Birçok İnsanın Dertlerinden Kurtulduğu İşte O Sohbet (İzafiyet-Kuantum)

Sizin köyün kuzuları gibi değil mi Fatih abi? Bu da özel gözlük. İnsanın içini gösteren gözlük 🙂 Abiler cümleten Selamunaleyküm. Hoş gelmişsiniz. İyisiniz inşaAllah. Keyifler iyi? Allah iyilik versin. Hacı Abi hoş geldin. Nasıl Adana’da durum? Güneşe devam mı sıkıyorsunuz? 🙂 Eyvallah. Muhammed saatler olsun baba. Kaymak gibi olmuşsun. Bir Suruçlu’dan ne kadar kaymak olabilir ama? 🙂 Kaymak gibi olmuşsun. Evliliğe şafak kaç? 27 Sayıyorsun ha 🙂 Ulan insan utanır, söylerken utanır ya. Böyle kendi topuğuna sıkar mı insan ya? Mesut hoş gelmişsin. Eczaneyi bırakabildin sonunda. Bu arada eczane ablamın eczanesi sıkıntı çıkarır duyarsa. Evet ne var ne yok? Vay Mustafa hoca nasılsın ya? Geçen İrfan’la kaza yapmışsınız. Arabalar çarpmış birbirine. Tahsilata? O yüzden İrfan’ı gönderdik başka şehire. Nasıl? Sıkıntı yok inşaAllah arabalarda? Ya Baki Entel Baki. Araba yok. Ne yaptın arabayı? Ciddi mi diyorsun? İrfan o kadar vurdu mu ya? Ha sen vurdun. Sonra okuttunuz mu arabayı? Rabbim yardımcın olsun inşaAllah. Sabri Bey nasılsınız? Hamdolsun. Yaramazlık yok, keyifler iyi. Bugün derste bir iki konuda yardım istesem yardımcı olur musun? Tamam eyvallah elinden gelir senin böyle işler. Elektronik, teknoloji konuşacağız. İzafiyet Teorisi, Kuantum falan sizin dükkanda sattığınız şeyler 🙂 Kamera, pil satmıyor musunuz işte benzer şeyler. Şimdi hamdolsun vay Resul ne yaptın oğlum saçına lan? vay vay kaç lira verdin o tıraşa? 20 daha verip kafayı aldırsaydın birader . Yazıktır yav Bir insan evladı bir insan evladına bunu yapabilir mi? Vay gardaşım benim. MaşaAllah Valla Resul şuan Allah için bakıyorum yüzüne ama yolda görsem çok zor. İbrahim Adana’da nasıl durumlar? Keyifler iyi koltuk piyasası, yastık piyasası. Geçen 4 katlı için Bursa İnegöl’e gittik. Oranın salon takımına baktık abi. Abi isim neydi? Veli abi İnegöl’ü duymuş muydun önceden? Koltuk piyasasını falan? Nasıl duydun İnegöl’ü? Köfte mi duydun? Koltuk piyasasında çok zirve Veli abi. inşaAlah dört katlıya geçince, siz daha rahat oturabilesiniz diye salon koltuklarına falan baktık Allah senden de razı olsun Veli abi eksik olmayasın İbrahim öyle bir yer gezdik ki, 250 bin metre kare koltukçu 250 bin metre kare yani dört katlıyı gezen varsa içinizde dört katlının 100 katı oluyor gezdik ya gezmez miyiz? Üstad dememiş mi: “”Men talebe ve cedde, vecede” Daldık, talep ettik elde ederiz dedik. 250 bin metre kare yani kirve, sizin Suruçlular onu denk getirse hipodrom yaparmış oraya. 250 bin merte kare bak şey olacak belki ayıp olmaz inşaAllah insan tuvalet hali sıkışıyor. Sıkıştım böyle baktım, mercekle yani ileride WC yazıyor. Dedim: “Ne gideceğim.” Bursa’ya döndüm orada yaptım. Ahahah Bak hakikaten 250 bin metre kare şaka gibi. Hakikaten ya. Halbuki kabrimiz ona göre ne kadar dar değil mi? Reis efkarlandın. Sohbet bu kadar. El Fati… Ahahah Şimdi hakikaten Hamdolsun Rabbime bazen inşaat nasıl gidiyor? Dört katlı falan diye soruyorlar. Diyorum ki: “Elhamdülillah huzurluyum, mutluyum.” Ama gerçekten çok zor gidiyor. Vayy Resül abi hoş geldin. Çok zor gidiyor. Gerçekten çok zahmetli gidiyor inşaat. Aaa Seyyidi Bey varya sohbeti böldüreceksin bana be kaç yıl oldu vicdansız gelmeyeli! Kaç yıl oldu? 1 yıl oldu mu? Ben futbol oynamayı bilmiyorum diye gelmiyorsun değil mi böyle? Vayy Seyyidi Bey vay… Ya böyle hakikaten çok efkarlı geçiyor. 250 bin merte kare Yani ben evlenirken o kadar bakmamışım. Evlenirken hanıma o kadar bakmamışım yani bırak koltuğu. Ama dört katlı olunca oradan oraya geziyorsun. Oradan oraya gidiyorsun. İnsan günlük gerçekten de dertleniyor. Böyle kabalık olmazsa şöyle bir cümle söyleyeceğim; bence dünyayı, dünya amacıyla yaşayan biraz ahmak oluyor hakikaten. Şu dünyada böyle hepsi geliyor, geçiyor eskiyor, koltuk için bile 250 bin metre karelik yerler yapıyorlar. Hakikaten dünya, dünya için yaşanabilecek bir yer değil. Yani ahiret için bir amaç, bir tarla olarak kullanılırsa ne ala, ne mutlu. Ama öteki cihette, hakikaten dünya, dünyada mutlu olayım diye yaşacak bir yer değil çünkü, mutlu etmiyor. Benim bir öğrenci kardeşim vardı burada içinizde, daha sonra işe girdi para kazanmaya başladı. Dedi ki: “Abi fark ettim ki param oldukça borcum da artıyor.” O bile huzurlu ve mutlu değil. Daha öncesinde “Bir abam var atarım nerede olsa yatarım” derler ya Turgay abi “O cihette geçiniyordum” diyor ” İş hayatına girdim, lüks artmaya başladı, yol masrafım arttı, ayakkabı masrafım arttı.” Hani bunları yapmayın diye anlatmıyorum. Bir arkadaşın derdini anlatıyorum. Dünya hakikaten bu cihetlerde bana özellikle çok boğucu geliyor. Hatta vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’âniye olmazsa, dünya çöplük gibi geliyor. Yani böyle ev bile tat vermiyor hakikaten. Sürekli aklıma ölüm geliyor. Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki: “Ölüm müminin hediyesidir.” Şimdi ölüme böyle öcü öcü gibi bakanlar var ama, Hadiste ‘müminin hediyesi’ diye geçiyor. Başka bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Lezzetleri acılaştıran ölümü sıkça zikrediniz.” Şimdi ölüm deyince Sabri abi, dünya sonsuz gibi gelmiyor. Dünya sonsuz gibi gelmeyince Ali Baba, dertlerde geçici geliyor. Yani düşünsene dünyanın bir sonu var, senin bir sonun var ihtiyarlığının bir sonu var, o zaman dertlerinin de bir sonunun olması lazım. O zaman dertlerin neden baki olsun ki? Diye, insanın kalbi gerçekten çok ciddi biçimde mutmain oluyor. Abi, ben yıllardır ölüme bu cihette iştiyak duyuyorum. Ama hani şehit olmanın ilk kuralı, vatanını, milletini, cepheni savunmak için ayakta kalmaya çalışırsın. Yani insan ölüme iştiyak duyuyor ama bu bizim elimizde değil, terhis tezkeresini Allah(c.c.) ne zaman nasip eder onu bilemiyoruz. Ama bugün derse ki: “Ey Mehmet günahlarını affettim. Açtım perdeyi, gaybı gelir misin?” Valla dönüp babamı tanımam. Hakikaten dünya bana o cihette biraz nalet geliyor. İnsanın da hakikaten günlük hayatını geçirme sebebinin en temel taşı bu dertlerine huzur aramak. Öyle değil mi kardeşim? Huzur ararken çoğu zaman insanlar dertleniyor. Anasına gidiyor, atasına gidiyor, babasına gidiyor, dedesine gidiyor, dayısına gidiyor, halasına gidiyor, amcasına gidiyor, onlar kesmiyor. Bu sefer nereye gidiyor? Bankaya gidiyor, içkiye gidiyor, zinaya gidiyor, kumara gidiyor, iddaaya gidiyor… Eski gayri meşru hayattan arkadaşlar vardı hamdolsun şimdi 5 vakit namazlı arkadaşlar. Geçen gece onların mahallesindeydim bir anlattılar bana dedi ki: ” Sen artık kumar anlatma! Yani kumar diye bir şey kalmadı. İddaa yoluyla tefeciler eline düşen kaç adam olduğunu bilsen, artık bu zamanın kumarı budur diye sadece bunu anlatırsın” dediler. Yani iddaa diye öyle bir bataklık çıkmış, Allah, özellikle genç kardeşlerimizi ondan ve onun vesilesiyle ellerine düştükleri tefeci heriflerden kurtarsın. Şimdi hakikaten dünyada her cihette dert var ve insan bu dertlerine çözüm arıyor. Urfa’dayız hacı abi Urfa’da şimdi adını vermeyim tanırsınız belki Amca dedikleri biri var. “Başın sıkışırsa dara …….(dıdıdıt) amcanı ara” derler Urfalılar bilir burada Muhammed bilirsin değil mi? Hah tamam yine de ismini zikretmeyelim. Şimdi bu amca Urfa’da köklü bir adam. Doğru mu? Böyle varlıklı, köklü, herkese yardım eden, sözü geçen bir amca. Neyse bu amca bir gün İbrahim sen de Urfalıydın değil mi? Neresindendin İbrahim? İsotçu musun? İsotçu mu Tırşikçi mi? İkisi de değil. Bu amcam ismini bildin değil mi? Uçağa biniyor. Şimdi Urfa’nın ağası. Yani ağar bir adam. Başlıyorlar uçakta çiğ köfte yoğurmaya. Haydi baba, haydi baba Şimdi Urfalı adamın gönlü de bol olur. Hani ben köşede yiyim demez ki. THY gibi “bir hamburger ikincisi yok” öyle değil yani. Zorla yedirir, tavana yapıştırır böyle “olmuş mu?” diye Uçağın tavanına 🙂 Neyse yoğuruyor yoğuruyor ” Yav benim babam sen hele yiyesin” diye herkese ikram ediyor. “Yav kurban olayım ye, cigerini yiyim ye!” Oradan da elit bir beyefendi çıkıyor. ” Ya çok teşekkür ederim ama kusura bakmayın benim hemoroidim var” diyor. ” Yav hele bunu ye onu da yerik.” Ahahahah Yani hemoroidi herhalde bir isot çeşidi zannetti. Aynı amca yine uçakta uçağın cam kenarında da bir tane ablamız oturuyor. Bu arada bunlar gerçek vakaymış bütün Urfalılar bilir. bunları bilmek Urfalı olmanın şiarı. Böyle yanında da cam kenarında bir abla oturuyor. Neyse abla demiş: “Amcacım bir müsaade eder misiniz? Geçmem lazım.” Neyse abla iniyor. Uçak havada bu arada. Tuvalete gidiyor. Geri geliyor bir bakıyor bizim amca cam kenarına oturmuş. Kadın diyor ki: “Beyefendi burası benim yerim” Amca : “Vallah ben seni indi sandıydım.” diyor Ahahahahah “Başın sıkışırsa dara bizim amcayı ara” diye de sloganı var. Hakikaten Urfalılar çok muhabbetle anlatıyorlar. Allah razı olsun. Buradaki Urfalı herkes bu anlattığımın hepsini biliyordur diye tahmin ediyorum. Şimdi şaka bir yana tüm dertler bu kadar tatlı olmuyor. Hani uçakta bir lavaboya gitmek kadar basit olmuyor. İnsanın hakikaten mahiyetine yerleşmiş, kurtulmak istediği, çözüm aradığı çok fazla derdi var. Bu dertlerine, insanlar çözüm ararken isterler ki yanlarında her şeyi bilebilen, her şeye vakıf olabilen birileri olsun, fikir danışayım isterler. Doğru mudur kardeşim? Şimdi bir dönem Hz. Ali Efendimiz bir hutbe ihraz etmek için minbere çıkıyor. Hz. Ali’yi bilirsiniz, hadislerde ‘ilmin kapısı’ diye geçer. Yani bilgi cihetiyle, ilim cihetiyle Hz. Ali çok zirve bir şahsiyettir. Hatta ‘Celcelutiye’ diye bir eseri vardır Hz. Ali’nin. Bir kısmı yanılmıyorsam Süryanice bir eser olması lazım. Risale-i Nur’da çok fazla bahsedilir Hz. Ali’nin bu ‘Celcelutiye’ isimli eserinden. Hatta Üstad bir yerde “Risale-ten Nur” Risale-i Nur’un Arapça isim tamlaması ‘Risale-ten Nur’ isminin Celcelutiye’de ilham olunduğu vs. gibi şeylerden bahseder. Şimdi Hz. Ali o dönemde bir iddia da bulunuyor. Yanına gelenlere diyor ki: “Bana her ne sual edebilirseniz edin, ben bunlara cevap verebilirim” diyor Hakikaten de boş çevirdiği yok. Bir gün tam hutbeyi ihraz ederken biri Hz. Ali’ye bir sual soruyor, ve Hz. Ali: “Ben bunun cevabını bilmiyorum” diyor ” Ey Ali (k.v.) madem bunun cevabını bilmiyorsan o mekanda ne işin var!” diyor. “Her şeyi bilen mekandan münezzeh olduğu için benim burada işim var” diyor Ya Allah Kimi kastediyor Veli abi? Allah Azze ve Celle. Nasıl cümle ama? Çok ince. Şimdi bakın abiler, her şey anlatılırken varlıkla anlatılır. Hani Cihat, desem ki: “Mehmet’i anlat” “Siyah saç, ela göz, boyu şu, kilosu bu” Değil mi abi? Şu masayı anlat desem. Ahşap dersin, kütük dersin ama Cenab-ı Allah, bunlardan gayrı bir şekilde yoklukla anlatılır. Allah’ı anlat? Olur, Allah zamandan münezzehtir; ayrıdır, ağrıdır, yoktur yani. Allah mekandan münezzehtir. Allah acizlikten münezzehtir, yani acizlik ona dokunamaz. Doğru mudur? Hatta çok ilginç bir şey söyleyim; Cenab-ı Allah’ın hazinesi de yoktur biliyor musun? Allah’ın hazinesi nerede? Yoktur. Yani Cenab-ı Allah yoktan var eder… Bugün bir inşaat yapmak istesen demir, beton, çimento topladın bunların dizilimi, kuruması için belirli bir zaman beklemen lazım neden Sinan? Çünkü, var olan bir şeyle inşaat yapmaya çalışıyorsun. Ama Cenab-ı Allah’ın hazinesi yok olduğundan, yoktan var edebildiğinden “Kün (ol)” fabrikasından çıkarması kafi geliyor Cenab-ı Allah için. Demek ki bugün asıl konu şu; dertlerimizin çözümü kimde? Bunu konuşacağız. Ama bunu konuşmadan önce, size müsaadeniz varsa biraz Rabbimizi tanıtmak istiyorum. Mülk Suresinde bir ayet geçiyor Mülk Suresi 14. Ayette “Yaradan bilmez mi hiç” diyor. Neyi bilmez mi? İçindekini, dışındakini, kalbindekini, aklındakini, ahiretini, kabrini, dünyanı, evvelini, ahirini… ” Yaradan bilmez mi hiç? O Latiftir, Habirdir” Habir demek; her şeyden haberdar olan demek. Latif ne demek? Bugün ana konumuz tam burası olacak. Size, konuya girmeden önce Risale-i Nur’dan bir paragraf açacağım. Bu arada Veli abi, ilk 3-5 dakika biraz anlaşamayabiliriz. Bana 3-5 dakika müsaade edin okurken, konuşurken. Ondan sonra çok basit bir şekilde anlaşacağız. Bediüzzaman Said Nursî şöyle bir cümle söylüyor: ” İ’lem eyyühe’l-aziz” İ’lem ne demek? İlim kökünden düşünün bilmek demek değil mi abi? eyyühe’l-aziz; ey aziz kardeşim. Bir mümine aziz vasfı çok kullanılır. Aziz; galebe edilemeyen demek. Yani bugün müminin en fazla canını alabilirsin. Müminin canını alsan, yine şehit oldu yine galebe edemedin. Doğru mu abi? Galip gelemezsin. Bu yüzden: “Dinle, bil ey aziz kardeşim” diyor. “İ’lem eyyühe’l-aziz” “Maddi olan bir şey…” Biz maddi şeylere bugün ‘kesif’ diyeceğiz. Daha önce duymuş muydunuz? “Maddi olan bir şey (kesif) ,kesafeti ne kadar fazla olursa (yani ne kadar katı olursa) o nisbette ince ve gizli şeyleri göremez” Ben şu an ruhunu görebilir miyim Koyuncu? Göremem neden? Madiliğim çok. Doğru mu? “… ve onları idraktan kasırdır (yoksundur, noksandır) Fakat nur ve nurani şeyler, ne kadar nuraniyette terakki ederse( incelirse, latifleşirse, hassaslaşırsa) o nisbette ince ve gizli şeylere nüfuzu tam ve keskin olur. Ve keza ne kadar latif (şeffaflaşırsa, incelirse) olursa, o derecede maddiyatın içlerini keşfeder.” Diye, Bediüzzaman Said Nursî’nin bir cümlesi var. Şimdi burada Latif yani letafet, Kesif yani kesafet diye iki kelime var. Ne demek bunlar? Şimdi Mesut Baba burada bir tane uzaktan kumandalı araba olsa, ben elimi böyle yaparak uzaktan kumandalı arabayı yönlendiremem doğru mu? Çünkü, benim elim kesif yani kesif deyince tesiri yok diyeceksin. Latif deyince de tesiri var diyeceksin. Tamam mı? kesif nedir? Tesiri yok. Latif nedir? Tesiri var. Bir daha tekrarlayalım. Kesif nedir Apo? Tesiri yok. Latif nedir? Tesiri var. Şimdi benim elim kesif olduğu için uzaktan kumandalı arabayı hareket ettiremem. Ama ben onun kumandasını alırsam kumandasının gönderdiği dalgalar latif olduğu için uzaktan kumandalı arabayı ne yapabilir? Hareket ettirebilir. Şimdi bakın Hacı Abiler. Şu Dinozor sizce latif mi kesif mi? Kesif. Neden kesif? Çünkü bunun bir tesiri yok. Şimdi benim elimde şöyle kibrit olsa Fatih abi bu Dinozor ile kibrit 1 trilyon yıl bakışsalar bu Dinozor bunun ateşini yakabilir mi? Yakamaz. Neden yakamaz? Beraber işleyelim hadi! Kesif çünkü. Kesifte tesir yok. Bunun ateşini yakmak için ne lazım ? Latif bir şey lazım. Çünkü latifin etkisi uzaklara ulaşır ve tesir vardır. Şimdi bir deneyelim. Bu elimdeki lazer latif midir abi? Latiftir. Şimdi bu latif lazeri tuttuğumda bunun ateşini yakabildi. Demek ki bir şey latif ise, bunun daha uzaklara tesiri oluyor mu? Oluyor. Ama bir şey kesif ise, tesiri olmuyor. Şimdi, Sabri abi be seni bir alıyım deneyim mi abi? Gelsene şöyle. Şu ateş deneyini birde seninle yapalım. Sabri abi gel şuraya. Bu tabure Sabri abiyi kaldırır mı ya? Sabri abi gel hele. Göbeğinide şu aşağıdan koyduk mu. Şimdi bak Sabri abi, senden bir ricam var abi. Şöyle sana 3 tane kibrit veriyim. Tamam mı abi. Şu 3 tane kibriti konuşarak yakar mısın? Sabri abi ver mikrofonu ben tutarım. -Yan. Ahahah -Yanmıyor abi. Yanmıyor. Başka bir şeyler dene. Bakışmayı dene. Ahahah Hakaret deneyebilirsin. Göbeği dener misin? O da yemedi. Elini dene abi, elimle yakabilir miyim diye. O da olmadı. Sabri abi neden yakamadın bir daha söyle. Çünkü sen kesifsin. Ya o başka konu kurban olduğum 🙂 “Ben olmamışım” diyor. Ahahah Şimdi Sabri abi sen nesin abi? -Kesif. Kesifin tesiri var mıydı Resul? Kesifte tesir yok. Bu yüzden yakamadın. Peki şu lazerle yakmanı rica edebilir miyim? Şu arkadan yanıyor reis. Birine tutma yakar. Şimdi Eyvallah -Gördünüz mükemmel. Ahahah Anlatmaya gerek yok 🙂 O zaman şunu diyebilir miyiz Sabri abi, lazeri bir tut abi Şimdi abi bu lazer latif, sen kesif miydin? Kesifsin. Bu lazer ney? Latif. Bu ışık ney? Bu da latif. Bunun da dalga boyu tesiri var mı? Var çünkü latif. Doğru mu? Peki bu elektrik ney abi? Bu elektrik ney? Ahahah Bu elektrik ney? Latif mi oluyor abi? Bu da latif neden? Çünkü Tesiri var. O zaman şöyle anladık -Fatih hocama tutsam? Yanar. İçinden geçer sizin dükkana gider. Yanar. Sıkıntı çıkar. Tehlikeli şeylerle oynuyorsun. Eyvallah. Seninle oynuyorum yani. Senden tehlikelisi mezarda Sabri abi. Eyvallah var mı arkadaşlara söylemek istediğin bir ilahi falan? Yoksa in de dersi yapalım 🙂 -Abi fazla takılma çok tehlikeli. Sabri abi Allah razı olsun. Eksik olmayasın. Onu da sizden almıştık bozuk çıktı 🙂 Şimdi latif ve kesif arasında bir sıkıntı yok değil mi? Kesif neydi? Katı bir şey ve tesiri yoktu. Latif neydi? Daha şeffaf bir şeydi ve tesiri vardı. Yakmam, saçları yakmam. Şimdi bak hacı abi; buraya kadar sıkıntı yok. Size latif ile kesifi ayırabilecek bir şey söyleyeyim. Bu aynaya kesif bir şeyi tuttuğunuzda, mesela bu aynaya bir tane alim tutalım. Koyuncu sen gözüküyorsun ha sanki 🙂 Bir alim tutarsak aynadaki de alim midir? Değildir, cahildir. Yani bu aynayı alime tutup sonra yanına götürüp aynada bir şeyler yapabilir misin? Bana bir fıkıh dersi ver diyemezsin. Peki bu aynaya şöyle bir parfüm olsa, parfümü aynanın karşısına koysak, normalde parfümü elinize aldığınızda güzel bir koku verir. Aynada parfümün timsali var doğru mu? Peki aynayı kokladığınızda kokar mı? Kokmaz. Çünkü parfüm nedir? Kesiftir. Doğru mu? Oturuyor değil mi böyle? Şimdi ben şu aynaya 100 bin doların resmini tutsam aynada da 100 bin dolar görünür mü? Görünür. Peki bu ayna 100 bin dolar değerinde olur mu? Olamaz. Neden? Çünkü para kesiftir. Kesifi anladık mı Caner? Kesifte bizim ayırıcımız ne olacak? Ayna olacak. Aynanın içinde görüntüsü var ama hiçbir işe yaramıyorsa kesiftir. Tesiri yoktur. Şimdi Hacı Abiler bakın; bu aynaya Güneş ışığını tuttuğunuzu düşünün bakın lazeri tuttum ve lazer şuan duvarda geziyor. Bunun bir Güneş ışığı olduğunu düşünürsek; ben bunu bu aynaya tutarsam Güneş’ten ısı verir değil mi? Peki bu aynayı tuttuğum yer ısınır mı? Evet ısınır değil mi? Hatta böyle çocukken deney yapardık değil mi? Güneşten tutar, kibriti öyle yakardık. Neden ısınıyor? Çünkü Güneş’in ısı verme şuaı nedir? Latiftir. Latif olduğu için aynadan tesiri var mıdır? Vardır. Hatta dikkat edin, bu elektrikli ısıtıcıların arka kısmını aynadan yaparlar, ısınınca aynayla odaya yansıyabilsin diye. Doğru mudur? Peki bir Güneş olarak bu aynaya bu sefer de ışık versek ben bu aynayı tuttuğumda bu ışığı sağa sola yansıtabilir miyim? Yansıtabilirim. Hatta kamera sistemlerinin bir çoğu böyle çalışıyor öyle değil mi? İçlerinde ayna var, görüntüyü birbirlerine timsal olarak aksettiriyorlar. Demek ki Güneş’teki ışık dediğimiz olay nedir? Latiftir. Latif ile kesif bir cihette oturdu mu? Sıkıntı var mı burada? Sıkıntı yok. Şimdi abiler biraz daha derinleşeceğim. Bana 5-10 dakika müsaade edin. Birazdan ‘Bu anlattıkların ne işimize yarayacak Mehmet?’ Sorusunun cevabını vereceğiz. Tamam mı baba? Bana biraz müsaade edin. Şimdi ‘Big Bang’ denilen bir olay var duymuşsunuzdur. Takriben 14 milyar yıl önce doğru mudur? 14 milyar yıl önce ‘Big Bang’ denilen yani ‘Büyük Patlama’ denilen olay oluyor. Bu ‘Büyük Patlama’ olayında, ortamda sıfır hacim ve sonsuz yoğunluk var. Bu ne demek biliyor musun Hacı Abi? Yani muazzam bir enerji var ortada ama bu enerjinin bir hacmi ve kütlesi var mı? Yok. Şimdi ben size su desem; su kesiftir doğru mu? Yarım kilo ver deseniz verebilirim. Doğru mu abi? Doğru. Şimdi az önceki elektrik elektrik bir enerji midir? Enerjidir. Bana deseniz: “Abi oradan 1 poşet elektrik ver.” Verebilir miyim? Bir hacmi, kütlesi var mı elektriğin? Yok. Neden? Çünkü elektrik latif bir enerjidir. Şimdi herkes dikkati iyi versin Mücahit. Kainatın ilk oluşumunda madde diye bir şey yok ortada abi. Tamamı enerji Fatih abi Tamamı enerji. Şimdi kainatta birden sıcaklık düşüyor ve bu enerji gitgide yoğuşmaya başlıyor. Hani köyde böyle su buharı olur hava birden soğur, katılaşır değil mi abi? Çiy olur hani böyle arabaların üzerlerinde görürüz. Aynı o şekilde sıcaklık düştükçe abi yoğuşmaya başlıyor. ‘Kuark’ dediğimiz parçacıkları oluşturuyor abi. Aradan 380 bin yıl geçiyor İbrahim. İşte bu kuarklar birleşiyor elektronlarla beraber atomu oluşturuyorlar. Genellikle hidrojen atomunu oluşturuyorlar ve atom dediğimiz, elektron dediğimiz vakalar ortaya çıkıyor. Buraya kadar sıkıntı var mı? Bazı enerji madde haline gelemiyor, hala Uzay’da. Buna da ‘Kozmik Geri Plan Radyasyonu’ diyorlar. Yani hala, elektrik gibi düşün poşete koyamıyorum yarım kilo veremiyorum. Bir hacim kaplamıyor, bir kütlesi yok. Ama hala enerji olarak bir vasfı var. Doğru değil mi? Mesela elektrik bazen bir kisveye giriyor abi, klimadan soğukluk veriyor bize. Doğru mu? Ama soğukluk elektriğin kendisi değildir. Bazen elektrik bir kisveye giriyor abi, bize sıcaklık veriyor ama sıcaklık elektrik demek değildir. Bazen bir kisveye giriyor bize aydınlık veriyor, ama aydınlık elektrik demek değildir. Yani ben taşla burdan bütün lambaları kırsam lambaya zarar veririm değil mi? Evet Elektriğe zarar verebilir miyim? Hayır. Allah’a da öyle zarar veremeyecekler işte. Çünkü kainatta gördüğümüz her şey Allah’ın bir aksi, timsali, esmasının bir tecellisi ama asla kendi değil… Konu nerelere gidiyor görüyor musunuz? Dikkat burada mı? Şimdi Hacı Abiler; yavaş yavaş konuya girmem lazım. Einstein diye bir abimiz var duydunuz mu? Bu arada tekrarlamak istiyorum. Kesif ne demek? -Katı, tesiri yok. Latif ne demek? -Şeffaf, tesiri var. Şu Dinozor’a ne demiştik? Kesif demiştik. Şu lazere ne demiştik? Latif, istediğimiz yere gönderebiliyoruz. Şimdi Einstein diye bir abimiz var. İzafiyet Teorisi’nde muazzam bir formül buluyor. Formülü: E=mc² Gözüküyor değil mi oradan? Şimdi bu ‘E’ dediği şey; enerji hani az önce elektriği söyledim ya, poşete koyamadım. Kütlesi yok, hacmi yok ama enerjisi var. ‘E’ dediğimiz şey aynı öyle bir enerji. ‘m’ dediğimiz bir kütle mesela; “Mehmet kaç kilo?” -75 kilo “Masa kaç kilo?” -Şu kadar kilo. Gibi bir kütlesi hacmi var. ‘c’ dediğimiz, ışık hızı. Yani formül şunu söylüyor abi, ışık hızı da 300.000 Km/Sn Şimdi ışık hızı sabit bir şeydir ve Einstein bu denkleme göre diyor ki: “Madem ışık hızı sabittir. Eğer bir şey ışık hızını geçebilirse enerji kütleye, kütle de enerjiye dönüşebilir” diyor yani böyle varsayımsal anlatıyorum. Yanlışlarım varsa kusuruma bakmayın. Mehmet, madde değil mi Kesif? Doğru mu abi? Mehmet ışık hızını geçerse enerjiye dönüşebilir ve bu duvarın arkasından geçebilir. Oturuyor mu biraz daha? Başta Mehmet’in kütlesi var, kesif halde doğru mu? Işık hızını geçince hangi hale döndüm; enerjiye yani latif hale. Latif hale dönünce de zaman ve mekan artık bana tesir edemez oldu. Şimdi biraz devam edeceğim. Bu Einstein’ın teorisinden anladık ki madde ve enerji birbirine dönüşebiliyor. Var mı buraya kadar sıkıntı? Şimdi Hacı Abiler, Kuantumda ‘Çift Yarık Deneyi’ diye bir şey yapıyorlar. Fatih abi konunun bağlandığı yere birazdan hayret edeceksin. Biraz sıkıyorum farkındayım, ama bana biraz tahammül edin, bakın çok güzel islami şeyler öğreneceğiz, inanın. Kuantumda ‘Çift Yarık Deneyi’ diye bir şey var. Genellikle atom üstü ve atom altı partiküllere izafiyet uyguluyorlar bunları da kuantum mekaniği ile ölçüyorlar. Şimdi kuantum mekaniğinin, ben size hikayesini anlatıyım. Öncelikle parçacık dediğim şey kesif şeylerdir. Tamam mı Ömer? Dalga dediğim şeylerde latif şeylerdir. Şimdi ben buradan, isim neydi kardeşim? Şeref buradan sana bunu atsam sadece sana gelir doğru mu? Çünkü bu parçacık, kesif. Değil mi kardeşim? Peki ışığı tutsam herkese gelir mi? Dalga olur çünkü bu latiftir. Anlaşılmayan bir şey var mı abi? Parçacıkta tek yere gider, latif olan dalgada da her yeri kapsar. Şimdi abi bu çift yarık deneyinde muazzam bir şey yapıyorlar. Şuraya bir duvar koyuyorlar. Herkes görebiliyor mu? Oradan görünüyor mu? Şimdi abiler buraya bir duvar koyuyorlar. Bu koydukları duvara önce bir tane yarık açıyorlar abi. Bak olayın ilginçliğine bak! Şuraya da yine duvar koyuyorlar, buraya bir tane yarık açıyorlar. Şimdi Fatih abi, şuradan 1 tane tabanca sıkıyorlar. Burada 1 tane yarık varsa karşıda 1 tane iz oluşur. Çünkü orada 1 delik var oradan sıkıyorsun, sıktığın yerin direk karşısına gider. Doğru mu? Tekrar söylüyorum. Kuantum mekaniğinde, çift yarık denen olayı anlatıyorum. Önce duvara bir yarık açıyorlar, karşıdan silahla sıkıyorlar, karşıda 1 yerde iz oluyor. Sıkıntı var mı buraya kadar? Daha sonra: “Abim benim ben sana iki yarık açıyım” diyorlar Yine tabancayla, hem bu yarıktan hem de bu yarıktan sıkıyorlar. Bu sefer karşıda iki tane bant oluşuyor. Normal değil mi bu da? Çünkü iki tane yarığımız var iki tane bant oluşur. Buraya kadar sıkıntı yok. Aynı deneyi bu sefer suyla yapıyorlar. Diyorlar ki: “İki yarık açıyım, suyu buradan veriyim.” Şimdi suyu verince su burada dalga dalga tepe noktasıyla çukur yerleri birbiriyle kesişir. Sadece iki yere gitmiyor, bir çok iz buluyorlar duvarda. Demek ki su hangi özelliği gösterdi? -Dalga Silah hangi özelliği gösterdi? -Parçacık. Bir daha soruyum: Silah hangi özelliği gösterdi? -Parçacık. Su hangi özelliği gösterdi? -Dalga. Şöyle düşünün Şeref, ben buradan el fenerinin tutsaydım eğer, yine duvarda iki yerde nokta göremezdin, böyle yayılmış görürdün. Çünkü dalga özelliği gösteriyor. Veli abi buraya kadar sorun yok değil mi? Şimdi abiler, adamlar “Ben aynı deneyi elektron tabancasıyla yapıyım” diyor. Eletron tabancası bulamadık bu fotoğrafı koyduk. Adamlar aynı deneyi elektron tabancasıyla yapıyor Veli abi bak birazdan olaylar kopacak. Bir tane yarık açıyorlar. Elektron tabancasıyla buraya 1 adet elektron gönderiyorlar. Karşıya gidiyor. Bir daha gönderiyorlar. Karşıya gidiyor. Bir daha gönderiyorlar. Karşıya gidiyor. Yani silahla sıkılanın aynı versiyonunu alıyorlar. Burada parçacık özelliği gösteriyor. Diyorlar ki: “Demek ki elektron parçacıktır.” Küçükken fizik dersinde böyle dönen bir şey görürdük değil mi? O dönen şeyi elinle tuttuğunu hayal et parçacık o değil mi? Dönüyor çünkü. Sonra aynı olayı çift yarıkla yapıyorlar. Bir elektron sıkıyorlar. Bir elektron burada aynı anda ayrılıp iki delikten birden geçiyor. Dalga özelliği göstermeye başlıyor. Az önce elektron kesifken, şimdi latif bir özellik gösteriyor. Bir elektronu atıyorlar, burada ayrışıyor iki delikten geçiyor, dalga oluşturuyor ve tekrar birleşiyor. Adamlar iki tane çizgi beklerken ikiden fazla bir dizi bant buluyorlar. Sıkıntı yok anlaşılıyor değil mi? Yani Yahya, birinci örnekte elektron parçacık özelliği gösterdi bildiğin kurşun gibi. Ama ikinci örnekte Şeref, elektronu bir tane atıyor, bir olan elektron burada aynı anda iki yerden geçiyor. Cümleye çok dikkat et! Aynı anda iki yerden geçerek dalga özelliği gösteriyor, latif bir hale giriyor! Diyorlar ki: “Lan bu elektron parçacık değil miydi? Normalde iki tane iz bırakması gerekirdi!” “Biz bu elektron tabancasının yanına bir ölçme cihazı koyalım, bu elektron neden böyle dalga özelliği gösterdi” diyorlar Ölçme cihazı konulduğunda sanki elektron bunu anlamış gibi iki yarık özelliği gösteriyor, tekrar parçacık halini alıyor. Bak çok ilginç bir şey anlatıyorum. Çok ilginç neden böyle olduğunu bulamamışlar ama bulamadıkları şeye İslamiyet bakın nasıl yaklaşacak şimdi! Şimdi baştan söyleyeyim Einstein diyordu ki: E=mc² Yani bir şey hem parçacığa dönüşebilir hem de enerjiye dönüşüp latif olabilir. Yani hem kesif olabilir, hem latif olabilir diyordu. Bu adamlar elektron tabancasıyla bunu denediler. Bir yarık açtılar baktılar ki bu kesif halde, “Haa bu elektron bizim gördüğümüz gibi demek ki dönen bir şey” dediler İki yarık açtılar dediler ki: “Bu parçacık değil dalga gibi hareket ediyor. O zaman bu elektron latif oldu” dediler Bak Şeref cümleye dikkat et! Bir tane elektron sıkıyorlar aynı anda ikisinden geçiyor! Bak cümleyi iyi anla! Bak çok ilginç! Ondan sonra ölçme cihazı koyuyorlar ölçme cihazı koyunca sanki elektron bunu anlamış gibi tekrar parçacık özelliği gösteriyor, iki tane delikten geçiyor. Şimdi buraya kadar sıkıntı var mı? Şimdi biz bu deneyde anladık ki; atom altı dünyasına inildikçe, kesif bir şey latif bir özellik gösterebiliyor mu? Gösterebiliyor. Şimdi bakın Hacı Abiler; insan bedeni nedir? Kesiftir. Allah razı olsun. Ruhum nedir Şeref? Latiftir. Mesela rüyadasın abi, bir bakıyorsun, normalde yatakta olman lazım ama ruhun misal alemine gitmiş. Büyümüşsün, küçülmüşsün. Yani ruh için zaman ve mekan var mı? Hayır yok. Bir örnek vereceğim, örneğim abes kaçarsa özür diliyorum. Rüya o kadar kuvvetli bir şeydir ki ergenlikteki bir kardeşin hormonu bile rüyada devreye girebilir. Bilmem anlatabildim mi? Örneğim için kusura bakmayın ama örnek olsun diye; hani “Rüya işte Mehmet” demeyin. Rüya ne kadar tesirliyse bir adamın uykudayken hormonunu bile devreye geçirebiliyor. Şimdi ben eğer Mehmet olarak, kul olarak, Allah’ın abdi olarak kesif olan bedenimi beslersem, semiz hale getirirsem imanla beslenmesi gereken ruhumu gıdasız, cılız bırakırsam Şeref, ben bildiğin maddeci bir adam olurum. Parayla, makamla, insanları aldatmakla huzur bulurum. Ruhum beden hapishanesinde mahkum gibi kalır. Ama eğer bedenimi cılız bırakıp ruhumu daha çok beslersem Bahtiyar, benim ruhum artık bedenime hükmeder, ve kesif olan bir Mehmet gitgide latif, letafetli bir özellik gösterir aynı az önce elektron tabancasındaki örnek gibi. Sual: Bursa Ulu Cami’de Somuncu Baba 3 kapıdan aynı anda nasıl çıktı? El-Cevap: Letafet ile çıktı… Nasıl oldu? Eyvallah. Az önce elektron kesifti, iki yarıktan tek bir elektron aynı anda geçip letafete erdi mi? Erdi. Şimdi İslam’da biz Velilerimizin, Evliyaullah’ın, bu tür halleri olduğuna iman ediyor muyuz? Ediyoruz. Cenab-ı Allah bunun nasıl olduğunu da yine fizik aleminde bırakmış, Somuncu Baba gibi zatlar, ruhunu bedeninden daha çok beslediğinden dolayı kesif olan bedenleri gitgide latif bir hale vardığından artık fizik kanunları o insanda geçmiyor. Zaman geçmiyor, mekan geçmiyor, yer çekimi geçmiyor kısıtlamalar geçmiyor ve Bursa Ulu Cami’nde Somuncu Baba fark edildiğinde aynı anda 3 kapıdan birden çıkıyor. Benim bu anlattığımı az önce kuantum da anlattı çift yarık deneyinde. Biz böyle söyleyince yobaz oluyoruz, kuantum söyleyince bilim oluyor. Burası üzücü işte! Anladın mı olayı? Sizden rica ediyorum makalelere, videolara bakın hani ben bu işin erbabı değilim eksiğim, kusurum varsa kusura bakmayın ama anlatmaya çalışıyoruz. Cibril (a.s), Efendimiz (s.a.v.) ile görüşürken abi Dıhye diye çok yakışıklı bir sahabenin kılığına giriyor. Duymuş muydunuz hiç? Dıhye diye bir sahabenin kılığına giriyor. Olaya bak şimdi; Cibril (a.s) normalde nuraniyet vasfına haiz doğru mu? Yani latifliği çok üst seviyede düşünün. Yani Estağfirullah bila teşbih, yanlış olabilirse kusura bakmayın benzetmelerim bir enerji gibi düşün. Ama Dünya’ya vazife için inmesi gerekirken, kesifleşmesi lazım bu gidişle Cibril (a.s) parçacık haline dönüşerek bu sefer Dıhye (r.a) kılığına giriyor. Yani latifken, kesif olup hem sahabelerin içinde bulunuyor, hem de Efendimiz(s.a.v)’e vahiy getiriyor. Nasıl olduğunu anladın mı? Çift yarık deneyinde elektron tabancasındaki olay, insanları şok etmezken, bizim İslam’ın içindeki olay genellikle algılara biraz uçucu geliyor. Neden? Çünkü İslam ile bilimi bağdaştırmıyoruz. Bir tanesi yani Kur’an’ı Kerim Cenab-ı Allah’ın Kelam sıfatından doğmuş bir kitap, şu Kainat Kitabına baktığında tekvini emirler mecmuasına baktığında Allah’ın başka isimlerinin tecellisi olan bir kitap görüyorsun. Demek ki iki kitabı birbiriyle birleştirdiğimizde muazzam bir idrak çıkıyor Şeref ortaya… Sıkıntı var mı burada? İsra Suresinin birinci ayetinde diyor ki: “Hz. Muhammed (s.a.v.) bir gecede Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şanı yücedir.” Ne kadar zamanda Ali? Bir gecede. Şimdi insan bu nasıl oluyor diyor? Şimdi Mescid-i Haram yani Hicaz bölgesi, Mescid-i Aksa Kudüs bölgesi. Mesafesi ne kadar abi? Bir gecede nasıl oradan oraya çıkabiliyor? İşte bu şekilde… Kesif bir haldeyken Efendimiz (s.a.v.)’in ruhu o kadar ulvi, o kadar yüce ki birden Allah’ın izni ve inayetiyle istediği bir şekilde bu cihette latif bir hal alabiliyor. Var mı buraya kadar sıkıntı? Devam ediyorum Veli abi hazır mıyız? Şimdi okuduğum bazı makalelerde Ömer, ‘Karanlık Madde’ diye bir şeyden bahsediyor. Yani buna karanlık demelerinin sebebi göremediklerinden yoksa kötü bir şey olduğundan dolayı değil! Mesela şuan kainat gitgide büyüyor mu küçülüyor mu? Büyüyor değil mi? Peki Şeref, bir şey büyüyorsa enerji girişi olmak zorunda mı? Zorunda. Kainata bakıp diyorlar ki: “Bu enerji girişi nasıl oluyor?” “Demek ki karanlık madde diye bir şey var bu kainata sürekli enerji girişi yapıyor” diyorlar Bu söylediklerimi bir kabul olarak algılamayın, bir birikimi aktarmaya çalışıyorum. “Karanlık madde diye bir şey var” diyorlar Mesela; kainatta biliyorsunuz Galaksilerin yıldızların birbirleriyle bir çekim kuvveti vardır değil mi? Hani bahsederler; m1 x m2/d² kütlelerin çarpımı bölü uzaklığın karesi diye. Değil mi? Şimdi kainatta hesap yapıyorlar bakıyorlar ki bu çekim kuvveti için yeterli değil! Bunların; yıldızların, galaksilerin dengesini sağlayacak bir enerjinin daha olması lazım diyorlar. Bu enerjiye de kara enerji diyorlar. Buraya kadar sıkıntı var mı? Yani kara; kötü manasında değil henüz görünmeyen bir enerji manasındadır. Şimdi Hicr Suresinde bir ayet geçiyor: “Cinleri de, dumansız ateşten yarattık.” Hicr/27 Dumansız ateş demek, görünmeyen bir ateş demek. Az önce bahsettiğimiz ‘karanlık enerji’ görünüyor muydu? Görünmüyordu… Bir varsayıma göre deniliyor ki: “İşte bu cinlerin yaratıldığı dumansız ateş var ya, bu o karanlık enerjidir.” Yani karanlık enerji demek, letafeti çok yüksek bir enerji çeşidi demek. Az önce anlattık değil mi letafeti? Onun çok yüksek bir enerji çeşidi demek. Bu varsayım şöyle devam ediyor. Tekrar söylüyorum Seyyidi abi, bu söylediklerim kabul değil varsayımdır! Hani insan masada dostuyla hasbihal eder ya öyle alın yani. Bu direk doğrudur gibi almayın. “Cinleri de, dumansız ateşten yarattık.” Derken bu dumansız ateşi o karanlık madde, karanlık enerji olarak addediyorlar. İşte; cinler eğer dumansız ateşten yaratılmışsa ve bu dumansız ateş bu karanlık madde ise bilim ilerledikçe bu karanlık madde manipüle edilirse hüküm altına alınırsa, demek ki bir insan cinleri de artık yönetebilir demek! Cinleri de artık yönetebilir demek! Ben bazen duydum, hiç şahit olmadım ama belki sizde duymuşsunuzdur. Derler ki abi: “Bazı istihbarat servisleri cinleri elinde tutup onları yönetip bu şekilde istihbarat sağlayabiliyor.” Diye bir cümle söylerler. Bak tekrar söylüyorum bunlar kabul değil yani doğru demek değil. Siz nasıl duyduğunuzu anlatıyorsanız, ben de bu cihette duyduğumu anlatıyorum. Peki soralım: “Bu zamana kadar cinler hiç yönetilebilmiş mi?” Soralım mı abi? Cinleri bırak Şeytan bile yönetilebilmiş. Bak şimdi; Neml Suresinde hani Belkıs’ tahtı olayını bilir misiniz abi? Belkıs’ın tahtı birden bir yere götürülüyor. Şöle geçer ayet-i kerimede: “Cinlerden bir ifrit, sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm.” Neml/39 Onu derken? Tahtı. “Cinlerden bir ifrit: ‘Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim’ dedi.” Neml/39 Demek ki cini kontrol edebilmişler mi Şeref? Peki Şeytan’ı kontrol edebilirler mi? Edebilirler, bak şimdi; Süleyman (a.s.)’ın cinleri ve şeytanları kontrol edebildiğini biliyorsunuzdur. Enbiya suresinde bir ayet geçiyor. Ayette diyor ki: “Denize dalarak, onun için cevherler çıkaran ve başka işlerde gören şeytanları yine onun emrine verdik.” Enbiya/82 (*”Onun için..” yani Süleyman a.s. için.) Kimin emrine? Süleyman (a.s)’ın. Demek ki az önceki tezimizde; desek ki: “Cinler ve İfrit dumansız ateşten yaratıldı, bu dumansız ateş dediğimiz karanlık enerjidir, demek ki Cenab-ı Allah bazı kullarına bu İfritleri yönetebilme yeteneği vermiş. Demek ki bu karanlık enerji denilen şey manipüle edilse, hüküm altına alınsa bir insanda cinleri yönetebilir.” Diye bir varsayım var. Yani bu doğru mu? Gördün mü? Öyle bir şey yok. Sadece bir varsayım bu. Yani %100 doğru olarak kabul etmeyin olur mu gardaşım? Bunlar varsayım ama, baktığınızda silsile silsile mantıklı gidiyor. Şimdi ben size Mülk suresindeki ayeti tekrar hatırlatarak, yavaş yavaş dersi bitiriyorum. Ayette diyordu ki: “Yaradan bilmez olur mu?” Neyi? İçindeki her şeyi. Neden? Çünkü Yaradan’ın esması kesif mi latif mi Veli abi? Latif. Eğer latifse Güneş’in ışığı gibi her yeri ihata eder mi? Kalbimi? Böğrümü? Yanımı? Ciğerimi? İşte Cenab-ı Allah her yeri ihata edebildiğinden dolayı şah damarımdan daha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” Kaf Suresi/16 Çünkü esması latiftir… Sana şah damarından yakın olan latif Allah dururken, kesif olan haram sevdalarda, haram yollarda medet ve umut arıyorsan da artık sana yazıklar olsun denir başka bir şey denmez… Şimdi bu ayeti tekrar okuyacağım: “Yaradan bilmez olur mu? O latiftir, habirdir.” Mülk/14 Habirdir, yani her şeyden haberdardır. “Latiftir”i herhalde anladık değil mi? Şimdi şöyle bir varsayım yapalım; Hacı Abi ben ismini unuttum ya? -Abdullah Şimdi Abdullah, evli misin? Çocuk var mı? -İki tane eyvallah Allah bağışlasın. Abdullah, o çocuğu kucağına alınca huzur buluyor musun? Buluyorsun. Abdullah, huzur latif bir şey midir kesif bir şey midir? Latif. Çocuğun latif mi kesif mi? Kesif. Kesif bir şey latif bir şey veremez. Demek ki sana o huzuru çocuğun veremez. Latif olan bir yaratıcı olmak zorunda! Yani Allah veriyor o huzuru kardeşim… Nasıl ağacın dallarıyla portakal veriyor, yoksa portakalın tadı o kuru dalda yoktur, senin çocuğunu da sebep kılarak kalbinde huzuru bizzat yaratan Allah’tır… O zaman huzurun kaynağı çocuğun mu Allah mı? Allah Abdullah böyle bazen insan mesela eski dönemlerde haram sevdalara düşer Murat. Bu haram sevdalara düştüğünde gerçekten bir ergen için çok zor bir durumdur, kendini mahveder abi yırtar, parçalar, deli eder kendini şimdi baktığında onun sevdiği haram sevda latif midir kesif midir? Kesiftir. Peki üzüntüsü kesif midir latif midir? Latiftir. Kesif bir şey latif bir şeyi haşa estağfirullah yaratamaz ki demek ki haram sevdası bile vesileyken, üzüntüyü de yaratan yalnız ve yalnız latif olan Allah’tır. Madem kainata böyle bakılırsa az önceki sorumuzu tekrarlayalım. Ben dertliyim arkadaş, derdimin dermanı kimde? Böyle bakılırsa derdinin dermanının çoluğunda çocuğunda, hanımında bulamazsın! Bunlar yalnız birer perdedir, esbaptır. Çünkü senin arzu ettiğin huzuru, üzüntünün gitmesini mutluluğunu an ve an yaratmak için letafet özelliğine sahip bir zat lazımdır. Yani Allah Azze ve Celle lazımdır. Son bir örnekle bitiriyorum. Çok sıktım mı? Abdullah yine seninle bir örnek yapsak olur mu? Abdullah, ben ağzı maskeli bir adamım. Elimde de çakıyı çıkardım. Örneğim abes olmaz inşaAllah. Hanımını da bu tarafa aldık Abdullah. Senin de önüne cam kapattık. Her yer karanlık sadece bizi görebiliyorsun Abdullah. Bak olayı bilmiyorsun ha. Ben neyim Abdullah? Ağzı maskeli, eli bıçaklı bir adam. Abdullah, birden 4 kişi geliyor hanımının elinden, ayağından tutup bir masaya yatırıyor kardeşim. Bak olayları bilmiyorsun. Ne hale gelirsin camın arka tarafında? Çıldırırsın değil mi? Camı kıracak gibi olursun. Camın arkasındasın ve 4 kişi birden hanımını masaya yatırıyor. Bir kişi de o esnada hanımının ağzını şöyle tutuyor, ve hanımının artık çırpınması da gidiyor. Ondan önce “Abdullah yardım et!” Diye bağıran hanımın artık bir şey de diyemiyor. Ve ben ağzı maskeli adam geliyorum Abdullah bıçağı çıkarıyorum, karının karnından bıçağı vuruyorum. Ne hissedersin camın arka tarafında? Öldürürsün kendini değil mi? Vura vura, beni böyle yaşatmayın diye yalvarırsın doğru mu? Abdullah birden ışıklar açıldı. Hanımının elini ayağını tutan 4 kişi hemşireymiş, ağzını tutan anestezi uzmanıymış, ben de cerrah doktorum. Karında kanser tümörü varmış, Karnını yarıp o kanseri alıp karını kurtaracağım. Şimdi senaryo nasıl oldu? Birincide karımı kesmeyin diye yalvardın doğru mu? İkincide ışık açıldı, karın kansermiş bu yüzden kesiyormuşum, “Doktor bey lütfen karımı kes sana 10 bin dolar vereceğim.” Der misin demez misin? Dersin değil mi? Demek ki olay ne burada? Bıçağı yemekte değil, bıçak kimin elinde! Kainatta başınızdan geçen her şey, yalnız ve yalnız latif olan Allah’ın elindeyse, ve sebepler bir perdeyse neye üzülüyorsunuz arkadaş siz? Allah rızası için El Fatiha…

HAYATINIZI DEĞİŞTİRECEK 28 DAKİKA – TAİF

bugün sizleri ders değil dert vermek için çağırdım, Halid Bin Velid der ki; “korkakların evi yıkılsın” der bizlerin ulaşacağı çok fazla gönül var ulaşacağı çok fazla yürek var kapı kapı dolaşmamız gereken çok fazla menzil var ama bizler rahatımız bozulur diye korkuyoruz adeta felçli tavuk gibi İslam uğruna hareket etmekten geri durar bir hale düşmüşüz şimdi bir gün hastanede felçli bir hasta yatarmış hastane yanmış birden hemşireler o korkuyla kaçıp giderken bütün odalara girip bağırmış! Çağırmış! ” hastane yanıyor görmüyor musun? Kalksana!! Kaçsana!” diye o felçli adamın odasına da girmiş bağırmış! “Kaçsana be adam hastane yanıyor! Görmüyor musun?” Görmez olur mu! O kaçması gerektiğini bilmez olur mu? ama felçli vücudu onu yerinden kaldırmıyor beyni kaçmalısın! diye sinyal veriyor ama elleri ayakları beli bacağı tamamen o sinyalleri reddediyor. Biz aynı böyle bir hale düşmüşüz ve bizi bu hale düşüren en ciddi sebep Korkularımız!!! Korkularımız!!! Rahatımız bozulur diye, istikbalimiz inkıta uğrar diye evimin rahatı huzuru bozulur diye bir Peygamberlik vazifesini eda etmekten gönüllere girmekten evlere ulaşmaktan korkar olduk Efendimiz(s.a.s) 6 çocuğunu elleriyle toprağa veriyor. ardından bi’setin 10. yılında hüzün yılı diye geçen Hz. Hatice validemizin ve amcası Ebu Talib’in öldüğü yıla denk geliyor. vefat ettiği yıla denk geliyor. ki o yıl müşrikler O’na tamamen taarruz ve hücum edecekler Efendimiz(s.a.s) acıları ve korkularına yenilip evinde hapis kalmıyor. Haşaa!! Zeyd Bin Haris’i alıyor yanına Nereye gidiyor? Taif’e gidiyor Ne için gidiyor? “İslamı mayalayabileceğim bir yurt bir yuva daha bulabilir miyim?” diye gidiyor şimdi biz bunları dinlerken Haşa! hikaye gibi dinlemeyeceğiz! Sizler evden bu sohbete İman dersine farz hükmünde olan İman meselelerini öğrenmenin dersine gelirken üşeniyor musunuz? sizi bu üşenmeye en büyük sebep koyan nedir? neyinizin korkuları? neyinizin endişeleridir? Efendimiz(s.a.s)’in başına bunca hal gelmiş hala Taif’e gidecek kuvveti nereden bulmuş? Bir gün Aişe validemiz; Efendimiz(s.a.s)’a sorar! Der ki; “Ya Muhammed; Senin Uhud’da Mubarek dişin kırıldı, başın kanadı, vücudundan kanlar aktı! Söylesene! Uhuddan daha zor bir gün yaşadın mı?” “Yaşamaz mıyım ya Aişe!” “Taifte medet için gittiğim akrabalarımca alay edildim! Kovuldum! beni küçük serseri çocuklara taşlattılar hayatımda bundan daha zor! bundan daha ağır! bir gün yaşamadım” der Aişe validemize Nübüvvetin yani Peygamberliğin 10. yılıdır, ve Peygamberliğin Sinan! 10. yılında, Efendimiz(s.a.s) hüzün yılı denen o yılı yaşar Noluyor hüzün yılında? O’nu sürekli koruyan ve kollayan Hatice validemizle Ebu Talip amcası vefat ediyorlar ve O’nu koruyan 2 tane gölge dayanak yok oluyor Mekkedeki müşrikler öyle bir hücum ediyor! Yücel abi, öyle bir hücum ediyor ki! artık bir ara İslamı tebliğ edemez bir hale geliyor Mekkede. Ne yapayım? Ne yapayım? Ne yapayım? diye dertleniyor! Düşünüyor Zeyt Bin Harise’yi alıyor yanına geleceğin ordu komutanı. İslamı mayalamak için Taif’e doğru gidiyor. Taif, Mekke’den 120 km mesafede ileride bir belde bağları bahçeleri ile meşhur bir belde. Taif beldesi.. “Yahu! Ben düşündüm dedim ki Taifte akrabalarımın yanına giderim diye düşünüyor Efendimiz(s.a.s), dayı oğulları Taifte. Sakif kabilesi.. Ama biliyor ki; o kadar zahmetli, o kadar sıkıntılı, o kadar arıza adam var, Yahu! Hz. Hamza’yı alsana yanına, Ya Hz. Ömer’i alsana yanına.. Öyle değil mi? Neden Zeyd Bin Harise’yi alıyor yanına? Diyor ki “Başıma bir hal, bir iş gelirse; bu davayı devam ettirecekleri arkada bırakayım.” diyor o cihette Zeyd Bin Harise’yi alıyor. Ömerleri, Ebubekirleri, Osmanları, Alileri, Hamzaları geride orada bırakıyor. Efendimiz(s.a.s) bir rivayete göre yürüyerek 120 km , Zeyd Bin Harise ile birlikte gizlice Taif’e gidiyor. Taifte Efendimiz(s.a.s)’in dayı oğulları var Sakif Kabilesinden.. O Sakif kabilesinin büyükleri ile oturuyor Efendimiz(s.a.s) 10 gün boyunca onları İslama davet ediyor “Gelin şu şirkin bataklığından, küfrün bataklığından kurtulun” diye onlara anlatıyor duruyor anlatıyor duruyor… Bırak Sakif kabilesinin Kemal! reddetmesini. Efendimiz(s.a.s)’e o kadar küstahça cümleler ediyorlar ki; duysanız ağzınız açık kalır. Bir yerde diyorlar ki; “Allah bula bula Peygamber seni mi buldu?” diyorlar.. Haşa!! Başka bir yerlerde diyorlar ki; “Allah göndere göndere Abdulmuttalib’in yetimini Peygamber mi gönderdi?” diyorlar.. Bak kıyasla Sabri abi! Hiç böyle hakaretlere mağruz kaldınız mı? Allah(c.c)’ı anlatabilmek için… Başka bir yerlerde diyorlar ki; o dönem için çok büyük bir yemin; “Sen Peygambersen bende Kabe’nin örtüsünün hırsızıyım” diyorlar.. Çok ağır bir yemin.. Çok ağır bir yemin… Sen İslamı anlatmaya gideceksin!! Ya bırak bunları!! Biz yanımızdaki adam ne der ? Ticaret yapamaz mıyız? diye anlatamayan adamlarız.. Allah aşkına.. Bir kıyaslayın ya! Bu Peygamber(s.a.s) bize örnek gelmedi mi ya? Sen kendini kiminle kıyaslayacaksın ya’ Bu olaylar böyle dururken.. Dükkan bırakamıyoruz dükkan!!! Taş yemek nerde!!! Efendimiz(s.a.s) Sakif kabilesinin büyüklerine diyor; “Bari sizden rica ediyorum, geldiğimi ve size anlattığımı hiç kimseye anlatmayın.” Dururlar mı? Küfür bataklığına, şirk bataklığına saplanmış adamlar anlatmadan durular mı? Durmuyorlar.. Efendimiz(s.a.s) dışarı çıkar çıkmaz o bölgedeki, Taifteki ne kadar serseri ve çocuk varsa.. Yücel abi anladın mı kimin olduğunu?? Kim var abi? Ve çocuk var…Şurdaki kardeşlerimi düşün! Bu kardeşlerim gibi çocuklar, 3,5 km Peygamber(a.s)’i taşlamışlar… 3,5 km taş yiyor.. Zeyd Bin Harise açıyor elini siper oluyor! Zeyd Bin Harise vücuduna gelen taşla acı çekmiyor! Gelmeyen ve Efendimiz(s.a.s)’e isabet eden taşlarla acı çekiyor.. “Nasıl ben bu taşa siper olamadım” diye.. yaşanılan hadiseye bak, birde uğraştığın rahatına bak!!! Efendimiz(s.a.s) 3,5 km’yi bitiremiyor. Ayakları kan revan içerisinde kalmış.. Birçok yerde birçok zaman oturmak zorunda kalıyor. O kışkırtılmış, ifal edilmiş serseriler ve çocuklar; alıyorlar ve zorla ayağa kaldırıyorlar , taşlamaya devam ediyorlar.. Taşla!! Allah(c.c)’ı anlatmak için ha Ahmet!!! Biz dışarda haramdan gözümüzü alamıyoruz, iş yerinden gelemiyoruz.. Sen bu dersi kıyaslamayacaksan dinleme!! sende nefsine kıyas yapacaksın, bende yapacağım ben kıyas yapıyorum, işin içinden çıkamıyorum. 3,5 km hiç dayı oğullarınız tarafından taşlatıldınız mı yaa?? Nefes alamaz hale geliyor, nefes alamaz!! Taifte bir üzüm bahçesi buluyor hemen kendini o üzüm bahçesine atıyor Efendimiz(a.s). Zeyd Bin Harise ile birlikte Bir nefes alayım diye üzüm bahçesine atıyor kendisini 3,5 km… 3,5 ayakları kan revan içerisinde 3,5 sen enden gelmeye üşeniyorsun! evden gelmeye!! İman dersi dinlemeye üşeniyorsun 3,5 km elini açıyor bir münecatta bulunuyor; diyor ki; “Allah’ım güçsüz kaldığımı çaremin tükendiğini insanların beni hor gördüğünü sana şikayet ediyorum.. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi; Sen gerçekten merhamet edensin.. Beni kime bıraktın? Beni bir yabancının eline mi bıraktın? Yoksa bana zulmedek bir düşmanın eline mi saldın? Ey Allah’ım Allah’ım!! Senden bana bir gazap gelmesin de!! Ben bu başıma gelenlere razıyım.. yine de Sen bana afiyet verir, bu dertlerden beni kurtarırsan.. bunu da hoş karşılarım.. Ey Rabbim ! görevimi yapamadım diye senden bana bir gazap inecek başıma bir felaket gelecek olursa Ben yine Sen’in dünyayı ve ahireti aydınlatan Yüzünün nuruna sığınırım… Beni himaye edecek Sensin Allah’ım, Sen bu görüntüden hoşnut isen Benim hiçbir şikayetim yok.. zaten Senden başka hiçbir güç ve kuvveetim de yoktur Allah’ım….” Ettiği münacatta hala başkalarına beddua etmiyor. Kendi nefsinden başka hiçbir şeyi şikayet etmiyor. Biz başımıza ufacık bir iş gelse Allah’ın imtihan için yarattığı senin ne kadar samimi olduğunu ortaya çıkarabilecek bir olay bir imtihan gelse orada bile bütün suçları dışarı atarken; nefsinden başka şikayet ettiği hiç kimse ve hiçbir şey yok Efendimiz (a.s)’ın. Üzüm bahçesine, bir üzüm bağına sığınıyor. Üzüm bağının sahipleri; Utbe bin Rabia, Şeybe bin Rabia. Bu iki ismi unutmayın. Ebu Cehil meşrebinden Utbe ve Şeybe isminde iki tane herif. Alçak herif ! Bunlar önce bakıyor haline ve Efendimiz (a.s)’ın haline başta üzülüyorlar. Addas isminde bir köleleri var. Kölelerinin eliyle bir kase üzüm gönderiyorlar gitsin de üzüm yesin diye. Efendimiz (a.s) köle Addas’ın elinden üzümü alıyor, ağzına atıyor ve ağzına atarken “Bismillah” diyor. Köle Addas diyor ki: “Allahallah bu nasıl bir söz ! Daha önce hayatımda hiç duymadım böyle bir söz.” diyor. “Ey Addas sen nerelisin?” diyor. “Ben ninovalıyım” diyor. “Aaa desene sen Yunus bin Metta’nın hemşerisisin” diyor. Addas şaşırıyor, “Sen Yunus bin Metta’yı nerden biliyorsun?” diyor Efendimiz (a.s)’a. “Yunus bin Metta da bir peygamberdir ve diğer peygamberler gibi benim kardeşimdir” diyor. Addas yapışıyor, Efendimiz (a.s)’ın elini ayağını öpmeye başlıyor. Sahiplerinin yani Utbe ve Şeybe’nin yanına dönünce Utbe ve Şeybe yüzüne tükürüyor Addas’ın, sen ne rezil bir adam ne bedbaht bir kölesin nasıl olur da böyle bir adamın eline ve ayağına yapışırsın diye tükürüp hakaretler ediyorlar Addas’a. Addas diyor ki “Vallahi ben yeryüzünde bundan daha hayırlı bir adam görmedim” diyor. Addas iman ediyor. Şimdi Taif’e gittiğinizde bir mescit göreceksiniz Addas mescidi diye. O kölenin isminde mescit var şu an Addas diye. Efendimiz (a.s)’ın uğraşları netice bulmuş mu? Bulmuş değil mi ? Efendimiz (a.s) soluklanacak ufacık bir zaman bulunca o üzüm bağından üzüm bahçesinden kalkıyor. Kalkmadan önce Utbe ve Şeybe’yi de anlatayım size. Kim bu Utbe ve Şeybe? Hatırlar mısınız? Mekke’de Efendimiz (a.s) kabenin yanında namaz kılıyor, namaz kıldıktan sonra elini açıyor “Ümmetim ümmetim” diye dua ediyor ve yine namaza duruyor. O esnada küfrün karanlığında boğulmuş Ebu Cehil rahat duramıyor, yanındaki 5-6 kişiyi kışkırtıyor “Ne yapalım, Ne yapalım ?” diye… ve Efendimiz (a.s) namaz kılarken üstüne deve işkembesi bırakıyorlar. İşte o 6 kişiden 2 tanesi Utbe ve Şeybe’dir. O üzüm bağının sahibi 2 kardeş. Onlar Efendimiz (a.s)’ın üzerine deve işkembesi bırakıyor ve köşeye geçmiş kahkahalarla gülüp eğleniyorlar. O esnada Efendimiz (a.s)’ın kızı Fatıma koşarak “Babacığım babacığım!” diye ağlıyor Efendimiz (a.s)’ın yanına gidiyor ve hala onun mübarek yüzünden damlayan deve işkembesini silmeye çalışıyor. Efendimiz (a.s)’ın ettiği tek cümle var: “Ya Fatıma endişelenme! Allah (c.c) babanı zayi etmeyecektir.” Yolumuz onun yoluysa; çizgimiz onun çizgisiyse, attığımız adımlar Şeriat-ı Garra-yı Muhammediye ise, bizler de endişe etmemize gerek yok Allah (c.c) O’nun yol ve istikametinde gideni asla zayi etmeyecektir. Ayağa kalkınca elini açıyor, O 6 kişiye 3 kez beddua ediyor ve diyor ki “Bu altısı tam şuralarda ölecektir.” diyor. Altısı birden Ebu Cehil dahil tam gösterdikleri yerde Bedir’de öldürülüyorlar. Efendimiz (a.s)’ın zatını bir bulut takip ediyor böyle üstünden. Bir bakıyor bulutun içinden Cebrail (a.s) çıkıyor: “Ya Muhammed! Rabbin başına gelenleri gördü ve sana bu dağ meleğini gönderdi, eğer istersen eğer bir işaret verirsen iki dağı birden Taiflilerin üzerine paramparça edecek bu dağ meleği.” Taifte başına o kadar iş gelen Efendimiz (a.s); taş yiyor, hakaret işitiyor, korkmuyor… bu olaydan korkuyor. “İstemem” diyor. “İstemem, Onlara bunu yapmayın. İsterim ki ilerde onların içinden İslamı yaşayabilecek bir nesil çıkar. Ben onların içinden İslamı yaşayacak bir neslin sümbüllenmesini isterim.” diyor. Böyle bir şefkat böyle bir mülayemet hayatınızda gördünüz mü? Şahit oldunuz mu? Tanık oldunuz mu? Bizler; son asrın çocukları! twitter’dan bir açık bulup karşıdakini tekfir etmeye uğraşan adamlar.. böyle bir şefkati nasıl anlayacağız? Nasıl anlayacağız? Böyle bir mülayemeti nasıl anlayacağız? Bu şefkat bu merhamet varya demiri eritir demiri! Buzulları eritir tuz buz eder. Su yapar, ırmak yapar, yüreğin ateşiyle ısıtır. Tebahhur eder, bulut eder, rahmet olarak tekrar bize yağdırır..Muhammed Mustafa (a.s) böyle bir zattır. Kardeşinin en ufak açığıyla onu gömmeye çalışan bizlere bak bir de örnek almaya çalıştığımız Efendimiz (a.s)’a bak. “İstemem” diyor. “Ya o kavimden bir kişi iman ederse nasıl olacak?” diyor. “İstemem” diyor. Efendimiz (a.s)’ın o mübarek duaları kabul oluyor. Taif şu an bir İslam bölgesi ve orada Mescid-i Addas dediğimiz Köle Addas’ın mescidi dahi var. Taif’te yaşanılan o zahmetli sıkıntılardan sonra Efendimiz (a.s)’a iki büyük müjde iki büyük sürpriz geliyor. Birincisi nedir? Ne oluyor? Miraç hadisesi oluyor. Ne demek Miraç? Miraç yükselmek demek. Demek ki şöyle bir Adetullah var. Adetullah odur ki; Taif’ten sonra Miraç gelir. Yani Taif’te taşlanmayana Miraç yoktur. İkinci büyük müjde nedir? Efendimiz (a.s) neden Taif’e gelmişti? Çünkü Mekke’de İslamı mayalayabileceği bir diyar bulamadığından Taif’e gelmişti. Peki Taif’te zahiren o an başarabildi mi bunu? O an için başaramadı, çok kısa bir süre sonra Allah (c.c) nerenin kapısını açtı? Yesrib’in kapısını açtı. Yesrib şimdi ne oldu? Medine oldu. Bir İslam yurdu oldu. Demek ki Allah (c.c), bir kapı kapar ise hiç beklemediğin bin tane kapıyı açıyor, seni oralardan mutlu mesut ediyor. Şimdi kendimizi bir kıyaslayalım. Ama Harbi Kemal! Delikanlıca kıyaslayalım. Böyle harbi harbi kıyaslayalım. Yani çizgi film izler gibi kıyaslamayalım. Hiç İslamı anlatmak uğruna bir hakaret yediniz mi? Size birileri bir yumruk attı mı? Sizin o kıymetli bedenleriniz Efendimiz (a.s)’ın mübarek bedeninden daha mı kıymetli? Hiç 10 gün boyunca aralıksız moraliniz bozuldu mu neden anlamıyorlar neden anlatamıyorum diye ? Sizin moraliniz Efendimiz (a.s)’ın mübarek moralinden daha mı kıymetli? Sevr sultanlığı oluyor taşlardan kendisine yastık yapıyor, gökyüzünü döşek yapıyor. Sizin bizim evlerimiz, uykumuz O’nun rahatından daha mı kıymetli? Taif’te yürürken sağdan taşlıyorlar, soldan taşlıyorlar, önden arkadan taşlıyorlar. Dizlerinin altı ayakları komple kan oluyor, Zeyd bin Harise önünde siper oluyor. Sen hiç İslam uğruna bir taş yemeyi göze aldın mı acaba? Dayıoğulların tarafından taşlatıldın mı hiç acaba? Sen mahallede yürürken, -insanın düşünse aklına gelmeyecek bir imtihan- mahallenin çocukları tarafından taşlanılabilecek kadar hiçbir imtihana maruz kaldın mı acaba? Kalamayız. Biz korkularımızın, rahatımızın esiriyiz. Rahatımız elimizden gidecek diye korkuyoruz. Patronla aramız bozulacak diye korkuyoruz. Gelecek endişesinden istikbalimiz inkıtaa uğrar diye korkuyoruz. Allah (c.c) sana bir makam nasip ediyor. Eğer bir olan Allah’a iman ediyorsan o makamı veren de Allah’tır. Bulutu kim gönderdi? Allah. Yağmuru kim gönderdi? Allah Makamı kim verdi? “Ya biraz çabalayıp dayıoğlu lazım” diyorsun ha? Nasıl Tevhid bu? Nasıl iman bu? Tam Allah (c.c) sana bir makam verdiğinde İslam için faydalı olacak o imzayı atman gerekirken atamıyor kendini geri çekiyorsan, sen de o korku virüsünün esiri olmuşsun. Neden korkuyorsun? İki laf iki taş yemekten mi korkuyorsun? Sen Taif’te taş yemiş bir peygamberin ümmeti değil misin? Yeri geldiğinde Taif’te taş yemek de sünnet değil mi acaba? Biz korkularımızın esiriyiz. Elimizden rahatımızı, ekmeğimizi alırlar diye Rezzak olarak iman ettiklerimizden korkuyoruz. Halid bin Velid diyor ki: “Korkakların evi yıkılsın” diyor. Ben Risale-i Nur tefsirini her gün okuyorum. Okumamın en büyük sebeplerinden bir tanesi Efendimiz (a.s)’ın hayatında neye denk gelmişsem Risale-i Nur’da da benzer bir hikayeye mutlaka denk geliyorum. Said Nursi Hazretleri aynı şekilde bir taşlanma vakası yaşıyor ve vakanın durumuna bak; Önce bir hadis-i şerifle başlıyor, Risale-i Nur’da diyor ki “Eşeddül belâ âlel enbiya sümmel evliya fel emsel fel emsel” Yani “Belanın en şiddetlisi önce peygamberlere sonra evliyalara sonra da mertebesine göre diğer insanlara gelir” sırrıyla enbiyanın varisi olanların türlü türlü belalara uğramaları hikmet-i İlahiye iktizasından olmasıyla, o zümre-i mübareke gibi Üstadımız dahi nice belalara hedef olmuştur. Hatta Kastamonu’ya ilk teşrif ettikleri zaman. Üstad hazretleri Kastamonu’ya götürülüyor, 8yıl boyunca Kastamonu’da yeri geldiğinde hücrede yeri geldiğinde karakolun karşısında göz hapsinde tutuluyor Üstad hazretleri. Tam Kastamonu’ya ilk geldiği yıllarda aşağıda camiye gidiyor namaz kılacağım diye.. Tam camiye gittiğinde abdest alacakken Kastamonu’daki serserileri ve küçük çocukları kışkırtıyorlar, Üstad’a taş attırıyorlar. Şimdi bir insana İslam için bir imtihana nasıl gireceksin desek, her şeyi hesaplar, ama çocuklardan taş yemeyi hesaplayabilir mi? Bu hesaplanacak bir şey değil. Sen imanı için uğraştığın çocuklardan taş yiyorsun. bunu nasıl hesaplayabileceksin? ve Üstad işin devamında diyor ki “O çocuklar Yasin suresinde anlamadığım bir ayetin keşfine sebep olduklarından dolayı ben onların duacısıyım.” diyor. Hatta Kastamonu’ya ilk teşrif ettikleri zaman çocuklar, bir bedbaht şaki tarafından teşvik edilip abdest almak için çeşmeye çıktıkları vakit taş atmışlar…Kime taş atıyorlar? Üstad Hazretlerine. Fakat, Üstadımız daima gördüğü eza ve cefalara ulü’i-azmane sabır ve tahammül eder. Hem safa-i sadre ve selamet-i kalbe malik olduklarından sürekli kendini Allah(c.c)’ın huzurunda bildiğinden ve öyle muamele ettiğinden o çocuklara dahi hiddet etmeyip buyurdular ki: “Bunlar -yani bu taş atan çocuklar- Sure-i Yasin’den mühim bir ayetin (13. ile 27. ayet) nüktesini keşfime sebep oldular” diye, onlara dua ederlerdi. Şuradaki adam bize omuz atsa kafasını koparır eline veririz. Üstad hazretleri taş yiyor, hala ne yapıyor? Dua ediyor.Niye? Çünkü bir gündemi, çünkü bir davası var. “O taşlarla ben Yasin suresini keşfettim ya bu çocuklara dua ettim.” diyor. Onların gidip başını okşuyor ve çocuklar kısa bir süre sonra biraz büyüdüklerinde her gün gelip aralıksız Üstad’ın elini öpüyorlar. Aynı merhamet nerede tecelli etmiş gördün mü? Aynı olay ve vaka nerede tecelli etmiş gördün mü? Peki aynı olayların kitaplarını okuyarak sen başına neyin gelmesini bekliyorsun? Aynı olayları yaşayacağız. Neden aynı olayları yaşayacağız biliyor musunuz? Arkadaki abiye verebilir misin? Sakallı, gözlüklü, yakışıklı kullanmadığı için Allah (c.c) saçlarını almış o abiye…Abi isim neydi? -Rıdvan. Rıdvan abi nereden geldiniz? -Konya’dan geldik. Hoşgelmişsiniz. Abi neden aynı dertleri yaşamak zorundayız bir tahminin var mı Rıdvan abi? -Allah’ın rızasını ve cenneti kazanabilmek için. Bak zorundayız diyorsam demek bir Nas olması lazım doğru mu? Yani bir ayette geçmesi lazım doğru mu Rıdvan abi? Peki hangi ayet bir tahmin var mı Rıdvan abi? Bakara 214. ayet desem biraz çağrıştırır mı? Siz bildiniz mi abi? Bir şeyler canlandı mı kafanda? Niye aynı dertleri yaşamak zorundayız? -“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” Çok güzel. İşte bu ayet abi, Bakara 214. Allah razı olsun. Bakara 214. ayette bizim bütün korkularımıza karşılık diyor ki: “Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” Ayeti görüyor musun? “Peygamber ve onunla beraber mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman? diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah (c.c)’ın yardımı pek yakındır.” Bu ayette ne diyor biliyor musun? Hayatınızda korktuğunuz ne varsa köşeye alın diyor. Bütün korkulardan daha ciddi ve daha büyük bir korkuyla gelin kıyaslayın, diyor. Rıdvan abi yine senle birlikte gidebilir miyiz? Şimdi bu dünyada her şeyin bir istisnası hemen hemen var. Arabada 300 km hızla gidip kaza yapıp yaşayan bir istisna vardır değil mi? Vardır abi, ben araştırdım, var. Peki kafasına silah yiyip yaşayan bir istisna var mı? İbrahim Tatlıses. Hatırlasana! Hiç magazin de mi takip etmiyorsun? Onun da istisnası var. Peki iflas etmiş, sıfırı görmüş çok kısa sürede daha ciddi zengin olmuş bir istisna var mıdır? Vardır değil mi? Peki kanser olmuş, vücudunun her yerine metastaz yapmış daha sonra kanserden kurtulup senden benden sağlıklı yaşamış bir istisna var mıdır? Vardır. Hayatında en sevdiklerini kaybetmiş ama ondan sonra daha mutlu bir hayat yaşamış, belki imana tabi olmuş bir istisna var mıdır? Vardır. Peki imansız olup cennete gidebilen bir istisna var mıdır abi? Yoktur. Dünyada her şeyin alternatifi var kardeş! Hepsinin istisnası var. Ama imanı kaybettiğinde ikinci bir istisnası ve alternatifi yoksa sizden öncekilerin başına gelenler senin benim başıma gelmeden, onların dertlerine benzer bir dert senin hayatına sirayet etmeden aynı dert gece senin de uykunu kaçırmadan cennete girmek yok. Nasıl yapacağız bu işi? Her şeyin istisnası varken bunun istisnası yok. Bizler korkuların esiri olmuşuz ve bilmiyoruz ki bizim korkularımızı tek suistimal etmeyecek zat Allah azze ve celledir. Kim ki Allah (c.c)’ın mehabetinden, Ondan duyduğu haşyet ve korkudan dolayı bütün ağyarı elinin tersiyle itiyorsa, işte esas ve gerçek şekilde hürriyetini eline almış insanlar onlardır. Allah azze ve celle bizi bu korkularla sabredenlerle sabretmeyenleri ayırmak için imtihan edecek. Hani köy çocukluğu var mı sende Rıdvan abi? Harman yerinde böyle vururlar, havaya atarlar rüzgar varken. Niye? Sap saman uçsun, içi dolu taneler yere düşsün diye değil mi? Biz de sürekli böyle eleklerden elene elene imtihan olacağız. Neden? Allah (c.c) sabredenle sabretmeyeni görecek ve ayırt edecek. Bizden öncekilerin yaşadıkları benzer sıkıntıları hangimiz hayatımızda Allah (c.c) için kaldırabileceğiz? Bunları görecek. Nuh (a.s)’ı düşün, İsa (a.s)’ı düşün… Zekeriyya (a.s)’ı ikiye kesmişler, Yahya (a.s)’ı şehit etmişler. Sahabelerin başına gelmeyen hiçbir şey kalmamış. Senin ve benim hayatımda, bizzat senin ve bizzat benim hayatımda onların dert ve sıkıntılarına benzeyen dert ve sıkıntılar yoksa bu ayete göre nasıl cennete gitmeyi hayal ediyoruz? Yunus Emre diyor ki: “Bu yol uzaktır, menzili çoktur, geçidi yoktur derin sular var.” diyor. Yol uzak diye geçidi yok diye menzili çok diye uçurumlar var diye, bu hakikatleri duyduktan sonra duymamış gibi davrananlar, bildikten sonra bilmemiş gibi davrananlar, dünyevi korkulardan dolayı ayağını geriye atıp geri adım atıp dönenler, nereden dönerse dönsün “dönek” diye yazılacaktır. Allah (c.c) böyle istiyor. Taif’te taş yemezsen Ben sana Miraç’ı göstermeyeceğim diyor. Ahir zamandayız abi ve dönem korku çağı. İnsan işsiz kalmaktan korkuyor, eşsiz kalmaktan korkuyor, kendi nefsimi ve hazlarımı tatmin edemem diye korkuyor. Etraftakiler ne der, ya benle arkadaşlık etmezse diye korkuyor. Ya benim müslüman kimliğimi ve tebliğ mücadelemi görüp benle ticaret etmezlerse diye korkuyor. Bir Allah (c.c)’tan korkmayan, etrafı ilah edip binler ilahtan korkuyor. Ve Halid bin Velid bunlara karşı diyor ki: “Korkakların evi yıkılsın!” diyor. Korkaklıkta ar, ilerlemekte şeref ve itibar var. İnsan korkmakla kaderin önüne geçemez.


İngilizce

Today i didn’t call you to give a lesson, i called you to give trouble Halid Bin Velid says; “Let the houses of the cowards collapse” There are lots of hearts… to reach for us There are lots of stations that… we must go But we are afraid of to disturb our comforts We’re standing at the back side… …for Islam… …just like a paralytic chicken… …without any movements… So, one day there was a paralytic patient in the hospital… …and suddenly the hospital burned When the nurses running away fearfully They were entering to all the rooms and shouting like “run, the hospital is burning!.. …don’t you see?! Stand up!… run away!!!” They also entered to that paralytic patients room and shouted… …” Oh man run away the hospital is burning!… …don’t you see?!” Of course he sees it. How can’t he know to run away?! but his body is paralytic it can’t make him… … to stand His brain gives signals like;… …”you have to run!” But his hands, feet… …back and leg… completely refuses those signals We’re in a situation just like this… …and the most serious reason why we are like this is… our fears!!! our fears!!! Just not to disturb our comforts… …just not to obstruct our future… …just not to deteriorate the comfort and the peace of our houses… …we got scared… …to do such a Prophetic mission… … to enter into the hearts… … to reach to the houses Our Prophet (pbuh) burries… …his own 6 children… …and then… The 10th year of Bi’sed, it’s the year of sadness It’s the year of which our mother Saint Hatice’s… …and his uncle… …Ebu Talip’s.. …died… …passed away… …so the polytheists had chance to attack and assault him Our Prophet (pbuh) didn’t stuck himself… … in his house because of his… …sadness and fear. Never! Zeyd Bin Haris takes him with him. Where is he going? He’s going to Taif For what is he going? He is going for to find… …a nest, a house to spread… …the Islam Now… …when we’re listening these… …we won’t listen like… we’re listening a story! Do you feel lazy when you’re coming… …to the faith lesson… … to the lesson to learn the immanent faith? What is the biggest reason to make you lazy? What kind of fear? What kind of worry? Where did our Prophet (pbuh) find the power to go to Taif when… he had such problems like these? One day our mother Aişe asks to… …our Prophet (pbuh) ! She says;… …Oh Mohammed… … your sacred tooth got broken at the Uhud… …your head got bleed… …blood flowed from your body! Tell me! Did you have a harder day than Uhud? “Of course i had Aişe!… …In Taif… …where i went for help… …from my relatives… …they made fun of me! I got fired! They made the punk kids throw stones to me… …in my life, i have never lived harder… …and more difficult day than this”… …said to our Mother Aişe It’s the 10th year of the Propherhood… …and at the 10th year of the Prophethood Our Prophet (pbuh) lives … …the year which called… …the year of sadness What happened in sadness year? Our mother Hatice who protected him all the time… … his uncle Ebu Talip.. …are passing away. And 2 shadows which protects him are disappearing The polytheists in Mekka attacking him! Yücel bro, it is such an attack! Sometime he even can’t notify Islam in Mekka He gets into a trouble and thinks like “what should i do? what should i do? what should i do?” He takes Zeyd Bin Harise by him… …he is the commander of the future army They’re going to Taif to spread the Islam Taif is a town which is 120 km far from Mekka… …it’s famous with its vineyards and gardens The town of Taif Our Prophet (pbuh) thinks like “I can go to… my relatives in Taif… …the sons of His uncle are in Taif. The tribe of Sakif But he knows that there are lots of tough, troubled, bad people out there Just take Saint Hamza with you, take Saint Omar with you… …right? Why are you taking Zeyd Bin Harise with you? He says; “If i live something bad here, i leave the people behind… …who can keep the case on. That’s why he takes Zeyd Bin Harise He leaves Omar, Ebubekir, Osman, Ali, Hamza behind According to a rumor our Prophet (pbuh)… … he’s going 120 km with Zeyd Bin Harise… …on foot to Taif In Taif, there are the sons of our Prophet”s (pbuh) uncle The Sakif tribe Our Prophet (pbuh) is sitting with the greats of that tribe He is inviting them to Islam for 10 days “Come and get rid of from that bog of shirk… …and the bog of denying” He keeps to explain them all the time Kemal, never mind about the refusing of the tribe of Sakif… …they say something very arrogant to our Prophet (pbuh);… …if you hear what they say, you would be shocked… Some of them say; “So, did Allah send you as a Prophet huh?! (despise)” Far from it!!! Some of them say;… …”So, God sent the orphan of Abdulmuttalip as Prophet ?! ” (despise) Brother Sabri compare yourself! Did someone ever tell you such insults like these? To explain the Allah (c.c)… Some of them say, it’s a very big oath for that period;… …”If you’re the Prophet then i’m the thief of the curtain of the Kaaba!” It’s a very big oath. It’s very heavy oath. You will go to explain the Islam… Oh come one!! For God’s sake… We’re the men who can’t explain just because we have doubts… …to don’t know what people would think about us! To afraid of to can’t make the trade Just compare yourselves! Didn’t the Prophet (pbuh) come as an example for us?! With who would you compare yourself when we have… …situations like that?! We can’t even leave our workplaces!!! Don’t tell me about eating stone… Our Master (pbuh) says to the greats of the Sakif Tribe; “I’m asking you to not tell anybody that i came here and the things i explained to you” Would they stop?! They are the men who stucked in the bog of deny and the bog of shirk… …would they stop without telling anybody?! They don’t. When our Master (pbuh) goes out… …the all punk kids over that area… Brother Yücel did understand who are they? Who are they bro? They are kids… Just think about my brothers over here! The kids just like my these brothers, they are throwing stones for 3,5 km to our Prophet (pbuh)… He’s getting stones for 3,5 km… Zeyd Bin Harise opens his arms to be a shield to Him Zeyd Bin Harise doesn’t suffer because of these stones He suffers because of the stones that our Prophet (pbuh) gets, because of he can’t prevent them “How couldn’t i prevent these stones” he says. Look at the event… … and look at the comfort that you’re trying to handle Our Prophet (pbuh) can’t finish 3,5 km His feet are all over in blood He had to sit somewhere… …too many times Those provoked punks and kids;… …taking him making him to stand…. …and continue to stoning him Ahmet, to explain the Allah (c.c) !!! We can’t even take our eyes on the haram (the forbidden things in religion)… …we can’t come from the work If you don’t compare yourself, don’t listen this lesson You and i will compare for our nafses I’m comparing but i can’t find a solution… …have you ever stoned by the sons of your uncle for 3,5 km?! He (pbuh) can’t even breath, can’t breath!!! He find a grape garden in Taif… …He immediately gets into that grape garden…. with Zeyd Bin Harise Just to breath he gets into that grape garden. 3,5 km… 3,5…. His feet are all over in blood You’re lazy to come from home! From home!!! You are lazy to listen faith lesson 3,5 km He (pbuh) opens his hands… …and he has a invocation… …he says;… …”My Allah… …I’m complaining about … …my remedy is exhausted… …and that people… …despise me… …Oh the most merciful of …those who have mercy;… …You are truly merciful… …Who did You leave me with?… …Did You leave me to a foreigner?… …Or did you leave to the one who is an enemy to me?… …Oh my Allah… …My Allah!!!… …Don’t get me a wrath from you… …I accept the things happened to me… …but even so if You give me welfare… …and save me from these problems… …I would take it kindly too… …Oh my Lord !… … I would still take refuge in the light of Your Face,…. … which illuminates the world and the hereafter… …If a wrath will come from You because … …I couldn’t do my mission… …My Allah, You’re the One who will protect me… …if You pleased to that image… …I have no complaining… …My Allah, I have no power and strength … but You…” The invocation that He has, he still doesn’t curse He complains about nothing… …but his nafs Even when we have a very insignificant thing… …we’re blaming something else … …like when Allah created something… … for an exam that will… … find out how sincere we are. But He has nothing and nobody to complain about… but His nafs! Our Propthet’s (pbuh)… …He takes shelter in a grape garden, a vineyard. The owner of the vineyard; Utbe bin Rabia, Şeybe bin Rabia. Don’t forget these two names Two men called Utbe and Şeybe just like Ebu Cehil Scoundrel men! They get sad at the first when they look at to our Master (pbuh) They have a slave called “Addas” They send a bowl of grape with their slave… …to make Him to eat the grape. Our Master (pbuh)… …takes the grape from the slave Abbas and eats it… …and before He eats it, he says “Bismillah”. The slave Addas says;… “For God’s sake, what kind of word is it?! I haven’t heard it before… …in my entire life” “Oh Addas where are you from?” He (pbuh) says. “I’m from Ninova” says Abbas. “Oh why don’t you just just say… …fellow townsman with Yunus bin Metta” He (pbuh) says. Addas gets surprised. He says “how do you know Yunus bin Metta?” Our Prophet (pbuh) says;… “Yunus bin Metta is also a Prophet and just like… …the other Prophets, he’s also my brother.” Addas holds Him and starts to kiss… …our Prophet (pbuh) hand and foot When he returns to his owners Utbe and Şeybe… …they spit on Addas’s face… “how contemptible, unfortunate slave you are… …how can you kiss that Man’s hand?!”… …and they insult him Addas says “I swear to God, i have never seen a person such a good Man like this before” That moment, Addas believes him. Now, when you go to Taif, you will see Mosque… …called “Addas Mosque” There is a mosque with the name of that slave Abbas The struggle that our Prophet (pbuh) had, had an result right? When our Prophet (pbuh) finds a time to breath… …he leaves from that vineyard Before He leaves there, let me explain to you Utbe and Şeybe Who are Utbe and Şeybe? Do you remember? Our Prophet (pbuh)… …He prays beside the Kaaba, after praying… …He opens His hands and prays like “my ummah, my ummah” and starts to pray again. During this time… …Ebu Cehil who is in darkness of denying… …can’t just stand and he takes 5-6 people around him and… provokes them. He says “What should we do?! What should we do?!”… …and when our Prophet (pbuh) was praying… …they leave a camel rumen on Him So, the two people of these six people are Utbe and Şeybe… …the owner brothers of that vineyard They leave a camel rumen on our Prophet (pbuh)… …and they just go to the corner and laugh and have fun with laughter During that time, our Prophet’s (pbuh) daughter Fatımah runs and… …cries like “My Daddy! My Daddy!” She goes to our Prophet and… …tries to erase the camel rumen dripping from… … her blessed face There’s only one word that our Prophet (pbuh) have… …”Oh Fatımah, don’t worry!… Allah (c.c) won’t let your Father to destroy.” If our way is His way,… …if our line is His line, if the steps that we take is… …the great and brilliant sharia brought by Muhammad (pbuh)… …we also don’t need to worry. Allah (c.c) won’t lose the people… …who follows His road and line When He stands up, He opens His hands… …He curses to those 6 people and says;… “These six will die exactly there!” These six including Ebu Cehil die exactly where He showed at the battle of Badr A cloud follows our Prophet (pbuh)… over him. He takes a look at the cloud and… …angel Gabriel appears: “Oh Muhammad! Your Lord saw what happened to you… … and he sent this mountain angel… …if you want him destroy the people of Taif,… …it’s enough to make a sign and… …he will shatter these two mountain on them” Our Prophet (pbuh)… …who lived too much thing in Taif,… …He stoned, insulted but doesn’t scare He just scared from this event… He says “I don’t want it! I don’t want it!… …Don’t do this to them!… …I want a generation… …from them… … who can live Islam… …I want a generation… … to sprout from them … …who can live Islam.” Have you ever seen such a kindliness, gentleness like this in your life? Have you ever witnessed? We are; children of the last century! We are the men who try to find a mistake from twitter and try to blame people like they are denying. How can we understand such a compassion like this? How can we understand? How can we understand such a gentleness like this? This kindness and compassion can melt an iron !!! It can melt… the glaciers. It makes them water,… river, it heats with the fire of the heart. It makes them evaporate, makes them cloud and … …makes them rain to us back as a mercy. Muhammad Mustafa (pbuh)… …is a person like this.Look at us… …who try to find every little mistake mistake from our brothers and … …look at the Prophet (pbuh) that we try to see as an example. “I don’t want it!” he says. He says: “What if someone from that tribe believes?” He says: “I don’t want it!” Our Prophet’s (pbuh) those blessed prays… …acceptted. Now, Taif is a Islam region and the slave Addas has a… …a mosque there, that we called… … “al-masjid al-Abbas”. There are two big surprises and evangels … …to our Prophet (pbuh) … …after the hard problem… …that He lived. What is the first one? What’s happening? The miraj event (the Prophet Mohammed’s ascension) is happening. What does miraj mean? It means “ascension”. So that means there’s an Adetullah (Adetullah: the unchangeble orders of Allah that how to act in the nature for all the alives and lifeless things) It’s the Adetullah; after Taif… Miraj comes. So there is no Miraj for… …who didn’t stoned in Taif. What is the second big evangel? Why did our Prophet (pbuh) come to Taif? Because there was no region Mecca to spread Islam,… …so that’s why he went to the Taif So, did he get succes to spread it in Taif? Not for that time. Where did Allah (c.c)… …open its door after a short time? He opened Yesrib’s door. What happened to Yesrib nowadays? It became Madina It became a house of Islam. So that means… …if Allah (c.c) shuts a door… …He opens back thousands doors that you didn’t expected! He makes you happy witH these doors Now, let’s compare ourselves. But for real Kemal! Compare like a man! Don’t compare like you’re watching cartoons Have you ever insulted for… …to explain Islam? Did anyone punch you? Are your bodies more precious than … …our Prophet’s (pbuh) … …blessed body? Did you ever get upset for like, “Why don’t they understand?… …Why can’t i explain?” Is your moods more precious than… …our Prophet’s (pbuh) blessed mood? Sevres sultanate is happening,… …He is making the pillow from stones… …He is making the sky as a mattress Your, our houses, … …our sleeps are more precious than His… …comfort? When he was walking in Taif, they were stoning Him… from the right side, left side, from the front and… …back. Under His knees, his feet.. …become completely in blood Zeyd Bin Harise tries to be a shield to Him Have you ever take a risk to be stoned… …to explain the Islam? Have you ever stoned by your uncle’s sons? Have you ever gotten into a test… -is a test that you can not think of if you think- …when you are walking in the neighborhood… …and stoned… by your neighborhood’s kids? We can’t! We’re the prisoners of our fears and comfort We’re afraid of to lose our comfort We’re afraid of to lose the good relation with our boss We’re afraid for our future and… to prevent our future Allah (c.c) predestine a position for you If you believe to the One and Only Allah, He is the One who gives you that position Who sent the cloud? Allah. Who sent the rain? Allah. Who gave the position? You say: “after a little bit effort,… … we need a discrimination” What kind of faith is it? What kind of believe is it? When Allah (c.c) gives you a position and … …that position is useful for Islam, … …when you need to sign it but… … you are stepping back, … …that means you are also the prisoner of the fear virus What do you afraid of? Are you afraid of stoning or hearing something bad? Aren’t you the Ummah of Prophet who get stoned in Taif? When it’s time, isn’t it sunnah… …to get stoned in Taif? We’re the prisoners of our fears We’re afraid of to they may take our comforts, our breads… …even when we believe the Allah is the Rezzak (Rezzak:Allah the provider of the needs of men and the beasts.) Halid Bin Velid says:… “”Let the houses of the cowards collapse” I’m reading the commentary of Risale-Nur everyday One of the biggest reasons… …that why i read it, whatever i have come across… … in the life of our Prophet (pbuh), i definitely come across… … a similar story in Risale-i Nur Master Said Nursi lives… …the same stoning event and… …look at the event; first it starts with a hadith, … …in Risale-i Nur says: “Esheddul belâ… …âlel enbiya summel evliya fel emsel… …fel emsel” So it means: “The most violent trouble comes… …to the Prophets first, then to the saints and then, … comes to other people according to their rank.” according to this… …it’s one of the wisdoms of Allah, … … the heirs of the Prophet are the targets… … to the too many troubles. Our Master was also the target to the too many troubles just like those Blessed People Although it was the first times that… he went to Kastamonu. They take the Master to the Kastamonu… …for 8 years sometimes in solitary confinement… …sometimes at the opposite the police station… …Master is held under eye arrest. When it was his first years in Kastamonu… … he goes to a mosque to pray… …when go goes to mosque and perform ablution… …they provoke the punks… …and the little kids… …they make them stoning the master. Now, when you tell a person… “you will get into a test for Islam” he would… …calculate everything,… …but can he calculate the stoning by the kids? This is not a calculatable thing. You are stoning by the kids… …that you try to deal with their faith How can you calculate this? and after that master says: “I’m thankful… … for those kids…to be a reason to understand… …to be a reason to understand… an ayah from the Surah of Yasin And also when it was his first minutes in Kastamonu,… …he went to a fountain to perform ablution… …and there, a bandit provoked the kids… …and they stoned him Who are they stoning to? To the Saint Master But our Master has a very strong patient… … to that kind of troubles and cruelty… …and tolaretes them just like. He always… …has peace in his heart and feels like… …he’s in the presence of Allah (c.c) and acts like it… …he didn’t even get mad at those kids and said:… …”These kids… … -so the kids who was stoning-… …they made me to understand an Ayah… …from the Surah of Yasin (13th and 27th Ayahs)”… …and he prayed for them If a man shoulders us, we would tear off his head… … and gave it to her hand. They are stoning Saint Master but still what is he doing? He is praying. Why? Because he has an issue, a case to struggle He says: “With those stones, i discovered the meaning of Surah of Yasin… …and prayed to these kids” He caresses their head and after a short time… …when they grew up a little bit,… …they come continuously every day and kiss the Master’s hand. Did you see, where did the same mercy appear? Did you see, where did… …the same event appear? So, what do you expect to happen to you when you’re reading… …the books of the same event? We’ll live the same events. Do you know why will we live the same events? Can give it to the brother that at the back? To the handsome brother with… …beard and glasses. What’s your name bro? -Rıdvan Rıdvan brother, where did you come from? -We came from Konya Welcome Bro do you have any guesses, why do we have to live the same troubles? For to get the consent of Allah and to go the heaven Look if i say “we have to”, it has to be clear right? So it has to be in a Ayah (verse), right? So, which Ayah? Do you have any guees bro? Does it evoke if i say “Bakara’s 214th Ayah”? Did you get it, brothers? Did you remember it? Why do we have to live the same events? -“Or do you think that you shall enter the Garden (of bliss) without such (trials) as came to those who passed away before you? ” Very good. That Ayah bro. Bakara 214. God bless you To the all fears that we have… …in the 214th Ayah of Bakara, it says:… “Or do you think that you shall enter the Garden (of bliss) without such (trials) as came to those who passed away before you? ” Do you understand the Ayah? “They encountered suffering and adversity,… …and were so shaken in spirit that even the Messenger and… …those of faith who were with him cried:… “When (will come) the help of Allah.” Ah! Verily, the help of Allah is (always) near!” Do you know what does this Ayah mean? It means: “Never mind all the fears that you have in your life… …Come and compare it with a fear… …which is more serious and bigger ” Bro Rıdvan let’s do it together There is an exception in this life almost for everything There is an exception when you have a car accident with… …300 km and still living, right? Yes there is bro… …i searched it. What about someone shot by his head … …with a gun and still living? Remember, İbrahim Tatlıses! Don’t you ever follow the magazines? It also has exception. What about an exception like, someone who go bankrupt and… …after a very short time get richer? It might be right? What about an exception like, … someone who is cancer and it spreads to everywhere in his body… … then he gets well and … …now healtier than you and me? It might be. What about an exception like,… … someone who lost his loved ones and then lived a happier life… …maybe had faith that he haven’t before? It might be. So what about an exception like, a person who has no faith and can go to the heaven ? No way. In the world, everything has a opportunity bro! They all have exceptions but when you lose your faith… …if there is no second exception… …and opportunity…. …you can not enter heaven… before the things happens to me and you that happened to those before you if you don’t have any problems in your life like they have …if your sleep doesn’t disturb by… …the same problem What do we do? When everthing has an exception but this. We’re the prisoners of the fears but we don’t know… …that Allah is the only one who … won’t abuse our fears Those are the people who… …doesn’t want the strangers… …because of Allah’s (c.c) greatness and fear… …has the real fredoom… …in the best way Alllah (c.c) will test the people… … to seperate who has patient to those fears… …and who has not. Rıdvan, are you a peasant boy? In the threshing floor, they throw it in the air when it’s windy Why? To make tahem fall to the ground and … …seperate the wheat and chaff, right? We will always be in the tests to seperate the people kinds Why? Allah (c.c) will see and distinguish the people… …who has patient and who has not. Which one of us … can handle the problems for Allah (c.c)… like the people had before us? He will see these Think about Noah, Jesus… They cut Zachary into two pieces They made Yahya martyr There’s nothing left to happen to the companions of prophet muhammad According to this Ayah, … …if there is no similar problem and troublelike they had … … in your and my life how can we imagine to go to heaven? Yunus Emre says: “This road is far, … …it has lots of stations, it has no thoroughfare,… … it has really deep water After hearing these truths the people who act like they didn’t hear… …after learning this truths the people who act like they know nothing… …just because the road is far, it has no thoroughfare,… … it has lots of stations and… because of it has cliffs The people who because of their worldly fears… …step back, it doesnt matter from where they stepped back … …will called like “renegade” Allah (c.c) says:… …”if you’re not stoned in Taif… …I won’t show you Miraj” We’re at the end of the world bro and the peried is the period of fear. People are afraid of to be jobless, People are afraid of to be single, People are afraid to not satisfy… …their nafses and pleasures People are afraid to what the people say about them… … and don’t be friend with them They’re afraid of ” what if they don’t trade with me … …if they see my Muslim ID and my struggle of explaining the Islam.” They don’t scare from the One and Only Allah (c.c) but… … they scare from the people around them which they made divinize. And to that kind poeple Halid Bin Velid says:… “Let the houses of the cowards collapse” There is shame in cowardice,… but there is honor and dignity in moving forward. One cannot prevent fate by fear.

Kur’an’da mucize yok diyenlere, Kur’an’dan tokat!

Bu nasıl iş ya? Şimdi, bakalım Allah’ımız ne diyor. Kur’an’da mucize var mıymış yok muymuş okuyalım. Sebe suresi 12. ayet: “Ve li Suleymâne” “Biz Süleyman’ın emrine verdik.” Onun hizmetine verdik. Onun bir sözüne verdik. “er rîha” “Rüzgârı onun emrine verdik.” Kime vermiş Allah? Rüzgârı kimin emrine vermiş? Süleyman Aleyhisselam’ın emrine vermiş. Peygamberimizden önce gelmiş olan büyük peygamberlerden bir tanesi. Babası Davud Aleyhisselam’dır. Zebur’un indiği peygamber. Süleyman Aleyhisselam’a kitap inmemiştir. Zebur ile hükmetmeye, Tevrat ve Zebur ile hükmetmeye devam etmiştir. Ancak Allah’ın en çok mucize verdiği peygamberlerden bir tanesi kimdir? Bu peygamberdir. Allah’ın selamı üstüne olsun. (Amin) “Ve li Suleymâner rîha guduvvuhâ şehrun” Bakın. “Biz Süleyman’a rüzgârı verdik sabah esişi bir aylık mesafe olan.” Bir rüzgâr esiyor. Bir adamı alıyor ve bir aylık mesafeye… Tıpkı kim gibi? Efendimiz Aleyhisselam’ın Mekke’den Kudüs’e Mescid-i Aksa’ya götürmesi gibi. Allah Teala “Ben götürdüm.” diyor. “Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ innehu huves semîul basîr.” “Kulumuz Muhammed’i bir gece aldık ve bir yolculuğa çıkarttık.” Nereden? “Minel mescidil harâmi” “Kabe-i Muazzama’dan, Mescid-i Haram’dan” “ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu” “Etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götürdük, bir gece.” Allah İsra suresinin hemen başında anlatıyor. “li nuriyehu min âyâtinâ” “Ayetlerimizden bazısını göstermek için” Neden götürmüş Allah? Ayetlerinden bazısını göstermek için. Şimdi burada Allah hangi mucizeden bahsediyor? Süleyman Aleyhisselam’a verdiği bir rüzgâr mucizesinden. İsra suresinde Efendimiz Aleyhisselam’a verdiği bir gece yürüyüşü mucizesinden. İsra demek “gece yürüyüşü” demektir. Süleyman Aleyhisselam’a bir mucize veriyor. “guduvvuhâ şehrun” “Sabah çıkışı bir aylık yol o rüzgarın.” “ve ravâhuhâ şehrun” “Akşam gelişi de bir aylık mesafe olan ona bir rüzgârı emrine verdik.” İmam Fahreddin er-Râzî ayeti tefsir ederken diyor ki: “Tıpkı bir iş verenin emri altındaki bir adama emretmesi gibi.” – “Alper al şu arabanın anahtarını. Git şu atölyeciye. Altı yüz tane çanta bitirmiş. Al bana getir.” Bu iş verenin emri altındaki adama bir emir vermesidir. Râzî Hazretleri diyor ki: “Allah Süleyman Aleyhisselam’a sanki bir işçi gibi, bir hizmetçi gibi bir rüzgârı musahhar kılmıştır. Onun emrine hizmetkâr kılmıştır.” Süleyman Aleyhisselam ordusu ile beraber bir yere seyahat edeceği zaman karalarda gemiler yapmıştır. İnsan karada gemi yapar mı? Bir, Nuh Aleyhisselam yaptı karada gemi çünkü daha su gelmemişti. İki, bizim ceddimiz yaptı: Fatih Sultan. Allah’ın selamı onların üstüne olsun. (Amin) Karada gemi yaptı, onları yürüttü karanın üstünde. Süleyman Aleyhisselam da karada gemi yapanlardan bir tanesi. Niye karada yapıyor? Karada gemiyi yaptıktan sonra ordusuna ve emri altındaki hayvanlara diyor ki: “Gemiye binin.” Bunların tamamı gemiye biniyor. Sonra Allah kime emir veriyor? Rüzgâra emir veriyor. Rüzgâr Süleyman Aleyhisselam’ın bir emri ile gemiyi havaya kaldırıyor. Ve bir aylık mesafeyi bir anda götürüveriyor. Orduyu savaşın ortasına gemi ile beraber atıveriyor. Zaten düşman olan insanlar böyle bir sahneyi gördüğü anda otomatikman bu futbol maçına iki sıfır mağlup başlıyor. “Karşımızda bizden çok daha anormal bir kuvvet var. Belli ki tanrılar ona yardım ediyor.” Tabii ki onlar tek Allah’a iman etmediği için tanrılar deyip geçiştirdiler. “Tanrılar bu adama yardım ediyor.” diyorlar savaşı baştan kaybediyorlar. Dünyada müminler içinde dünyanın tamamına hükmetmiş olan iki tane insan vardır. Hadisi şeriftir. Bir tanesi Zülkarneyn Aleyhisselam’dır. Yecüc ve Mecüc’ü setin arasına koyan peygamber. Kıyamette koyduğu set yarılacaktır ve o iki grup setlerden ayrılıp fitne çıkartacaktır. Bir tanesi de kimdir? Süleyman Aleyhisselam’dır. Dünyanın tamamına hükmetmiştir. İki tane de asi vardır. Dünyanın tamamına hükmetmesine izin verdiği. Bir tanesi kim? Nemrut’tur. Bir tanesi de Bühtü Nasır’dır. Zulmü, ilahlıklarını bütün dünyaya ilan etmiş olan iki tane adam. Cehennemi boyladılar. Allah Teala Hazretleri bir zata daha dünyanın tamamına İslam’ı sevk etme, götürme kuvvetini verecektir. Kimdir o? Allah nasip eder ise Hazreti Mehdi gelecektir. Kıyamete yakın bir zamanda. Hazreti İsa da yardımcısı olacaktır. Şimdi Mevla Teala Hazretleri bu ayet-i kerimede bir mucizeden bahsediyor mu bahsetmiyor mu? Başka ayetlerde: “Davud’a demiri yumuşattık.” diyor, Davud’a. Süleyman Aleyhisselam’ın babası Davud Aleyhisselam’dır. Her ne kadar çok büyük bir peygamber olsa da Süleyman Aleyhisselam kadar saltanat sağlayamamıştır. Özelliği ne? Allah ne mucize verdi Davud Aleyhisselam’a? Demircileri bilirsiniz. Bir demirci demiri yumuşatmak için ne yapmak zorunda? Bu demiri alacak ve çok sıcak olan bir yere koyacak. Demir orada kıpkırmızı bir hâle gelecek. Sonra demiri çıkartacak ve örsün üzerinde çekiç ile vurmaya başlayacak. Isıtmadan demire çekiç ile vursa ne olur? Şekil verebilir mi? Mümkün değil. Isıtmak zorundadır. Peki Davud Aleyhisselam’a Allah nasıl bir mucize verdi? Tıpkı bir insanın kas liflerini çevirmesi gibi. Tıpkı bir çantacının bitmiş olan bir çantayı çevirmesi gibi ve ona şekil vermesi gibi. Davud Aleyhisselam bir demir parçasını alıyor ve ona istediği gibi eli ile hamur gibi şekil verebiliyor. Kardeşler bu bir mucize değil midir? Bu kadar teknik ve bilim ilerledi. Hadi bakalım alın bir demir parçasını, bir çelik parçasını elinizle bükün de göreyim. Mucizeleri inkâr eden mealistler, al bir tane demir parçası, bük. Bu nasıl iş ya? Bu kadar kolay mı? Allah’ın verdiği mucizeleri yalanlamak, Allah’ın peygamberlerini yalanlamak bu kadar kolay mı? Oğluna ne verdi? Oğluna birçok mucize verdi. Allah Teala Hazretleri Süleyman nebiye ne verdi? Bir, rüzgârın hakimiyeti iki, hayvanlarla konuşmak. Bu kitap bir insanın hayvanlarla konuştuğundan bahsediyor. Bu bir mucize değil midir? Hayvanlarla konuşabilmek bir mucize değil midir? Mucizedir. Ama mealistler ne yapıyor? “Bunların hepsi uydurma.” “Başka bir şeydir o.” “Başka bir şeydir.” diyor. Ve mucizeyi inkâr ediyor. Mucizeyi inkâr etmesinin sebebi ne? Ümmetin Allah’ın gücüne olan itimadını sarsmak. Allah’a olan inançlarını bitirmek. “Allah’tan bize yardım gelemez.” “Bu mümkün değil.” “Allah harikulade şeyler beceremez, yapamaz böyle şeyler.” bilincini vermek için mucize inkârı yapıyorlar. Bunu yaptıkları zaman ne olacak? Ümmeti Muhammed Aleyhisselam’dan kopartacak. Sahtekârlar, sahtekârlar. Hayvanlarla konuşuyor. Mesela, karınca ile konuşması olayını anlatıyor Allah Teala Kur’an’da. “Süleyman ordusu ile beraber, rüzgârla gökte giderken alt tarafta karıncalar konuştu. Ey karıncalar çabuk yuvalarınıza girin. Süleyman ve ordusu istemeden sizi kırıp geçirmesin.” Karıncaların lideri emri altındaki karıncalara bunu söylüyor. Ayettir. Bu bir mucize değil midir? Süleyman Aleyhisselam’a Allah bu kelimeleri duyuruyor. Ve aşağı iniyor ve toprakta o karınca ile diyaloğa giriyor. Konuşmaya başlıyor. Bu bir mucize değil midir? Hayvanla konuşmak bir mucize değil midir? “Cinleri emrine verdik.” diyor. Rüzgârı Süleyman Aleyhisselam’ın emrine vermesi gibi başka bir şeyi de emrine vermiştir. Bakın, hiçbir peygambere böyle bir güç vermedi Allah. “Cinleri ve şeytanları onun emrine verdik.” diyor. Bu bir mucize değil midir?

Ölüm sarhoşluğunda göreceğin şeyler?

Bu ölüm sarhoşluğunu bir iki adımda anlatmaya çalışayım. Can gargaraya geldiğinde biz bazı sahneler görürüz. Bu sahneleri görmeden önce bitkin ve yorgun bir şekilde (az evvel beyan ettiğim gibi) yatağımızda uzanırız. Normal bir ölüm tarzından bahsediyorum. Ani ölümlerden bahsetmiyorum. Kazaydı, boğulmaktı… Bunlardan bahsetmiyorum. Normal, yatağımızda yapılan bir ölüm. Büyük çoğunluk böyle gider. Fiziki fonksiyonlarımızın birçoğunu kullanamayız ve yatağımızda uzanmış vaziyette bulunuruz. Ruhumuz nereden çekilmeye başlar? Ayak parmak uçlarından çekilmeye başlar. Soğukluk, parmak uçlarından yukarıya doğru gider. Ruhun çekildiği anda ruhun bulunmadığı yerlerde soğukluk hissedersin. Bunu bir misal ile açıklayayım: İnsan, normalde evinde örtüye bürünmeden oturduğu zaman çok fazla üşümeyebilir. Ama herhangi bir yaz ayında bile uykuya daldığı zaman evinde bir kanepenin üzerinde üşümeye başlar. Bunun sebebi nedir? Ruh bedeni terk etti demektir. Ruh bedeni terk etti ve yükseltti demektir. Rüyayı gören ruhtur, yansımayı alan ruhtur. Rüyayı nasıl görüyor? Ruh bedene bir iplik ile bağlı ve semaya yükseliyor. Temizlik boyutu ne kadar güzelse, ne kadar sağlamsa ve temizse ruh o kadar net ve berrak rüyalar görür. Ne kadar az rüya görüyorsa o kadar kirli olduğunun işaretidir. Su bulanık, su çamurlu, yansıma almıyor demektir. Şimdi, evinde uzandın kanepede ”Dur bir saat yatayım, öğle namazını kıldım sonra işe inerim” dedin. O bir saat içinde ne oluyor, üşümeye başlıyorsun. Ama otururken üşümüyordun. Niye üşümeye başladın? Çünkü ruh bedeni terk ettiği zaman, uyku hali bir nevi yarım ölüm gibidir. Hadis-i şerif ile teyit edelim: ”Uyku, ölümün yarısıdır.” Allah’ın Peygamberi böyle buyurdu. Sahabe sordu (Allah onlardan razı olsun): Ey Allah’ın Resulu cennette uyku var mıdır? -Sen bilmez misin? Uyku , ölümün yarısıdır. Ölümün yarısı cennette nasıl olsun? Yorulmak yok ki uyku olsun. Şimdi biz burada niye uyumak zorundayız? Telefonu şarja takmak zorunda olduğumuz gibi bedenimizi şarja takmak zorundayız. Yatıyoruz yatağa, beden görünmeyen bir şarja takılıyor ve biz kuvvetlenmeye başlıyoruz. Sabah bir kalkıyoruz iPhone’un şarjı %100. Tamam, gün başladı diyoruz. Bu uyku olmasa ne olur? Bütün gün yapacağın işlerde %60-%70 verim düşüklüğü yaşarsın. 2-3 nescafe içersin kafayı toparlamak için, yine toparlayamazsın. En kuvvetli hapları alsan, o göz açıcı uykuyu giderici hapları alsan uyku gibi kifayet etmez. Allah bizi böyle yaratmıştır kardeşler. Her akşam bu şarja, uyku denilen şarja kendimizi takmak zorundayız. Şimdi! Verdiğim misalden geriye dönelim; Ruh, ayak parmaklarından çekiliyor. Yatağında yatan bu kişinin ayaklarına dokunduğunuz zaman soğukluk hissedersiniz. Ölümün işareti demektir. Yukarıya doğru çıkıyorsa, dizler de soğumaya başlamışsa yavaş yavaş yukarıya doğru çekiliyor demektir. Buraya kadar bu işleri kim yapıyor? Gözümüz ile görmediğimiz ölüm melekleri. Hocam biz biliyorduk ki ölüm meleği bir tanedir. Hayır! Ölüm meleklerinden bahseder Kur’an. Bunlar kimdir? Azrail Aleyhisselam’ın yardımcıları. Ruhu gırtlağa kadar kim çeker? Ölüm melekleri çeker. Ruh gırtlağa kadar gelir, bedenin tamamı soğuk olur. Gırtlağa gelmesinin işareti nedir? Çok hızlı ve seri nefes alır. Yatan kişi çok seri nefes alır. Ruh gırtlağa geldiği anda ne olur? Perde kalkar. Bakın! Can gırtlağa gelmesi hadisi var ya, bu hadis-i şerifte anlatılmak istenen mesele nedir? Perdenin kalktığı andır. Perde kalktığı zaman imtihan biter. İlk olarak biz neyi görürüz? Sağımızda ve solumuzda iki tane melek var. Bunlara ”Kirâmen Kâtibin” denir. Bu melekler hayatımız boyunca bizim yaptıklarımızı yazan ama hiç görmediğimiz melekler, o can gargaraya geldiği anda karşımıza geçerler. İyi bir yaşam sürdüysek, Allah’ın istediği meclislerde yaşadıysak hadislerin tabiri ile bize şöyle derler: Ey mübarek, ey hayırlı müslüman! Sana müjdeler olsun! Sana teşekkür ederiz ki bizi çok hayırlı, çok güzel meclislerde, mescitlerde bulundurdun. Bizi ilim meclislerine götürdün, bizi mescitlere götürdün. Bizi zikre götürdün, sohbete götürdün, kitap okudun, ilim öğrendin, haramlardan sakınmaya çalıştın. Sana cenneti müjdeleriz! Kirâmen Kâtibin hayırlı kula bunları söyler. Sonra yok olur giderler. Sonra kim gelir? Azrail Aleyhisselam gelir. çok güzel bir erkek suretinde, çok güzel bir insan suretinde. Bu, müslüman kulun başından geçecek olan son andır. Fasık bir kulun başına ne gelir? Bunlar da yine hadislerden; Sağdaki ve soldaki melekler şöyle derler: Yazık sana, hayıf sana! Çok kötü bir zaman, çok kötü bir sonsuzluk seni bekliyor. Çünkü bizi çok çirkef mekanlarda bulundurdun. Bizimle çok kötü şeyler yaptın. Biz seninle o pis mekanlara girmek orunda kaldık. Bizi oralara sen sürükledin. Sana yazıklar olsun! Gideceğin yeri sana müjdeleriz! Onlar da müjdeliyor kardeşler! Kötü yeri de müjdeliyorlar, hayırlı yeri de müjdeliyorlar. Seçim kimde? Seçim bizde. İyi yerleri seç, güzel yerleri seç, son nefesinde güzel karşılan. Sonra Azrail gelir, korkunç bir adam suretinde, korkunç… Bakın! Bu öyle korkunç bir surettir ki İmam Gazali bunu İhyâ’sında şöyle anlatır: İbrahim Aleyhisselam bir gün şöyle dedi Mevlâ’sına: ”Allah’ım! Bana Azrail’i göster”. Mevlâ dedi ki: ”Sen onun suretini görmeye dayanamazsın.” -Ya Rabbi görmek istiyorum, imanım tatmin olsun, imanım kuvvetlensin. Azrail aleyhisselam geldi müslümanlara görünen sureti ile. Son nefesinde müslümanlara nasıl görünecek? Çok güzel bir surette görünecek. O surette geldi, gördü. İbrahim Aleyhisselam dedi ki: ”Eğer bu surette isen herkese karşı bu çok güzel bir suret.” dedi. Hayır dedi böyle değil. Fasıklara, asilere, namazını kılmayanlara, zikretmeyenlere, haram işleyenlere, kafirlere ben çok kötü bir surette görünürüm. ”Sırtını dön Ey İbrahim!” dedi. İbrahim Nebi sırtını döndüğü anda Azrail Aleyhisselam suretini değiştirdi. Meleklerde suret değiştirme kabiliyeti vardır. Kur’an’dan örnek vereyim: Cebrail Aleyhisselam hiçbir kadınla görüşmemiştir. Bir kadın müstesna. Kimdir bu? Kur’an’da ismi geçen tek kadın: Hz. Meryem anamızdır. Dikkat buyurun! Kur’an’da Allah Teâlâ hiç bir kadına ismi ile hitap etmiyor. Sadece Meryem anamıza ismi ile hitap ediyor. Neden? Çünkü Meryem anamızın bir kocası yok. Kocası olan hiçbir kadına ismi ile hitap etmemiştir Mevlâ Teâlâ. Buradan ne anlamamız gerekiyor? Müslüman kardeşim! Herhangi bir arkadaşının hanımının hatrını soracağın zaman ona ismi ile hitap etme. ”Hanımın ne yapıyor?” de, ‘ ‘Yenge Hanım ne yapıyor?” de. Ama ismini zikretme. Çünkü Allah Teâlâ’nın ahlakından örnek al. Allah Kur’an’da hiçbir kocanın karısının ismini zikretmemiştir. Bunda bizim için çok güzel ibretler vardır. Kimle görüştü bu Hz. Cebrail Aleyhisselam? Hz. Meryem ile ama bir erkek suretinde. Bu da kılık değiştirdiğinin bir delilidir. Kur’an’ dan bir delilidir. Şu halde! Bu Azrail Aleyhisselam, kötü surette de görünebilir, iyi surette de görünebilir. Bir Kâfir, o Münker Nekir’i, o Kirâmen Kâtibin Melekleri’ni gördüğü anda tövbe etse tövbesi geçerli midir? Perde kaltı. Perde kalktı. Anlatılanları gördü. Yıllarca insanlar anlattılar. 124.000 peygamber anlattı. 10.000 yıldır insanlığın tarihi… İnsanlıktan 2.000 sene önce cinler vardı. 10.000 yıldır bütün peygamberler anlattı. Melekler var, şeytanlar var, cinler var, imtihan var, hesap var, sırat var, cennet var, cehennem var. Hepsi aynı şeyi anlattı. İnanmadın. Şimdi sonuçları ile yüzleşme vaktin kardeşim. En önemli anın, o son nefesi, ölüm sarhoşluğunu kaybettin. Biter mi? Bitmez. Orada bir şey daha var. Nedir o? Gideceği yeri görecek. Hem kâfir hem Müslüman. Gideceği yeri görmeden kimse ölmeyecek. Ruhu kimseyi terk etmeyecek. Mü’min mi, Sâlih mi? Gideceği yeri, cennetteki yerini görecek. Allah ona gösterecek. Bir iştiyakla, bir heyecanla cennette gideceği yere bakacak. Bir fasık mı, bir asi mi? Ateşteki gideceği yeri görecek. Allah bize göstermesin.

Unutkanlık nereden gelir? – İnsan ve nisyan

Mesela, ne vardır insanda? Nisyan vardır. Unutkanlık. En büyük beşeri zaafiyetimiz unutkanlıktır. İnsan unutur. Çünkü insanın atası unuttu. İlk insan Adem Aleyhisselam unuttu. Allah’ımız ne diyor onun hakkında? “Vaktiyle biz Adem’den bir söz almıştık. O da unuttu.” (Taha, 115) Neydi o söz? “Ey Adem bu cennet senindir. Burada eşinle beraber dileğin gibi gez, ye, iç, eğlen. Ama şu ağaca dokunma!” (Bakara, 35) Bu Allah’ımızın Adem Nebi’ye vermiş olduğu bir sınır, bir çizgi, kırmızı bir çizgi. Her taraf serbest, burası mayınlı tarla. Bu ağaca dokunmayacaksın ey peygamberim, dedi. Adem Aleyhisselam bir peygamber, itaatkâr. Ama unuttu. Söz verdi Allah’a. Tamam Yarabbi dokunmayacağım, dedi. Ama şeytan geldi, vesvese verdi ve unutturdu. Adem Nebi unuttu ve ağacın meyvesini yediler. Ve Allah Teâlâ direkt, Havva anamızla beraber onu dünyaya yolladı. Ve imtihanımız start aldı, başladı. Unuttu! Bu unutmayı Efendimiz Aleyhisselam bir hadiste şöyle anlatır: “Allah Teâlâ Adem Aleyhisselam’a kendisinin soyundan gelecek olan bütün ruhları gösterdi.” Peygamberimiz anlatıyor. “Bütün ruhlar… Ruhlardan bir tanesini gördü ve onun çok parlak olduğunu anladı. Şöyle dedi Adem Aleyhisselam: “Ya Rabbi bu kimdir? Bunun ruhu çok parlak.” Allah’ımız şöyle buyurdu: “Bu senin soyundan gelecek olan, benim çok sevdiğim bir peygamberdir, Davud Aleyhisselam’dır.” “Ya Rabbi bu kulun ömrü ne kadar kısa! Sen şahit ol, ben ömrümden elli seneyi bu Davud Aleyhisselam’a verdim.” dedi. Allah Teâlâ meleklerine buyurdu ki: “Yazın! Yazın!” Akitleşme, yazma buradan gelir. Bir ticaret yaptığınız zaman, bir alışveriş yaptığınız zaman yahut bir emanet verdiğiniz zaman muhakkak kayıt altına alın. Kayıt altına almadığımız zaman fitneler ortaya çıkar. Sen böyle demiştin, ben böyle demiştim… Bırak demiştimi! Yazı var mı yazı, kayıt var mı? Kayıt olacak. Allah Teâlâ ne buyurdu meleklere? “Yazın! Elli senesini Davud Aleyhisselam’a yazdım.” Melekler kayıt altına aldı. Azrail Aleyhisselam müsaade istediği zaman Adem Nebi’nin ruhunu almak için, Adem aleyhisselam dedi ki: “Ya benim bir elli sene daha ömrüm vardı. Allah Teâlâ bana ne kadar ömrümün olduğunu göstermişti. Ne oldu?” “Ey Adem, sen unuttun. Elli seneyi Davud peygambere vermiştin, unuttun.” İnsan unutkandır. İnsan unutkandır! Ancak insan bu unutkanlığını bazı dualarla, bazı zikirlerle minimum seviyeye indirebilir. Allah Teâlâ bize bunun yöntemlerini Peygamber Aleyhisselam ile öğretmiştir. Zikrullah zekâyı keskinleştirir, beyni kuvvetlendirir, hafızayı güçlendirir, bilgileri toparlar. Bir bilgiyi çok kritik bir anda size lazımken, zikreden bir beyin sahibiyseniz o bilgi hemen tak diye sizin önünüze getirilir, melekler tarafından. Dolayısıyla kul unutkanlığının azalması için günahtan sakınacak ve Allah’ın ismini zikredecek. Allah, Allah diyecek. Her gün üç yüz, beş yüz defa Rabbinizin adını zikredin, korkmayın. İyilikten başka bir şey bulmazsınız. Anın onun ismini, anın! Çünkü Kur’an diyor ki: “…ve le zikrullâhi ekber.” “Allah’ı zikir en büyüktür.” En büyüktür! (Ankebut, 45) En büyük olanı yapmak lazım. Bu işi yapmak lazım. Hafızayı ne zayıflatır, unutkanlığı ne arttırır? Tenasül uzvuna bakmak unutkanlığı artırır. Bevle bakmak yani idrara bakmak unutkanlığı artırır. Yabancı kadına, kıza bakmak unutkanlığını artırır. Mezar taşlarını okumak unutkanlığı artırır. Bunlara dikkat ediniz! Zekâmızın keskin olmasını istiyorsak, şeytanlar ve iki ayaklı şeytanlar tarafından kandırılmak istemiyorsak zekâmız keskin olacak yani silahlı olacağız. Beyin, bugün en büyük silahtır. Bu silahı kullanabilmek için zekânı kuvvetlendireceksin, ilmini arttıracaksın ve kandırılmayacaksın.

Gel Sana Aşkı Anlatayım ! ( KESİN KABUL OLACAK PEYGAMBER DUALARI )

İnsan böyle kendisini her daim böyle günahkar hissetmeli ki, nedamet edip Rabbine yalvarabilsin. Şimdi bak Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın dualarına bakalım. Musa Aleyhisselâm’ın dualarına bakalım Yunus Aleyhisselâm’ın, İbrahim Aleyhisselâm’ın dualarına bakalım. Tevazuyu ne oluşturur? Kişinin kendisini günahkar hissetmesi oluşturur. İsmet sıfatı var mı bu saydığım zatlarda? Var. Ne demek İsmet? Günahsız demek değil mi? Günahsız bir zat, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ne diyor? “Allah’ım beni dinin üzere ayaklarımı sabit kıl!” diye tir tir titryor. Bak, günahsız bir zat, baktığın zaman zannedersin ki kâinattaki en günahkar kişi Peygamber Aleyhisselâmdır Hâşâ, estağfurullah. Dualara bakıyoruz. Dersin ki yani, duaya bakan birisi der ki; Herhalde bu kâinatın en günahkarı; Hz Muhammed’dir Aleyhissâlatü Vesselâm. Hâşâ, estağfurullah. Şimdi Musa Aleyhisselâm’a bakalım mesela; رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي فَاغْفِرْ ل۪ي rabbi inni zalemtu nefsi fağfirli diyor. “Ben kendime zulmettim!” diyor yani. İsmet sıfatı olan bir Peygamber günahsızken, Nasıl olur da kendine zulm ettiğini söyleyebilir? İşte büyüklüğün alameti, kişinin kendisini bu şekilde küçük görmesidir. Yine Yunus Peygamber’e bakalım; لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَ la ilahe illa ente subhanek, inni kuntu minez zalimîn “Senden başka İlah yoktur. Sen münezzehsin! Şüphesiz ben haksızlık edenlerden oldum!” (Enbiyâ/87) Yine Musa Peygamber’den farklı bir şey söylemiyor yani. رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِم۪ينَۚ rabbehu enni messeniyed durru ve ente erhamur rahimîn “Başıma bir bela geldi, sana sığındım. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.” (Enbiyâ/83) Yine başka bir duada Zekeriyyâ Aleyhisselâm; رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةًۚ اِنَّكَ سَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ Rabbi heb li mil ledunke zurriyyeten tayyibeh, inneke semiud duâ diyor. “Ey Rabbim! Bana katından temiz bir soy ihsan eyle, şüphesiz sen duayı işitensin!” (Âl-i İmrân/38) Başka yerde; رَبِّ لَا تَذَرْن۪ي فَرْداً وَاَنْتَ خَيْرُ الْوَارِث۪ينَۚ Rabbi la tezerni ferdev ve ente hayrul varisîn diyor. “Zekeriya’yı da hatırla. Hani o, Rabbine, ‘Rabbim! Beni tek başıma bırakma.. Sen varislerin en hayırlısısın!’ diye dua etmişti.” (Enbiyâ/89) Ve yine Adem Aleyhisselâm; رَبَّـنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ “Rabbena zalemna enfusena ve il lem tağfir lena ve terhamna lenekunenne minel hasirîn.” diyor. “Dediler ki: ‘Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.'” (A’râf’23) Yine bakalım, Eyyûb Peygamber’in duasına bakalım. Yine diğer Peygamberlerden farklı şeyler söylemiyorlar yani. O yüzden bir kişi, Allah katında, ne kadar büyük diye bana sorarsanız, dünyada kendisini en küçük gören insan. Allah bize de kendimizi küçük göstersin hatta Peygamber Aleyhisselâm’ın bir duası vardı hatırlıyor musun? Ben onun fotoğrafını göndermiştim gruba. “Allah’ım! Beni, bana küçük göster!” “Allah’ım! Beni, bana küçük göster!” Beni, bana küçük göster!