Okyanusta Ölmez de, Gider Bir Kɑşık Sevdadɑ Boğulur İnsan

(Video boyunca müzikler var.) Canın yanıyor, kalbin parça parça olmuş ve her parçası sanki savrulmuş hafiften esen rüzgara doğru. Belki her an onu düşünüyorsun. Neden aklımdan çıkmıyor diyorsun. Ağlayan gözlerin, ondan başkasını göremez hale mi gelmiş bilinmez. Nereye baksan, kimi görsen o sanıyorsun. Ya da öyle olsun istiyorsun. Hayatın anlamsızlaştı. Boş gözlerle saatin tik tak seslerini dinleyerek duvardaki aynı noktaya saatlerce bakıyorsun. Belki de çevrende konuşulan çok şey var ama senin duymak istediğin ses onun sesi değil mi? Gidenler giderken, kalanların kalmadığını anlıyorsun. Kalbini parçalayarak, gözyaşlarını sel edip, hayatını anlamsızlaştırarak gitti değil mi?(Gümleme sesi) Ardına bile bakmadan gitti. Ateşine odun atıp dumanların arasından koşar adım gitti. Kızamıyorsun bile ona. Ne yapacağını bilemez hale geldin. Bir ayağa kalkayım diyorsun ama bacakların direniyor sana. Ve bir soru getiriyor seni kendine. Peki şimdi ne yapacağım? (Gümleme sesi) Neden bu hale geldin hiç düşündün mü? Kalbin neden bu kadar acıyor biliyor musun? Ben söyleyeyim. Kalbinde ilk sıraya onu koydun ve seni terk edip gitti. Şimdi ise ne yapacağını bilemez hale geldin. Hani seni her an seven, her an duyan, seni terk etmeyen bir Rab’bin vardı hatırladın mı? Sen kendini başka aşklarda oyalarken, seni hep seven bir Rab’bin var. Aldığın nefesi sana veren, sevdiklerini sana veren, hayatını her an lezzetlerle donatan Allah. Hatırladın mı?(Gümleme sesi) Kalbinde bitmeyen bir sevme kabiliyetini sana veren Allah bunu sana kendini mahvetmen için vermedi. Ne güzel söylemiş Üstad Bediüzzaman “Gayri meşru bir muhabbetin neticesi, merhametsiz azap çekmektir.” Yani bu acının suçlusu sensin. (Gümleme sesi) Neden bu acıyı çekiyorum deme kabahat senin. Şimdi bu haldesin çünkü en çok Rab’bini sevmen gerekirken, sonsuzu sevmek için verilen hislerini fani sonluya yönelttin ve Allah hesabına sevemedin. (Gümleme sesi) Seni elbet bir gün bırakıp gidecek bir sevgiliye verdin kalbini. Gerçek sevgiliyi yalancı sevdalarda aradın hep. Zehirli bir baldı yediğin. Tatlı ama zehirli. Haram sevmekte çok arızalar var. Ama sen severken belki haram mı? diye bile düşünmedin. (Kuvvetli giyotin sesi) ve haram sevdanın bitmeye mahkum olduğunu, bittiğinde de acı çekmenin kaçınılmaz olduğunu düşünmedin belki de. Unutma kardeşim “Zevale mahkum, hakiki güzel olamaz” (Gümleme sesi) Elbet bitecekti, faniydi. Sen bitmeyecek olana yönel kardeşim. Allah bakidir, seni terk etmez. Madem bu hataya düştün, bir kurtuluş yolu yok mu? diye feryat ettin, merak etme var. Emin ol hala umut var. Tövbe diye bir kurtuluş varken; hala umut var. Evet hata yaptın, belki pişmansın, belki göz yaşları içinde iç çekerek dinliyorsun beni. Ama artık farkına var; sen Allah’tan gayrısına sevgini gerektiğinden fazla verdikçe kalbin yaralanacak. Artık yeter kendini paraladığın. Seni terkedip giden sevdalara yelken açarak. Hala umut var. O seni terk etmedi. “Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı da” (Duha:3) (Gümleme sesi) Seni en çok seven o zat, dudaklarının arasında “Pişmanım Allah’ım” demeni ve huzuruna çıkmanı istiyor. Kalk ve silkelen artık kardeşim, ser seccadeni, aç ellerini, içinden geldiği gibi dök kalbindekileri Rab’bine Pişmanım Allah’ım de. Kalbim senin sevdandan gayrısıyla yaralandı, hem de çok. Sen beni her an severken, huzuruna çağırırken; ben yalan sevdalarda kendimi oyaladım. Ama pişmanım Rab’bim çok pişmanım. Binlerce kere tövbe ediyorum. Bu acıyı senin sevdan ile yer değiştir ki kalbim artık senin sevdanla çarpsın. Tutma kendini ağla. Gözyaşlarını samimi bir şekilde dök. Tövbe et günahlarına ve yıka kalbini ve bilik “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” Seni sonsuz seven zat, seni yarı yolda bırakır mı hiç? Unutma sen Allah’a bir adım atarsan, o sana on adım atar. Altyazı M.K.

Evlilik Kader midir? MUTLAKA İzleyin

Baran ders fena bugün kardeşim konumuz evlilik düşündüm dedim ki ahmet bu boşanmaların en büyük sebebi nedir dedim meğer evlilikmiş abi ve bütün bu işler ümit besenin eski kız arkadaşına nikah şahitliği yapması ile başlamış olay ondan sonra ucunu tutamamışız Mustafa abi bizim bir insan hayatını çok ciddi manada etkiliyor yani evlilik dediğin on bin tane bağı var ama sen Rıza-ı İlahiye istikametinde bu evliliğinin başlangıcını ve devamını sürdürmezsen İşin neticesi çok fena bir dolanmaca varıyor abi Benim aklıma şöyle bir hadise geliyor. Pirus diye bir zafer var tarihten Bu Romalılar Yunanlılara saldırınca bir tane Yunan kral var Pirus diye bu adamın on bin tane askeri var On bin tane askeriyle çöküyor Romalılara Şimdi bu hadiseyi özelleştiren şey nedir, Baran? On bin askeriyle çöküyor Ve işin sonunda sadece on beş kişi kalıyorlar, Fatih. ve tarihte bu olaya da zafer ismi veriyorlar, Pirus Zaferi diyorlar. şimdi biz, evliliğimizi başlangıçta Allah’ın rızası istikametinde yapmayınca bir insanın on binlerce bağı olan bir evlilik sosyal yaşamın evlilikle alakalı, ahiret yaşamın evlilikle alakalı çevren, iç huzurun. Öyle değil mi, Kağan abi. içtimaya yattın, çocuklarının ahlâkı. Namaz kılıp kılmaman bile bir çoğu zaman evlilikle çok bağlantılı, müteallik oluyor. e sen 10 bin tane bağı olan bir meseleye Böyle bodozlama dalınca, Hiç Cenab-ı Allah burda ne demiş? Resulullah, acaba bize neleri önermiş diye dalınca abi.. 10 bin tane bağdan 15 tane bağ ile Evliliğin devam ediyor, ve sen hâlâ bunu zafer olarak görebiliyosun. Şimdi burası çok tehlikeli oluyor Biz şimdi abi sosyal medyada Bazı kardeşler yazıyo yani Bazı soruları oluyor. Mesela bi tanesi yazmış işte, Eşimle şu sorunum, bu sorunum, böyle problemim , şunum var falan. Dedim, yahu kardeşim sizin eşinizle ortak özelliğiniz nedir dedim. Aynı gün evlendik dedi. 🙂 yani başka bir ortak özelliği yok abi şimdi bak şu mantıktan bir düşünelim Bedir Abi sevdiklerimiz öldüğünde, sevme kabiliyetimiz ölmüyorsa demek bu filmin bi devamı var Yani otuz, altmış, kırk, elli yıl geç. bu işin bir sonsuza bakan bir yanı var. ve madem o sevme kabiliyeti ölmüyorsa kalbimizi an ve an sevgiyi yaratan bir zat var. ama sorun şurda ! Biz acaba o zatın rızasına göre davranışlarımızı, evlilik hayatımızı kurabiliyor muyuz ? Şimdi bu kısımlar çok önemli. Geçen burada kardeşlerle konuşuyoruz. Dedim ya dedim, geçen bir arkadaş bahsetti bana… işte sevdiği ona facebook şifresini vermemiş diye ilişkileri bitmiş, terk etmiş dedim… Abi benim sevdiğim olsun Da Vinci’nin şifresini vereyim ya… Ya oradan bakma işte ya! Koparıyon konuyu ya!.. Facebook da bir tane kardeşim var böyle genç, ergen, yakışıklı, karizma ayda yirmi dört tane ilişki değiştirmiş. yazmış aşka inancım kalmadı diye. Yahu dur daha yedi milyar var ya. Bir de onları dene ya. Yani bu zaviyeden bakınca olay problem oluyor ya. Bir de Fatih sen bilirsin bu ergenlikte şey olur hani. ‘Tamam’ mesajı gelir. Ona böyle cevap yazmaya çalışırsın. Böyle hani olur ya abi o haram sevdalarda ergenlik dönemlerinde. Mesut sen de iyi bilirsin. Kız ‘ tamam ‘ yazar. Sen ona bir şey yetiştirmek için böyle titrersin. Tamam yazdı ben ne yazsam o bana geri… Üç tarafı saçlarınla çevrili yüzünde, dört mevsim yaşanır. Ya bu işin romantik kısmı. Böyle o tamama, hani konuşma devam etsin diye çabalarda çabalarsın. Bir de bunun racon tipi var: Bize taş atana biz gül atarız… ama mezarına. Birde Müslümancası var bunun: Biz senle farklı namaz vakitlerinin insanlarıyız mübarek.


İngilizce

Hayalhanem Presents Translated by: Nizzy Is Marriage Fate? We’ll speak downright today, guys. It is about marriage. I thought and said: What is the biggest reason of all marriages? It is marriage. 🙂 All these doings… started when Umit Besen became a best man for his ex. And everything went out of control from then on. Leave from this joke aside, Marriage affects us in many ways: It creates tons of bonds. But… if you ignore Allah’s consent before, during and after the marriage process, …then you bump into a dead end or a gridlock. I came up with a story. The story of a victory called Pyrrhus. When Romans attacked Greeks ruled by a King named Pyrrhus, …who had 10.000 soldiers at his disposal. He attacked Romans with those soldiers. But what makes this story so special? He charges Romans with all of those soldiers. In the end, they are just 15 people around. And they call it a victory. The victory of Pyrrhus. Likewise, when we don’t marry according to Allah’s consent in the first place, then that marriage which creates hundreds and thousands of bonds around us… …that affect your social life, your Hereafter, your peace of mind, your sense of well-being, …your kids’s morality, even the fact that you pray everyday or not, …I mean when you run head-on towards with something that will radically change your life, without even considering Allah and His Messenger Mohammad pbuh’s suggestions, you end up with maintaning your marriage with 15 bonds out of 10.000, …and you can still call this “a victory”. You know what? This is dangerous. We get so many posts from our followers every day. They talk about their problems. For example, one of them posts like “I have such and such problems with my wife.” I had to ask him: “Don’t you share anything in common?” He replied: “Our marriage date.” All in all, they share nothing in common, unfortunately. I want you to consider this: If our love for our beloved ones doesn’t go away when they die, …this proves a sequel for our life movie. I’m not talking about our limited lifespans, 50 or 60 years, I am talking about eternity. So if our love for them doesn’t fade away, there is someone who creates this sense of love with every moment. But the problem is, can we really adapt our actions to our marriage in accordance with His consent? Stay with me now. We recently mentioned this issue with our friends, One of those guys broke up with his girlfriend just because he didn’t give her his Facebook password. “Man, I would give her The Da Vinci Code if she were mine.” he said. :))) Man, that’s not what I am talking about. I have a friend on Facebook. He is young and charming. He had 24 love affairs in one month. He posted: “I have no faith in love anymore.” Take it easy, boy! There are 7 billions of them yet to come.:)) It gets quite problematic when you look at it this way. And, Fatih, you know this: In puberty, you know it, man. A text: “It’s done.” You try to reply. It happens in puberty, between those forbidden lovers, Mesut, it is in your domain. The girl texts: “Done.” You tremble with excitement, saying: “How will I text back?” I live four seasons in your face Covered by your hair real nice. He tries to be romantic. He tries real hard to maintain the conversation with the girl as much as possible. And there is a macho version: “You throw stones at me, I’ll throw roses at you.” I’ll throw them on your grave. And there is a Muslim version of this: We are too apart to come together for the same prayer. No, that’s not it. I am not talking about these. There is something coming up. Do we really have to do these all? Do we need to act according to occasionalism? Will my beloved one find me even if I do nothing sitting here? Even if I don’t resort to causality? Here comes the ultimate question: IS MARRIAGE FATE? Why do people have troubles? Who do they undergo hardships? By this, I mean to ask: Will Allah bring before me all the things I need? Or should I go after the cause and effect relation to get them? So what was the question? Is marriage fate? We’ll elaborate on this issue, but it is too late for you now, man. You are 31 now. 🙂 Before talking about marriage, I need to elaborate on 3 concepts about fate: So we need to agree on them very well. The first concept is ETERNITY. Eternity… is NOT the endpoint of the past… so it can be confined within the body of matter… …and thus be appointed a mission or a necessity. What do we know about eternity in common? Misled by that series called Eternity. We call it past times. Eternity does not mean past times. So what does it mean? Eternity encompasses… the past, the present, and the future. It overlooks them from a higher point. Let’s analyze this sentence: Does eternity mean the past? No, it doesn’t. Eternity encompasses the past, the present and the future at the same time. To illustrate, At present, I am reading a book. What will I do in the future? Drink water. In the past, I talked on the phone. First, I talked on the phone. Now I am reading. Next, I am going to drink water. Suppose that I am holding a mirror. When I look at the mirror this close, I can only see the book. I mean the present time. When I hold this mirroe a little higher, its reflection angle will widen a bit, right. …and it will comprise a small part of the past in which I talked on the phone, …and a small part of the future in which I am going to drink water, ..and all of the present time. But if I take this mirror… and lift it to the eternity point, ,the directrices of the past, the present and the future all together, being all parallel lines, they all intersect at the eternity point. So I mean, what will happen if I lift this mirror to an infinite point? All these past, present and future points will look like one single point. Therefore, it is out of question to talk about time and space at that infinite point. Eternity does NOT mean before the past. It encompasses all 3 tenses together. So…did we all get the gist? (Summarizes) So it is not true to envisage a beginning point somewhere before the past and call it eternity. ??? (Summarizes again) Now let’s go to the second sentence. We all need to understand the first term very well before we talk about the second. The first one is ETERNITY. Second, fate is a sort of divine knowledge. Divine knowledge? Knowledge means something you know, right? You mean…does fate do nothing? Yes, friends. Fate is not the doer. Fate, or more precisely predestination, is about Allah’s eternal knowledge. The doer is not fate itself. How interesting. Fate is a sort of divine knowledge. Is fate the doer? No. Good. It means “knowing”.. For example, I know how you will stand up, right? But can I make you do it? I can’t. I just know it. That’s all. The sentence is the key. Pay attention to the second sentence now. Knowledge is subject to the known. Knowledge means knowing something. And the known means something we know. Knowledge depends on the known. Will you repeat, please? Knowledge is subject to the known. In short, We don’t act the way Allah prescribed our fate. Allah prescribed our fate so because He already knew how we would act. Clear enough? Let me give an example to this: I am a Maths teacher in a town called Bitlis. Bedir, I want you to be one of my students there. OK, let me make you feel in Bitlis. While we were walking down the side slops of Bitlis, I saw you, Bedir… …hop and hop in the moors on Bitlis like a gazelle. You feel it, too? Sorry for any inconvenient words. Bedir is one of my students in Bitlis. But he is one of his kind. He is prankish and naughty. You seldom come to my lectures. And whenever I see you, I ask you: What is 3 times 5? You say: 3.5. “Bedir, what is 2 times 2”? I ask. You reply: “While buying or selling?” You have no idea about what I am talking baout. I mean your Maths is terrible. I very well know with my Maths knowledge that Bedir’s Maths is terrible. Bedir bullies his classmates, He forces them to give him their money. He steals their Taso and play cards. He is one problem child. Psychologically and sociologically, he is bad to the core. He never studies, He never becomes a good boy. He is useless. So I want you to contemplate on this: I say to Bedir: “I am going to put you into a Maths test tomorrow.” Remember Bedir can’t add numbers. Psychologically looking, he is no good at all. But I … I will put him into a calculus test. After I say this, I write a big “zero” for his mark. But Bedir, I don’t let you see it. The next day, you come to class. He takes the test. He really can’t do the calculus. Then he scores zero. But then if I go and say to him: “Look, I have already given you a zero.” Can you say “I scored zero because of you.” He can’t. But how did I know that he would get zero? Of course, with all my partial knowledge of Maths, psychology and sociology. So if I really knew he would fail with all the partial knowledge there is to know about him, How can Allah, who knows everything there is to know about you… with his Eternal knowledge that encompasses the past, the present and the future, …ever not know what you are going to do in the future? Isn’t the sentence crucial? You don’t act the way Allah prescribed your fate. Allah knew how you would act. Thus He prescribed your fate accordingly. Let me give you one more example: There is a highway here. Two cars are coming. They travel without seeing each other. I go up a hill nearby and watch them move on. As a Mathematician, this car goes on at a specific speed. And so does the other one here. The distance, you determine it. They don’t see one another. Looking downwards from the hill, They will collide each other 1 hour 32 mins and 47 secs later. It is simple to know this, isn’t it? Just formulize it. And find the result. And 1 hours 32 mins and 47 secs pass. and these two cars collide. Then if I go down to the accident scene.. …holding a piece of paper on which the formula reads, and tell them: “You have collided with each other because I prescribed it.”, would it sound logical? Of course not. So what did I actually do? I guessed the collision with some knowledge I had in my disposal. Look, here is the thing: If… If they would have collided with each other according to my formula in the first place, I could have written down here like this: They are going to turn into cotton candies on the brink of collision. Would something like that come into exitence? No. That is to say, They didn’t collide because I wrote so. I wrote because I knew they would. This is the meaning of “Knowledge is subject to the known.” What was our first concept? Eternity. Did you get it? What was the second one? Knowledge is subject to the known. That means, We do not act the way Allah has prescribed. Because Allah knew with His Eternal knowledge that how we would act, He prescribed so. We get the second one, right? Now the third concept: The third one means a lot to me. It is “Limited willpower”. People usually misunderstand this Limited Willpower. Especially those who call themselves doomed. Allah did so and such to me. They commit a very deadly sin, unintentionally. So let’s take a look at “Limited Willpower”. Human’s willpower and decision-making power is rather feeble. How is our willpower, according to the definition? It’s weak. It’s simple. I am gonna talk about it soon. It is something relative. However, Allah the Almighty, ..has made that limited willpower… an ordinary preprequisite to His Ultimate WillPower. That is, Allah puts a simple prerequisite to every incident that He is about to create. So He means to say: O my servant! It is up to you to choose. But whichever path you choose, I will guide you to that. So the responsibility is yours. How do I put it? You have erected a 50 or 100 storey building. Next you put an elevator in it. On the first floor is a pool., On the second floor is a facility with a lot of cars in it. Third floor is such. So is fourth. On the top floor, there are beautiful women, delicious dishes, an amazing party and so on. But when you press the minus first floor button, the temperature is 100 degrees celcius down there. In minus two, the temp is 200 degrees celcius. In minus 3, the temp is 300 degrees celcius You get hotter and hotter as you go down. You put a system like this. So what can I only do with the willpower I have? To press the elevator button. This is limited willpower. I hit the 10th floor button. Did I create everything in the 10th floor? No. The doors? No. Dishes? No. Women? No. So who did? The one who erected that building there. Likewise, It is Allah swt who has created the Universe and all the events that shall take place. You role here is… to press the button of the elevator, using your willpower. For instance, you drip a little of black ink in a glass of milk, and all the milk is painted black. Likewise, you have a willpower inside of you. Allah puts that limited willpower into action so that you feel you have taken a part in it. This is how Allah creates all events. Veysel, will you please stand up? You can do it, man. Veysel, did “you” stand up? Yes or no? Don’t fake out. Did you do it or not? Was it you who stood up? You may sit down. In order that you can stand up, you need to have full control over the laws of thrust and attraction. It is a really appendant issue. In order that you can stand up, the Earth must keep rotating at a speed of 1670 kmph, and 108.000 kmph around the Sun, as well as 400 billion galaxies must keep orbiting without rotating each other. The carbon cycle must be in perfect condition. All fine tuned phemonema in the universe must maintain their perfect state forever more. In order that you can stand up, you need to know which skeleton system of yours you need to put into action. You also need to know how to use your leg muscles. You also need to have your nerve cells convey signals to your respective organs. Now tell me. Don’t fake out, man! Did “you” stand up? So all in all, You decided to stand up, and Allah created your stand up action. Without even knowing which muscles I need to use, ..how can I do that? So limited willpower is not even as effective as a blink of an eye. An inner desire… and Allah creates all actions…. in accordance with your willpower… …all resulting from your tiny little desire inside of you. We are about to finish our topic. What was our question today? Forgot it? Do you remember today’s question? You are going to marry soon. How can you? Is marriage fate? Stay with me. By that, what do we mean? Does Allah know that we are going to marry? Let’s be more precise. Does Allah know about these two people? Makes no sense, right? If someone who has full knowledge about the past, the present and the future, …knows about you, of course, marriage is fate. But i mean my friend’s good intention. Ok. I got it is prescribed. It is fate. But without me doing nothing, will she run into me all of a sudden one day? Or will I be able to meet her after I make all these efforts, struggling and challenging all hardships? There are two types of fate: The first one is arbitrary. (destiny) We hustle and bustle to make our livings. We get our money afterwards, right? It is about our choices. For instance, you try to stop a taxi with reciting a chapter in the Holy book, but you will fail to do so. Because this hand gesture is all it takes to stop taxi. This is destiny. That is, Allah swt has set you free in your decisions. Yet He fully knows what you are going to do. It would be nonsense if He didn’t. Second is… Predestination. Did you play any role in your birth? No. Your birth is predestined. What about your gender? Or your physical appearance? What will you look like? How tall will you be? These are all predestined. Allah swt creates your marriage process according to the arbitrary scheme of fate. I mean, it is all up to you and your decisions. But the thing is, Allah knows who you will meet. He just wants you to resort to casuality. But sometimes, Allah swt has so distinguished servants… …they are parts of the scheme of predestination. Even if they don’t move their fingers, either Allah will bestow them a very good life partner… …so that they thank Him a lot, or He will give them a marriage full of troubles and hardships… …so that they can be as patient as they can. It’s all well and good but what is it gonna be? Let me tell you. Consequently, these two are fate. After this conversation,… I don’t want to see Aydın go to your girlfriend’s older brother and say, “Will you be my children’s uncle?” Don’t do it! If you want to hold something warm, …hold a cup of tea for now. That is one of the mistakes that young people make. They want to hold hands to feel closer, right? But what they don’t realize is… …that they get farther. They could have thought this way: Allah swt,who knows how to put all those seeds in a single pomegrenate neat and tidy, also knows in whose heart He will place me. Just have full faith in Him. Or is it no good even if you tried? They could have said: You just can’t do it no matter how you have tried. But how least favorable it turns out to be. You say, it couldn’t have been any least favorable. Then you remember: If you put your trust in fate, no sorrow will knock your gate. Al-Fatihah for the love of Allah. Hayalhanem Presented… Translated by: Nizzy (I ask forgiveness from Allah for all mistranslations)

Aşk mı? Namaz mı?

Bir insan için namaz küçükse hangi mesele büyüktür ağabey Bundan bak kardeşim tekrar söyleyeyim İmandan sonraki en ehemmiyetli Tam olmazsa diğer amellerine bakılamayacak Bi hadiseyi konuşacağız namaz Niye bu kadar vurgu yapıyosun, şu yüzden vurgu yapıyorum Sosyal medya bizim bi mecramız Sosyal medyada Ömer sürekli geziyoruz İnsanların ilgilerine bakıyorum yani merak ediyorum Bu gencecik güzel kardeşlerim Vallahi içim içim daralıyo bazen Böyle gencecik pırlanta gibi kardeşlerim Hepsi canım ciğerim Bakıyosun namaz gibi bir şeyi kılmıyorlar Ama hayatlarındaki bütün parametreler tamam sadece namaz yok Bakıyorsun Baran merak ediyorsun yani Bunu alan koyan nedir diye Bir çoğunu Yusuf ağabey ekserini alıkoyan aşk ya aşk 13 yaşındaki kız yazmış, ey aşk beni de gör artık Seni sensörlü lamba görmüyo, aşk nasıl görsün Dikkat başka bir yerde yani anlıyor musun aşkta yani

Eski Sevgiliyi Unutmanın En İyi Yolu Nedir?

Müzik .. .. ta zamanında kürsüye ilk çıktığımda bana bu dersi vermişlerdi abi kürsüye ilk çıktığımda bu dersi yapmıştım Elhamdülillah Derste de Mehmet abi çok ilginç bir denklem var bugün onu işleyeceğiz hazır mısınız ? Mehmet abi denklemimiz şu insanlar mutlu olmak için seviyorlar İbrahim Ama sevdiklerinde insanlar üzülüyorlar azap duyuyorlar yani. Öyle değil mi ? Mesela eskiden bu kadar yoğun değildi. Niye yoğun değildi ? Çünkü eskiden her yöne sms yoktu. Avea’ lı bir erkek Turkcell’ li bır kızı sevemezdi eskiden Ama şimdi böyle değil ki operatörler bangır bangır araba depar atar gibi uğraşıyor Mesela bazı üniversiteleri duyuyorum böyle görüyorum gerçekten çok üzücü bir hadise; Hanım ablanın etrafı yeni çeri ocağı gibi Sefere çıksa Yunanistan’ ı alır. Ulan sen Gerçekten abi.. O kadar çok kendimizi kaybediyoruz Bugüne kadar hep erkek kardeşlerimin harama girmesinden çok bahsediyoruz. Bugünde biraz hanım kardeşlere de söyleyeceğim. Çünkü ben üniversite okuyan birisiyim ve üniversite de tatlı hayallerle girilen haram sevdaların – Hanım ablalar için söylüyorum bak bunu sende biliyorsun üniversitedesin- Çok fazla kanlı göz yaşıyla neticelendiğini gördüm. Bütün bu acıları dindirecek, sindirecek Allah ‘ın izniyle Çok güzel bir dersimiz var abi. Ya baki entel bakiyle Üstat şöyle başlıyor: Bu lemaya bir derece his ve zevk karışmış His ve zevkin coşkulukları ise Aklın düsturlarını, Fikrin mizahlarını, çok dinlemediklerinden ve müraat etmediklerinden bu üçü ulema mantık mizahları ile tartılmamalıdır. Arabesk sevenler, efkar sevenler bugün çok hoşunuza gidecek romantik bir ders başlıyor abi ve bir ayet veriyor Üstat. Diyor ki ayette; her şey helak olup gidicidir. Ona bakan yüzün müstesna. Hüküm sadece O’ na aittir. Sizde buradaki herkes O’ na döndürüleceksiniz Ayetinin mealini ifade eden: Ya baki entel baki Ya baki entel baki İki cümlesi mühim iki hakikati ifade ediyor. Ondandır ki mahşierin reislerinin bir kısmı Bu iki cümleyle kendilerine – hangi iki cümle ile Resul ?- Yab baki entel baki Baki olan yalnız Sensin Allah ‘ım Bu iki cümle ile Kendilerine bir hatme-i rahşe hükmünde tutana Ben bir de üniversitede özel ders veriyorum matematikten Ebrouş diye bir bölgeydi. Orada başka abilerin evi vardı böyle Namazı bir orada kılayım. Oradan özel derse geçeyim dedim abi. Bir gittim Levent abi tam namaz kılacağım abinin birinde elinde tesbih. Dedim ki abi ne çekiyorsun hayırdır dedim Kardeşim Ya baki entel baki çekiyorum diyor Kim bilir o esnada zihninde kalbini meşgul eden: arsa, mal, mülk, gelecek kaygısı, istikbal endişesi… Artık hangisi varsa Sizlerin hiçbiri baki değil. Baki olan ve ilelebet kalacak olan yalnız Allah’ tır diye zikir çekiyor abi. Tabi biz bugün zikir yönünü değil ilim yönüne bakıyoruz madem O azim ayetin mealini bu iki cümle ifade ediyor Biz bu iki cümlenin ifade ettiği hakikat-i mühimmenin birkaç nüktesini beyan edebiliriz. Gel baştan başlayalım abi. Ne işliyoruz biz Günlük hayatta kalbimize giren çok fazla sevda var: Eş sevdası iş sevdası… Ya adam demiyor ki çocuklar üniversiteyi kazanabilir miyim ? üniversiteyi kazanıyor. Bitiyor mu ? Bitmiyor sonra neye başlıyorsun KPSS başlıyor. KPSS yi kazanıyorsun bitiyor mu? Bitmiyor Bu sefere ne başlıyor? Hangi şehre atanacağım Ondan sonra ne başlıyor? Bir hanım bulayım. Daha sonra çocuk çıkar, çocuğun bezi çıkar, çocuğun düğünü çıkar… Abi ya bir türlü bitmiyor. Hele gençsen gönlün kıpır kıpır atıyorsa. Hele de dekolte bir sevdaya tutulmuşsan abi şaire bağlıyorsun Terk etmedi sevdan beni Aç kaldım sussuz kaldım Hayır karanlıktı geceler. Can garip can suskun can paramparça ben ellerim kelepçede tütünsüz uykusuz kaldım Terk etmedi sevdam beni Ya bi ‘Ya baki entel baki’ için ne yapıcan sen bu kadar şeyi ya Abi babam O zamanlarda İnsanın aklını büyüdüğü zaman hisler o sevda zamanları.. Gözlerin çok buğulu bakıyor. Sende mi yakalandın zamanında Hiç mi sevmiyordu Ciddi misin ? Vay hülyasın lan sen İsim neydi ? Yakup maşAllah ya Gittiğimizde bu çocuğun çıkışta ayağından bir öpelim ha İlk defa gördüm haram bir şeyden sonra Tebrik ediyorum kardeşim. Yakup insan Çok güzel. Hayır Bu yüzden senin eşinden alacağın lezzeti harama gitmiş bir insan alamayacak. Yakup bak o denkleme devam edelim mi ? İnsan Mutlu olmak için seviyor ama mutsuz oluyor. Bir bakalım derim ben Yakup insan neresiyle görürür ? Gözüyle. Peki neresiyle duyar? Peki neresi ile koku alır? Peki neresi ile sever? Kalp sever mi kalp dediğin pompa yapar ya İşte olum bu işlerde tecrübesiz olduğun çok belli Abi bizim kalp dediğimiz pompa olay burada bahsedilen kalp ne demek abi: RUH Ve bizim manevi organlarımız olabilen Latifelerimizden oluşmuş bir silsileye Levent abi burada kalp diyor Bedüizzaman Ve devam ediyor; Brinci nukte Birinci defa Ya baki Entel baki Bir ameliyat cerrahi hükmünde Cerrahi ameliyatı Yakup normalinden farkı var biliyor musun ? Harbi yarıyorlar Açıyorlar abi Bütün ne kadar hastalık var ne kadar problem var abi İyice işin derinine iniyorlar. Cerrahi ameliyat Birinci defa ya baki entel baki. Bir ameliyat-ı cerrahi hükmünde, kalbi masimadan yani Cenab-ı Allah ile ilişki kurulmayan herşey masimadan. Hanımını seviyorsun. Ama tamamen dünya için. Hiç Allah ile rabıtası yok Bu ne oldu Yunus Bu bile masima oldu. Masimadan teşrih yok Ses yok. Bir şey oldu mu araba, iş, ev, hanım… Duyuyor musun Mesut ? Birinci defa işe yaramadı Şöyle ki insan mahri icabiyeti itibariyle mevzuatın hemen tamamını ayağa kaldırır. Yav bu çok alaka Mesela sen buraya yeni gel Araban patlasaydı Belki buraya gelemeyecektin Araban var mı ? Araban patlasaydı buraya gelemeyecektin. Ya da beter olsaydın buraya gelemeyecektin. Birden çok sevdiğin bir yakının kanser olduğunu bilsen buraya gelemeyecektin… Çok sevdiğin bir dostunun sana Yani senin buraya gelmende o kadar çok doğruyu göstermesi gerekiyor ki. Buda sunu söylüyor abi Sen kainatın bütününe Mesut Çok fazla alakadarsın Hem insanın mahiyet-i camiasında yani Yunus yaradılış programında yaradılış algoritmasında hadsiz bir sevme kabiliyeti olmuştur. Abi burayı unutmuyoruz. Bizim yaradılış programımızda ne vardı hadsiz ne demekti ? Ucu bucağı yok. Sınırsız yani. Sonsuz sevme kabiliyeti var. Onun için insanlar onu mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Bize onun mevcudata karşı muhabbeti var mı bu sebebiyle sonsuz bir sevme kabiliyeti var. E sende sonsuz olunca. Bütün kainatı sevsen yeter mi? Gene yetmez. Tatmin ediyor. Bak dikkat et. Koca dünyayı Bir ailesi gibi seviyor. Peki koca dünyayı Yunus ailesi gibi nasıl sığdırabiliyor ? Çünkü sevme kabiliyeti sonsuz. Benim annem bir geliyor abi evde o gün arkadaşı bugün arkadaşı annemin bütün gün arkadaşlarını tanıyorum. Hep sanki hepsi bizim evde yaşıyor. Hele babamın televizyon izlerken göreceksin; Amerika’ da olay olmuş Filistin’ de olay olmuş Sanki bizim evde oluyor yani o kadar çok hiç evin gitmediği gözünün görmediği yada o kadar ciddi bir muhabbet meşgul ki sanki evde 500 kişiye söylüyor 3+1 evde. Çünkü her gün her biriyle ilgili ve alakalı şekilde muhabbetler ediyorlar. teyzelerine bir şey olur bir bakarsın senin evde de bir üzüntü olur Yakup sebebi bu. Sonsuz seve kabiliyeti var Ve bu kainatı ayaklandırdınız bu yüzden Ebedi cenneti bahçesi gibi muhabbet ediyor. Halbuki muhabbet ettiği mecra durmuyorlar gidiyorlar ayrılıktan daimi bir azap çekiyorlar bizde sonsuz bir sevme kabiliyeti var peki bu sonsuz sevme kabiliyetini bütün mevcudata kullanıyoruz doğru mu ? Kullanmamız sonucunda birde azap çekiyoruz çok garip ya ! Ben bazen bakıyorum abi diyorum ki ya ben gönlümü ne kadar çok şeye bağlamışım bir tane kotum vardı abi çok seviyorum. Bir gün namaz kılarken yırtıldı baktım gönlüm cız etti dedim ki yav arkadaş kota bile gönül bağlamışız demek dedim arabalara evlere, iş yerlerine, makama gelecekte seni terk ettiğinde gölünün cız edeceği bütün her şeye o kadar çok gönül bağlıyoruz ki Altuğ. Gönlümüz cız ediyor kardeşim geçenlerde başımdan bir olay geçti Altuğ. Trafikte çok sevdiğim bir tanıdığımı görüdüm Levent abi. Tanıdığım yörüngede. Şöyle kornaya bastım. Arabaları yanaştır dedim Böyle hani klasik olur ya : Hop baba naber müzik açarsın falan böyle. Daha sonra yoluna gidersin Böyle selamlaştık ama. İçim rahat etmedi abi Yani bunu kendim için söylüyorum. Sizi tenzil ediyorum. Sanki hani ablanın verdiği malla mülkle Sanki orada yani enaniyet gibi bile geliyo abi biliyor musun. O arabayı yaklaştırıyorsun falan filan Dedim ki Acaba Enainiyet mi yaptım dedim Bu şekilde. Açtım abi dua ediyorum Hamza abi Dedim ki Ya Rab Eğer benim gönlüme senin verdiğin bu mal mülk yer ediyorsa Ki sen beni Bosna ‘ da Bugün tek duası bari bugün anneme tecavüz etmesinler diye duan eden bir çocuk olarak da yaratabilirdin ama bu nimetleri verdin. Çünkü senin uğrunda kullanmam için verdin. Eğer Ya Rab Bunlar benim gönlümde yer ediniyorsa Ben gönlümle baş edemem. Ya Rab sen benim gölümü bunlarda uzak tut dedim abi haşırt iki dakika sonra adamla kaldırıma girdik elimi açtım abi Elhamdülillah Ya Rabbim dedim Çok ilginç abi. Gönlünde yer etmesindense Bu hadislerin başına gelmesi Ve bu işlerin anlama tanıma çok daha önemli sevgili abicim Sebebi şu o malı mülkü ve sevdiğin her şeyi çocuğun dahil Yusuf abi gelirken sen getirmedin giderken gitmelerine mani olamadığın için Yakup bunlara benim diyemezsin Benim diyebildiğin hiç bir şeyde hak talep edemezsin hak talep edemediğin bir şey elinden çıkıp gittiğinde de şikayet edemezsin Ve Cenab-ı Allah kainatta Bazen sağlığımızı alıyor bazen malımızı alıyor sürekli aynı şeyi söylemeye çalışıyor: Ya baki entel baki Baki olan yalnız Allahtır. Bunların hepsi geçicidir. O’na aittir Onun hadsiz muhabbeti Hadsiz bir manevi azaba sebep oluyor. O azabı çekmekle Kabahat kusur olay Bir toplayalım. Abicim isminiz neydi kırmızı kazaklı abicim Mehmet abi hoş geldiniz Mehmet abi şunu hatırlıyor musunuz ? Allah bize sonsuz bir Sevme kabiliyeti veriyor doğru mu ? E şimdi Mehmet abi sonsuz sevme kabiliyeti veriyorsa e ben bunu kullanırım abi ama yazının devamında diyor ki sen bunu kullanıp hadsiz mevcudati seviyorsun. Doğru mu abi ? ve sevmekten de azap çekiyorsun doğru mu İbrahim ve Bilal ne diyor çektiğin azapta suç sana aittir Abi çok garip değil mi ? Yani hem sonsuz sevme kabiliyeti veriyor Mehmet abi E bende seviyorum suç neden bende olsun. Şu yüzden Mehmet abi Mehmet abi oğlunuz var mı ? Var mı Allah bağışlasın. Mehmet abi düşün seninle ticaret yapalım oğlanın adı neydi Mehmet abi Batuhan’ a 50 trilyon para verdin Dedin ki Batuhan al bu parayı bir iş kur dedin. Batuhan ertesi gün geldi babacım işimi kurdum. Kurdun mu Batuhan Kurdum babacım. Ne kurdun Batuhan Seyyarcı köfte . 50 trilyonla Na’ parsın abi Ulan sana küçükken sana balıkla yoğurdu beraber mi yedirdik Mehmet abi na’parsın öldürürsün dimi 50 trilyon seyyarcı köfte oldu mu Mehmet abi olmadı. Peki Allah sonsuz sevmek kabiliyeti veriyor. Mevlayı sevelim diye biz Leyla’ yı seviyoruz Bu oldu mu ? Bu olmadı. Neyi seviyoruz abi Sonsuz kabiliyette kot seviyoruz araba seviyoruz tampon seviyoruz aman çizilmesin tampon yüzük seviyoruz aman yüzülmemiş olmasın diye bu da olmadı değil mi abi işte bu olmadığından dolayı Mehmet abi Çektiğimiz azapta suçlu biziz. Nasıl 50 trilyona seyyar köfteci açılmaz sonsuz sevme kabiliyetinde de beton demir sevilmez çünkü Mehmet abi ondan sonra na’pıyoruz ağlıyoruz böyle yıkılıyoruz kendimizi paramparça ediyoruz Allah makineyi vermiş yaratmış abi kullan bunları diye sen makineyi bozmuşsun Mehmet abi çamaşır makinesi var dizel koymuşsun e çalışır mı ondan sonra E sen çalış Mehmet abi 😀 Seni tenzil ediyorum Mehmet abi ama makineyi bozuyoruz Bu yüzdende suç bizim oluyor Mehmet Abi. Sonsuz bir kabiliyeti geçici bir şeye sunuyorsun makama sunuyorsun ondan sonra elden gitmeyen var mı ? Yunus elden gitmeyen yok; gençliğin güzelliğin hanımınla ilk 3 ay ki tatlı muhabbetlerin hepsi gidiyor ya mazi varsa hepsi bu dünyada da seni t terk ediyor çünkü kalbinde ki hadsiz muhabbet hadsiz bir yaratıcıyı sevmek için verilmiştir. Abi düşünebiliyor musun Bunun içinde azap sebebi sen oluyorsun Şöyle bir örnek daha vereyim iyice otursun Yusuf abi Düşün ki sen padişahsın Bizim de Mesut’da gariban bir yetim çocuğu Bende senin maaşlı memurun Yusuf abi bana bir gün bir külçe altın veriyorsun ve diyorsun ki Memurum al bu külçe altını Mesut’ a götür karnını doyursun diyorsun bu senin iyiliğin mi benim iyiliğim mi ? Ben zaten senin maaşlı memurum yapmak zorundayım Peki yolda giderken altını arakladım abi bu senin kötülüğün mü benim kötülüğüm mü işte Cenab-ı Allah bana sonsuz bir altın veriyor al bunu gerektiği yere götür deseydi abi yolda fabrikada iş yerinde çalışan çoluk çocuğa çalıp çalıp fani mevcutlarda sevk ettiğimiz faaliyeti yolda bu kabiliyeti çaldığım için abicim bütün çektiğim azapta ki sorumlu ben oluyorum Yakup kardeşim o insan suistimal ederek yani az önceki padişah olayındaki gibi kötü kullanarak o muhabbeti fani geçici mevzularda sarf ettiği cihet de kusur ediyor kusurunun cezasını onun terk edilişini azabıyla çekiyor. İşte bu kusurdan temelli edilip o fani mahbubattan o geçici sevdiğimiz şeylerden saati evini işini makamını neyse alakanı kesmek o mahbutlar onu terk etmeden evvel onları terk etmek cihetiyle Mahbup-u bahriye yani sonsuz olan sevgiliye Hasr-ı muhabbeti ifade eden bütün sonsuz sevme kabiliyetini odaklamayı ifade eden Ya baki Entel baki olan birinci cümlesi Bakiyat 2 Yalnız sensin Ya Rab mazluma senin alakan olmadan sevdiğim her şey fanidir Fani olan elbette sonsuz bir muhabbete Ve ezeli ve ebedi bir aşka ve ebet için yaratılan bir kabrin alakasına medar olamaz manasını ifade ediyor. madem o hadsiz mahbubat sevdiklerin faniydiler elbet geçecekler Mehmet abi elbet gazına doya doya bastığın otomatik geri vites araban seni terk edecek elbet çocuğun yarın bir gün seni terk edecek onlar seni terk etmeden önce Ya baki entel baki Baki olan yalnız sensin Ya Rab demekle ben onları terk ediyorum üniversite de bir arkadaşım vardı abi kocamandı -İkimiz Mehmet olduk ha -Mehmet abi yapılı bir çocuk deve gibi oğlandı durumu da iyi değildi Mesut Bir gün zar zor 3 yıl 4 yıl biriktirdi biriktirdi Bilgisayar aldı kendine Fakat çok zor bir şey üniversite öğrencisi için bilgisayar ne kadar kıymetli bir şey. O bilgisayarı aldı Bizde o zamanlar Ya baki Entel baki dersi yapmışız. Abi cart diye yurtta düşürüyor bilgisayarı. Köşeyi denüyor Dersi de yeni yapmışız Seydi abi Bilgisayarı almış karşısına kırık ekranına bakmış: Ya baki entel baki abi yürek cız etti diyor çocuk. Elhamdülillah. Neden ? Zaten onu terk edecek olan – eve gidince tabelanın içine patlatmayın- O kader cihetiyle kırılıyor yani Peki abi benim aklıma soru geliyor şimdi. Dedik ki siz bunları sevmeyin etmeyin. Bunlar zaten sizi ter edecek. Doğru mu Seydi abi ? Abi na’palım kullanmayalım mı yani Hanımı kapı dışarı mı edelim senin yüzünden ?Arabayı na’palım çöplüğe mi atalım ? Olay tam olarak şöyle Mehmet abi Biz kullanmak cihetiyle İşinize yarıyorsa. İsraf olmuyorsa en güzelini yapın abi. Hiç problem yok Ama kalben sevemeyiz abi Hanımı bile severken şunu demeliyiz abi Ya Rab.. Ben hanımımı Senin verdiğin emnanet olarak çok seviyorum Bir gün onu siper etmek için hiç çekinmeden gövdemi ve bedenimi feda edebilirim Ama senin rızan olmasa bu bile çekilecek çile değil diyorsan -Bekarsın dimi güldüğüne göre ?- Bunu diyorsan abi. İşte tam olarak Allah için sevmek böyle olur Ferhat abi üstadın en çok kullandığı iki tabir var: Manayı isim ve manayı harf Bunlar oturacak. Yani Allah için nasıl oluyor hacı abi Tam bunu oturtacağız Mehmet abi kafelerde vanbicin olur. Hiç bilir misin? Mesela böyle nargile kafelerde olur. Önünde ki resim olur delikli söyle kabaca baktığında abi resmini görürsün bir ayrıntılı bakarsın Levent abi delik delik arkasında dükkanın içindekini görürsün. Mehmet abi buna vanbicin deniliyor. Biz resme ilk baktığımızda deliğin arkasındakini görmüyoruz resmi görüyoruz ya Seyit abi buna Manayı isim deniliyor Ama söyle biraz dikkatli baktığında Mehmet abi O deliklerin arkasında Aa dükkanın içinde birileri daha varmış diyorsun. Buna da manayı harf deniliyor Ben Seyit abiyle yemek yiyorum ve Seyit abiyle dışarda gidip muhabbet etmişim. Ben bunu ilk Seydi abiden bilirsem buna manayı isim deniliyor Seyit abi Ama senin ağzınla ağacın dalları ile bana portakal veren Allah Seydi abinin dediği ile de bana yemek ikram etti Seydi abinin yüzüyle de tebessüm ikram etti ama odanın arkasında Cenab-ı Allah var dersem bu da manayı harf ile sevmek oluyor. Peki Mehmet abi Ya baki entel bakiyi anladık Akşam eve gittin ne anlattılar sakallı bir abi Ya Baki Entel Baki anlattı durdu Peki Mehmet abi Ne anladık yani dersten orası çok önemli Mehmet abicim Şunu anladık abi Herkesle nişanlanan dünya Hiç kimseyle evlenmez abi Özellikle gençsen dekolte bir sevdaya tutulmuşsan Seydi abi o kadar Araf da kalıyorsun ki o kadar sevdayı bıraksan dışarı çıkamıyorsun bırakmasan Rab’inin için giremiyorsun rızanın içine giremiyorsun o kadar çok arada kalıyorsun ki ve acıyı iliklerine kadar hissediyorsun sanki ateş suya düşüyor ama ne ateş sönüyor ne de su buhar oluyor ve git gide artan bir azap devam ediyor ve bir gün hasta olmasın diye dualar ettiğin bir insanın içinde ölmesi için yakarışlarda bulunur hale gelir onları geçici olduğunu anlamadan sevdiğimiz malımızda haram sevdamızda elbet bunlara dönüyor. Çünkü sevgi nefiste yaşanırsa, ihtiras gönülde yaşanırsa aşk olur abiler Mehmet abi hakkını helal et bu kardeşine postacı topal ama haberler doğru Mehmet abi

Sevgilime Ayrılma Şakası ( Gerçekten Ayrıldık )

4 yıl sürdü birlikteliğimiz Aşk birlikteliği diye bişey varsa, bizim birlikteliğimizin ismiydi o. Üçüncü yılın sonunda olduğu gibi… dördüncü yılda da , bir şeyler hissetmeye başladım. Yoksa aşkım bitiyor mu ? dedim kendi kendime . Lafı açıp… konuşmayı denedim bir kaç kere ama o ağzıma dokunup susturdu beni, çok huzursuz oluyordum İnstagramdaki fotoğraflarımızı kaldırmaya başladım. Ertesi gün… Sen ne yapmaya çalışıyorsun ? diye sordu. “Seni terk ediyorum” , dedim. “Neden ? ” , diye sordu . Anlatsam da anlamazsın dedim. Söylediklerime ondan çok ben şaşırmıştım. İçimm … İçim öyle yandı ki Söndürür sanıp saatlerce soğuk duş altında kaldım. O gün bir daha görmedim onu. Ertesi günde görmedim onu ama üçüncü günün sabahında … aramaya başladı. Her saat her dakika arıyordu. Cevap vermiyordum. Verecek cevabım yoktu ama içimde büyük bir boşluk vardı. Hissiz biri tabi ki değilim. Canım çok yanıyordu . Üç gün sonra araması… üç gün… Bir gün sonra ben aradım onu fakat o da evde yoktu. Şimdi ise onsuzlukta mutluluk arıyorum Gittiğim yerlerde onu soruyorlar. Göremeyince şaşırıyorlar tabi benim yanımda göremeyince . Bir çok defa ayrıldığımız oldu aslında . ama ilk defa sonsuza kadar ayrıldık.Ama yine de hiçbir zaman onunla tanıştığım güne de… Onunla yaşadıklarıma da lanet okumadım. Gerçekten güzel anılarımız oldu. onu hep iyi hatırlayacağım Evet KOLA YI BÖYLE BIRAKTIM :)) Evet kanka Kola dan ayrılmak kolay mı sandın yaa Bazen , bazen gözgöze geliyoruz. İnanılmaz anlar. Kolayı böyle bıraktık işte oğlum ! ALLAH ALLAH Ne 🙂 hepsi COLA için evde aradım bulamadım anladın mı o yüzden içemedim Ferhat şirine demiş ki -senin için dağları deldim Şirin Şirin -hıı aferin iyi yaptın, diye trip atmış, Ferhat tövbe edip namaza başlamış sonuçta bu işlerden birşey olmayacağını anlamış ve gerçek sevginin Allah’a ait olduğunu idrak etmiş ve bu yolda ilerlemiş, Tarih boyunca hunharca sevenler hep acı çekmişlerdir ki buna bizim lise anılarımız da şahitlik eder yani herkesin platonik bir diken bir yerlerine batmıştır yani, peki neden severken hep acı çekiyoruz ya bu sevmenin kriteri ne olmalı, yani bize acı çektirmek için mi Cenabı Allah vermiş bu sevgiyi dünyada iki tür sevgi vardır, biri yukarıdan aşağıya diğeri ise aşağıdan yukarıya oluşur, şöyle ki bir insan en evvel muhabbetini Allah’a verirse Onun muhabbeti sebebi ile Allah’ın sevdiği herşeyi sever ve mahlukata taksim ettiği muhabbeti onun Allah’a olan muhabbetini azaltmaz aksine artırır, yani sen bir insanı veya bir kişiyi, yaratılan bir şeyi arabayı bile Allah rızası için Allah sevdiği için Allah yarattığı için sevebilirsin, eşini çocuğunu , aileni onları Allah’ın verdiğini düşünerek muhabbet gösterebilirsin ki bu muhabbet Allah’a olan sevgini devamlı artıracaktır, yani yaratılanı Yaratan hatrı için sevmek O yarattı diye içimizi ısıtan güneşi sevmek evimizin neşesi olan çocuğumuzu sevmek hayat arkadaşını eşini Allah için sevmek güzel bir bahçeyi sevebilmemiz için onun mülkiyetinin bize ait olması gerekmez semanın yıldızlarını sevdiğimiz gibi zeminin çiçeklerini de severiz, gülün kokusunu sevdiğimiz gibi Bülbülün sesini de severiz, verilen bir kabiliyeti verilme amacına uygun şekilde kullanmazsanız acı çekersiniz, göze çorba tattırmayı denerseniz acı çekersiniz aynen öyle de kalbimizdeki sevme kabiliyeti Allah’ı sevmek için verilmişken biz onu yaratılana verirsek yani verilme amacına uygun davranmazsak yine bu kalpteki sevgi acı verecektir yani bazen Leyla’ya bazen Şirin’e bazen bir arabaya bazen bir eve veriyoruz bu kalbimizi ait olmadığı halde ve bu sevgi malesef bize Allah’ı unutturuyor , lisedeyken neredeyse hepimizin biryerlerine batan platonik aşkları olmuştur yani o dönemleri hatırlıyorum da sanki sadece acı çekmek için ne bileyim Müslüm baba Ahmet Kaya dinlemek için seviyormuşuz gibi bir durum vardı yani mutluluğa götürmeyen bir sevgi türü ve malesef birçoğumuz bunu yaşamıştır peki ikinci tür sevgi neydi en evvel esbabı sever yani yaratılanları sever ve bu muhabbetini Allah’ı sevmeye bir vesile yapar önce verilenlere bakarsın, anne vermiş her istediğimize koşulsuz şartsız koşar baba vermiş elde avuçta ne varsa senin için vermeye hazır seni korumak için canını vermeye hazır iki can vermiş bir tebessümün için etrafında pervane olan bir yol arkadaşı vermiş gülümsemesi cenneti hatırlatan bu nimeti severiz ve şükr ederiz teşekkür ederiz Allah’a ve bir çoğumuz bu tür seviyoruz yani Allah’ın bize verdiklerini Allah’ı sevmek için bir vesile yapıyoruz yani biz ikinci tür seviyoruz ama bu tür sevgi tehlikelidir çünkü bazen sert bir sebebe denk gelir bazen olmaz ne kadar isteseniz de ne kadar çabalasanız da olmaz, canınızdan can gitse de olmaz çünküsü yok olmaz işte olmaz git yemekten önce ellerini yıka tatlım -tamam evinizde huzurlu bir akşam yaşarken birden kapı çalar, kimin geldiğini merak bile etmeden öyle dalgınca kapıyı açarsınız evin yanındaki kuyumcuyu soyan hırsızların sizin eve saklanmaya çalışmak istediklerini konuşmalarından anlarsını, adamlar birden üzerinize çullanır eşiniz ve çocuğunuz birden çığlık atmaya başlar çığlık atmalarıyla birlikte bu cani adamlar eşinizi ve çocuğunuzu gözlerinizin önünde öldürürler hayatınızı dolduran anlamlandıran en güzel hediyeleriniz artık sizinle değiller dünyada size Allah’ı sevdiren sebepler artık yoklar, peki böyle veya benzeri bir olay geçirdiğinizde Allah’ı sevmeye nasıl devam edeceksiniz evet bir çoğumuz Allah’ı verdikleri ile seviyoruz ama gerçekten Allah’ı tanısak başka sebepleri düşünmeden Allah’ı severiz koşulsuz şartsız sevmek her koşulda sevmek Şems gibi Mevlana gibi sevmek, bizi sevmeseydi yaratırmıydı bizi sevdiği için Ona kul olmalı, cehennemden değil Onun sevgisini kaybetmekten korkmalı insan, müslüman hiçbir zaman kaybetmez, dünyada birçok kez kaybettik sanılır, aşkta kaybettik sanılır gönlümüzü bağladığımız işte, gönlümüzü bağladığımız arabada bazen kaybettiğimiz düşünülür oysa müslüman hiçbir zaman kaybetmez çünkü bizler aşkta kaybedersek kulluğu, hayatta kaybedersek cenneti kazanırız, bizde kaybetmek yok Elhamdülillah..

Gözyaşlarınızı Tutamayacağınız Bir Aşk Hikayesi!

Aşk!! 3 harfli… enn uzun kelime!! Aşk!! Bir tek hece, lâkin söylenmekle bitmez. Takvimde yazmayan en uzun gece. Aşk!! Bir kez girdi mi gönlüne… uyku girmez gözlerine. Yaşayanlar bilir kalbi nasıl yaktığını o yangının. Ruhu nasıl ateşe verdiğini. Fakat… Aşk!…Sabırdır. Aşk!! …Şükürdür. Aşk!!…Her yüreğin harcı… değildir! (Video boyunca fonda sürekli müzik var.) Hifâ Hatun, güzelliği ve ahlakıyla herkesin gönlüne kor ateş gibi düşmüştü. Yüzünün güzelliği uzak diyarlarda dahi nam salmış, güzel ahlakı ise kulaktan kulağa yayılmıştı. Medine’nin kadınları onunla şeref duyuyor, kimisi evlatlarına gelin olması için uğraşıyor, kimi kardeşiyle evlendirmek için haber üstüne haber gönderiyordu. Fakat Hifâ Hatun hiç birinin teklifini kabul etmiyordu. Çünkü Hifâ Hatun’un gönlünde bir başkası vardı. Bir başkasının aşkına düşmüştü. Bir başkasının adı Hifâ Hatun’un ruhunda yankılandığında geceleri uykuları kaçıyor, o aşk denen 3 harfli bir hece uykuyu ona haram ediyordu. Söylenmekle bitmeyen o 3 harf yüreğini ateşe vermişti. Bir yandan kalbi acıyor, bir yandan da bu acı onun en büyük huzuru oluyordu. Hifâ Hatun’un gönlünde bir başkası vardı. Nasıl kabul etsin evlilik tekliflerini? Bir gönülde 2 sevda olmazdı ki. Nice vezirler, sultanlar istemişti onu. Kabul etmedi. Yemen Kralı istemişti onu. Geri çevirmişti Hifâ Hatun Evlilik için 100 deve teklif eden olmuştu; geri çevirmişti Hifâ Hatun. Nice mücevherler, altınlar, saraylar teklif edenler olmuştu; geri çeviriyordu Hifâ Hatun. Yılar geçiyor ama o kimseyle evlenmiyordu. Onun sevdası başşkaydı!! O!! Allah’a aşıktı. Öylesine aşıktı ki, gözü başka şey görmüyor, aşk mektubu yazma edasıyla ibadet ediyordu. Sevda yakıcılığında secdeye kapanıyordu. Açıyordu ellerini “Rabbimmm” diyordu. “Sana yandı yüreğim.. Rabbimm sevdana düştüm.” İçim yanıyor adın anılınca Allah’ım, kara sevdana düştüm Allah’ım Ne olur senden alıkoyacak her şeyden beni koru.” diye dua dua ağlıyordu. Resul-ü Zişan’ın sesinden tutulmuştu o sevdaya. Salli Allahu Aleyhi Vessellem. İmamlığa geçiyordu Kainatın Efendisi “Allahu Ekber” diyordu (gök gürültüsü). Sanki yıldızlar tutuluyordu. “Allahu Ekber.” diyordu, sanki arş titriyordu. Allah’ın Rasulü (s.a.v.) “Sübhane Rabbiyel AZİM” diyordu; Güneş kendinden geçiyor, Dünya cezbeye kapılıp mevleviler gibi deverana kalkıyordu. Kainat’ın Efendisi (s.a.v.) “SemiAllahu limen hamideh.” diyordu; nefesini tutuyordu galaksiler ve arkada sahabeler. Her birisi birer yıldız oluveriyorlardı. Kiminin ciğerinden yanık kokusu geliyordu aşkın ateşinden. Kimisi Rahmet Peygamberinin (s.a.v.) sesine kapılıp Süreyya’ya uçuyor, Kehkeşan’da geziyor, ulvî sedanın lezzetiyle coşuyorlar, yüreklerinde Cennet’lerini buluyorlardı. “Esselamü aleyküm ve rahmetullah” diyordu Nebiler Nebisi (s.a.v.); takati kalmıyordu Hifâ Hatun’un ağlamaya. Daha çok Rabbine yanmak istiyordu. Rabbine kendini sevdirmek istiyordu. Rahmet Peygamberi’nin (s.a.v.) yanına gitti. “Ya Rasulallah” dedi Aleyhisselatü Vesselam “Bana beni Cennet’e götürecek bir amel öğretir misin?” dedi. Efendimiz Salli Allahu Alleyhi Vessellem ona hiç beklemediği bir cevap verdi. “Ya Hifa, senin evlenmen lazımdır. Ancak bununla dininin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Hifâ öylece kaldı. Beklemiyordu bu cevabı. Belki daha fazla namaz kılman gerekiyor diyeceğini zannetmişti. Belki oruç tavsiyesinde bulunur diye umuyordu. Hifâ Hatun boynunu büktü, sessiz kaldı. Sonra ancak bir kaç kişinin duyabileceği bir sesle “Allah ve Rasulu (s.a.v.) daha iyi bilir. Öyleyse siz kimi uygun görürseniz ben ona razıyım.” dedi. Hem yüzünün hem ahlakının güzelliğini takdir eden sahabeler ya birilerine yakıştırıyorlar ya da kendileri evlenmek istiyorlardı. Hifâ Hatun ise yalnızca Allah’ı razı edecek şey ne ise onu yapmak istiyordu. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem, hiç bir sahabeyi diğerine tercih ederek başkasını mahzun etmek istemedi ve şöyle buyurdu Alamlerin Nuru (s.a.v.) Yarın sabah namazına mescide ilk gelen kim olursa seninle o evlenecektir. Bütün Medine sabahı bekliyordu sabırsızlıkla. Bekar gençler büyük bir ümitle hayaller kuruyorlardı. Hifâ Hatun ise ellerini açmış dua dua yalvarıyordu “Ey benim Rabbi Rahimim, hakkımda hayırlı olanı sen bilirsin hayırlı olmayana mâni ol, hayırlı olanı bana kolaylaştır, nasibimin yolunu aç Rabbim.” Ve sabah olmuştu. Allah tüm sahabelerin gözüne ağır bir uyku vermişti. Hiç biri hayal ettiği gibi erkenden uyanamamıştı. O sırada tüm olanlardan habersiz biri vardı. Uzun boylu, zayıf, çelimsiz, kimsesiz, garip kalmış bir sahabe. Ama yüreği sevdalı, ama kalbi Allah aşkıyla yanmış, küle dönmüş Süheyb (r.a.) o sırada mecide girmişti. Allah’ın Peygamberi Hifâ Hatun’a haber göndermişti. “İşte senin nasibin Süheyb’dir (r.a.). Ama fakir Süheyb, kimsesiz Süheyb ama kimsesizlerin kimsesi olan Allah’ın kulu Süheyb. Hifâ Hatun Allah’ın takdirine razı olduğunu Rasulullah’a (s.a.v.) arz etti. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem bu durum üzerine hutbe okudu. Nikah akdi yapıldı ve “Ey Suheyb, kalk. Bu hanımın için bir şeyler al. Hanımının elinden tut, evine götür.” buyurdu. Süheyb radiallahu anh, “Ya Rasulallah (s.a.v.), dünyalık olarak yanımda ne bir dirhem gümüşüm, ne de içinde yatacak ve barınacak bir evim var.” dedi. “Benim evim mesciddir.” dedi. Bunları duyan Hifâ Hatun Süheyb’e 10.000 dirhem gümüşlük bir kese göndererek kendi konağını da ona hediye ettiğini bildirdi. Süheyb’in kendisini götürmesini istedi. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem onlara çokça dualar etti. Bereket temennisinde bulundu. Sahabe-i kiram da güzel ahlaklarını çokça övüp Allah’a hamd ettiler. Süheyb be Hifâ Hatun konağa vardılar. Süheyb utanarak Hifâ Hatun’un elinden tutuyordu. Aklına Şefkat Peygamberinin (s.a.v.) bir sözü gelmişti. “Kişi hanımının yüzüne şefkatle baktığı vakit; hanım da efendisinin yüzüne tebessümle bakarsa Allah’da her ikisine rahmet nazarıyla bakar. Erkek hanımının ellerini avucuna alınca o da erkeğinin ellerini tutarsa parmaklarının arasından günahları dökülür gider.” Süheyb döndü, hanımına şefkatle baktı. Hanımı Hifâ Hatun ise tüm asaletiyle kendisine tebessüm ediyordu. Ne Süheyb’in üstünün başının kötü durumuyla ilgileniyor, ne fakirliğiyle ne de kimsesiz oluşuyla. Çünkü Hifâ Rabbine sevdalıydı. Bir kalpte 2 sevda olmazdı. Ama Hifâ 2 sevdayı bir yapan iman dersini Peygamberinden (s.a.v.) almıştı. Allah hesabına seviyordu. 1. sözü söylemişti. “Bismillah her hayrın başıdır.” demişti. Besmelesini çekmişti. “Allah’ın adıyla demişti.” Nasıl namazda sağa sola bakılmazdı; bismillah diyen Allah’ın adıyla diyen de artık başkalara sığınmaz. Yalnız Allah’a dayanır, ona tevekkül eder, onun kaderine bırakırdı kendini. Eve vardıklarında Hifâ Hatun mükellef sofralar hazırlatmıştı. Her çeşit yemekler vardı. Belki Süheyb’in daha önce görmediği yiyecekler. SÜheyb 1-2 lokma alıp Rabbine hamd etti. Derin düşünceler içindeydi belli ki Süheyb. Aklında bir şeyler vardı. İçini yakan, söylemek istediği bir şeyler olduğu belliydi. Merak etmişti Hifâ Hatun. Süheyb Hifâ’sına dönerek “Ey Allah’ın nadide çiçeği biliyorsun ki sen benim için büyük bir nîmetsin. Fakat ben senin için büyük bir mihnetim. Ben bu nîmete şükretsem gerek. Sen de bu mihnete, bu sıkıntıya sabretsen gerektir. Öyleyse gel bu gecemizi ibadetle geçirelim. Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Cennet’de yüksek bir çardak vardır. Burada yalnız şükredenler ile sabredenler bulunur.” Belki ona mazhar oluruz. Hifâ görmüştü ki sonsuz hikmeti ile âlemleri yaratan Rabbi kendine denk birini karşısına çıkartmıştı. İbadete aşık Süheyb, ömrü ibadetle geçmiş mescit kuşu Süheyb ve onun gibi ibadete aşık Hifâ Hatun. Rabbine kara sevdayla aşka tutulmuş iki gönül sabaha kadar uyumaksızın ibadet ettiler, gözyaşı döktüler. Süheyb Radiallau Anh mescide geldi. Cebrail Alyehisselam geceki durumdan Hazreti Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam’ı haberdar etti. Cennet ve Cemal-i İlahî ile müjde verdi. Rasulullah Salli Alllahu Aleyhi Vessellem “Ey Suheyb geceki halinizi sen mi anlatırsın yoksa ben mi söyleyeyim?” buyurunca Süheyb “Ya Rasulallh (s.a.v.) siz söyleyiniz.” dedi. Peygamber Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem: “Siz Cennet’liksiniz ve Allahuteala’yı göreceksiniz.” müjdesini verdi. Süheyb Radiallahu Anh sevicinden ve Allahuteala’yı görmek ve ona kavuşmak aşkından secdeye kapanarak şöyle dua etti: (Yankılı sesle) “Ya Rabbi eğer beni mağfiret ettiysen günahlara bulaşmadan ruhumu al.” dedi. Nasıl bir duadır bu? Alahuteala onun bu samimi, bu ihlaslı duasını kabul ederek Suheyb (r.a.) secdedeyken ruhunu aldı. Düşünebiliyor musunuz? Nasıl bir saadetin eşiğindeyken ahireti tercih ediyor. Ve o anda duası kabul oluyor ve secdedeyken ruhunu Rahman’a teslim ediyor. (gümleme sesleri) Ashab-ı Kiram bu durumu görünce hıçkırıklarını tutamayarak ağlamaya başladı. Suheyb Rabbine, sevdasına kavuşmuştu. Ne kahraman bir yürek, ne yüksek bir ruhtu. Düşünsenize gül yüzlü Nebi’den (s.a.v.) bu müjdeyi siz alsaydınız sizin de orada sevinçten kalbiniz durmaz mıydı? Kalbi, hakiki bir sevdayla dolu olan Süheyb’in hali ve bir de kendi halimiz. Artık kendimize mi ağlarız yoksa bahtiyar Süheyb’e mi? Sahabeler onun bu durumuna ağlayınca ALlah’ın Rasulu Aleyhisselatü Vesselam “Size daha hayret edilecek bir şey söyleyeyim mi?” dedi. “Hifâ’da işte aynı bu anda hakka ruhunu teslim etti.” buyurdu. Düşünsenize ikiside aynı sevdayla Rabbine tutulmuştu, ikisi de birbirinden ayrı mekanlarda aynı anda aynı aşk ile ruhunu teslim etmişti. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam her ikisinin de cenaze namazını kılarak ikisinin de yan yana defnedilmesini söyledi. Ve Sahabe-i Kiram onların başlarının ucuna 2 tane tahta diktilar. Tahtanın birinde şükredenlerden Süheyb, diğerine de sabredenlerden Hifâ (r.a.) diye yazdılar. Aşk sabırdır, aşk şükürdür. Her yüreğin harcı değildir. Her kişinin değil er kişinin işidir. Aşk, şiddetli bir mubabbettir. Fani, geçici sevgililere yöneltildiği vakit sahibini daimi bie azap ve elemde bırakır. Veya o mecazi, o sahte, o hedefinden sapmış mahbub; o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki olan hiç bitmeyecek bir sevgiliyi arattırır. Mecaz-ı aşk hakiki aşka dönüşür. Şimdi benim güzel kardeşim kalbindeki hududu, sınırı bulunmayan sevme kabiliyetini geçici, fâni belki de haram sevdalara yönelttiğin için acı çekiyorsun. Mutlu da olamıyorsun. Neden biliyor musun? Çünkü kalbin hakiki sahibini arıyor. Onu ayrılacağıu bir fâniye sevkedince sana ızdırap veriyor. Gel “Ya Bâkî, entel Bâkî” de. Kalbindeki sevgiyi hakettiği yere Hifâ Hatun gibi çevir. Gel bir anlık heveslerin kurbanı olma. Sahte aşkların aldatıcı, zehirli balıyla aldanma. Sonsuz saadet seni bekliyor.. Unutma! Aşk sabredenlerin harcıdır. Allah’a emanet olun. Altyazı M.K.