Sevgilime Ayrılma Şakası ( Gerçekten Ayrıldık )

4 yıl sürdü birlikteliğimiz Aşk birlikteliği diye bişey varsa, bizim birlikteliğimizin ismiydi o. Üçüncü yılın sonunda olduğu gibi… dördüncü yılda da , bir şeyler hissetmeye başladım. Yoksa aşkım bitiyor mu ? dedim kendi kendime . Lafı açıp… konuşmayı denedim bir kaç kere ama o ağzıma dokunup susturdu beni, çok huzursuz oluyordum İnstagramdaki fotoğraflarımızı kaldırmaya başladım. Ertesi gün… Sen ne yapmaya çalışıyorsun ? diye sordu. “Seni terk ediyorum” , dedim. “Neden ? ” , diye sordu . Anlatsam da anlamazsın dedim. Söylediklerime ondan çok ben şaşırmıştım. İçimm … İçim öyle yandı ki Söndürür sanıp saatlerce soğuk duş altında kaldım. O gün bir daha görmedim onu. Ertesi günde görmedim onu ama üçüncü günün sabahında … aramaya başladı. Her saat her dakika arıyordu. Cevap vermiyordum. Verecek cevabım yoktu ama içimde büyük bir boşluk vardı. Hissiz biri tabi ki değilim. Canım çok yanıyordu . Üç gün sonra araması… üç gün… Bir gün sonra ben aradım onu fakat o da evde yoktu. Şimdi ise onsuzlukta mutluluk arıyorum Gittiğim yerlerde onu soruyorlar. Göremeyince şaşırıyorlar tabi benim yanımda göremeyince . Bir çok defa ayrıldığımız oldu aslında . ama ilk defa sonsuza kadar ayrıldık.Ama yine de hiçbir zaman onunla tanıştığım güne de… Onunla yaşadıklarıma da lanet okumadım. Gerçekten güzel anılarımız oldu. onu hep iyi hatırlayacağım Evet KOLA YI BÖYLE BIRAKTIM :)) Evet kanka Kola dan ayrılmak kolay mı sandın yaa Bazen , bazen gözgöze geliyoruz. İnanılmaz anlar. Kolayı böyle bıraktık işte oğlum ! ALLAH ALLAH Ne 🙂 hepsi COLA için evde aradım bulamadım anladın mı o yüzden içemedim Ferhat şirine demiş ki -senin için dağları deldim Şirin Şirin -hıı aferin iyi yaptın, diye trip atmış, Ferhat tövbe edip namaza başlamış sonuçta bu işlerden birşey olmayacağını anlamış ve gerçek sevginin Allah’a ait olduğunu idrak etmiş ve bu yolda ilerlemiş, Tarih boyunca hunharca sevenler hep acı çekmişlerdir ki buna bizim lise anılarımız da şahitlik eder yani herkesin platonik bir diken bir yerlerine batmıştır yani, peki neden severken hep acı çekiyoruz ya bu sevmenin kriteri ne olmalı, yani bize acı çektirmek için mi Cenabı Allah vermiş bu sevgiyi dünyada iki tür sevgi vardır, biri yukarıdan aşağıya diğeri ise aşağıdan yukarıya oluşur, şöyle ki bir insan en evvel muhabbetini Allah’a verirse Onun muhabbeti sebebi ile Allah’ın sevdiği herşeyi sever ve mahlukata taksim ettiği muhabbeti onun Allah’a olan muhabbetini azaltmaz aksine artırır, yani sen bir insanı veya bir kişiyi, yaratılan bir şeyi arabayı bile Allah rızası için Allah sevdiği için Allah yarattığı için sevebilirsin, eşini çocuğunu , aileni onları Allah’ın verdiğini düşünerek muhabbet gösterebilirsin ki bu muhabbet Allah’a olan sevgini devamlı artıracaktır, yani yaratılanı Yaratan hatrı için sevmek O yarattı diye içimizi ısıtan güneşi sevmek evimizin neşesi olan çocuğumuzu sevmek hayat arkadaşını eşini Allah için sevmek güzel bir bahçeyi sevebilmemiz için onun mülkiyetinin bize ait olması gerekmez semanın yıldızlarını sevdiğimiz gibi zeminin çiçeklerini de severiz, gülün kokusunu sevdiğimiz gibi Bülbülün sesini de severiz, verilen bir kabiliyeti verilme amacına uygun şekilde kullanmazsanız acı çekersiniz, göze çorba tattırmayı denerseniz acı çekersiniz aynen öyle de kalbimizdeki sevme kabiliyeti Allah’ı sevmek için verilmişken biz onu yaratılana verirsek yani verilme amacına uygun davranmazsak yine bu kalpteki sevgi acı verecektir yani bazen Leyla’ya bazen Şirin’e bazen bir arabaya bazen bir eve veriyoruz bu kalbimizi ait olmadığı halde ve bu sevgi malesef bize Allah’ı unutturuyor , lisedeyken neredeyse hepimizin biryerlerine batan platonik aşkları olmuştur yani o dönemleri hatırlıyorum da sanki sadece acı çekmek için ne bileyim Müslüm baba Ahmet Kaya dinlemek için seviyormuşuz gibi bir durum vardı yani mutluluğa götürmeyen bir sevgi türü ve malesef birçoğumuz bunu yaşamıştır peki ikinci tür sevgi neydi en evvel esbabı sever yani yaratılanları sever ve bu muhabbetini Allah’ı sevmeye bir vesile yapar önce verilenlere bakarsın, anne vermiş her istediğimize koşulsuz şartsız koşar baba vermiş elde avuçta ne varsa senin için vermeye hazır seni korumak için canını vermeye hazır iki can vermiş bir tebessümün için etrafında pervane olan bir yol arkadaşı vermiş gülümsemesi cenneti hatırlatan bu nimeti severiz ve şükr ederiz teşekkür ederiz Allah’a ve bir çoğumuz bu tür seviyoruz yani Allah’ın bize verdiklerini Allah’ı sevmek için bir vesile yapıyoruz yani biz ikinci tür seviyoruz ama bu tür sevgi tehlikelidir çünkü bazen sert bir sebebe denk gelir bazen olmaz ne kadar isteseniz de ne kadar çabalasanız da olmaz, canınızdan can gitse de olmaz çünküsü yok olmaz işte olmaz git yemekten önce ellerini yıka tatlım -tamam evinizde huzurlu bir akşam yaşarken birden kapı çalar, kimin geldiğini merak bile etmeden öyle dalgınca kapıyı açarsınız evin yanındaki kuyumcuyu soyan hırsızların sizin eve saklanmaya çalışmak istediklerini konuşmalarından anlarsını, adamlar birden üzerinize çullanır eşiniz ve çocuğunuz birden çığlık atmaya başlar çığlık atmalarıyla birlikte bu cani adamlar eşinizi ve çocuğunuzu gözlerinizin önünde öldürürler hayatınızı dolduran anlamlandıran en güzel hediyeleriniz artık sizinle değiller dünyada size Allah’ı sevdiren sebepler artık yoklar, peki böyle veya benzeri bir olay geçirdiğinizde Allah’ı sevmeye nasıl devam edeceksiniz evet bir çoğumuz Allah’ı verdikleri ile seviyoruz ama gerçekten Allah’ı tanısak başka sebepleri düşünmeden Allah’ı severiz koşulsuz şartsız sevmek her koşulda sevmek Şems gibi Mevlana gibi sevmek, bizi sevmeseydi yaratırmıydı bizi sevdiği için Ona kul olmalı, cehennemden değil Onun sevgisini kaybetmekten korkmalı insan, müslüman hiçbir zaman kaybetmez, dünyada birçok kez kaybettik sanılır, aşkta kaybettik sanılır gönlümüzü bağladığımız işte, gönlümüzü bağladığımız arabada bazen kaybettiğimiz düşünülür oysa müslüman hiçbir zaman kaybetmez çünkü bizler aşkta kaybedersek kulluğu, hayatta kaybedersek cenneti kazanırız, bizde kaybetmek yok Elhamdülillah..

Gözyaşlarınızı Tutamayacağınız Bir Aşk Hikayesi!

Aşk!! 3 harfli… enn uzun kelime!! Aşk!! Bir tek hece, lâkin söylenmekle bitmez. Takvimde yazmayan en uzun gece. Aşk!! Bir kez girdi mi gönlüne… uyku girmez gözlerine. Yaşayanlar bilir kalbi nasıl yaktığını o yangının. Ruhu nasıl ateşe verdiğini. Fakat… Aşk!…Sabırdır. Aşk!! …Şükürdür. Aşk!!…Her yüreğin harcı… değildir! (Video boyunca fonda sürekli müzik var.) Hifâ Hatun, güzelliği ve ahlakıyla herkesin gönlüne kor ateş gibi düşmüştü. Yüzünün güzelliği uzak diyarlarda dahi nam salmış, güzel ahlakı ise kulaktan kulağa yayılmıştı. Medine’nin kadınları onunla şeref duyuyor, kimisi evlatlarına gelin olması için uğraşıyor, kimi kardeşiyle evlendirmek için haber üstüne haber gönderiyordu. Fakat Hifâ Hatun hiç birinin teklifini kabul etmiyordu. Çünkü Hifâ Hatun’un gönlünde bir başkası vardı. Bir başkasının aşkına düşmüştü. Bir başkasının adı Hifâ Hatun’un ruhunda yankılandığında geceleri uykuları kaçıyor, o aşk denen 3 harfli bir hece uykuyu ona haram ediyordu. Söylenmekle bitmeyen o 3 harf yüreğini ateşe vermişti. Bir yandan kalbi acıyor, bir yandan da bu acı onun en büyük huzuru oluyordu. Hifâ Hatun’un gönlünde bir başkası vardı. Nasıl kabul etsin evlilik tekliflerini? Bir gönülde 2 sevda olmazdı ki. Nice vezirler, sultanlar istemişti onu. Kabul etmedi. Yemen Kralı istemişti onu. Geri çevirmişti Hifâ Hatun Evlilik için 100 deve teklif eden olmuştu; geri çevirmişti Hifâ Hatun. Nice mücevherler, altınlar, saraylar teklif edenler olmuştu; geri çeviriyordu Hifâ Hatun. Yılar geçiyor ama o kimseyle evlenmiyordu. Onun sevdası başşkaydı!! O!! Allah’a aşıktı. Öylesine aşıktı ki, gözü başka şey görmüyor, aşk mektubu yazma edasıyla ibadet ediyordu. Sevda yakıcılığında secdeye kapanıyordu. Açıyordu ellerini “Rabbimmm” diyordu. “Sana yandı yüreğim.. Rabbimm sevdana düştüm.” İçim yanıyor adın anılınca Allah’ım, kara sevdana düştüm Allah’ım Ne olur senden alıkoyacak her şeyden beni koru.” diye dua dua ağlıyordu. Resul-ü Zişan’ın sesinden tutulmuştu o sevdaya. Salli Allahu Aleyhi Vessellem. İmamlığa geçiyordu Kainatın Efendisi “Allahu Ekber” diyordu (gök gürültüsü). Sanki yıldızlar tutuluyordu. “Allahu Ekber.” diyordu, sanki arş titriyordu. Allah’ın Rasulü (s.a.v.) “Sübhane Rabbiyel AZİM” diyordu; Güneş kendinden geçiyor, Dünya cezbeye kapılıp mevleviler gibi deverana kalkıyordu. Kainat’ın Efendisi (s.a.v.) “SemiAllahu limen hamideh.” diyordu; nefesini tutuyordu galaksiler ve arkada sahabeler. Her birisi birer yıldız oluveriyorlardı. Kiminin ciğerinden yanık kokusu geliyordu aşkın ateşinden. Kimisi Rahmet Peygamberinin (s.a.v.) sesine kapılıp Süreyya’ya uçuyor, Kehkeşan’da geziyor, ulvî sedanın lezzetiyle coşuyorlar, yüreklerinde Cennet’lerini buluyorlardı. “Esselamü aleyküm ve rahmetullah” diyordu Nebiler Nebisi (s.a.v.); takati kalmıyordu Hifâ Hatun’un ağlamaya. Daha çok Rabbine yanmak istiyordu. Rabbine kendini sevdirmek istiyordu. Rahmet Peygamberi’nin (s.a.v.) yanına gitti. “Ya Rasulallah” dedi Aleyhisselatü Vesselam “Bana beni Cennet’e götürecek bir amel öğretir misin?” dedi. Efendimiz Salli Allahu Alleyhi Vessellem ona hiç beklemediği bir cevap verdi. “Ya Hifa, senin evlenmen lazımdır. Ancak bununla dininin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Hifâ öylece kaldı. Beklemiyordu bu cevabı. Belki daha fazla namaz kılman gerekiyor diyeceğini zannetmişti. Belki oruç tavsiyesinde bulunur diye umuyordu. Hifâ Hatun boynunu büktü, sessiz kaldı. Sonra ancak bir kaç kişinin duyabileceği bir sesle “Allah ve Rasulu (s.a.v.) daha iyi bilir. Öyleyse siz kimi uygun görürseniz ben ona razıyım.” dedi. Hem yüzünün hem ahlakının güzelliğini takdir eden sahabeler ya birilerine yakıştırıyorlar ya da kendileri evlenmek istiyorlardı. Hifâ Hatun ise yalnızca Allah’ı razı edecek şey ne ise onu yapmak istiyordu. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem, hiç bir sahabeyi diğerine tercih ederek başkasını mahzun etmek istemedi ve şöyle buyurdu Alamlerin Nuru (s.a.v.) Yarın sabah namazına mescide ilk gelen kim olursa seninle o evlenecektir. Bütün Medine sabahı bekliyordu sabırsızlıkla. Bekar gençler büyük bir ümitle hayaller kuruyorlardı. Hifâ Hatun ise ellerini açmış dua dua yalvarıyordu “Ey benim Rabbi Rahimim, hakkımda hayırlı olanı sen bilirsin hayırlı olmayana mâni ol, hayırlı olanı bana kolaylaştır, nasibimin yolunu aç Rabbim.” Ve sabah olmuştu. Allah tüm sahabelerin gözüne ağır bir uyku vermişti. Hiç biri hayal ettiği gibi erkenden uyanamamıştı. O sırada tüm olanlardan habersiz biri vardı. Uzun boylu, zayıf, çelimsiz, kimsesiz, garip kalmış bir sahabe. Ama yüreği sevdalı, ama kalbi Allah aşkıyla yanmış, küle dönmüş Süheyb (r.a.) o sırada mecide girmişti. Allah’ın Peygamberi Hifâ Hatun’a haber göndermişti. “İşte senin nasibin Süheyb’dir (r.a.). Ama fakir Süheyb, kimsesiz Süheyb ama kimsesizlerin kimsesi olan Allah’ın kulu Süheyb. Hifâ Hatun Allah’ın takdirine razı olduğunu Rasulullah’a (s.a.v.) arz etti. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem bu durum üzerine hutbe okudu. Nikah akdi yapıldı ve “Ey Suheyb, kalk. Bu hanımın için bir şeyler al. Hanımının elinden tut, evine götür.” buyurdu. Süheyb radiallahu anh, “Ya Rasulallah (s.a.v.), dünyalık olarak yanımda ne bir dirhem gümüşüm, ne de içinde yatacak ve barınacak bir evim var.” dedi. “Benim evim mesciddir.” dedi. Bunları duyan Hifâ Hatun Süheyb’e 10.000 dirhem gümüşlük bir kese göndererek kendi konağını da ona hediye ettiğini bildirdi. Süheyb’in kendisini götürmesini istedi. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem onlara çokça dualar etti. Bereket temennisinde bulundu. Sahabe-i kiram da güzel ahlaklarını çokça övüp Allah’a hamd ettiler. Süheyb be Hifâ Hatun konağa vardılar. Süheyb utanarak Hifâ Hatun’un elinden tutuyordu. Aklına Şefkat Peygamberinin (s.a.v.) bir sözü gelmişti. “Kişi hanımının yüzüne şefkatle baktığı vakit; hanım da efendisinin yüzüne tebessümle bakarsa Allah’da her ikisine rahmet nazarıyla bakar. Erkek hanımının ellerini avucuna alınca o da erkeğinin ellerini tutarsa parmaklarının arasından günahları dökülür gider.” Süheyb döndü, hanımına şefkatle baktı. Hanımı Hifâ Hatun ise tüm asaletiyle kendisine tebessüm ediyordu. Ne Süheyb’in üstünün başının kötü durumuyla ilgileniyor, ne fakirliğiyle ne de kimsesiz oluşuyla. Çünkü Hifâ Rabbine sevdalıydı. Bir kalpte 2 sevda olmazdı. Ama Hifâ 2 sevdayı bir yapan iman dersini Peygamberinden (s.a.v.) almıştı. Allah hesabına seviyordu. 1. sözü söylemişti. “Bismillah her hayrın başıdır.” demişti. Besmelesini çekmişti. “Allah’ın adıyla demişti.” Nasıl namazda sağa sola bakılmazdı; bismillah diyen Allah’ın adıyla diyen de artık başkalara sığınmaz. Yalnız Allah’a dayanır, ona tevekkül eder, onun kaderine bırakırdı kendini. Eve vardıklarında Hifâ Hatun mükellef sofralar hazırlatmıştı. Her çeşit yemekler vardı. Belki Süheyb’in daha önce görmediği yiyecekler. SÜheyb 1-2 lokma alıp Rabbine hamd etti. Derin düşünceler içindeydi belli ki Süheyb. Aklında bir şeyler vardı. İçini yakan, söylemek istediği bir şeyler olduğu belliydi. Merak etmişti Hifâ Hatun. Süheyb Hifâ’sına dönerek “Ey Allah’ın nadide çiçeği biliyorsun ki sen benim için büyük bir nîmetsin. Fakat ben senin için büyük bir mihnetim. Ben bu nîmete şükretsem gerek. Sen de bu mihnete, bu sıkıntıya sabretsen gerektir. Öyleyse gel bu gecemizi ibadetle geçirelim. Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Cennet’de yüksek bir çardak vardır. Burada yalnız şükredenler ile sabredenler bulunur.” Belki ona mazhar oluruz. Hifâ görmüştü ki sonsuz hikmeti ile âlemleri yaratan Rabbi kendine denk birini karşısına çıkartmıştı. İbadete aşık Süheyb, ömrü ibadetle geçmiş mescit kuşu Süheyb ve onun gibi ibadete aşık Hifâ Hatun. Rabbine kara sevdayla aşka tutulmuş iki gönül sabaha kadar uyumaksızın ibadet ettiler, gözyaşı döktüler. Süheyb Radiallau Anh mescide geldi. Cebrail Alyehisselam geceki durumdan Hazreti Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam’ı haberdar etti. Cennet ve Cemal-i İlahî ile müjde verdi. Rasulullah Salli Alllahu Aleyhi Vessellem “Ey Suheyb geceki halinizi sen mi anlatırsın yoksa ben mi söyleyeyim?” buyurunca Süheyb “Ya Rasulallh (s.a.v.) siz söyleyiniz.” dedi. Peygamber Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem: “Siz Cennet’liksiniz ve Allahuteala’yı göreceksiniz.” müjdesini verdi. Süheyb Radiallahu Anh sevicinden ve Allahuteala’yı görmek ve ona kavuşmak aşkından secdeye kapanarak şöyle dua etti: (Yankılı sesle) “Ya Rabbi eğer beni mağfiret ettiysen günahlara bulaşmadan ruhumu al.” dedi. Nasıl bir duadır bu? Alahuteala onun bu samimi, bu ihlaslı duasını kabul ederek Suheyb (r.a.) secdedeyken ruhunu aldı. Düşünebiliyor musunuz? Nasıl bir saadetin eşiğindeyken ahireti tercih ediyor. Ve o anda duası kabul oluyor ve secdedeyken ruhunu Rahman’a teslim ediyor. (gümleme sesleri) Ashab-ı Kiram bu durumu görünce hıçkırıklarını tutamayarak ağlamaya başladı. Suheyb Rabbine, sevdasına kavuşmuştu. Ne kahraman bir yürek, ne yüksek bir ruhtu. Düşünsenize gül yüzlü Nebi’den (s.a.v.) bu müjdeyi siz alsaydınız sizin de orada sevinçten kalbiniz durmaz mıydı? Kalbi, hakiki bir sevdayla dolu olan Süheyb’in hali ve bir de kendi halimiz. Artık kendimize mi ağlarız yoksa bahtiyar Süheyb’e mi? Sahabeler onun bu durumuna ağlayınca ALlah’ın Rasulu Aleyhisselatü Vesselam “Size daha hayret edilecek bir şey söyleyeyim mi?” dedi. “Hifâ’da işte aynı bu anda hakka ruhunu teslim etti.” buyurdu. Düşünsenize ikiside aynı sevdayla Rabbine tutulmuştu, ikisi de birbirinden ayrı mekanlarda aynı anda aynı aşk ile ruhunu teslim etmişti. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam her ikisinin de cenaze namazını kılarak ikisinin de yan yana defnedilmesini söyledi. Ve Sahabe-i Kiram onların başlarının ucuna 2 tane tahta diktilar. Tahtanın birinde şükredenlerden Süheyb, diğerine de sabredenlerden Hifâ (r.a.) diye yazdılar. Aşk sabırdır, aşk şükürdür. Her yüreğin harcı değildir. Her kişinin değil er kişinin işidir. Aşk, şiddetli bir mubabbettir. Fani, geçici sevgililere yöneltildiği vakit sahibini daimi bie azap ve elemde bırakır. Veya o mecazi, o sahte, o hedefinden sapmış mahbub; o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki olan hiç bitmeyecek bir sevgiliyi arattırır. Mecaz-ı aşk hakiki aşka dönüşür. Şimdi benim güzel kardeşim kalbindeki hududu, sınırı bulunmayan sevme kabiliyetini geçici, fâni belki de haram sevdalara yönelttiğin için acı çekiyorsun. Mutlu da olamıyorsun. Neden biliyor musun? Çünkü kalbin hakiki sahibini arıyor. Onu ayrılacağıu bir fâniye sevkedince sana ızdırap veriyor. Gel “Ya Bâkî, entel Bâkî” de. Kalbindeki sevgiyi hakettiği yere Hifâ Hatun gibi çevir. Gel bir anlık heveslerin kurbanı olma. Sahte aşkların aldatıcı, zehirli balıyla aldanma. Sonsuz saadet seni bekliyor.. Unutma! Aşk sabredenlerin harcıdır. Allah’a emanet olun. Altyazı M.K.

Mahrem Fotoğraflarımla Tehdit Ediyor! Aşkı İçin Tesettürden Vazgeçti

Aldanan bir hanım kardeşimin bana yazdığı mesaja bakar mısın? Okuyacağım abi. Bunu anlatırken şüphesiz.. ..çok utanacağım. Ama böyle yaşarsam.. ..dediğim gibi intihar etme derecesine gelebilirim. Resim falan istiyor bende salak gibi inandım. İşte ne olduysa o günden sonra oldu. Ne mesajlar geliyorda okuyamıyoruz biz burada. Ancak dert babası oluyoruz yani. Vallahi diyor çok tövbe ettim. İffetimi kaybediyorum filan diyor. Abi yediremiyorum kendime böyle hadiseleri. yazık ya Bir hanım kardeşin hayatı bu kadar ucuz olamaz. Harama Allah’ı ortak ediyor ha. Evet. Şu an on ikiye çeyrek var. Az önce özel dersten çıktık. Doğru mu? Bugün video günü bende.. hadi bakalım Valla konumuz. İlk önce kalemimi bulayım. Bu kalem ucuz bir kalem değil. Buna dikkat etmek lazım yani. Şimdi konu şu. Hani biz bir kere bir mesaj okumuştuk. Evleneceğiz diye kandırdı tecavüz etti videosu vardı ya. Gelen mesajları okumuştuk. Ondan sonra çok mesaj geldi bana. Tabi ben onları.. ..kenara aldım. Kardeşlere de yardımcı olduk. Lakin bazı mesajlar vardı. Bizim bu.. ..anlattığımız oradaki o meseleler ve ardından.. ..sunduğumuz o çözüm noktalarının.. ..farklı bir boyutu. Bugün biraz onu konuşacağız. Yani bu işin çirkinlik yönü daha.. ..farklı yerlere varıyor. Mesela gelen mesajlardan bir tanesi. Tabi mesajlara geçmeden önce bugünkü.. ..meseleyi de söyleyelim mesela neler yapacağız diye. Evleneceğiz diye kandırdı tecavüz etti videosu. Orada hani işte.. ..daha ortaokul öğrencilerinin yaşadığı hadiseler üniversite öğrencileri filan. Yani hep böyle.. işte evlilik vaatleri, o pembe hayaller o rüyalar, onların içinde giden o gidişat ve ardından gelen felaketler. Şimdi ondan sonra bana çok mesaj gelmeye başladı. Yani bir abimiz, bir kardeşimiz. Yani bu konuda tecrübeli. Çünkü bir sürü mesajlar geliyor. Bende derdimi yazayım tarzında çok mesajlar geldi. Elhamdülillah.. ..yardımcı olmaya çalıştık kardeşlerimize gerektiğinde birebir aradık. O sorunun çözülmesi için. Çünkü yani.. ..bunalıma ve intihara sürükleyen hadisler dahi oluyor. Kimseye bu konuyu açamıyor. İçinde dert oluyor. Allah muhafaza kadere şekvalar.. ..ve neticesinde iman gidebiliyor. O yüzden bugünkü konuşacağımız.. ..mesele de hani biz haram sevdalar.. ..meselesi diyoruz ya. Halbuki bugün bizim işimiz gençlerle. Yani biz takip eden gençlerin.. ..yüzde doksan beşi ehl-i iman. Belki yüzde doksan dokuzu. Ama gaflet dediğimiz hadise var. Allah var deyip yokmuş gibi yaşamak. Ahirete iman ettiği halde dünya hayatını tercih etme yolunda. Niye? Ehl-i dünya, ehl-i dalalet, ehl-i safahet bütün nazar-ı dikkatleri dünyaya veriyor. Değil mi? Oraya celb ediyor oraya çekiyor. Bugün dizilerle.. ..yapılan programlarla, filmlerle youTube’deki çok farklı farklı, değişik içeriklerle.. ..insanların o nefisleri galeyana getiriliyor. Sorguluyor adam kendini. “Ben niye böyle değilim?” Hani dedik ya kimlik bunalımı yaşıyor gençler diye O kimliğini ararken kim bir kimlik uzatsa ona yapışıyor. İşte o nasıl bir kimlik onu konuşacağız. Ve neticesinde gelen o sıkıntılar hep ayrılık acısı.. ..işte haram sevdadan çektiği elemler. Yani şimdi bunu sadece bir haram sevda bir ayrılık acısı olarak nitelendirme abi. Yani bir genç kardeşim o yaşadığı sıkıntılardan dolayı.. ..o manevi şikayetlerden dolayı tesettüründen çıkıyorsa.. ..olay sadece aşk acısıyla kalmamış demektir. Ya da bir kardeşim namazını terk ediyorsa ve ya “artık ben -haşa- Allah’a inanmıyorum. Allah olsaydı bunlar benim başıma gelmezdi.” diyecek dereceye varıyorsa demek ki bu sadece aşk acısıyla alakalı bir şey değil. Bu bambaşka bir hadise. İşte onu konuşmamız lazım. İnsanların terk edilişleri, o ayrılık acıları.. ..yaşadığı manevi sıkıntılar.. ..bağlandığı şeyler onu terk ediyor. Ona Allah’a ısmarladık demeden gidiyor. Peki biz seveceğiz.. ..yani her seferinde biz bunu söylerken sevmeyin anlamında değil. Elbette seveceğiz ama nasıl sevmeliyiz? O sevgiyi hangi yolda kullanmalıyız? Bunun doğrusu nedir? Değil mi? Bunları ele alacağız işte. O yüzden çok önemli konuşacağımız meseleler. Bakalım inşaAllah. Ben birkaç tane mesaj okuyacağım. Ağır bir mesaj. Bir tanesi çok çok uzun onu özet olarak sunacağım. Ama birinci mesajı okuyayım mı size? Hani bu sosyal medyadan herkes.. ..dindar ya. Öyle gözüküyor ya. Hani dindarlığı biz sadece böyle namaz kılmak olarak algılıyoruz ya. Bir adam namaz kılıyorsa “ooo kral” Yok böyle bir şey. Onu yapması gerekiyor. Bugün nasıl ki yemek yiyen bir adama “ooo yemek yiyor” diyor musun sen? Su içen bir adama “ooo adam su içiyor ya. Harika. Bravo. Alkışlar. Tebrikler.” Böyle bir mana var mı? O zaman bir adam namaz kılıyorsa niye şaşırıyorsun sen? Namaz da aynı onun gibi en büyük ihtiyacı ya o adamın. Nasıl yemek yemek, su içmek… Abi hayatın bir parçasıdır namaz. “Namaz olmasıyla bir adam dindardır.” Hayır ya. “Bir adam takvalıdır namazı var diye.” Hayır değil. Namaz olması gereken. Farz ya. Onu yapacak. Onun üzerinden prim yapamaz bu adam. Amma velakin işte ahir zaman öyle dehşetli bir hal almış ki. İnsanlar için önceden normal olan şeyler şimdi anormal. Önceden de anormal olanlar şu an normal karşılanıyor. Yani işte normal olan namaz şimdi anormal. “Aa adam namaz kılıyor.” “Bu zamanda namaz kılan bir genci bulmak çok zor.” Ya namaz bir parçası. O namaz hayata tesir ediyor mu ona bakmak lazım. Adamın hayatına namaz tesir etmedikten sonra.. ..herkes alim olmuş. Abi bugün bir ateist de, Allah’a inanmayan birisi de çıkıp.. ..benim şu hazırladığım doneleri.. ..adam alır kendisine ayna karşısında kendini tekrarlar.. ..çalışır eder gelir burada çıkar anlatır. Burası(ağız) yorulur sadece. Buraya(kalp) inmedikten sonra beş para eder mi? Herkes alim. Önemli olan o ilmiyle amel edebilmek. Hakim olabilmek. Hikmetli iş yapmak. Allah bizi hakim eylesin. Alim değil yani. Öncedendi o. Önceki alimler.. ..hakim ve alimler aynı anda zikrediliyordu. Alim dediğin zaman o da içine giriyordu. Şimdi konuştuk ya o gün derste.. ..sıdk ve hizb.. ..doğru ve yalan, şer hayır omuz omuza vermiş aynı tezgahta aynı çarşıda satılıyor. İman ve imansızlık adamın kalbinde aynı anda bulunuyor ya. Bak öyle olunca aldanan bir hanım kardeşimin.. ..bana yazdığı mesaja bakar mısın? Okuyacağım abi. İsmini vermeyeceğim tabi. Ben bu kardeşime yardımcı da oldum hamdolsun. Çok şükür kurtuldu da rahatladı da. “Harun abi senden bir konu hakkında yardım etmeni istiyorum.” “Yoksa intihar etme derecesine gelebilirim. Allah muhafaza.” yazmış. “Bunu anlatırken şüphesiz çok utanacağım. Ama böyle yaşarsam dediğim gibi intihar etme derecesine gelebilirim.” “Şimdi Harun abi ben bundan iki üç yıl önce çok pis işler yapıyordum.” “Instagram’dan birisinin bana mesaj atmasıyla başladı.” Erkeğin biri mesaj atıyor. “İlk başta da çok dindar birisiydi. Gerçekten de öyleydi. Çok bilgiliydi.” Bak görüyor musun? Bana sorular sorduğu için bende cevap veriyordum. Aynı zamanda – uzun ya ben ara ara okuyacağım- “Aynı zamanda ben ona soruyordum o da cevap veriyordu.” “Dini konular hakkında sadece konuşuyorduk.” Öyle oluyor ya. “Abi biz sadece dini konular konuşuyoruz.” filan diye. Yapma Allah aşkına ya. Yapma. Şeytan nasıl kandıracak seni? Hemen müstehcen şeyler konuş diye sizi buluşturmayacak ki ya. Böyle bu kanaldan girecek be kardeşim. “Sonra yine bana mesajlar attı. Ben artık istemiyorum bana mesaj atma dedim.” “Ama yine de attı.” Sonra abi nasıl oldu bilmiyorum. Konu…konu nereye geliyor? Bak dini konuşma başlıyor. Abi mastürbasyona kadar gidiyor. Kız ve erkeğin yaptığı muhabbete baksana. Dini bilgisi için başlanılan bir muhabbet abi mastürbayona kadar gidiyor. Cinsel içerikli mesajlar. Hayatını anlatmış çocuk. Bak şimdi olay.. ..bir şeytan nasıl işliyor onu görüyoruz. Çocuk hayatını anlatmaya başlamış. Şimdi geriye sarıyoruz. Diyor ki abi hayatını falan anlattı. Bir kez nişanlandım kadın beni aldattı demiş. Abisini bazı adamlar öldürmüş. Onun öfkesi varmış. Bak ne oldu? Şimdi hanım kardeş şefkat kahramanı.. ..karşısında şu an kim oynuyor? Mağdur bir adam oynuyor. Doğru mu? Mağdur bir adam.. Ve diyor ki: “Kolunun her yerinde jilet izleri vardı. Bende bunları duyunca yardım etmek istedim.” Yapma etme bunlar haram dedim. İşte falan filan.. ..ama diyor işe yaramadı. Sonrasında muhabbet ileri gidiyor. Bundan resim falan istiyor. Kalpler birbirine karşı oynamaya başlamış mı? Resim filan istiyor. “Aklıma girdi. Bende salak gibi inandım. İşte ne olduysa o günden sonra oldu.” “Bir daha mesaj atma dedim. Beni bırakırsan iyi olmam dedi.” “Aradan uzun zaman geçti mesaj attı. Senin yüzünden ateist oldum diye.” Hadi bakalım. Mağduriyetin level 3. Doğru mu hacı? “Bak ateist oldum diye. Senin yüzünden dedi.” Anne ve babası ölmüş o arada. Ne ara öldüyse bu da yani. “Sonra senin yüzünden oldu dedi. Tabi ben şok oldum. Kendime benim yüzümden oldu demeye başladım.” diyor. Benim yüzümden oldu demeye başlamış kendine. Çocuk psikolojik bir baskı yapmış. “Hakkımı sana helal etmem dedi.” Hatta sonrasında şunu yazmış. “İşte seni hep rüyamda görüyorum. Uçurumun kenarında beni hep kurtaran sensin.” “Sensiz yapamam.” Sonra bir daha resim istemiş bundan bu kızımız da resim atmış. Sonrasında vazgeçmeye çalışıyor. Tövbe ediyor bak kız. Kız kardeşimiz tövbe ediyor. Bir daha yapmayacağım. Abi nefsine yenik düşüyor. Onları konuşacağız bugün. Yani nasıl olur? Yani şimdi dinleyenler şunu söylüyor. “Ya yok artık be. Serkan abi abartma ya. Bu kadar salaklık olmaz ya.” Olur. Olur olur. Bundan daha beteri de olur. Ne mesajlar geliyor da okuyamıyoruz biz burada. Ancak dert babası oluyoruz yani. Elhamdülillah. Dert bize derman oluyor işte. Bak o bizi ateşliyor işte. Fedakarlığa itiyor. Yapmamız gereken bir şeyler var diye bizi gaza getiriyor aslında. Sonrasında abi… bak sonrasında Kız diyor ki abi Allah’ın huzuruna utanarak gidiyorum. Vallahi diyor çok tövbe ettim. İffetimi kaybediyorum filan diye. E tabi çocuk abi ne yapıyor? “Bana mesaj atmazsan bana resim, video göndermezsen.. ..bunu her yerde paylaşırım.” Tabi bizde elimizden geldiğince kardeşimize yazdık yani. Öyle bir şey olduğu zaman polise gideceğini ben bu konuda sana yardımcı olacağımı “O tarzda bir şey oluyorsa bana atıyorsun mesajları.” Hatta “telefonunu filan ver” e kadar gitti yani olay. Abi yediremiyorum kendime böyle hadiseleri. Yazık ya. Bir hanım kardeşin hayatı bu kadar ucuz olamaz. Ha… Kızın hatası yok mu? Var. Amenna. Çok yanlışı var hemde. Çok yanlışı var. İnşaallah samimi tövbe eder ve o hale bir daha düşmez. Ama işte bunun olması da gerekiyor biliyor musun? Bunun niye olması gerekiyor? Yani o tehdidi almasaydı belki de bambaşka yerlere gidecekti. Cenabı-ı Hak o yoldan çevirmesi için bir tokat vurdu işte ona. Görüyor musun olayı? Sonra diğer mesaj. O çok uzun. Özet söyleyeceğim abi. Üniversite de birini çok sevdim abi diyor. Daha birinci sınıftan filan başlıyor. Zaten bu olaylar abi birinci sınıfta ikinci sınıfta başlıyor yani. Yani ne biliyim abi gitmeden önce o tercihlerde “hemen kendine koca adayı bul” Veya işte “eş olacak bir hanım bul” diye bir seçenek mi var yani? Onu mu işaretleyip gidiyorlar? Anlamıyorum ki ya. Okula girdiği gibi radarları açıyor. Evlenecek böyle birini aramaya çalışıyor. Yani niçin okuduğunu da şaşırıyor artık. O dereceye gelmiş. Neyse bu abi çocuğa aşık oluyor. Tamam. Güzel. Devam ediyorlar muhabbete filan. Sonrasında bu şiddetli, hararetli muhabbet öyle bir hale geliyor ki buna deli gibi bağlanıyor abi. Deli gibi bağlanmış. Hırsla. Bağlanıyor. Çocuk bunu aldatıyor. Aldatmaya başlamış. Ondan sonra bu kızda saplantı haline geliyor ya. Abi bunun peşini bırakmıyor. “Nasıl beni terk eder?” “Şey yapar…” filan diye. Sonra bu çocuk, diyor ki kominist kızlarla takılmaya başladı. Bana yazdığı mesajı söylüyorum. Kominist kızlarla işte… o tarz insanlarla abi partilere falan filan böyle farklı yerlere gitmeye başladı diyor. Yani şimdi tesettürlü kardeş diyor ki bizim cenahın tam zıttında.. ..hatta diyor benim tesettürüme karşı olan taraflarla takılmaya başladı. Sonra bu kız öyle bir hale geliyor ki herhalde diyor bu açık kızlardan hoşlanıyor. O zaman ben açılayım. Tesettürden çıkmış biliyor musun? Tesettürden çıkmış. Tabi yine o… Abi mukaddesatı ayak altına aldın sen. Yani sen Allah için mi kapanmıştın? Yoksa nefsin için mi? Onun imtihanı. Neyse hanım kardeşimiz yazıyor. O sevdadan o şeyden pişmanlıkla vazgeçiyor. Bak görüyor musun abi? Ne kadar dehşetli bir hal. Haram sevdanın açtığı yaralar… Yani bunu konuşurken ben utanıyorum ya. İşte niye oluyor biliyor musun? Bak güzel kardeşim bak bunun böyle olmasının asıl nedeni Bu neden oluyor? Hisler akıl ve kalbin önüne geçiyor. His…bunu çoğu derste söylüyoruz değil mi? Aklın ne diyor diyorduk hani konuşurken? Aklın yapma yanlıştır kalbin yapma üzülürsün dediği halde bir adam bile bile o yanlışı niye yapıyor? Veya niye yapıyoruz? Veya niye yapıyorum? Abi hislerime mağlup olduğum için. O hisler nefsin de yardımıyla beraber o aklın ve kalbin önüne perde oluyor. Öyle bir perde ki onu var ya hülyalara götürüyor böyle. Çok farklı hallere girmeye başlıyor. Uyurgezer bir vaziyete getirdi mi seni? Haa. Şimdi senin hislerin ve nefsin sana tasmayı taktı. Seni istediği yerde sürüklemeye başladı mı abi? Sonrasında bak. Şimdi o tasma takıldı seni istediği yere sürüklerken senin nefsinin hissesini de veriyor. Senin nefsinde oradan tatmin oluyor. Ücretini alıyor anladın mı? Çünkü şeytan günahlarda lezzet olmasa insanları kandıramaz. Oradan yöntemi bulmuş zaten. Oradan seni alıyor istediği yere götürüyor. Şimdi bu olay niye oluyor biliyor musun? Bak şimdi.. Bu hanım kardeşimizin yaşadığı hadise ve bu benzer hadislerin olması şu abi Şu abi şu.. Mektubatta bir yer var diyor ki şimdi Cenab-ı Hak bize fıtrat olarak sevgiyi vermiş mi? Bize aşkı vermiş mi? Kalbe mukabil bir kalbi buluyor mu insan? Ona göre yaratılmışız değil mi? Ama bunun kullanım yönünü bize bırakmış. Buna iki tane yön vermiş. Biri hakiki biri mecazi. Sen nereye kullanacaksın diye sana bir akıl fikir ciheti verdiğinden dolayı sana bir irade verdiğinden dolayı ey kulum diyor doğrusu bu yanlışı bu. Ama bak şimdi ne diyor aşkla alakalı. Diyor ki: “Aşk şiddetli bir muhabbettir.” Fani mahbublara -geçici olan dünyevi sevgilere veya sevgililere- müteveccih olduğu vakit ya o aşk kendi sahibini daimi bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazi mahbup -o sevdiği o bağlandığı şey. Bunu dünyevi mal mülk olarak da algılayabilirsin.- O şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, baki bir mahbubu -ebedi bir sevgiliyi- arattırır. O mecazi aşk hakiki aşka döner. İşte bütün mesele bu. Demek ki Cenab-ı Hakkı tanımaya ve sevmeye endeksli bir cihazat verilmiş bize. Doğru mu? Kalbimiz ona göre verilmiş. Şimdi yani Cenab-ı Hakkı bulman için verilen akıl ve kalbini sen nereye sarf ettin? Sonsuzluğu isteyen kalbini sonsuzu bulamadığın için sonlu şeylerle tatmin etmeye çalışıyorsun işte. Ne oldu? Ne diyorduk? Anahtar kiliit ilişkisi gibi değil mi? Anahtar kilit birbirine uyduğu zaman o kapı açılır mı? Sonsuzluğu isteyen kalp ve sonsuzluk gelirse onlar empoze olurlar. O anahtar o kiliti açar. E şimdi sen sonsuzluğu isteyen kalbe sonlu mahbubları sokmaya çalışırsan ana merkezi onları yaparsan Parantez açıyorum. Sevmeyecek miyiz abi? Fani mahbublara bağlanmayacak mıyız? Onu da konuşacağız. Kapatıyorum parantezi. Ne oldu abi? Şimdi sen oraya sonsuzluğu isteyen kalbe sonlu şeyleri taktın. Takmaya çalışıyorsun. Uyar mı? Ha? Uymaz değil mi? Bu neye benziyor biliyor musun? Yani bir anahtar yuvasına, bir kilide yanlış anahtarları sürekli takıp çıkardığını düşün. Elli tane denemişsin. Elli tane denemişsin. Belli şeyden sonra yanlış anahtarları oraya takmaya çalıştığın için orası yalama olur mu? Yalama olduktan sonra orijinalini takmaya çalışsan yani oraya uygun olan anahtarı takmaya çalışsan da artık işe yarar mı? Yuva yalama olmuş. Kalp de böyledir işte abi. Kalp yalama olduktan sonra -onlar gelmiş oradan çıkmış o oraya o oraya filan- Bu sefer Allah’a yer kalmıyor işte. Yaa. Bazen kalbi kendi eliyle paramparça edip öldürebiliyor. Ne kadar dehşetli ya. İşte o yüzden diyor ki o şiddetli muhabbet onu -sahibini- daimi azap ve elemde bırakır. Ya böyle olması güzel bir şey zaten. Anlar olayı. Veyahut diyor o mecazi mahbup o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için baki bir mahbubu arattırır. İşte bak bu haram sevdalardan çekilen aşk acıları bir yandan güzel. Demek ki anlaman lazım ya. Artık aklını önüne al ya. Şu kendini bir muhasebe et artık ya. Bir konuş. Demek ki senin kalbin buna tatmin değil. Bak üzülüyorsun. Mutlu olmak için seviyordun sen. Mutlu olmuyorsun. Yüz kere dedik değil mi? Haram sevda da bir kıskançlık elemi var diyoruz ya. Bunu yaşıyorsun işte. Üniversite öğrencileri bunu daha çok yaşamıyor mu? Farklı yerlerde. Diyor ki Serkan abi diyor biz farklı yerlerde okuyoruz hiç günaha bulaşmıyoruz. Yani arada bir mesajlaşıyoruz. Biz diyor yüz yüze bile gelmiyoruz. Abi olmuyor işte böyle anlamıyor musun ya? Kıskançlık krizlerine giriyorsun. “Neredesin aşkım?” “Şuradayım aşkım.” “Nereye gittin?” “Şuraya geldin mi?” “Orada mısın?” “Burada mısın?” “Benden habersiz bir yere gitme.” falan filan. İki taraf o baskıya dayanamıyor zaten. Sonra ne oluyor hacı? Sonra mesaj geliyor. “İşte ben seni sevdiğim gibi sen beni sevmiyorsun.” Karşılık görmemek elemi başladı mı? Sonra çok bağlanmaya başlayınca ayrılık acısı geliyor mu? “Ya beni terk ederse? Ya ayrılırsam?” Gördün mü? Art arda sıralanıyor. E ne oldu bunlar mutluydu hani? Ha? Kalpler pır pır. Aşk mesajları falan. Böyle sabah namazına birbirlerini kaldırmalar. Cuma mesajları filan. Seviyorum seni canım. Sonra hayaller kurmalar. İşte ben imam olurum sen arkamda kamet getirirsin. Ki kadın kamet getiremiyor değil mi? Ama hayali var adamın onu yapıyor ya. Onu söylüyor yani. Ya hayaller güzel. Sen bir de daldın abi. Yok işte senin sakalından süzülen abdest suyuyla ben abdest almak istiyorum. O günler gelecek. Abdest suyunu şalımla sileyim. Bak ne kadar güzel başlıyor hayaller değil mi? “Canım ben yatıyorum aşkım. Ben yatıyorum. Beni sabah namazına kaldır.” Ya birader bu olacak iş mi ya. Harama Allah’ı ortak ediyor ha. Ne kadar değişik değil mi? İşte ondan sonra tokat yediğinde birisi uyanıyor bir kısmı uyanmıyor. İşte o tokatlar o elem…o elem bazen uyandırıyor bak. O kardeşler uyanmışlar. Görüyor musun abi? Ne kadar farklı bir durum işte. O yüzden de kabahat kusur insana ait oluyor biliyor musun? Çünkü o kabahat o kusur niye sende? O istidatı o kabiliyeti sen yanlış yerde kullandın. O hatayı sen yaptın. Ona da müstahak oluyorsun işte. Hanım kardeşlerin böyle erkeklere aldanmaması lazım. Tekrar ediyorum. Bir adam namaz kılıyorsa -ya zaten abi bu bir kıstas değil. Bize bazen diyorlar ki abi hep hanım kardeşler üzerinden konuşuyorsunuz. Abi siz şefkat kahramanısınız. Yani erkek laf anlamıyor. Erkek laf anlamıyor. Enaniyeti kavi olduğu için. Yani kardeşim biz size söylüyoruz siz gardınızı alın. Onların o şerefsizliğine o adiliğine yem olmayın. O adam zaten o şerefsizliği kendine meslek edinmiş. Niye? Alnı ak şekilde geziyor olan hanım kardeşlerimize oluyor. Biz kim tarafından çok üzüntü duyuyorsak onu savunmaya çalışıyoruz. Bundan dolayı. Abi erkeğe bizim toplumda… Allah katında çok şey oluyor. Elbette Cenab-ı Hak kardeşim intikam alanların en hayırlısıdır. Doğru mu? Ama işte dünya cihetiyle adalete bakamıyorsun ki. Bu dünyadan mazlum zilletiyle zalim izzetiyle göçüp gidiyor. Demek ki bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor. Cenab-ı Hak ihmal etmez imhal eder. Yani erteler. Tehir eder. Elbette hesabı gelecek. O kardeşimizin sabır göstermesi lazım. Sabredecek. Sen tövbe et. Cenab-ı Hak setredendir. Nasıl ki kainatı geceyle setrediyor. Senin de günahlarını setreder. Sen yeter ki samimi ol. O yüzden yani bizim hanım kardeşlerimize yönelik gibi gözüküyor ama değil. Yani sizi şefkat kahramanı görüyoruz abi. Elmas. Sen kendini muhafaza et. Dışarıdan ok gelse de bir şey olmaz inşaallah. Ama sen o elması ortaya çıkarırsan çok eller uzanır. Derdimiz o. Sen evlat yetiştireceksin ya. Sen anne olacaksın. Yani çok çok böyle dikkatli gitmek lazım. Kalkanı sağlam tutmak lazım. O kalkan o siper Kur’an ve sünnet-i seniyye dairesinde terbiye-i islamiye dairesinde yaşamak lazım işte. Bizim derdimiz o. Onu vermeye çalışıyoruz. Onu anlatmaya çalışıyoruz. Bak. Sonrasında gelen hadise ne biliyor musun? Şöyle bir yer okuyacağım. Abi niye bunlar oluyor? Niye bunlar bizim başımıza geliyor? Abi gelir. Gelir gelir. Yani bunu herkes delikanlı gibi kendine alsın üstüne alsın ya. Müstahak oluyoruz biz buna. Bak ne diyor? Diyor ki “Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir.” Bak. Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi. Uygun olmayan Allah’ın istemediği tarzda İslami bir çerçeveye uymayan Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir. Kaidesi sırrınca siz fıtratınızdaki Cenab-ı Hakkın zat ve sıfat ve esmasına sarf edilecek muhabbet ve marifet istidatını Allah’ın isim ve sıfatlarını sevmeye ve onu tanımaya olan o kabiliyetinizi şükür ve ibadat yani ibadet cihazatınızı nefsinize ve dünyaya gayr-ı meşru bir surette sarf ettiğinizden bil’istihkak cezasını çekiyorsunuz. Hak ediyorsunuz. Doğru mu? Doğru değil mi abi? Çünkü Cenab-ı Hakka ait muhabbeti nefsinize verdiniz. mahbubunuz olan o sevgiliniz olan nefsinizin hadsiz belasını çekiyorsunuz. Çünkü hakiki bir rahatı, o mahbubunuza vermiyorsunuz. Hem onu, hakiki mahbub olan hakiki sevgili olan hakiki sevilecek olan Kadir-i Mutlaka tevekkül ile teslim etmiyorsunuz daima elem çekiyorsunuz. Yani her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki rahat edesin. Üstüne düşen vazifeyi yap sen. Yani burada o kdr çok meseleler var ki konuşulacak. Önceden bir aile sohbeti olmuştu. Bir yere çağırmışlardı. Ailelere yönelik çocuk eğitimine yönelik bir konuşma istemişlerdi. Bende direk pervasız şekilde şunu söyledim. Dedim kimse kusura bakmasın. Bugün konuşacağım mesele belki biraz damarlarınıza dokunacak. Ama ben hakkı söylemek zorundayım. Onun için beni çağırdınız. Önceden hafız mektebinden alınan çocuklar Avrupa’ya gönderildiği zaman ne denirmiş biliyor musun? “Ya o çocuğun imanı kurtarılmadan nereye gönderiyorsun?” “Oralar tehlikelidir, şöyledir, böyledir…” Hatta…hatta o çocuk diyor ki -Risale-i Nur’da geçiyor Emirdağ Lahikası’nda Orayı verirsin sana zahmet tamam mı? Ben bil mana söyleyeceğim.- Diyor ki o çocuk anne babasından şikayetçi olacak. Neden benim imanımı tam muhafaza etmeden beni dünyaya saldınız diye. Beni oradan alıp Avrupa’ya gönderdiniz diye. Şefaatçi olacak yerde ondan soğur ölmesini temenni eder diyor. Peki şimdi soruyorum. Gel olaya bağlayalım. Herkesin çocuğu Avrupa’ya mı gidiyor? Ha? Hiç gerek var mı Avrupa’ya gitmesine? Bugün ailenin yanından başka bir yere gidip okuması bir hanım kardeşimizin veya bir erkeğin Fark etmiyor abi. Ailesinin yanından eğer ki bu şekilde imanını tam manasıyla almışsa ayrı. O terbiye-i İslamiye kısmını almışsa bir şey diyemiyorum yani. O konuda tabi ayrı bir şekilde konuşulur. Tam detaylı bir şekilde girmeyeceğim. Bana sorarsan abi hanım kardeşler okuyacaksa anne babasının olduğu yerde okuyacaklar. Bu okul meselesini başka bir videoda biraz detaylı bir şekilde ele alırız inşaallah. Keşke kardeşler evlenip öyle okusalar. Daha güzel olmaz mı? O imkanlar sağlansa aileye değil mi? O imkanlar sağlansa. İşte onun için masraflar çok veriyorsun zaten. Evine harcasın onu yani. Evlensinler. Evlendir abi sevdiği varsa. O şekilde okusun yani. Keşke böyle olsa ne güzel olur değil mi? Neyse bugün bir kardeşimiz -kız veya erkek fark etmez- ailesinin yanından başka bir ile gittiği zaman Allah aşkına Avrupa’dan farkı var mı? Var mı? Zerre kadar farkı var mı Avrupa’dan? Sonra “Biz ne yaptık da bu çocuk böyle oldu?” Ya bugün abi gidiyorsun Görükle tarafına veya işte hangi üniversitenin… Bak şimdi belli bölgelerde kafeler barlar diskolar var. Hangi adama sorsan hangi anne babaya sorsan “Bizim evladımız temiz kalplidir. Okumaya gitti.” Şöyledir, böyledir. E tamam. Tamam ya. Tamam anladık yani. Helal süt emmiş. Onu sürekli gözümüze soktun. Söyledin. Peki binlerce genç var o kafelerde diskolarda barlarda. Bunlar kimin çocuğu? Kimin çocuğu bunlar ya? Yani öyle bir zıvanadan çıkılmış ki artık. Tesettürlü olan kız ne diyor biliyor musun? Diyor ki yani ben ailemin zoruyla tesettürdeyim. Aslında bir yandan da iyi oluyor. Çünkü bana güveniyorlar diyor. Tesettürlü olunca. Nasıl? Abi olacak bunlar ya. Ahir zamandayız olacak yani. Sadece tesettürle güzel göründüğü için tesettüre giren var. Tesettür yakışıyor bana diyor. Bunu nereden söylüyorsun? E mesajlar geliyor. Abi diyor böyle bir arkadaşım var bunu söylüyor ona nasıl cevap vereyim? Ona Allah’a imanı anlat diyorum bende. Ona Allah’a imanı anlat diyorum. Evet, evet. Bizim mücadelemiz bu işte. Yani her şey tozpembe görünüyor da Sen bir sorunu görürken şu mecrada bin sorunu görüyoruz kardeşim. Anlayış göster bize. Kızma yani. Kızma. Bir kardeş deyip geçmemek lazım işte. Görünmeyen neler var? Şöyle bir mesele var. Ona da gireyim. Şimdi bir de şey meselesini ele alalım. “Abi biz sevmeyecek miyiz? Biz aşık olmayacak mıyız?” Ya elbette olacaksın. Bununla alakalı videolar var mı kardeşim? “Flört etmeden nasıl evleniriz?” O videoyu izle. İşte nasıl olsa evleneceğiz videomuz var. Hani nasıl olsa evleneceğiz abi. Sonra ailemizden habersiz imam nikahı -yani dini nikah- olur mu? Bu tarz videoları sana zahmet buraya bir sırala abi. Hangi taraf boşsa. Şura filan. Oraya bir sırala tamam mı? Kardeşlerimiz onları da izlesinler. Ayrılık acısı. Onunla alakalı ders de var. Şimdi ben şey kısmını okuyacağım. “Abi biz severken nasıl sevmemiz lazım?” “Bir şeye bağlanırken nasıl bağlanmalıyız?” Şimdi bu konuda da şöyle bir mesela var. Yani bir farklı tarafa değineceğiz. Diyor ki Cenab-ı Hakkın masivasına Ne demek masiva? Cenab-ı Haktan gayrı olan her şeye yapılan muhabbet iki çeşittir diyor. Şimdi birisi…birisi yukarıdan aşağıya birisi de aşağıdan yukarıyadır diyor. Bunlardan birincisi. Bir insan en evvel muhabbetini Allah’a verirse onun muhabbeti dolayısıyla Allah’ın sevdiği her şeyi sever. Bak ilk önce Allah’a muhabbeti verirse yani yukarıdan aşağıya doğru giderse. Allah’ın sevdiği her şeyi sever. Ve mahlukata taksim ettiği -mahlukata dağıttığı- o muhabbeti Allah’a olan muhabbetini azaltmaz. Onu daha fazla ne diyor? Tezyid eder, arttırır diyor. Şimdi bu mesele ne biliyor musun? Allah namına sevmenin tarifi yaplıyor. Allah namına sevdiği zaman bir insan birisinden kazık yiyebilir bir sıkıntı görebilir. Bunu haram sevda kısmında demiyorum ha. Başka bana da söylüyorum bunu. Bu sefer adam ne yapar? Şimdi hani bzen diyoruz ya. “Ya bir daha insanlara güvenmeyeceğim.” “Bir daha şöyle yapmayacağım.” İşte bu ilk önce muhabbeti Allah’a verip sonra mahlukata vermediği için. İlk önce mahlukata vermiş sonra Allah’a veriyor. O ikinci kısımda. Onu söyleyeceğiz. Şimdi böyle olduğu zaman insan Allah namına sevince rıza gözüyle bakınca Ya sonuçta…sonuçta ben diyelim ki Emircan’ı sevdim. Tamam mı? Allah…ilk öce Allah’ı seviyorum. Sonra Allah namına Emircan’ı seviyorum ya. Emircan bana yanlış yapınca şunu derim ben. O da bir kul. Yanlış yapabilir. Sonuçta ben Cenab-ı Hakkı seviyorum. Cenab-ı Hakkı biliyorum. “Sonra bana sevdirecek başka insanlar zaten karşıma çıkarır.” der rahatlarım. Doğru mu? İşte bu ne oluyor biliyor musun? Bu meseleyi bilmeyen birisi dindar birisinden İslamiyeti yaşıyor gibi görünen birisinden bir sıkıntı gördüğü zaman İslamiyetten soğuyor. Allah’tan soğuyor. Çünkü muhabbeti direk ona vermiş. Ondan Allah’ı bulmaya çalışmış. Gördün mü bak? Yukarıdan aşağıya gelmedi. Bu zaten tehlikeli kısım yani. O yüzden abi her şeye Allah namına bakacaksın Allah namına seveceksin. Bunda bir sıkıntı olmuyor zaten. Ama ikinci kısım. İkinci kısımı biraz detaylı işleyelim ki. Haram sevdalara değiniyor. İkinci kısım ise aşağıdan yukarıyadır. Tekrar ediyorum. Bu yukarı tarafta ne vardı? Bu yukarı derken böyle yukarı aşağı değil ha. Çizelge olarak. Verirsin sen bunu tamam mı? Yani yukarıdan aşağıya Allah’ı sever. Allah’tan mahlukata iner. Esbaba iner değil mi? Bu birinci kısımdı. Bu zararsızdır. Bu güzeldir. Allah namına seversin sen. İkincisi. İlk önce diyor esbabı -mahlukatı- sever sonra Allah’ı sever. Bu çok tehlikelidir. Bu çok tehlikelidir. Çünkü namaza başlıyor -haram sevdası namaza vesile oluyor ya- Ayrılıyor. Ben namazı bıraktım diyor. Tesettüre giriyor -haram sevda içerisindeyken. Hani bir yandan yıkıyoruz bari bir yandan yapalım derken.– O kardeşimiz tesettüre girmek istiyor. Allah yolunda bir şeyler yapmak isityor. Namaza başlıyor. Ayrılınca tesettürden çıkıyor. Allah için olmamış demek ki esbab için olmuş. Çünkü ilk önce orayı sevmiş sonra Allah’a havale etmeye çalışmış. En evvel bu ikinci kısım olan…en evvel esbabı sever. Ve bu muhabbetini Allah’ı sevmeye vesile yapar. Bu kısım muhabbet topluluğunu muhafaza edemez dağılır. Ve bazen de kavi bir esbaba rast gelir. Onun muhabbetini Allah namına değil mana-yı ismiyle nefsi hesabına tamamen cezb eder ve helakete sebep olur diyor. Bu da nasıl bir şey biliyor musun? Bu da Allah için seviyorum diye başlayan bir muhabbetin Haramlara girmesi Safiyane bir niyetle seviyor. Seviyor. Sonra işte dine bağlanıyor. Hani iki taraftan biri dindarsa güzel şeyler yapıyorsa birbirine benzemeye çalışıyorlar ya. Dini yaşantısı olan tarafa benzemeye çalışıyor. İlk başta diyorsun ki ne kadar güzel bir şey ya. “Allah’a kavuşuyorlar.” ” Bak Allah için bir şeyler yapıyorlar.” Evet. Oradan Allah’a varmaya çalışırken kavi bir esbab karşısına çıkar diyor. Güçlü bir sebep. Nefis Şehvet duyguları Şeytan Ne oldu abi? Normalde “aa biz harama bulaşmayacaktık.” “Biz Allah için birbirimizi seviyorduk.” Değil mi? “Biz birbirimize yanlış yapmayız.” “Basacağım nikahı alacağım seni.” “Sakın ha sakın. Telefonda görüşmeyeceğiz.” “İffetimizi muhafaza edeceğiz.” Ne oldu? Esbab ikisi de. Esbablardan Allah’a varmaya başladılar. Zaten Allah namına olsa ilk önce Allah’ı sever. Sonra Allah’ın sevdiği tarzda yapar. Zaten öyle olmaz o da. Öyle değil mi? Çünkü Allah öyle istemiyor. Yani anne babadan habersiz flört sağda solda buluş sarıl tokalaş. Böyle bir şey istemiyor Allah. Allah’ı ortak edemezsin sen. Sen esbabı ortak ettin Allah’a. Bak görüyor musun ne hale geldi? Kavi bir esbab. Şehvet. Hisler. Duygular. Sonra iş işten çıkamayacak dereceye gelen o hadiseler birbirine bir giriyor kardeşim taak Allah’a olan kavuşma yarıda kaldı mı? Topluluğunu muhafaza edemez diyor bu muhabbetler. O yüzden Allah nasıl istiyor o tarzda yapmak lazım. Allah nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? Sevgilim nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? Annem nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? İlk önce Allah. Annenin babanın veya işte o sevdiğin kız erkeğin yaptığı davranışlar Allah’a uymuyorsa demek ki burada bir yanlışlık var. Burada bir hata var. Düzeltilmesi gereken bir şeyler var demek lazım. Bu imanda da böyledir ha beyler. İman meselesinde de böyledir. İlk önce insan bir cemaate bir topluluğa giriyor o topluluğu mesela Allah için seviyorsa Topluluktan o cemaatten o tarikattan biri yanlış yapsa bile der ki ben Allah için buraya geliyordum. O adam bana yanlış yapabilir. Bu adam yanlış yapıyor diye ben dinden mi soğuyacağım? Parayı kullanan adamlar yanlış yapıyor diye sen paradan soğuyor musun? Değil mi? Kullanıyorsun yani çatur çutur. Aynı onun gibi. İlk önce ne yapacaksın? Allah’ı seversen bana Emircan yanlış yapabilir abi sıkıntı yok. Emircan gider başkası gelir. Ama işte ikinci kısım olduğu zaman. İkinci kısım olduğu zaman Emircan yanlış yapınca “Ben o cemaate bir daha gitmem.” “O tarikata bir daha gitmem.” “Müslümanlar böyle.” “Onlar şöyle” Gördün mü hacı abi? “Kur’an okuyanlar hep böyle.” “Hafızlar hep böyle.” Bir hafızdan yanlış görmüş ya. Ondan sonra saydırıyor hepsine. İşte bu muhabbet diyor yanlıştır. Bu iman noktasında da böyledir abi. Bugün ilk önce biz Allah’ı seviyoruz sonra Allah Rasulü’nü seviyoruz. Doğru mu? İlk önce Allah’ı seviyoruz. Sonra üstadı seviyoruz. Biz Allah’ı seviyoruz. Sonra buradaki dostlarımızı kardeşlerimizi dava arkadaşlarımızı seviyoruz. İşte bu iman meselesinde de aynen böyle oluyor abi. Diğer türlü -Allah muhafaza- adam sebeplerden Allah’a gitmeye çalışırken yolda tıkanıyor işte. Kavuşsa da o topluluğunu diyor muhafaza edemez. Bu nasıl bir şey? Şöyle özet verirsem daha rahat anlaşılır. Biz spontane yapıyoruz. Saatte on iki buçuk oldu. Ya bize buraya su gelmesi lazım. Ya burada suya ihtiyaç var. Bunun iki yolu var. Birinci yol. Nerede su var? Uludağ’da su var diyelim tamam mı? En yakın yer Uludağ. Uludağ’dan ne yapacaksın abi? Kanallar açacaksın borular döşeyeceksin değil mi? Bir alt yap oluşturacaksın. Veya üzerinden borular falan filan. Çok zahmetli değil mi? Teker teker boruları döşe falan. Onlara yol yap. Şöyle böyle. Getir suyu buraya. Tamam. Oldu mu sence? Bitti mi bu? Hayır. Su kesildiği anda “Hayda. Acaba nereden kesildi?” diye o yolu tekrar en başa kadar kontrol etmek zorunda mısın? Peki. Bir kere gittin. Buldun. Tamam yama yaptın. Düzelttin. Boruyu değiştirdin. Geldin. Bir daha. Bir daha. Bir daha. İkinci üçüncü olmaya başladıktan sonra yoruldun mu? Susuz kalırsın. Perişan olursun. Bir de ikinci yol var. Asayı vurduğu gibi su çıkarmak var. Sondaj yapmak var. Olduğun yerden su çıkarırsın. Oradan su kesilse ileride vurursun oradan su çıkarırsın. Oradan kesilse oraya gidersin. Değil mi? Ama diğer adam oraya muhtaç. Hep oradan kanallar yapmaya çalışacak. Kavuşsa dahi tedirgin oluyor değil mi? Üç kere dört kere Üç kere dört kere orayı tamir etmiş. Sonra “Acaba bozulacak mı? Acaba sıkıntı var mı?” diye o topluluğu muhafaza edemiyor. Ama diğer türlü adam vurduğu yerden su çıkarıyor. İşte bizim iman cihetimiz yani mahlukata olan sevgi cihetimiz böyle olması lazım. Allah namına sevmek. İşte Risale-i Nur bunu yapıyor biliyor musun? Risale-i Nur ahir zamanda kardeşim her şeyden hakikatı çıkarıyor. Asa-yı Musa nasıl vurduğu yerden su çıkarıyor değil mi? Aynı şekilde diyor Risale-i Nur eserleri bulunduğu yerde hakikatı çıkarıyor. Sen yeter ki vur. Sondajı yap diyor işte. Ahir zamandaki her meseleye oradan cevap alabiliyorsun işte. İman-i meselelere İman-i meselelere dikkat et. O yüzden çok önemli. Yani burada ehl-i tarik kardeşlerim de var. İlk önce şeyhini sevip Allah’a kavuşmaya çalışırsan hata yaparsın. İlk önce Allah’ı sev. Şeyhini Allah namına sev. Yoksa şeyhinden bir hata daha gördüğün zaman ne olur? İmanını bile kaybedersin. “Ben ona güvenmiştim.” “Şeyh böyle yapıyorsa falan İslam dini şöyledir.” Hep böyle işte ateist olan gençler İslamiyette birisinin hatasını gördüğü için böyle yapmıyor mu? Hiç güzel yaşayanları görmüyorlar. Niye? Çünkü o esbabdan Allah’a gitmiş. Yaa. O yüzden de işte kardeşim bu gibi meselelerden dolayı bir adamdan yanlış görünce -nefsiyle yaptığı hatadan dolayı yanlış görünce- “Ben intihar edeceğim.” “Ben şöyle yapacağım.” “Ben artık müslümanlardan soğudum.” “Ben İslamiyetten soğudum.” Sonrasında olay nereye geliyor biliyor musun? Daha dehşetli. Haşa “Ben Allah’a inanmıyorum.” “Ben Allah’a güvenmiyorum.” “Allah olsaydı bana yardım ederdi.” Hepböyle alt yapılarda sıkıntı var görüyor musun? O yüzden diyoruz değil mi? Risale-i Nur eserlerini okuyun abi. Okuyun diye. Okuyun. Okuyun. Okuyun ya. Bir kere ya Allah aşkına. Bir kere al şunu bir oku ya. Ömründe kaç kere kitaplar okudun. Kitaplar soru bankaları… Dünyevi bir menfaat için. Ya ebedi hayatın için Allah aşkına al bir oku ya. Çok mu zor ya? Şurada konuştuğumuz her mesele buradan çıkmış. Serkan Aktaş’tan değil. Öyle olsaydı sekiz sene önce de ben bunları biliyor olurdum zaten. Değil mi? Rabbim kardeşlerimi haram sevdadan muhafaza eylesin. (Amin) Evet. O derde o sıkıntıya düşen kardeşlerimize de Rabbim sabır ihsan eylesin. Zor bir mesele. Zor ama şunu diyeyim. Musibetler yapılan hataların neticesidir. Gelecek mükafatların da başlangıcıdır. Gelecek mükafatı düşün bari. Demek ki Cenab-ı Hak dünyadan seni soğutuyor. Bunun da bir bedeli olması lazım. Yaptığın hatanın bir bedeli olacak ki bir daha o hataya düşmeyesin. Yapılan hataların bedeli ödenmediği için hep o hatalara bir daha düşülüyor. Ama Cenab-ı Hak bir tokat vuruyor. O işin bedeli oluyor. Senin o acıları çekmen gece gündüz uykusuz kalman Değil mi? O kalbinin iniltilerinin artık ciğerini yakması İşte demek ki burada bir hakikat tarafı var. Sen o musibeti o sıkıntıyı çekmelisin ki bir daha yapmayasın. Çünkü çekmeyenler o hata içinde yapa yapa yapa laçka oluyor zaten. Anlattık ya yalama oluyor. Sonra bir dahasında pişman olmaya kalkıyor ama kalbinde Allah’a yer kalmamış ki. Hakikata yer kalmamış ki. Oyüzden Allah’a kavuşma… İlk önce Allah’ı seveceğiz sonra mahlukata. Niye? Niye öyle dedim? Çünkü Allah namına seviyorsun ya. Allah’ın hoşlanmadığı bir şeyden elinin tersiyle uzaklaşabilirsin. İlk önce mahlukata bağlanıp oradan Allah’a gidersen mahlukat gittiği zaman Allah’a olan yolda kapanıyor işte. İlk önce Allah sonra esbab. Allah nasıl istiyor öyle yapmak. Allah nasıl razı öyle yapmak. Evet. İzledi kardeşler inşaallah. Buraya kadar geldiysen kardeşim tebrik ediyorum. Yani ben kendime tahammül eder miydim bilmiyorum. Aynen. Buraya kadar gelip izlediysen ihlaslısın. O zaman şöyle yapalım mı? Aynen yoruma… yoruma…öyle anlarız. İhlaslıyım yaz. Şimdi ama izlemeyenler de şöyle diyecek ihlaslıyım yazanları görecek. “Ne burası ya hep riyakarlar dolmuş buraya” filan. Evet. O zaman bir işaret bir parola verelim mi sonuna kadar izleyenlere? Şimdi sonuna kadar izleyen kardeşler şu cümleyi yazsınlar. “Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi merhametsizce azaptır.” Burada da yazarlarsa… anlarız. Ha? Niye vereyim ya? Buraya kadar konuştuk ya. Bundan daha özel hediye mi olur? Şöyle yapalım o zaman. Madem öyle. Bunu bana söylemiştiniz. Ya bardak filan. Evde bardak dolu ya. Biz hakikat verelim abi o zaman. Şöyle yapıyoruz. İşte bu son cümleyi yazanlar arasından bir çekiliş yaparız. Oradan iki kişiye de ben iki tane kitap var ya “İçiyorsak Sebebi Var.” ve “Allah Diyen Pense” Onlardan ikili set halinde isme özel imzalı göndeririz. Tamam. Öyle yaparız. Parasını senden alırız. Talha. Madem böyle bir fedakarlığın var kardeşim. O zaman Çay House ‘a o şekilde bağışını alırız senin. Tamam. (Anlaşılmıyor.) Yok yok. O da şifreli olsun. İyi bakalım. Tamam. Artık Allah razı olsun.

Allah sana aşık olsun ister misin?

“Ey yekûlû âmennâ” İman ettik, demeleriyle, bırakılacaklarını mı zannediyorlar? “ve hum lâ yuftenûn” Fitne! Yine Türkçe’de kullandığımız bir fitne kelimesi vardır. Fitneci abla seniii, fitneci! Çok kullanırız bunu. Kardeşler! Nereden geliyor? Fitne, Kur’an’dan geliyor yine, Arapçadır. Ne demek fitne? İmtihan, bela, musibet, sıkıntı… Bunların tamamı, geniş kapsamlı bir kelimedir. Fitneden geçer. “ve hum lâ yuftenûn” Onlar fitnelere düşürülmeden. Onlar sınav edilmeden, imtihan edilmeden… Sadece bir inandım demeyle, bir cümle kurmayla Salıverileceklerini mi zannediyorlar? Allah’ımızın şu âyetinin, açıklığına bakın kardeşler. Etrafınızda ne kadar insan varsa Bu insanların büyük çoğunluğu şöyle der: Bu musibeti atlattım, bu sıkıntıyı atlattım, daha bana musibet değmez. Yalan! Yanlış! O geçici bir andır. Allahu Teala, iki gün rahat verir, bir gün sıkıntı verir. Hayatının sonuna kadar bu böyle! Bu döngü devam edecek gidecek. Sakın ha aldanma! Bu musibeti atlattım, daha bana musibet değmez deme. Hayır! Muhakkak hayatının geri kalanında bazı sıkıntılar, musibetler gelecektir. Ve Allah senin sabrını, devamlı ve devamlı sınayacaktır, seni deneyecektir. Günahlarını, kusurlarını bu musibetlerle bu fitnelerle üzerinden def-ü ref edecektir. Senin kullandığın sabır cümleleriyle. Güzel sabır cümleleriyle. Dolayısıyla, imanının kalitesi nereden belli olurmuş? Bir! İbadetten belli oluyor. Kudsi hadiste Allah Teala hazretleri buyuruyor. “Kulum, bana ibadetleriyle yaklaşmaya devam eder.” “Farzlar ile yaklaşmaya devam eder” 5 vakit namaz, oruç, hac, zekat. Bunlar farzlardır. “Kulum bana, bunlarla yaklaşmaya devam eder.” Ne kadar farzları yaptıysak. Günler geçiyor, ömrümüz bitiyor ama biz devamlı farzları yapmaya devam ediyoruz. Bu farziyetteki daimlik bize ne kazandırıyor? “Kulum bana, farzları ile yaklaşmaya devam eder.” “Nafileler ile ben kulumu severim.” Farzlar neye bizi sevk ediyor? Allah’a yaklaşmaya. Allah’ın bizi sevmesi nasıl oluyor peki? Nafileler ile. O farzların üzerine, Muhammed aleyhisselam ve sahabilerinin yaptığı gibi eklemeler yaparsak. İşrak namazı, istihare namazı, duha namazı, evvabin namazı, teheccüd namazı. Bu namazları bu ibadetleri bu nafileleri eklersek ne oluyor? Ben o zaman kulumu severim, kuluma aşık olurum. İşte bak! Bu, senin imanının delillerinden. Secdeye gidiyorsun dizlerin çözülüyor, sıkıntı çekiyorsun, herkes ibadetsiz, namazsız bir şekilde işinde gücündeyken… Sen, ibadetli bir şekilde işinde gücündesin. Her gün bir saatini, bir buçuk saatini Allah’a veriyorsun. Onlar ise nefsine veriyor. Şeytana veriyor. İnsanların büyük çoğunluğu namaz kılmıyor kardeşler, biliyorsunuz. Dörtte üç. Şu anda namaz kılmayan dörtte üçtür. Onların sayısı bizden fazladır. Cumadan cumaya gidiyor büyük çoğunluğu. Bir kısmı da bayramdan bayrama gidiyor. Namaz kılan, beş vakit namaz kılan sayısı kaç? %23, burada rakamları okudum. Türkiye’de beş vakit namaz kılan sayısı, %23! Rakam, rezalet bir rakam! İnşaAllah bunu geriye doğru döndüreceğiz. Allah bize yardım etsin. Hocalarımızın diline tesir versin, kalbine tesir versin. Halkımıza izan versin, IQ seviyesini yükseltsin. Amin. Milletimizin IQ seviyesi yükselirse ne olur? İslamı anlar, kolay bir şekilde anlar. Kolay bir şekilde anladığı zaman ne olur? Hemen namaz kılmaya başlar. Zaten namaza başlayan insan sayısı, namaz kılan insan sayısı, %50 olduğu zaman Türkiye süper güç olur! %75 olduğu zaman ne olur? Osmanlı gibi, Dünya’ya hükmedersin. Altı asrın, dört asrında Dünya’ya hükmetti Osmanlı. Milletin %75’i beş vakit namaz kılıyor, böyle olursa Allah sana yardım etmeyecek de kime yardım edecek. İşte Allah’ın yardım ettiği millet yüceldi, yükseldi. Dolayısıyla Müslümanım diyor isen, şahitlerini göster. Müslüman mısın kardeşim? Hocam biz de Müslümanız Elhamdülillah ama… Karımın yirmi beş yaşında başını kapatması bana ağır geliyor ya! Kırk yaşında kapatır hocam ya? Hani Müslümanlık? Allahu Teala bu kitapta, kadınlara örtünün diyor mu? “Kadınlar başörtülerini, boyunlarının ve göğüslerinin üzerine örtsünler.” Ayettir. Diyor mu orada, yirmi beş yaşından sonra? Diyor mu böyle bir ayet var mı? Yok! Örtsünler ne demek? Bülûğ çağına erdiği andan itibaren, mükellef demektir. Kadınlarda 9-12 yaş arasıdır, onlar bizden daha erken bülûğa erer. Biz erkeklerde 12 ile 15 yaş arasıdır, bülûğa erme. Şu halde, yok karım şu yaşa gelsin ondan sonra kapanır, şimdi güzelliğini insanlar görsünler… Erkeklerden birçoğu vardır; karısını yanında yarı çıplak gezdirmekten keyif alır. Buna; karısını kıskanmayan “deyyus” erkek denir. Muhammed aleyhisselamın hadislerinde geçen, “Karısını kıskanmayan erkek, ona deyyus denir.” diyor. Karısını kıskanan erkeğe ne diyor? “Mü’min gayur olur, gayur.” Yani; karısını hanımını gayrıdan, yabancı erkeklerden kıskanır. Başka erkeklerle onu, başbaşa bırakmaz ve dışarıya çıktığı anda muhakkak tesettürü üzerinde olur karısının. Buna: “Kıskanç Müslüman erkek denir.” İmam Ali’nin sözüyle teyit edeyim. “Karısını kıskanmayan erkekte hayır yoktur.” Müslümanım diyorsan, şahitlerini göstereceksin. Hanımın tesettüründe olacak. Hanım sana deyince; Ya bey! Ben örtünmeyi düşünüyorum be! Tamam, seninle evlendiğimiz zaman başım açıktı, bu kadar kitap okudum, vaaz dinledim etkilendim İslam’ın emrini yaşamayı istiyorum artık derse; Sen ona ne diyeceksin? “Hatun! Tam destek, arkandayım yap!” “Ama ailem şöyle diyebilir” Yaa sen kabre girdiğin zaman, ailen seninle beraber kabre girecek mi? Senin kocan bile, kabre seninle beraber girmeyecek. Ailen kimmiş! Kocası, bir kadına babasından ve anasından daha yakındır. Babası ve anası, kızının sırtına bakamaz. Kızının göğüslerine bakamaz, ama kocası bakar. Evlendikten, nikah kıyıldıktan hemen sonra anasından ve babasından üstün bir seviyeye geçiyor koca. İslam’ın hükmü budur. Şu halde kardeşler, Birincisi, Mü’min olduğumuzun delillerinden birincisi ibadettir. İkincisi nedir? İmtihanlarla, musibetlerle sınanmamızdır. Bunlar olmadıkça, Allah bizi salıvermiyor, bırakmıyor. Muhakkak başımızdan bunlar geçecek.

Flört neden haram ki? – Dehşet bir itiraf!

İslam’da flört neden haram? Bir bayan kardeşim bana mesaj gönderdi. Allah bunu kurtarsın. (Amin) Neden Allah flörtü haram kıldı? İşte bu mesajda cevabı. “Selamün aleyküm hocam, bir sorum olacaktı. Ben yaklaşık iki yıl önce birini tanıdım Facebook’tan. Alışveriş amaçlı yazıştık.” Şimdi adam bir şey satıyor, bu kadın da ona müracaat ediyor. Daha sonra birkaç kibar kelime ile kadının gönlü adama kayıyor. Flört buradan başlıyor. İslam bunun önünü kesmek için ne diyor? Ciddi bir şekilde alacağın, alışveriş yapacağın kişiyle konuş, alacağını al sonra özele girme. Birbirini tanımaya çalışma çünkü haram bu. Nikahlı değilsin bir şey değilsin. Kaldı ki bu kadın, evli bir kadın! Alışverişi yaptıktan sonra adamın birkaç kibar cümlesiyle kalbi tav olmuş, muhabbeti ilerletmiş. “…Alışveriş amaçlı yazıştık. Daha sonra bu yazışmalar devam etti.” İşte bu yazışmalar devam etmeyecek! Allah bunları bildiği için, bunun önünü kesmek için flörtü haram kılmıştır. “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse nikâhı düşen bir kadınla baş başa kalmasın. Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim üçüncüleri şeytan olur.” Muhammed Aleyhisselam. “Yemin ederim. Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim.” diyor. Allah üzerine yemin ediyor. Muhakkak o ikisinin arasına şeytan girecek. İstedikleri kadar takvalı olsunlar. Delil… “…Ben onu hiç görmedim.” Hiç görmemiş ama devamlı yazışıyor. “…Evliyim ve bir çocuğum var. Eşimi hiçbir zaman sevmedim, aile zoruyla evlendik. Ailem üzülmesin diye devam ettirdim. Tanıştığım kişiyle duygusal bir bağlantı oluştu. Hatta ayrılıp, onunla evlenmeyi düşünüyorum. O ise, yuva yıkanın yuvası olmaz diyor.” Adam vicdanlıymış. Tamam, nefsine yenik düşmüş, flört yapıyor ama vicdanlı. “Yuva yıkanın yuvası olmaz sakın boşanma.” diyor kadına. “…Bunun altından kalkamayız, çok günah diyor. Ben çok mutsuzum ve çıkmazdayım. Ne önerirsiniz bana? İyi akşamlar hocam.” Mutsuz olursun tabi. Bu erkekle konuşmasaydın bu kadar mutsuz olmazdın. Bu kadının ana fikrinde ne var? Ben heyecan istiyorum diyor, aşk istiyorum diyor dizileri seyrediyor ya. Orada, işte adam her akşam gelirken bir çelenk yaptırıyor falan. Çelenk cenazeye gider, kadına çelenk ne iş ya. Demek ki bu kadının bir an evvel gitmesini istiyorsun evden, ölmesini istiyorsun yani. Kadına çiçekler miçekler götürüyor. Sevgilim, aşkım falan… Kadına bir cip alıyor. Havuzlu bir villa alıyor kadına. Bizim evdeki kadınlar da bir görüyor. Aaa! Gerçek yaşam buymuş ya. Bizim hoca boyuna sohbet yapıyor, bizi uyutuyor. Olması gereken bu. Kıymetimi bilmiyor bizim hoca, diyor. Kadınlar bunu söylüyor. Ben mutlu değilim diyor, gözleri başka taraflara gidiyor. Mutluluğu dışarıdaki erkeklerle flört etmekte arıyor. Mutsuzsan helal yani (!) Karından memnun değilsen istediğinle flört yapabilirsin helal (!) Haşa ve kella! Bu ablanın acil bir şekilde “Formula 1” yarışlarını seyretmeye başlaması lazım. Madem heyecan arıyorsa Formula seyretsin. Heyecan orada. Ama yuvasını başka bir erkek için yıkarsa çok daha beter, çok daha berbat günler onları bekliyor demektir. Evet, ilk birkaç ay cinsel birliktelik konusunda çok keyif alırlar. Kavuşma gerçekleşmiş, başka bir erkeği terk etmiş. Ama sonraki bir kaç ay da gerçek yüzler ortaya çıkar ve her şey biter. Sonra ağlaya ağlaya eski eve dönmeye çalışırsın. Ama bir aile yıkılmış olur. Bunun vebalinden kurtulamazsınız. Allah Teâlâ hidayet etsin. İnşallah bir an evvel kocasının kıymetini, çocuğunun kıymetini bilmeyi bu ablamıza nasip eder Mevla’mız. (Amin) Amin Ya Muin.

Ahirette aşık olmak var mı?

Bu hafta bir sual geldi. Onu nakletmeden geçemeyeceğim kardeşler. Madem cennetten konuştuk biraz. “Ahirette de aşık olmak var mı?” Kardeşimiz soruyor. Soru: Hocam, selamun aleykum. Ahiret aleminde de burada olduğu gibi eşimize, evladımıza aşık olmak olacak mı? Şimdi bu kardeşim hanımına aşık, çocuğuna aşık, seviyor. Ama aynı muhabbetin ve aşkın ahirette de olup olmadığını merak ediyor. Cevap: Ve aleyküm selam kardeşim. Şeyh Safiyuddin’nin meşhur Reşahat kitabından bir alıntıyla cevaplayayım bu sorunuzu. Girişi yaptım, şimdi olay benden çıktı. Nakil yapıyorum. Reşahat diye bir kitabı vardır. Çok güzel, kaliteli bir kitaptır. Allah dostlarının hayatından hikayeler anlatır. Onların kerametleri ve görüşlerini anlatır. Bir derviş Mevlana Abdülgafur Hazretlerine soruyor. “Ahiret âleminde aşk ve aşıklık var mıdır efendim?” Cevap: “Sen ne diyorsun? Asıl aşk ve aşıklık o âlemdedir. Zira cisimler âlemi değişik ve zıt unsurlardan mürekkep olduğu için hisler de değişik ve birbirine zıt olur. Ama bu âlem basitlerden ve unsurları arasında tam bir ahenk ifadesinden kurulu olduğu için fena ve zeval bulmaz ve değişiklik, ayrılık kabul etmez.” Dünyadaki âlemde her şey cisimlerden müteşekkil olduğu için hanımımızı sevmemiz kısıtlıdır. Sevmediğin bir huy gördüğün anda içindeki duygu değişir. Az önce seviyordun fakat bir saat sonra nefret etmeye başlarsın. Bak aşk gitti. Yerine ne geldi? Nefret. Gün boyunca hanımınla akşamleyin beraber yiyeceğin yemeği hayal ediyordun, hanımına özlemin vardı. Beraber yemek yiyecektin, sonra tatlı yiyecektiniz, sonra onu gezmeye çıkartacaktın. Müthiş bir özlemin vardı hanımına karşı. Akşam eve bir gittin, yemek yapmamış. Ablasına gitmiş ziyarete, yemek yapmayı unutmuş, dalmışlar muhabbete. O dizi şöyleydi, bu dizi böyleydi. Yemek yapmayı unutmuş. O gün boyunca hasretiyle yandığın hanımına akşam bir geliyorsun, “Hatun hadi sofrayı kur.” “Aa ben yemek yapmayı unuttum bey.” Ne oldu aşk? Aşk gitti. Bak hâller değişiyor. Dünyadaki hâller değişkendir. Ahirette böyle değildir. Ahiretteki aşkımız, eşimize diğer eşlerimize çocuklarımıza, Peygamberimize ve Allah’ımıza aşk hiç değişmez. Oluşan olayların akabinde değişime uğramaz, değişimler buradadır. “Bu yüzden aşk ve aşıklık burada daima kemal hâlindedir.” Ahirette bu devamlı zirve hâlinde olacaktır. “Şu kayıtla ki ruhun nedenle alakası sebebiyle bu alakanın kesilmesinden sonra ruha bir kaç gün şaşkınlık ve kararsızlık arız olur. Fakat ruh, beden tarafının alakasını üstünden atıp saf ve pak hâle gelince yine aşk ve aşıklık zevkine alışır.” Şimdi, öldüğümüz zaman Allah bize o günü gösterdiği anda, inşallah imanla gideriz. Kardeşim bu hafta Diriliş Ertuğrul’u seyretmiş. Bana soru sordu: ”Hocam, çok sevdiğim bir karakter öldü, öldürüldü” diyor. Aliyar diye bir karakter var orada çok hoşumuza giden bir karakter, ilim ehli adam. Dindar, mutaassıp bir adam. “Bu adam öldü hocam. Moralim çok bozuk, bana bir nasihat verir misin?” diyor. Kardeşim bana mesaj göndermiş. Ben de kardeşime yazdım. Kardeşim dedim, bütün Türk filmlerinde -yüz yıldan beri bu ülkede Türk filmleri yapılır- bütün Türk filmlerinde dini karakterler son nefeslerinde uzunca bir lâ çekmeden, kelime-i şehadet getirmeden ölmezler. Son sahnesi, ölüm sahnesi geldi mi o karakter dindar bir karakterse şöyle demek zorundadır. Eşhedu enla ilahe illallah… Adam ölüyor, son nefesini veriyor ama kelime şehadette zerre kadar titreme olmaz. İman ehli olduğu için ona tam söyletirler. Ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resulüh. Şimdi bu karakter, darbeleri yedikten sonra, kılıç darbelerini falan yedikten sonra şehadet getirdi mi? Getiremedi değil mi? Şehadet yok, kesinlikle ölmez, ölümsüz. Bu bölümde ölümsüz, bu ölmez. Artık bir kaç sahne sonra mı, bir kaç bölüm sonra mı bu sözümü unutmayın. Bu bölümde ölmedi, merak etmeyin. Kardeşime moral verdim, çok keyiflendim hocam, diyor. Şimdi gideyim akşam namazımı kılayım. Çok keyiflendim, diyor. Şimdi kardeşler, ruhumuz bedenimizi terk ettiği zaman ne diyor bu Allah dostu? Ruh bedeni terk ettiği anda, alakası bittiği anda bedenle, bir şaşkınlık hâlindedir. Birkaç gün bu şaşkınlığı sürer. Neye benzer bu? Evimizde özgür bir hayat sürüyorken bizi askere alırlar. Askerde iki üç gün şaşkın gibi dolaşırız. Nereye geldim ben ya? Dün istediğim yere gidebiliyordum. Bugün nereye gitsem birileri bana emir veriyor. 35 yaşında adam askere gelmiş. 20 yaşında asker, ondan üç ay önce geldiği için şöyle diyor: “Oğlum gel buraya.” Ya Allah’tan kork ya! 20 yaşında adamsın, 35 yaşında imam arkadaş geç gelmiş askere, imama diyor ki: ”Oğlum gel buraya şunları temizle.” diyor. 20 yaşında asker, yüzüne tükürürüm ben senin. Onbaşı falan da değil, rütbesi yok, er ya! Ben senden üç ay önce geldim, diyor. Komutanını bileceksin, diyor. Hah en çok kullandıkları tabir: Kolluk bende kıllık bende, diyor. 35 yaşında adama oğlum diye hitap ediyor. Utanmaza bak! O adam, o imamın ben hâline bakıyorum üç dört gün kendisini bilmiyor, ben nerden nereye geldim, diyor. Bütün cemaat bu imama hürmet gösterirken, saygı gösterirken, herkes sorularına cevap almak için bu imama sıkıntısını gidermeye gelirken şimdi burada 20 yaşında çocuk edepsizlik yapıyor. Bu büyük bir şaşkınlık hâlidir. Ruhumuz bedenimizi terk ettiği zaman bizde bir şaşkınlık hâli hasıl olacak. Neden? Bu dünyamızda bir yerden bir yere seyahat etmek istediğimiz zaman ne yapıyoruz biz? Ya tramvaya biniyoruz… Üç dört TL para veriyoruz, tramvaya jeton alıyoruz, biniyoruz, gidiyoruz. Ya arabaya biniyoruz ya uçağa biniyoruz ya trene biniyoruz. Ama ruh bedeni terk ettiği zaman ne olacak? Nereye gitmek istiyorsun? Himalaya dağlarına, Himalayalara gitmek istiyorsun. Hemen bir anda tıpkı şeytanın gidebildiği gibi, artık ruh konumunda olduğun için eğer kabrinde hapis değilsen, kabrin cehennem çukurlarından bir çukur değilse istediğin anda istediğin yere gidebileceksin. Kıyamete kadar bu seyahatin serbest olacak. Ama ilk iki üç gün şaşkınlık hâlindedir, sonra alışır, diyor şeyh efendi. Gerçek aşk ruh hâlinde başlar, diyor. Derviş yine soruyor. “Buyurduklarınız ahiret serarındandır, sırlarındandır. Hâlbuki ruhlar, ahiret esrarını ifşa etmeye mevzun değildir, derler. Nasıl oluyor da siz bunları açıklayabiliyorsunuz?” Şeyh efendi cevap veriyor. “Bu saçma bir kanaattir ve boş bir sözdür. Nice kimseler, peygamberimizi ve ümmetin büyüklerini rüyada görüp onlardan ahiret âleminin garip taraflarını öğrenirler. Eğer ahiret esrarının ifşası caiz olmasaydı Kur’an ve hadis onlardan bahseder miydi?” Derviş diyor ki: Ahirette başımıza gelecek olan şeylerin ifşası, açıklanması caiz değildir. Biz böyle biliyoruz, diyor. Caiz olmasa Allahü Teala burada kabirden başlayıp da mahşer, kıyamet, cennet, cehennem anlatır mıydı? Ahiret esrarı bunlar. Demek ki bahsedilmesi, anlatılması caizdir. Muhammed Aleyhisselam’ın hadislerine bakın. Miraçla alakalı, kıyametle alakalı, mahşerle alakalı, cennet ve cehennemle alakalı binlerce hadisi vardır. Binlerce hadis. Ahiret esrarından bilgiler veriyor. Şu hâlde onlar böyle bilgileri veriyorsa meşayıh da, âlimler de, veliler de, peygamberler de ahiret alemine dair bu bilgileri insanlara aktarabilirler. Bunda bir sakınca yoktur, diyor. Bu maneviyata erebilmek için ne yapmak lazım? Bedenin ruha gittikçe yakınlaşması lazım. Ruh, aslı Allah’tandır. Allah’ı arzular, Allah’ı ister. Nefsin aslı ateştendir, şeytandandır. Şeytanı arzular, şeytanı ister. Burada bizi aklımızla ve kalbimizle Allah ortada bırakmıştır. Nereyi tercih edeceğiz? Sağ tarafı mı, ruhu mu? Sol tarafı mı, şeytan ve nefsi mi? Nereyi tercih edeceksin? Sadakati ver gönlüne, esip geçen yel olmasın. Karıncayla çıksın yola, damla olsun, sel olmasın. Allah yolunda bir şeyler yapmak istiyor musun? Karıncayla yola çık. Ağır ağır, adım adım, damla damla. Sel olmana gerek yok. Tazyikli bir su gibi gitmene gerek yok. Fırtına olma! Damla damla git, ağır ağır git ama istikrarlı git. Bu şekilde gidersen Allahü Teala sana bütün mertebelerin kapılarını açacaktır. Rabbim bize de nasip etsin inşallah. (Amin)

Flört etmeden nasıl evleneceğiz?

Kardeşler şu anda sevginin gençlerimizi en çok bozan durumu şehvet sevgisidir. Karşı cinse duyduğu sevgi. Genç kardeşim, müslüman kardeşim 5 vakit namaz kılan kardeşim. Bir yolda bayan görüyor ve etkileniyor. Bayanı gördükten sonra yanına gidiyor ve diyor ki niyetim ciddi. Seninle bir ilişki yaşamak istiyorum. Eğer anlaşırsak evleneceğiz diyor ve 1 yıllık 2 yıllık 6 aylık ilişkilere, günümüz deyimiyle flört dönemine başlıyor. İslamiyete uygun mudur bu kardeşler? Bu haramdır. Nikâh kıyılmadığı sürece o kadınla oturup konuşman haramdır. Ama genç kardeşim diyor ki aşık oldum hocam! Aşk var. Bu sevgiyi kalbinde Allah yarattı. Evet! Sen kesb edersin Allah yaratır! Kesb etmek ne demektir? Mesela şimdi siz buraya geldiniz. Burada bu kadar genç arkadaş var. Niçin geldi buraya? İlmi kesb etmeye geldi. İlmi çağırmaya geldi. İlmi talep etti. İlim öğrenmek, İslam ilimlerini öğrenmek için geldi. Buraya gelmeseydiniz bu ilimleri, şu ana kadar konuşulan bilgileri öğrenmeyecektiniz. Ama geldiniz bu bilgileri Allah Teala bir kul vesilesiyle size aktardı. Kelimelerle beraber size aktardı. Kulağınızdan beyninize girdi. Beyninizde döndü ve bu sözlerden bazıları beyinden kalbinizden indi. Ve bundan sonra bazılarınızın kalbinde bir sevgi peydah etti Allah. Kesb ettiniz! Buraya gelmeseydiniz bu kesbiyet olmayacaktı. Aşk da böyle bir şeydir. Karşı cinse duyulan aşk böyle bir şeydir. O kız yoldan geçti esnaf kardeşim de, o 5 vakit namaz kılan müslüman kardeşim de dükkanın önünde. Kız geçerken gözler gördü. Kalbin kapısı gözlerdedir. Bir bayan gördüğünüz zaman bakmaya devam ederseniz gözlerinizi üstüne dikmeye devam ederseniz sevgisi kalbinize akar. Şehvet olarak, aşk olarak kalbinize akar. Bir kaç defa görürseniz ve gözlerinizi sakındırmazsanız o sevgi aşka dönüşür. Sizi sarmaşık hâline dönüştürür. Ve dayanamazsın haram bir ilişki teklif edersin. Ama bu Allah’ın sana verdiği bir sınavdır. Bu sevgiyi senin kalbine Allah verdi. Razı olmadığı şekilde kullanamazsın. Ne yapacaksın? Müslüman burada şunu yapar: Bu kız kimdir? Araştırır. Eğer niyeti ciddiyse anasına babasına der ki ben böyle böyle bir kız gördüm. Bir kaç mahalle arkada oturuyormuş. Gidin ve isteyin! İslamiyetin öngörüsü budur, hükmü budur. Anne baba gider soruşturur eder. Kız boşsa, sözlü ya da nişanlı değilse erkekle kızı görüştürürler. Tek görüşme değil istediği kadar görüştürülebilirler. Ama yanlarında bir tane mahrem olmak kaydıyla! Kızın ailesinden bir tane mahremi o kızın yanında olacak. Erkekle bir kaç defa görüşebilir ve konuşabilirler. Evlenebilir miyiz? Şartlarım şöyledir böyledir gibi! Bunu yapmadıkça bu erkekle bu kız Yusuf ile Züleyha aşkına bile vâsıl olsa birbirleriyle görüşmeleri haramdır. Bu sınavı Allah yaratmıştır. Allah erkeği kadınla imtihan etmiştir. Erkeklerin en büyük imtihanı kadındır. Ama Resullullah Aleyhisselam ne buyuruyor bak! Şu sınavdaki inceliğe bak! Ümmetimin üstün olan kimseleri aşk belâsına mâruz kalınca! Aşk belâsına mâruz kalınca iffetini muhâfaza edenlerdir. Ümmetimin üstün olanları! İşte bu kardeşim âşık oluyor bir kaç buluşma bir kaç görüşme bu flört dönemi gittikçe uzuyor. Ondan sonra nereye gidiyor bu? Bu iş yataktan aşağı kurtarmaz! Bir kız ve erkeğin görüşmesi konuşması zinâdan önce kesmez! Her iki tarafı da zinâdan önce kesmez! İki tarafta zinâ etmek istiyor. Hep yalnız kalmak istiyor. Hep beraber olmak istiyor. Ama İslam böyle istemiyor! Resullulah buyuruyor ki: Bir kıza karşı aşk duydun mu? Duydun. Onu istettin! Ama karşı taraf sana o kızı vermedi. Ve senin böyle bir aşkın var. Şimdi senin iffetini muhâfaza etmen lâzım! Bu kızla gayr-ı meşru bir ilişki yapabilirsin! Bir flört dönemi geçirebilirsin yahut da âşkını kalbine gömersin. “Allah’ım senin hükümlerini çiğneyecek bir şey yapmak istemiyorum sen beni koru Yarabbi!” dersin. İşte buna iffetini muhâfaza eden adam denir. Bunu yaptığın zaman Allah senin kalbine ilimler akıtır. Hikmetler akıtır. İlâhi âşkı akıtır. İlâhi âşk! Yine Resullulah Aleyhisselam buyuruyor: Kim âşık olur da iffetini korur hâlini gizler ve bu yüzden ölürse: Şehitlerle ve Sıddıklârla hâşr olunur. Bir kıza âşık oldun. Bir bayan bir erkeğe âşık oldu. Ama evlilik mümkün değil! Uzun bir süreç lâzım. 3 – 4 sene lâzım evlenemeyecek! Ne yapacak bunlar? Aşkını kalbine gömecek. Allah’ın kapı açmasını bekleyecek! Benim bu kızla bir flört dönemi yaşamam câiz değildir! Allah müsaade etmiyor! Ama öyle bir âşka vâsıl oldu ki kâhrından adam öldü! Aşktan ölen insanlar vardır kardeşler. Hafife almayın! Aşkından öldü çünkü kavuşamıyor! Resullulah Aleyhisselam ne buyuruyor? “Şehitler ve Sıddıklar derecesinde hâşr olunur.” İslamiyette dereceler vardır. Ayetlerle sâbittir. Bir: Peygamberler. İki: Sıddıklar. Üç: Şehitler. Resulullahın verdiği müjdeyi görüyor musun? Şehitler ve Sıddıklar derecesi! Yapmamız gereken şey ne? Kendine hâkim ol kardeşim! Kendine hâkim ol! Aman! Şu Dünya denilen kısa hayatta Allah’ın hatrını kırma! İnsanlar nazarında kötü görünebilirim diye Allah’ın hâtırını kırma! Kırma! Ve şu kısa zamanı çok iyi değerlendirmeye çalış!

Aşk, yukarıdan aşağı olmalı…

Aşk iki türlüdür: Bir, yukarıdan aşağı. İki, aşağıdan yukarıya. Yukarıdan aşağı ne demek? Önce Allah Teâlâ’yı çok seveceksin. Sonra peygamber, sonra sahabe, sonra anne, sonra baba, sonra mürşitler, âlimler, veliler, kardeşler… Buna ne denir? Yukarıdan aşağı gelen aşk. En güvenli aşk budur. En güzel yol budur. Ama bir de aşağıdan yukarıya giden aşk vardır. Burada çok insan kaymıştır. Aşağıdan yukarıya giden ne demektir? Allah’ın bir kulu, Allah’ın başka kullarını sever. Ama bu sevdiği kul, Allah’ın sevmediği kul olduğu zaman sapıtıyor. Örneklerini verdiğim insanlar gibi sapıtıyor. Stalin’in kitaplarını okuyor, Darwin’in kitaplarını okuyor. Allah diye bir şey yoktur, din uydurmadır, din afyondur kitapları… Bu adamlara ilgi duymaya başlıyor ve bu adamları seviyor. Şu anda dünyada Stalin’e tapan insanlar var. Lenin’e, Darwin’e tapan insanlar var. Benim ilahım bu, diyor adam. Bunlar Allah’ın yarattığı kullar. Tuvalete gitmek zorunda olan, yemek yemek zorunda olan kullar bunlar. Ama bu kul, aşağıdan yukarıya bir aşk husule geldiği için, sevdiği kullar da Allah’a inanmayan kullar olduğu için sapıtıyor. Şu anda üniversite gençliğinin birçoğu komünisttir. Allah’a inanmaz. Kime inanır? Lenin’e inanır, Stalin’e inanır. Komünist bir kafaya sahip. Aşağıdan yukarıya gittiğin zaman ayağının kayma ihtimali yüksektir. Sen ne yapacaksın? Yukarıdan aşağı geleceksin. Ben Allah’ımı seviyorum. Sonra hanımımı seviyorum ama Allah’ımı sevdiğim için seviyorum. Hanımımın sevgisini bana Allah vermiştir. Allah Teâlâ Hazretleri ayeti kerimede buyuruyor ki: “O’nun delillerinden biri de kendilerine meyledip ülfet edesiniz diye kendi cinsinizden size eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve bir şefkat kılmasıdır.” (Rûm, 21) Bakın! Hanımımı seviyorum, diyorsun. Buradaki gelen kardeşlerin birçoğu evlidir. Bir kısmı nişanlıdır, sözlüdür. O insana karşı kalbinde bir sevgi var. Bu sevgi nereden geldi? Bakkalına gidip, “Kardeş, bana bir yarım kilo sevgi versene ya!” dedin mi? Bu sevgiyi Allah sahipleniyor. Sizi eş yaptım ben, diyor. Ve karşı cinse duyduğunuz sevgiyi kalbinize ben bıraktım. Ben bıraktım! Birbirinize olan muhabbetinizin tamamının kökeni bendendir. Bunu kalbinize ben verdim. O zaman siz ne yapın? Bu sevgiyi büyütürken beni unutmayın! “Seni bana sevdiren Allah’a hamdolsun.” deyin. Bunu demediğin zaman ne oluyor? Şaşırıyorsun! Şaşırıyorsun! Adam şarkı sözü yazıyor, şarkı sözü. Seni öyle sevdim ki taptım, taptım, sana taptım ey Ayşe! Şarkı sözü bu. Bir Müslüman bu şarkıyı dinlerse, dinlerken de ağzından bu cümleleri tekrar ederse ne olur? Elfaz-ı küfür işlemiş olur, kâfir olur. Sevgi bu, aşk bu. Samimi olması lazım, saf ve berrak olması lazım. Ama öyle değil. O sarmaşık Allah’ın istediği şekilde döşenmediyse o bela oluyor. O güzellik olmuyor, bela oluyor. Camlarını örten sarmaşıktan memnun kalmazsın. Neden? Güneş’i kesiyor. Tamam, sarmaşık duvarlarımı örtsün, sarmaşık ağacımı sarsın ama camlarımı örtmesin. Neden? Cam örtüldüğü zaman ışık kesilir. “Güneş girmeyen eve doktor girer.” sözü meşhurdur. Güneş evimin içine girecek, diyeceksin. O zaman birisine karşı bir sevgin varsa bu ilahi olmalı. “Kardeşim, seni çok seviyorum. Allah yolunda beraber gittiğimiz için.” “Kardeşim, seni çok seviyorum. Allah Kur’an’da: Mü’minlerin kalplerini birbirine ısındıran Allah’tır, buyurduğu için.” Ne buyuruyor Mevla Teâlâ? “Ey habibim, sen bütün dünyayı onlara versen, onların kalplerini birbirine ısındıramazsın. Mü’minlerin kalplerini birbirine kaynatan ve yakınlaştıran ancak Allah’tır.” (Enfâl, 63) Bir insanın sizi sevmesini istiyorsunuz. Onun sizi sevmesi için onlarca hediye aldınız. Allah onun kalbine size ait bir sevgiyi bırakmadıkça o sizi sevemiyor. Sevgiyi yaratan Allah’tır. Müslüman bunu bilecek ve sıralamayı buna göre yapacak. Buna göre yapmazsa sapıyor, aldanıyor, kandırılıyor.

Rahip Barsisa, son nefeste şeytana secde etti!

Son an böyle kritik bir şeydir. Üstadım İhramcızade Hazretleri, bir olayı çok naklederdi. Kim o ? Hristiyanlık zamanında, İslam gelmeden önce yaşamış bir adam: Rahip Barsisa. Azizlerden… Şimdi İslamiyet’te Allah’a yakın olan kullara ne denir? Evliya, veli, Allah dostu… Hristiyanlık’ta ne denir? Aziz, yüce insan anlamında. Rahip Barsisa denilen bir adam vardı. Allah Teâlâ buna harikulade hâller vermişti. Kime ne dua yapıyorsa, duası makbul oluyordu.Tıpkı Bel‘am-ı Bâûrâ gibi. Musa Nebi zamanında da Bel‘am-ı Bâûrâ vardı. Aynı kalibrede bir adam. Rahip Barsisa hayırlı bir adamdı. Şeytan, onun imanını çalmak istiyordu. Ama ilmi var, ama ihlası çok kuvvetli. Nasıl yapabilirim, nasıl yapabilirim? Ben ancak bunu güzel bir kızla aldatabilirim, dedi. Güzel bir kız! Rütbeli ve güzel bir kız seçmem lazım, dedi. Gitti, devrin kralının kızını seçti. Ve onun beynine bir cini musallat etti. Bu psikolojik hastalıkların çoğunluğu cinlerin tasallutundan ileri gelir. Beyninin içine girer ve sıkıntı verir, hastalık verir. Büyü dediğimiz şey, cinden doğan hastalık demektir. Allah bazısına izin verir, bazısına izin vermez. İzin verdiği, o kişiyi imtihan ediyor demektir. İzin vermediği, o kişiyi koruyor demektir. Kızın beynine cin girdi. Götürdüler Rahip Barsisa’ya. Barsisa dua etti, kız şifasına kavuştu, Allah şifasını verdi. Bir dönem sonra şeytan, iki tane cin kardeşini yolladı. Şeytanlarla cinler kankidir. Cinlerin soyundan gelmiştir şeytan. Araları iyidir bundan dolayı. İki tane cini musallat edince, dua kâr etmedi. Kız hasta oldu. Barsisa ne dedi krala? ”Bu kız bir dönem benim yanımda kalsın. Yemesine içmesine ben dikkat edeceğim. Her gün daimi olarak dualarını okuyacağım. Rabbim inşallah bundan sonra şifasını verir.” dedi. Kız Barsisa’nın yanında kalmaya başladı. Bir gün, üç gün, beş gün… Kıza dedi ki: ”Oraya git.” Kıza dedi ki: ”Su getir.” Kıza dedi ki: ”Yemek yap.” Kıza dedi ki: ”Gel yanımda otur, dua edeceğim.” Gördü, konuştu, etti… Kalp meyleden demektir. Meyleder! Barsisa’nın, o hayırlı, salih kulun kalbi kime kaydı? Kıza kaydı, kızı sevmeye başladı ve kıza aşık oldu. Barsisa kıza aşık oldu. Ve kıza çok büyük bir tutkuyla bağlandı. Ve kızla zina yaptı. Bakın! Hiçbirimizin garantisi yok kardeşler! Kur’an bundan dolayı, ”Yaklaşmayın.” diyor zinaya. Barsisa gibi bir adam zina yaptı. Efendi Hazretleri bunu çok anlatırdı. Sonra ne oldu? Kız bunu söylemesin diye şeytan geldi dedi ki: ”Bak sen bunla zina yaptın, kız yarın öbür gün babasına söylerse bu baba, bu kral seni paramparça yapar.” “Ee ne yapacağız?” “Sen bu kızı öldür.” dedi. Kızı öldürdü. Kızı oturduğu evin arka tarafına gömdü. Sonra şeytan insan suretine girdi. Tıpkı melekler gibi, cinlerin ve şeytanların insan suretine girme kabiliyeti vardır. Krala gitti ve olayları anlattı. Kral, Barsisa’ya geldi, bir sorgu sual çekti. Kızının cesedinin bulunduğu toprağı kazdırdı, kızı çıkarttı. Ve ”Alın bu adamı, götürün asmaya.” dedi. Rahip Barsisa’yı götürdüler asmaya. Barsisa dua etmeye başladı: ”Allah’ım beni affet. Ben bu kadar günah işledim. Sen beni beğışla, aldandım şeytana.” dedi. Şeytan oradan bir insan suretinde geçerken şöyle dedi: ”Ey kardeşim! Benim, seni buradan kurtarma kuvvetim vardır. Eğer benim dediğimi yaparsan…” İmam Ahmed bin Hanbel’e suyla giden şeytan, Barsisa’ya nasıl geliyor? ”Seni bu ilmekten kurtarabilirim.” diyor. ”Ne yapacağım?” ”Bana secde edersen seni kurtarırım.” dedi. Barsisa dedi ki: ”Boynumda ip var, ben sana nasıl secde edeceğim?” dedi. ”Âkil olana bir işaret bile kâfidir.” dedi. Şeytana bak! ”Sen gözünle bana secde etmiş işareti yap, ben anlarım.” dedi. Barsisa böyle yaptı. Sadece böyle yaptı. Ve iman etmedi. Kafasıyla şeytana secde etme işareti yaptığı anda ayağının altındaki iskemleyi çektiler ve Barsisa öldü. Nasıl öldü? İmansız öldü! Bu şeytan, bu adi hepimize son nefesimizde gelecek kardeşler. Dua edelim ki şeytanla beraber Efendimiz Aleyhisselam da gelsin. O da yanımıza gelirse bizi ikaz eder. Ey ümmetim, bak bu İblis’tir dikkat et, der. Rabbim bize göstersin Efendimiz Aleyhisselam’ı. (Amin) Amin.

Türkiye’nin En İyi İslami Rap Parçası – Sen Bir Sanat Eserisin – Mesken

Hazreti Eyyûb, dermansız kaldı, İmdat! demedi! Hazreti Yusuf, unutma! Karanlığa düştü ama, Eyvah! demedi! Hazreti İbrahim, ateşe düştü ama Yandım! demedi! Hazreti Hamza, kanının yudumlanmasına rağmen, feryat etmedi! Hazreti Bilal ise, kayalar altında kaldı, ama ezildim! demedi! Demek ki dert ve sıkıntı, Allah’a sevgili olandan başkasına gelmedi! Sen ey nefsim! Neden fedakarlıkta bu kadar geri kalmak istersin? Sen ey nefsim! Başına gelen küçücük bir hadisede neden feryat edersin? Kalem ağaçtan, ağaç topraktan, toprak insandan, insan kâlû belâ’dan kâlû belâ ela, yeşil, beyaz, siyah, renkler hepsi Hakk’tan! Kokan çiçek, esen rüzgar, doğan güneş sanat eseri baksan! İçin içini yerse onu doyur imanla kalksın! Düşme, düşersen yaranı Kur’an ve Risale sarsın! Yoldu yolcu insan öncü tüm dünya İslam’a, böylece imansızlık gene bir sancı. Sen gel ol bize öncü. Bir Mus’ab yetişsin! Ömer Kisrâ’yı dize getirsin! Bir Osman ahlâkına melekler arş ile haya etsin! Ebû Bekir Sıddıklığına bürünsün, Hakk’ı özlesin! Bir Ali yetişsin, ilmi tüm dünyaya yetsin! Tüm İslam alemi tek bilek, dünyayı dize getirsin! Sen de bizimlesin, bu gücü alem-i dünya izlesin! Filistin, Kudüs bizimdir! Bir Selahaddin yetişsin! Bir yiğit çıkıp, o minberi geri yerine getirsin! Sen bir sanat eserisin, bu resimin ressamı en büyük hesabı haktan aklı haklı çıkarmak! Baş gözüyle değil, gönül gözüyle baksan? Aklından şüpheleri kaldırsan? İman denizine dalsan? Hazineleri çıkarsan? Sancağı İslami burçlara dikip, tefekküre dalsan? Bu bi’ tebliğ yolu, yorulmam! Duramam! Duramam! Yolumam! Sen bir sanat eserisin, bu resimin ressamı en büyük hesabı haktan aklı haklı çıkarmak! Baş gözüyle değil, gönül gözüyle baksan? Aklından şüpheleri kaldırsan? İman denizine dalsan? Hazineleri çıkarsan? Sancağı İslami burçlara dikip, tefekkre dalsan? Bu bir tebliğ yolu, yorulmam! Duramam! Duramam! Yorulmam! En derin bir yerdeyim, yerin dibindeyim! Beni bir dinleyin! Çook sıcak cehennem! Çook geç olmadan ve yanmadan yan! Yananlardan olma! Rabbi an! Kanma yalan dolu bu dünya yalan! al Risale, al Kur’an kul olmak tek kural sorgu, sual nereye kadar? Teslim ol be kardeşim! Ben de cahil bir kardeşin. İşin gücün aşkı nefsin olmasın. Bunun için Küre-i Arz’a gönderilmedin!