İbadeti abartıp kendinizi yıpratmayın. Siz yorulursunuz ama Allah yorulmaz!

Bu ümmet, vasat ümmettir. Uç ümmet değiliz biz. Hiçbir işimiz de uç değildir. Aşırılık bizde yoktur. Namazda yoktur, oruçta yoktur, hacda yoktur, cihadda yoktur, bedenimizi yormakda yoktur. Hani, hani bir tane kadın, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’e övüldü, Aişe anamız dedi ki; ya Resulullah filanca kadın var ya, filanca kadın hani onun da tanıdığı bir kadın. Yahu kadını anlatıyorlar da, hiç ara vermeden namaz kılıyormuş. Uyku yok, hep namaz. Namaz namaz namaz. Övüyorlar. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in huzurunda Aişe anamız övüyor. Bırakın, bırakın, bırakın buyurmuş. Bırak bırak bırak kadını. Siz, yorulursunuz, Allah yorulmaz. İnatlaşmayın buyurmuş. Dikkat edin! Yahu ben ölmeden de ümmetimden böyle saliha kadınlar çıktı, ne mutlu bana yaa, yaa.. al benden selam söyleyin, çok memnun oldu Peygamber deyin mi diyor, Allah’la yarışamazsınız! Siz bıkarsınız da, Allah sevap vermekten bıkmaz! Takatiniz kadar yapın, yıpranmayın buyurmuş. Kim için söylüyor bunu? Namazda aşırı giden bir kadın için. İsrafçı kadın. Namaz israfı yapıyor. Çünkü, sabaha kadar, namaz kılan kadın, akşama kadar dinlenen kadın olması gerekecek. Onun üç gün üst üste böyle dinlendiğini gören şeytan, kocası ile arasındaki gerekli yatırımı yapacak, aile çökecek, karı-koca’lıkları zayıflayacak. Kıyamet günü nikahlı bir kadın, sabaha kadar nafile namaz kıldığını göstererek, nikah faturası ödeyemez Allah’ın huzurunda. Çünkü Peygamberi ona ne demişti? Perşembe pazartesi nafile orucunu bile kocana izin tutarak tutacaksın buyuruyor. Kocandan izin alacaksın. Çünkü senin nikahının hakkını vermen, bir erkeğin iffetini muhafaza etmen, Ümmet-i Muhammed’in namus ordusunda mücahit olman demektir. Sen orduda görevlisin, ümmetin namus kalesini bekliyorsun, ama bireysel bir işinle, görevin arasında tercih yapıp, bireysel işini, görevini ezecek şekilde kullanıyorsun. Bu Allah’ı memnun etmez demiş oldu, o kadına, sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. İbadette de israf yok. İnsani ilişkilerimizde de israf yok. İnsanlar, büyük küçük ilişkisi görürler. Küçük, büyüğe hürmet etmelidir. Ama ayağını öpmeli değildir. İsraftır bu. Hürmette saygıda da israf. Biz Peygamberimize, Aleyhissâlatü Vesselâm onca muhteşem, hürmet ve saygıyı gösteririz. Ama, abartır da, Allah’ın oğludur haşa dersek, Cehennemi boylarız. Bu sevgi israfı çünkü. Hristiyanların İsa aleyhisselam’a, Yahudilerin de Üzeyir aleyhisselam’a yaptıkları gibi. Abarttılar, israf ettiler sevgiyi, ve orda boğulup kaldılar.

Avrupa Müslüman Mı Oluyor? Okunan Ezanlar Neyin İşareti?

1900 lü yılların başında Bediüzzaman Hazretleri, İstanbul’da ikamet ederken kaldığı hanın kapısına “Burada her suale cevap verilir, hiç bir sual sorulmaz.” yazısını asmış ve her çeşit âlimin her ilim dalından gelen bütün sorularına cevap vererek hayretleri celbetmişti. Her türlü ilim konusunda onunla münazara eden âlimleri 20li yaşlarında ilzam etmekteydi. Bunun üzerine âlimler, bir seyahat için İstanbul’a glen, Mısır’ın meşhur Cami-ül Ezher Üniversitesi reislerinde biri olan Şeyh Bâhit’den Bediüzzaman’la münazara edip onu ilzam etmesini istediler. Ve Ayasofya önünde bir namaz vakti çıkışı Şeyh Bâhit bir çayhaneye oturulduğunda Bediüzzaman’a hitaben “Avrupa ve Osmanlı’lar hakkında ne diyorsunuz? Fikriniz nedir?” diye sorar. Bunun üzerine Bediüzzaman: “Avrupa bir İlam Devleti’ne hamiledir. Günün birinde onu doğuracak. Osmanlılar da Avrupa ile hamiledir, o da onu doğuracak.” diye cevap verir. (Gümbürtülü orkestra müziği) Evet dünya genelinde zor zamanlar geçiriyoruz. Gözle göremediğimiz, bizden milyarlarca kat daha küçük bir virüse karşı âciz ve güçsüz kalmış durumdayız. Bütün insanlık kafa kafaya vermiş bu virüsü alt etmenin yollarını arıyor. Ama halen bir çare bulmakta zorlanıyor. Virüs Dünya’da 1 milyondan fazla insana bulaştı. Binlerce insanın da hayatını kaybetmesine yol açtı. İnsanlar evden çıkamaz oldu. Dünya’nın şekli bâriz bir şekilde değişiyor. Bir virüs adeta taşları yerinden oynattı. Belki sadece Afrika’da görülse kimse ilgilenmeyecekti. Sadece yoksul insanlara zarar verseydi kimsenin umurunda okurmuydu bilinmez. Belki de öyle olsaydı bir kaç haber bülteniyle iliştirilecek sonra her kes duyarsızca kendi dünyasına dalacak ve zevkleri kovalamaya devam edecekti. Fakat bu virüs öyle değil. Zengin-fakir ayırımı yapmıyor. Devlet idarecilerine, bakanlara, krallara da bulaşıyor. Düşünün, İngiltere Kraliçesi’ne bile bulaştı. Sanatçılaraü, futbolculara da bulaşıyor ve hatta kiminin vefat sebebi oluyor. Herkesi tehdit ettiği için âzamî önlemler alınıyor. barikatlar kuruluyor, yasaklar, kısıtlamalar hat safhaya çıkartılıyor. Ama yine de engel olunamıyor. Virüs yayılmaya devam ediyor. Bilim henüz çare üretemedi. Üsütn teknolojiler ürettiği için böbürlenen insanlığın kibri ayaklar altına düştü. Bunu gören kimi ateistler müslüman oldu. Mesela meşhur Mısır’lı ateist Ahmet Harkan’ın Müslüman olması gibi. Ve hatta çok daha şaşırtıcı gelişmeler yaşandı. Evet böylesine büyük bir musibet geldikten sonra insanlar otomatik olarak kendilerine bir dayanak noktası aramaya başladılar. Çünkü insan fıtratına verilen mekanizma, acizliğini hissettiği anda güçlü ve kudretli birisine sığınmak istiyor. Normal şartlarda gaflet denizlerinde boğulan insan acizliğini aklına getirmediği gibi kendisini de yıkılmaz zannederken musibet anında kendisine tutunabileceği bir dal arıyor. Virüs insanların akciğerlerine inerek buraya yerleşiyor ve daha sonra burada gelişerek nefes almayı zorlaştırıyor. Daha sonra da bir çok insanın boğularak hayatını kaybetmesine sebep oluyor. İşte insanlar böyle bir virüz karşısında öylesine aciz kalmaktalar ki artık ateist olan, deist olan, bir yaratıcının varlığına inanmayanlar bile ellerini açıp dua ediyor. Hani bir söz vardır ya Mustafa düşen bir uçakta ateist kalmaz diye bu da öyle bir durum işte. Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’da bu konudan şöyle bahsediyor: “Evet nev-i beşer” yani insanlık “aczi ve düşmanların kesreti (çokluğu) dolayısıyla dayanacak bir nokta-i istinada” bir dayanak noktasına ” muhtaçtır ki düşmanlarını def için o noktaya iltica etsin. Ve keza kesreti hâcat” ihtiyaçların çokluğu, “ve şiddet-i fakr “yani muhtaçlığın şiddeti “dolayısıyla da istimdat edecek bir nokta-i istimdata muhtaçtır ki onun yardımıyla ihtiyaçlarını def etsin. Ey insan senin nokta-i istinadın” yani dayanak noktan “ancak ve ancak Allah’a imandır. (gümleme sesi) Ruhuna, vicdanına nokta-i istimdat ise ancak ahirete olan imandır. Binaenaleyh, bu her iki noktada haberi olmayan bir insanın, kalbi, ruhu tevahhuş eder (korkar) vicdanı daima muazzep (azapta) olur. Lâkin birinci noktaya istinad ve ikincisinden de istimdat eden adam, kalben ve ruhen pek çok zevk ve lezzetleri, ünsiyetleri hisseder ki, hem müteselli, hem vicdanı mutmain olur. Bu virüsten şüphesiz ki en çok etkilenen konumda şu an Avrupa ve Amerika var. Bu musibetten en çok etkilenen ülkelerden olan İtalya’da İtalaya başbakanı artık işimiz yaratıcıya kaldı sözleriyle acizliğini dile getirdi. Büyük bir kesim Hristiyan olan ve bir çok ateist, deist, maddeperest insanları bulunan, hatta İslamî fobinin inanılmaz çok bulunduğu Avrupa Devletlerinde ise garip bir şekilde yıllardır minarelerden yasak olan ezanlar okunmaya başladı. (Ezan okunuyor) Örneğin en son 500 sene önce İspanya’da okuna ezan bu günlerde yeniden okundu. (Ezan okunuyor) Almanya, İtalya,Fransa , her yerden ezan sesleri yükseliyor. Hatta çok ilginç bir video var. Filistin’de bir tane Yahudi dükkanında hoparlörden Kur’an açmış dinliyor. Çok şaşıran bir Filistin’li Müslüman içeri girip “Neden Müslüman olmadığın halde Kur’an dinliyorsun?” diye sorunca. Yahudi :”Bu mübarek kelimeler Allah’tandır. Umuyorum bu kelimeler hürmetine Allah bu virüsü ortadan kaldırır.” diyor (Fonda Fatiha suresi var)) Peki neden böyle oldu? Ezan sesini yıllardır minarelerden dışarı okunmasını yasaklayan, Müslümanları hor göre, İslamfobiyi yaymaya çalışan bu devletlerde ne değişti de ezan okunur hale geldi? Çünkü “Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.” İşte bu psikolojik ve manevi yıkımdan bir çıkış arayan insanlar Allah’a karşı yöneliş gerçekleştirmeye başladı. Çünkü fıtratları bunu gerektiriyor. İnsan acizken Allah’ı daha çok arıyor. Çünkü vicdan ve kalp Allah’ı istiyor. Ruhlarındaki ve kalplerindeki açlığı doyuramayan Hristiyanlar, Yahudiler, ateistler, deistler hepsi kalplerinde bir oynama yapan, kalplerine bir ferahlık veren ezan ve Kur’an’ı fark ettiler. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir hadisinde: “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” vbuyurmuştur. İşte hadiste belirtildiği gibi her insan yaratılış itibarıyla; lekesiz, tertemiz, iman ve islama en müsait bir hüviyette doğar. Lâkin insanın başta ailesi olmak üzere çevresi ve bulunduğu muhit o temiz ve lekesiz fıtratı şekillendirmeye başlar. Ancak insanlar daha sonradan ne kadar farklı dinlere dönmüş olsalar da, kalplerini ne kadar bozmuş veya kirletmiş olsalar da temelde İslâm fıtratında yaratıldığından; ezan ve Kur’an’a yakınlaşmaya başladılar. Ve ezanlar Avrupa sokaklarında yankılanmaya başladı. İşte videonun başında da Bediüzzaman Hazretleri’nin söylediği söze tüm kalbimizle inanıyoruz ki inşallah bir gün gerçekleşecektir. Belki de bu gün gerçekleşiyor. Avrupa hamile olduğu o İslam Devletini doğuruyor. Belki de yakın zamanda doğuracak. Bizim bu noktadaki görevimiz ise Müslümanlığı doğru bir şekilde yaşayıp dünyaya örnek olmak. Eğer biz Müslümanlar olarak ihlasla ve samimiyetle İslâm yolunu gösterirsek, İslâmiyete lâyık doğruluğu yaşarsak insanlar fevc fevc yani dalga dalga, bölük bölük İslâmiyet kapısından içeri gireceklerdir. “Evet ümivâr olunuz. Bu istikbâl inkılâbatı içerisindeki en yüksek ve gür sadâ İslâmiyetin sadâsı olacaktır. (Gümleme sesi) Selametle -Altyazı M.K.

Ebu Hanzala’ya nasihat!

Hidayet mesajı okuyayım. Hem gidelim kardeşler. Yasin kardeşim sabote mi ediyorsun sohbetimi ya? 🙂 Problemin nedir kardeşim ya? 🙂 “Rüyamın anlamına bakarken karşıma çıktınız hocam.” “Önce tıklamadım.” YouTube’a giriyorsun… Biliyorsunuz YouTube’da her kanalda, her mesele var. Bu da neye girmiş bu kardeşimiz? Rüyasının anlamına bakmak için girmiş. Bizim rüya sohbetimize denk gelmiş. Bakmış şöyle tipimize… “Önce tıklamadım.” “Cübbeli’yi dinledim.” Cübbeli Ahmet Hoca’yı söylüyor. “Çünkü herkes sizi kötülediğinden dolayı korktum.” Sübhanallah, beni kim kötülüyor ya? Kardeşim, bizi şu beş sınıftan başkası kötülemez: Bir, Mealciler. Muhammed bize hitap etmiyor, biz sadece Kur’an mealine, hocamızın yazdığı Kur’an mealine bakarız, diyen reformistler. Bunlar bizi kötüler. İki, Vehhabi Seleficiler, DAEŞ’çiler. Bunlar bizi kötüler. Üç, Şia. Kur’an eksiktir diyen, sahabilere kâfir diyen, on sahabi hariç binlerce sahabenin hepsi münafıktır, kâfirdir diyen Şia, bana düşmandır. Dört, Fetöcüler. Bunlar bana düşmandır. Çünkü biz 2010 yıllarında bunlara reddiye yapmaya başladık. Yahudi, Hristiyanlar cennete girecek dediği anda biz şüphelendik. Burada ciddi problem var, Kur’an’ın bir kısmını reddetme var, Muhammed Aleyhisselama yalancı deme, var olduğundan dolayı biz reddiye yapmaya başladık. Oradan itibaren bize kafayı taktılar. Fetöcüler bize düşmandır. Dört tane düşman. Beş, komünistler, ateistler, faşistler. Bunlar bize düşmandır. Bunlardan başka, Ehli Sünnet olan bütün Müslümanlar bizi sever. Dostlarımızın sayısı çok fazla, düşmanlarımızın sayısı azdır. Ama devamlı surette plan kuruyorlar. Herhâlde bu düşmanlar dediği bunlardan bir tanesidir. Vehhabiler mesela benim hakkımda video yapmışlar iki üç tane video yapmışlar. Müşrik hoca, laik hoca, demokratik hoca gibi video yapmışlar. Allah Teâlâ aldı bunların hocasını, hapse attı. Ve daha dünyadayken öyle bir rezillik verdi ki bunların hocasına… Bunların hocası ne dedi? Bu ülkede memur olan, bu ülkede askere giden, bu ülkede vergi veren ne kadar insan varsa hepsi müşriktir, hepsi kâfirdir. Yetmiş milyonun tamamına kâfir dedi. Allah ne yaptı? “Avukat olursan kâfirsin, hâkim olursan kâfirsin, polis olursan, asker olursan kâfirsin, ehliyet alırsan kâfirsin…” dedi bunların hocaları. Allah ne yaptı? Allah bir adamın helakini dilerse daha dünyada rezil eder. Bu adam, gitti hapse girmemek için avukat tuttu. Oğlum sen demiyor musun avukat kâfir, avukat müşrik? Avukata vekâlet verdiğin zaman kâfir olursun fetvasını sen verdin mi vermedin mi Vehhabi? Verdin. Daeşliler benim kardeşim dedin mi demedin mi? Dedin. Kerem Hoca müşrik, kâfir; Daeşliler senin kardeşin he. Dünyada Müslüman kesmekten, Yahudi ve Hristiyan’a hizmet etmekten başka, tek hiçbir gayesi yok. DAEŞ… Amerika’nın ve Yahudilerin, İngilizlerin yarattığı yeni bir Frankenstein. DAEŞ… Bunlar senin kardeşin; Biz, kelleyi koltuğa almışız 20 senedir İslam’ı anlatıyoruz, nasıl insanları cehennemden kurtarırız bunun planını yapıyoruz, ben müşrik. Allah, adamı daha dünyada rezil eder, yerin dibine sokar. Gitti avukata para verdi, “müşrik avukat kardeş beni kurtarır mısın?” dedi. Kurtarabildi mi? Kurtaramadı. Cezaevinde. Allah Teâlâ hidayet nasip etsin. Beddua etmiyorum. Onlar bize küfrediyor, biz onlara hidayet diliyoruz, hidayet duası yapıyoruz. Onlar bize lanet okuyor, biz onlara hidayet duası yapıyoruz. Allah Teâlâ bu kardeşime, bidat ehli olmasına rağmen Müslümandır, kardeşimdir, Orada, o dört duvar arasında hidayet nasip etsin. (Âmin) Şu kalbindeki Müslümanlara olan düşmanlığı, ümmet-i Muhammed’e olan düşmanlığı gidersin. (Âmin) Kinini yok etsin. (Âmin) Tekrardan on dört asırlık ana caddeye, ehlisünnet ve’l-cemaate döndürsün. (Âmin) Yahudi’nin, Hristiyan’ın kölesi olmaktan kurtarsın bu kardeşlerimizi. (Âmin) Kardeşim, biz sizin kurtulmasını istiyoruz ya. Fena mı olur o üç tanrıcılara köle olmaktan kurtulup da, Allah ve Resulüne itaat etmeniz, fena mı olur. Safları sıklaştırırız, gücümüz, kuvvetimiz artar. Ama üç tanrıcılarda para var, üç tanrıcılarda güç var. “Onlar bizi destekliyor, yerlerimizi tutmamız için kiralarımızı üç tanrıcılar veriyor.” diyorsunuz, onları destekliyorsunuz, bize kâfir diyorsunuz. Bunlar bize düşmandır. Bize, Ehli Sünnet olan kimse düşman olmaz. Bütün cemaatlerden hayır dua alıyorum. Bizim derviş kardeşlerden daha fazla etrafımdaki insanlar, sohbetlerimi izleyen insanlar bana dua ediyor. Allah hepsinden razı olsun. (Âmin) “Herkes sizi kötülediğinden dolayı korktum fakat sonra devamlı ve devamlı karşıma çıktığınız için videolarınızı izlemeye başladım.” Zorlen, zorlen… 🙂 Benim videolar devamlı çıkıyor orada karşısına. “Ya kim bu ya, tamam be…” en sonunda tıklamış bir tane. Zaten tıklayış, o tıklayış. Beni bir kere tıklarsan, daha bırakamazsın canım. Kardeş ne diyor? “En sonunda tıkladım hocam.” diyor. Sübhanallah. “Dini videolar izlediğim için konuşmalarınız çok akıllıca. Zaten örnekleriniz de harika. Allah sizden razı olsun hocam. Sizden öğrendiğim her bilgiyi aileme anlatıyorum. Çok memnun kaldım. Allah sizden razı olsun.” Kardeşim Allah senden razı olsun. Bak, şimdi bu kardeş önce bir toparlanmış, bir şekil değişimi olmuş, İslamiyeti yaşamaya başlamış, orada kalmamış artık bir davetçi… Ben halife olmak istiyorum diyor. Allah’ın, Rasulünün ve Kur’an’ın yeryüzündeki halifesi olmak istiyorum diyor. İslam davetçisi… Efendimiz Aleyhisselam buyurdu: “İslam davetçisi Allah’ın, Peygamberin ve Kur’an’ın yeryüzündeki halifesidir.” İşte sana halife olmak için bir yol. Öğrendiğin her şeyi komşuna anlat, arkadaşına anlat, pes oynadığın arkadaşına anlat, işe beraber gittiğin dostuna anlat, eve git hanımına anlat… Kapat o diziyi televizyondaki; tak kumandayı al, diziyi kapat. Hızlı bir şekilde, hızlı bir el hareketiyle pilleri çıkart. Tık tık tık. “Hay Allah ya bak pillerde… Neyse kapatalım” de. Bir numara yap ya, her şeyi ben mi öğreteceğim ya. Kapat o televizyonu, öğrendiğin meseleleri anlat. Anlattığın zaman sen Allah’ın ve Resulünün yeryüzündeki halifesi olursun. Bu kardeş de ne yapmış? Sadece öğrenmekle kalmıyor, öğrendiğim her şeyi diyor aileme anlatıyorum. “Recep bak, bugün şöyle öğrendim, hoca böyle anlattı falan dur şu videoyu izleyelim ya.” Oyun videosu izleyeceğine arkadaşına bizim videoları seyrettiriyor. Bu sefer o da bağımlı oluyor. İslam ilimleri öyle bir şeydir ki, öyle bir bağımlılık yapar ki bunun sonu yok. Devamlı daha fazlasını istersin. Dur şu kitabı da okuyayım, dur bu sohbeti de seyredeyim, dur şu bilgiden eksiğim, bunda da kendimi geliştireyim. Hep daha ileriye gidersin. Biz sekiz yaşında bu ilimleri okumaya başladık. Ve okudukça, öğrendikçe cahilliğimiz daha fazla arttı. Anladık ki biz olayın daha içine dahi girememişiz. İslam ilimleri çok derin bir okyanus, bize Allah’ın verdiği bir damla. Yirmi senedir ben o bir damlayı anlatıyorum, daha hâlâ bitiremedim, ikinci damlaya geçemedim. O kadar, o kadar derin bir damla ki, daha hâlâ o damlayı anlatıyorum. Ve her sohbetimde başka başkadır. Hep başka ayetleri anlatırım, hep başka hadis-i şerifleri zikrederim ve bitmez. Allah’ın ilmi; denizlerin tamamı mürekkep olsa, ağaçların tamamı kalem olsa Allah’ın ilmini yazarak bitirecek değildir. Mevlâ Teâlâ Hazretleri ibret almayı, idrak etmeyi, anlamayı bize nasip etsin. (Âmin) Âmin ya Muin. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana, belki sen kavuşursun biz varamadıksa da. Kardeşler, ben buna karşılık bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Velhamdülillahi Rabb’il âlemîn el-Fâtiha.

Kızını Hristiyana ya da Yahudiye veren Müslüman kafir olur!

Bu akşam inşallah İmam Rabbani Hazretleri’nden, Mektubat isimli eserinden, 23. mektubunu okuyacağız. Mektuba konu olan ayet-i kerimeyi başa aldım, ayetle giriş yapacağız yine. Peşinden mektuba başlayacağız inşallah. Allah Teâlâ feyzimizi, bereketimizi bol kılsın. (Amin) Şuradan, kapıdan çıkarken kalbine bir şey doldurmadan, bir şeyler almadan, çantasını doldurmadan çıkan kullardan etmesin bizi. (Amin) Amin ya Muin. Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm. Allah’ımız buyurdu: “İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin.” (Bakara, 221) Şimdi, bir kadın gördün mahallende. Evlilik niyetin var. İki şekilde bu kadınla beraber olursun. Ya aileni araya hiç dahil etmezsin, flört dönemi yaşarsın. Bu haramdır. Şeytanın destur verdiği bir dönemdir bu. Şeytanla beraber hareket edersin ve nefsini tatmin edersin. İki, aileni olaya dahil edersin. Dersin ki: “Mahallemde bir kız gördüm, bir soruşturun. Talibi var mı, nişanlılığı, sözlülüğü var mı? Evlenmek istiyorum.” dersin. Bu, İslam’a uygun olan yöntemdir. Aracı koyarsın. Şimdi, bir kız gördün mahallende fakat kız deist! Çok güzel, kız çok güzel ve çok beğendin. Ama kız deist. İslamiyet’te, kâfir olan bir kızla; deist olan, ateist olan, Budist olan bir kızla evlenmek helal midir kardeşler? Haramdır! Yahudi ve Hristiyan kızlar ile evlenmek helaldir. Kardeş buradan karıştırdı. Yahudi ve Hristiyan kızlarıyla evlenmek mekruhen bile olsa helaldir. Ama bu iki tane şeriatın dışında; deist, ateist, Budist, agnostik… Ne olursa olsun, hiçbirisiyle evlenmek helal değildir. Bunlara müşrikler denir Kur’an’da. Müşriklerle evlenmek bize haram kılınmıştır. Kadınlar için ne geçerli? Kadınlarımız için de, Müslüman kadınları için de Yahudi ve Hristiyan bile olsa erkeklerle evlenmek haram kılınmıştır. Bir adam; kızını bir Hristiyan ile evliliğe verdiği anda, bu artık günah olmaktan çıkar, küfür olur. Bir Yahudi’ye gelin olarak verdiği anda günah olmaktan çıkar, küfür olur. Neden böyle olur kardeşler? Çünkü bu adam, kızını bir Yahudi’ye veriyor. Bunun normal ve meşru olduğunu düşünerek veriyor. Bu nikah geçerlidir, diyor. Yahudi mahudi bakmam ben! Kızıma geldi talip oldu, evlendi diyor. Ama Allahü Teâlâ bu kitapta; kadınlarımızın, Müslüman kadınlarının Yahudi ve Hristiyan erkeklerle evlenmesini haram kılıyor. Bakın erkeklere bir ruhsat var. Yahudi ve Hristiyan kadınlarla evlenebilir mekruhen bile olsa. Neden? Çünkü soy erkekten devam eder. Lider hep erkektir. Dünya kurulalı beri, ilk insandan beri bütün dünyada lider erkektir. Aile erkek kanadından devam eder. Bundan dolayı çocuğun gayrimüslim olma ihtimali çok düşüktür. Ama Müslüman kadın gayrimüslim olan bir erkekle evlendiği zaman çocuğu kaybeder. Baba ne diyorsa o olur. Çocuk ya kiliseye gider ya havraya gider. Dolayısıyla, Allahü Teâlâ Hazretleri, ayetin başında bize neyi yasaklıyor? Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenemezsiniz, diyor. “…Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mümin bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır.” (Bakara, 221) Bak, o kadını çok beğendin. Mahallendeki o deist kız var ya, bayıldın kıza! Hocaya da sordun fetvasını. Hoca sana dedi ki: “Bu haramdır, evlenemezsin kardeşim.” Harama helal dediğin anda; evlendim, meşru bir nikah kıydım dediğin anda da kâfir olursun. “Ama hocam çok güzel. Ben böyle bir güzellik hayatımda görmedim, evleneceğim.” Ee bana niye sordun kardeş o zaman? Niye sordun? Bak Allah’ın ayeti böyle söylüyor, evlenemezsin diyor. Mahallende gördüğün o kız var ya, o aç kız, o fakir kız… Allah Teâlâ cariye diyor. Cariye ne demek? Cariye… Savaş yapılmış, kâfirlerin kadınları alınmış savaş esiri olarak. Ee kadınlar sokakta kalmasın diye; her aileden bir erkeğe, bir köle olarak, bir hizmetçi olarak o eve konuluyor. Ortada bırakılsa ne olur? Geçinmek için ne yapar bu kadın? Yapabileceği tek şey vardır. Sanatı falan da yok. Kendisini satmak zorundadır. Fuhuş artmasın diye İslamiyet’te cariye statüsü vardır. Köle kadın… Bir de köle erkek vardır. Bu da yine bir ailede; her köle erkek, bir ailede kalır. Ve kölenin sahibi; bu kölenin, bu hizmetkârın bütün ihtiyaçlarını kendi giydiğinden ve kendi yediğinden karşılamak zorundadır. Şimdi Allah’ımız ne buyuruyor? Mü’min bir cariye, Mü’min bir köle o gördüğün çok güzel kızdan senin için daha hayırlıdır. Sen git, bu fakir olan kızı al. Devam ediyor ayet: “…İman etmedikleri sürece, Allah’a ortak koşan erkeklerle kadınlarınızı evlendirmeyin.” (Bakara, 221) Şimdi geldi mahallenin en zengin adamı. Ama adam Hristiyan, senin kızına talip oldu. Bu ülkede olmadı mı bu? Hristiyan bir tane profesörle kızı evlendirdiler. Bu diyalogcular grubu, fetö grubu. Bütün televizyonlar çalkalandı. Zaman gazetelerinde, onların kendi gazetelerinde koca koca manşetler çıktı. Artık devir değişti. Bu bir devrim! Neymiş devrim? Bir profesör varmış Harran’da, Urfa’da. Profesör hem Hristiyan’mış hem Müslüman’mış. İki dinliymiş! Cuma günü namaza gidiyormuş, pazar günü kiliseye gidiyormuş. İki dinli olur mu kardeşler bir adam? Ya ben size soruyorum. Bir adam hem Fenerli hem Galatasaraylı olabilir mi? Mümkün mü böyle bir şey? Bak bu ülkeyi tamamen gez. Ben hem Fenerliyim hem Kayserisporluyum diyen duyabilirsin. Ama ben hem Fenerliyim hem Galatasaraylıyım diyeni duyamazsın! İki dinli gibi bu, yani mümkün değil! Bir adam hem Müslüman hem Hristiyan ya da hem Müslüman hem Yahudi olamaz! Tahrif edilmiş şeriatlar… Ve senin şeriatını kabul etmiyor. Senin peygamberini kabul etmiyor. Senin Allah’ını bile kabul etmiyor. Onların Allah’ı biraz daha farklı. Çocuğu var ve karısı var! Yahudilerin Allah’ı da çocuğu olan bir Allah. Haşa ve Kella! Allah’ımız bunların hepsinden münezzehtir. Şimdi kardeşler, kızlarınıza o mahalledeki zengin Hristiyan geldi, talip oldu. Sen de ne yapacaksın? Hemen akraban yanına gelecek. “Ya böyle kısmet bir daha ele geçmez. Sen bu çocuğa ver. Kızın kraliçeler gibi yaşar. Dizilerde gördüğün o kızlar var ya, aynı onlar gibi yaşar.” dediler. Sen ne yapacaksın? “Kızımı ben buna verirsem bu Hristiyan’a, kâfir olurum. Şurada yaşayacağım yirmi otuz sene daha. Yirmi otuz sene sonra belki damadın yardımlarıyla iyi yaşayabilirim ama ebedi olarak cehenneme gitme durumu var. Ben niye ahiretimi küçük bir dünya menfaatine satayım ki!” Sen eğer Müslümansan imanın burada ortaya çıkacak. Sen eğer kalibren zayıfsa, kalibren düşükse yan çizeceksin, yalpalayacaksın! Senin nerede imanın ya? Allah’ımız devam ediyor: “…Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır.” (Bakara, 221) O hizmetçi var ya, o köle Müslüman ama. Geldi senin kızına talip oldu. Müslüman olduğu için kızını buna verebilirsin. Korkma! Ama diğer adam ne kadar zengin olursa olsun, imanı kaybetme durumu var.

Muaz bin Cebel, Peygamberimize secde etti! – Allah’ın rızası kocanın rızasındadır hadisi

Rasulullah Aleyhisselam başka bir hadiste bunu şöyle anlatıyor: “Men teşebbehe bi-kavmin fe-hüve minhüm.” “Kim bir kavme benzerse o da onlardandır.” O da onlardandır! Sen istediğin kadar de ki: “Ben Hindulara benzemiyorum. Ben Hindu değilim, ben Müslüman’ım.” de. Ama Kurban Bayramı’nda aldığın, kesmek için aldığın o kurbanlık hayvana git ve hürmet et. Tıpkı onların yaptığı gibi şakacıktan da olsa biraz eğil. Kime benzemiş olursun? Hindulara benzemiş olursun. Dininden teberrî ediyorsun, ayrılıyorsun. Kim bir kavme benzerse o da onlardandır. Bunu başka bir hadisle teyit edeceğim. Hazreti Muaz, Allah ondan razı olsun. (Amin) Rasulullah’ın Şam’a vali tayin ettiği müçtehit bir sahabi, sahabenin âlimlerinden. Rasulullah’ı özlüyor. Sallallâhu aleyhi ve sellem. Geri dönüyor. Döner dönmez, Peygamberimizi görür görmez secdeye kapanıyor. Kime karşı? Peygamberimize karşı. İslam’da insana secde etmek caiz midir? Hayır! Eski kavimlerde vardı. Yusuf Aleyhisselam zamanında babası, anası ve kardeşleri, Allah’ın peygamberine secde etti. O şeriatta helaldi. Ama bizim şeriatımızda bu kaldırıldı. Hazreti Muaz gibi bir sahabi kime secde ediyor? Gelir gelmez Rasulullah Aleyhisselam’a secde ediyor. Efendimiz Aleyhisselam irkiliyor. Diyor ki: “Ya Muaz, sen ne yapıyorsun?” “Ey Allah’ın Rasulü ben Şam’da valilik yaparken Hristiyanların, büyük âlimlerine böyle hürmet ettiğini gördüm.” Dedim ki: ‘Bunlar dini tahrif etmiş, bozmuş âlimlere bu kadar hürmet ediyorsa, secde ediyorsa; bizim, yeni şeriat getiren, vahiy alan peygambere secde etmemiz lazımdır.’ diye düşündüm ve geldim sana secde ettim.” Rasulullah Aleyhisselam kolundan tuttu ve şöyle dedi: “Sakın bir daha bunu yapma! Allah’a yemin ederim ki eğer bir insanın bir insana secde etmesini emretseydim, kadının kocasına secde etmesini emrederdim. Çünkü kocanın rızası, Allah’ın rızasıdır. Bir kadın için kocanın rızası Allah’ın rızasıdır. Koca, hanımı deve üstünde olsa dahi nefsini hanımından istese hanımı, deveden inip kocasına nefsini vermek zorundadır.” Bu hadisi söylerken ne buyuruyor? Nefsim yedi kudretinde olan Allah’a yemin olsun ki… Yeminle söylüyor. Kütüb-i sitte hadisidir. Kardeşler, kime benzedi Hazreti Muaz? Hristiyan papazlarına benzedi. Hemen kim ikaz etti onu? Rasulullah Aleyhisselam ikaz etti. İslamiyet’te, insana bırak secde etmeyi, rükû etmek bile caiz değildir. Yani eğilmek caiz değildir. Eğer bunu hürmet etme niyetiyle yaparsa haram olur. İbadet niyetiyle yaparsa… Bu adam çok kutsal bir mürşit, büyük bir veli, bir Allah dostu yahut bir aşık… Ben bunu ibadet olsun diye yapıyorum, diye secde ederse, rükû ederse ne oluyor? Haramlıktan çıkıyor, kâfir oluyorsun. Ef’âl-i küfürdendir. Şu hâlde, benzemeyeceksin. “Kim bir kavme benzerse o da onlardandır.” hadisi işte bundan dolayıdır.

Survivor rezaleti! – Aç kalan yarışmacılar timsah yedi!

İngiltere’nin Survivor’ında nesli tükenen timsahı yediler. Şimdi biliyorsunuz dünyanın Survivor denilen yaşama iç güdüsü denilen bir yarışma programı var. Bizim ülkemizde de var. Gençlerden bir tanesi aldı ülkemize getirdi. Getirmez olaydı! Allah ona hidayet versin. Çünkü bu yarışma rezalet bir yarışmadır. Ahlaksızlığı deşifre eden, insanların aklına gözlerine ve kalbine ilka eden bir yarışmadır. Kızlar erkekler çırılçıplak! Bir adaya koyuyorlar. Yemeği çok kısıtlı veriyorlar. Ve diyorlar ki bu adada siz Hindistan cevizleriyle şöyle böyle geçineceksiniz. Birer pike vereceğiz üstünüze. Geceleri üşüdüğünüz zaman kızlı erkekli sarılın yatın. Sıcak sıcak idare edeceksiniz diyorlar ve bazı yarışmalar yapıyorlar. Yarışmayı kazanan gruba yemekler veriyorlar giysiler falan veriyorlar. İşte kazandığı zaman yarışmayı erkekler ve kızlar ne yapıyor? Sarılmalar öpüşmeler yakınlaşmalar! Kızlar çıplak, erkekler yarı çıplak! Bunların tamamı İslam’a aykırıdır. Ama bunlar ne yaptı? Kâfirlerin icat ettiği bu yarışmayı aldılar getirdiler buraya koydular. Resûlullah Aleyhisselam bunu nasıl anlatmıştı 14 asır önce? “Onlar kertenkele deliğine girse siz de gireceksiniz.” İnsan kertenkele deliğine girer mi? Ama Efendimiz Aleyhisselam buyuruyor ki: Onlar girse siz de peşlerinden gireceksiniz. Çünkü taklit! Sizde onları taklit çok kuvvetlenecek. Hayatınızı buna endeksleyeceksiniz. Gavur ne yaptı biz de aynısını yapalım diyeceksiniz. Sahabe sordu. Ey Allah’ın Resulü bu dediğin onlar Yahudi ve Hristiyanlar mıdır? Peygamberimiz şöyle buyurdu. Ya kimler? Başka kimler? Onlar! Bu yarışmaları alıyorlar getiriyorlar buraya. Şimdi o yarışmadan bir haber. İngiltere’de yayınlanan Survivor’da yarışmacılar nesli tükenmek üzere olan bir timsahı pişirip yedi. Kanibalizm. Bunlar aşırıya gitmiş. Artık demek ki yarışmaları kazanamaya kazanamaya üst üste aç kalmışlar. Bir adam aç kaldığı zaman ne yapar? Ya insan yer ya eşek at köpek falan yer. Timsah yiyeni de ilk defa duyuyorum. Bunu da söyleyeyim yani. Bunların gözü dönmüş. Timsaha dalmışlar. İngiltere’nin Channel 4 kanalındaki Survivor konseptinde Bear Grylls ile Ada isimli programda, Issız adada hayatta kalmaya çalışan erkekler açlıktan bir timsahı yakalayıp pişirdikten sonra yedi. Kim bilir bunların görüntüleri var mıdır internette bilmiyorum. Ama nasıl yakalamışlar o timsahı? Nasıl o tehlikeye göğüs germişler anlamadım. Program tepki topladı. Ancak o timsah nesli tükenmekte olan bir tür olduğu için Koruma altında bulunan Amerikan timsahı olunca programa büyük tepki geldi. Önemli bir timsahmış bu kardeşler. Sıradan timsahlardan değil. Önemli! Amerikan timsahı! Hayvan be kardeşim ya! Hayvan ya! Tasvip ettiğimden değil yani normal gördüğümden değil. Timsah yemek caiz de değil. Vahşi bir hayvan! Ama adamlar aç kalmış gözü dönmüş. O meşhur hamburger firmasının da gözü dönmüş. Boyuna millete at eti yedirmişler. Ortaya çıktı şimdi. Bak o hamburger ikram edenler! Hocayı hamburgerciye çağıranlar dikkat edin! At eti mekruhtur. Bizi hamburger dükkanına çağırmayın. Adam resmen açıkladı ya! Çok faydalıymış diyor. Bir de gaz veriyor. At eti çok faydalıymış sağlığa çok yararlıymış. At eti bu ya! Normal bir insan at eti yemez eşek eti yemez. Zaten at eti var diyorsa muhakkak içinde eşek eti de vardır. Muhakkak! Yakın der birbirine. Fetva oradan verir kafasından. Eşeği de atı da dümdüz içine koymuştur. Ateş sizi çağırıyor kardeşler. Ateş sizi çağırıyor! Avlanması kesinlikle yasak olan timsahla ilgili kanal yetkilileri pişman olduklarını! Ancak adada programdan önce yapılan araştırmaya dayanarak Amerikan timsahının yaşadığına dair önceden bir bilgileri bulunmadığını açıkladı. Çok pişman olmuşlar. Çok üzülmüşler. Ama en sonunda açıklamışlar: Biz araştırma yaptık. Ne timsah gördük ne başka bir şey gördük demişler. Böyle bir olay! Kardeşler bak uyarıyorum! Aranızdan bu yarışma programlarına bu kadınlı erkekli çıplak yarışma programlarına katılmak isteyenler varsa rica ediyorum! Yapmayın kardeşim! Yapmayın! Orada bir yarışma kazanırsınız kaza bela. Kızlar gelir size hadi bir çak falan der. Her şey zaten çakla başlar. Çak! El ele çakmalar başlar. Ondan sonra futbolcuların yaptığı gibi kalçalara çakmalar başlar. Kalçaya çakma başladığı zaman tehlike var. Sana fena çakacaklar demektir. Kardeş! Böyle bir şey yok. Sonra sarılmalar öpüşmeler sonra birbirlerinin arkasından gıybet yapmalar! Bak bu yarışma programlarında reytingi en çok arttıran şey ne? 2 tane adam toplanıyor öbürsüne kulis yapıyorlar. Oradan da 3 kişi toplanıyor bunlara kulis yapıyorlar. Kameralar geliyor onun hakkında ne diyorsun diyor. Bunlar diyor ki bunun hakkında şunu diyorsun! O böyle yaptı biz şöyle yaptık ama şimdi planımız şu. Devamlı bir fitne! O onun hakkında kötü konuşsun bu bunun hakkında kötü konuşsun. Düşmanlık ortaya çıksın. Düşmanlık çıktığı zaman ne oluyor? Reyting oluyor. Reyting! O bakıyor cebindeki parayı doldursun. Sen ona düşman mı olmuşsun. Kalbin kirlenmiş mi? Gıybet ölü kardeşinin çiğ etini yemek gibidir bunlara bakmaz ki o. O bakıyor parası dolsun. Çıplak kızla ilişki mi yaşamışsın? Bunlara bakmıyor bunlar. Başka bir programında bunların ne oldu? Kızla erkek ilişki yakın bir ilişki. Bir yakın bir ilişki halindeyken rezil oldular. Kadınla erkeği bir eve kapatırsan ne olur? Ateşle barutu yan yana koyduğun zaman ne olur? Otururlar felsefe konuşurlar. Ateşle barut felsefe konuşur mu ya? Ateşle barutu yan yana getirdin mi patlama olur başka bir şey olmaz. Kadınla erkeği yan yana koydun mu cinsellik ortaya çıkar. Başka bir şey çıkmaz. Bu ilahi kanun böyledir. Ama sen ne yapıyorsun? Allah’ın kanununa karşı geliyorsun. Biz kadınlara böyle bakmıyoruz. Yalancısın! Kadına baktığın zaman kadınlığına bakarsın ilk olarak bakış budur. Bir erkek bir kadına önce nasıl bakar? Kadınlığına bakar. Bu bir kadındır. Okula gittin ve bir öğretmenin var sen ona bir öğretmen olarak bakmıyorsun. Kadın bir öğretmen olarak bakıyorsun. Önce kadın o. Sonra öğretmen. Kadın da erkeğe böyle bakar. O önce bir erkek. Allah bizi birbirimize düşkün yarattı. Bu Allah’ın sistemi. Bunu inkar edemezsin. Yok biz görmezden gelelim bunu. Çağdaşlık çağdaşlık diye diye zinâkâr bir nesil yaptınız. Zinâkâr bir nesil! Bana ne mesajlar geliyor. Ne mesajlar! Her hafta 2 tane kızla buluşurum 3 tane kızla buluşurum! Ben nasıl kurtulacağım hocam. Bu mesajlar bana geliyor. Sadece iyi mesajları yayınlıyorum ben. İşte şöyle değiştim şöyle yaptım. Bir de değişemeyenler var! Yardım istiyor toparlanamıyor. Bunları yayınlamıyorum moraliniz bozulmasın diye. Günahlarını açıklayanlar. Kardeşler! Buradan uyarıyorum! Günahlarınızı açıklamayın şahit tutmayın. Bize sadece günahlarım büyüktür deyin. Anlarız biz onu. Çok günahım var de biz anlarız onu. Sen detay verme! Açıklama! Çünkü şahit tutuyorsun bizi. Yapma bunu! Ben sana dua ederim. Allah seni affetsin diye ama detay verme açıklama günahı! Kurtulmak için biz sana bir sürü yol anlatırız. Allah ne buyurdu? Resullullah ne buyurdu? Sahabeler ne anlattı? Bunları söyleriz. Allah Teala Hazretleri bu ümmeti kurtarsın.

Allah, U dönüşlerini sever! – Nasreddin hoca ve üç papazın münazarası?

Bizim Allah’ımız ani dönüşleri çok sever. O kadar çok sever ki Hristiyanlıktan yahut da Yahudilikten İslam’a dönen bir adamı ne yapıyor Allah? Sıfır yapıyor sıfır! Yaptıkları iyiliklerin tamamını amel defterine yazıyor, yaptıkları kötülüklerin tamamını siliyor. Eğer o kötülükleri bir daha işlemeyeceğine dair o kul söz verirse günahların tamamını ne yapıyor? Sevaba tebdil ediyor. Kur’an bunlarla dolu, bu ayetlerle dolu. Allah U dönüşlerini sever. Sen de eğer böyle bir U dönüşü yaparsan, daim olduğun kötülük ve günah ne nispette olursa olsun… Allah’a U dönüşü yap. Geç değil! Nefes alıyorsun, aklın başında, yaşıyorsun ve hayatını kazanabiliyorsun. Şu hâlde Rabb’ine ellerini aç ve ona doğru koş. Şu kudsi hadis aklından çıkmasın. “Kulum bana bir karış gelirse ben ona bir kulaç giderim.” Kulaç kolları açma mesafesi demektir. Bir karış, bir kulaç… Yani kuldan çok küçük bir hareket Allah’tan çok büyük bir hareket demektir. “Kulum bana bir adım atarsa ben ona on adım atarım.” Hadisi kudsi devam ediyor. “Kulum bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” Allah böyle diyor. Kul diyor ki: “Ben Allah’a gidemem, yüzüm yok.” Sen hangi Allah’a iman ettin Müslüman, hangi Allah’a? Hristiyanların dönüşünden bir örnek vereyim. Selçuklu zamanında… Sultan Alâeddin, Allah ondan razı olsun. (Amin) Şimdi bizim atamız kimdir? Osmanlı. Osmanlı’dan önce kim vardı? Selçuklu. Toplamı kaç sene 950 sene. 940, 950 sene civarı bu ikisinin var oluşu. İslam’a sahabelerden sonra en çok hizmet eden iki kavim kimdir? Selçuklu ve Osmanlı. Resulullah ve sahabeden sonra en çok İslam’a bu kavimler hizmet etmiştir. Şimdi Selçuklu zamanında, Sultan Alâeddin zamanında yaşayan bir derviş var. Kim bu? Nasreddin Hoca. Allah ondan razı olsun. (Amin) Bu dönemde Hristiyan papazları, Hristiyanlığı tebliğ etmesi için Anadolu’nun her köşesine papazlarını gönderiyorlar, rahiplerini gönderiyorlar. Ve onlara kimsenin cevap veremeyeceği afaki bazı sualler öğretiyorlar. Gittiğiniz her yerde âlimleri çağırın, o beldenin ilim ehlini, hocalarını çağırın ve bu sualleri sorun. Cevap veremeyecekler. Siz de halka şunu söyleyeceksiniz: “İşte bunlar bu kadar bilgisiz insanlar. Bunları takip etmeyi bırakın. Hristiyan olun.” Nereye gitseler bu adamlar bu felsefeyle hareket ediyorlar. Ve oranın, o beldenin hocalarını, âlimlerini susturuyorlar. Nasreddin Hoca’nın beldesinde bulunan bir adam diyor ki: “Bunların hakkından gelse gelse bizim hoca gelir. Bizim hocayı bunların karşısına çıkartalım.” Üç papaza diyorlar ki: “Bizim bir hoca var, o sizinle görüşecek. Sizin soracağınız soruların cevabını o verecektir.” Papazlar diyor ki: “Tamam neredeyse gelsin.” Hoca bir geliyor, eşeğe ters binmiş. Bir adam eşeğe ters biner mi? Normal bir adam binmez. Bu anormal bir adam. Bu bir derviş olduğu için hikmetler fışkıran bir adam. Sadece İslam’ın şeriatını bilmiyor, derin manalara da vâkıf. Tasavvuf yoluna girdiği zaman bir adam Ebu Bekirleşir, Ömerleşir, Osmanlaşır, Alileşir. Allah onlardan razı olsun. (Amin) İlmin derununa vâkıf olmaya başlar. Sonra etraftaki insanların garip gördüğü şeyler söylemeye başlar. Çok derin sözler sarf etmeye başlar. Buna hikmet denir. Resulullah Aleyhisselam bunu nasıl tarif eder? Bir kulun az konuştuğunu ve insanlardan uzaklaştığını görürseniz ona yakınlaşın. Çünkü ona hikmet telkin ediliyor. Hikmet… Gizli bilgi. Allah’ın direkt onun kalbine verdiği ilham. Tıpkı bir arıya verdiği gibi, bir karıncaya verdiği gibi. Şimdi hoca eşeğe ters binerek geliyor. Papazlar tabii gülmeye başlıyor. “Bu adam mı sorularımıza cevap verecek ya?” “Siz karışmayın. Sorularınızı aklınızda kurun, hoca şimdi gelsin soracağınızı sorun.” diyor. Hoca geçiyor karşısına, eşeği de yanında. Papazlardan bir tanesi ön tarafa çıkıyor. “Hoca! Hangi beldenize gittiysek, hangi âliminizle konuştuysak bize cevap veremediler. Sana bir iddiada bulunuyoruz. Eğer suallerimize cevap verirsen biz Müslüman olacağız. Suallerimize cevap veremezsen sen Hristiyan olacaksın.” Şimdi burada şart var. Ehli sünnet akidesinde, imanda şart mevzubahis mi? Yani şunu bana bulursan ben Hristiyan olacağım derse bu adam ne olur ehli sünnet akidesinde? Kâfir olur. Çünkü şart koştu. Sapık hocalardan, mezhepsizlerden bir tanesi ne yaptı televizyonda? “Bu Kur’an’da İsa Aleyhisselam’ın ineceğine dair bana bir tane işari bile olsa ayet söyle, ben Hristiyan olacağım.” dedi. Bunu dediği anda ne oldu? Kâfir oldu. İsa Aleyhisselam’ın ineceğine dair bir tane değil, iki üç tane ayeti kerime vardır. Ehli sünnet âlimleri bunu açıklamıştır. Hadislere hiç girmiyorum. Bunlar zaten Resûlullah’ı kabul etmediği için hadislere girmiyorum. Ben sadece ayetlerden bahsediyorum. Benim gördüğüm üç ya da dört tane ayeti kerimeyi şerh etmişler. Bu ayetler İsa Nebi’nin tekrardan nüzul edeceğine, vazifesine başlayacağına, Muhammed Aleyhisselam’ın ümmeti olarak geleceğine işarettir, diyorlar. Bu ne diyor Hristiyan’a? “Hristiyan papazla konuştum.” diyor bu sapık hoca. “Bir tane işari bile ayet bulursanız bu Kur’an’da İsa Aleyhisselam’ın ineceğine dair, ben Hristiyan olacağım.” diyor. Vallahi bunu söyleyen adam gavur olur o anda. Neden? İddiaya girdi. Yani adam bulsa ne olacak, Hristiyan mı olacaksın? Hristiyan demek, ne demek? Bir Allah yok, üç tane Allah var demek! Üç Allah var demek ne demek? Şirk demek. Bunun ötesi yok, son nokta, bittin! Artık bittin. Tövbe etmeden ölürsen ayvayı yedin! Son nefesten önce muhakkak tövbe etmen gerekiyor. Papazların gayesi ne? Üç Allah var. Bütün Anadolu’yu Hristiyanlaştırma gayreti içindeler. Hâlâ bunların diyalog kanadı şu anda, parelelcilerin diyalog kanadı papazlar gibi çalışıyorlar. Hristiyanlaştırmaya çalışıyorlar. Şimdi papaz dedi ki: “İddia bu, kabul mu? Hoca dedi ki: “Sen soruları sor, senin iddianı ben kabul edemem.” dedi. “Çünkü bu iddiaya girdiğim anda zaten dinden çıkıyorum. Sen soruları sor, ben cevabını vereceğim Allah’ın izniyle.” dedi. Papazın bir tanesi bir adım öne çıktı. Dedi ki: “Hoca, dünyanın merkezi neresidir?” Bilim ilerlememiş, hiçbir şey yok. Hoca dünyanın merkezini nereden bilsin? Hoca dedi ki: “Şu benim karakaçanı görüyor musun? Ön iki bacağının, sağ bacağının olduğu yer dünyanın merkezidir.” dedi. Papaz dedi ki: “Nereden biliyorsun, böyle şey olur mu ya?” “Kardeşim ölç! Ölç, dön, dolaş, gel. Ben eşeğimle beraber burada seni bekliyorum.” dedi. Papaz şok oldu! Adam bir iddia ortaya atıyor. Dünyanın merkezi burası, diyor. İnanmıyorsan kimin delili araştırması gerekiyor? Benim yalancı olduğum ortaya çıkartmak istiyorsan dünyayı gez, bir tur at, ölç! Değilse gel, dedi. Papaz geri çekildi. Diğeri öne çıktı. “İyi kurtardın paçayı. Dur bakalım bu suale cevap verebilecek misin?” dedi. “Kâinatta ne kadar yıldız var. Bana yıldızların sayısını söyle.” dedi. Hoca şöyle cevap verdi: “Benim bu karakaçanın üstünde ne kadar tüy varsa, ne kadar kıl varsa Dünya’nın tepesindeki yıldızların sayısı da bu tüyler kadardır.” dedi. “Bu Allah’ın bir hikmetidir!” dedi. Papaz dedi ki: “Böyle uydurma olur mu ya? Bu nasıl sallama!” dedi. “Kardeşim dedi bana itimadın yok mu? Yoksa say! Eşek burada, geç say! Hakkal yakîn olarak sana gösteriyorum. Eşeği sana gösteriyorum.” dedi. Tabii ki sayamaz! Papaz geri çekildi. Geldi üçüncüsü. Bir adım öne attı ve şöyle dedi: “Hoca, benim sakallarımda kaç tane kıl var? Sana rakam soruyorum.” dedi. Hoca şöyle cevap verdi: “Benim eşeğin kuyruğunda kaç tane kıl varsa senin sakallarında da o kadar kıl var.” dedi. “İtimadın yok mu bana? Bir kıl eşeğimin kuyruğundan kopartalım bir kıl senin sakalından kopartalım. Bir oradan, bir buradan. Göreceksin, sakalsız kaldığın anda anlayacaksın ki sözüm doğrudur.” dedi. Papazlar dedi ki: “Sen bizi alt ettin. Sen sadece akıl yürütmeyle, ince hikmetle bizi alt ettin. Biz senin yerlerin ve göklerin sahibi olduğunu söylediğin tek ilaha iman ettik.” Ne oldu şimdi bu papazlar? U dönüşü., yüz seksen derece. Şimdi gidiyorken düz, yüz seksen derece ne oluyor? Tam tersi dönüş oluyor. Bu adamlar dümdüz cehenneme gidiyordu. Dümdüz! Gidiyorken ne yaptılar? “La ilahe illallah Muhammedun Resulullah.” dediler. Bunu dediği zaman ne oldu? Cehennemden yolu döndü cennete. Elin papazı elli sene, altmış sene Hristiyanlığa hizmet etmiş, üç tane Allah var diyen, sakal yarım metre adam; bir tövbe ediyor, Allah sıfıra çeviriyor. Sen otuz senedir Müslümansın, orucunu tutuyorsun, namazları yarım yamalak kılıyorsun, teravihlere gidiyorsun, zekât veriyorsun seni affetmiyor. Sen Allah’ı tanımıyorsun! Şeytan sana Allah’ı tanıtmıyor. Şeytan sana Allah’ı başka bir şekilde anlatmış. Sen Allah’ı şeytandan öğrenme, gel benden öğren. Sen Allah’ı şeytandan öğrenme! Gel bu kitaptan öğren, gel Resulullah Aleyhisselam’dan öğren. Övgüler ve selam Efendimin üstüne olsun.

Kandil kutlamak caiz mi? Deliller

Mevlit kandili diye bir şey yoktur. Mevlit bidattır, diyenlere cevabı Efendimiz Aleyhisselam veriyor: “Ey Allah’ın Rasulü, siz neden pazartesi ve perşembe oruç tutuyorsunuz?” Sahabi, Allah’ın Rasulü Aleyhisselam’a soruyor. Efendimiz Aleyhisselam ne buyuruyor? “Allah, beni pazartesi günü dünyaya getirdi ve bana peygamberliği pazartesi günü verdi. Bundan dolayı pazartesi günü oruç tutuyorum.” Allah’ın Peygamberi Aleyhisselam doğum gününü her hafta kutluyor. Dikkat buyurun! Bizim doğum günlerimizi senede bir defa kutluyoruz. Onu da nasıl? İbadetsiz… Allah’ın Peygamberi namazı daha fazla kılıyor, şükrü daha fazla yapıyor, secdeyi daha fazla yapıyor. Övgüler ve selam üstüne olsun. (Amin) Biz ne yapıyoruz? Yahudi ve Hristiyan usulü bir pasta, bir de yine Hristiyan usulü üzerine mumlar… Hadi bakalım üfle! Bir de Hristiyan şarkısı, “Happy birthday to you.” Ne oluyor bu? Onlara benzemiş oluyorsun, peygambere benzemiş olmuyorsun. Var mı aranızda doğum gününde oruç tutan? Benim sualim, merak ettim. Aranızda doğum gününde oruç tutan var mı ? Hocam o gün bizim keyif günümüz, eğlenme günümüz. Dünyaya geldik, insanların bizi şımartma günü, o gün oruç tutmayız. Ama Allah’ın Peygamberi Aleyhisselam oruç tutuyor. İşte kandil kutlamak bidattir diyen sapıklar, Allah’ın peygamberine karşı gelmiş oluyor. Peygamberiz Aleyhisselam’ın kendisi, kendi doğum gününü kutlarken biz niye kutlamayalım? Sonra, kaldı ki Allah’ın Peygamberi Aleyhisselam’a bu gece normalden çok daha fazla Salavat-ı şerife getirilecek. Bu gece Sahabe-i kiram efendilerimizin de yaşadıkları hadis-i şerifler, onun bize rivayet ettiği ayet-i kerimeler çok daha fazla anlatılacak. Senin bundan gocunduğun ne var? Niye sana batıyor Allah’ın peygamberini övmemiz? Onu methetmemiz, onun sahabilerinin yüceliğinden ahlakından bahsetmemiz sana niye dokunuyor, batıyor? Sanatçıları övsek batmaz ama! Sıkıntı olmaz. Senin tabi olduğun sapkın âlimleri övsek, methetsek hiç batmaz. Allah’ın Peygamberi’ni mehettiğimiz zaman sana batıyor. Bu yüzden mevlit bidat diyorsun. Bu yüzden mevlit diye bir şey yok diyorsun. Bu yüzden mevlit kutlayanlar müşrik olur diyorsun. Ey mezhepsiz kardeşim! Allah’ın Peygamberi’ne savaş açmışsın. Allah’ın Peygamberi’ne savaş açanların burnu yerde sürtünür. Asla doğrulamazlar! Bu mezhepsizlerin en sevmediği ayetlerden bir tanesi söyleyeyim. Hocam, Müslüman ayet sevmez olur mu? Bunların gizlediği ve sevmediği ayetler vardır. Benden işitin. “Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil’âlemîn.” (Enbiyâ, 107) Ey Rasulüm biz seni gönderdik. “…illâ rahmeten” Muhakkak ki bir rahmet olarak gönderdik. “…lil’âlemîn.” Âlemlerin tamamına bir rahmet olarak gönderdik. En sinir oldukları ayetlerden bir tanesidir. Neden? Çünkü Allah Teâlâ Efendimiz Aleyhisselam’ı bir rahmet olarak nitelendiriyor. Ve bütün âlemlere gönderdiğini beyan ediyor. Sadece belirli bir bölgeye değil. Bu onu, evrensel bir peygamber yapıyor. İsmini işitip de kötülenmeden, vasati olarak adını işitip de “Ben o peygamberi kabul etmiyorum.” diyenlerin tamamı mesul oluyor. Dünyanın neresinde olursa olsun. Artık son peygamber gelmiştir. Bu peygambere tabi olmak zorundasın. Allahü Teâlâ, Efendimiz Aleyhisselam’ı Kur’an’da bir rahmet olarak nitelerken, onun isminin anıldığı yere rahmet suları akın akın gelirken, onun övüldüğü, methedildiği her an ibadet olurken… Allah’ın Rasulü Aleyhisselam’ı methetmek ibadettir. Onu övmek ibadettir. Ama bugün bazı sapkınlar diyorlar ki: “Onu methetmek bidattır. Onu öven şiirler söylemek bidattır.” Bizim Efendimiz Aleyhisselam’ın üç tane şairi vardı .En sevdiği üç şair… Bunlar ne zaman Efendimiz Aleyhisselam’ı ve İslam’ı ve Rabb’imizi methedici şiirler yazsa hemen Medine’de duvara astırırdı. Mekke’de duvara astırırdı, o şiirleri. O şairlerden bazılarını gördüğü zaman… Hassân bin Sâbit Allah’ın rahmeti üstüne olsun. (Amin) Şairlerden bir tanesi. Ey Hassân, şu geçen gün söylediğin şiiri bir daha söyler misin? Dikkat buyurun, şiirde Efendimiz Aleyhisselam’a methiye var. Bizzat Peygamberimiz Aleyhisselam yüzüne karşı övülmek istiyor. O şiiri oku, diyor. Ve şiir dinlemekten keyif alıyor. Mevlitlerde okunan ilahiler, kasideler nedir? Allah’ın Peygamberi’ne bir övgüdür. Mevlidlerde ne okunur en çok? Salavat-ı şerife okunur. Allah’ın Peygamberi’ne salavat-ı şerife getirmek sana neden batıyor ki? Senin ne derdin var? Dolasıyla bu mezhepsizlerin, bu Vehhabi Selefilerin kandillerle problemi yok. Bunların problemi Peygamberimiz Aleyhisselamla. Tahammül edemiyorlar, çekemiyorlar. Hâlbuki bu sapkınların tamamı cuma namazına gidiyor. Bu sapkınların derecelerinden üstün olanlar, Dâru’l-harpçiler cumaya gitmezler. Dâru’l-harpçiler vardır, Vehhabi Seleficilerin aşırıcıları. Dâru’l-harp! Kim diyorsa ki bu ülke Dâru’l-harptir, ben cuma namazına gitmem, vakit namazlarına camiye gitmem; bu adam bir İngiliz uşağıdır. Ya bir İngiliz ajanı ya da bir ajanın uşağıdır. Hücre tipi yapılanmayla bir üstünden haberi var, bir üstün bir üstünden haberi yok demektir. Bu ülke içinde yaşayan bir cahil, bir gafildir. Kullanılan bir maşa konumundadır. Ne diyor? Bu ülke Dâru’l-harp, ben bankadan faiz yerim. Dâru’l-harp burası. Müslüman bir ülke değil, kâfir bir ülke, diyor. Fetvayı veriyor. Bu ülke Dâru’l-harp ben cumaya gitmem, diyor. Cumada imamlar, o en sinir olduğum ayet-i kerimeyi okuyor, diyor. Müslüman ayetten sinir olur mu? Ayetten kim sinir olur, kim öfkelenir ayete? Yahudi öfkelenir, Hristiyan öfkelenir. Müslüman ayetten öfkelenir mi? Ama ne zaman ki cuma vaazında: “İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.” (Ahzâb, 56) Her cuma vaazında, imam hutbedeyken biz bu ayet-i kerimeyi işitiyoruz. Bu ayette Allah Teâlâ bize ne diyor? Muhakkak ki Allah ve melekleri Rasul’e salât ederler, onu överler. Onu methederler. “…yâ eyyuhellezîne âmenû” Ey iman edenler! “sallû aleyh…” Siz de onun üzerine salat edin. Siz de onu övün. Allah, kendisinin ve meleklerinin onu övdüğünü beyan ediyor. Peşinden de bizim övmemizi istiyor. Bu ayet-i kerimeyle Peygamberimiz Aleyhisselam’a salavat-ı şerife getirmek ve onu övmek ne olmuş oluyor? İbadet… İbadet olmuş oluyor. Peki bu mezhepsiz Vehhabi Selefiler neye karşı gelmiş oluyor? İbadet yapmamıza karşı gelmiş oluyor. Allahü Teâlâ bu cahillere hidayet nasip etsin. (Amin)

Rahip Barsisa, son nefeste şeytana secde etti!

Son an böyle kritik bir şeydir. Üstadım İhramcızade Hazretleri, bir olayı çok naklederdi. Kim o ? Hristiyanlık zamanında, İslam gelmeden önce yaşamış bir adam: Rahip Barsisa. Azizlerden… Şimdi İslamiyet’te Allah’a yakın olan kullara ne denir? Evliya, veli, Allah dostu… Hristiyanlık’ta ne denir? Aziz, yüce insan anlamında. Rahip Barsisa denilen bir adam vardı. Allah Teâlâ buna harikulade hâller vermişti. Kime ne dua yapıyorsa, duası makbul oluyordu.Tıpkı Bel‘am-ı Bâûrâ gibi. Musa Nebi zamanında da Bel‘am-ı Bâûrâ vardı. Aynı kalibrede bir adam. Rahip Barsisa hayırlı bir adamdı. Şeytan, onun imanını çalmak istiyordu. Ama ilmi var, ama ihlası çok kuvvetli. Nasıl yapabilirim, nasıl yapabilirim? Ben ancak bunu güzel bir kızla aldatabilirim, dedi. Güzel bir kız! Rütbeli ve güzel bir kız seçmem lazım, dedi. Gitti, devrin kralının kızını seçti. Ve onun beynine bir cini musallat etti. Bu psikolojik hastalıkların çoğunluğu cinlerin tasallutundan ileri gelir. Beyninin içine girer ve sıkıntı verir, hastalık verir. Büyü dediğimiz şey, cinden doğan hastalık demektir. Allah bazısına izin verir, bazısına izin vermez. İzin verdiği, o kişiyi imtihan ediyor demektir. İzin vermediği, o kişiyi koruyor demektir. Kızın beynine cin girdi. Götürdüler Rahip Barsisa’ya. Barsisa dua etti, kız şifasına kavuştu, Allah şifasını verdi. Bir dönem sonra şeytan, iki tane cin kardeşini yolladı. Şeytanlarla cinler kankidir. Cinlerin soyundan gelmiştir şeytan. Araları iyidir bundan dolayı. İki tane cini musallat edince, dua kâr etmedi. Kız hasta oldu. Barsisa ne dedi krala? ”Bu kız bir dönem benim yanımda kalsın. Yemesine içmesine ben dikkat edeceğim. Her gün daimi olarak dualarını okuyacağım. Rabbim inşallah bundan sonra şifasını verir.” dedi. Kız Barsisa’nın yanında kalmaya başladı. Bir gün, üç gün, beş gün… Kıza dedi ki: ”Oraya git.” Kıza dedi ki: ”Su getir.” Kıza dedi ki: ”Yemek yap.” Kıza dedi ki: ”Gel yanımda otur, dua edeceğim.” Gördü, konuştu, etti… Kalp meyleden demektir. Meyleder! Barsisa’nın, o hayırlı, salih kulun kalbi kime kaydı? Kıza kaydı, kızı sevmeye başladı ve kıza aşık oldu. Barsisa kıza aşık oldu. Ve kıza çok büyük bir tutkuyla bağlandı. Ve kızla zina yaptı. Bakın! Hiçbirimizin garantisi yok kardeşler! Kur’an bundan dolayı, ”Yaklaşmayın.” diyor zinaya. Barsisa gibi bir adam zina yaptı. Efendi Hazretleri bunu çok anlatırdı. Sonra ne oldu? Kız bunu söylemesin diye şeytan geldi dedi ki: ”Bak sen bunla zina yaptın, kız yarın öbür gün babasına söylerse bu baba, bu kral seni paramparça yapar.” “Ee ne yapacağız?” “Sen bu kızı öldür.” dedi. Kızı öldürdü. Kızı oturduğu evin arka tarafına gömdü. Sonra şeytan insan suretine girdi. Tıpkı melekler gibi, cinlerin ve şeytanların insan suretine girme kabiliyeti vardır. Krala gitti ve olayları anlattı. Kral, Barsisa’ya geldi, bir sorgu sual çekti. Kızının cesedinin bulunduğu toprağı kazdırdı, kızı çıkarttı. Ve ”Alın bu adamı, götürün asmaya.” dedi. Rahip Barsisa’yı götürdüler asmaya. Barsisa dua etmeye başladı: ”Allah’ım beni affet. Ben bu kadar günah işledim. Sen beni beğışla, aldandım şeytana.” dedi. Şeytan oradan bir insan suretinde geçerken şöyle dedi: ”Ey kardeşim! Benim, seni buradan kurtarma kuvvetim vardır. Eğer benim dediğimi yaparsan…” İmam Ahmed bin Hanbel’e suyla giden şeytan, Barsisa’ya nasıl geliyor? ”Seni bu ilmekten kurtarabilirim.” diyor. ”Ne yapacağım?” ”Bana secde edersen seni kurtarırım.” dedi. Barsisa dedi ki: ”Boynumda ip var, ben sana nasıl secde edeceğim?” dedi. ”Âkil olana bir işaret bile kâfidir.” dedi. Şeytana bak! ”Sen gözünle bana secde etmiş işareti yap, ben anlarım.” dedi. Barsisa böyle yaptı. Sadece böyle yaptı. Ve iman etmedi. Kafasıyla şeytana secde etme işareti yaptığı anda ayağının altındaki iskemleyi çektiler ve Barsisa öldü. Nasıl öldü? İmansız öldü! Bu şeytan, bu adi hepimize son nefesimizde gelecek kardeşler. Dua edelim ki şeytanla beraber Efendimiz Aleyhisselam da gelsin. O da yanımıza gelirse bizi ikaz eder. Ey ümmetim, bak bu İblis’tir dikkat et, der. Rabbim bize göstersin Efendimiz Aleyhisselam’ı. (Amin) Amin.