MAHKÛM

Yani ölüler, kucağımda ölen insanlar oldu benim ya. Çok sevdiğim kardeşlerim öldü kucağımda, arkadaşlarım öldü . Durup dururken bir insanın kaleminin nasıl kırıldığını gördüm. Öldürme pazarlıklarının yapıldığını gördüm. … Yani hiç bir yasadan aftan yararlanamıyormuşsun. Af ve yasa bana vurmuyor, bak ciddi söylüyorum ya. Bir terör örgütüne vurmuyor, bir tecavüzcüye vurmuyor,bir uyuşturucuya vurmuyor Bir de bana vurmuyor. Bana niye vurmuyor yani . Beni niye affetmiyorsun dimi yani ? … Bunlar bildiğin açık itiraf gibi aynı Müge Anlı gibi oluyoruz. Bak bunları duyan arkadaşlarımın çoğu benimle irtibatlarını kesecekler . Belki bu yayından dolayı , belki ona vesile olacak bu yani. Lan diyecekler bu kafayı yemiş , millete neler anlatmış diyecekler. … Öncelikle Selamun Aleyküm , Ankara’da doğdum .Aslen Yozgatlıyım 40 yaşındayım. İlk 15 yaşındaydım. Babam sormuştu okulu bırakacak mısın,devam edecek misin ? Bende okulu bıraktım , işe başladım. 15 yaşındaydım evet ,15 yaşında Hiçbir suçum yoktu yani Hatırlamıyorum bile desem şuan olayı yeridir. Hiçbir suçum yok olayla da alakam yok, zaten beraat de ettim. ama beraat edene kadar bir nöbetçi mahkeme pazar günü öldürmeye tam teşebbüs, gasptan . Hiçbir suçum yok yani , hiçbir şey görmedim bile , bilmiyorum bile. Beni ceza evine atılar Yani birde öyle çocukları ıslah evine falan atsalar yine razıyım , direk ceza evine attılar. Yani 15 yaşında bir çocuk , orada işte bizim hayatımızın dönüm noktası oldu . … müzik Normal bir insanla tanışmıyorsun zaten ceza evinde , orada tanıştığın insanların hepsi suça yakın insanlar. Yani eğriyi doğrudan ayıramayan insanlar Arkadaş çevresi komple değişti. Kendimizi bulamadık yani o dönemden sonra, o ceza evinden sonra . Çalıntı malzeme satın almaya başladım hırsızlardan , ufak yaşta 16 ,17 gibi yaşta. Bunlar zamanla büyümeye başladı. Bir gün bir ortamdayım , uyuşturucu ortamı. Birileri getirmiş kilolarla kokain falan oturuyoruz böyle. İçeride kızlar mızlar dolu Bir çocuk yanında bir kızla geldi Daha böyle bir sahne olamaz. Kız çocuğuyla geldi o kız çocuğu geldi ortada da böyle taş , şaşal ve 05 lik suyun üzerine kül mül koyuyorsun ya öyle içiliyor hani o kokain taşın üstünde Kız şöyle titreyerek tutmaya çalıştı ben hemen tuttum onu şöyle tuttum o içti neyse bu uyudu öyle üstüne battaniye falan örttüm ben herkes gitti ben böyle izliyorum. İzliyorum ama tabi o zaman roman değil ben de içiyorum . Bir an evladım olsun , oldu bir an o karşımda yatan sanki evladım gibi gördüm. Kendi kızım geldi böyle o an …müzik 2004 yılında bir operasyon oluyor . Organize suç örgütlerine yönelik. Allah vergisi , aslında bak şimdi düşündüğümde bunu görüyorum Benim adım Zeynel , dedemin adı da Zeynel şimdi bilgilere , kimlik bilgilerine bakıyorlar geliyorlar dedemin evini basıyorlar. Kapı açılıyor , adama bakıyorlar 70-80 yaşında bu işte bir karışıklık var diyorlar beni almadan gidiyorlar . Babannem , Allah ona uzun ömür versin , o benim torunumdur diyor onun adıda Zeynel diyor. Bizim eve gönderiyor adamları . Beni ceza evine attılar Tabi o sırada biz ceza evinde ruhen ve bedenen temizlenmeye başlamışız . Ceza evinden bir çıktık , her şey değişmiş . …müzik İş konusuna gelince , adam GBT kaydı, savcılık kaydı istiyor e bir bakıyor ki bir A4 dolusu sabıka. Sen bize yaramazsın , yapamazsın . Yani dediğim gibi kimsenin sana iş verme olasılığı sıfır. Ne yapabileceksen kendin yapacaksın . E şimdi sen belirli bir yaşa kadar gelmişsin hiç çalışmamışsın , belirli yerlerden para kazanmışsın . Bunların hepside illegal . Ne yapacaksın? İllegale gideceksin. E tabi bu böyle olunca ilk önce biz ne yaptık dedik ki ya Rabbi nasip senden , Rezzak olan sensin .Rızkın sahibi sensin . Biz yapamıyoruz Biz beşeriz şaşarız , hatalar yaparız Lakin sen yapmazsın Bizim beceremediklerimizi bize yaptıttır Dualarımız bu yönde oldu Duayı ettik , sınavlar başladı . Tekrar parasız bir dönemimiz hızarla oturuyorum …. diye Ağrılı bir arkadaşım var Allah kendisinden razı olsun , O mükemmel bir insan . Umre’den geliyor bu Bir iş adamıyla tanışıyor Kapıdan içeri girdi bana böyle yaptı ; – Orman keser misin ? Ben güldüm Keserim dedim ama ağaç kesmeyi bilmiyorum yani Testere tutmayı bilmiyorum ki , nereden keseceğim ? Sadece hızarım var Ama onu kesebilecek ekipmanım , arkadaş çevrem var . O işten haramdan kazanacaktım belki 1 milyon lira . Burada şimdi 10 kişiye Allah ‘a hamdü senalar olsun , şükürler olsun evine rızık gönderiyoruz kazancımız 1 milyon olmasın da 100 bin lira olsun onu yemesi daha tatlı , daha güzel ve daha mutluluk verici bir şey . Çünkü kimsenin çoluğuna çocuğuna mal olmuyoruz Birinin oğlunun katil olmasına , birinin evladının hırsız olmasına sebebiyet vermiyoruz Bu halimizden de memnunuz. …müzik .. müzik Bu denetimli serbestliğe çıkan mahkumları gönderiyorlar adliyelerde tuvalet muvalet temizletiyorlar şunu bunu yapıyorlar , parası olmayan , durumu olmayan ,sigortasını yaptıramayan bir işte çalışamayan . Çalışamıyor çocuk, bilmiyor ya . Bilmiyor yani , cahil yani ,bağımlı . Bir şey bilmiyor ama biz onları çalıştırırız. Biz onları çalıştırırız, onlar çalıştıramaz, onlar vazgeçirtemez . Elhamdülillah biz vazgeçirtiriz. Yani ne bileyim ya , burası eşkiyalarının dergahı yani . Biz o şekilde yürüyoruz .. müzik Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Bu dünyada güç, kudret, nam , şeref her şey Allah’a aittir . Ben güçlüyüm , ben babayım, ben kabadayıyım ben şöyleyim , ben böyleyim diyenin ömrü ya hapishanenin bir köşesinde ölüp gidecek ya da 1.5 metre toprak. milyar doları olsa götüremez. o dolarlar ona orada kefil olamaz. O yüzden diyeceğim o dur ki benim bu yayını dinleyen dinlemeyen herkese Bismillahirrahmanirrahim ile başlamayan tek sure Tevbe suresidir -yanlış , eksik yazıya döktüysem affola hakkınızı helal edin –

DÜĞÜN GECESİ REZALETİ – Kanınız Donacak

Şimdi usulca gözlerinizi kapatın Ve kulaklarınızı dört açın Bugün senin hayatının en mutlu günü Çünkü sevdiğinle o saadetli evine gireceksin O mutlu yuvana sonunda kavuşacaksın Belki çoğunu tanımadığın akrabaların ve yakınların etrafını tamamen sarmış durumda Her gelen birbirinize ne kadar da çok yakıştığınızı anlatıyor. Uzaktan sizi gözyaşları içerisinde izleyen anne ve babanızın gözlerinin içi gülüyor adeta Evet sen de mutlusun Çünkü yıllardır günler, dakikalar saydın ve bugün de kavuşmak için can attın bir yandan eşine bakıp tebessüm ederken diğer yandan üstüne takılan altınlara bakıyorsun Ve alacağın arabayı hesaplıyorsun Evet pasta kesildi içecekler içildi içeride bir şölen havası herkes mutlu sen daha da mutlusun Uzaktan kahkahalarını duyduğun kişi ise halayın başındaki çılgın amcan Dursun Annen bu olayı uzaktan görünce tebessüm etse de kafasını ne zaman size çevirse birden evdeki yalnızlığı anımsıyor. Ve yine gözleri doluyor. Kalabalık eğleniyor. Sen bunu görüyor ve daha da mutlu oluyorsun Ama birden uzakta, seni kesen simasını da çok tanıyamadığın bir adam gözüne ilişiyor. Karanlık yüzlü, nursuz suratlı birisi Uzaktan seni sinsi bir edayla kesip duruyor. En mutlu gününde, düğününde Olacak iş mi bu şimdi? Etrafa soruyorsun acaba tanıyan birileri var mı acaba bu adamı. Cevap olumsuz. kimse görmemiş kimse duymamış daha önce Tam eşinle oturmaya geçerken uzaktan istemsizce adamın dudaklarını okuyorsun ”Birazdan olacakları seyret” diyor sana Soğuk terler döküyorsun Tüm konuklar yerini almış. Ne olacak acaba? Bu adam neden bu tehditkar söylemde bulundu? Hem de en mutlu günümde? Işık yavaşça sönüyor. Müzik yavaşça kısılıyor. Dev bir ekrandan bir video açılıyor. Videonun daha ilk saniyesine , daha birinci dakikasına baktığında ne olduğunu anlıyoruz. Herkesten sakladığın o çirkin günahın nasıl olur da bu adamın eline geçmiş ve en mutlu gününde kalabalıklar içerisinde, nasıl olur da oynatılır dev bir ekranda dayılarının, amcalarının, zamanında nasihat ettiğin adamların, patronluk yaptığın iş yerindeki elamanlarının hepsinin karşısında yıllardır sakladığın o günahın nasıl olur, nasıl olur da televizyonda şimdi oynatılabilir? Video henüz üçüncü saniyede ama sen sanki üç asırdır nefes alamıyorsun Tek yapabildiğin şey ise dua etmek. Allah’ım, Allah’ım ne olur bir şey olsa da bu video çalışmasa Ya Rabbi, Ya Rabbi lütfen bu çirkin günahımdan kimsenin haberi olmasın Sana söz veriyorum yalvarıyorum bir daha asla böyle çirkin bir iş yapmayacağım yeter ki öğrenmesinler Ben sana bugünden sonra hakkıyla kulluk edeceğim ya rabbi Belki insanın düğününde böyle bir şey başına gelmeyebilir. Ama hesap günü gelecek. Sakladığın ne kadar günün varsa sakladığın ne kadar günahın varsa her biri ama her biri hesap günü, o mahşerin kalabalığın içerisinde tanıdığın, sevdiğin, kaçtığın, sır sakladığın insanlar içerisinde bir gelinin çeyiz sandığı gibi açılacak. Bunlardan sorguya çekileceksin. Kimsenin ama hiç kimsenin bilmesini istemediğin bu kadar çirkin günahın varken sence de tövbe vakti gelmedi mi? Sende bu kadar günah varken, ve Allah da tövbe ile bunları silmeyi beklerken sen hala geri adım atıyor, düğün gününde ahiret gününde o mahşeri kalabalığın içerisinde sergilenmesini bekliyorsan sen merhamete layık değilsin kardeşim. Desene ” Ya Rab, bana günah işlemek yakışmıyor.” ”Ama sana affetmek çok yakışıyor.” Ne olur? ”Ne olur afettiğin bir kulun da ben olayım Ya Rab.” desene Aklıma gelmişken ahirette, düğün gününüzde yaptığınız hata ve yanlışları izleme ihtimali de var. Bence o düğünlere de bir dikkat edin. Hani diyorsunuz ya ” ya bir kere evleniyorum. Sadece bir kere.” ” Düğünde başımı açsam ne olacak?” ”bir kere geliyor akrabalar bir araya” ”bu düğünü Allah’ın istemediği şekilde… ”içkili bir şekilde yapsam ne olacak, bir kere?” Sevgili kardeşim, İşin tehlikeli yanı o zaten. Bir kere oluyor, bir kere. Bir kere oluyorsa bu ayan beyan sınav demek. Ve bir daha geri dönüşü yok demek. Bir kere bir Mehmet Yıldız’ın ”Evlilik kader midir?” isimli yeni kitabı çıktı. Madem evlilik kaderse ve kaderimde evleneceğim kişi yazılı ise ben neden bunca zahmete giriyorum diyorsanız Bu kitap tam size göre! Şehrinizdeki anlaşmalı kitap mağazalarında ve @mybedesten sayfasında kitabınıza ulaşabilirsiniz.


İngilizce

Now close your eyes softly … … and open your ears Today is the happiest day of your life Because you will enter your blissful house with your love You will finally meet that happy family Maybe relatives that you do not know most of them … … completely wrapped around Each incoming tells how much you suit each other. Your parents who watch you in tears from a far … … almost they have smile in their eyes Yes you are happy too Because you counted days, minutes for years … … and you were dying to meet today While you are looking at your wife and smiling on one hand … … on the other hand you are looking at the gold that worn on yourself … … and you are calculating the car you will buy Yes, the cake was cut … … drinks were drunk … a festive atmosphere inside … everybody is happy … you are more happy The one you hear laughter from a far … … is your crazy uncle Dursun at the head of the haunt Even though your mother have a smile while seeing this haunt from a distance, Whenever she turns her head to you … … suddenly she remembers loneliness at home. And again her eyes are filling. Crowded are having fun. You see this and you become happier But suddenly there is a man a far … is looking at you that you do not know his face too much. … who with a dark face and a sinister face … he is seeing you with a sneaky effort from a distance … … on your happiest day, at your wedding It’s incredible You’re asking to the people around you, is there anybody who knows this guy? The answer is negative. … nobody saw him … nobody heard him before Just as you passing to seat with your wife You are reading the man’s lips involuntarily from afar “Watch what happens soon,” he says to you. You’re sweating cold All guests have been placed. What will happen? Why did this man make this threatening discourse … … on my happiest day? The lights turning off slowly. Music is getting slower. A video is opened from a giant screen. When you look at the first scene, first minute of the video … … you understand what happened. How come this man got your ugly sin … … which you hide from everyone and how to play on your happiest day in the crowds … … on a giant screen … front of your uncles, uncles, men whom you advise in time, … … front of your employees in your workplace … … front all of them. How could it be, how can it be played … … that sin you’ve been keeping for years on TV now The video is just in the third scene but you seem to not breathing for three centuries All you can do is pray. “My Allah, please whatever happens, so this video doesn’t work, my Allah” “Oh my Rab (Allah) Oh my Rab, please, don’t let anybody to know about my ugly sin” ” I promise you ” ” I beg you ” ” I will never do such an ugly job again ” “as long as they don’t learn ” ” I will serve you right after today, ya Rabbi ” Perhaps such as a thing may not happen to a person’s wedding. But the day of the account will come. How many days you have hide … how much sin you have hidden … each of them and every of them will open like a bride’s dowry chest … … in people you know, love, run, hide secret … … on the day of account. You will be questioned from these. While you have such ugly sins that you don’t want anyone, no one to know Don’t you think it’s time to repent? While you have so much sins, and While Allah is waiting to erase your sins with repentance… you are still stepping back. If you expect that sins to be exhibited in the crowded on the day of the afterlife You are not worthy of mercy, brother. Say it “Ya Rabb, it doesn’t suit me to sin.” “But forgiveness suits you well.” ” Please ” ” Please, I will be a servant you have disastered, Ya Rabb ” say it ! When I think of it, in the hereafter there is also the possibility to watch of these mistakes takes you made on your wedding day. I think pay attention to those weddings days. While you say “I am marrying once. Only once.” “What will happen if I open my head at the wedding?” “Once, relatives come together” ”What will happen if I do this wedding with drink (alcohol) … … in a way that Allah did not want, once?” My dear brother, The dangerous part is that. It happens once, once. If it happens once, this means a test. And it means there is no turning back. One time … one … Mehmet Yıldız’s new book called “Is Marriage Fate?” published If the marriage is destined and the person to marry in my destiny is written If you say why am I trying so hard This book is for you! You can find it at contracted book stores in your city and at @mybedesten page.

Bizde Söz Namustur! – Ahde Vefa

Arkadaşlar burada devekuşu yumurtası gibi bir şey var O bu ne olmuş ya böyle? Niye böyle? Yaladınız mı bunu? Efendim? Bu limon kardeşim Şaka şaka greyfurt diyecektim pardon Çınaraltı logosu Hz. Ömer zamanında 3 tane genç varmış Hz. Ömer’in huzuruna gelmişler ve aralarındaki bir kişiyi göstererek demişler ki: “Ya Emirü’l Müminin, biz bu kişiden davacıyız. Biz bu kişiden had uygulanmasını, kısas uygulanmasını istiyoruz, davacıyız. Bizim babamızı öldürdü.” Hz.Ömer hemen o kişiye dönüyor soruyor: “Durum doğru mu, gerçekten böyle mi, babalarını mı öldürdün, niye öldürdün?” Durumu tahkik ediyor tabi ki. O kişi diyor ki: “Evet Ya Emirü’l Müminin, babalarını öldürdüm ama durum şöyle oldu: Ben geldiğim yerde zengin bir insanım, malvarlığım çok, çok da güzel bir atım var. Yani bu atı gören dönüp bir kez daha bakıyor, bir kez daha bakmak istiyor, öylesine göz alıcı bir at. Bu atla bu gençlerin bahçesinin yanından geçerken bir şekilde engel olamadım Atı kontrol edemeyince bahçeden bir meyve ısırdı ve kopardı. Gençlerin babası da bu durumu görünce çok sinirlendi fazla bir tepki verdi, bir hışımla çıktı ve eline kocaman bir taş alıp atıma doğru fırlattı. Atımı başından yaraladı, atım yere düştü ve öldü. O benim en sevdiğim malım olduğu için, en sevdiğim hayvan olduğu için dayanamadım, ben de (nefsime çok dokundu çok ağır geldi) bir taş alıp ona fırlattım. Daha sonra onun babası da başına o taş isabet edince o da vefat etti. Bu şekilde oldu olay.” Hz. Ömer diyor ki: “Öyle ise sen suçunu kabul ediyorsun. Evet sen bu kişiyi öldürmüşsün” “Evet.” diyor, “Kabul ediyorum.” Öyleyse sana kısas uygulanacak. Gençler babamızın kanı yerde kalmasın diyorlar ve dava ediyorlar. -Bu ölüm cezasını kabul ediyor musun? +”Evet.” diyor, “Kabul ediyorum, babalarını öldürdüm, suçluyum.” “Öyle ise uygulanacak.” diyor. Genç diyor ki: “Son bir arzum var, yerine getirilmesini istiyorum.” “Nedir?” diyorlar arzun. Diyor ki: “Bana 3 gün müsaade edin, bizim malımız mülkümüz çok fakat bu malı, mülkü, bu serveti saklayabilecek bir yer bulup sakladım. Benim de kardeşim geride mirası bırakabileceğim tek kişi yetim bir çocuk.” Şimdi ona bu malı ulaştırmam lazım ama saklı olduğu için yerini bulamadığı için ulaştıramam. Siz bana 3 gün müsaade edin bu yetimin hakkını ortada bırakmayalım, mağdur etmeyelim, gideyim ben ona o sakladığım yerden malı mülkü çıkartıp vereyim. O da kurtulsun, sonra ben de geleyim. Vaat ediyorum geleceğim. Hatta burada bir kişiyi de kefil bırakayım.” diye genç böyle o yetimin hakkını savundu. Dediler ki: “Kimi kefil bırakacaksın arkanda?” Şöyle, o genç, etrafında sahabelerin simalarına tek tek bakarak birisinin üstünde gözlerini durdurdu ve parmağıyla onu gösterdi. Gösterdiği kişi hiç tanımadığı bir sahabeydi “Amr bin As” (r.a) Sahabelerin en seçkinlerinden olan Amr bin As’ı kefil olarak gösterdi. Bu kişi benim yerime kalır, dedi. Amr bin As’a sordular: “Kalır mısın, kefil olur musun? “Evet olurum.” dedi. “Ama bu genç gelmezse onun bedeline senin kanın akacak, kabul ediyor musun?” Evet, dedi. “Kabul ediyorum.” Genç gitti. Beklediler. Bir gün geçti, iki gün geçti, üç gün geçti. Tam vaadedilen süre dolmaya başlayınca sahabenin büyükleri geldiler, dediler ki: “Yapma etme, Amr bin As çok değerli bir sahabedir. Onun yerine bu gençlere diyet ödeyelim, kan bedeli ödeyelim.” Gençlere bunu teklif ettiler fakat gençler bunu kabul etmedi, “Hayır, biz babamızın ille de kanının bedelini isteriz, ille de babamızın karşılığında bir kişiyi isteriz.” Böyle diyince, Amr bin As dedi ki: “Benim sözüm sözdür. Hayır, sözümüzü verdik. Ben idama hazırım. Buyurun işte boynum.” dedi. Böyle cesaret gösterince sahabeler duygulanmıştı. En yakın arkadaşlarından birisi, hatta Allah Rasulü (sav) en yakın arkadaşlarından birisi bu şekilde, belki hiç alakası olmayan bir meseleden dolayı, belki canını verecekti. Daha sonra, tam idama hazırlıklar yapılırken uzaktan kalabalık yarıldı ve esas ölümle mahkum edilen genç uzaktan çıktı geldi. Hz. Ömer dedi ki: Ey genç! Gelmemek için çok geçerli bir sebebin vardı, yerine de kefil vardı neden geldin? Dedi ki: “Ahde vefasızlık etti dedirtmemek için geldim.” “AHDE VEFASIZLIK ETTİ DEDİRTMEMEK İÇİN GELDİM.” Bir Müslüman asla ahde vefasızlık etmez. Verdiği sözü yutmaz, çiğnemez. İşte sözü tutmak bu kadar önemlidir müminin dünyasında. Canı bedeline, kanı pahasına ahdini tutar. Bize sahabe döneminden bir ders. Hz.Ömer çok duygulandı. Dedi ki: “Bu kadar kahramanca bir hareket yaptın, seni tebrik ediyorum.” Döndü Amr bin As’a sordu: “Sen hayatında hiç tanımadığın bu adam yerine neden kefil oldun?” Hz. Ömer böyle sorunca Amr bin As dedi ki: “Bu kadar insan varken bana baktı ve beni seçti. İnsanlar içinde insanlık ölmüş dedirtmemek için ben de bu işi kabul ettim.” İşte Müslümanların canı pahasına korumaya çalıştıkları ahlaki değerler. Gençler bu manzarayı görünce onlar da bir ibret dersi aldılar. Kalplerine bir nur düştü. Dediler ki: “Ya Emirü’l Müminin! Biz konuştuk da karar verdik Aramızda anlaştık. Biz davayı geri çekiyoruz, hiçkimsenin kanı aksın istemiyoruz. Babamızın bedelinin ödenmesini istemiyoruz, geri çekiyoruz.” Hz.Ömer dedi ki: “Az önce babamızın kanı yerde kalmasın diye sürekli ısrarcıydınız. Neden vazgeçtiniz?” Dediler ki: “Bu manzarayı gören kalbin titrememesi mümkün mü? Merhamet göstermemesi mümkün mü? Müminlerde merhamet kalmadı demesinler diye geri çektik.” İşte üç tane duruş, üç tane tavır. Peki, onlar bu tavırları gösterirken onlar duruşları sergilerken bugünün insanlarına baktığımız zaman, acaba aramızda rastgele seçtiğimiz 3 kişiden bu duruş ortaya çıkıyor mu çıkmıyor mu? Eğer ortaya çıkmıyorsa, bizde olaylara bakış eksikliği bakış problemi var demektir. Bakın Bediüzzaman hazretleri diyor ki: “Benim 40 senelik hayatımda, 30 senelik tahsil hayatımda öğrendiğim şu 4 kelimedir.” diyor. Nedir o 4 kelime? Birisi niyet, birisi nazar, birisi mana-yı ismi birisi de mana-yı harfi Yani Mana-yı ismi ne demek? Her şeye zahir gözüyle bakmak. Mesela burada bir limon var. Bu, arkadaşlar kavun değil, bu ananas değil. Ayva zannediyorlar genelde. Neredeyse kafamın büyüklüğünde Arkadaşlar bu özel bir çeşit. Sen kulağını tıka, arkadaşımızın tiki var. Bu, -ingilizcesini söylesem olur mu?- Limona tiki varmış da. Bu arkadaşlar Özür diliyorum 🙂 Sen kulağını tıka ben limon dedikçe 🙂 İstemdışı oluyor valla 🙂 Bu, kafam büyüklüğünde olan şey, arkadaşlar limon. Ben senin için bundan sonra ayva diyeceğim tamam mı? Arkadaşlar bu ayva dediğimiz Müslümanları kandırmayalım 🙂 Abi ben ayva diyim, siz anlayın ne demek istediğimi. Kardeşim renkten renge giriyor. O yüzden ben buna ayva diyeceğim. Şimdi baktığınız zaman mana-yı ismi gözüyle, yani sadece bunun zahirine baktığımız zaman burada bir meyve görüyoruz Siz ne olduğunu biliyorsunuz, ben ayva diyeceğim ayva görüyorsunuz. Ama Perde arkasında o zahiri gördüğümüz işte, maddelerin Buna rengini veren pigmentlerinden tut içindeki onun sıvısının barındırdığı özelliklerine kadar bu onun zahiri özellikleridir. Bir de perde arkasında bunun hangi esmaya dayandığı yani Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden hangisine intikal ettiğimiz bu işin mana-yı harfidir işte. Yani Allah’a bakan yönü. Bu çok önemli. Kainatta herkes zaten Elmaya elma, armuta armut Bu meyveye, adını koymak istemediğimiz bu meyveye 🙂 o gözle bakıyor. Kediye kedi veya bir file fil gözüyle bakıyorsun ama perde arkasında Allah’ın hangi isimleri tecelli ediyor diye tefekkür edersen o bir saat tefekkür, bir sene nafile ibadetten daha üstündür. İşte eğer biz bu bakışı kazanırsak kainata Allah’ın sanat eseri gözüyle bakabilirsek kainatı okumaya başlarsak Efendimizin (asm) sahabelere yaptırdığı bu tevhid talimini doğru anlarsak işte o zaman bütün kainat Allah’ın bir eseri gözüyle, yazılmış bir kitap gibi bize kendini okutmaya başlar. Biz onu okudukça, -E sahabeleri sahabe yapan neydi? Efendimizden (asm) aldıkları bu La İlahe İllallah dersiydi.- Baktığımız zaman bu limon aslında, -hani ayetlerde geçiyor ya: “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tespih eder.” Canlı cansız her şey Allah’ı zikrediyor, tespih ediyor. Biz duymuyoruz ama perde arkasında her birisi La ilahe İllallah diyor, Subhanallah diyor, Elhamdulillah diyor, Allahu Ekber diyor. Nasıl diyor? İşte bu bakışı kazanırsak, okumayı öğrenirsek ve kainata mana-yı harfiyle bakarsak işte o zaman sahabelerin o anlatmaya doyamadığımız güzel ahlakları bizde de tecelli etmeye başlayacak. Niye biliyor musun? Çünkü onları o hale sokan, o hassasiyetlere getiren Allah aşkını elde etmeye başlayacağız. Allah’ı tanıdıkça kalbimizde bir sönmeyecek alev, bir Allah aşkı ateşi yanmaya başlayacak. O Allah aşkının ateşiyle işte şu sorularına cevap bulacaksın: Abi, sabah namazına kalkamıyorum. Abi, namazlarımda huşu duyamıyorum. Şu ibadetimi yapamıyorum, şu konuda iradem çok zayıf Sürekli şu konuda günah işliyorum ama tövbe etmeye o günah yine iflah olmadan devam etmeme sebep oluyor. Tövbe etsem de tekrar o günaha düşüyorum. Bu gibi bütün arızalarımız imanın güçlenmesiyle çözülür. İman nasıl güçlenirmiş? Allah’ı tanımakla. Allah’ı tanıdıkça peşinden gelen Allah aşkı ve işte ahlaka sirayet ediyor. Bugün bütün Müslümanlarda gördüğümüz problemleri alt alta koyun Ne görüyorsunuz kardeşim? “Müslümanların şu problemi var.” dediğiniz ne varsa hepsinin temelinde şu limona o gözle bakamamak vardır. Sahabelerle bizi ayıran temel noktayı Bediüzzaman hazretleri fark ettiği için bakın bize nasıl bir dersle bakmayı ve görmeyi öğretiyor. Diyor ki: “Gel! Bütün bu ovaları, bu meydanları bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et. Bizi nereye sevkediyor kardeşim: Dikkat et! Dikkat çok önemli, senin namusun gibidir dikkat. O yüzden İslam düşmanları seni gaflete ve dikkatsizliğe itmeye çalışır. Sen de inadına ne yapacaksın? Dikkatini bir zırh gibi giyineceksin. “Bak!” diyor. Kur’an sana “bak!” diyor. Sürekli seni bakmaya teşvik ediyor. “Fenzur” diyor kaç ayetin başında değil mi? Bak! Bir nazar et, gözünü çevir bir bak. Bakmazsan ne oluyor? İşte bakmazsan kör olmaya başlıyorsun. Görememeye başlıyorsun. Allah hesabına bakmayınca, gözlerin kör bakmaya başlıyor. İşte bize bakmayı öğretiyor. Diyor ki: “Gel bütün bu ovaları Bu meydanları, bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et! Boş bakma, dikkat et. Bunun perde arkasında bir şey var.” Yani insan doğmuş, büyümüş, 15 yaşına gelmiş, artık ülfet peyda etmiş. Alışkanlık besliyor. Artık gördüğü bir gül onu şaşırtmıyor. Fevkalade bir çiçeğin kokusu onu şaşırtmıyor. Bir arının uçuşu, bir sineğin kanadını çırpması Bir ineğin kan ve pislik arasından bir damla kan bir damla pislik karışmadan bembeyaz sütü akıtması onu şaşırtmıyor. Normal görüyor. Basit bir isim takıyor. İsim takınca sanki olayı çözdü 🙂 Adiyat perdesine atıyor. Halbuki senin gözünün -bir et parçası olan gözünün- görmesi ne kadar mucizeyse, güneşin orada asılı durması da o kadar mucizedir, bir çiçeğin kokması ve et parçası olan burnunun onu koklaması o kadar mucizedir. Bir limonun tadına baktığın zaman dilinin ondan tat almasını sağlayan mekanizmayı diline koyan ile limona dilinin tadabileceği tadı yerleştiren Zat’ın aynı Zat olduğunu bilmeden, bulmadan Nasıl Allah’ın bir olduğunu iman ederek şehadetle söyleyebilirsin ki? Bu ifadelerini halin, aklın, hayatın yalanlıyor. Çünkü sen Allah’ın bir olduğu öyle dilinin ucuyla söylüyorsun. Kainata şöyle bir bak, ikinci elin karışma ihtimali var mı? Bir kalemle iki kişi yazı yazabilir mi? Yazamaz. Bütün kainat La ilahe İllallah diyor. Şu limon bütün diliyle bize bağırıyor, kendi lisanıyla bize bağırıyor: “Ey insanlar! Bana bakın!” diyor. “La ilahe İllallah diye bağırıyorum. Beni duyun!” diyor. “Beni görün.” diyor, “Beni okuyun.” diyor. İşte mana-yı harfi bu demek. Onun bu sessiz çığlıkları bize ders veriyor. “Bakın, Allah birdir!” diyor. “Benim bağlı bulunduğum ağacın dallarını, yapraklarını fotosentez ile çalışarak bir besin ürettiren ve bana fayda sağlattıran aynı zamanda senin vücuduna bu limonu faydalı hale getirten bir ilah var.” İkinci bir el karışsa her şeyi karıştırır. Zaten hakimiyetin şe’ni gayrın müdahalesini reddeder de mi? Bir padişah bile, -ikinci bir el kendi saltanatına karışsa- kardeş katli vaciptir demiş bazı dindar padişahlar. Dindar olmasına rağmen kardeşinin katlini vacip ilan etmiş sırf saltanatı korumak için. Öbür türlü ne oluyor? İşte bir Cem Sultan olayıyla 17.000 kişi ölmüş mesela. Saltanata ikinci bir el karıştı diye. E dünyalık işlerde bu böyle. Kainatta en ufak bir elin karışabileceği boşluk var mı? Kainat o kadar hassas bağlarla birbirine bağlanmış ki hiçbir el karışamayacak derecede iş, adeta fabrikanın çarkları gibi işliyor. Bu limon bize haykırıyor işte. Bak diyor: “Beni yaratan kim ise dalımı yaratan da O. Benim yapraklarımın güneş ile bağlantısını sağlayan, o fotosentezi işlettiren aynı el.” diyor. “Benim bağlı olduğum toprak ve benimle beraber bütün türlerimin bütün cinslerimin bağlı olduğu toprağın sahibi aynı el.” diyor. “Beni yaratan kim ise güneşi yaratan da O.” Ne kadar büyük bir bağlantı var. Ne diyor üstad: “Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş’i de o halketmiş, o yaratmıştır.” Sivrisineğin gözünün görebilmesi için güneş lazım. Güneş olsa, göz olmasa ışığın ne anlamı var? Görecek bir göz lazım değil mi? İşte limon bize bağırıyor. Bak mesela limonda ne özellikler var? Bakıyorsun mesela C vitamini var. Antioksidan özelliği varmış limonun. E limon yediğin zaman bağışıklığın kuvvetleniyor. Kanın sulanıyor. Başka? Baş ağrısına, boğaz ağrısına tedavi. Özellikle böbreklere çok faydalı, böbrek taşına çok faydalı, karaciğere çok faydalı, sindirim sistemine çok faydalı. Kansere karşı, romatizmaya karşı, diş etine karşı stres hormonunu azaltmasına karşı bir sürü özellikler Cenab-ı Hakk bunun içine koymuş. Sadece o değil. E tadı diline göre, kokusu burnuna göre, şekli gözüne göre dizayn edilmiş. İçindeki faydalar da vücuduna göre dizayn edilmiş. Demek ki bunu yaratan kimse seni yaratan aynı Zat. Bunu yapan o odun parçası olamaz. Bu harikulade sanatı odundan bilmek odunluktur. Odunun da akıbeti yanmaktır. İşte kainata sadece mana-yı ismiyle bakan mana-yı harfiyle bakmayan adam böyle körlükler yaşadığı için böyle nankörlükler yaşadığı için perde arkasındaki eli görmüyor. Düşünsene mesela. Şunu perde varsay. Ben böyle bir kalemi aldım, kalemle yazı yazıyorum. Perde arkasındaki eli görmeyen adam bu perdenin yazdığını iddia etse ne kadar ahmakane durum olur. Desen ki: “Ya kardeşim! Sen görmüyorsun ama o perdenin arkasında bir el var. O el kalemi tutuyor. Senin görmemen onun olmadığı anlamına delalet etmez ki.” O sana dese: “İspat et.” Nasıl ispat edersin? “Ya o kalemin bu şiiri yazabilecek bir ilmi yok. İlim olabilmesi için hayatı olması lazım, kalem cansız, hayatı yok. Kudreti yok. Bıraksan perdeyi yere düşer, gücü yok. Hikmeti yok. Faydaları gözetemez, bilemez. Merhameti yok. O şiiri yazabilecek hissiyatı yok.” Böyle uzar gider. Demek ki bu sıfatlara sahip bir Zat olabilir. Her şeyi bilen, -Güneşi de bilen, toprağı da bilen- toprağı da yaratan; hükmü, gücü bulutlara, fırtınalara, her şeye yeten bir Zat olabilir ancak. İşte bu limon başlı başına bağırıyor. “La ilahe İllallah” diyor. “Allah’tan başka ilah yoktur.” diyor. Haykırıyor bize. Başka? Bütün bu işleri yapabilmesi için kusursuz bir limon yapabilmesi için “Subhan” olması lazım. Kusursuz olması lazım. Bütün kainata sözünü geçiren “Subhan” bir Zat olabilmesi lazım. Kendi başına Subhanallah diyor. Kimden kime ne kadar övgü varsa hepsi Allah’a aittir. Böyle bir işi yapmak övülmeye layıktır. Elhamdulillah diyor. Ve kendi lisanıyla bağırıyor: “Allahu ekber” Bu işi yapan sonsuz büyüklükte bir Zat ancak olabilir. O’nun büyüklüğünden bahsettiğimiz zaman her şey sonsuz küçüktür. İşte bize bütün bu bakışları kazandıran şu satırları dinleyelim: Evet gel, bütün bu ovaları bu meydanları bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et! Her birisinde o gizli Zat’tan haber veren işler var. Adeta her biri birer turra, birer sikke-mühür, birer hatem gibi o gaybi Zat’tan, o gizli Zat’tan haber veriyorlar. İşte gözünün önünde bak! Bir dirhem pamuktan ne yapıyor? Pamuk nedir? Tohuma işarettir. Mesela zerre gibi bir afyon büzrü, bir dirhem gibi bir zerdali nüvatı çekirdeği, bir kavun çekirdeği nasıl çuhadan daha güzel dokunmuş yapraklar, patiskadan daha beyaz ve sarı çiçekler, şekerlemelerden daha tatlı ve köftelerden ve konserve kutularından daha latif, daha leziz, daha şirin meyveleri hazine-i rahmetten getiriyorlar, bize takdim ediyorlar. Meyveleri hiç bu gözle görüp bu gözle yediniz mi? Baksanıza, şunun ambalajını yapan Zat nasıl bir ilme sahip! “Hadi kardeşim şöyle bir işi yap.” desen -bütün ateistlerden de destek alabilirsin- “Yap kardeşim.” desen yapamazlar. Bir elmayı, bir portakalı, bir limonu yapmaktan acizler. Tavuklar dese ki: “Siz misiniz ateistler?” “Tamam.” dese, “Bundan sonra yumurtlamıyoruz. Hadi ateistler bir araya gelin yumurtlayın bakalım.” Yumurtlayabilirler mi? Yapamazlar abi. Senin o hakir gördüğün tavuk, haberi yok ne iş yaptığından. Ya, sen bedavaya götürüyorsun. “İşte romatizmama şu iyi geliyor, karnımın açlığına bu iyi geliyor, şuraya bu iyi geliyor bu iyi geliyor.” diyerek bedava diye götürüyorsun. Hiç mümkün mü kardeşim, senden hesap sorulmasın, bedel istenmesin? Bu kadar mucizeleri senin için çalıştıran, bütün kainatı “La ilahe İllallah” diye bağırttıran bir Allah elbette, sen bu koca musikaya karşı, bu koca zikre karşı kör ve sağır kalırsan, onların zikirlerini duymaz ve tasdik etmezsen, onların her emrine itaat ettikleri sonsuz kudret sahibi olan Rabb’e itaat etmezsen, arı balını yaparken sen de kendi balın olan secdeni yapmazsan işte cehennem de seni çağırıyor. Cehennem de bu itaatsizliğini, bu secde etmeyip başkaldırışını cezalandırmak için sabırsızlıkla bekliyor. Allah muhafaza. Rabb’im böyle bir yanılgıdan bizi korusun. Ve bütün kainat böyle sana Rabb’ini tanıtmak için adeta haykırıyor, La ilahe İllallah diye bağırıyor. Sen bunu görmezsen, seni bu kadar sevdiğini ilan eden Zat’ı sen de secde ederek o sevgisine mukabele ederek sevdiğini göstermezsen sevildiğini bildirip sevdiğini ilan etmezsen ne kadar büyük bir körlük, ne kadar büyük bir nankörlük oluyor Ve bugünün insanıyla ve Asr-ı Saaddet’teki ve ondan sonraki halifelerin Hulefa-i Raşidin dönemindeki kalite farkını ortaya koyuyor. Onları o seviyeye çıkaran yoldan biz de gitmezsek bize kalite kazandıran tevhid gözlüğünü takmazsak işte biz bugünün dünyasında yuvarlanıp gideriz, sürekli dizimizi dövmeye başlarız. Rabb’im o günlerin hasretini sizlerin güzel ahlakıyla dindirsin inşallah. El- Fatiha. Çınaraltı logosu

Karantinadakileri Bekleyen Büyük Tehlike!

Karantina sürecinde evde nasıl vakit geçirmeliyim, nelere dikkat etmeliyim? Eve kapandığım halde beni bekleyen bir tehlike var mı? Bu videoda sizin için cevapladık. (Kalemle çizme sesi (sürtünme)) (müzik sesi) Korona virüs salgını sebebiyle dünya genelinde yüz binlerce insan hastalandı. Virüs kiminde kalıcı hasar bırakırken pek çok ülkede binlerce ölüme sebep oldu. Dünya genelinde ekonomik ve sosyal etkileri o kadar büyük oldu ki açıkçası pek çoğumuz bunu ön görememiştik belki de. Daha önce tecrübe etmediğimiz bir yaşam şekline geçiş yaptık. Virüsün hızlı yayılmasına engel olabilmek için karantina uygulamaları yapılıyor. Sokağa çıkma yasakları uygulanıyor, her kes bu süreçte haftalardır evlerinde. Bu da beraberinde bir takım zorlukları getiriyor. En büyük zorluk ise alışkanlıklarımızın değişmesi. Dışarı çıkıp gezmeye, dolaşmaya, arkadaşlarımızla buluşmaya o kadar alışmışız ki, evde kaldığımız zamanı belki de hapis gibi hissedenlerimiz de oluyordur mutlaka. Dolayısıyla evde geçirilen sabır döneminde süreci iyi yönetemeyen kişiler maalesef süreçten zararlı çıkabilir. İnsan ruhu büyük bir amaç ve gaye üzerine yaratılmıştır. Rabbini bulmak ve ebedi hayatına hazırlık yapmak gayesi ruhunun daima aradığı bir hakikattir. Ruhun da gıdası bu arayıştadır. Kur’an da geçen “Kalpler yalnızca Allah’ı anmakla tatmin olur.” ayeti bize aradığımız cevabı veriyor. Eğer insan bu amacı bulamazsa derin bir ruhi boşluk ve depresyona düşer. Rabbini tanımayan insan ruhundaki bu arayışı tatmin edemediği ve o boşluğu dolduramadığı için kendini başka şeylerle oyalayarak meşgul etmeye çalışır. Zaten batıl olanın, hak olmayanın da böyle bir özelliği vardır. Sen kendini hak ile meşgul etmezsen, batıl seni işgal eder. (gümbürtü) İnsan aradığı cevabı bulamazsa kendini nefsani şeylerle meşgul etmeye hatta kendini sarhoş etmeye çalışır. Ta ki düşünmekten kurtulsun. (Gümbürtü sesi) ve buna yalnızlık da eklenirse şeytan devreye girer. Yalnız kalan insan şeytana adeta oyuncak olur. Ve insanın bu savunmasız halinden istifade eden şeytan insanı günahlara iter. Üstad Bediüzzaman der ki: “Sıkıntı sefahatin muallimidir.” İnsan boş kaldıkça şeytan doldurur derler. Evet ibadetle, ilimle meşgul olmadıkça, dizi film izledikçe, bilgisayar oynadıkça bir süre sonra ruh kararmaya başlar. Ve insanı içten içe sıkar. İnsan onda boğulur, nefes almak ister. Eğer ibadetle, nefes de alamazsa yavaş yavaş günaha meyli artar ve Allah muhafaza bazı müstehcen videoların veya görüntülerin ağına düşer. (Giyotin sesi ve çınlama) Zaten bu izlenilen diziler ve filmler adeta buna hazırlık için düzenlenmiş tuzaklar gibi. İnsan düştükçe düşer ve sonuçta fırsata çevirebileceği bu zamanları aleyhine çevirir. Evet aslında bir açıdan bakıldığında bu süreç bir fırsata dönüştürülebilir. Evde kaldığımız bu süreç zaman bulamadığımız nice hedeflerimiz için bize sunulmuş bir fırsata da dönüşebilir. Hangimizin ruh detoksuna ihtiyacı yoktu ki? Şehir hayatı ve koşuşturmaca bizi yormuştu. İşte sana fırsat, değerlendiresin diye önünde. Rabbine yakınlaş, konuş Rabbinle. Derdini ona dök. Hani hep bahanen di ya. Zaman bulamıyorum diyordun. Fırsat olsa neler yaparım da vakit yok diyordun. İşte vakit. Haydi! Dizinin, filmin karşısında uyuklaşanlar gibi olma.(Gümleme sesi) Kalk! Ser seccadeni ve huzura koş. O seni bekliyor zaten. Musibetle ve imtihanlar sana atılmış bir kement gibi seni ilahi aşka çeken vesilelerdir. Eğer imtihanlar olmasa hatırlar mıydın Rabbini? Unutmuştun değil mi? İşte sana fırsat! Yüzünü dönme vaktin gelmedi mi? Her şeye vakit ayırdın ama vakti verene ayıracak vaktin olmadı. (Kuvvetli gümleme sesi) Ama hala geç değil. Yönel Rabbine, aç yüreğini. Göreceksin kalbine huzur dolacak. Her göz yaşın aktığında, her damlasında hüzünlerin sevince dönecek. Biliyorum belki de yüzüm yok ona koşmaya diyorsun. Merak etme. O zaten senin her halini biliyor. Kalbindeki o sızıyı da biliyor. Senin samimiyetle huzuruna gelmeni bekliyor. Gell kulum!! Gell seni affedeceğim! Geç kalmadan gel diyor. Ne kadar günahın olursa olsun o seni tövbenle kabul ediyor. Söyle; bu kadar sonsuz merhamet seni çağırırken gitmemek, Rabbine olan sevgine ihanet değil midir? Öyleyse gel açalım ellerimizi ve yalvaralım. “Ey bu yerlerin hâkimi, senin bahtına düştüm, sana dehalet ediyorum ve sana hizmetkârım ve senin rızanı istiyorum ve seni arıyorum. Ey Rabbi Rahimim ve ey Hakık-ı Kerimim, benim su-i ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan elem verici günahlaar, zillet verici elemler, dalalet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalp ve hacâletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Hususan benim gibi nefs-i emmareyi taşıyanların şu dünya çok gaddardır, mekkârdır, bir lezzet verse bin elem takar çektirir. Bir üzüm yedirse yüz tokat vurur. El emaaan, el eman. Ya Hannan, Ya mennan beni günahlarımın hacâletinden, utancından kurtar. Beni günahların ağır yüklerinden halâs eyle. Günahların çirkin yüzünden ve mâsiyetin vahşi şeklinden ve o mekânın darlığından bütün kuvvetimle nidâ ediyorum. El Emaaaan, el eman Ya Rahmaaan, Ya Hannaan, Ya Mennaan, Ya Deyyan, Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar. Yerimi genişlettir. İlahî, senin rahmetin melceimdir. ve Rahmetllil âlemîm olan Habîbin (s.a.v.) senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekva değil, belki nefsimi ve halimi sana şekva ediyorum. Eğer ki Kemâl, Rahmetinle onu kabul etsen mağfiret edip, rahmet etsen zaten o senin şânındır Çünkü Rahman ve Rahimsin. Erhamürrâhiminsin. Eğer kabul etmezsen senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergahına gidilsin. Senden başka hak Mâbud yoktur ki ona iltica edilsin.” Selametle. Altyazı M.K.

Dertlerini Sana Sevdirecek 11 Yöntem! – Serkan Aktaş

Çayımı bekliyorum. Kusura bakmayın Sen kralsın. Sen kral, biz .. paketçi O zaman başlayalım. Derdin sana dermandır. Yetmez mi? Bunu konuşacağız. Harbiden derdimiz bize dermanmış. Biz derman olan şeyi başımızdan defetmeye çalışıyoruz Bu yaptığımız acaba doğru mu ? Onun üzerine konuşup İnsan tabi bu dünya hayatında, nasıl ki nefes alıp veriyor Yiyor içiyor. Değil mi ? uyuyor – yatıyor kalkıyor bu hayatta Herkesin yaptığı ve yapmak zorunda olduğu işler E şimdi. Bunun gibi Aynı şekilde insanın hayatı Dertlere, sıkıntılara, musibetlere hastalıklara da maruz kalıyor Bu da aslında yaşamın şartlarından birisi Çünkü niye? Çoğu derste diyoruz ya Tek düze bir yaşam, yaşam değildir İnişli çıkışlı olursa, o hayat kaliteli olur diye. ve şu da çok önemli Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam buyuruyor. ve üstad da bunu Mehmet almış Risale-i Nur da bi’ yerde bir abiye mektupta söylüyor ya. Tabi bu küsme meselesi Kesben değil. Kalben küsme.. Kalben küstürme. Çünkü niye? Abi Adetullah dairesinde bi sebeplere müracaat etmek zorundayız. Onlarla yaşamak zorundayız. Buradaki mesele, Kalben Bağlanmamak Yani dünyayı sabit görmemek. Kendini de dünyada sabit görmemek. ve dünyaya Cenab-ı Hak tarafından bakıp öyle kıymet vermek İşte Böyle kıymet verelim diye Bazen sıkıntılara, musibetlere, hastalıklara giriftar oluyoruz dertlere giriftar oluyoruz. O yüzden Bu dertlerden Nasıl sıyrılırız? Acaba sıyrılmak doğru mu? ve ya bunlarla mücadele noktasında Sabır noktasını nasıl kullanmalıyız. Hakikat tarafından nasıl bakmalıyız. Onu Konuşacağız Allahın(c.c) varlığına ve birliğine iman etmek Yani Cenab-ı Hakkın bir olmasındaki hikmet nedir ? Bir olması ve benim sıkıntılarımın olması nasıl bağdaştırılır Burası Çok Önemli Diyor ki; İnsan, Allahın bir olduğuna inanırsa Şöyle söyler Vahdehû Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, Onlara tezellül edip minnet çekme, Onlara temelluk edip boyun eğme, Onlara dalkavukluk yapma Kendini onlara beğendirmeye, minnet altına giripte kendini rezil etme. Dikkat et! Onların arkasına düşüp zahmet çekme, Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kainat birdir, herşeyin anahtarı O’nun yanında, Her şeyin dizgini O’nun elindedir, her şey O’nun emriyle halledilir. O’nu bulsan, her matlûbunu (isteğini) buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun. İşte insan, bunu hayatına bir rehber yapması lazım. Yahu, Evet ya benim sıkıntılarım var ve bu sıkıntılar kimin elinde? benim derdim var bunlar kimin elinde ? Bu kainatın dizgini kimin elinde? diye insan bunu tahayyül ederek yaşasa Zihnine yerleştirse Hayat felsefesi yapsa Sıkıntılara ve dertlere bakış açısı hemen birden değişecek zaten. Bir kul. Namazında ne diyor kardeşim ? ” Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden resulullah ” hah. Eşhedü enla ilahe illallah Sen. Gerçekten şahitlik ediyor musun? Cidden görür gibi bunu söyleyebiliyor musun? Eğer bunu görür gibi söylüyorsan, o zaman şöyle demen lazım. ”HALIK ve REZZAK ONDAN BAŞKA YOKTUR” Çünkü sen şahittin Allah’ın var olduğuna O’ndan başka ilah olmadığına. Halık ve Rezzak ”O” ise İnsanın hayatında zarar ve menfaat vardır. o zarar ve menfaat kimin elindedir? Allah(c.c) ‘nın elinde değil mi? O zaman sana gelen zararın menfaat kısmı Allah’ın elinde ise Sen niye tevekkül edip, Allah’a teslim olup, duayla o kapıyı çalmıyorsun? Kalbi imanla bezenmiş olan bir adam, bir sıkıntı geldiği zaman şunu söyler: Bu sıkıntı Rabbimden geliyor. Rabbimden gelmişse Derdi veren oysa Dermanı da ondadır diye Safi, darasız bir şekilde ona teslim olmaktır. Elhamdülillah. Mesela bir terzi örneğini veriyor Bediüzzaman Hazretleri. Hastalar Risalesinde de bunu söylüyor dimi mi? 24.Mektupta da söylüyor. Bunu ordan isteyen kardeşlerim okuyabilir. Şimdi şurası çok önemli. Mesela ben bir terzi olayım. Terziyim ama herkes tarafından tanınan bir terziyim. Kainattaki değerli taşlarla, Altınıdır, zümrüttür, elmastır Bunlarla, süslendirilmiş bir gömlek dikiyorum. Bir elbise dikiyorum Tamam mı bir ceket dikiyorum, artık ne diyorsan ve bundaki o sanatları görmek ve göstermek istiyorum ben Bunun içinde bana bir model lazım. O model de kim olsun. Mehmet olsun Mehmette miskin, cebinde beş kuruş parası olmayan, avare bir şekilde gezen bir şahıs olsun. Ona diyorum ki ”Gel. bana bir saatlik modellik yap. Sana 10.000 TL vereyim İyi paramı ? bir saatlik. Çok zor bi iş değil dimi? (Mehmet: Çok iyi para) İyi para Sonra bak o elbiseyi ona giydir. Sana giydirdim. Yani seni ileri geri yaptırıyorum, otur kalk diyorum Bazen bakıyorum Bir yerler uzun kalmış orayı kısaltıyorum tekrar dikiyorum falan filan Sana biraz zahmet veriyorum. Biraz meşakkat çekiyorsun Haa bu arada Parasını peşin almış ha. Tak 10.000 TL yi vermişim. Bana dese ki : ”Bana zahmet verdin, oturup kaldırmakla beni perişan ettin beni güzelleştiren bu elbiseye zarar verdin” demeye hakkı var mı? Yok Neden? Çünkü ücretini aldı. Oraya modellik yaptı. Doğru değil mi kardeşim E şimdi. İnsan kendine baksın Cenab-ı Hak ta isimleriyle esmalarının sıfatlarını bizde göstermiyor mu? Bizde kainat sergisinde, Cenab-ı Hakkın isimlerine, o esmasına bir model değil miyiz kardeşim? Ve bize ücret olarak zaten yokluk aleminden varlık alemine getirerek hayatı vermemiş mi? Bu kadar güzellikleri bize vermemiş mi? Sen sadece bir iki hadiseden dolayı neden şikayet ediyorsun? Öyle değil mi Açlıkla neyi anlıyoruz biz? Onun Rezzak ismini anlıyoruz. Aynı şekilde hastalıklarla gelen sıkıntılarla Cenab-ı Hakkın Şafi ismini tanıyoruz biz. Olaya böyle bakmak lazım. O Nefret ettiğin hadiselerin arkasında o kadar güzellikler saklı ki İnsan keşke bunu görebilse Olaya da şöyle baksana Mesela bu elimdeki bir ayna olsa Mehmet, Bu ayna, Güneşe tutsan kaç tane ayna görürsün bunda? 1 tane görürsün. Peki 2’ye bölsem bunu? 2 tane görürsün bin parçaya bölsem yere koysam bin parçayı Bin tane güneşim olmuş olur. İşte aynı şekilde Cenab-ı Hak seni dertlerle sıkıntılarla bazen böyle bin parçaya bölüyor Her parçada sende ismini gösteriyor. Senin sevinmen lazım Cenab-ı Hakkın isimlerine esmasına model oldun. Beni ne kadar çok sıkıntıya sokarsa o kadar çok ismi bende tecelli ediyor. Elhamdülillah ya! İnsan böyle baksa, insanda dert sıkıntı kalır mı kardeşim? Yani iman gözlüğünü takıp ta o pencereden baksa insan neye üzülür ki? Buna sabredemediğine üzülür. Ha bu arada musibet istenilmez. Verildiği zaman da ona şükredilir. Hamdolsun! Çünkü neden Bazı evliyalar musibet sıkıntı gelmeyince, ”Acaba biz ne yaptıkta bize böyle sıkıntı gelmiyor? ” Çünkü onlardaki sıkıntılar musibetler yani bir şükür vesilesi Allah’ı tanıma vesilesi O yüzden sana gelen sıkıntılar musibetlerle o dertlerle Haa demek ki bazı şeyleri hatırlama zamanı değil, olaya bu pencereden bakmak lazım Elhamdülillah İşte insan bunu anlaması lazım biz biraz hoddam, biraz bencil olduğumuz için hep kendi nefsimize bakan tarafıyla bakmak istediğimiz için öyle görmek istediğimiz için Hemen olayları görünen yüzüyle değerlendiriyoruz. Abi sen bunu bilemezsin ki Cenab-ı Hakkın Kader planında Senin görebildiğin yer belli olduğu için Senin o hayır zannettiğin şer olabiliyor. Ama Cenab-ı Hak bunu görüyor. Seni o yoldan kurtarıyor seni o yoldan çeviriyor bu sıkıntılarla Ama önemli olan zaten bunun farkına varmak İşte sıkıntılar musibetler, başımıza gelen o haller bunun bir nevi bize habercisi oluyor aslında Ve bir diğer kısmını söylüyorum. o da Asıl musibet dine gelen musibettir diyor abiler. Diğerleri Rahmani bir ikazdır. Cenab-ı Hakkın Şefkatli bir şekilde bize uyarısıdır. Şimdi asıl musibet dine gelen musibetse diğerleri neydi? Tekrar ediyorum orayı çok önemli Cenab-ı Hakkın şefkatli bir şekilde Rahmani ikazlarıdır. Bu Rahmani ikazlarıda bize nerde anlatıyor Koyun örneğini vermiyor mu abi? Bugün düşünsene burada mesela böyle koyunlar olsun ben çoban olayım O koyunlar uçuruma doğru giderken ve başkasının tarlasına hücum vaziyetinde olduğunda çoban bunları görürse Onlara taş atar değil mi? Taş atar ki uçuruma gitmesinler ve başkasının tarlasına hücum etmesinler tecavüz etmesinler diye Şimdi! Burada çok önemli bir kavram var Bu olayı zaten oturtursak hayatımıza çoğu şey çözülecek Kardeşim uçuruma doğru giden koyunlara Hani başları önde otlanıp gidiyorlar ya Çobanda ben olsam. Tak diye taş atsam. Şimdi taş kafana gelse , kafan kanasa bacağın incinse, belin incinse N’aparsın? Ama o anda devam eder misin yoksa nerden taş geldi diye arkanı dönüp bakar mısın? İşte o taş gelenler uçurumdan kurtuluyorlar arkalarına dönüp bakıyorlar taş nerden geldi diye Ve o büyük uçurumdan kurtuluyorlar. Ölümden kurtuluyorlar. Bir kısmına taş gelmiyor onlara hiç. Hiç sıkıntı gelmiyor, musibet gelmiyor Onlarda diyor ki Bak gördünüz mü siz ona itaat ediyorsunuz onun sözünü dinliyorsunuz.. Onun her dediğini yapıyorsunuz bak başınızdan sıkıntı musibet eksik olmuyor. Bak bize. Biz onu dinlemiyoruz. Ona itaat etmiyoruz. Hayatın her türlü keyiflerini lezzetlerini alıyoruz. ve tadıyoruz, tattırıyoruz. Bak ne kadar keyifliyiz. Siz öyle perişan olun diyorlar Halbuki nereye gidiyorlar? Uçuruma doğru gitmiyorlar mı ? İşte insan. Aynı şekilde. O Allah yolunda gitmeye çalışan insanların başına sıkıntılar gelmiyor mu? Geliyor. Ve işte bazen de biz isyan ediyoruz Diyoruz ki: Allah’ım biz sana n’aptık ki bunlar bizim başımıza geliyor? Biz ne yaptık ta.. Yani biz o sana inanmayanlar, sana itaat etmeyenler gibi değiliz. Biz güzellikler içinde yaşamaya çalışırken sen bize her türlü sıkıntıyı veriyorsun. Bir önceki Ayet i hatırla. İleri tarafını bilmiyordun işte uçuruma gidiyordun Allah seni ondan kurtardı. Başına sıkıntı gelmeyenler nereye gitti? Bu dünya hayatını güzel gördüler değil mi kardeşim. Hastalanmayarak, sıkıntı çekmeyerek… Bu dünyada kazanmış gibi görünüpte asıl kaybedenler onlar olmadı mı? Varsın dünya onların olsun. Ahiret bizim olsun. Varsın onlar çok böyle mutlu mesut hiç bir şekilde derdi musibete sıkıntıya giriftar olmadan yaşasın Ama biz bunlardan mahrum kalmayalım. Çünkü bir demirin dahi bir sanat eseri olması için Dövülmesi lazım, ısıtılması lazım yakılması lazım, soğutulması lazım değil mi? Belki kırılması lazım. Belki ikiye bölünmesi lazım Aynı şekilde.. Kum tanelerinden oluşan o cam parçası o vazolar O zaman demekki İnsan da İnsan-ı Kamil olması için bu gibi hallere giriftar olmak zorunda. Bunları yaşamak zorunda çünkü o zorluklar bizi insan yapıyor. O meşakatler bizi insan yapıyor. O sıkıntılar Allah’ın kapısına bizi itiyor. o yüzden İnsan şikayet etmeyecek. İnsan sabredecek. Bütün mesele bu zaten Elhamdülillah! Ve şunu da söyleyelim. Asıl musibet dine gelen musibet demiştik ya O zaman bu dine gelen musibet ne? Dünyevi musibetler dünya hayatımızı bize kaybettirirken Öyle görünüyor da. Halbuki o da değil. dünya hayatını da bize kazandırıyor. Amma velakin İnsan, namazını kılmazsa.. Günahlara girdiği zaman pişmanlık hissetmezse ve Allah’a karşı tövbe etmezse o üzüntüyü duymazsa bundan daha büyük musibet yok. Çünkü o musibet ona ebedi hayatını kaybettiriyor. O yüzden sendeki musibet hangisi Daha hayatında haram helal seçemiyorsan Daha namazlarını kılamıyorsan Başka musibet arama zaten. Başka dert arama Dünyanın en büyük derdi, en büyük musibeti senin başına gelmiş farkında değilsin sen Yaa.. Beterin beteri var. Böyle bakmak lazım. Yani diyor ya: Senin kolun kırıksa kolu olmayana bak. Senin bir gözün görmüyor, İki gözü görmeyene bak Onunla alakalı da çok güzel bir yer var onu da okumak istiyorum Risale-i Nur dan Sen, kendinden yukarı mertebelerdeki sıhhatli olanlara bakıp şikayet edemezsin. Belki sen, kendinden sıhhat (sağlık) noktasında aşağı derecelerde bulunan biçare hastalara bakıp şükretmekle mükellefsin (sorumlusun) Senin elin kırık ise, kesilmiş ellere bak. Bir gözün yoksa, iki gözü olmayanlara bak ve Allah’a şükret. Bak kendi hayatına. Her zaman senden daha kötüsü var Senden yukarıda olanlara bakıpta şikayet etme, Aşağıda olanlara bak haline şükret. Evet bu dünya çünkü geçici. Yerinde durmuyor. Hayatı veren O’dur. Buna biz iman ettik. Hayatı veren O’dur dedik. O zaman hayatı veren O’ysa, bu hayatı rızık ile idame eden de O değil midir ? Cenab-ı Hak değil mi? Hayata lazım olan şeyleri izhar eden bize veren de O değil mi Ve hayatın, meyvelerinin yüzde 99’u neticesi Cenab-ı Hak’ka bakmaz mı? Amenna Hayatımız O’nun elinde mi, Buna inandık mı biz. İnandık O zaman fani ve aciz olan beşer şunu anlaması lazım ‘ki bize hitabı da öyle oluyor zaten Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini ağır tekliflerini işlerini, o sıkıntılarını omuzuna alıp zahmet çekme Hayatın fenâsını düşünüp hüzne düşme Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp, dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme Bunları yapma diyor. Belki, o sefine-î vücudundaki hayat makinesi Bak. Sefine-î vücud ne demek? Vücut gemisindeki bu hayat makinesi, kime aittir ? Hayy-ı Kayyûma aittir Cenab-ı Hakka aittir Senin hayatına lazım olan şeyleri tedarik eden de yine O’dur. O zaman sen kendi üstüne düşen vazifeyi yap. Acizliğini anla fani olduğunu anla. O sıkıntıların da Allah’ın elinde olduğunu anla. O’na teslim ol be kardeşim. O’na teslim olduğun zaman zaten ardı gelecek bunun ama Sen gerçekten teslim oluyor musun? Yani sebeplere müracaattan sonra Cenab-ı Hakka teslim oluyor musun Yoksa yine neticeleri sebeplerden mi bekliyorsun? Böyle olduğu zamanda zaten asıl tevekkül olmuyor. Şöyle bir ibare geçiyor Risale-i Nur da diyor ki: Çok güzel birşey değil mi? Yani insan sıkıntılara, musibetlere giriftar olduğunda Haa demek ki ben bazı şeyleri yanlış yapıyordum belki de Hatalar yapıyordum. Cenab-ı Hak beni Ahirette yanına temiz almak için bu dünyada bedelini ödetiyor bu sıkıntılara o yüzden ben düşüyorum. Ve ardından şunu söyleyecek: ”Haa ne kadar büyük bir sıkıntı geliyorsa, ardından gelecek mükafatta o nisbette büyük oluyor.” Bazen o hayır cihetindeki o büyük mükafatlar Dünya gözüyle görünmeyebilir. ‘ki zaten dünya gözüyle görünse ne olur ki abi kısacık bir hayatta ahiretin meyvesini yemek olmaz ki bu adama kaybettirir. Ama ahirette o meyveyi yemek Baki dir. Bitmez, sürekli devam eder. O yüzden insan sıkıntıya düşünce kendinde hata araması lazım. Yani demek ki birşeyler yanlış gidiyordu. Kader benim bunu yaşamama fetva verdi Ben kadere teslim olmalıyım. Sonuçta bu sıkıntıyı veren Allah’tır Demek zaten insana kazandırıyor. Elhamdülillah! Mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf eder değil mi? Burası benim olsa, buraları istediğim gibi maviye de boyayabilirim yeşile de boyayabilirim. Kimse gelip bana hesap soramaz. Hesap sorsa tapusunu gösteririm. Orada tasarruf hakkının bende olduğunu ispat ederim. E şimdi insan kendi hayatına bakması lazım. Bu mülk senin mi? Bu mülk sana emaneten verilmiş Elini, ayağını, gözünü, burnunu bir tezgahtan satın almamışsın bir yerde yaptırmamışsın. Biri kaybetmişte yolda bulmuş değilsin. Sana emaneten verilmişse emanet verenin izni dairesinde kullanmak lazım. ve bazende bize verdiklerinin kıymetini anlamamız için N’apıyor ? Elimizden alıyor İnsan çünkü; Kaybettiği zaman bazı şeylerin değerini anlıyor. O yüzden insan şunu diyecek. Evet ya! Yeme içme gibi basit bir şeyde dahi senin tasarrufun ne kadar ki? Tek bir tasarrufun var ha.. ”Yemek yemeyi ve içmeyi istemek” Gerisindeki fiiliyatları yaratan Allah Yediğin gıdalarda vücudunun istenilen yerlere dağılımını sen yapmıyorsun, yapamazsın zaten Nereye ne lazım bunu sen bilmiyorsun. Karaciğerin 500 ‘e yakın görevi var. Bunlardan Allah aşkına bana 30 tanesini say desem Kaç tanesini sayabileceksin? Demek ki bu beden senin değil sana emaneten verilmiş. Bir damla suyun içinden yaratılmışsın sen. Bir damla suyun içinde 80 yıllık – 100 yıllık hayatın derç edilmiş. E bırakta bu hayatı oraya derç eden hayat onun olduğu için gerisini de o sana ayarlayacak zaten. Sen yeter ki Teslim ol. Abi Ölüm! Mehmet ölüm gibisi var mı kardeşim ya? İnsan harbiden böyle, ölümü düşününce çok rahatlıyor. bazen biz hanımla konuşuyoruz böyle Dertler sıkıntılarımız olduğundan değil ha. Çevreye bakıyoruz, dışarıya bakıyoruz. Tabi kendimize de bakıyoruz. Diyoruz ki: ”Bir insan, ne kadar dertli olursa olsun Dünya, bütün hepsi dert olup o adamın başına yüklense dahi Hepsini sıfırla çarpacak bir kavram var bir hakikat var.” Ölüm bütün sıkıntılarını sıfırla çarpacak Ama işte o ölüme doğru hazırlanmak, düzgün hazırlanmak.. Burası senin elinde. O yüzden bence, ölüm çok büyük bir nimet ‘ki öyle zaten Bencesi yok bu işin ve en büyükte sebepler dairesinde bir kurtarıcı. Beni ferahlatıyor ya ölümü düşünmek. Tek korkumuz işte Cenab-ı Hakkın huzuruna lâyıkıyla gidebilcez mi Bir mü’min zaten ölümden hangi cihetten korkar? O’nun huzuruna temiz gidebilmek Emanete hîyanetlik etmeden gidebilmek Budur derdimiz zaten. Dedik ya: Derdi veren Allah olduğu gibi, dermanı veren de Allah tır. Demiyor mu: (Bakara, 2/286) Allah sabredenlerle beraber midir? Allah sabredenlerle beraber ise, biz buna iman ettiysek Burada şu oluyor bu sefer Abi ben sabrediyorum sabrediyorum. Olmuyor Hayır. Sen sabrı yanlış kullanıyorsun. Sen, o sabır noktasını geçmişe ve geleceğe dağıttığın için Hali hazırdaki sıkıntıya veremiyorsun. Öyle değil mi? Bak burda nasıl oluyor biliyor musun Semme, burdan bir saldırı oluyor sana Bütün kuvvetini oraya doğru vermen lazımken, sen diyorsun ki ya soldan da, ve ya işte ya sağdan da gelirlerse diye ordunu oralara dağıtıyorsun Merkez zayıf kalıyor. İşte Sabır kuvveti de böyle. O yüzden senin hakiki ömrün, bulunduğun gündür. Sen bir sıkıntın bi musibetin varsa bulunduğun ana bakacaksın Hepsini bulunduğun ana sarfetmeye çalış. Geçmişe ve geleceğe dağıtma. Dağıtırsan, Sende malesef dağılırsın kardeşim. Şunu demek istiyorum Yani insanın bazen böyle manevi cephesi zayıflayabilir. Sıkıntılara düşebilir. Bu sıkıntılar onu ümitsizliğe de götürebilir. O zaman da Zümer Suresi 53.Ayet Zümer Suresi 53.Ayet Bunu Hatırlamak lazım. O’na sığınıyorum ben. Kalbim huzur buluyor ya. Elhamdülillah! Birde bu sıkıntılar içindeyken Allah(c.c) ‘ı unutmamak. Namazlarını kılmak, İbadetlerini etmek, Allah ‘la irtibatını artırmak Çünkü bu sıkıntılar, musibetler hep Allah ‘la olan irtibatımızı artırmak için Hiç sıkıntıda olmayanlar Allah ‘ı unutuyorlar ya Bu dünyayı lezzetli görüyorlar. Ahireti unutuyor. Kabri unutuyor Vazifesini unutuyor. Bu insanlara özenme, Bu insanlara özenme çünkü Eğer hastalık kötü birşey olsaydı, sıkıntılar kötü birşey olsaydı En sevdiği abidi olan, kulu olan Habibi olan Efendimiz aleyhissalatu vesselam ‘a hastalık vermezdi. Ona sıkıntı vermezdi Değil mi kardeşim, Müşrikleri ona bela etmezdi başına. Ama ne yaptı? O, İşin maiyetini bildiği için sabretti. ‘ki evliyalar asfiyalar ve diğer peygamberler de buna giriftar olmuşlar. O yüzden musibet istenilmez. Verilirse de şükredilir. Video yu izlediysen kardeşim Kendine faydalı taraflarını gördüysen Ve ya işte Ben bunları biliyordum da diyebilirsin Belki bilmeyenler vardır. Belki ihtiyacı olanlar vardır. O yüzden video nun daha farklı kitlelere ulaşması için video yu beğenmeyi ve yorum yapmayı unutma. Çok mu şey istedik? Değil de mi? O zaman varsa imkanın Ne diyelim bi de paylaşın artık ÇAY HOUSE SİZİN KANALINIZ!

Zinaya Giden Kızın Hikayesi! (Sizden Gelen Mesajlar)

“Helal harama çok dikkat ederdim ama şeytana uydum sonra aldandım, nasıl olsa evleneceğiz diye yakınlaştık zina yaptım.” “Gönlüm birine bağlandı onunla da zina yaptım” diyor. “Ondan da ayrıldım bir başkasıyla…” Fotoğrafla tehdit ediliyor üniversitedeki kız kardeşimiz pazarlanıyor sağa sola annene babana, bu fotoğrafları her şeyi yayarız diye Allah o erkeklerin de bin belasını versin (amin) İnstagramdan onlarca yüzlerce mesajlar geliyor bize tabii Allah razı olsun diyen, teşekkür ediyoruz diyen, hayatım şöyle değişti diyenler bir kenara Allah razı olsun ama bir büyük çoğunluğu hep böyle problemlerle geliyor hep bir sıkıntıyla, yani bu da ateizm, deizm vs. değil genelde namazla alakalı sorular işte abi ben namaz kılıyordum bıraktım, namazlarımdan lezzet alamıyorum, yani ibadetsel anlamda sorular işte tesettüre girmek istiyorum tesettürden çıkmak üzereyim ne tavsiyede bulunursun bunlar gibi mesajlar geliyor biz de bunları cevaplıyoruz ama daha büyük bir problem var. Onlardan daha çok kalbimizi acıtan ve öyle kötü haller ki, bazen uykularımız kaçıyor hatta mesajlara bakan kardeşlerimiz diyor ki: “Abi mesajlara bakma görevini benden alır mısın? Ben bunu devam ettiremeyeceğim. Çünkü uykularım kaçıyor.” “Öyle mesajlar geliyor ki yani aklın çıkacak dereceye geliyor” diyenler bile var bizim mesaj ekibinde. dayanamıyor adam ya bunlardan çoğu zina ile alakalı abi zina ve flört. Çok gariptir,bir kaç tane böyle videomuz vardı bizim benim mahrem fotoğraflarımı çıplak fotoğraflarımı kullanıyor beni tehdit ediyor diye üniversiteli arkadaşlarımızdan hatta bir başka videomuzda da daha 8.sınıfa giden bir kız çocuğunun hamile kalma olayını konuşmuştuk. Bunlar yaşanıyor yani bunlara neden biz böyle gözümüzü kapatıyoruz ya! “Benim kızım yapmaz benim oğlum yapmaz” diye diye peki bunlar kimin oğlu kimin kızı abi? bunu kim sorgulayacak ya? yani böyle bir problem var ya onlarda aklını başına alsaydı ya böyle bir cevap verilebilir mi abi? Ya men dakka dukkadır ya bana dokunmayan yılan bin yaşasın hadisesi olur mu abi burada ya? Şimdi burada bakıyorsun, hani bu açık/kapalı durumu değil tesettürlü tesettürsüz değil, yani bütün hanım kardeşlerimiz bu tarz mesajları bize atıyorlar. Tesettürlü olanda, olmayanda bunun ayrımını yapamayız zaten. Bunun ayrımını yapmak kadar saçma bir iş olamaz. “Abi ben onunla evlenme niyetiyle görüştüm” diyor. Ya zaten herkes evlenme niyetiyle görüşüyor. Hangi gerizekalı kız vardır ki: ” Ya ben çıkayım, fotoğraflarımı çeksin, sağda solda beni ifşa etsin, sonra ‘annene/babana/çevrene gönderirim’ diye beni tehdit etsin ve beni erkeklere pazarlasın.” Ya bu düşüncede kimse konuşur mu birisiyle! Ama herkes ne niyetle konuşuyor? Evlenme niyetiyle. “Ben evlenmek istiyordum, safi niyetliydim.” Ya bunda bir şey yok tamam. Anladık senin safi niyetini ama; bu safi niyetini şeytan işlettiriyor işte! Karşının niyeti böyle mi! Yani işte ne biliyor musun? Şer’î hükümler dairesinin haricinde yaşanıldığı zaman Cenab-ı Hak demiş kardeşim: Zina yapmayın değil! “Zinaya yaklaşmayın” İsra/32 Yaklaşırsanız yaparsınız! Hislerin aklına ve kalbine perde olur! Bu kadar basit. Ki senin yaşayışında da şimdi sen nasıl bir yaşantı içindeysen; şeytan o yönden sana yaklaşıyor! Yani sen o tarafa doğru sevk olunmaya başlıyorsun. Günahların içinde oturuyorsan, günahların ortamında bulunuyorsan, elbette senin yönelimin o tarafa olacak! Ondan sonra:” Neden böyle oldu? Niye şöyle oldu?” Abi, ya bu riske alınacak bir şey değil! Sen bunu nasıl riske alabilirsin! Hani şunu yapabilir misin? “Evladım onuncu kattan aşağı atlasa, ölür mü? Ölmez mi?” Bunun riskini alır mısın sen? Peki bu yönden niye risk alıyorsun? Ya ebedi hayatı yönünden risk alıyorsun ya! Bu ne kadar saçma bir şey! Veya işte ileriye yönelik 15-20 dakikalık bir eğlence içinde hatta diyoruz ya işte 8-9 dakikalık bir zevk için bir lezzet için abi 9 ay karnında çocuğu taşıyorsun sonra ona bakmak zorunda kalıyorsun. Ya bunlarla çok karşılaşıyoruz, çok ütopik gelmesin size! onlarca, yüzlerce mesaj geliyor! Onunla alakalı ayrı bir videoda yapacağız. En son gelen mesajlardan bir tanesi. Ya bu bizim kalbimizi acıtıyor. Mesaja bakar mısın? Bak şöyle okuyum ben: “Abi ben hafız bir kız kardeşinizim. Helal harama çok dikkat ederdim. Ama şeytana uydum. Kursun yakınlarında biri benimle evlenmek niyetiyle görüşmek istedi.” Buraya kadar çok güzel değil mi? Çocukta namaz kılan birisi birader. Çok güzel yani. Şimdi hafız bir kardeşimiz alkol alan birisiyle evlenmek istemeyecektir yani doğru mu? Onun dini yaşantısına bakar yani çünkü niye? Diyor ki: “Biz olaya doğru başlayalım. Dürüstçe başlayalım. Allah’ın istediği tarzda başlayalım.” Allah’ın istediği tarzda niyet ediyorsun, şeytanın yolundan gidiyorsun. Nasıl olacak bu? Görüyor musun işte! Vusülde usulsüzlük diyoruz ya! Bak şimdi devam ediyor: “…Sonra aldandım. Nasıl olsa evleneceğiz diye yakınlaştık. Zina yaptık!” “Pişman oldum” diyor bak. “Pişman oldum. aradan zaman geçti. Ayrıldık zaten. Sonra bir daha başka birine gönlüm bağlandı.” Hacı abi nasıl olacak? “…Gönlüm birine bağlandı. Onunla da zina yaptım” diyor. Hadi bakalım! Ondanda ayrıldım , bir başkasıyla… Hafız olan birisi… Pişman mıydı? Birincide pişman anladık. İkincide pişman mı? Pişman Üçüncüde pişman mı? Pişman. Dördüncüde evlenmiş. Üç yıldır evli ve şuan kız çocuğu var. “Alnım secdeye gittiği anda beynime vuruyorlar sanki.. Zihnimden atamıyorum” diyor. Şimdi bu hanım kardeşimizin bu durumunu benim anlatmam batılı tasvir etmek değil. Çünkü niye? Biz bunu artık dizilerde görüyoruz kardeşim ya. Niye böyle? Aaaa böyle olur mu? Şöyle olur mu? Ya evine kadar girmiş zaten bu olay senin! Sen artık bu durumları bunlar gibi halleri çoluk çocuğunla, hanımınla oturup dizi olarak izliyorsun! Aynısı var! Orada “aaaa” diyor musun sen? Toplumun bir kuralı gibi gelmiş artık! Yani o kadar sıradanlaşmış ki! “Böyle olunmalı, insanlar hayattan böyle lezzet alıyorlar. Medeni olmak budur.” Zina yapılıyor televizyonda sen bunu izliyorsun. Niye bunu basitleştiriyorsun ya! Şimdi sen çocuğuna onu izletirsen, evde bunu izlediğinde sen aynı kafaya bürünmeyecek misin? Doğru mu kardeşim? Ah vah etmenin bir anlamı var mı? Moda olmamış mı şimdi? Yani öyle bir duruma gelmişler ki bakıyorsun abi evlenmeden hamile kalıyor, bak evlenmeden hamile kalmış, çocuğun doğumuna 2 ay var evleniyorlar. Çok mutlu bir şekilde düğünler falan etrafta yani bizim tarafta diyor ki: “Herhalde mutlu olmak için böyle yapmak lazım.” Boşanmak çok normal olmuş. Mesajı orada bıkakıyorum, parantez açtım daha mesaja geri döneceğim. Çok normal olmuş. Boşanıp ondan sonra el ele; “dostça ayrıldık. Şöyle yaptık.” Çocuk ne olacak? Allah aşkına bana söyler misin bu sanatçı dediğimiz tayfa, yani neyin sanatı? İnsanların ahlakını, toplumsal yapısını bozma sanatı mı? Ya bana bir tane katkısını söyler misin? Deki: ” Evet ya benim evladım onları izliyor. Şöyle yapıyor, böyle faydalanıyor.” “Hımm valla çok güzel ya. Nasıl olsa torun sahibi olacağız. Yani mutlaka düğün mü olması lazım.” Bak böyle sıradanlaşarak devam ediyor bunlar. Ve anne babası da katılıyor biliyor musun? Düğüne katılıyor! Ne kadar garip ya… Mesaja geri döneyim. O hanım kardeşimizin durumu, evet bizi üzüyor, kahrediyor… Ama Eyüp bak buradaki durum ne biliyor musun? Pişman oldum diyor ama, samimi tövbe ediyor musun? Tövbe etmek dediğin olay ne biliyor musun hacı abi? “Bir daha yapmayacağım Allah’ım.” Diye kalben onu hissetmek… Ağızda değil! Yani senin ağızda “pişman oldum” demen, o dehşetli günaha mola vermek oluyor mola! O kalbindeki ve aklındaki acısı zamanla diniyor. Doğru mu? Unutmaya başlıyorsun sonra his uyanmaya başlıyor, o hisler tekrar uyanıyor, aynı hataya bir daha düşüyorsun… Kalbinde ve aklında o olaya kilit vurmuyorsun sen! Vurma yolunda çalışmıyorsun. Çalışmadığın içinde hisler oradan işletiyor baba. Nefis oradan işletiyor. Tekrardan ortaya çıkıp, akıl ve kalbin önüne geçiyor. Tekrardan zina yapıyor! Şimdi, burada bize gelen mesajlarda biz kardeşimize şunu da soruyoruz, “Abi böyle oldu şöyle oldu” mesajlar geliyor ya bak buradaki durum ne biliyor musun? Senin pişman olma hadisene tamam biz inanıyoruz. Amma velakin senin bu pişmanlığın iki tane yönü var. Bak şimdi: 1. Böyle dehşetli, çirkin, Kur’an’da yasak edilen ve ebedi hayatını tehlikeye atan, senin edep perdeni, ailevi olarak yaşantını, eşine olan sadakatini her şeyini zedeleyen, mahfeden yırtan, parçalayan o olay oradaki pişmanlığın hakikaten Cenab-ı Hakk’a karşı mı? Yoksa, “evleneceğim ben ileride, işte eşim bunu öğrenir mi? Ona söylemek zorunda mıyım? Bir gün bir yerlerden duyulursa, bir gün ortaya çıkarsa!” Pişmanlığın bundan dolayı mı? iki tane Allah’tan dolayı mı? Yoksa yaşamsal olarak dünyevi korkular mı? Eğer dünyevi korkularsa o korkular gittikten sonra olay durulduktan sonra oradan taşınmışsın başka yere gitmişsin yine devam eder! Allah’a karşıysa, durum farklı olur işte. “İlk önce bunu kendine soracaksın” diyoruz. Çünkü gelen mesajlardan çoğu şu: “Abi, Allah beni afferder mi?” Evet var, bu samimi tövbeyi eden var. Bunun telaşını taşıyan var. Ama birde , birde dediğim mesele genelde şöyle: “Abi ben zina yaptım. İleride evleneceğim, eşim bunu öğrenirse! Eşime söylemek zorunda mıyım?” Ya senin pişmanlığın neyden? Onun kararını verememişsin! Görüyor musun Eyüp? Arada çok büyük fark var! Biz buna hiç değinmemiştik ha . Ama mesajlara bir baktık, yani pişmanlık Allah’a karşı değil! Genelde evlilik, yuva kurmayla alakalı… Şimdi buradaki mesele bu abi. Yani “Abi niye böyle oluyor? Neden böyle oluyor?” Şundan dolayı: Kalp ve ruh vazifesiz ve gıdasız kaldığı zaman, Cenab- Hakk’ın kaninatta yani tekvini ve teşri dediğimiz hem Adetullah hem Kur’an-i uhrevi yönden koyduğu kanunlar çerçevesinde Kur’an’ı kılavuz ederek Efendimiz (s.a.v)’i kendine rehber ederek yaşamazsa, böyle bir hayat sürmezse, kardeşim kalp bu sefer başka şeylerde lezzet aramaya başlayacak! Çünkü, Allah ile tatminini bulamamış. Haramlara yönelecek! Helal daireden uzaklaşan, küfür dairesine koşar! Ruhta vazifesiz kaldığı için boş işlerle uğraşacak, boş işlerle uğraştığı zaman şeytan gelecek ona şehvet yönünden, öfke yönünden, sevgi yönünden farklı farklı hissiyatlarını ona işlettirecek. Şeytan boş durur mu? Durmaz değil mi kardeşim! Demek ki ana mesele neymiş? “Def-i şer, celb-i nef’a racihtir.” Açayım mı bunu? Hayatında şerleri def edeceksin, faydaları kendine çekmeden önce, şerleri def et! Yani bir lağım borusu patlamış, sen lağım borusunu bir tane bezle silip kenara atar mısın? Aldın mendili sildin attın, sildin attın, mendil mi dayanır birader? Ne yaparsın? Orayı tıkarsın değil mi? Orayı tıkadığın anda bu sefer zaten fayda kendi kendine gelir. O yüzden ilk önce hayatında şu ortamlarını, takıldığın mecraları, bulunduğun zihin yapısını yani bir lağım olmuş artık oraları bir tıka kardeşim. Allah aşkına bir sabret. Sabret ya sabret! Helal dairede ya helal dairede evlenmeye çalış. Yani nasıl söyleyeyim bununla alakalı çok videomuz var çok uzatmak istemyorum ama bence çok açık, bunu yapan hanım kardeşimiz Allah affetsin. Yani inşaAllah samimi olarak kalbinde onun pişmanlığını hisseder. Bu dünya evet ona biraz böyle baskı yapar ama inşaAllah ahirete temiz gider. Çünkü “kusurunu itiraf eden, affa müstehaktır” diyor. Birde işte bu gelen mesajlardan yine kurtulmuş yani inşaAllah hakiki o pişmanlık kalbine düşer de bunu yaşar diyoruz. Ama birde fotoğraflarla tehdit edilenler var! Fotoğrafla tehdit ediliyor, üniversitedeki kız kardeşimiz pazarlanıyor sağa sola! Annene babana bu fotoğrafları, her şeyi yayarız diye! Nasıl uyuyacağız biz ya! Şimdi anlıyor musunuz, biz insanlardan dua istiyoruz ya “kardeşim dua edin Allah bizi dertsiz bırakmasın” diye “dua edin uykusuz kalalım” diye “belki bir gence daha ulaşırız” diye “o bataklığa düşmeden, o çirkin işlere bulaşmadan kalbine dokunuruz” diye bütün çabamız bu… Bak şuan şurada terliyoruz değil mi abi? Terliyoruz ya. Bütün mesele bu. Uykusuzda kalacağız. Bir genç için bir genç… Belki şu videoyu izlerde “aaa demek böyle oluyormuş” diye “önlemimi alırım” demesi için biz bu mücadeleyi veriyoruz. Yani şantaj yapmalarına gerek yok. Zaten bak evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış ama şeytan beynine ve kalbine sürekli o şantajı yapıyor. Tehdidi yapıyor zaten. Cidden haddinden çok fazla mesaj geliyor. Yani kaç tane deyim abi? O kadar çok ki! Bazen yarısına kadar okuyup sonra cevap veriyorum devamını okumak istemiyorum çünkü tahmin ediyorum. Hep aynı senaryo aynı senaryo. Buradaki genelde işte o korku kısmı işte ” benim fotoğraflarım kullanılırsa, şöyle yaparsa, ona çıplak fotoğraf atmıştım, seviyordum” falan yani onun tehdit etmesinden ziyade senin ebedi hayatında tehdit ediliyor. Niye onu düşünmüyorsun ya? Buda ayrı bir gaflet ya! Pisliğin içinde ayrı bir pislik… Neye benziyor biliyor musun? Bataklığa düşmüş, “ay elbisem kirlendi, eyvah gözlerime çamur geldi” boğulacaksın sen! Şimdi gel üzerine çamur.. Dünyalık elbette dehşetli bir şey çirkin bu abi nasıl yaşayacaksın sen! Değil mi? Çok intihar eden var bundan dolayı. Ama birde ebedi tarafı var bunun. Senin boğan! Yani ondan korkarsan zaten abi elbiseni de temiz tutacaksın sen. Doğru mu hacı abi? Allah kardeşlerimize akıl fikir versin. İman ve izan versin. Önemli ya… Ya bir kardeşe daha inşaAllah şu videomuz ulaşır. Sizden rica ediyoruz paylaşın. Okullarda öğretmenler şu videoyu izletsinler! Abi izletsinler Allah aşkına izletsinler ya. İmam Hatiplerde, Düz Liselerde, Fen Lisesinde, Üniversitelerde her yerde izletilmesi lazım! Çünkü bak şuan bizim bu yaptığımız videoyu çürüten binlerce dizi var etrafta! Yabancısından tut Türkçesine kadar ya! Var. Biz o zaman neye uğraşıyoruz abi? İllaha senin kızının başına gelince mi! Şimdi burada biz kadınları mı suçluyoruz birader? Allah o erkeklerinde bin belasını versin! Bazen bilinçli yapıyorlar çünkü hatta şöyle bir şeyde var bak ağzımı bozuyorum hakkınızı helal edin ha beyler. Bak oradaki durum ne biliyor musun? Diyor ki: “Tesettürlüyüm ben. Güzelde bir kızım. Ama çocuk beni kandırmak için, tavlamak için benim olduğum mescide namaz kılmaya geliyor.” Halbuki şerefsiz adam namaz kılmıyormuş! Ona dindar gözükmek için kandırıyor! Yatağa giriyor, ondan sonra bırakıyor! Etrafa da “bu kızla yattım” diye yayıyor! Şimdi aferin mi deyim? Tebrik mi edeyim ha? “Aaa böyle bir olay mı vardı?” Deyim yani! Sinirlenmiyor musun sen? Abi işte bunlar oluyor ya… Gözümüzü kapatmayalım ya! Bu kadar ahmak olmayalım ya! Bir kendimize gelelim Allah aşkına… Ama şeytan işte mücadelemiz zor. O yüzden Rabbim inşaAllah, bu gençliğin bir gün gideceğini, ve sokakta yaşanan aşkın sokakata kalacağını, eğer ki sokakta yaşanan aşkla o iffet, edep erkek içinde söylüyorum kadın içinde! Hürmet ve sadakat çöp olduktan sonra eve bir şey kalmaz! Azap dolu bir evlilik olur. Hanımından lezzet alamazsın, erkek için söylüyorum. Hanımda erkekten keyif alamaz, mutlu olamaz. Hem muhabbette hem de evliliğin bir kanunudur kardeşim yani bu hem de yatak odasında. Alamazsın. Azap olacak, zihnine tecavüz edecek zihnine! Seni rahat bırakmayacak. Değer mi? Değmez abi. Bize imandan gelen sabır lazım. Bu gibi günahlar kalbide karartıyor. Kararttığı gibi, tevhidden gelen huzurdan da mahrum kalıyorsun. Huzuru gaflette aramaya başlıyorsun sen. Allah muhafaza. Bir kardeşmize daha ulaşmak için lütfen paylaşın abi. İzletin, bulduğun adama izlet. Bak en iffetli olan dahi bu videoyu izlemesi lazım yani. Böyle bir tehlikenin olduğunu anlaması lazım. Hakkınızı helal edin Bağırdık, çağırdık beyler. Ama hakikaten çok sinirleniyorum böyle O sinirde kişiye karşı değil. Şeytanın onu kandırmasına… Allah affetsin… Allah yardımcıları olsun inşaAllah.

İnsanlar sana eziyet veriyorsa bunu yap?

Herhangi bir zaman içinde; muhakkak bu dünya sınav yurdudur, imtihan yurdudur. Başımıza herhangi bir sınav, herhangi bir imtihan geldiğinde hemen İmam Şarani Hazretleri’nin şu sözünü aklımıza getireceğiz kardeşler. Bakın, İmam diyor ki: “Biri sana eziyet verince önce senin ALLAH’a karşı bir suç işleyip işlemediğine bak.” İnsanların içindeyiz, insanlarla mütaala ediyoruz, devamlı onlarla haşır neşiriz. İnsanların bazılarının eziyetleri, sıkıntıları bize dokunuyor mu? Dokunuyor. Bazen kendi işini görmek isterken bize eziyet verebiliyorlar, dokunuyorlar. Herhangi bir kuldan sana bir eziyet geldiği zaman, diyor ALLAH’a karşı bir suç işledin mi, işlemedin mi? Kendini çek et! Suçu hemen o adama atma! Bende bir sorun oldu mu acaba? RABBİME karşı bir edepsizlik yaptım mı? Suçu kendinde bul. “Sende ki kusur yüzünden musibete uğradığını düşün. Derhal tövbe ve istiğfar et!” diyor İmam-ı Şarani. Başıma bir sıkıntı geldiği anda; muhakkak bende bir sorun oldu, bende bir kusur vusule geldi. Bu sıkıntıyı ALLAH benim başıma bundan verdi, diyor. ALLAH dostlarından bir tanesi ne zaman hanımıyla kavga etse: “Hatun muhakkak ben bir yanlış yaptım ALLAH’ıma. Ya birinin kul hakkına girdim ya bir günah işledim. Bu gün bana karşı böyle öfkeli olmanın ve huzursuzluk çıkartmanın sebebi benim günahımdır.” der, hanımını sustururmuş. Bizim erkekler nasıl susturuyor hanımını? O bağırıyor, bu daha fazla bağırıyor. Kimin sesi yüksek çıkarsa o haklıdır. Böyle bir şey yok. Hatununda, hanımında bir kusur, bir başının etini yeme olayı işittiğin anda… Üstüne mi geliyor? Bazen sen öfkeli olursun, bazen o. Birbirimizi idare etmemiz lazım. Ama o akşam eve bir gittin öfkelenmiş. Annesiyle tartışmış, babasıyla tartışmış, kız kardeşiyle atışmışlar. Sosyal medyadan birisi buna laf sokmuş. Halasının kızı, teyzesinin kızı laf sokmuş buna. Orada kafayı takmış. Şimdi birisine giydirmesi lazım, birisine sarması lazım. Kim bunun kum torbası, bu kadının kum torbası kim? Takvalı derviş. “Benim kocam akşam eve geldiğinde, zaten bütün enerjisi gün içinde işte bittiği için, bana karşı ağzını açamıyor. Melek gibi koca verdi ALLAH bana. Ben ne söylersem söyleyeyim cevap vermiyor.” Diyor, kadın kocanın üstüne baskı yapıyor. İşkence yapıyor sözle, sözlü işkence yapıyor. Koca ne yapacak hemen? “Burada bende bir sorun var. Hatunda değil bende bir sorun var. Muhakkak bir günah işlemişimdir. ALLAH’ım sen günahlarımı affet.” diyecek ve olayı kendisine çevirecek. Ki hatunun da bir suç bulmamış olsun.

Günlük zikir tavsiyeleri… – Emeklemeden koşmaya çalışma!

“Hocam, benim adım Hüseyin. Müslüman demeye şahit lazım.” Öz eleştiri yapmış kardeş biraz, herhalde geçmişinden pişman. “Ancak sizin videolarınızdan ilham alarak inşaAllah ben de cennete girerim diye umut ediyorum. Size yazmamın sebebi öncelikle size hayranlığımı belirtmek ve daha sonra duanızı istemektir.” Kardeşim; Allah, kalbini İslam’a açsın. Âmin… Sana, dini yaşamayı kolaylaştırsın. Âmin, âmin… “Yazma şeklimden de anlayacağınız üzere okuma yazma ile aram pek iyi değildir. Sayenizde namaza başladım hocam. Bir de bu zikir olayını bana anlatırsanız sevinirim.” Bu kardeşimiz elhamdülillah en büyük adımı atmış. Namaz kılmak en zor olandır, namaza başlamış. Zikir olayı nedir peki? Manevi olarak daha kuvvetli olmak, vesveseyi azaltmak, şeytan ve iki ayaklı şeytanların tasallutunu azaltmak için Allahu Teala bize zikirler vermiştir. En kuvvetli zikir nedir? Zikir yapmak için, Allah’ı zikretmek için bir tarikata girmek zorunda değilsin. Biz de Nakşibendi dervişiyiz. Ama buraya gelen kardeşler tarikata girmemiş olsa bile, sadece ilim öğrenmek için geliyorum demiş olsa bile biz o adama zikri tavsiye ederiz. Ne yapacaksınız kardeşler? Tarikata girmeseniz bile Allah’ı zikretmeyi öğreneceksiniz. En kolay zikirler hangileridir? 1- “Allah” lafzı. Her gün 1000 defa Allah, Allah, Allah… Al cebine o ufak tespihi, işine gidiyorken Allah de, evine geliyorken Allah de. 1000 kere de, bunu yap, hayatındaki değişimi göreceksin. O zaman bak bana nasıl dua edeceğini biliyorum. “Allah senden bin kere razı olsun, hayatım değişti, dünyaya bakışım değişti ya.” diyeceksin bunu. Zihnî kapasitenin nasıl daha hızlı çalıştığını göreceksin. Kalbinin nasıl temizlendiğini fark edeceksin. Rüyaların değişecek, insanlara bakışın değişecek. Hanımınla ve çocuğunla muhabbetin değişecek. “Allah’ı zikir en büyüktür.” diyor Kur’an. (Ankebût Suresi 45. Ayet) “Kalpler ancak Allah’ı zikirle tatmin olur.” diyor Kur’an. (Ra’d Suresi 28. Ayet) Dinle beni. 1000 kere “Allah” zikri çekeceksin. Sonra 100 kere istiğfar çekeceksin: Sabah 50 defa, akşam 50 defa. Estağfirullah, tövbe ya Rabbi, estağfirullah, estağfirullah… Muhammed Aleyhisselam buyuruyor ki: “Ben bir peygamberim. Benim de kalbime bazen bulutlar gelir. Günde 100 defa istiğfar ederim.” (Müslim, Zikir, 42) O bir peygamberdir ya. Övgüler ve selam Efendim’e olsun. Âmin… Peygamber 100 defa istiğfar ediyorsa benim 1000 defa istiğfar etmem lazım ama zayıf dervişim, ben de 50 defa 100 defa istiğfar etmeye çalışıyorum. Allah, günahlarımı affetsin. Âmin, âmin… 1000 “Allah” lafzı, 100 “istiğfar”, 100 tane “lâ ilahe illallah” bir de 100 tane “salavat-ı şerife (Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Muhammed” Bu dört tane tesbihatı unutmayın kardeşler. Gün içinde hepiniz yapabilirsiniz, illa bir tarikata girmek zorunda değilsiniz. Faydasını kesin olarak görürsünüz. Tarikat nedir? Hazır bir sistem, kurulmuş bir sistem, feyzi çok bol, sadıkların, salihlerin duası devamlı o dervişlerin üzerinde. Hangi tarikat dervişi, hangi mürid, o zikir dersini yaparsa yaptığı dersten hemen sonra bütün derviş kardeşlerine, dünyada kaç yüz bin tane derviş kardeşi varsa hepsinin amel defterine hediye ediyor. Oturduğun yerden yüz binlerce derviş, senin amel defterine yaptığı zikrin sevabını hediye ediyor. Bunlar büyük avantajlar. Kur’an, “Sadıklarla beraber olun.” diyor. (Tevbe 119) Kur’an, “Bana yönelen kimsenin yoluna uy.” diyor. (Lokman 15) Kur’an, “Allah’a toplu hâlde tövbe edin.” diyor. (Tevbe 36) Bunlar hep bizi topluluğa, cemaate teşvik eden ayetlerdir. Bundan dolayı tarikat büyük bir avantaj ama mecburi değil. Yani bir adam tarikata girmediği zaman, “Kesin cehennemliksin.” böyle bir şey yok. İmam Rabbani’nin sözünü hatırlayın: “Mahşer günü, Allah bize tarikattan sormayacak, şeriattan soracak.” Buradan, Kur’an’dan soracak bize. Tarikat, bir yardımcıdır, kolaylaştırıcıdır, Muhammed Aleyhisselam ve sahabilerinin yoludur ama azimet yoludur, zordur. Devamlı nefsinle mücadele hâlinde olman lazım. Devamlı kendini ilmî olarak mücehhez etmen, geliştirmen lazım. Kardeşimiz böyle diyor: “Yazma şeklimden de anlayacağınız üzere okuma yazma ile aram pek iyi değil, namaza başladım, bana bu zikir olayını tavsiye eder misin?” demiş kardeşim. Tavsiye ettim. “Ama bilmeniz gerek şey, bugüne kadar bu işlerle pek haşir neşir değildim. Yani ne yapmam gerektiğini ona göre yazın. Emeklemeden koşmaya çalışmayayım, teşekkür ederim hocam, inşaAllah yazdıklarımı anlarsınız.” Kardeşim, ben seni çok net bir şekilde anladım. Çünkü buna benzer yüzlerce mesaj geliyor bana. Güzel bir cümle kullanmış: “Emeklemeden koşmak istemiyorum.” diyor. “Ağır ağır gitmek istiyorum, sağlam adımlar atmak istiyorum.” diyor. Bu, bir kaplumbağa yürüyüşüdür. Tavşan yürüşü, sapık hocalardadır, mealcilerde. “Bırak hadisi, tefsiri, fıkhı, Muhammed’i ya, bırak onu. Al benim meal kitabımı, müçtehitsin. Sen de müçtehitsin, âlimsin sen.” Meal okumakla âlim olunur mu ya? Adı üstünde meal demek kısaltılması demektir, eksiltmek demektir. “Meal”in kelime karşılığı “eksiltmek”, Kur’an’ı eksiltmek demektir. Adama kendi mealini 50 TL’ye satıyor. Diyor ki:”Başka hiçbir kitap almana gerek yok.” Ama peşinden de tefsir kitabı yazıyor. Hani başka bir şeye gerek yoktu? Tefsiri bittiği zaman da diyecek ki sohbetinde: “Benim tefsirimi almazsanız Kur’an’ı anlayamazsınız.” Sahtekâr çakal. Kolpaçino. Allah, bu insanlara hidayet versin. Âmin…

Instagram’a resim atan kızlar ve kocalarına sürprizim var! ????

“Hocam, Allah razı olsun sizden.” Kardeşim, Allah senden de razı olsun. “Sohbetlerinizin müptelası oldum. Instagram’daki tüm fotoğraflarımı sildim.” Bu, bayan bir kardeşimiz. Biliyorsunuz, bayanlarda şu anda ne özellik var? Instagram’a foto atıyor. ‘Kocamla yemek yerkene…’ Senin kocanda biraz İslami bilgi olsaydı, o fotoğrafı oraya koymana müsaade etmezdi. Instagram kullanması haram mı? Hayır kullanabilir. Koy oraya Allah yazısı, Muhammed yazısı, ya da bir kuş resmi koy. Neden kendi açık resimlerini koyuyorsun? Ne gerek var. Sonra, senin kocan İslam hakkında hiç mi kitap okumadı, hiç mi sohbetlere gitmedi? Nasıl müsaade ediyor sana? Erkek bile resmini koyabilir. Çıplak resim olmayacak, dar giydiği elbiseler olmayacak. Erkeğin bile resmini koymasında kriterler var. Her şeyi koyamaz. Sen ki, kaldı ki kadınsın. Elhamdülillah, resim koyma konusundaki İslam’ın hassasiyetlerini öğrenince bu ablamız Instagram’dan bütün resimlerini kaldırmış. “Meğer bilmeyerek, oturduğum yerden ne kadar çok günaha giriyormuşum.” O resimleri attın ya Instagram’a abla; o 10 tane, 20 tane resim attın ya millet senin güzelliğini gördüğü zaman böyle övünüyor, ne güzel kadınlar var, Allah sahibine bağışlasın… Bir de merhametli şeyler var, merhametli müslümanlar. Hani ben bakıyorum evet, tat alıyorum ama Allah sahibine bağışlasın, maşallah be. Başkasının karısına bakıyorsun ve günahtan kurtarmak için sözüm ona Allah’ı kandıracak ya, “Allah sahibine bağışlasın be” dedin ya şimdi kurtardın, tamam bakabilirsin, serbest. Bakabilirsin. Şu sahtekârlığa, şu çakallığa bak ya. Şimdi, yabancı bir adam bu resme baktığı zaman; bu kadın da evde oturuyor, tesbih çekiyor ya da sohbet dinliyor ya da namaz kılıyor kadın. Ama Instagram hesabındaki resmine, yabancı bir erkek bakıyor. Kadın evinde namaz kılıyorken ona günah yazılıyor. Aynı şey bizim için de geçerli. Arkadaşın bir video çekti. Sen videoda küfür ettin ya da avret mahallini açtın gösterdin. Alay mahiyetinde dizlerinin üstü göründü. Ve bu video YouTube’a atıldı senin tarafından. Sen evinde namaz kılıyorken ya da buraya gelmiş sohbet izliyorken; o videoyu izleyen kim varsa günahın bir misli izleyene, bir misli de videoyu çeken ve atan kimse onlara. Ve bu, o video orada durduğu müddetçe devam ediyor. Buna zincirleme trafik kazası deniyor. Güncel deyimle, zincirleme trafik kazası… Günahı bir kişi yapıyor, vebalini yüzlerce insan çekiyor. Ahirette bunlar hep toplanacaklar. “Aa sen niye geldin buraya ya?” “Ya senin yüzünden, senin resimlerine baktım ben ya.” diyecek. Hep bunu söyleyecekler. Bu dizilerde erotik sahneler çekenler falan var ya, bu çıplak çıplak yarışmalara katılanlar var ya, ayvayı yediniz ablalar, mahvoldunuz. O diziler ne kadar o internette durursa, ne kadar insan seyrederse; sen yarın, öbür gün öleceksin, mezara gireceksin ama onlar yayınlanmaya devam edecek. Elli sene önce çekilmiş filmler şu anda yayınlanmıyor mu hâlâ? Kırk sene, elli sene önceki filmler hâlâ yayınlanıyor. Bu filmlerdeki erotik görüntüler hâlâ yayınlanmaya devam etmiyor mu? O kadınlar ismen hâlâ bilinmiyor mu? O kadınlara hâlâ günah yazılmaya devam ediyor. Bak, kabirdeyken defter kapanmıyor. Buna da sadaka-i cariye deniyor. Ama şeytan tarafından. Ablanın mesajı bitiyor. “Bilmeden ne kadar çok günaha giriyormuşum. Eşime de WhatsApp’tan videolarınızı atıyorum izledikçe. Artık o da, ben de zikre daha çok önem veriyoruz. Hamdolsun seni izleten Rabbime.” Ablacım, Allah senden razı olsun. İnşallah eşin de zikri, namazı, ibadeti daha iyi bir idrak eder, İslam ilimlerinde kendisini biraz daha geliştirmeye çalışır. Bu olayı, bu sakındırmayı sana eşinin yapması lazımdı; benim değil. Ama eşin evlenmeden önce sormadığından dolayı; İslam ilimlerinde nasılsın, hayz ilmini bilir misin, helali, haramı bilir misin, diye sormadığın için eşine sana bunu yıllarca belki de yapmamış. Bu tebliği sana yapmamış. Bu tebliği sana tesadüfen geldi, tevafuken geldi. YouTube’da geziniyorken ya bir sapık hocaya denk gelecektin ya da bize denk gelecektin. Yüzde ellidir. Allah’a şükürler olsun bize denk getirmiş. Sapık bir hocaya denk gelseydin, “baş örtüsünün farz olduğuna ben inanmıyorum, ben Kur’an’ın tamamını okudum, benim anladığım Kur’an ayetlerinde baş örtüsü farz değil” diyecektin. Sana da güzel gelecekti. “Aa ne kadar güzel hocalar varmış ya. Ne kadar güzel.” diyecektin. Ve ona göre iman edecektin. Baş örtüsü farz değil demek, Allah Kur’an’da yalan söylüyor demektir. Bize yalan söyledi. Peygamber ve sahabiler yalan söyledi ve bizi kandırdılar demektir. Vallahi bunu söyleyen kâfir gider. Allah Teâlâ bu bizim milletimize izan versin. (Âmin) Eski kaybettiği olgunluğu, kaliteyi geri iade etsin. (Âmin) Ataları gibi müslüman yapsın onları. (Âmin) Atamız Selçuklu, atamız Osmanlı, önderimiz, öğretmenlerimiz sahabiler… Şu insanlara biraz benzesek evliya gibi oluruz ya. Tekrar dünya karşımızda titrer. Ama uzaklaştıkça, Allah gücümüzü çekti, aldı. Şükrederseniz nimetini artırırım dedi; buradan girdi, buradan çıktı. Hiç şükretmedik. Nimetini çekti, aldı. Hûd aleyhisselâmın sözüyle bitireyim. Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim… Söyleyin kardeşler. ancak beni yaradana aittir. Benim ücretim ancak beni yaradana aittir. Velhamdülillahi Rabb’il âlemîn. El-Fâtiha.

Vücudunu koruyan 20 meleğin yerini benden dinle! – Hafaza melekleri

Hz. Osman Efendimiz suali sordu, Muhammed Aleyhisselama. Efendimiz Aleyhisselam tarifi yapmaya başlıyor. Bir melek sağındadır. O senin hasenatını, iyiliklerini iyi amellerini yazar. Bu melek aynı zamanda senin solunda bulunan meleğin emiri, reisidir. Binaenaleyh, bir iyilik yaptığında o buna karşılık on katı sevap yazar. Saymaya başladı mı şimdi Efendimiz Aleyhisselam… Bir melek nerede diyor? Tam burada. Sağ omzun üstünde. Bu, diğer meleğin emiridir diyor. Bak, soldaki memur bu amir. Emir, lider demektir. Yönetici… Allah’ımızın merhametine bakın! Ya soldaki meleği sağdakine emir yapsaydı? Bak, sağdaki soldakinin emiri. Soldaki bir günah yazmak istediği zaman, bir günah işlediğimiz zaman biz Peygamber değiliz günah işliyoruz, istemeden de olsa bazen kayıyoruz. İşlediğimiz zaman soldaki melek sağdakine diyor ki: Yazayım mı abi? Sağdaki şöyle diyor: Cık, bekle! Belli bir zaman geçiyor, belli bir saatler geçiyor. Bir daha söylüyor: “Yazayım mı, kilitleyeyim mi abi?” Soldaki illa yazacak. Oraya yazıldı mı sağlam bir tövbe yapmadan mümkün değil geçmez. Sağdaki ne diyor? “Hayır, bekle. Tövbe edecek inşallah.” Bak, hep sağdaki olumlu bakıyor. Optimist… Olumlu bakıyor… “Bu tövbe edecek, bu Allah’a tövbede bulunacak. Allah da o soldaki yazıyı sildirecek” diyor. Soldaki üçüncü defa deyince belli bir saat sonra yazayım mı diye, sağdaki diyor ki: Tamam, yaz! “Ama bak akşamleyin tövbe ederse yatmadan önce yine sil ha!” diyor. Sağdaki meleğe Allah emirliği vermiş. Soldakine verseydi ne olacaktı? Sağdaki melek bir sevabımızı gördüğü anda yazayım mı abi diyecekti. Ama Allah böyle yapmadı. Şimdi soldaki melek gördü. Hocanın dükkanına bugün bir bayan geldi, bir kilo koku sürünmüştü, hoca kokuyu aldı ve etkilendi. Soldaki melek amir olsaydı ne olacaktı? “Hocaya kilitledim bir günah” diyecekti. Ama ne oldu? Hoca dedi ki: Allah’ım sen beni affet! Kadın kokuyu sürmüş bir kilo ne yapayım şimdi, burnumu da engelleyemem. Aldım bu kokuyu bir kere. Haz da geldi, lezzet de aldım. Allah günahımızı affetsin. İslam, kadının dışarıya çıkarken koku sürmesini yasaklamıştır, bundan dolayı. Rasulullah Aleyhisselam ne buyuruyor? Bir kadın sokağa çıktığında koku sürerse kokuyu alan da, kokuyu veren de zanidir. Zani ne demek kardeşler? Zina eden. İkisine de küçük bir zina günahı yazılır. Şimdi o vesile oldu. Hem ben günaha girdim, hem o kadın vesile oldu. Kadın iki tane günah aldı, çünkü beni de günaha sokmaya vesile etti. Ben bir tane aldım. Allah beni ve bu kadını affetsin. Amin. İnşallah sohbetimi seyrediyordur belki ayıkır, uyanır bir tövbe eder. Bir daha da koku sürerek çıkmaz. Allah, merhametinden dolayı sağ tarafa emirliği verdi kardeşler. Bu Allah’a şükretmemiz lazım gelmez mi? Sonra ne diyor Efendimiz Aleyhisselam? Sağdaki melek yaptığı her iyiliğe bire on sevap yazar. “Günahları sevaplarından fazla gelenlere yazıklar olsun!” buyurdu Efendimiz Aleyhisselam. Neden? Günahlar bir bir yazılıyor, sevaplar on on yazılıyor. Matematik diye bir şey var ya. Sen eğer bu bir bir yazılan günahı sevaba fazla getiriyorsan ahirette, senin ticaretin beş para etmez. Senin kafan çalışmıyor demektir. Efendimiz Aleyhisselam devam etti: “Bir iyilik yaptığında o buna karşılık on katı sevap yazar. Ama bir kötülük işlediğinde solda bulunan, sağda bulunana: ‘Yazayım mı?’ diye sorar.” Bak, Resulullah Aleyhisselam nasıl detaylı tarif ediyor. Yazayım mı? O da: “Hayır, bekle! Belki tövbe eder.” der. Bir günah işlediğiniz zaman kardeşler, Allah aşkına aklınıza tövbe gelsin. Ya hocam ben tövbe ediyorum ama aynı günahı bazen bir daha işliyorum, bazen yine kanıyorum. Kardeşim! Bin kere bile günah işlesen, bin kere tövbe et! Yarına çıkıp çıkmayacağın belli değil. Allah’tan başka bizi affedecek bir kudret de olmadığına göre, biz yine her defasında O’na yöneleceğiz. O’nun yüzü var. Devamlı bizim tövbe etmemizi istiyor. Devamlı bizi bekliyor da, bizim niye yüzümüz olmasın Allah’a tövbe etmeye? Hayatının sonuna kadar sen günah işleyeceksin, istediğin kadar sakınmaya çalış. Hele ki ahir zamandayız. Şu halde, devamlı yüzünü ona döneceksin. Zaten istesen de istemesen de, Kur’an diyor ki: “Nereye dönseniz yüzünüz Allah’adır.” Günah da işlesen yüzün Allah’ta, sevap da işlesen yüzün Allah’ta. Şu halde, itiraf et Allah’a ve tövbe et! “Belki tövbe eder” der. Soldaki melek üç defa böyle deyince sağdaki: “Evet, artık yaz! Allah bizi ondan kurtarsın!” Bak şimdi sağdaki melek dua etmeye başlıyor. “Allah bizi ondan kurtarsın!” “O ne kötü bir arkadaş!” Günaha girdik ya biz, sağdaki şimdi bize veryansın yapıyor. “Ya kardeşim biz senin arkadaşınız ya!” “Devamlı seni takip ediyoruz ya!” Basit bir örnek vereceğim; Sağ tarafında ve sol tarafında birer tane kamera olsa… Hani o bisikletçiler var ya şimdi… Bisikletle dağlarda, bayırlarda sürüş yapıyorlar. Tam alınlarının üzerine kamera koymuşlar, onu sosyal medyaya veriyorlar, tıklanma alsınlar diye. Aynı bunun gibi sağında solunda iki tane kamera olsa o işlediğin, rahatlıkla işlediğin, kimse beni görmüyor diye işlediğin günahın var ya, işleyebilir misin o kadar kolay? İşleyemezsin. Ama kameradan daha net ve hata yapma ihtimali olmayan, şarjı bitmeyen, pile ihtiyacı olmayan, harddiski hiç dolmayan iki tane meleğin var senin! Sağda ve solda. Bunlar devamlı “Muakkibât” takip ediyor ve yazıyor. Ama sen kimse görmüyor gibi sağa sola bir bakıyorsun ve yapmak istediğin o günahı yapabiliyorsun. “O ne kötü bir arkadaş! Ne kadar az Allah’ı görüp gözetiyor. Ve bizden ne az utanıyor,” der. Bak, Allah korkusu var bir de kuldan utanma var. Melek kul mudur kardeşler? Melekler de kuldur. Tıpkı cinler gibi, tıpkı şeytanlar gibi. Bunların hepsi kuldur. Hadi Allah’tan korkmadın, bari kuldan utan! “Bunlardan başka önünde ve arkanda iki melek daha var. Bunlar Hak Teala’nın ‘onun, insanın önünde ve arkasında kendisini Allah’ın emriyle gözetleyecek takipçi melekler var’ ayetinde bahsedilenlerdir. Yukarıda okuduğum ayet-i kerimeyi zikretti Efendimiz Aleyhisselam, gördünüz mü? Şimdi bir, iki. İki melek. Önde bir tane var arkada bir tane var. Kaç yaptı kardeşler? Dört! Devam ediyor Muhammed Aleyhisselam… Bir melek de senin perçeminden, kahkülünden tutmuştur. Perçem alın demektir Arapçada. Tam burada. Bir meleğin tek vazifesi var: Ölünceye kadar biz o burdan tutuyor. Sağ eliyle burdan tutuyor. Sen Rabbine boyun eğip, itaat ettiğinde başını yukarı kaldırır. Gittin ya camiye secde ettin, geldi Ramazan zekatını verdin, Ramazan geldi orucunu tuttun, haramdan sakındın. O melek sen secdede başını eğdiğin zaman, rükuda başını eğdiğin zaman, o melek senin alnından tutuyor, havaya kaldırıyor. Bütün şeytanlara karşı seni gösteriyor. Allah buna emretti, başını eğdi. Sadece Allah’a eğdi, ve ben şimdi onun başını kaldırıyorum ve ona bir heybet veriyorum. Sokağa çıktığınız zaman insanların bazılarının yüzlerine baktığınız zaman onda bir heybet, bir nur görürsünüz. Bir alımlılık vardır adamda. Yanına gidip konuşmak istersin, elini tutmak, sarılmak istersin. Bazılarını da gördüğünüz zaman şöyle dersiniz: “Rabbi yessiri gitmiş bu adamın ya.” Yüzü simsiyah. Halbuki adam beyaz tenli bir adam ama yüzünde bir siyahlık görürsünüz. İçki içiyordur ya da zina ediyordur. Ekseriyeti böyledir, yüzü siyah olanların. Bunların Rabbi yessiri, Allah’ın verdiği yüzdeki nur gider. Bu melek diyor ki: Secde ederse ben onun başını kaldırırım. İsyan edip başını diktiğinde, başını yere çeker ve indirir, zelil eder. O kul namaz kılmazsa, oruç tutmazsa, ibadetleri yapmazsa ve haram işlerse bu melek ne yapıyor o dik başını? Alıyor bu perçeminden aşağı indiriyor. O aslında yürürken böyle yürüyor! Ama hakikatte, manada o melek onun başını aşağı çevirmiş. Şeytanlar ona bakıp gülüyorlar, kafir cinler ona bakıp gülüyorlar. Alay ediyorlar. Allah’a isyan eden bir kul diyorlar. Bir bakışta anlıyorlar kardeşler. Kaç oldu? 5 oldu. 2 melek de senin dudaklarında bulunur. Alt dudak, üst dudak. Burada 2 tane melek var. Bana getirdiğini söylediğin Salatü Selamları yazar, kaydederler. Bu meleklerin vazifesi ne? Ne zaman Muhammed Aleyhisselama Salatü Selam getirdin, hemen bu iki tane melek bunları alıyor, anında sanki bir sosyal medyadan, Facebook’tan mesaj gönderir gibi. Tıklıyorsun ya enter’a, mesaj karşı tarafa gidiyor. Melekler anında Muhammed Aleyhisselama bizim selamımızı götürüyor. “Senin Kerem ümmetinin, Erkan ümmetinin, Ömer ümmetinin sana selamı var, Ey Allah’ın Resulü!” diyor. Anında selamımızı bir sosyal medya hızında Muhammed Aleyhisselama ulaştırıyor. Başka hadislerinde Efendimiz Aleyhisselam ne buyuruyor? “Allah bana ruhumu iade eder, ben de ümmetimin selamına icabet ederim.” Hadi gelin bir selam getirelim Efendimiz Aleyhisselama! Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin nebiyy’il ümmîyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim. Allah’ın selamı Efendimizin üzerine olsun! “2 melek de senin dudaklarında bulunur, bana selam getirdiğinde bana ulaştırırlar.” “Bir melek de ağzının içinde bulunur ve ağzından içeri yılanların, çiyanların girmesine engel olur. 2 dudak + 1 tane melek de ağzımızın içinde kardeşler. Uyuduk bir yerde, dışarıya çıktık. Arkadaşlar dediler ki, “Ya hocam gel yeşillik bir alan var orada kamping yapalım, çadırlar falan her şeyi ayarladık, geceleyin orada kalalım.” Gittin orada yattın. Ama hayvanların çok olduğu yer orası. Sürüngeni vardır, akrebi vardır, yılanı vardır. Bir meleğin vazifesi ne? Ağzının içine akrep ya da yılan girmesini engellemek için Allahü Teala sen ölünceye kadar senin başına bir tane koruma dikmiş. Parayla tutsan o koruma senin akrebini, yılanını engelleyemez be. Parayla bir koruma tutsan, onu bulamaz, göremez çoğunlukla. Ama Allah seni o kadar seviyor ve önemsiyor ki sana bu kadar koruma vermiş. Kaç etti kardeşler? 8 etti. 2 tane daha var. 2 melek de iki gözünün üzerinde bulunur. İşte bunlar her insan ile birlikte toplam 10 melektir. 2 tane de tam gözümüzün üstünde kardeşler. Tam şu kaşlar var ya burada. Bunların vazifesi ne? Bizi tozlardan ve taşlardan korumak için bunlar orada beklerler. Gözler insan bedeninin en zayıf, en narin olan yeridir. En ufak bir ince taş ya da cam parçası gelse kör olursun. En incesi. Bu meleklerin vazifesi ne? Bunu engelliyorlar. Gelebilecek olan darbe şiddetini azaltıyorlar. Dikkat ederseniz; bir taş, bir darbe, bir yumruk falan geldiğinde daha çok nerelere gelir? Bu kısımlara gelir. Bunun iki tane sebebi var; 1- Gözü çukur içine koymuştur kemiklerle korumuştur Allahü Teala. 2- İki tane de melek koymuştur oralara. Darbenin şiddetini azaltmak için. 10 melek. Ama sen dedin ki hocam 20 tane var. Allah’ın Peygamberini dinleyin! Sallallahu aleyhi ve sellem. “Toplam 10 melektir. Gece melekleri gündüz melekleriyle nöbet değişirler. Böylece her insan üzerinde görevli 20 melek bulunur,” buyurmuştur. Yine Efendimiz Aleyhisselam’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Aranızda gece ve gündüz takipte olan melekler vardır. Onlar sabah namazı ve ikindi namazı vaktinde günde iki kez nöbet değişimi için bir araya gelirler. İşte, ‘Sabah namazını eda et çünkü sabah namazı şahitlidir,’ ayetiyle murad edilen şahitlik budur.” O 10 melek sabah namazında bizimle beraber. Ne zamana kadar kardeşler? İkindi vaktine kadar. İkindi namazı İslamiyette orta namaz demektir. 5 vaktin tam ortası. Sabah namazı gelen 10 melek ikindi vaktine kadar bizimle beraber, sonra devir değişiyor, vardiya değişiyor. Diğer 10 melek geliyor, gece sabaha kadar da o 10 melek bizi koruyor. Toplam kaç melek yapmış oluyor kardeşler? 20 melek. Her gün bu 20 tane melek bizim üzerimizde kardeşler.