İbadeti abartıp kendinizi yıpratmayın. Siz yorulursunuz ama Allah yorulmaz!

Bu ümmet, vasat ümmettir. Uç ümmet değiliz biz. Hiçbir işimiz de uç değildir. Aşırılık bizde yoktur. Namazda yoktur, oruçta yoktur, hacda yoktur, cihadda yoktur, bedenimizi yormakda yoktur. Hani, hani bir tane kadın, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’e övüldü, Aişe anamız dedi ki; ya Resulullah filanca kadın var ya, filanca kadın hani onun da tanıdığı bir kadın. Yahu kadını anlatıyorlar da, hiç ara vermeden namaz kılıyormuş. Uyku yok, hep namaz. Namaz namaz namaz. Övüyorlar. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in huzurunda Aişe anamız övüyor. Bırakın, bırakın, bırakın buyurmuş. Bırak bırak bırak kadını. Siz, yorulursunuz, Allah yorulmaz. İnatlaşmayın buyurmuş. Dikkat edin! Yahu ben ölmeden de ümmetimden böyle saliha kadınlar çıktı, ne mutlu bana yaa, yaa.. al benden selam söyleyin, çok memnun oldu Peygamber deyin mi diyor, Allah’la yarışamazsınız! Siz bıkarsınız da, Allah sevap vermekten bıkmaz! Takatiniz kadar yapın, yıpranmayın buyurmuş. Kim için söylüyor bunu? Namazda aşırı giden bir kadın için. İsrafçı kadın. Namaz israfı yapıyor. Çünkü, sabaha kadar, namaz kılan kadın, akşama kadar dinlenen kadın olması gerekecek. Onun üç gün üst üste böyle dinlendiğini gören şeytan, kocası ile arasındaki gerekli yatırımı yapacak, aile çökecek, karı-koca’lıkları zayıflayacak. Kıyamet günü nikahlı bir kadın, sabaha kadar nafile namaz kıldığını göstererek, nikah faturası ödeyemez Allah’ın huzurunda. Çünkü Peygamberi ona ne demişti? Perşembe pazartesi nafile orucunu bile kocana izin tutarak tutacaksın buyuruyor. Kocandan izin alacaksın. Çünkü senin nikahının hakkını vermen, bir erkeğin iffetini muhafaza etmen, Ümmet-i Muhammed’in namus ordusunda mücahit olman demektir. Sen orduda görevlisin, ümmetin namus kalesini bekliyorsun, ama bireysel bir işinle, görevin arasında tercih yapıp, bireysel işini, görevini ezecek şekilde kullanıyorsun. Bu Allah’ı memnun etmez demiş oldu, o kadına, sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. İbadette de israf yok. İnsani ilişkilerimizde de israf yok. İnsanlar, büyük küçük ilişkisi görürler. Küçük, büyüğe hürmet etmelidir. Ama ayağını öpmeli değildir. İsraftır bu. Hürmette saygıda da israf. Biz Peygamberimize, Aleyhissâlatü Vesselâm onca muhteşem, hürmet ve saygıyı gösteririz. Ama, abartır da, Allah’ın oğludur haşa dersek, Cehennemi boylarız. Bu sevgi israfı çünkü. Hristiyanların İsa aleyhisselam’a, Yahudilerin de Üzeyir aleyhisselam’a yaptıkları gibi. Abarttılar, israf ettiler sevgiyi, ve orda boğulup kaldılar.

Sen De Mi İkiyüzlüsün? (NAMAZ) – Serkan Aktaş

Tahmin ediyorum ki çevrenizde hatta en yakınınızda dahi iki yüzlü , sahtekar , yalan söyleyen insanları barındırmazsınız. Öyle insanları gördüğünüz zaman , başkalarını da onlardan uzak tutmaya çalışırsınız. Bu akrabanız dahi olsa, ailenizden birisi dahi olsa. Çünkü onlar zararlıdır, yani dili ve hâli aynı şeyi söylemiyordur. Mesela şöyle söylemek istiyorum İnsanlar duygularını Lisan-ı Hâl ve Lisan-ı Kâl yani hâl diliyle ve diliyle ifade ederler. Şimdi diliyle ve hâliyle söylediği birbirini tutarsa biz bu insanlara dürüst deriz, doğruyu söylüyor deriz, ve iki yüzlü demeyiz bunlara. AMA hâli başka bir şekilde ve dili başka şekilde davranıyorsa biz bu insanlara iki yüzlü deriz. yalancı deriz, sahtekar deriz. ve onlara itibar etmeyiz onlara güvenilmez, ve onlardan uzak dururuz. Talha kardeşime dilimle “Seni çok seviyorum.” desem bu lisan-ı kâl olur. Yani dilimle bunu ifade etmiş oldum. Aynı şekilde ona dilimle seni seviyorum demeden de ona iyi davranarak, ona sevdiği tarzda hareketler yaparak, Ayakkabısını boyayarak, güzel yemekler yaparak, güzel, taze çay vererek, ikram ederek veya istediği lokantaya gidip ona en güzel yemekleri ısmarlayarak ve ona tebessümlü bir hâlde bulunsam ” Seni seviyorum. ” demeden de hâl ve davranışımla seni sevdiğimi ifade etmiş oldum mu ? Evet. Peki ben bu anda dürüst müyüm ? Dürüstüm. Çünkü dilim ve hâlim aynı şeyi söyledi. Bunun tam tersini düşünelim ” Talha senden nefret ediyorum,seni sevmiyorum. ” diyorum böyle dediğimi düşünün arkadaşlar yine Lisan-ı Kâl ile ne yaptım dilimle sevmediğimi ifade etmiş oldum. şimdi davranışlarımla da aynısını sergileyebilirim. Benden yemek ister bayat yemeği veririm, O benden tebessüm beklediği anda hep somurtuk bir vaziyette yani suratım asık bir vaziyette ona bakıp, veya çay istediği zaman bayatlamış, buz gibi çayı vererek, uykun geldiğinde ” Git nerde uyursan uyu, şu tuvaletin önünde uyuyabilirsin. ” tarzında, Talha sana bu davranışlarda bulunsam aynı şekilde ” Seni sevmiyorum. ” demeden de, ” Nefret ediyorum. ” demeden de hâl ve tavrımla aynısını göstermiş oldum sana Yani yine dürüst oldum farkında mısınız ? Olumsuz bir hâdise olsa dâhi bir dürüstlük sergiledim burda. Peki sormak istiyorum beni izleyen kardeşim. Allah’ı seviyor musun ? Elbette bu soruyu duyduğunda bana verdiğin tepkiyi tahmin edebiliyorum. ” Elhamdülillah Müslümanım, elbette seviyorum. ” diye karşılık verdin ve bu karşılığı dilinle söyledin. Peki hâl ve tavrınla namaz kılmadığın anda ben sana yardımcı olayım mı ne demeye çalıştığını ? yani haşa ve kella Beş vakit ezan okunduğu zaman yani acaba şunu mu söylüyor namaz kılmayan birisi ” Ya ben gerizekalı değilim ki , aptal bir adama bir şeyi beş kere söylersin, yani kaçmıyoruz bir yere eğer ailemle aram bozulursa, eğer işlerim yolunda gitmezse, ve sınavlarımdan kötü not alırsam, ve dostlarımdan gerekli olan teselliyi bulamazsam kaçmıyoruz ya elbette caminin yerini biliyoruz çıkar gelirim.” demekten farkı oluyor mu sence ? Evet, bunu dilin söyleyemez ama namaz kılmadığında o lakayt davranışlarınla hâl ve tavrın sanki bunu söylüyor gibi. O zaman şimdi videodan sonra aynanın karşısına geçip DÜRÜSTLÜĞÜNÜ SORGULAR MISIN ? – Altyazı: Murat ÖZBAYIK


İngilizce

I guess that you escape from people who are hypocrite,forger,liar-even if these are your closest ones. When you see them, you also warn the other people about them. Yes,you do – even if these hypocrite,forger,liar people are your relatives, are from your family. Because they are harmful. By harmful,I mean that what they say and what they do don’t match. For example I wanna say that, people express their feelings with their body languages and words. Now, if a person’s behaviours match with his/her words, we call them “honest”. We say that “He’s saying the truth.” And we don’t call them as “hypocrite”. But, if their behaviours and words don’t match we call them “hypocrite”. We call them as “liar”, “forger”. And we don’t respect them, they are unreliable. And we keep them away from us. If I tell my bro Talha(cameraman) that I love him,this is verbal way to express my feeling. I also can express my love for him without words. By behaving him good, by doing acts which will make him happy, for example by dying his shoes, by cooking him good meals,serving fresh tea,or paying for his dinner at his favourite restaurant and smiling to him. I’ve expressed my love for you without words,right Talha? Yes. So am I honest at that moment(about my claim)? I’m honest. Because my words and behaviours match. Let’s think the opposite. Talha I hate you. I don’t love you, I say to you. Let’s asuume that I tell him this. Again, with my words, I express that I don’t love him. And now, I can express it with my behaviours. I can give him stale meal when he wants delicious one, I can sulk while he’s expecting a smiling face. Or I can give him cold,stale tea instead of fresh,hot one. Or I can break his heart by saying “Go and sleep wherever you want,I don’t care, you can sleep even in front of the WC” when he’s sleepy. Talha,in the same way, I can express my feelings without saying “I hate you, I don’t love you” I can express it just with my behaviours,right? So I’m still honest, are you aware of that? – even if it’s a negative behaviour, I’ve displayed honesty. All right, I want to ask you my brother,you – who is watching me at the moment, Do you love Allah? Of course I can imagine the reaction that you give to me when you hear this question. “Alhamdulillah, I’m Muslim, I ,of course, love Allah!” , you’ve responded me. And you’ve given that respond with your tongue. (with verbal way) Would you like me to help you to understand what you actually want to say when you don’t pray (your salah)? (God forbid) When the Adhan calls out 5 times in a day,does someone who don’t pray say that “I’m not stupid, you say something 5 times only to an idiot man” “I don’t escape, if I fall out with my family, if I go bankrupt if I fail in my exams and if my friends don’t console me I don’t escape,right? Of course I know where the mosque is. I’ll come one day if all these “if”s don’t accure.” Do you think that is there any difference between saying these and not praying your salah? Yes, your tongue can’t (dare to) say this, but it’s like, as if your unconcerned behaviours say this when you don’t pray. Then, my friend, I request you to interrogate your honesty after this video. Just stand by a mirror and do it. “They (think to) deceive Allah and those who believe, but they deceive not except themselves and perceive (it) not.” (Surah Al-Baqarah, Verse:9)

Allah bizi direk cennete koysaydı ya! Neden imtihan ediyor?

Ateistlerin çok sorduğu bir sorudur. Şöyle diyor, kardeşim bana sormuş: “Hocam genellikle ateistler, ‘Allah bizi neden dünyaya gönderdi? Direkt cennete koysaydı ya!’ diyorlar.” Ateistlerin bildiğiniz klişe soruları vardır, böyle saçma sorular. “Niye bizi dünyaya gönderdi ya? Direkt cennete koysaydı, madem o kadar zengin!” “Bunlara cevap vermeye çalışıyoruz ama tatmin etmiyor onları. Nasıl cevap vermeliyiz hocam?” Ben de yazdım: “Düşünmeden slogan atan bu gibilere, “devlet bizi neden sınav ediyor? Direkt sürücü ehliyetimizi verseydi ya!” demelidir.” Şimdi bu ne diyor, ateist reis? “Sınav etmesin bizi, direkt cennete koysun!” Gidiyor, 3 bin TL veriyor ehliyet kursuna. Sonra bir de direksiyon sınavına giriyor. Ehliyet sınavı, direksiyon sınavı; 3 bin tl ve o kadar mesainin sonunda ehliyetini alıyor. Yanındaki adam da geliyor buna diyor ki: “Ya bir kanal buldum, 5 bin tl rüşvet veriyorsun. Hiç ne sınav var ne direksiyon var.” diyor ateiste. “Utanmıyor musun sen, kul hakkı değil mi bu?” ateist. Sen ne anlarsın kul hakkından oğlum? Senin sınırların yok! Çizgilerin yok senin, sana her şey helal. Ama burada 3 bin TL vermiş ve aylar boyunca eğitim almış, sınava girmiş, ter dökmüş, direksiyona da girmiş. Ve kazanmış; bileğinin hakkıyla kazanmış olduğu için bu rüşvetle ehliyet alan, kul hakkından korkmayan adama diyor ki: “Kul hakkına giriyorsun, utanmıyorsun sen!” diyor. Ve bu ateist reis Allah’a diyor ki: “Bizi sınavsız bir şekilde cennete koysaydı ya!” “Hepinizi ortaya çıkartmak için sizi deneyeceğim.” (Muhammed, 31) âyet-i kerîmesini okumadıkları için ve anlamak istemedikleri için yani nefsi olarak kolaya kaçmak istedikleri için böyle yaşıyorlar ve yaşamaya devam ediyorlar, kendi kendilerine narkozu basıyorlar. Narkoz basma! Uyuşturucu aklı alır, içki aklı alır. Bu akıl sana lazım. Bu aklın alındığı zaman, o zaman böyle saçma cümleler kuruyorsun. “Niye sınav ediyor?” Niye ehliyet sınavına girdin? Direkt devlete de ki: “Bana ehliyet ver devlet! Sen benim devletimsin ver ehliyeti!” Devlet diyor ki: “Sınava gireceksin, önüne gelene ben ehliyet vermem.” “Hayır! Sen nasıl devletsin? Sen kudretlisin, güçlüsün, vereceksin bana.” diyemezsin. Allah’a da bunu diyemezsin. Bu işin sırrı böyledir kardeşler. Ayeti bitirelim: “…ves sâbirîne” “sabredenleri ortaya çıkartmak için,” “…ve nebluve ahbârekum.” “haberlerini ortaya çıkartmak için sizi deneyeceğiz.” “Haberlerinizi, sözlerinizi ortaya çıkartmak için sizi deneyeceğiz.” (Muhammed, 31) Herkes atıp tutuyor, herkes bazı sözler söylüyor. Herkes mangalda kül bırakmıyor. “Benden daha sağlam, benden daha takvalı Müslüman yok! En iyi Müslüman benim.” diyor. Ama işte er meydanda belli oluyor. İlim meclisin var mıdır? Her hafta gittiğin bir ilim meclisin var mıdır? -Yok. Her hafta gittiğin halı saha var mıdır? -Var. Her hafta gittiğin sinema var mıdır? -Var. Ama ilim meclisi? Bu uzak menfaat, ebedi yaşamını kurtaracak bir şey bu. Nereye gidiyorsun? Muhakkak her Müslüman, her hafta bir ilim meclisinde olmak zorunda. “İlim kadın-erkek her müslüman üzerine farz.” diyor, Muhammed Aleyhisselam. (İbn Mace, Mukaddime, 17) Ne ilim meclisine gidiyor ne sohbet dinliyor. Hem diyor ki: “Ben çok şey biliyorum.” Böyle iş olur mu? Bu sözleri söyledikten sonra hakikati ortaya çıkartmak için, kaliteni ortaya çıkartmak için yerine getireceksin. İşi yapacaksın, meydanda olacaksın. Müslüman’ın meydanı: Hacdır, umredir, mescittir, camidir. Allah için gelin şu camilerimizi, mescitlerimizi, ilim yuvalarımızı şenlendirelim. Allahü Teâlâ Hazretleri bu âyet-i kerîmeyi; anlamayı, idrak etmeyi, yaşamayı bizlere nasip etsin. (Amin) Âmin Ya Muin. Camilerimizi şenlendirmeyi bize nasip etsin. (Amin) Camilerimizi kiliseye dönmekten korusun. (Amin) Amin.

İZLEYİNCE HAYATIN DEĞİŞECEK! – KABİRDE İLK GECE NELER OLUR?

Bakın, bir delil getirdim Muhammed aleyhisselamın; öldükten sonra başımıza ne geleceğiyle alakalı. Kabirde ilk başımıza ne gelecek? Bunu anlatıyor Efendimiz aleyhisselam. Bunu okumam gerekiyor. Çok iyi dinleyin. Müslim hadisidir, sahihtir. Sualin akabinde cevabı veriyorum. “Hocam ölüm korkumu yenebilmem için öldükten sonra ruhumuza ne olur, söyleyebilir misin?” “Bu konuda rivayetler var mı?” Öleceğimiz kesin ama bu ruha ne olacak? Bedenin ne olduğu belli. Yıkıyorlar, kefene koyuyorlar, kabre atıyorlar. Ruha ne olacak? Cevap: En evvel gözleri açılır. Ahirete dair duyduğu veya okuduğu şeylerin doğru olduğunu o an anlar. Öldüğümüz anda kesin olarak anlayacağız, imtihan bitti artık. Sınav bitti. Çünkü görüyorsun. Şu ayet-i kerime “Ona andolsun ki ‘Sen bundan gafletteydin. Şimdi gaflet perdeni açtık. Artık bugün gözün keskindir.’ denir.” Girişteki okuduğum ayet-i kerime. Bu ayet-i kerime ilk olarak o adamın yaşayacağı şeydir. Sonra olacakları da son peygamber Muhammed aleyhisselam şöyle anlatıyor. Bera bin Azip (r.a.) rivayet ediyor: “Resulullah aleyhisselam ile birlikte ensardan birisinin cenazesine katılmıştık.” “Cenaze defnedileceği sırada kabristana vardık. Resulullah aleyhisselam oturdu.” “Biz de sanki başımızda bir kuş varmışçasına sessiz ve sakin bir şekilde oturduk.” “Peygamberimiz aleyhisselam elindeki bir sopayla yeri çiziyordu.” Kabrin başına gelmiş oturmuş. Bütün sahabeler efendimizin yanında otururken nasıldı? Sanki başında bir kuş var da kaçacakmış gibi… Edebe bakın, saygıya bakın. Elinde bir sopayla yeri çiziyor şimdi, kabrin yanında. Başını kaldırdı, iki ve üç defa kabir azabından Allah’a sığınırım dedikten sonra şöyle buyurdu: Bugün reformist hocalar, Muhammedsiz Vatikan Müslümanları “Kabir azabı yoktur.” diyorlar mı demiyorlar mı? Kur’an ayetleriyle ve onlarca hadisle sadece kabir azabını delillendirdiğim yazım vardır, sohbetlerim vardır. Efendimiz aleyhisselam kabir azabının var olduğunu söylüyor mu söylemiyor mu? Söylüyor. Peki bunlar kimi inkar ediyor, kimi yalanlıyorlar? Son peygamberi yalanlıyorlar. Utanmıyor musunuz! Utanmıyor musunuz! Efendimiz aleyhisselam şöyle anlatıyor; şimdi kabirde ne olacak kardeşler. İlk an bizi içeriye koydular. Başımıza ne gelecek, olayları görmüş olan, Allah’ın gösterdiği peygamber bize anlatıyor (sallallahu aleyhi ve sellem). “Mümin kabre konulduğunda, dostları dönüp gittiği ve onların ayak sesleri henüz işitildiği sırada iki melek gelir.” Ayak seslerini işitecek miyiz, o akrabalarımızın, dostlarımızın? Hadislerle sabittir. Ayak seslerini Allah bize işittirecek. Gidiyorlar, yalnız kalıyorsun diye bize bir psikolojik gerginlik Allah daha ilk anda bize veriyor. İki tane melek geliyor. Bu meleklerin ismi ne? Münker Nekir… İnkar edilenler demektir. İki tane inkar edilen…”Hesap yok, kabir azabı yok” Bu kabir azabı yok diyenler var ya bu reformistler bunlara öyle bir gelecekler ki bütün taekwondo, kick boks, karate, aikido… Bütün bilgilere mücehhez bir şekilde bunlara gelecekler. Ellerindeki topuzlardan falan bahsetmiyorum. Bunlara öyle bir vuracaklar ki normal fasıklardan, günahkarlardan daha fazla. Çünkü bunlar inkar ediyor. Öbür adam fasık, içkici. Ama kabir azabı var diyor, ben inanıyorum diyor. Ayetleri ve hadisleri ben işittim vaazlardan diyor. Bu adamlarsa işitmelerine ve okumalarına rağmen inkar ediyor. “İki melek gelir. Onu oturturlar ve aralarında şu konuşma geçer: -Hocam nasıl oturacağız? Biz orada tabutun içindeyiz, uzanmış vaziyetteyiz. Oturamayız ki, kalkamayız. Fizik olarak hala uzanmış vaziyettesin. Ruhun oturacak. Ruh olarak oturacaksın. Karşı taraftaki o iki melek seninle konuşmaya başlayacaklar. “Aralarında şu konuşma geçer: Soru: “Rabbin kimdir?” “Rabbim Allah’tır.” “Dinin nedir?” “Dinim İslam’dır.” “Sizi doğru yola çağırmak üzere Allah tarafından gönderilmiş olan zat kimdir?” Üçüncü soru. “O zat Allah’ın Rasulüdür.” (sallallahu aleyhi ve sellem) Bakın, üç tane soru. İster zengin ol ister fukara kabirde bu üç tane soruyu göreceksin. Karşına çıkacak. -Hocam ben şu anda bunu ezberledim. Eminim ki kabirde ben bu suallere çok rahat cevap vereceğim. Diye hava civa yapabilirsiniz. Hayır kardeşim. Şu andaki ezberinle alakalı bir şey değil, amelinle alakalı. Bu dünyada amelleri yaparsan kabirde rahat cevap verirsin. Amelleri yapmazsan kitlenir kalırsın. Onu da anlatıyor Allah’ın peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem). “O zat Allah’ın resulüdür” diye cevap verir ölü. “Bunu nereden öğrendin? derler.” dördüncü sual. “Allah’ın kitabını okuyup ona iman ettim ve onun doğruluğunu kabul ettim.” der. “İşte Allah’ın ‘İman edenleri dünya hayatında da ahirette de o sağlam kelime-i tevhid ile sabit kılar.’ ayetinin manası budur.” Melekler bize bunu söyler. Biz gerçekten iman ediyorsak o kelime-i tevhitte Allah bizi sabit kılar. Ölmeden önce muhakkak o kelimeyi bize söyletir. Melekler bunu söylüyor. “Sonra gökten bir ses gelir: ‘Kulum doğru söyledi.’ Bizzat Allah… Bizzat Allah o suallere doğru cevabı verirsek ne diyecek bize? “Kulum doğru söyledi.” “Onu cennete layık bir şekilde yerleştirin.” Şimdi kabirde normal bir kabir; sıkışık bir yer, daracık bir yer. Şimdi meleklere ne diyor? Onu cennete layık bir şekilde yerleştirin. Biz daha cennete gitmiyoruz ki. Biz kabirdeyiz kardeşler. Allah’ımız ne demek istiyor? “Ona cennet elbiseleri giydirin. Ona cennete bakan bir kapı açın.” Daha kabirdeyken ruhumuza Allah cennet elbiseleri giydirecek. İki: Cennete bakan bir kapı açacak. Devamlı surette cennetteki mekanımızı göreceğiz. Bugün televizyonda öyle bir şey olsa kendini çok güzel bir sarayda görsen böyle televizyonda bakmaya doyabilir misin? Doyamazsın. Dur şu sarayın diğer taraflarını da göster falan dersin. Kaç tane eşim olacak falan dersin. Onları da göster. Hanımları da bir göreyim ya dersin kardeş. Cennetten Allah sana kabirden bir kapı açacak, bir pencere açacak. Devamlı surette o gideceğin yeri göreceksin. Neden bunu yapıyor? Diğerine nasıl psikolojik işkence yapıyorsa Allah bize de psikolojik olarak hasretimizi arttırıyor. Bir an evvel kıyamet kopsun, bir an evvel kopsun da gidelim kavuşalım şuraya ya, dersin. “Ve ona cennetin rahatlığı ve güzelliği bahşedilir. Kabri gözünün gördüğü mesafeye kadar genişletilir.” Başka hadislerde kabri doğudan batıya kadar genişletilir, diyor. “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya cehennem çukurlarından bir çukurdur.” hadisini de hatırlayın. Bu hadisi öyle anlayın kardeşler. Artık bak sorulara doğru cevap verdiği için kabri genişletildi. Şimdi… Madalyonun diğer yüzü. -Hocam diğer kısmını anlatma. -Diğer kısmını anlatma, burası bize yeter. Deme. Buraya da girebiliriz kardeşler Allah muhafaza. Girmemek için çalışıyoruz zaten. Bu çalışmalar, gayretler bunun için. Ama ikinci kısımda olanlara da ne olacak, bunu da bilmeniz gerekiyor ki teyakkuz halinde olun . “Eğer ölen kişi kafir veya münafıksa kabre konulduğu zaman ruhu bedenine iade edilir.” “İki melek gelir. Onu oturturlar ve aralarında şu konuşma geçer: Rabbin kimdir?” -Hı hı bilmiyorum. Muhammed aleyhisselamın tabirine bakın. Hı hı hı ya… Bilmiyorum. Ama bu münafık “Rabbim Allah’tır.” dedi mi Müslümanların yanında ? Bu fasık, “Ben namaz kılmam, namazın borç olduğuna inanmıyorum.” diyen adam Müslümanların yanında “Ben de Müslümanım ama namazın borç olduğuna inanmıyorum.” dedi mi demedi mi? “Ben Müslümanım ama tesettürün, baş örtüsünün farz olduğuna inanmıyorum.” dedi mi? Dedi. Allah’a inanıyorum, dedi mi? Dedi. Bu nasıl Allah’a inanmak? Onca ayet, hadis var tesettürle alakalı ve sen “Bana göre bu zamanda geçerli olduğuna inanmıyorum.” diyorsun. Bu nasıl Müslümanlık? Ve bu kabirle alakalı, suallerle alakalı meseleleri hem kitaplarda okudu hem vaazlarda da işitti ve şöyle dedi: -Ben nasılsa gittiğim zaman doğru cevapları biliyorum. Hı hı falan diyecek değilim. -Rabbin kimdir dedikleri zaman “Allah’tır.” diyeceğim. Dedi. Ama Allah demene müsaade ediyor mu? Etmiyor… Hem son nefesinde şehadetine müsaade etmiyor hem de kabirde şu basit suale “Rabbin kimdir?” “Terbiye edicin kimdir? Yaratıcın kimdir?” sualine cevap vermene izin vermiyor. “Dinin nedir?” -Hıı bilmiyorum. Hı bilmiyorum. Çok basit bir sual dinin İslam. Nüfus kağıdında da İslam yazıyor. Ama sen “Ben hacca gitmem. Arap’a para yedirmem.” dedin. İslam’ın beş şartından bir tanesini inkar ettin. Kaldı mı Müslümanlık? Kalmadı. “Size doğru yola çağırmak üzere Allah tarafından gönderilmiş olan zat kimdir?” -Hı bilmiyorum. Dünyadaki en ücra köşedeki İslam düşmanı adam bile bilir ki Müslümanların lideri Muhammed aleyhisselamdır. En ücra köşedeki adam bile… Bu sualin cevabı basittir. Vermesi lazım orada. Allah izin vermiyor. Azap edecek ya dilini döndürmüyor. “Sonra gökten bir ses gelir.” Allah ona da nida ediyor. Kafire de fasığa da nida ediyor. “Bu yalan söyledi. Ona cehenneme yaraşır bir yer hazırlayın.” Cehennem çukurlarından bir çukur. “Ona cehennem elbiseleri giydirin ve ona cehenneme bakan bir kapı açın.” Kur’an bu kapıyı nasıl anlatıyor? “Firavun ve avanesine kabirlerinde gidecekleri yer sabah ve akşam gösterilir.” Kabir azabının delillerinden bir tanesi olan ayettir. Firavun ve avanesi, askerleri her sabah ve akşam psikolojik işkence. Nereye gidecekler? Cehenneme. Onlar nasıl dua ediyor? Kıyamet kopmasın. Aman kıyamet kopmasın, kabir azabına razıyız. Gideceğim yer buradan çok daha dehşetli. Aman kopmasın, aman kopmasın. Müslüman nasıl dua ediyordu? Bir an evvel kıyamet kopsun da mekanıma gideyim. Ana vatanıma gideyim. Benim yerim orası. Sonra cehennem ateşinin sıcaklığı ve kavurucu rüzgarı gelir. Kaburga kemikleri birbirine geçinceye kadar kabri daraltılır. Bir: Cehennem ateşi, rüzgarları, harareti geliyor. Hem fiziken hem de ruhen acı görmeye başlıyor. İki: Kabir daraltılıyor o kaburga kemikleri birbirine girercesine. Efendimiz aleyhisselam cehennemin havasını şöyle anlatıyor. Bakın şu vereceğim misale çok iyi bakın. Şu anda aramızda sohbet yaparken, (sahabeleri anlatıyor bu olayı) aramıza cehennem ehlinden bir adam gelse şu anda aramıza ve bir kez nefes alıp verse, vereceği nefesle buradakilerin tamamı yanarak kül olurdu. Bakın ateşten bahsetmiyor. Ateşin içinden çıkmış gelmiş bir adam nefes alıp veren bir adamdan bahsediyor. Hal böyleyse ateşin kendisi nasıldır, sizin takdirinize bırakıyorum. “Daha sonra onun başına kör ve dilsiz bir zebani musallat edilir.” Cehennem harareti, cehennem rüzgarı, ateşi geldi, bir. Kabir cehennem çukuru oldu, iki. Kabir sıkıyor onu, üç. Yetmiyor, işkenceleri bitmiyor. Daha sonra onun başına kör ve dilsiz bir zebani… Niye kör ve dilsiz? Ne dur desen anlar ne üzerindeki azabı, kan revanı, parçalanmayı görünce durur. Vicdan olmasın diye, vicdan yapmasın diye. Hem kör hem dilsiz bir zebani… Sana azap vermeye geliyor. “Musallat edilir. Onun demirden bir tokmağı vardır ki dağa vurulsa dağı toz toprak haline çevirir.” “Bu zebani ona bu tokmakla öyle bir darbe indirir ki insan ve cinlerin dışında doğuda ve batıda Dünya’nın her tarafında bulunan bütün varlıklar bu dehşetli darbeyi işitir.” İnsan ve cinlerin dışında niye diyor Muhammed aleyhisselam? Çünkü imtihan edilen insanlar ve cinlerdir. Hayvanlara imtihan var mı?Yok. Çünkü akılları yok. Hayvanlara imtihan olmadığı için bütün hayvanlar kabirdeki o azap seslerini işitiyor. Topuz yiyen, tokmak yiyen adamların çığlıklarını hayvanların tamamı da işitiyor. Zaten insanlardan bir tanesi işitseydi dengesi bozulurdu. Bunu kaldıramazdı, çok ağır bir yük. “Ve o şahıs toprak haline döner.” Bu işkence devam ederken şahıs toprakla hemdem oluyor, toprakla bitişiyor, toprağa dönüyor. “Sonra ruhu tekrar iade edilir. ” “Bu şekilde işkence devam edip gider.” İmam Müslim’in sahihinden getirdim. İşte başımıza bunlar gelecek. Gaflet perdesi, gözümüzdeki o perde kaldırılmadan önce sen buradan gaflet perdeni kaldır. Bu yaşayacağın şeylere Müslüman kardeşim, Allah rızası için kendini hazırla. Hazırlıksız gitme. En basit tatile bile giderken iki tane bavul yapıyorsun ya, tatil. -Sekiz günlük tatile çıkacağım hocam. Nereye kardeşim? -Güzel bir yere gidiyorum hocam, dini bir otelmiş. Çıplaklık falan bir şey yok merak etme. Tamam kardeşim. Hazırlığını yaptın mı? “Yaptım hocam.” diyor. Tatile giderken yedi sekiz gün, üç güne giden bile iki tane bavulla gidiyor ya. Üç gün tatile gidiyorsun, Allah’tan kork ya. Beş saatte bir üzerindeki şeyleri değiştiriyor. Sporu var, yüzmesi var, gezmesi var, denizi var, havuzu var. Hepsine karşı farklı farklı elbiseler almış. Kendini buna hazırlıyor. Üç günlük tatile giden adam bile kendini tatile hazırlıyor. Ebedi bir hayata gidiyorsun ve hazırlık sıfır! Allah aşkına akıllı bir adamın işi mi bu? Mantıklı bir adamın işi mi bu? Yok. Hazırlık yapmıyorsan sen akıllı bir adam değilsin. Allahu Teala şu şuuru, şu bilinci daha dünya hayatımızdayken bize idrak ettirsin. Amin Ya Muin.

Neden gusül abdesti alırız?

Yani ne diyor adam? Çoğunluk böyle yaptığı için meşru olan yol budur. Çoğunluk faizle iş yapıyor, esnafın çoğunluğu bankaya gidiyor, faizli kredi çekiyor ve yeni iş kuruyor. Demek ki doğru bu! Hayır! Hayır, hayır. Doğru bu değil. Çoğunluğun yaptığı doğru değildir. Doğru, Allah’ın ve Peygamberinin bize bildirdikleridir. Bunun ötesine geçtiğin zaman sapıtanlardan oluyorsun. Sen onların çoğunluğuna uyma diyor Kur’an. Bana göre böyle, bana göre şöyle. Çin’in nüfusu kaç şu anda? Bir buçuk milyar. Sadece Çin… Bir buçuk milyar! Dünya’nın en kalabalık milleti. Sonra Hindistan geliyor. Çin’in resmi dini ne kardeşler? Budizm’dir. Kel, şişman bir tanrıya taparlar. Buda… Kendi uydurdukları bir tanrı. Bir buçuk milyar insan Buda’ya taptığı için bazı insanlar şöyle diyebilir mi? Bu kadar insan da aptal olamaz ya! Bir buçuk milyar ya! Bir buçuk milyar insan buna tapıyorsa demek ki bu doğru bir ilah, dese olur mu? Yanlış bir zan ortaya koymuş oluyorsun. Hayır! Yanlış bir zan! Muhammed Aleyhisselam ve sahabileri ev sohbetleri yaparlardı. Hazreti Erkam’ın evinde. İnşallah umreye gittiğimizde o evi sizlere göstereceğim kardeşler. İslam o evden, ev sohbetleriyle başladı. Ev sohbetleri ile dünyaya hakim oldu. Ev sohbetlerini asla bırakmayacaksınız. Hazreti Erkam’ın evinde on kişi toplanıyorlar. Müşrikler binlerce insan; Muhammed Aleyhisselam ve sahabileri on kişi, gizli saklı Allah’ın ayetlerini anlatıyor, insanlara İslam’ı öğretmeye çalışıyor. Şunu diyebilir misin? Oradaki sahabilerden bir tanesi şunu diyebilir mi? Ya müşrikler binlerce, biz on kişiyiz. Demek ki onlar doğru. Bu mantık doğru bir mantık mıdır? Hayır değildir! Onlar zanna uyuyorlar. Zanna… Adam zanna uyarak şöyle diyor: “Ya hocam, bu gusül abdesti neden var ki ne gerek var ki bu gusül abdestine ya?” Bir adam yolda yürürken sağ bacağı çamura girerse ne yapar? Sağ bacağını yıkar. Yahut da başka bir sapkın grup şöyle; gusül abdesti almıyormuş ve bir fikir ortaya koyuyorlarmış. Fikir ne kardeşler? Bize göre gusül abdesti geçersizdir, gereksizdir. Neden? Çünkü bir sepetin içinde yirmi tane salatalık olsa, bu yirmi salatalıktan bir tanesi sepetten dışarıya düşse hepsini mi yıkarsın düşeni mi yıkarsın? Mantık ne diyor burada? Sadece düşeni yıkarsın. On dokuz tane salatalık temizdir değil mi kardeşler? İşte bu mantığa bakacak olursak gusül abdesti alacağımız zaman da gusül abdesti almamıza gerek yok(!) Cinsi münasebet yaptığın organın ne ise onu yıkaman yeterlidir. Bak fikir ortaya koydu, zan ortaya koydu. Ayetin tefsirinde İmam Fahreddin Razi diyor ki: “Müşrikler bu ayetten önce Muhammed Aleyhisselam’a geldiler dediler ki: ‘Siz insanların kestiği hayvanları yiyorsunuz. Allah’ın öldürdüğü hayvanları yemiyorsunuz. Bu nasıl bir mantıktır?’ diyorlar Muhammed Aleyhisselam’a.” Biliyorsunuz, İslam’da kendi kendine ölen bir hayvan leştir ve biz o hayvanı yiyemeyiz. Hayvancılar, bir hayvan çok hasta olduğu zaman onu ölüme terk etmezler, ölmeden önce keserler. Kendi hâlinde ölürse, Allah onun canını alırsa, hayvancı almazsa hayvan leş anlamına gelir. İslamiyet’te leş yemek de haramdır. Tıpkı kan içmek gibi. Bu ayeti kerime geldi. Müşrikler dediler ki: “İnsanların öldürdüğü hayvanları yiyorsunuz. İnsanlar kesiyor ve onları yiyorsunuz. Allah’ın öldürdüğü hayvanları yemiyorsunuz. Bu nasıl mantıktır?” Bak, zan ortaya koyuyorlar! Allah Teâlâ Hazretleri bu ayeti indirdi: “Sen insanların çoğuna itaat etme, onlara uyma. Çünkü onlar sadece bir zanna uyuyorlar.” (En’âm, 116) Fikir ortaya koyuyorlar. Gusül abdesti almayan, ben Müslüman’ım diyenler var bu ülkede şu anda. Gusül abdesti almıyor. Sabahleyin rüyalanıyor ya da hanımıyla cima yapıyor ya da kendi kendini tatmin ediyor. Bu yöntem doğru bir yöntem değildir! Ya da zina yapıyor ve cünüp oluyor ama gusül abdesti almıyor. Gerekçesi ne? Sadece o uzvumu yıkamam benim için yeterlidir, benim mantığıma uymuyor, diyor. Bütün bedeni niye yıkıyoruz? Gusül abdesti neden alırız kardeşler? Bu hikmetini de söyleyeyim hepinizin aklında bulunsun. Biz insanlar, bütün insanlar ezeli ervahta, ruhların yaratıldığı ve Allah’ın bize bir sual sorduğu o and, Allah’ımıza bir söz verdik. Dedik ki: “Sen bizim Rabb’imizsin. Dünyaya vardığımız anda, bize bedenler verdiğin anda, o bedenin içine girdiğimiz anda sen bize ne emrediyorsan biz şaşmayacağız. Ve seni asla unutmayacağız.” Biz Allah’a söz verdik kardeşler. Sen bizim kural koyucumuzsun ve biz seni hayatımızın sonuna kadar asla unutmayacağız. Bunu ezelde verdik biz. Dünya’ya gönderdi Allah Teâlâ bizi ve bizi hanımlarımıza, hanımlarımızı da bize mecbur kıldı. Evlenmemizi bize mecbur kılan en önemli özellik nedir kardeşler? Şehvet. İkimizin içine de şehvet koydu. Hem kadına hem erkeğe şehvet koydu ve bizi birbirimize mecbur kıldı. Birbirimizi tamamlıyoruz. Erkek olmadan kadın yaşayamaz, kadın olmadan erkek yaşayamaz. Devamlı bedenleri birbirini arzular. Bunun adına şehvet denir. Allah bunu içimize koydu ve bizi bununla sınıyor. Helal yoldan mi tatmin edecekler, nikâhlanarak yoksa haram yoldan mı tatmin edecekler, 50 TL’ye zina ile? Bunu sınamak için yaptı. Şimdi, insan bedenindeki en yüksek haz anı hangi andır kardeşler? İhtilam anı, boşalma anıdır. Bir erkek ya da kadının bu dünyada görebileceği en büyük fiziki hazdır bu. Daha büyük bir haz yoktur! Bu boşalma anında, o bir kaç saniyelik esnada bütün kullar, istisnasız bütün kullar Allah’ı unuturlar. Öyle bir haz alır ki, öyle bir zevk alır ki yaratıcısını o anda unutur. O zevki, o hazzı bir organıyla almaz. Dikkat buyurun! Bütün bedeni titrer ve bütün hücreleri ile o hazzı alır. O hazzı aldıktan sonra Allah; Kur’an ayetiyle, o abdest ayetiyle bize gusül abdesti almayı, pislikten necasetten temizlenmeyi, bütün bedenimizi yıkamayı farz kılmıştır. Gusül abdestini aldığımız an, sözleşmeye geri döndüğümüz an demektir. Sözleşme, ezelde yaptığımız sözleşme… Pislendik biz, eşimizle cima yaptık,, ilişkiye girdik, çok büyük haz aldık. Rabbim sana hamdolsun, bizi çocuk yaparken böyle bir hazla mükâfatlandırdın. Allah isteseydi sıfır hazla bize bunu emredebilir miydi? Zekât verirken haz yaşıyor musunuz kardeşler, zekât verirken? Bak o da Allah’ın emri. İslam’ın beş şartından bir tanesi. Parayı verirken böyle bir cinsel doyum yaşıyor musunuz? Kardeşim al be iki bin TL zekât param, al be. Haah! Müthiş bir haz yaşıyorum şu anda. Var mı böyle bir şey kardeşler? Yok! Bak, Allah zekâtı verirken bırak haz almayı canından bir parçayı veriyorsun ya! Mal canın yongasıdır. Atasözleri boş değildir. Hep bir ayetten ya da hadisten alınmıştır. Mal canın yongası demek parçası demektir. Hani parmağını kopartırsın ya. Parmağının ucunu kesersin bu parçadır. Mal da bunun gibidir. Malı verirken, o zekâtı verirken bazılarında kopar böyle, eli titrer. Kardeşim al bunu ama tamam vereceğim al. Eli titrer bırak haz almayı, adam işkence görüyor. Zekât verirken işkence görüyor. Böyle insanlar var kardeşler. Ya Allah bize cimayı, evliliği mecbur kılmışken… Çocuk sahibi olmak için evlenmek zorundasın, gayri meşru çocuk yapmak haramdır. Allah bize evliliği mecbur kılmışken ya bu cinsel münasebeti bir işkenceye çevirseydi. Her cinsi münasebet bizim için on kilometre koşu yapmak gibi olsaydı. Yapabilir miydi Allah böyle bir şeyi? Yapardı, bu onun için çok kolay. “Hac meşakkattir.” diyor Muhammed Aleyhisselam hadisi şerifinde. Hac, Allah bize farz kıldığı amellerden bir tanesi. İslam’ın beş şartından bir tanesi. Oraya gittiğin zaman bütün alışkanlıklarından uzak durman gerekiyor. Evindeki konforu orada bulamıyorsun. Devamlı bir sıkıntı, koşturma içerisindesin. Fiziki olarak yoruluyorsun. Ruhi olarak on yaş yirmi yaş gençleşiyorsun ama fiziki olarak çok yoruluyorsun. Ben yirmi dokuz yaşında gitmiş bir adam olarak çok yoruldum. Ama Rabb’ime hamd olsun imanımın iki misline çıktığını da hissettim. Sanki cebimdeki iki bin TL’nin dört bin TL’ye çıkmasını bilmem gibi. Allah izin verir de giderseniz oralara, o topraklara ve bu hac vazifesini yaparsanız benim bu yaşadığım duygunun aynısını Allah size de yaşatacak inşallah. Hani birisinden iki bin TL aldın, cebinde iki bin vardı oldu dört bin. Bunu bilirsin değil mi kardeş? Bak yükseldi, arttı, paran arttı. İmanının nurunun arttığını bilmen de orada bunun gibi olacak. O Kâbe’yi gördüğün anda, bir sarıldığını anda, bir nasuh tövbesi yaptığın anda, geçmişini temizlediğin anda imanın bir kat daha fazla artacak. Allah’ım sen bu kardeşlerime yaşat Ya Rabbi. (Amin) Amin. Zanna uyuyor. İşte gusül abdestini niye alıyoruz? Allah’a verdiğimiz söze tekrar geri dönmek için gusül abdesti alıyoruz. Eşimizle cima yaptık yahut da sabah kalktık rüyalandık. Hemen nereye? Banyoya giriyorsun, gusül abdestini alıyorsun bütün bedeni… Biz Amerikalılar gibi değiliz ki, biz Budistler gibi değiliz ki. Onlar bedeninin bir kısmını yıkarlar işe giderler. Müslümanlar böyle değildir. Bütün bedenini yıkarlar ve Allah’a verdiği söze geri dönerler. Allah’ım ben seni bir kaç saniyeliğine bile olsa unuttum. Çünkü büyük bir haz yaşadım. Bana bunu sen verdin, sana şükürler olsun. Ama şimdi ben gusül abdesti aldım sırf sen emrettiğin için ve sözüme geri döndüm. Şahit ol Ya Rabbi. İşte biz, bundan dolayı gusül abdesti alırız kardeşler. Buna zan denir. Gusül abdesti almayanlar neye uyuyor? Kişisel teorilerine uyuyor. Bana göre sadece o uzvu yıkamak yeterlidir, diyor. Ve bugün bu ülkenin dörtte biri, burada istatistik okumuştum, dörtte biri gusül abdesti almıyor. Fatih’in torunları bu adamlar! Yavuz’un, Kanuni’nin, Abdülhamid’in torunları bu adamlar ve gusül abdesti almasını ya bilmiyor ya da gerek duymuyor. İslam’dan o kadar uzaklaşmış ki yüzyıllık bir tahrifatla. Bilmiyor, yapmıyor. Allah’ım sen bu milleti asli kuvvetine geri döndür. (Amin) Amin Ya Muin.

Allah sana aşık olsun ister misin?

“Ey yekûlû âmennâ” İman ettik, demeleriyle, bırakılacaklarını mı zannediyorlar? “ve hum lâ yuftenûn” Fitne! Yine Türkçe’de kullandığımız bir fitne kelimesi vardır. Fitneci abla seniii, fitneci! Çok kullanırız bunu. Kardeşler! Nereden geliyor? Fitne, Kur’an’dan geliyor yine, Arapçadır. Ne demek fitne? İmtihan, bela, musibet, sıkıntı… Bunların tamamı, geniş kapsamlı bir kelimedir. Fitneden geçer. “ve hum lâ yuftenûn” Onlar fitnelere düşürülmeden. Onlar sınav edilmeden, imtihan edilmeden… Sadece bir inandım demeyle, bir cümle kurmayla Salıverileceklerini mi zannediyorlar? Allah’ımızın şu âyetinin, açıklığına bakın kardeşler. Etrafınızda ne kadar insan varsa Bu insanların büyük çoğunluğu şöyle der: Bu musibeti atlattım, bu sıkıntıyı atlattım, daha bana musibet değmez. Yalan! Yanlış! O geçici bir andır. Allahu Teala, iki gün rahat verir, bir gün sıkıntı verir. Hayatının sonuna kadar bu böyle! Bu döngü devam edecek gidecek. Sakın ha aldanma! Bu musibeti atlattım, daha bana musibet değmez deme. Hayır! Muhakkak hayatının geri kalanında bazı sıkıntılar, musibetler gelecektir. Ve Allah senin sabrını, devamlı ve devamlı sınayacaktır, seni deneyecektir. Günahlarını, kusurlarını bu musibetlerle bu fitnelerle üzerinden def-ü ref edecektir. Senin kullandığın sabır cümleleriyle. Güzel sabır cümleleriyle. Dolayısıyla, imanının kalitesi nereden belli olurmuş? Bir! İbadetten belli oluyor. Kudsi hadiste Allah Teala hazretleri buyuruyor. “Kulum, bana ibadetleriyle yaklaşmaya devam eder.” “Farzlar ile yaklaşmaya devam eder” 5 vakit namaz, oruç, hac, zekat. Bunlar farzlardır. “Kulum bana, bunlarla yaklaşmaya devam eder.” Ne kadar farzları yaptıysak. Günler geçiyor, ömrümüz bitiyor ama biz devamlı farzları yapmaya devam ediyoruz. Bu farziyetteki daimlik bize ne kazandırıyor? “Kulum bana, farzları ile yaklaşmaya devam eder.” “Nafileler ile ben kulumu severim.” Farzlar neye bizi sevk ediyor? Allah’a yaklaşmaya. Allah’ın bizi sevmesi nasıl oluyor peki? Nafileler ile. O farzların üzerine, Muhammed aleyhisselam ve sahabilerinin yaptığı gibi eklemeler yaparsak. İşrak namazı, istihare namazı, duha namazı, evvabin namazı, teheccüd namazı. Bu namazları bu ibadetleri bu nafileleri eklersek ne oluyor? Ben o zaman kulumu severim, kuluma aşık olurum. İşte bak! Bu, senin imanının delillerinden. Secdeye gidiyorsun dizlerin çözülüyor, sıkıntı çekiyorsun, herkes ibadetsiz, namazsız bir şekilde işinde gücündeyken… Sen, ibadetli bir şekilde işinde gücündesin. Her gün bir saatini, bir buçuk saatini Allah’a veriyorsun. Onlar ise nefsine veriyor. Şeytana veriyor. İnsanların büyük çoğunluğu namaz kılmıyor kardeşler, biliyorsunuz. Dörtte üç. Şu anda namaz kılmayan dörtte üçtür. Onların sayısı bizden fazladır. Cumadan cumaya gidiyor büyük çoğunluğu. Bir kısmı da bayramdan bayrama gidiyor. Namaz kılan, beş vakit namaz kılan sayısı kaç? %23, burada rakamları okudum. Türkiye’de beş vakit namaz kılan sayısı, %23! Rakam, rezalet bir rakam! İnşaAllah bunu geriye doğru döndüreceğiz. Allah bize yardım etsin. Hocalarımızın diline tesir versin, kalbine tesir versin. Halkımıza izan versin, IQ seviyesini yükseltsin. Amin. Milletimizin IQ seviyesi yükselirse ne olur? İslamı anlar, kolay bir şekilde anlar. Kolay bir şekilde anladığı zaman ne olur? Hemen namaz kılmaya başlar. Zaten namaza başlayan insan sayısı, namaz kılan insan sayısı, %50 olduğu zaman Türkiye süper güç olur! %75 olduğu zaman ne olur? Osmanlı gibi, Dünya’ya hükmedersin. Altı asrın, dört asrında Dünya’ya hükmetti Osmanlı. Milletin %75’i beş vakit namaz kılıyor, böyle olursa Allah sana yardım etmeyecek de kime yardım edecek. İşte Allah’ın yardım ettiği millet yüceldi, yükseldi. Dolayısıyla Müslümanım diyor isen, şahitlerini göster. Müslüman mısın kardeşim? Hocam biz de Müslümanız Elhamdülillah ama… Karımın yirmi beş yaşında başını kapatması bana ağır geliyor ya! Kırk yaşında kapatır hocam ya? Hani Müslümanlık? Allahu Teala bu kitapta, kadınlara örtünün diyor mu? “Kadınlar başörtülerini, boyunlarının ve göğüslerinin üzerine örtsünler.” Ayettir. Diyor mu orada, yirmi beş yaşından sonra? Diyor mu böyle bir ayet var mı? Yok! Örtsünler ne demek? Bülûğ çağına erdiği andan itibaren, mükellef demektir. Kadınlarda 9-12 yaş arasıdır, onlar bizden daha erken bülûğa erer. Biz erkeklerde 12 ile 15 yaş arasıdır, bülûğa erme. Şu halde, yok karım şu yaşa gelsin ondan sonra kapanır, şimdi güzelliğini insanlar görsünler… Erkeklerden birçoğu vardır; karısını yanında yarı çıplak gezdirmekten keyif alır. Buna; karısını kıskanmayan “deyyus” erkek denir. Muhammed aleyhisselamın hadislerinde geçen, “Karısını kıskanmayan erkek, ona deyyus denir.” diyor. Karısını kıskanan erkeğe ne diyor? “Mü’min gayur olur, gayur.” Yani; karısını hanımını gayrıdan, yabancı erkeklerden kıskanır. Başka erkeklerle onu, başbaşa bırakmaz ve dışarıya çıktığı anda muhakkak tesettürü üzerinde olur karısının. Buna: “Kıskanç Müslüman erkek denir.” İmam Ali’nin sözüyle teyit edeyim. “Karısını kıskanmayan erkekte hayır yoktur.” Müslümanım diyorsan, şahitlerini göstereceksin. Hanımın tesettüründe olacak. Hanım sana deyince; Ya bey! Ben örtünmeyi düşünüyorum be! Tamam, seninle evlendiğimiz zaman başım açıktı, bu kadar kitap okudum, vaaz dinledim etkilendim İslam’ın emrini yaşamayı istiyorum artık derse; Sen ona ne diyeceksin? “Hatun! Tam destek, arkandayım yap!” “Ama ailem şöyle diyebilir” Yaa sen kabre girdiğin zaman, ailen seninle beraber kabre girecek mi? Senin kocan bile, kabre seninle beraber girmeyecek. Ailen kimmiş! Kocası, bir kadına babasından ve anasından daha yakındır. Babası ve anası, kızının sırtına bakamaz. Kızının göğüslerine bakamaz, ama kocası bakar. Evlendikten, nikah kıyıldıktan hemen sonra anasından ve babasından üstün bir seviyeye geçiyor koca. İslam’ın hükmü budur. Şu halde kardeşler, Birincisi, Mü’min olduğumuzun delillerinden birincisi ibadettir. İkincisi nedir? İmtihanlarla, musibetlerle sınanmamızdır. Bunlar olmadıkça, Allah bizi salıvermiyor, bırakmıyor. Muhakkak başımızdan bunlar geçecek.

Tevhid nedir? – Abdülkadir Geylâni’den ümmete nasihat

Velilerin piri, on iki hak tarikattan ilki hangisidir? Abdul Kadiri Geylani Hazretlerinin piri olduğu Kadiri tarikatıdır. Allah ona rahmet etsin. (Amin) Hanbeli mesebi âlimidir. Aynı zamanda bir hadis âlimi. Mübarek zat şöyle diyor: “Bizim yolumuz çok dikenlidir, ayağını seven gelmesin.” İnsan bir kişiyi kendi memleketine, kendi yoluna davet ederken böyle bir davet şekli seçer mi? “Bizim buralar çok güzeldir kardeşim.” Farklı beldelerde oturan kardeşlerimiz var. Bizi yazlıklarına davet ediyorlar. “Hocam, hafta sonu şuraya gel. Hocam, buraya gel” Nasıl anlatıyorlar mekanlarını? Cennet gibi. Bize bu daveti yaparken şöyle deseler olur mu? “Hocam, her taraf dikenlik. Kargalar uyutmuyor. Gece sivrisinek baskını var. Çok rahat edeceğiz, emin ol hocam.” Böyle bir davet olur mu? Olmaz. Zaten hocanın gelecek vakti yok. Bu davete hiç gelmez. Abdülkadir Geylani Hazretleri nasıl davet yapıyor? “Bizim yolumuz dikenlidir kardeşler. Ayağını seven gelmesin.” Ne demek istiyor mübarek? Allah yolu meşakkatle kuruludur. Bu dünyada o bir saatlik zaman dilimi içinde, o kısa anda Allah için bazı meşakkatlere katlanacaksın. Şunu da söyleyeyim, sana meşakkatli geliyor da kâfire gelmiyor değil. Onlara da geliyor. Sana meşakkat geliyor da ateiste, deiste, Budist’e, putpereste gelmiyor değil. Onlara da geliyor. Bizim farkımız bu. Bize biraz daha fazla gelir. Dünyadaki günahlarımızı temizlemek için. Allah günahlarımızı temizlemek için bu dünyada biraz daha fazla verir. Bunun dışındaki meşakkat nedir? Nefsimizle daimi olarak cihat hâlindeyiz. Mesela nefis öfkelendiği anda küfrü basmak ister. Birine öfkelendin mi, düşman mısın, sevmiyor musun? Nefs ona küfretmek ister. Ama Allah: “Sözü güzel söyleyin.” (İsrâ, 53) diyor. Ama Allah’ın Peygamber’i Aleyhissâlatü vesselâm: “Ağızlarınız Kur’an yoludur, onu kirletmeyin.” diyor. O zaman küfür edemeyiz, küfür haramdır, yasaktır. Bu nefisle mücadele değil midir, nefisle cihad değil midir? İşte Geylani Hazretleri diyor ki: “Nefsine çok düşkünsen, keyfine düşkünsen, bu yol sana göre değil!” Başka bir hadisle yakınlaştıracağım. “Hac meşakkattir.” Sallallahu aleyhi ve sellem. “Hac meşakkattir.” buyuruyor. Meşakkat ne demek? Zorluk, zorlukla kurulu… Bir adam hacca gittiği zaman büyük zorluklar çekecek demektir. Evdeki alışkanlıklarını terk ediyor. Hep alışmadığı şeylere muhatap. Zorluk üstüne zorluk geliyor. Ama orada aldığı muhabbeti, orada aldığı feyzi ve aşkı bir tarafa koyduğunuz zaman… “Keşke bana bir kere daha çıksa da bir daha gitsem.” diyor. Ben gitmeden önce onlarca insandan şu kelimeyi duydum: “Ne bu Araplara para yediriyorsunuz ya! Anlamıyorum beş defa on defa giden insanları ya! Bir kere git, gel. Zaten bir sürü para veriyorsun, bir de zorlukları var.” Bunu diyen onlarca adama şahit oldum. Hepsi de gitti ve bir sene sonra umreye gitti. Gidiyor, öyle bir muhabbet alıyor ki, öyle bir feyiz alıyor ki bir sene sonra da umreye gidiyor. Niye kardeşim? Sen böyle atıp tutuyordun bize, Müslümanlara atıp tutuyordun. “Ne yapıyor bu adamlar, ne buluyor orada, ne yapıyor?” diyordun. Orada aşk var, orada muhabbet var. Orası dünyanın merkezi. Feyzin menbaı Kabetullah’tır. Bütün bedenlerin kıblesi orasıdır. O evin tarihi on binlerce yıllıktır. İlk evdir, Kabe evlerin anasıdır. Beytül atik, evlerin anası. Şu hâlde oranın feyziyle, dünyadaki başka bir yerin feyzi bir olamaz. İşte, nefs terbiyesi bu yolda çok önemli. Nefsi nasıl terbiye edeceğimiz konusunda, kalbi nasıl düzelteceğimiz konusunda, tevhidin mahiyetini nasıl anlayacağımız konusunda, o büyük zat olan Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin nasihatlerini getirdim. İnşallah bu nasihatleri okuyacağım. Çok kısa yorum yapacağım. Fazla uzatmadan kapatırız Allah’ın izniyle. Bakın şimdi! İmam şöyle başlıyor: “Ey oğul, sen hiçbir şey üzerinde değilsin. Senin Müslümanlığın da sıhhatli değil.” Sert bir giriş, karşı tarafın üzerindeki tozları almak için, kilime vurmak gibi talebesine vuruyor şeyh. “Senin Müslümanlığın sıhhatli değil, ey evladım, ey talebem! İslam, üzerinde bina bulunan temelin ta kendisidir. Senin şehadet getirmen de tam olmamış, eksik.” Nasıl tam olmamış? Biz hepimiz şehadeti biliyoruz. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasuluh. Buradaki bütün Müslümanlar bunu bilirler. Şehadetimiz eksik mi şu anda? Eksik değil. Bizim şehadetimiz mealcilerin şehadeti gibi değil, modernistlerin şehadeti gibi değil. Şu anda mealizm, modernizm diye yeni bir din uydurdular, yüz yıllık. Biliyorsunuz bunu. Bunların şehadeti nasıl? Eşhedü en la ilahe illallah. Bitti! “Ee devam.” “Devamı yok, şirk.” Devamını getirirsen, Muhammedun rasulullah dersen müşrik olursun. Bak, bu sapıklara dikkat edin ha! Bunlar Muhammed Aleyhisselam’ın en büyük düşmanıdır. Sorsan, biz Müslümanız derler. Ama Allah’ın isminin yanına peygamberin ismi konulmaz, derler. Allah bu kitapta yüzlerce ayette: “Kul etîûllâhe ver rasûl.” (Âl-i İmrân, 32) der. Allah’a itaat edin, rasule itaat edin. Allah, peygamberinin adını kendi adının yanına koyuyor yüzlerce ayette. Yani bu şu anlama mı geliyor? Allah bizim şirk koşmamızı mı istiyor? Haşa ve Kella! Bu kitap baştan sonra tevhidi anlatır, tek ilahı anlatır. Şu hâlde sen arızalı zihninle ve arızalı kalbinde bir şeyleri yanlış anlamışsın. Mealist! On dört asırlık İslam’ı bırakırsan, yüz yıllık yeni bir dine tabi olursan, işte böyle peygamber düşmanı olursun. “Camilerde Allah, Muhammed ismi varsa bu şirktir.” diyor. Taş düşsün senin kafana! (Amin) Yolda yürürken elinde o cep telefonuyla, o köy oyunlarından oynarken saksı düşsün kafana! (Amin) Allah’ım ya Rabbim ya! İnsan nasıl peygamber düşmanı olur? Allah’ın Peygamber’i olmasaydı, sen şu anda neydin ya? Ne idin? Şimdi Müslümanların çoğunun ağzında bir tekerleme vardır. Atamız Fatih buraları almasaydı biz ne olurduk? Çok doğru bir sual, çok doğru bir sual. Bir adım geriye götürelim. Allah, Peygamberi Muhammed Aleyhisselam’la bizi tanıştırmasaydı, bizim halimiz nice olurdu ya! Hemen örneği veriyorum. Batımızda Yunanistan, Bulgaristan, İtalya, Fransa, İsviçre, İspanya… Batıya doğru gidin. Tamamı kaç tane Allah var diyor? Kaç tane Allah var diyor? Üç tane. Baba, karısı Meryem, oğlu İsa. Üçtür, ilah üçtür, diyor. Muhammed Aleyhisselam olmasaydı biz ne yapacaktık? Çok yüksek ihtimal, çünkü Hristiyanlık eski bir din ve çok fazla yayıldı. Bizde üç tane Allah var diyecektik. Allah bizi korusun. (Amin) Allah bizi korusun. İşte soruyu, olayı buraya götürmen gerekiyor Müslüman kardeşim. İmam devam ediyor. “Zira dilinle ‘la ilahe illallah’ (Allah’tan başka ilah yoktur.) diyorsun. Fakat kalbinle bunu yalanlıyorsun. Kalbinin içinde birçok ilahlar var.” Bak şimdi! Allah dostları, veliler kalp doktorlarıdır. Nasıl bedeninde bir rahatsızlık ortaya çıkarsa doktora gidersin. Ruhunda ve kalbinde bir rahatsızlık ortaya çıkarsa kime gideceksin? Âlimlere gideceksin, velilere gideceksin. “Bana bir zikir, bana bir dua, bana bir ibadet bir şey öğret. Kendimi toparlayayım, arızalarım var benim. Ben beş vakit namaz kılan bir adamdım, iki aydan beri namaz kılmıyorum. Problem var!” Bir adam her gece uyku uyuyorken, iki ay boyunca uyku uyuyamazsa bu adam kime gider? Kerem Hoca’ya gelmez. Kime gider? Doktora gider. Problem var, benim hayatımda problem var. Beni bir kontrol et! O, onu nereye yollar? Psikoloğa yollar. Aynen bunun gibi, hayatında yıllar boyunca namaz kılmış bir adam, bir şey oluyor ve aylar boyunca namazı bırakıyor. Bu adamın kime gitmesi lazım? Dünyanın en mütehassıs doktoruna gitse, hiçbir ilaç kar etmez. Bu adamın kalp doktoruna, ruh doktoruna gitmesi lazım. Peygamberler, mürşidler, âlimler kalp doktorudur, ruh doktorudur. Bak şimdi, kalp doktoruna bak! “Sen dilinle ‘la ilahe illallah’ diyorsun, kalbinde tek olan ilahtan başka bir sürü ilah var.” diyor. “La ilahe, hiçbir ilah yoktur dediği zaman, bununla toptan bir reddi, nefy onaylıyorsun.” İlah namına her şeyi inkâr ediyorum demektir, la ilahe. Burada ateistlerle aynıyız. Çünkü onlar da ilah yoktur diyor, biz de ilah yoktur diyoruz. “İllallah, ancak Allah vardır dediğin zaman ise yine Allah için toptan bir kabulü, ispatı onaylamış oluyorsun.” Bizi ateistlerden ayıran fark ne oluyor? La ilahe illallah, ilahların tamamını reddettik; illallah, Allah’tan başka. Burada toptan bir ispat var, görmüş gibi iman ettik ki o ilah var. “Bu durumda, her ne zaman kalbin haktan gayrı bir şeye dayanır, güvenirse o zaman yukarıdaki külli ispatında yalancı durumuna düşmüş yani kendi kendini yalanlamış oluyorsun. Kendisine dayanıp güvendiğin o şey de senin ilahın olmuş oluyor. Gerçek ve fiili durum budur, zahire itibar yoktur.” Şimdi sen demiyor musun? “Oğlumu şu okula yazdıracağım da, bir tanıdık var. Onunla bu işi çözersem inşallah olur.” Demiyor musun bunu? Diyorsun. Kime güvendin? İnsana güvendin. “Ankara’da bir tanıdığım var, tayinimi isteyeceğim. O bana aracı olur.” dedin. Kime güvendin? İnsana güvendin. Kime güvenmen lazımdı? Allah’a güvenecektin. En evvel Allah’tan isteyeceksin. Allah’a güveneceksin. Bunlar aracılardır, vesilelerdir. Vesile demek şirk demek değildir. Ama aracıyı ilahın önüne koyduğun zaman ne oluyor? Ondan istemiş oluyorsun, ondan istemeyeceksin. Sen Allah’tan isteyeceksin. Ona ne diyeceksin? “Böyle bir işim var. Bende bu işe ehil olduğumu düşünüyorum. Geçmişim, backroundum budur. Aracı kardeş, şu işe bana bir yardımcı olur musun? Ben de Rabb’ime dua edeceğim. İnşallah hakkımda hayırlısıysa bu iş olsun.” İşte bu normal olandır. Ancak bunu yapmadığın zaman, ilk istediğin zat Allah olmadığı zaman ne oluyor? Aracıyı ilahlaştırmış oluyorsun. Bu büyük sıkıntıdır. Şimdi türbelere giden bir sürü insanlar var. Türbeye gitmek, kabre gitmek, dua etmek, Kur’an okumak caiz midir? Caizdir. Ancak bir yere kadar. Neresi o? Türbedeki yatan zattan dünyaya dair herhangi bir şey istersen bu şirk demektir. Mesela… Ey Merkez Efendi Hazretleri… Merkezefendi Camii bizim oradadır. Karşısına geçtik, Fatiha’mızı okuduk Rasulullah Aleyhisselam’ın yaptığı gibi. İhlas-ı şerifleri de okuduk. Bir Fatiha, on bir İhlas-ı şerif okurdu Efendimiz Aleyhisselam. Okuduk. Peşinden ne yaptık? Bu duaların sevabını Efendimiz Aleyhisselam’dan aşağı doğru bütün sahabilere bağışladık. Bütün geçmişlerimize bağışladık. Peşinden ne geldi? İstek zamanı… Dualarımızı bağışladık, Kur’an’ımızı da okuduk. Peşinden bir şeyler isteyeceğiz. Kimden isteyeceğiz? Burada tevhid ehli ne yapar? “Allah’ım senden şunu istiyorum. Alalh’ım bana, bunu ver.” Şirk ehli ne yapar? “Ey Merkezefendi Hazretleri! Kızım evlenecek, kızıma hayırlı bir kısmet ver.” Ne oldu bu? Açık şirktir! Kimden istemesi lazımdı? Allah’tan istemesi lazımdı. Ancak şunu diyebilir. “Allah’ım, burada yatan güzel sevdiğin kulun hürmetine, bu Musa Muslihiddin hürmetine, benim kızıma hayırlı bir kısmet ver.” Şimdi kimden istedi? Allah’tan istedi. Kimi vesile kıldı? Buna İslam’da tevessül denir. Orada yatan zatı vesile kıldı. “Allah’ım, sen bunu seviyorsun. Duası makbul bir kul, etrafında binlerce mü’min var çünkü, işaret belli. Bu sevdiğin kulun hürmetine benim kızıma hayırlı bir kısmet ver.” İşte bu caiz olandır. Diğeri nedir? Ey Merkez Efendi Hazretleri, bana bir Murat yüz yirmi dört… Ne oldu? Şirk oldu, açık şirk. Hayır kardeşim! Allah’ın kulundan dünyaya dair bir şey istemeyeceksin. Manevi olarak dua istersin. Yardım istersin. Beni nefsime bırakma, bana hayır dua et. Nazarını, himmetini üzerimden eksik etme. Bu manevi isteklerdir. Ruhlar ölümsüzdür. Bedenler kabirde ama ruhlar ölümsüzdür. Hele ki mü’minlerin ruhları, âlimlerin ve şehitlerin ruhları dirilere yardım eder. Bu manevi yardım istenebilir. Ama dünyaya dair bir yardım istemek şirktir. Buna dikkat edeceğiz kardeşler. “Kalbinde birçok ilah varken, sen nasıl ‘La ilahe illallah’ diyebilirsin? Allah’tan başka güvenip dayandığın her şey senin putundur. Kalbinde şirk yani ortak koşma bulunduğu müddetçe, dilinle kelime-i tevhidi söylemen sana fayda vermez. Kalp pis oldukça bedenin temiz olması sana yarar sağlamaz.” Rasulullah Aleyhisselam hadis-i şerifte buyurmuyor mu? “Mahşer gününe gittiğinizde, Allah sizin mallarınıza, evlatlarınıza ve bedenlerinizin, elbiselerinizin temizliğine bakmaz. Ancak kalplerinize bakar.” Neremize bakıyormuş? Kalbimize. Senin dışın istediğin kadar temiz olsun; kalbini temizlemedikçe, zikirle, ibadetle ve ilimle temizlemedikçe Allah sana buğz eder. İmam devam ediyor. “Ey Ahali! Nefisleriniz uluhiyet, ilah olma iddiasında.” Bakın! Her nefsin bir tek gayesi vardır: İlahlığını iddia etme. Ben burada bir iki hafta önce, “Ben tanrıyım.” diyen futbolcuyu anlattım. “Ben tanrıyım.” diyor adam ya açık açık. Futbolcusun oğlum sen! Her gün on defa tuvalete giden bir adamsın. Nefisleriniz, ilah olma iddiasında. İlah olma iddiasında! İçinde bu duygu hep vardır. Bunu ne yapacaksın? Sen bunun üstüne gitmezsen, bunu terbiye etmezsen, suratına her gün Osmanlı tokadını vurmazsan o sana vuracak. Ya sen ya o! Birisi bu tokadı vuracak. Şu hâlde, kontrol bizim elimizde olmak zorunda. Çünkü bu kitap bizim elimizde. “Fakat sizin bundan haberiniz yok. Zira nefisleriniz, Hakk’a karşı büyükleniyorlar, kibirleniyorlar. Onlar Allah’ın muradının gayrını istiyorlar. Onlar Allah’ı sevmiyorlar. Bilakis O’nun düşmanı, lanetlik şeytanı seviyorlar. Allah’ın ezelde takdir ettiği kaderleri gelmeye ve vuku bulmaya başladığı zaman…” Dikkat! “Olanlara boyun eğmiyorlar, teslim olmuyorlar. Sabredip, tahammül göstermiyorlar. Bilakis itiraz ediyorlar. Kaderle çekişiyorlar, İslam’ın hakikatinden onların haberi bile yok!” Başına bir sıkıntı geliyor, bir musibet geliyor. “Ya Rabbim, namazımı kılan bir adamım, orucumu tutuyorum, zekâtımı veriyorum. Sen niye benim başıma musibet verdin?” diyor. Kaderle çekişmeye başlıyor. Allah bu musibeti senin kaderine yazdı. Tövben temizlemedi, sadakan kaldırmadı. Ve Allah seni o musibetle sınav etmeyi takdir etti. Sen niye şimdi Allah’a posta koymaya çalışıyorsun? Neden bütün hayırlarını yoka çıkartıyorsun, sıfırlıyorsun? Bakın kardeşler, bu elfaz-ı küfür olayı bir kelimeye bakar. Kadere olan itirazımız tek bir kelimeye bakar. “Beni mi buldu ya?” Basit bir kelimedir, halkımızın çoğu bu kelimeyi kullanır. “Bu bela beni mi buldu ya?” Bu açık bir isyandır! Kadere isyan eden bir adam, kadere teslim olmayan ve çekişen bir adam, “La ilahe illallah”ı kalbine indirmemiş demektir. Şimdi, burası bütün ümmeti ilgilendiriyor. Ümmetin hâli neden böyle? Bakın, imamı tespitine bakın! “Bu zamanda insanların çoğu Musa Aleyhisselam’ın kavmine benzedi. Yahudilere benzedi. Onlar altın buzağıyı kendilerine mabut, tanrı edinmişlerdi, ilah etmişlerdi. Bu zamanın insanının altın buzağısı da paradır. Parayı kendine ilah edinmişsin, Rabb edinmişsin. Paraya tapıyorsun, senin Allah’ın para olmuş.” Rasulullah Aleyhisselam ne buyurdu? İmam altıncı asırda geldi. Abdülkadir Geylani Hazretleri… Rasulullah Aleyhisselam altı asır önce ne buyurdu? “Ümmetin hakkında en çok korktuğum şey mal sevgisidir. Bütün ümmetlerin helakı şirkten olmuştur. Benim ümmetimin helakı mal sevgisinden olacaktır.” Mal sevgisi, para sevgisi… Yahudilere benzediniz, diyor. Musa Aleyhisselam Turi Sina’ya çıktı. Dedi ki: “Ben bir ay içinde döneceğim inşallah, Rabb’imle görüşeceğim.” Yahudiler, münafık Samiri’nin önderliğinde ne yaptılar? “Musa çıktı. Ee, başımızda bir peygamber yok.” Hâlbuki Harun Aleyhisselam başlarında. “Ee, biz tanrısız duramayız. Bir put yapmamız lazım.” “Ne yapacağız?” “Bütün kadınlar altınlarını versin, bir buzağı yapalım. Musa gelinceye kadar tapalım, sonra o ne derse onu yaparız.” Harun Aleyhisselam karşı koymaya çalıştı. Ölümle tehdit ettiler. “Seni öldürürüz, bize karışma!” dediler. Musa Aleyhisselam bir geldi, bir baktı. Bunlar puta tapıyor. “Ben bu kadar mücadeleyi bunun için mi verdim? Sizi bundan kurtarmak için verdim. Nasıl Allah’a bu kadar nimet vermesine rağmen şirk koşarsınız? Kendi ellerinizle yaptınız bir put, bir buzağı… Nasıl?” dedi. Biz Kur’an’da bu olayı okuyoruz, okurken de geçip gidiyoruz. Aynı putu, aynı buzağıyı şu anda Müslümanlar yapmışlardır. Arabaya tapan var, dolâra tapan var. Dolar değil, dolâr. Euroya tapan var. Akrabasına tapan var. “Ooo, benim dayımın oğulları mermiye kafa atıyor hocam!” Bir özgüven patlaması… “Amcamın oğlu, dayımın oğlu, önüme geleni döverim hocam. Kimse bana bir şey yapamaz.” Kimse Allah’a güvenmiyor. Kimse Allah’tan korkmuyor! İmanlar bozuldu, itikatlar bozuldu. Bu ümmetin putu para oldu. Allah bizi kurtarsın. (Amin) Amin. “Sen namazda iken bile yalan söylüyorsun.” Ya bu sözlerin her biri birer tokat mesabesinde. İmam’ın attığı birer tokat… “Mesela namaza dururken ve gene namaz sırasında, Allahu ekber, Allah her şeyden büyüktür diyorsun. Böylece yalan söylemiş oluyorsun. Çünkü senin kalbinde Allah’tan başka bir ilah vardır. Kendisine güvenip, bağlandığın her şey senin ilahındır, mabudundur. Kendisinden korktuğun ve kendisine ümit beslediğin her şey, senin ilahındır, taptığındır. Kendisinde Allah’tan başka bir şey bulunduğu müddetçe, senin kalbin için kurtuluş yoktur.” “Eğer sen taşlar üzerinde Allah’a bin yıl secde etsen, değil mi ki kalbinle ondan başkasına yöneliyorsun. Sana bu secdeler hiçbir fayda vermez.” “Mevlasından başkasını sever oldukça o kalp için iyi bir akibet yoktur. Allah’tan başka her şeyi kalbinden yok etmedikçe, saadete eremez, bahtiyar olamazsın.” Son paragraf… “Şu hususu iyi bil ki, bütün eşya sadece Allah’ın hareket ettirmesi ile hareket eder, durdurmasıyla durur.” Şimdi; İmam tokatları vurdu, vurdu, vurdu… Şimdi kalpteki bu pisliği nasıl kaldıracağız? Kalbe tevhidi nasıl indireceğiz? Tespiti ortaya koyuyor, doktor şimdi reçeteyi veriyor. “Şu hususu iyi bil ki, bütün eşya sadece Allah’ın hareket ettirmesi ile hareket eder, durdurmasıyla durur.” Kendi kendine olan bir şey var mı? Yok! “Eşşemsu velkameru bihusbân.” (Rahmân, 5) Güneş ve Ay bir hesap ile akıp gitmektedir. Kimin hesabı bu? “Benim yaptığım bir hesap ile.” Allah her şeyi bir kaderle, bir ölçüyle, bir hesap ile noktası noktasına oturtmuştur. “Onun iradesi ve kuvveti olmadan, ne duran bir şey harekete geçebilir ne de hareket etmekte olan bir şey durabilir.” O güvendiklerin, o dayandıkların, Allah müsaade etmedikçe sana hiçbir faydada bulunamazlar. Üstat Necip Fazıl anlatıyor: “Şeyhim, Abdulhakim Arvasi Hazretleri’ni aldılar.” O dönem, solcuların başta olduğu dönem. Bütün şeyhleri, bütün velileri alıyorlar. Bizim şeyhimiz İsmail Efendi’yi de seksen gün içeriye aldılar. Seksen dervişiyle beraber. Sebep ne? Şeyh! İslam’ı anlatan herkes devletin düşmanıdır. Hemen içeri alıyorlar, korkutmaya çalışıyorlar. “Cemaatini dağıt, kimseye İslam’a dair bir şey anlatma. Çünkü biz yeni bir akım getirmek istiyoruz. Dinsizlik dini…” Dinsizlik dini! Komünizm de çökmek üzere… Bu yüzden biz ne yapalım? Avrupa Hristiyanlık üzerinde. Biz ne yapalım? Yeni bir din, dinsizlik dini. Bu milletin dini olmasın. Laiklik diye bir şey bulalım. Böyle bir hayat sürsün, yeni bir nesil gelsin. Plan buydu. Tutturamadılar. Allah tuzaklarını başlarına çevirdi. Bu planları yapanlar, bir saatlik kısa dünya hayatında taklaya gitti. Şu anda hepsi hesap veriyor. Âlimler, hapislere alındı. Şeyhler hapislere atıldı. Bir tanesi de kim? Abdülhakim Arvasi Hazretleri. Son dönemin mürşid-i kamillerindendir. Allah ona rahmet etsin. (Amin) Kimin şeyhi bu zat? Üstat Necip Fazıl’ın şeyhi. “Bir geldim şeyhimin dergahına sohbet dinlemeye, dediler ki: ‘Şeyhimizi götürdüler.’ ‘Nereye?’ ‘Hapse.’ Necip Fazıl da devlet ricali tarafından tanınan bir ınsan. Yazıları, şiirleri… Ülkenin en büyük şairlerinden bir tanesi. Bir handikapı var, Müslüman. Müslüman olursan çok fazla öne çıkarılmıyorsun. Komünist olsaydın, Nazım Hikmet gibi, tavana çıkartırlardı. Benim Allah’ım Stalin deseydi Necip Fazıl… Nazım Hikmet ne dedi? “Benim Allah’ım Stalin’dir.” Öbür tarafta Stalin seni kurtarsın şimdi. Necip Fazıl ne dedi? “Allah’tan başka ilah yoktur.” Bundan dolayı, bunun kadar yüceltilmemiştir bu ülkede. Şimdi, yeni yeni, gençler hamdolsun hak ettiği değeri vermeye çalışıyorlar. “Şeyhim için çalmadığım kapı bırakmadım devlet ricalinden.” diyor. “Bir sürü insanla görüştüm, hiçbir fayda sağlayamadım.” Şimdi, İmam diyor ki: Allah her şeyi olduran ve her şeyi durdurandır. O durdurmadıkça ya da başlatmadıkça hiçbir şey harekete geçemez. Şu hâlde sen kime dayanırsan dayan, kime güvenirsen güven, Allah’a güvenmedikçe sana bir fayda sağlayamayacak. Şu tespite bakar mısın? Şu bilgiyi kalbimize indirdiğimiz anda, bütün putlar yıkılacaktır. Allah bize yardım etsin. (Amin) “Kişi bu hususu böylece bilip kabul ettiği zaman artık insanları ve diğer varlıkları, Allah’a ortak tanıma yükünden ve suçundan kurtulur, Allah’a şirk koşmaz.” Abdülkadir Geylani. Allah ona rahmet etsin. (Amin) İşte bunların her biri birer altın nasihat hükmündedir. Allah Teâlâ idrak etmeyi, yaşamayı nasip etsin. (Amin) Amin.

Aleviler ikiye ayrılır: Ali’ye tâbi olanlar ve Ali’ye tâbi olmayanlar!

Batıni fikirlerle hareket eden bir grup vardır ülkemizde. Aleviler. Aleviler ikiye ayrılır. 1- Sünnet olan Aleviler, Sünni olan Aleviler. Ali gibi Aleviler. Namaz kılan Aleviler. Bunlar sağlamdır. Bunların bizden hiçbir farkı yoktur. 2- Namaz kılmayan, oruç tutmayan, zekat vermeyen, kurban kesmeyen Aleviler. Bunlar Alevi taklidi yaparlar. Alevilikle imamlarının Hz. Ali olmasıyla alakası yoktur. Bunlar çakma Alevilerdir. Gerçek Aleviler namaz kılanlardır. Çünkü Hz. Ali radiyallahu anh hayatında bir vakit namazı kazaya kalmamıştır. Onun imamın olduğunu iddia ediyorsan namazsız duramazsın. Mümkün değil. Olamaz! Bir gün dükkanda otururken bir müşterim geldi. Bir kaç arkadaşım esnaf arkadaşım bir kaç sual sorunca cevaplayınca anladı ki bir şeyler anlıyoruz. Dedi ki: Hocam. Ben Aleviyim. -Olabilir kardeşim. Bir adam benim karşımda ben Aleviyim dediği zaman hemen ona bir soru sorarım. Hangi gruptan? Çakma mı sağlam mı anlamak için. Kardeşim namaz kılıyor musun? Bir Alevi kardeşiniz vatandaşınız karşınıza geldiği anda bu soruyu sorun. Kardeşim namaz kılıyor musun? Hocam dedi kılmıyorum. Dedim ki kardeşim niye kılmıyorsun? Olabilir. Sünnilerde de namaz kılmayan çok var. Bir sürü namaz kılmayan var. Ama insan bir sorması lazım. Niye kılmıyorsun. Sebep ne? Daha önce görüştüğüm cahil Aleviler şöyle derdi: Hz. Ali bizim yerimize kılmıştır. Bu birinci görüş. Başka bir görüş şöyle der: Hz. Ali radiyallahu anh namaza giderken öldürüldüğü için tepki koyuyoruz. O yüzden mescitlere namaza gitmiyoruz. Bu başka bir görüş. Şimdi bu görüşlerden atlamışlar. Kendi tabanını bile bu konuda ikna edemedikleri için şöyle bir görüşe sıçramışlar. Kur’an’dan delil getiriyor bana şimdi. Hocam Kur’an’da bir ayet var. Buyrun. Kur’an’da, namazdan bahsederken zekat ve salâh diye geçer. “Ekımis salâte ve âtuz zekâte.” Namazı kılın, zekatı verin. Kur’an’da böyle geçer. Namaz kelimesi namaz olarak geçmez. Salâh diye geçer salâh. Salâh kelimesinin anlamını araştırdım hocam: Eee? Salâh demek övmek demekmiş. Övmek. Yani namaz kılmak denilen şey boş. Yatmak kalkmaya gerek yok. Ben, bana bu eli ayağı gözü kulağı veren Allah’ı övdüğüm zaman methettiğim zaman namaz kılmış oluyorum zaten. Dolayısıyla hiçbir şekilde namaz kılmama gerek yoktur. Ayetlerin manasını anladığımız için biz namaz kılmıyoruz diyorlar. Bu kardeş bize bunu söyledi. Kardeşim bu kadar ümmet bu Kabe’ye giden milyarlarca insan Dünyada toplaşmış milyarlarca insan. Bu ayeti kerimeyi yanlış anladı da sen mi doğru anladın? Peki sana bir misal daha getireyim. Bu Kur’an’ı hepimizden daha iyi anlayan insanoğlu imdir? Muhammed Aleyhisselamdır. Muhammed Aleyhisselamdan daha iyi anlıyorum diyen sapıktır. Çünkü o bir peygamberdir. Ondan sonra bir peygamber de gelmeyeceğine göre kimse bu Kur’an’ı yani Allah’ın lisanını Allah’ın dilini peygamberi kadar iyi anlayamaz. Şu halde gel biz peygamberin bu salâh kelimesini nasıl yorumladığına bakalım. Allah Resulünün Sahabileri Peygamberimize bu salâtın ne anlama geldiğini sorduğu anda. Efendimiz Aleyhisselam nasıl cevap veriyor? “Haccı benim yaptığım gibi yapın. Namazı benim kıldığım gibi kılın.” Kıraate durdu. Ayakta durdu. Kur’an okudu. Rükuya gitti. Doğruldu. Secdeye gitti. Bu şekillerin tamamını salât kelimesiyle peygamberimiz Aleyhisselam uygulamalı olarak gösterdi mi göstermedi mi? Gösterdi. Bütün Sahabi de bütün müslümanlar da onu taklit etti mi etmedi mi? Taklit etti. Hepsi aynısını yaptı. Şimdi senin bu ayet-i kerimeye getirdiğin yorum. Bu kadar olay gerçekleştikten sonra boş oluyor mu olmuyor mu? Boş! Aynı Batıniler gibi gidiyor. Alevi kardeşlerin bu grubu aynı Batınilerin yolunda gidiyor. Ayetleri kafalarına göre uydurdukları manayla Peygamberden kopuk bir şekilde yorumladıkları için namazsız yaşıyorlar. Zikirsiz yaşıyorlar. Oruçsuz yaşıyorlar. Hacca gitmiyorlar. Bir esnaf arkadaşım Alevi. Umreye gittim diyor. 5 vakit namaz kılıyor şimdi. Sağlam Alevilerden bu. Umreye gittim diyor hocam. Umreye gittim. O zamana kadar bir vakit namaz kılmış değilim. Umreye gittim bir baktım insanlara. Umreye gitmem de kumaş aldım kumaşçıdan. Adam bonus olarak yolluyor. Yoksa gitmeye takatim yok. Zaten insanlar benle alay eder diyor. “Kumaşçı beni yolladı Umreye,” diyor Ben de gittim diyor. 15 gün tatil yapayım diye. Ama Kabe’ye gittim. O insanları gördüm. Ve şöyle dedim. Buraya gelen bu kadar binlerce insan secdeye gidiyor. Rükuye gidiyor. Tesbih getiriyor Kur’an okuyor. Bunlar yanlış yapıyor da ben mi doğru yapıyorum? Bunlar bu Kur’an’ı İslamı bu peygamberi yanlış anladı da ben mi doğru anladım? Dedim ve orada namaza başladım. Allah daim etsin inşallah. Çok keyiflendim. Çok çok mutlu oldum İşte bunlara sağlam Aleviler denir. Allah Teala hepsini böyle Alevi yapsın inşallah. Amin ya Muin. Böyle Alevi olmaksa mesele biz onlardan daha Aleviyiz. Biz Hz. Ali Efendimize onlardan daha yakınız. Çünkü gerçek Alevilik bu demektir.

Hacca giderken bir Ateistle konuştum… – Ağaç olacak adam😊

Böyleyken Hz. Ali’nin bu sözü nedir hocam? “Görmediğim Allah’a inanmam.” Kardeşler, Allah’ın eserlerine öyle bir yakından bakmış ki, Allah’ın sanatını öyle bir idrak etmiş ki, Allah’ı görür gibi… “Ben bu sanattan, ben bu ağaçtan Allah’a iman ettim, inanıyorum ki bunun yaratıcısı ilahtır ve O’nun yanında hiçbir güç yoktur, hiçbir denk güç yoktur.” “Bu ağaç bana Allah’ın varlığını ispat ediyor.” der ve yaratıcıyı, sanatkarı sanatından idrak eder. Hacca giderken başımdan bir olay geçti onu da nakledeyim, hem kapatalım. 2007 senesi, pasaportları almışız, uçağa girmek için sıra bekliyoruz. Orada bir koltuk buldum ve oturdum. Baktım karşı taraftan bir tane adam geliyor. Takım elbiseli, sinek kaydı, yabancı olduğuna kanaat getirdiğim bir adam, Türk değil. Elinde bir Bond çantası var. Adam direk bana bakıyor ve bana doğru geliyor. Bir sürü boş koltuk var, geldi benim yanımda oturdu. Söze başladı, anladım ki bir şeyler soracak. O kadar boş yer varken benim yanıma geliyorsa bir şeyler soracak anladım. Dedi ki: “Bu beyazlar ne? Bu kadar beyaz insan var burda.” Hacca giderken biz ne giyeriz? Bütün elbiselerimizi çıkartırız ve bir kefen gibi iki parça ihram giyeriz üstümüze, bembeyaz halde uçağa bineriz. O da insanları görünce öyle beyaz beyaz, şaşırmış. Bana sordu. Dedim ki: “Sen nerden geliyorsun?” Türkçesi iyiydi, İngiliz vatandaşı. “İngiltere’de bir teknoloji şirketindeyim, ayda bir iki defa buraya gelirim ve şirketlerimizi denetleriz, bize bağlı olan şirketleri denetleriz.” dedi. “Ama böyle bir sahneyle ilk defa karşılaşıyorum, bu insanlar nedir, ne yapıyor bu insanlar?” dedi. Ben de ona anlatmaya çalıştım. “Biz Müslümanız. Bizim görevlerimizden bir tanesi nedir? Hayatımızda bir kez dahi olsa Kabe’ye gitmek zorundayız.” “Allah’ın evini tavaf etmek zorundayız.” “Orda Arafat’a çıkmak ve dua etmek zorundayız.” “Hayatımızda en az bir kere bu vazifeyi yapmamız lazım. İslam’ın 5 şartından bir tanesi.” dedim. Dedi ki: “Bu bir seyahat için mi, keyif için mi gidiyorsunuz? Yoksa bu inandığınız Allah’ın emri mi?” Adam dedi ki: “Ben Ateistim, ben inanmıyorum ama siz bunu keyif için mi yapıyorsunuz bu seyahati, yoksa inandığınız ilahın emri mi?” Dedim ki: “Bu Allah’ın emridir.” “Bunu bize emretmesinin sebebi; Kendimizi geliştirmemiz, ahlaki olarak olgunlaşmamız ve bizi cennete hazırlaması için.” Dünyadan sonraki bir yaşam var; Cennet ve Cehennem.. “İki seçenekten bir tanesi için onun dediklerini yapmamız lazım. Dediklerinden bir tanesi olan bu haccı yaparsak bizi cennete koyacak, inşallah.” dedim. Sonra bana şöyle dedi, benim planım şuydu: Bir kaç tane mesele aktaracağım, aklında bir kaç soru işareti bırakabilirsem, araştırmaya gitsin. Araştırırsa inşallah doğruyu bulur. Planım buydu. Ama ben bu sözü söylediğim zaman, o başladı alay etmeye. Şöyle dedi: “Gerçekten ölümden sonra dirilme olduğuna, başka bir alem olduğuna inanıyor musun?” “Gerçekten inanıyor musun?” Orda ben Hz. Ali’nin sözünü söyledim. Dedim ki: “Eğer öldükten sonra başka bir alem yoksa ben bu yaptığım ibadetlerle bir şey kaybetmem, tam aksine ahlaki olarak beni olgunlaştırıyor.” “Daha güzel bir insan oluyorum, daha temiz bir insan oluyorum.” “Ama ya öldükten sonra bir alem daha varsa? Sen ne yapacaksın?” “Sen ne yapacaksın, nereye kaçacaksın?” dedim. Bunu diyince “Ben inanmıyorum.” dedi. “Bana mantıklı gelmiyor.” dedi. “Bu olay, başka bir yaşamın olduğu, bana makul gelmiyor, mantıklı gelmiyor.” dedi. Dedim ki: “Kardeşim, senin mantığına oturtmak zorunda mı ilah, yaratıcı?” “Seni yaratan, bu olayı senin mantığına oturtmak zorunda mı?” “Şimdi, sen nasıl inanıyorsun?” dedim. “Sen bana onu bir anlat.” Saldırmasa bana, saldırmayacağım ona. Saldırdı bana. Alay etti. Soruyu soruş şeklinde, alay vari bir tavır vardı. “Gerçekten inanıyor musun, gerçekten?” Hem dedi ki: “Seni samimi görüyorum.” bana. “Gerçekten inancında samimisin.” dedi. “Ama bana söyle, hakikatten inanıyor musun?” dedi. Ölümden sonra bir yaşam var diye. Dedim ki: “İnanıyorum.” “Şimdi sen bana senin başına ne gelecek, sen ateist olduğunu söylüyorsun, senin başına ne gelecek, onu bana bir anlat.” dedim. Saldırı yapacağım, açık bulmam lazım. Anlatmaya başladı: “Ben öldüğüm zaman, beni toprağa gömecekler.” “Toprak, benim derilerimi kemirmeye başlayacak, kemiklerimi kemirmeye başlayacak ve beni yok edecek.” “Nötronlarım ve protonlarım toprağı besleyecek.” “Toprak, benden aldığı bu hücrelerle güçlenecek ve yıllar sonra bir filiz olarak yerden bir ağaç olarak çıkacak.” Ağacın genci filizdir. “Yerden bitecek ve yükselmeye başlayacak.” “Ondan sonra büyüyeceğim, kanatlarımı açacağım.” “Dallarım budaklanacak ve meyve vermeye başlayacağım.” “Aşıklar benim altıma gelecekler, oturacaklar, sarılacaklar, öpüşecekler.” “Ben de onlara meyvelerimden vereceğim.” Aynen böyle anlattı. Dinledim, dinledim… Dedim: “Dur! Bu mu senin başına gelecek?” “Evet” dedi, bu. Kıyamete kadar, sonsuzluğa kadar, kıyamet demedi. Sonsuzluğa kadar… Ona göre dünyanın sonu yok. “Sonsuzluğa kadar, insanlara meyve vereceğim ve gölgemde gölgelenecekler.” dedi. “Dur! Sen yanlış biliyorsun.” dedim. “Müsaade et, ben senin başına ne gelecek, ben anlatayım.” dedim. “Anlat.” dedi. “Toprak seninle beslendiği zaman, toprak senin hücrelerini yedikten sonra, kuvvetlendiği zaman bir filiz olarak çıkacaksın ve bir ağaç olarak yükselmeye başlayacaksın ve yükseleceksin.” “Ara ara keçiler gelecekler, senin yapraklarından yiyecekler.” Filiz olarak keçilerin boyu yetiştiği zaman, yaprak yerler, boyu yetiştiği durumda. Senin yapraklarını yiyecekler. Sonra, büyüyeceksin… “60’lık, 70’lik kokonolar gelecekler, ihtiyar kadınlar. Ellerinde fino köpekleri…” “Gelecekler, köpeklerin bevletme ihtiyacını senin üzerinde giderecekler. Burada diğer kelimeyi kullandım, burada kullanamıyorum.” “Köpekler gelecekler senin üstüne bevledecekler.” dedim. “Bitmedi, dur!” dedim. O anda ne yapıyor bu? Saatine bakıyor, yüzünü kaşıyor. Anlatmaya devam ediyorum. “Sonra, senin ağaç olarak çıktığın yerden bir yol geçmesi lazım gelecek, belediye oraya adamlarını yollayacak.” “Elinde testereli adamlarla, Amerikan filmlerinden çıkmış adamlar, otomatik testerelerle senin karşına gelecekler.” “Seni ayak bileklerinden kesecekler.” “Ayak bileklerinden kestiği anda sen yüzüstü yere kapaklanacaksın, bitmedi.” “Dallarını, kollarını, budaklarını, kulaklarını, burnunu… Her şeyini kesecekler. Ve sen bunu göreceksin. Hala ağaçsın.” “Ondan sonra, senin derini yüzecekler, canlı canlı…” Ağaçları kullanmak istedikleri zaman, önce ağacın üstündeki o kabuklarını keserler, biçerler. “Sonra seni alacaklar ve kağıt fabrikasına götürecekler.” “İnce ince parçalar halinde seni kağıda dönüştürecekler.” “Bu kağıdın bir kısmı tuvalet kağıdı olacak.” “Bir kısmı normal kağıt olacak, yazılım kağıdı.” “Yazılım kağıdı olan kağıtları birleştirecekler, yakacaklar, üzerine bazı sıcak yazılarla yazılar yazacaklar.” “Seni bir kapağın içine kapatacaklar, kalınca bir kapak, yeşil bir kapak…” Üstüne de bir yazı basacaklar: “The Holy Qur’an” Kutsal Ku’ran… “İşte senin başına gelecek olan şey budur.” dedim. Adam da bana şöyle dedi: “Benim acil gitmem lazım, uçağa yetişeceğim. Tanıştığıma memnun oldum.” dedi. Ama bunları samimi olarak söylemedi. Tanıştığıma memnun oldum, kelimesini samimi olarak söylemedi. İnşallah aklına bir iki soru işareti bırakabilmişizdir. İnşallah araştırmasına vesile oluruz, iki tane soru işareti kalsa, bir araştırsa şu Allah’ın bozulmamış kitabını bir okusa, bir karşılaştırma yapsa… Her türlü kitabı okudun, her türlü saçma sapan uyduruk romanı okudun, her türlü filmi izledin, romanı seyrettin… Bir de bizim kitabımızı oku ya! Şu Allah’ın verdiği kitabı oku! Bunu okursa, gerçeği görür biiznillah! Allah-u Teala dünyadaki bütün Ateistlere hidayet nasip etsin. Amin.

İskâtı salât nedir?

Efendimiz Aleyhisselam zamanında böyle bir şey yoktu. Buna iskâtı salât denir. Nedir bunun fıkıhtaki ölçüsü ? Allah Resulü ve sahabeler böyle bir şey yapmadılar. Yalnız ondan sonra gelen fıkıh âlimleri böyle bir hüsnü zanda bulundular. Ne demek istiyorlar? Neden böyle bir hükme girdiler? Bir Müslüman hayatı boyunca namazlarını kılmışsa ancak hayatının son dönemlerinde yatalak olmuşsa; 2 ay, 3 ay, 5 ay, 1 sene… Yatalaklık döneminde namazlarını kılamamışsa ve aklı başındayken bu namaz ibadeti ona mecbur olduğu hâlde yapamamışsa borçlu gider. Borçlu kul olmuş olur. Âlimlerimiz ne diyor? Bu kul borçlu gitmesin diye, bir hüsnü zan olarak bu kulun malından fakir fukaraya kılamadığı her namaz başına bir fakiri doyurma parası sadaka olarak verilsin. Biz ümit ediyoruz ki Allah Teala bu kılamadığı namazların borcunu fakir fukaraya verildiği parasından düşer. Peki kesin delil var mı ayet ya da hadis? Yok. Bu sadece bir ümittir. İslam âlimlerinin fıkıh kitaplarına koydukları hayırlı bir ümittir. Hüsnü zan… Var mıdır fıkıh kitaplarımızda? Vardır ama ayetten ya da hadisten hiç bir delili yoktur. Peki biz inkâr eder miyiz? Etmeyiz. Çok kıymetli kitaplarda: İbn-i Abidin Redd’ül Muhtar. Son dönemin en büyük Hanefi âlimlerindendir. Eski kitapların tamamındaki bilgileri toplamıştır, Hanefi mezhebini yazmıştır sadece. Bu iskâtı salât meselesi de orada vardır. -Faydası var, hiçbir zararı yok? +Hiçbir zararı yok. Faydası var, zararı yok. Sonra baban hakkında sadaka verdin, baban için gittin hac yaptın, zekât verdin, sadaka verdin, fitre verdin baban hakkında. Faydası var mı? Hadislerle sabit, hepsinin faydası var. Dolayısıyla bu hadislerle mana verilebilir, buradan delil alınabilir ve yapılabilir.