğuşa giriyor ilk girdiği gün. Selam veriyor. Hiç kimse selamını almıyor. Gidiyor. Bir tane taşın köşesine oturuyor kardeşim. Orada ibadetlerini yapıyor. Birinci gün geçiyor. Bir yatak falan vermiyorlar. İkinci gün geçiyor. Üçüncü gün geçiyor. Üçüncü günün sonunda koğuşun ağası Hüsrev ağabeyin yanına geliyor. Böyle heybetli, iri yarı bir adammış. ”Hoca Allah beni affeder mi?” diyor. ”Ben 15 kişiyi öldürdüm. İşlemediğim suç kalmadı. Türlü türlü suçlar işledim. Birçok suçtan dolayı şu anda ceza aldım. Allah beni affeder mi?” diyor. Hüsrev ağabey naif bir şekilde ”Gel buyur kardeşim otur.” diyor. ”Sen nerelisin?” diyor. Adam oturuyor. Koğuşun ağası yani. Sağlam adam böyle cüsseli. Oturuyor Hüsrev ağabeyin yanına. ”Ben Karadenizliyim.” diyor. ”Kardeşim Karadeniz’in suyundan, denizinden ben şöyle bir avuç alsam Karadeniz’in suyu eksilir mi?” diyor. ”Yok nasıl eksilsin? Koca Karadeniz. İstediğin kadar al.” diyor. ”Aynen öyle de kardeşim Cenab-ı Allah’ın merhamet okyanusu, bağışlama okyanusu sonsuzdur. Senin günahlarını bağışlamış. Onun merhametinden bir şey eksilir mi? Eksilmez. Allah seni de bağışlar. Seni bağışlamasıyla O’nun merhametinden hiçbir şey eksilmez.” diyor ve o adam bunu duyduktan sonra böyle bir heyecana geliyor. Birdenbire bağırmaya başlıyor. Bütün koğuşu böyle ayağa kaldırıyor. ”Heyt” diye bağırıyor böyle. Yani o şekilde anlatılıyor hakikaten. ”Kalkın!” diyor. ”Allah benim günahlarımı bile bağışlarmış. Sizi mi bağışlamayacak.” diyor. Bütün herkese ”Kalkın abdest alacağız.” diyor. Bütün koğuşa. 60 kişilik yaklaşık bir koğuşmuş ve herkes abdest alıyor ve bütün koğuş abdest alıyor. Daha sonra Hüsrev ağabeyle beraber o gün işte öğlen vaktiymiş. Öğlen namazını kılıyorlar. Hatta zaman geçiyor. Günler geçiyor. Bir noktadan sonra Hüsrev ağabeyin böyle başında sarık var. Adamlar böyle ”Biz de senin gibi yapacağız.” deyip, çarşafları yırtıp sarık yapıyorlar falan. Bu hadiseler böyle baya güzel bir şekilde kayıtlara geçmiş. Bizim buradan anlayacağımız mesele ağabey şu: Cenab-ı Allah’ın merhamet okyanusu sonsuz. Senin günahının ne olduğunun bir önemi yok. Senden Cenab-ı Allah tövbe etmeni istiyor. Sonsuz merhamet sahibi. Sonsuz rahmet sahibi olan Allah, senin de günahlarını bağışlar. Hiç merak etme. Yalnızca tövbeyle gitmen lazım. Cenab-ı Allah bunu bekliyor senden. Evet ağabey. Eyyüb (as)’ı bilirsiniz. Eyyüb (as) yara bere içerisinde, ömrü hastalıklarla mücadeleyle geçiyor değil mi? Vücudundaki kurtlar, vücudundaki hastalık öyle bir hale, öyle bir vaziyete geliyor ki bir noktadan sonra, diline zarar vermeye başlıyor. Diliyle ne yapıyor? Allah, Allah, Allah… Zikrediyor. Bir şekilde zikrine o hastalık engel olmaya başlıyor. Engel olduğu vakitte Eyyüb (as) dua ediyor. ”Allah’ım bu hastalık benim lisanıma, zikrime ve ibadetlerime dokunmaya, zarar vermeye başladı. Bu hastalığı benden al.” O vakte kadar o duayı etmiyor. O zikirlerini ve ibadetlerini yapabilmek için o duayı ediyor ve Cenab-ı Allah bir anda onun duasını kabul ediyor ve neticesinde Eyyüb (as) iyileşiyor. İbadetlerine engel olduğu vakit Allah’a dua ediyor ”Allah’ım benim bu yaralarımı temizle.” diye. Aynen öyle de bizim bâtınî yaralarımız var. Yani manevi yaralarımız var. Neden günaha giriyorsun? Hani dedik ya hissiyatın aklının ve kalbinin önüne geçiyor. Aklının ve kalbinin önüne geçmemesi için ne yapman lazım? Şimdi bunu konuşacağız. Eyyüb (as)’ın zahiri yani görünürdeki yara bereleri gibi bizim iç alemimizde yaralar var. Doğru mu? Manevi alemlerimiz berbat durumda. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Eyyüb (as)’ı parlak, nurani bir vaziyet alacakken, biz Eyyüb (as)’ın yaralı, hastalıklı vücudundan bin derece daha hastalıklı ve yaralı görüneceğiz. Doğru mu? Öyle günahlarımız var ki, öyle ağır yanlışlarımız, hatalarımız var ki, iç dışa dış içe bir çevrilsek Eyyüb (as)’dan daha hastalıklı görüneceğiz. O halde Eyyüb (as)’ın ettiği duaya biz bin derece daha muhtacız değil mi? ”Allah’ım günahlar manevi alemimi, ruh alemimi öyle dağladı, öyle perişan vaziyete getirdi ki artık ibadetlerden uzaklaşmaya başladım. Namazlardan uzaklaşmaya başladım. Namaz kılarken hissedemiyorum hiçbir şey. İbadetleri yapmak istemiyorum. İbadetlerden kaçmaya başladım. Kur’ân-ı Kerim’den uzaklaşmaya başladım. İslamiyetten uzaklaşmaya başladım. Sohbetlerden, iman hakikatlerinden uzaklaşmaya başladım Allah’ım. Günahlarımdan dolayı ortaya çıkan bu manevi yaralar benim bütün alemimi, bütün halimi, bütün vaziyetimi perişan etti ve artık ibadetlere yönelemez oldum Allah’ım.” Aynı Eyyüb (as)’ın maddi yaraları, onun diline, zikrine ve ibadetlerine iliştiği gibi, bizim manevi yaralarımız, kalbimize, aklımıza ilişmeye başladı. Eğer kardeşim biz günahımızın ardından hemen tövbe etmezsek o günahlar, hani dedik ya ”Günahlar imansızlıktan gelmiyor.” Doğru fakat günahlar bizi imansızlığa ve iman zaafına götüreilir kardeşim. Niye? Çünkü sen o günaha hemen tövbe etmezsen, hemen silinmesi için Cenab-ı Allah’a müracaat edip, yalvarıp yakarmazsan, o günah bir noktadan sonra büyüyor büyüyor ve manevi bir yılan olup senin bütün ruh alemini, bütün maneviyatını ısırıp ve kalbine ilişebiliyor. Kalp neresiydi? İmanın merkeziydi. Eğer o günah büyüyüp senin kalbine ilişirse ve imanına ilişirse, senin imanını da elinden alabilir kardeşim. O halde biz günahın ardından hemen tövbe edenlerden olmalıyız. Cenab-ı Allah günahın ardından tövbe edenleri sever ve aynı zamanda Eyyüb (as)’ın zahiri, görünürdeki yaraları 30-40 yıllık dünya hayatını tehdit ediyordu. En fazla olsa olsa dünyevi hayatı perişan olacak o yaralardan dolayı fakat bizim o günahlardan dolayı aldığımız manevi, iç alemimizdeki yara ve bereler, bizim ebedi olan, sonsuz olan ahiret hayatımızı tehlikeye atıyor. Ebedi, sonsuz bir ahiret hayatı söz konusu. Belki de o günahlarına hemen tövbe etmediğin için cehennemde kendi yerini hazırlıyorsun. Hemen tövbe edenler kazanır kardeşim. Şimdi videonun başında söylemiştik. 2 kural, bir tane de olaydan bahsedeceğiz. Bütün meselenin çözümü. ”Ağabey ben defalarca tövbe etmeme rağmen günahlarımdan bir türlü vazgeçemiyorum.” diyen kardeşlerim için iki kural, bir olay söyleyeceğiz. Bu iki kural ve bir olayı gerçekleştiren ve hayatına geçiren kardeşimiz emin olun bu meseleden de kurtulacaktır. 1. Kural: Yeise düşmemek. Yeise düşmemek nedir? Arkadaşlar yeis. Yeis demek ümitsizlik demek. Hiçbir zaman ümitsizliğe düşmeyeceksin. Cenab-ı Allah’ın sevmediği şey kulunun ümitsizliğe düşmesi. Allah’ın rahmetinden ümit kesmek. Hatta Zümer Sûresi 53. Ayette Cenab-ı Allah buyuruyor ki: Ayrıntı verdi mi? ”Şu günahı bağışlamam, bu günahı bağışlamam…” ”Allah bütün günahları bağışlar.” diyor. Cenab-ı Allah bize söylüyor. ”Ümidinizi kesmeyin.” diyor. Ağabey 1. Kural neymiş? Ümidimizi kesmeyeceğiz. Yeise düşmeyeceğiz. Başka bir ayette Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor. Bak kimler ümidini keser Cenab-ı Allah’ın rahmetinden. Yusuf Sûresi 87. Ayet: Kimlermiş Allah’ın rahmetinden ümit kesecek olanlar? Kafirler. İşte biz onlara benzemeyeceğiz. Allah’ın rahmetinden asla ve asla ümit kesmeyeceğiz. Tövbe etmeye devam edeceğiz. 2. kural ise ağabey: Mücadeleyi bırakma. 1. Kural: Yeise düşme, ümitsizliğe düşme 2. Kural: Mücadeleyi de bırakma. Şimdi ağabey bak. Ben lisede bir sınava girdim. Sınavdan düşük not aldım. 50 aldım. Daha sonra bir sınava daha girdim. Ondan da 50 aldım. Bir sınava daha girdim. Ondan 60 aldım. Bir sınava daha girdim. Ondan 30 aldım. Şunu der miyim? Ya benim sınavlar çok kötü gidiyor. Ben bir daha sınava falan girmeyeyim. Bundan sonraki sınavlardan da zaten başarısız olacağım. Bunlara da çalışmıyorum. Aman ne hali varsa… der mi? Ne kadar mantıksız değil mi? Ne olacak? O sınavların hepsinin ortalaması alınacak. Bana ortalama bir netice verilecek. Şimdi aynen öyle de, biz her daim imtihandayız. Bu dünya imtihan dünyası değil mi? Biz öyle kabul etmedik mi? Dünya imtihan dünyası. Her gün imtihan oluyorsun. Her an imtihan oluyorsun. Bazen ailenle imtihan oluyorsun. Bazen çevrenle imtihan oluyorsun. Bazen bir fakiri görüp ona yardım edip etmemekle imtihan oluyorsun. Bazen namazınla imtihan oluyorsun. Bazen bir zikrini, ibadetini yapıp yapmamakla imtihan oluyorsun. Bazen bir günaha girip girmemekle… Defalarca imtihan oluyorsun. Kimisinden düşük not alıyorsun, kimisinden yüksek not alıyorsun. Düşük not aldın diye bütün sınavlarını iptal edip, sıfırlayacak bir durum yok. Böyle bir şey olmuyor yani. Senin imtihanların devam ediyor. Kimisinden yüksek alacaksın, kimisinden düşük alacaksın. Yüksek almaya çalışacaksın. Bir de şöyle bir avantajın var kardeşim. Eğer Rabbine yalvarır, yakarır, tövbe edersen geçmişte yaşadığın bütün sınavlarının ortalamasını yükseltebilirsin. Böyle bir imkanımız var. Elimizde böyle bir imkan var. Dua gibi bir imkan, tövbe gibi bir imkan var. O halde mücadeleyi asla bırakmayacaksın. Düşeceksin, kalkacaksın. Düşeceksin, kalkacaksın çünkü biz imtihan olmaya geldik. ”Zaten bir kere tövbe ettim. Oo bir daha bu günaha girmeyeceğim.” Böyle bir şey olsa zaten bütün günahlara bir kere tövbe ederiz olay biter. Olay kapanır. Bitti gitti. Evet ağabey 2. Kural: Mücadeleyi asla bırakmayacaksın. İmtihan dünyasındayız çünkü. 1 olay… 2 kural, 1 olay dedik. 1 olay ise kardeşim aczini anlayacaksın. Eğer aczini anlayabilirsen, seni o günahlardan Cenab-ı Allah kurtarır. Acz ne demek? Acz ne demek ağabey? Acz, zayıflık demek. İnsan zayıftır kardeşim. Şeytanın küçük bir desisesine aldanıp, birdenbire çok büyük dehşetli bir günaha girebilir evet. Böyle olmadı mı zaten? Bu hale girmedik mi zaten? O çok ağır günahlara küçük bir desiseyle, küçük bir hile ile bir bakmakla batmadık mı zaten? O halde biz zayıfız. Biz aciziz. Yunus (as) bir vakit kavminden ayrılıp bir gemiye gidiyor ve gemide bir noktadan sonra öyle bir hadise, öyle bir olay yaşanıyor ki Yunus (as)’ı denizin ortasında bırakıyorlar. Gece karanlık, dalgalar dehşetli ve deniz dağdağalı. Ortam çok zor şartlar yani oradan kurtulması çok zor. Hiçbir yer görünmüyor. Kapkaranlık bir yer. Kapkaranlık bir ortam. Yunus (as) böyle bir vaziyetteyken, bir balık geliyor onu yutuyor. Haydi bakalım… Artık tutunacak bir dalı kaldı mı? Artık tutunacak hiçbir dalı kalmadı. Gece karanlık, deniz dalgalı. Bir tane de balık onu yutmuş vaziyette. İşte Rabbine yöneliyor. Allah’ım ben aczimi anladım. Allah’ım ben aczimi biliyorum. Ben kendi hatalarımdan dolayı bu hale, bu vaziyete düştüm. Beni bu vaziyetten kurtaracak olan da sensin Allah’ım. Bak kusurunu biliyor, hatalarını biliyor, aczini anlıyor ve o zayıflığını hissetmenin neticesinde öyle bir dua ediyor ki Cenab-ı Allah o balığı onun için bir gemiye çeviriyor resmen. O balık Yunus (as)’ı alıp sahil-i selamete çıkarıyor. Yani Yunus (as)’ı o vaziyetten bir anda kurtarıyor Cenab-ı Allah. Halbuki hiçbir sebep artık olmuyordu yani. Gitmiyordu. Hiçbir sebep yoktu yani. Onu o vaziyetten kurtarabilecek hiçbir hal, hiçbir vaziyet yoktu. Kim kurtardı? Cenab-ı Allah. Nasıl oldu? Yunus (as) aczini bildi, kusurunu anladı. Sen de artık kabul et kardeşim. “Allah’ım ben böyle günah işledim. Allah’ım ben böyle hata ettim. Allah’ın beni anbean izlediğini, gördüğünü bile bile ben bu günaha girdim. Anbean beni izlediğini bile bile açtım o ayıp görüntüleri izledim. Allah’ın beni anbean izlediğini ve gördüğünü bile bile, emir ve yasaklarını bile bile gittim kumar oynadım. Allah’ın beni anbean izlediğini ve gördüğünü bile bile şunları yaptım, bunları yaptım.” diye Cenab-ı Allah’a itiraf et. “Allah’ım, şeytan beni aldattı. Ben zayıfım, ben acizim. Artık nefsime engel olamıyorum. Yunus (as)’ı yutan balık gibi nefsim beni yutmuş. İstediği yere götürüyor, istediği günaha sürüklüyor Allah’ım. Yunus (as)’a o balığı hizmetkar ettiğin gibi, nefsimi bana hizmetkar eyle. Nefsimi bana bir gemi hükmüne getir ki, nefsim beni sahil-i selamete çıkarsın. Senin razı olabildiğin bir kul vaziyetine gireyim Allah’ım. Allah’ım ben nefsime söz geçiremiyorum. Yunus (as)’ı yutan balığın sahibi de sensin Allah’ım, beni yutup bu günahlara sürükleyen nefsimin sahibi de sensin Allah’ım.” Bunu de, aczini anla ve Rabbine yönel kardeşim. İşte o bir olay aczini anlamak. Aczini anlayıp öyle yalvarırsan Rabbine; günahlarını, kusurlarını itiraf ede ede Rabbine yalvarırsan, Cenab-ı Allah senin nefsini bir anda sana hizmetkar edip seni sahil-i selamete çıkarır. Emin ol, tövbe et ve vazgeçme. Asla pes etme kardeşim. Rabbim Yunus (as)’ın ettiği dua gibi bizleri sahil-i selamete çıkarsın, ahirette cennete kavuştursun. Rabbim hepimizin günahlarını affetsin. Allah’a emanet olun arkadaşlar.

Kıyamet Alametleri Bir Bir Görünmeye Başladı!

Yaklaştı yaklaşmakta olan. Yolun sonuna geldik mi sence? Şüphesiz ki “Kullu âtin karîb” gelecek olan şey yakındır kaidesince, kainatın ölümü olan büyük kıyamet geliyor. Yaşanan olaylar ise bize bunu net bir şekilde gösteriyor. Bunların meydana geleceğini Peygamber Efendimiz (asm) bildirmiştir. İşte şimdi seninle kıyametin geldiğini gösteren alametleri ele alacağız. Hazırsan başlayalım. Peygamber Efendimiz (asm), “Ben insanlığın ikindi vaktinde geldim.” diyor ve bir diğer hadiste ise “Güneş batınca, akşam vakti kıyamet kopacaktır.” buyuruyor. Peygamberimiz (asm) insanlığın ikindi vaktinde geldiyse, akşam vaktine ne kadar kaldı dersiniz? İşte küçük alametlerden bazıları; 1. Melhame-i Kübra: Kuvvetli ihtimal ile büyük etleşme, kapışma manasına gelen bu savaş birinci dünya savaşıdır. İkinci dünya savaşı da bunu tamamlayan bir versiyonudur. İkincisi ise, ilmin yok olup cahilliğin artması. Yani insanların iman ilminden uzaklaşarak, Kur’ân okumaması, Kur’ân’ı anlamaması ve gittikçe cahilleşmesidir. Üçüncüsü, mescitlerin süslenmesi ama ibadete önem verilmemesi. Farz ibadetlerden olan namazın ise kılınmaması. Zaten günümüze baktığımızda namaz kılma oranının ne kadar az olduğunu hepimiz görüyoruz. Belki de bunlardan biride sensin. Dördüncüsü, ahlakın giderek bozulması, şarap içme ve zinanın yaygınlaşması. Maalesef bu içimizi acıtan oldukça yaygın olan bir duruma geldi. Küçük alametlerin en büyüyü ise Peygamberimizin ölümüyle, onun da peygamberliğin sona ermesidir. Bunların çoğunun gerçekleşmiş olması sizce neyi ifade ediyor? Büyük alametlerden bazılarına gelirsek. 1-) Deccal’ın hurûcu. Ahir zamanda çıkacak olan iki büyük Deccal vardır. Biri İslam dinini ortadan kaldırmaya çalışan ve Süfyan unvanını alan İslam Deccalı, ikincisi bütün semavi dinlere savaş açan bir akımın adıdır. 2-) Hz. Mehdi’nin zuhuru. Hz. Mehdi’nin fesada gitmiş ümmeti ıslah etmek üzere geleceğine dair manevi tevatür derecesinde hadisler vardır. 3-) Dabbetül Arz’ın çıkması. Bu hayvan bir çok ihtimalin yanında bir mikrop, bir virüs olarak ortaya çıkacak. İsyanlara düşmüş insanların akıllarını başlarına getirmek hikmetiyle, her asırda özel bir hastalık yaratılmış ve yaratılmaktadır. Kim bilir hiç duyulmayan daha nice maddi veya manevi hastalıklar ortaya çıkıp Dabbetül Arz’ı fiilen tasdik edecek. 4-) وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُۙ ﴿٩﴾ “Güneşle ay bir araya getirildiği zaman.” Yani güneşin batıdan doğması. Bu günlerde gündemde olan kutupların yer değiştirmesi meselesi de buna işaret midir, bilemeyiz. Ama yavaş yavaş sona geliyoruz. Bu zamana kadar saydığımız maddelerde ve son zamanlarda yaşanan olağanüstü olaylar kıyamet için perdeli olanlardı. Ama güneşin batıdan doğması, kıyametin geldiğinin ve imtihanın bittiğinin apaçık anlaşılması ve görünmesi demektir. Bir ayette Cenab-ı Hak buyuruyor: Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı işaretlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ayetin devamında ise… De ki: “Bekleyin! Şüphesiz biz de beklemekteyiz.” diye buyuruyor. Bu ayetle tüm insanlar Rabbimizin kıyametin yaklaştığını gösteren işaretleri gelmeden önce iman etmeye çağrılmaktadırlar. Buradaki işaretten maksat güneşin batıdan doğmasıdır. O zamana kadar açık olan tövbe kapısı kapanacak ve artık tövbe etmeninde bir yararı olmayacaktır. Kıyamet ne zaman kopacak? Yolun sonuna geldik mi sizce? Yok, yok asıl soru bu değil. Asıl soru şu: Yolun sonu geliyor, bu bir gerçek. Peki sen buna hazır mısın? Ya da ne kadar hazırsın? Kıyametin ne zaman kopacağını soran genç bir sahabeye Peygamberimiz (asm) onun için ne hazırlık yaptın? diye bir soru soruyor. Senin Peygamberin (sav) sana soru soruyor. Düşünelim mi beraber? En ufak tatile çıkarken bile bir hazırlık yapar insan. Valizini toplar, biletini ayarlar, işinden izin alır vs. Gittiği yerde rahat rahat tatil yapabilmek için bütün eksiklerini kontrol eder. Şimdilerde yaşanan olaylar ise, Avustralya yangını, depremler, uçak kazaları, savaşlar, zulümler, korona virüsü vs. Bize bir yere hazırlık yapmamız için ciddi bir uyarı niteliğinde. Yaklaşmakta olan asıl kıyamete. İnsanın kıyameti olan ölüm gelecek. Gelecek olan şey yakındır. Hazırlan haydi, yolculuğa başlayacağız. Aç gözünü ve olanları izle. “Yoksa onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesini mi gözlüyorlar? Zaten alametleri geldi bile. Ama kıyamet gelip çattıktan sonra ibret almaları neye yarar ki!” diye buyuruyor Cenab-ı Hak. Bu videonun sonu geldiği gibi, bu gerçek olan filminde bir sonu gelecek. Allah’a emanet ol kardeşim.

İnsanı Helakete Götüren Günahlar – Bunları Sakın Yapma!

Bembeyaz büyük bir kağıt düşün kardeşim ve o kağıda siyah bir kalemle noktalar ekleniyor. İlk başlarda kağıt temiz, bir sıkıntı yok gibi ama o noktaları doldurmaya devam ettikçe artık beyaz kağıt simsiyah bir renk almaya başlıyor. Nedenini merak ediyorsun ve bazı noktaların diğerlerine göre daha siyah ve daha büyük olduğunu fark ediyorsun. İşte senin kalbin bembeyaz bir kağıt misali ve o noktalar ise günahlarımız. Hepimiz günah işliyoruz ama bu videomuzda senin kalbini simsiyah yaparak seni helakete götürebilecek o büyük noktaları yani büyük günahları ele alacağız. En sonda ise farkında olmazsan eğer seni helak edecek en büyük günahı söyleyeceğim. Hadi başlayalım. 1. Allah’a şirk koşmak Şirk kelimesi ”ortak koşmak” demektir. Tevhid kelimesinin zıttıdır. Kur’an-ı Kerim’de insanlar ortak koşmaktan şiddetle men edilmişlerdir. Ayette şöyle buyuruluyor: ”Allah kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz. Ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.” ”Muhakkak ki şirk büyük bir zulümdür.” diye ayetlerde buyurarak, şirki büyük bir zulüm olarak tanıtmıştır. Zaten insan bu hareket ile kendi nefsine zulmetmiş olur. Şirkin diğer bir çeşidi de yalnız Allah’tan beklenmesi gereken sonuçları Allah’tan başka kişilerden beklemektir. Yani ibadetlere riya ve gösterişi karıştırmak, Allah’ın rızasından sapmaktır. Efendimiz (asm) ”Sizin için en çok korktuğum şey küçük şirktir.” buyururken, sahabeler ”Ya Resulallah küçük şirk nedir?” diye sordukları zaman Resulallah (asm) şöyle devam etmiştir. ”Küçük şirk riya, yani gösteriştir.” Ahiret gününde insanlara amellerinin karşılığı verildiği zaman Allah diyecek ki: ”Dünya hayatındayken kendileri görsün diye riya ve gösteriş yaptığınız kişilerin yanına gidin. Bakın onların yanında herhangi bir karşılık bulacak mısınız?” Bazen aldanırız. O yüzden ibadetlerimizi Rabbimizin rızası için yapmaya dikkat edelim kardeşim. 2. İçki içmek İçki içenlere ”Ey iman edenler!” diye sesleniyor Cenab-ı Hak. İman ediyorsan iyi dinle kardeşim. “Şeytan içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?” diye Cenab-ı Hak bir soru soruyor. Resulallah Hz. Ömer’i çağırıp ona bu ayetleri okudu: فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ ”Artık vazgeçtiniz değil mi?” kısmına gelince o ”Vazgeçtik, vazgeçtik ya Rab!” diyordu. Hz. Ömer ile birlikte bütün Müslümanlar da ”Artık içkiden, kumardan vazgeçtik ey Rabbimiz!” diyorlardı. Sen de artık işlediğin tüm günahlardan ”Vazgeçtik ya Rab!” diyenlerden olmayacak mısın kardeşim? Efendimiz (asm) ”Her sarhoşluk verici şey haramdır. Allah’ın sarhoşluk verici şey içene tinetul-habal içireceğine dahil ahdi vardır.” buyuruyor. Oradakiler ”Ey Allah’ın Resulü. Tinetul-habal nedir?” diye sordular. Resulallah (asm) ”Cehennem ehlinin teridir veya cehennem ehlinin kan ve irinidir.” diye buyurdu. Dikkat edelim kardeşim. 3. Zina etmek kardeşim Cenab-ı Hak ayette ”Zinaya yaklaşmayın! Zira o çok çirkin bir hayâsızlık ve çok kötü bir yoldur.” diye buyuruyor. Zina öylesine çirkin bir günahtır ki, Cenab-ı Hak onu işlemek bir tarafa, yanına yaklaşmayı bile yasaklamıştır. Daha önce sen sobaya yaklaşırken annenin seni uyarlaması gibi, Allah da merhametinden sana ”Yaklaşma!” diyor. Yani zinaya zemin hazırlayan hiçbir yola ve vesileye yaklaşmamak gerekir. ”Peygamber Efendimize ansızın bir haramı görmenin hükmünü sordum. Hemen gözünü başka tarafa çevir buyurdu.” Çünkü bakmak da gözlerin zinası olmaktadır ve o da büyük bir günahtır kardeşim. 4. Faiz alıp vermek Kazançların en kötüsü faizle elde edilen maldır. Büyük bir kul hakkıdır. Görünüşte insanlara yardım ve kolaylık gibi görünse de, hakikatte zor durumdaki insanların çaresizliğini istismar etmektir. Büyük bir musibettir. Kur’an-ı Kerim azı ve çoğu hakkında bir ayırım yapmaksızın ribayı yani faizi şu ayetlerle mutlak olarak yasaklamıştır. ”Allah alışverişi helal ve faizi ise haram kılmıştır. Kim de haram olan bu ribayı helal diye yemeye dönerse, işte onlar cehennemliktir. O ateşte ebedi olarak kalacaklardır.” Ve Rabbimiz bize şöyle seslenmektedir: ”Ey iman edenler! Eğer gerçekten inanıyorsanız Allah’a karşı takva sahibi olun ve faizden kalan alacaklarınızı terk edin.” ”Şayet faiz hakkında söylenenleri yapmazsanız, Allah ve Resulü tarafından size savaş açıldığını bilin.” Korkmuyor musun kardeşim? Gel bu savaştan vazgeç. Kime karşı geldiğini idrak et ve dünya peşinde olmayı bırak. Bir yolculuğumuz var. Unuttun mu? 5. Namaz kılmamak. Rabbimiz şöyle buyuruyor: ”Onlar suçlulara sorarlar. Sizi sekar cehennemine sürükleyen nedir? Suçlular şöyle cevap verirler. Biz namaz kılanlardan değildik.” Namaz kılanlardan değilsen, bunu tekrar bir düşünmelisin. “Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler. Hevâ ve heveslerine uydular.” Onlar bu taşkınlıklarının cezâsını yakında göreceklerdir. Fakat tevbe edip, iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır.” Allah seni tövbeye davet ediyor kardeşim. Hiçbir şey için geç değil. Merak etme geç kalmadın. Bak hâlâ nefes alıyorsun. Aslında çok güzel şeylerin de başlangıcı olabilir şu anda. Söylesene neden olmasın? 6. Allah’ın rahmetinden ümit kesmek Büyük bir günahtır. Ahirete inanan fakat İslam’ı yaşama konusunda nefsine söz geçiremeyen bir kişinin yakalanacağı ilk hastalık yeistir. Belki de bu asrın en büyük hastalığı. Bu hastalığa düşen insan Cenab-ı Hakk’ın keremini, ihsanını, affını hatırlamalı ve onun rahmetinin bütün günahları örtecek kadar geniş olduğunu düşünmelidir. Cenab-ı Hak bir ayetinde: ”Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” diye buyuruyor. Bir diğer ayette ise: ”Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” diye buyuruyor. Böylece kendisinin mutlaka cehenneme gidecek birisi olarak görme hastalığından kurtulur ve yeis afetinden uzak kalır insan. Bu ayeti hiçbir zaman aklımızdan çıkartmayalım kardeşim. Gelelim son maddeye kardeşim. 7. Küçük günahlarda ısrar Belki de farkında olmadığımız daha büyük bir günahtır. “Ben küçük günah işliyorum. Sıkıntı yok. Tövbe ederim, Allah affeder.” diyorsun belki. Tekrar düşün ve günahının küçüklüğüne değil, kime isyan ettiğine bak ve gör artık kardeşim. Allah sana bu kadar güzel nimetler vermişken neden isyan edersin? ”Cehennemde biraz yanar çıkarım.” diyorsan eğer bak Rabbin sana ne diyor ”Sayılı birkaç gün dışında bize ateş dokunmayacak dediler. De ki bu hususta Allah’tan söz mü aldınız? Öyle ise Allah sözünden dönmeyecektir, yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” Dikkat et kardeşim. Bilmediğin şeyleri söyleme. Bir diğer ayette ise şöyle buyuruyor Allah: ”O çok hilekar şeytan da Allah’ın kerem ve merhametini ileri sürerek sizi aldatmasın.” Şeytanın seni kullanmasına izin verme. Unutmayalım ki küçük günah ısrar edildiğinde küçük değil, büyük günah da istiğfar edildiğinde büyük değildir. O yüzden gel geç olmadan istiğfar et. Sen yaparsın kardeşim. Bunu beraber yapabiliriz. Sadece bir mesajına bakıyor. Mesajını bekliyoruz. Allah’a emanet ol.

Dinlenme Rekorları Kıran İslami RAP Parça

İman inanmak demek Sen inandığın Allah’a neden inanıyorsun? Peygamberine ne için ittiba ediyorsun? Meleklerin varlığına imanın mevcut mu? Biz bu kitapları neden okuyoruz acep? İman vesikan olmazsa bu işin akıbeti sonsuz bir cehennem olacaktır. Ürkütmüyor mu hala? Hanımının, çoluğunun, çoçuğunun, işinin önüne geçmiyor mu? Şuurunu mu yitirdin, aklını mı? Bu şu aciz nefsime ritimlerin yön verişi közleneceksin siyah bedenim ve zikir edişim, kalıcılığın olmadığı için mi günahlar işleyişin? Davamız artık farklı, hakikatten yanadır içim. Bu yüzden yanar içim, saptırdılar düşünceyi, günahlarımın keffareti, hayatımın esareti hakikat selamettir lan nerde ÖMER’in adaleti? Cehennemde bitecek iadeyi ziyareti. Derdi çektim, seni biçecem. Hakikatten bahsedicem. Sokaklarda şarap değil, bundan sonra çay içeceğiz. Belki biraz pisleneceğiz, yağmur suyu temizler… Hayatımıza dışarıdan bakan ”İNAN BUNLAR KERİZ” der. Elimde valizler, beynimdeki plan işler, dudaklarıma geçen dişler, hıçkırıklı seslenişler Rabbim unutmuş olamaz, yoksa olur son gidenler, beynimi kemiren sözler ” GEÇMİŞİNE İNAN ” dedi.. Bir TÖVBE temizler.. Bir TÖVBE temizler… (MÜZİK) RESULULLAH (s.a.v) bir dağın üzerine ayak basıyor, dağ zelzele oluyor ”YA RESULULLAH (s.a.v) benim üzerimdeyken sana bir şey olursa ALLAH beni HELAK eder.” Kalbin dağdan da mı , taştan da mı katı be adam? YA BAKİ, ENTEL BAKİ HEM ŞAHİD OLACAK HEM DE HAKİM. GÖZÜNÜN GÖRDÜĞÜ, AKLININ ALDIĞI HER ŞEYE HAKİM. HEPİMİZ FANİ Hepimiz cani, hepimiz birden hepimiz birden fail! Üç ekmek bir ay boyunca geldi kâfi. İman etmene ne mani? İman etmene nefsin mi mani? Kanser gibi ruhumdaki büyük açlık hissi.. Cehennem ebedi, insanlık ALLAH’A tabii.. Kurtar bizi abi! Koyun da çoban da fani.. Şeytanlarınız, taptıklarınız, sebeplerde bulduklarınız../veya boğulduklarınız (anlamadım) hızlandırmanız, kimyasal kanına karışır.. Bu mu size yarışır lan, bilinçaltım karışık. ALLAH sunar bi ton şık neden kafaya sıkarsın? Boşver hadi gel biraz gerçeklerden bahsedelim.. Nefsimi sokaklara attım, gururumdan kalan ayak izleri. Kadere iman etmeseydim geleceğimizi aşeremezdim. HAYAL artık HANEM , Günahlardır normalleşen… Günahlardır normalleşen…


İngilizce

Belief means to believe Why do you believe in Allah that you believe? Why do you keep up with your Prophet? Do you have faith in angels’ existence? I wonder why do we read these boks? If you don’t have belief credentials the consequence will be an endless hell Doesn’t it scare yet? Doesn’t it get ahead of your wife, your children, your job? Have you lost your consciousness or your mind? The way the rhytyms shape my incapable soul my jetblack body will burn and my remembrance (of Allah) Do you sin for that it doesn’t have permanence? Our case is slanted towards another truth That’s why it tears my heart out they’ve distorted the opinion the penance of my sins the captivity of my life The truth is the peace man where’s the justice of Umar? Your return visit will end in the hell I suffered, I’ll cut you out I’m gonna talk about the truths We’ll drink tea not wine in the streets anymore Maybe we’ll get dirty a bit rain water cleans Outsiders looking in our lives say ”Believe me they’re suckers” Suitcases in my hands, such actions in my mind, the teeth on my lips, calls with hiccups My Lord can’t have forgotten me, otherwise they go last, the words that prey on my mind said ”Believe in your past” A penitance cleans… A penitance cleans… (Music) Rasulallah of Allah sets foot on a mountain A quake occurs on the mountain: ”O Rasulallah of Allah, if something happens to you when you’re on me Allah will destroy me” Man, is your heart harder than a mountain, a stone? O Immortal, wise Immortal will be both witness and ruler ruler to all you can all you can imagine we are all mortal We’re all felon we’re all perpetrator Three breads sufficed for a month What entrammels your belief? Is the desire obstackle to your belief, feel of hunger in my soul like cancer Hell is eternal mankind is subordinated to Allah Save us bro, both sheep and shepherd are mortal Your devils, things you adore, things you find in reasons The pulse accelerates, the chemical mixes with your blood Does it behove to you my subconscious is complicated Allah offers a thousand of options why do you blow our brain out Don’t mind let’s talk about the truths I left my desire in the streets, footprints left from my pride If I wouldn’t believe in the fate I couldn’t crave our future the dream is my home now, becomes normal in the sins Becomes normal in the sins…. (Hayalhanem Production)


Arapça

الإيمان يعني التصديق لماذا تؤمن بالله الذي تصدقه؟ لماذا تتبع نبيك؟ هل لديك ايمان بوجود الملائكة؟ لماذا نقرأ هذه الكتب يا ترى؟ لو لم تكن لديك وثيقة لايمانك، سيكون مصير هذا العمل جحيم أبدي. ألا يزال غير مخيف؟ ألا تمر أمامك زوجتك وذريتك وأولادك وعملك؟ هل فقدت وعيك ، أم عقلك؟ النفس العاجزة هذه، اتجاه ايقاعاتها ستتفحم بالسواد، جسدي وذكري هل ترتكب الخطايا لأنها غير باقية؟ قضيتنا الآن مختلفة، أنا من داخلي بجانب الحقيقة لذلك يحترق داخلي، تم تضليل فكري كفارة خطاياي، أسر حياتي الحقيقة سلامة، أين عدالة عمر؟ رد الزيارة سينتهي في جهنم سحبت الهم، سوف أقطفك، سأحدثك عن الحقيقة سوف نشرب الشاي بعد ذلك في الشوارع ، وليس الخمر. ربما سنتلوث قليلا ومياه الأمطار ستنظفنا… من سيشاهد حياتنا من الخارج سيقول “صدقني هؤلاء مغفلين” حقائب في يدي ، أشياء في عقلي ، الأسنان التي تصل إلى شفتاي ، أصوات الفواق لا يمكن أن ينسى ربي ، أو سيكون آخر من يذهب ، الكلمات التي تنهش في عقلي ، “آمن بماضيك”. التوبة تطهر.. التوبة تطهر… (موسيقى) رسول الله (صلى الله عليه وسلم) يضع قدمه على الجبل يتزلزل الجبل “يا رسول الله لو أصابك شيء وأنت فوقي سيهلكني الله” هل قلبك أصلب من الجبل أو من الحجر يا رجل؟ يا باقي أنت الباقي، سيكون شاهد وحاكم، ماشاهدته عيناك وما أخذه عقلك، حاكم بكل شيء ونحن فانون جميعنا مجرمون، جميعنا نصبح فاعلون فجأة! ثلاثة قطع من الخبز كانت كافية لمدة شهر كامل ما المانع من أن تؤمن؟ هل نفسك تمنعك من أن تؤمن، الشعور العظيم بالجوع الذي في روحي يشبه السرطان. جهنم أبدية، الإنسانية لله طبعا انقذنا يا أخي! الأغنام أيضا لدى الراعي فانية انحرافاتكم التي بسبب الشيطان وجدتموها في الأسباب .. تسارعكم ، يختلط كيميائيا مع دمكم هل هذا يتنافس معكم! عقلي الباطني ملخبط يمتحن الله الناس بأشكال عديدة، لماذا تضرب رأسك؟ لا بأس هيا تعال لنتحدث عن الحقائق رميت نفسي إلى الشوارع وآثار الاقدام الباقية في كبريائي لو لم أكن أؤمن بالقدر لم أكن لأحن إلى مستقبلنا مكاني أصبح خيالا، الخطايا أصبحت طبيعية.. الخطايا أصبحت طبيعية..


Azerice

Iman inanmaq demək Sən inandığın Allaha nə üçün inanırsan? Peyğəmbərinə nə üçün tabe olursan? Mələklərin varlığına imanın mövcud mu? Biz bu kitabları niyə oxuyuruq əcəba? İman vəsiqən olmazsa bu işin aqibəti sonsuz bir cəhənnəm olacaq. Ürkütmürmü hələ? Xanımının, uşağının, işinin önünə keçmirmi? Şüurunumu itirdin, ağlınımı? Bu aciz nəfsimə ritmlərin istiqamət verişi közlənəcəksin qara bədənim və zikr edişim, qalıcılığın olmadığı üçünmü günahlar işləyişin? davamız artıq fərqli həqiqətin tərəfdarıdır içim buna görə yanar içim yoldan çıxartdılar düşüncəni günahlarımın kəffarəsi həyatımın əsarəti həqiqət salamatlığı lan hardadır Ömərin ədaləti? cəhənnəmdə bitəcək geri ziyarəti dərdi çəkdim, səni biçəcəm, həqiqətdən bəhsedəcəm küçələrdə şərab deyil, bundan sonra çay içəcəyik. bəlkə bir az çirklənəcəyik, yağış suyu təmizləyər … həyatımıza kənardan baxan “İNAN BUNLAR AXMAQ” deyər. əlimdə çamadanlar, beynimdəki plan işləyər, dodaqlarıma keçən dişlər, hıçqırıqlı səslənişlər Rəbbim unutmuş ola bilməz, yoxsa olur son gedənlər, beynimi gəmirən sözlər ” KEÇMİŞİNƏ İNAN ” dediyi .. bir TÖVBƏ təmizləyər.. bir TÖVBƏ təmizləyər.. Rəsulullah (s.a.v) bir dağın üzərinə ayaq basır dağ zəlzələyə dönür ” YA RƏSULULLAH (s.a.v) mənim üzərimdəykən sənə bir şey olsa ALLAH məni həlak edər Qəlbin dağdandamı, daşdandamı qatı bə adam? YA BAKi, ƏNTƏL BAKi HƏM ŞAHİD OLACAQ HƏM HAKİM  GÖZÜNÜN GÖRDÜYÜ AĞLININ ALDIĞI HƏR ŞEYƏ HAKİM HAMIMIZ FANİ Hamımız cani hamımız birdən hamımız birdən fail! Üç çörək bir ay ərzində gəldi Kafi İman etmənə nə mane? iman etmənə nefsinmi mane? xərçəng(xəstlik mənasında) kimi ruhumdakı böyük aclıq hissi .. Cəhənnəm əbədi insanlıq ALLAHa tabe Qurtar bizi abi! qoyunda çobanda fani.. şeytandan sapdıqlarınız, səbəblərdə tapdıqlarınız.. sürətlənir nəbz, kimyasal qanınıza qarışır.. Bumu sizə yaraşır lan şüuraltım qarışıq ALLAH təqdim edir bir ton gözəllik niyə beyninə sıxırsan? Boşver haydi gəl bir az gerçəklərdən bəhs edək .. nəfsimi küçələrə atdım qürurumdan qalan ayaq izləri qədərə iman etməsəydim, gələcəyimizi istəməzdim. HAYAL artıq HANEM, günahlardı adiləşən.. Günahlardı adiləşən.. Tərcümədə xətalarım varsa o xətaları kabuskabus24@gmail.com ünvanından bildirsəniz sevinərəm. HAYALHANEM


Fransızca

La foi veut dire croire Pourquoi crois-tu à Allah auquel tu crois déjà ? Pourquoi suis-tu ton Prophète ? As-tu foi en l’existence des Anges ? Pourquoi lisons-nous ces Livres (saints) crois-tu ? Si tu ne prouves pas ta croyance, cette vie t’emmènera à un enfer éternel. Cela ne t’effraies-il toujours pas ? N’est-ce pas prioritaire, avant même ta femme, ta famille, tes enfants et ton travail ? As-tu perdu ta conscience, ou la tête ? Ceci est la direction que les rythmes donnent à ma vanité impotente, tu seras broyé ô mon corps et mes paroles Est-ce parce que ta vie est éphémère que tu te permets de faire tant de péchés ? Notre cause est maintenant différente, je suis du côté de la vérité C’est pour ça que j’ai mal en moi, ils ont détourné la pensée, la redevance de mes péchés, c’est la captivité de ma vie La vérité est le salut, eh où est passée la justice d’Ömer (Hz.) La visite de retour se terminera en enfer. J’ai subi les malheurs, je vais te découper. Je vais vous dire la vérité. Plus de vin dans les rues, désormais on va boire du thé. Peut-être que nous nous salirons un peu, l’eau de pluie nettoiera… Ce qui voient nos vies de l’extérieur, diront “regardez ces pigeons” Des valises en main, des plans pleins la tête, des dents mordant mes lèvres, des appels hoquetés Mon Dieu n’a pas pu oublier, ou les derniers à partir le feront, les mots me rongeant le cerveau, ” CROIS AU PASSÉ ” ont-ils dits.. Une repentance nettoiera .. Une repentance nettoiera … (MUSIC) RESULULLAH (la paix soit sur lui) pose le pied sur une montagne, la montagne tremble ” Ô RESULULLAH (la paix soit sur lui) si quelque chose t’arrive Dieu va m’anéantir” Est-ce que ton coeur est plus dur qu’une montagne ou du roc, mec? Ô L’ETERNEL, L’ETERNEL SERA TÉMOIN ET JUGE. MAITRE DE TOUT CE QUE TU VOIS ET CE QUE TU COMPREND. NOUS TOUS MORTELS. Nous tous cruels, tous en même temps coupables Trois morceaux de pains ont suffi pendant un mois Qu’est-ce qui t’empêche de croire? Est-ce ta vanité? La sensation de faim dans mon âme ressemble à un cancer. L’enfer est éternel, l’homme est soumis à ALLAH.. Sauve-nous, mon frère! Moutons et berger sont mortels Vos démons, vos statuettes, les raisons que vous avez trouvées ../ ou où vous vous êtes noyés (je ne comprends pas) accélérer c’est le mélanger à ton sang chimique Est-ce ce que vous méritez, mon subconscient est confus. Allah propose une tonne de lumières pourquoi se tirer une balle ? Allons, parlons un peu de la vérité. J’ai jeté ma vanité dans les rues, empreintes de mon orgueil. Si je n’avais pas cru au destin, je n’aurais pas accouché notre avenir. Le RÊVE (HAYAL) est maintenant un FOYER (HANEM), c’est les péchés qui se normalisent C’est les péchés qui se normalisent.


Özbekçe

iymon ishonmoq degani sen ishonganing Allohga ne uchun ishonding payg’ambaringga ne uchun tobe bo’lding? malaklar borligiga iymoning mavjudmi? biz bu kitoblarni nega o’qiyapmiz ajabo? iymon hujjating bo’lmasa bu ishning oqibati abadiy jahannam bo’ladi! qo’rqitmayaptimi hali ham? xotin bola-chaqangdan ishingdan muqaddam emasmi? ongingni yo’qotdingmi? aqlingnimi? bu shu ojiz nafsimga ritmlarning sobit bo’lishi kuydiralasan qora badanim va zikr etishim, davom etishing bo’lmaganligi uchunmi gunohlar qilishing davomiz ortiq farqli, haqiqatdan yonadir ichim bu sabab yonar ichim, yo’ldan ozdirdilar tushunchani gunohlarimning kafforati hayotimning asorati haqiqat salomatdir qayda Umarning adolati jahannamda tugaydi qayta ziyorati dardni chekdim, seni qoqaman. haqiqatdan gapiraman ko’chalarda sharob emas bundan buyoq choy ichamiz balki biroz kirlanarmiz yomg’ir suvi tozalar hayotimizga tashqaridan qaragan ishon bular ahmoq deyar qo’limda chamadonlar, aqlmdagi reja ishlar,dudoqlarimga botgan tishlar, qichqiriqli baqirishlar robbim unutgan emas, yo’qsa ne bo’ladi so’ng ketganlar, aqlimni kemirgan so’zlar ”o’tmishinga ishon” dedi bir tavba tozalar bir tavba tozalar Rosululloh s.a.v bir tog’ning ustiga chiqdilar tog’ zilzilaga aylandi ”YO ROSULULLOH (s.a.v) mening ustimda ekansiz sizga biror narsa bo’lsa Alloh meni halok qilur! qalbing tog’danda toshdanda qattiqmi ya inson! YO BOQİY ANTAL BOQİY ham guvoh bo’lad hamda hokim. ko’zning ko’rgani, aqlining olgani har narsaga hokim. hammamiz foniy hammamiz jinoyatchi hammamiz birdan hammamiz birdan aybdor uchta non bir oy bo’yicha keldi kifoya iymon etishinga ne mone’, iymon etishinga nafsingmi mone’ rak misoli ruhımdagı buyuk ochlık hissi jahannam abad, insonlik Allohga tobe qutqar bizni og’a qo’y ham cho’pon ham foniy shaytonlarıngız topganlarıngız, sabablarga suyanganıngız tezlashar yurak , kimyoviy qoninga qorıshur bumı sızga yarashadı quyı ongım tarqoq, Alloh bergan buncha go’zallık nega boshıngdan otasan qo’yaver, kel ozroq haqıqatlardan bahs etamız nafsımnı ko’chalarga tashladım, g’ururımdan qolgan oyoq ızları qadarga ıymon etmasam edım kelajagımnı xohlamas edım. Hayol ortıq xonam gunohlar ham odatlashgan gunohlardır odatlashgan

İzlersen Namaz Kılmak Zorunda Kalırsın

Bir seyahat uçağına biniyorsunuz. Kontroller tamam ve kalkış yapılıyor. Yurt dışına ilk çıkışınız olacak ve gidilecek yer Amerika Yolculuğun 11 saat olduğunu duyunca bari biraz uyuyayım diyorsunuz. Tam 4,5 saat sonra müthiş bir gürültü ile uyanıyorsunuz. Her taraf duman ve siz kan kokusu alıyorsunuz. Gözünüzü açacak haliniz yok. Ve tekrar bayılıyorsunuz. Bu sefer kuşların cıvıltısı uyandırıyor sizi uyandığınızda yaralarınız sarılmış, yeni kıyafetler giydirilmiş, çok güzel bir koku var etrafınızda. Hiç tanımadığınız hatta aynı dili bile konuşmadığınız insanlar var. Ve işin garip tarafı bu insanlar size yardım ediyor. ”Ama neden beni tanımadıkları halde bu insanlar bana yardım ediyor?” diye merak ediyorsunuz. Yani benim ismimi bile bilmeyen bu insanlar benim dediklerimi anlamayan bu insanlar neden bana hizmet ediyor? Kimdir bunlar? Ve merak edip araştırmak istiyorsunuz o kişiyi yanınıza biri yanaşıyor? Ve diyor ki: ”Bu kağıtta yazanları seni yaralı haldeyken kurtaran senin ihtiyaçlarını karşılayan ve bunca insanı senin hizmetine sunan senin merak ettiğin O zat gönderdi. Ve şöyle söyledi: -Eğer bu kağıttakileri yaparsan seni daha güzel bir yere göderecekmiş. Siz de daha o zatı tanımadan kağıdı yırtıyorsunuz. ”Beni o uçakta bıraksaydınız da ölseydim.” diyorsunuz. ”Banane istediği kadar bana yardım etsin. Ben O’nun dediklerini yapmam. Zaten beni daha güzel bir yere de gönderemez.” diye itiraz ediyorsunuz. Ama garip bir şey var. Bunca yaptığınız saçma hareketlere rağmen insanlar hala size yardım etmeye devam ediyor. İstediklerinizi yapıyor ve ihtiyaçlarınızı karşılıyorlar. Bu sefer birinin sizi dürtmesi ile uyanıyorsunuz ve gelen ses babanıza ait. Meğerse gördüğünüz her şey rüyaymış Babanız sizi sabah namazına kaldırmaya çalışıyor. Ama kalkmak istemiyorsunuz. Şimdi biraz düşünün o an ki kalkmamanız rüyanıza benzemiyor mu? Sizi küçücük bir sudan yaratan ve Dünya’ya geldiğinizde bütün istek ve ihtiyaçlarınızı karşılayan. Bunca hayvanları ve bitkileri sizin hizmetinize sunan O zatın yine sizin iyliğiniz için sizi daha güzel bir aleme göndermek için size verdiği namaz gibi bir ibadeti ”Hayır! Yapmam.” diyorsunuz. ”Çünkü beni daha güzel bir aleme göndermeye gücün yetmez. Keşke beni yaratmasaydı.” diye haykırıyorsunuz. Ama bu sefer rüyanın sonu ölümle bitiyor. Ölümle uyandırılıyor. Peki tanısaydı hayır der miydi O’nunla tanışmaya? O’nun huzurunda eğilmeye peki bu nankörlük niye? Yoksa hatırlamaz mı insan Peki bu nankörlük size yapılsaydı? Çocuğunuz havale geçiriyor. Ve hemen en yakın arkadaşınızı arıyorsunuz. ”Bizi acilen hastaneye bırakır mısın?” diyorsunuz. Arkadaşınız ”Maalesef arabam çok yakıyor. Şuan da müsait değilim.” diyerek. Telefonu yüzünüze kapatıyor. Ve hastaneye yetişemeden çocuğunuz ölüyor. En yakın dostum dediğiniz arkadaşınız hakkında artık ne düşünürsünüz? Peki bu nankörlüğü unutur musunuz? Sizin elli altmış senelik bir Dünya hayatında bir kere çağırdığınızda gelmedi diye kin beslediğiniz belki öldürmeği hayal ettiğiniz bir nankörlüğün siz şuan daha büyüğünü yapıyorsunuz. Her gün beş vakit sizi huzuruna çağıran Allah’a karşı Siz de ”Gelemem.” diyorsunuz. Siz de nankörlük yapıyorsunuz. Peki ya sizce zamanı yaratana ”Zamanım yok.” demek nankörlük değil mi? He bir de işin şu tarafı var. Rabbimize karşı ihmal ettiğimiz o secde varya Bizi başkalarına karşı bin secdeden kurtarır. Şimdi kalk ayağa git bir abdest al. Ser seccadeni. Ve deki ”Kırılsın kalbim umrumda değil. Nasılsa çare Rabbim de. Hem dermanla dert aynı kişideyse o derde dert mi denir? O dert O’na kavuşmak için bir vesile. Sonunda huzur iki kelime değil mi? ALLAH AZZE VE CELLLE Dünya’da bu hakikatlere muhtaç binlerce insan var. Bunlardan biri sizin çevrenizde de olabilir. Paylaşıp onlara da ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Allah razı için El-Fatiha.

KUR’AN DA KABİR AZABI VAR MI ? – GERÇEĞİ DUYUNCA ŞOK OLACAKSINIZ

Yıllardır İslam’ı tahrip etmeye çalışan oryantalistlerin anladığı ve sürekli üstüne düştüğü bir konu var. ‘Bu millet İslam’ı anlatan din adamlarını dinler biz en iyisi milleti ve İslam’ı yozlaştırmaya tam da buradan başlayalım.’ Bu mantilite ile biraz insanların aklını karıştırmayı seven bir modernist bakış açısı türüyor ve bu modernist bakış açısının insanların aklını karıştırmayı çok sevdiği konulardan bir tanesi de Kur’an’da kabir azabı var mıdır konusu. Bu bakış açısına sahip kişiler malesef Kur’an’ı Sünnetten kopararak bu meseleyi anlatmaya çalıştığından dolayı gün ve gün bu ve bunun gibi meselerle ilgili deformasyon ciddi seviyede artıyor. Bakara Suresinde ayetle sabittir mesela. E madem ölü hayvanın etini yemek haramsa biz pazardan balık alırken diri diri mi alıyoruz? Yoo, ölmüş bir balık alıp yiyoruz. Bu ve bunun gibi bir doğruyu anlamak ancak ve ancak sünnet ile mümkündür. Çünkü her doğrunun Peygamber aleyhisselam’ın hayatında bir vahiyle kıyası mutlaka mevcuttur. İnsan hayatının en zor şartlarından bir tanesi yetimliktir. Cenab-ı Allah Efendimiz aleyhisselamı yetimlikle başlattı ve O’na en sonunda devlet reisliği vardı. Efendimiz as bu ikisi arasındaki bütün evrelerde mükemmel bir şekilde tatbik edilebilecek örnek bir hayat sergiledi. Allah azze ve celle Kur’an’ı koruduğu gibi Efendimiz’in hayat-ı seniyyelerini de koruyarak mükemmel bir örnek teşkil edecek bir misali bizlerin gözünün önüne sundu. Örneğin Nietzsche mükemmel insan diye bir model çizer. Ama bu muhayyer bir varlıktır. Yani böyle onun çizdiği betimlemenin ”Aa bu adam da o hayatı yaşıyor.” diye gösterebileceğiniz bir örnek mevcut değildir. Hayatta Nietzsche’nin çizdiği o adamın davranışlarının emsali yok. Ama Efendimiz’in yemeğe ne ile başladığının bile müşahhas misaller hep önümüzde mecvuttur. Hadislerde mâna Allah’tan, lafız Peygamber aleyhissam’dandır. Kur’an’da mâna da lafız da Allah azze ve celle’dendir. Siz bu ve buna benzer meseleleri ele alırken bu manaları birbirinden koparmaya, bu manaları küstürmeye tecezzi etmeye çalışırsanız eğer o manalar nâkıs kalır ve elinize yapışır hale gelir. Başa çekeyim konuyu. Kur’an’da kabir azabı var mıdır gibi bir soruyu Efendimiz’in hayatını Kur’an’dan kopararak anlamaya çalışmak divaneliktir. Mümtehine 13’te şöyle beyan eder: Konuştuğumuz ayette kabirdeki kafirlerin Allah’tan ümit kestiğini anlatıyor ve onların ümit kesme halinin nasıl olduğunu bahsediyor. Madem ümit gibi bir konu söz konusu, demek kabirde yaşayanların kendilerine mahsus bir hayat seviyeleri, bir hayat mertebeleri var ki ümit gibi bir kavramdan bahsedilebiliyor. Hadi kabir azabını ve kabrin belki varlığını ordaki bir yaşantıyı inkar edenler birçok alimin sözüne gözünü kapatıyor. Bari ayet-i kerimelerden gözlerimizi kapamayalım ki açıkça kabir hayatını beyan eden ayetleri gönlümüz, aklımız idrak edebilsin. Tevbe 101’de şöyle söylüyor: Farkındaysanız ayette üç çeşit azaptan bahsediliyor. Birinci azap dünya, ikinci azap kabir, üçüncü son ve en büyük olan azap ise tabi ki cehennem azabıdır. İmam Taberi şöyle der. Madem son azap cehennem azabıdır, ondan önceki iki azaptan bir tanesi mutlaka kabir azabı olması gerekir. İbni Abbas, İmam Azam, İmam Katade Hasan-ı Basri, Ebu Malik hadislere dayanaraktan mutlaka bu iki azaptan bir tanesinin kabir azabı olduğunu bahsederken bir insan aklını kaybetmemişse eğer Kur’an’da kabir azabı nerde geçiyor diye bir soruyu soramaması lazım. Mü’min 46’da; (ekrandakini okur) Şimdi burada bahsedilen azap konusunu şöyle bir ayıracak olursak cehennem azabı konusundan ayetin en sonunda açıkça bahsedilmiştir. Öyleyse madem ayetin sonundaki azap, cehennem azabıysa o cehennem azabı gelmeden önce sabah akşam sokuldukları azap ne azabıdır? Kabir azabını inkar edenlere soralım: Eğer bu ayette bahsedilen bu sabah akşam sokuldukları azap kabir azabı değilse, sizce ne azabıdır? Bütün cumhur, yani İslam alimleri bunun da kabir azabı olduğu noktasında ittifak etmişken acaba bunun zıttını savunan bir modernist bakış açısı neye dayanarak savunuyor… Enteresan. Âl-i İmran 169: Ayette bahsedilen şehitlerdir ve İmam Şafi hükmeder ki onlara ölüm gelmediğinden dolayı onlar defnedilirken yıkanmaz ve cenaze namazları da kılınmaz. Şehidin ölü olmaması ve hali hazırda rızıklandırılması ispat eder ki demek ki onların yaşadığı, yaşantısına devam ettiği bir kabir, bir berzah alemi olmak zorunda. Zira şu anda kıyamet kopmamıştır. Cennet ve cehennem sakinlerini içine almamıştır. Peki şehitler şu anda cennette olmadıklarına göre nerededirler ve nerede rızıklandırılmaktadırlar? Tabi ki de cennet bahçesinin bir misali hükmünde olan kabir ve berzah hayatında. Üstad Bediüzzaman Hazretleri onlar için şöyle der: Mü’min 99-100’de şöyle söyler: Hz. Aişe validemiz bu ayetin tefsirinde şöyle söyler: ”Kabir ehlinden günahkar olanlara yazıklar olsun. Kabirlerinde onların yanına simsiyah yılanlar girer. Bir yılan baş ucunda, bir yılan ayak ucundadır. Ortasında bir araya gelinceye kadar onu kemirirler. İşte, Allah’ın tekrar dirilteceği güne kadar önlerinde dönmelerini engelleyen bir berzah vardır. ayetinde buyurduğu berzahtaki azap tam olarak budur.” Bu ayette yine kabirde hayat yoktur ve azap yoktur diyenlerin bu sözlerini çürütmeye delillerden başka biridir. Şimdi kabir hayatını ayan beyan ortaya koyan hadisleri izah etmeden önce bir şeye değinmek isterim. Zira bu hadisler kısmı çok önemli. Çünkü bu kabir azabı Kur’an’da geçmiyor meselesiyle insanların zihnini ifsad etmeye çalışanların yapmaya çalıştığı en büyük olay Kur’an ile Efendimizin hayatını tamamen koparacak ve Efendimizin hayatı, sahabelerin hayatı, mukarrebinin hayatı, evliyanın hayatının dereceleri çok çok çok kıymetsiz bir hale gelmesi lazım. Onların bu görüşleri için böyle olmalı. Onların hayatlarını çok değersizleştirmek istiyorlar. Şurayı tekrar tekrar vurgulatmak istiyorum. Tekrar tekrar. Kabir azabını ve kabir hayatını inkar eden arkadaşların bir ortak özelliği var mıdır? Vardır. O arkadaşlar hadisleri de inkar ederler. Bir Hadis-i Şerif’te şöyle söyler: Şimdi soralım. Ayrılanların ayak seslerini işitmek için dünya cihetiyle vefat eden insanın kabirde bir hayat mertebesine sahip olması gerekir mi gerekmez mi? Biz de işiteceğiz ha. Muhtemelen birbirimizinkileri duyacağız. Mesela ben sizden önce gidersem, inşaAllah sizler koyduğunuzda ayak seslerinizden, ‘Aman Ya Rabbi, kundura sesi geliyor. Kesin Fatih Star’dır.” falan diye, onların hepsini ayırt edebileceğimi düşünüyorum. Böyle peltek peltek bir yürüme varsa da, fıçık fıçık ‘Aa Sinan geliyor.’ fıçık fıçık Yorulmuş yine. Gece hale gitmiş çalışmaya. Bir hadiste der ki, Efendimiz aleyhisselam kabirleri ziyaret ettiğinde şöyle der: Şimdi kabir hayatını ve kabir azabını inkar edenlere tekrar sormak istiyoruz. Kabirde hayat yoksa Efendimiz as acaba kime sesleniyor? Çok da temiz yani örnekler, duru yani. Benim bir şüphem yoktu ama estağfirullah, çok kabirle ilgili meseleleri dinlemek insanın hoşuna da gidiyor yani. Ölüm bir cihetle çok lezzet verici bir şey yani. Dünyadaki dertlerin geçiciliğini kabir, ölüm sürekli vurguladığı için. Tabi bu Hz. Aişe validemizin rivayet ettiği hadisteki kabre girersek o kabir biraz… İki yılan bir- O biraz sıkıntılı bir kabir olabilir. Ciyo, senin bilek güreşinden elde ettiğin kaslar bile orada dayanmayabilir Ciyo baba. Risale’de bir cümle geçiyor. Diyor ki: …diyor. Çok güzel bir vurgu. Biz kamillikten değil de, kaytarmaktan hemen ölüm- Hadiste Hz. Peygamber bir mezarlıktan geçerken mezarlıkta yatan iki tane ölünün kabirde ufak şeylerden dolayı azap çektiğini gördü. (ekrandakini okuyor.) Koğuculuk yani nemmamlık, di mi? Laf taşıyıcılık. Bugün koğuculuğun en büyük örneği elindeki olayları tahkik etmeden insanlara sunan medya, gazete ve insanlar. Koğuculuk, laf taşıyıcılık, nemmamlık. En büyük örneği bu. Bak kabir azabının iki hikmetinin birinin vurgusu koğuculuğa geliyor. Diğeri ise idrardan sakınmıyordu. (ekrandakini dile getiriyor.) …umulur diye bir cevap veriyor. Başka bir hadiste… diye bahsediliyor. Bu hadisleri bizlere nakledenlerden birkaçını anlatmak istiyorum sizlere. Enes bin Malik, Ebu Hureyre, Hz. Aişe, İbni Mesud, Zeyd bin Sabit, Hz. Ebu Bekir’in kızı Hz. Esma Efendimizin hanımı Hz. Meymune, Cabir ibni Abdullah, Hz. Osman, Amr bin As, Zeyd bin Erkam, Ebu Katade, Hz. Ali, Ebu Musa El Eşari, Sahabenin büyük müfessirlerinden İbni Abbas, Abdullah ibni Ömer ve daha nice büyükler… Kabir azabı yoktur demenin altında işte bunca sahabenin, tabiinin, evliyanın bahsettiklerini günümüze kadar getirdiği bu silsileyi inkar etme gibi bir densizlik var. Bu hadisleri inkar etmek bu sahabeler Efendimiz hakkında yalan uydurmuş demekle aynı şeydir ve bu müfterilerin bu hadisler yalan demesi bunları nakleden 25 sahabe değil, günümüze kadar nakleden bunca insanı da içinde kapsadığından dolayı ortaya inanılmaz bir cinayet çıkıyor. Bu hadisleri sahabe efendilerimizden tabiin ile başlayan nesil nakletmiştir. İmam Buhariler, İmam Müslimler, İbni Maceler ve diğer birçok hadis alimi bu hadisleri eserlerinde cem etmiştir. Eğer bu hadisler uydurma ise bu alimlerden hiçbirisi gerçek alim değil demek haşa. Yani hadis alimlerinin bir bakışta anlattıkları uydurma hadisleri onlar yıllarca kucaklarında taşımışlar da hiç fark edememişler demek, haşa. Bir fende veyahut sanatta söz söylemek o alanın ancak mütehassısına düşer. Eğer çocuğunuz bir gün hasta olsa tıp ilmine hakim bir pratisyene mi götürürsünüz yoksa fizik alanında profesörlük hatta ordinaryuslük seviyesine ulaşmış birine mi götürürsünüz? Tabi pratisyen dahi olsa doktora götürürsünüz. Neden? Çünkü çocuğunuzun hastalığıyla ancak o alanda mütehassıs olmuş biri insan ilgilenebilir. Aynen öyle de bu alanda da söz söylemek bu alanın alim, müçtehid ve mütehassıslarına düşmektedir. Kabirle ilgili her birinin, İmam Azam’ın, Ahmed ibni Hanbel’in ve daha nicelerinin o kadar çok ispat niteliğinde sözleri var ki şimdi burada yer versek bu konuyu bitiremeyiz. Ya hu ben bunlara nasıl inanayım iyi de be adam derseniz de ben sizlere şunu sorayım. Şimdi siz acaba varlığına inandığınız yerlerin birçoğuna hatta tamamını gidip kendiniz gözlerinizle gördünüz mü? Astronomi alanında mütehassıs birisi bilmem kaç milyon ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızın, bir gezegenin varlığını size sunuyor ve siz buna inanıyorsunuz. Başkalarına bunca ciddi güveniniz varken evliyaullah, mukarrebin ve sahabelere bu güvensizliğiniz acaba neredendir? Onların bir yalanına mı şahit oldunuz? Ah keşke onların hayatlarına birazcık göz gezdirebilseydiniz onların ittifak ettikleri konuların doğruluğunu bir nebze daha anlayacaktınız. Kabir azabı yok diyenlerin iddialarının birkaç tanesi şunlardır: Birincisi Kur’an’da kabir azabı geçmiyor demektedirler. Biz biraz önce sanki bunları çözdük ve ispatladık gibi. Kabirde azap yok diyenlerin iddialarından bir diğeri de şöyle komiktir. ”Kabirde yargılama olmadan ceza olur mu hiç, bu ne kadar komik bir şeydir.” derler. Bunu duydunuz mu hiç? Sen duydun mu hiç? Yargılama nerede var? (Hesap günü) Yani mahşer günü. Kabirde var mı yargılama? Sorgu? Sorgu var di mi? Evet, yargılama diyelim o zaman. Yargılama yok- Yargılama olmadan nasıl azap olur diyorlar. Sorgulama var. Evet.. Nasıl olur diyorlar? Var mı bir cevabınız? Anlatalım mı? Kur’an şöyle beyan eder: Hz. Nuh’un kavmi denizde boğulmuştur. Hz. Hud’un kavmi bir rüzgar ile helak edilmiştir. Hz. Salih’in kavmi şiddetli bir gürültü ile helak edilmiştir. —- Karun anlatılır, onu ve kavmini yerin dibine geçirdik diye. Firavun anlatılır, denizde boğduk diye. Nemrut anlatılır, hüsrana uğrattık diye. Görüyoruz ki Allah’ın sadece ahirette değil, dünyada da cezalandırdığı kişi ve kavimler vardır. Tüm bunlar kulun durumunu kişinin kendisine göstermek içindir. Yoksa Allah nihayetsiz ve ezeli ilmiyle kulun akıbetini zaten bilmektedir. Velev bunları da anlatmadık diyelim. Allah kimin zalim kimin salih olduğunu, kimin cennet kimin cehennem ehli olduğunu bilmiyor da bu bilgiye hesap gününden sonra mı vakıf olacak? Ne kadar komik di mi? Yargılama olmadan nasıl ceza verilir demek Cenab-ı Allah’ın ezeli ilmine bir iftiradır. Diyorlar ki bir kulun cezası bir kez verilir. Kulu tekrar tekrar cezalandırmak Allah’ın şanına yakışmaz. Bu yüzden hem cehennemde hem kabirde ceza verilmez derler. Öncelikle bizim Allah’a karşı bir hak iddiamız olamaz. Çünkü bizler de içinde olmakla birlikte bütün mülk umumen O’nundur. İster yüz kez ister iki yüz kez aynı cezayı verebilir mi? Evet, verebilir çünkü bu yetki O’nun selahiyetindedir. Şimdi insanları 3’e ayıralım. Bir: Direkt cennete gidecek olan ehli iman. İki: Direkt cehenneme gidecek olan Allah’ı inkar eden güruh. Üç: Önce cehenneme, ondan sonra cennete girecek olan günahkar müslümanlar. Kabir azabı aslında bu noktadan bakıldığında bir rahmettir. Çünkü onların daha ileride daha şiddetli bir şekilde göreceği birçok azaba öncesinde bir kefaret hükmü taşır. Duhan 56’da şöyle der: Onlar da buna binaen demek başka bir ölüm yoktur. Yani demek kabir hayatı da yoktur derler. Kişi dünyada ölür, kabirde diriltilir, sonra berzah hayatı yaşar ve tekrar ölmeden berzahtan cennet veya cehenneme geçer. Bu görüş İbni Mesud, İbni Abbas, İmam Katade ve Ebu Malik gibi alimlerin görüşüdür. Aynı düşünceyi taşıyan müfteriler ”Fatiha’da Allah din gününün sahibidir. Fatiha’da kabir azabından bahsetmez. Hatta kabirden de bahsetmez. Demek ki böyle bir mesele yoktur.” diye çok ilginç bir önerme ortaya koyarlar. Bunu duydunuz mu? Fatiha’da Allah azze ve celle için dünyanın sahibi de yazmaz. Fatiha’da yazmadığından dolayı -haşa- Allah dünyanın sahibi değildir mi diyeceğiz… Maalesef çok komik meseleler. Bu meselelerle birilerinin gündemini değiştirip aklını karıştırmaya çalışan insanların çok sevdiği özellikler meseleyle ilgisi olmayan ayetleri gösterir, ‘Bak burada kabirden bahsetmiyor.’ der. Dinleyen de ‘Üf be, adama baksana. Hep Kur’an’dan konuşuyor. Kesin doğrudur.’ der. Maalesef Cenab-ı Allah’ın sana verdiği irade ile, akıl ile sen bu noktalarda araştırmak, bu noktaların doğruluğuna vâkıf olmak zorundasın. Nasıl gördüğün rüyanın yatakla bir alakası yoksa inan bana kabirdeki azabın da mezarla hiç alakası yok. Selametle.