Bu Videoyu İzleyen Hristiyan Kalamaz! – İncil İslamiyeti Kabul Ediyor Mu?

Konumuz, İncil’de Efendimiz (asm) olacak. Ağabey resmen Efendimiz (asm) burada vasıflarlarıyla zikrediliyor. Bugün ağabey konumuz, İncil’de Efendimiz (asm) olacak. Başlamadan önce şunu da söyleyeyim: Bu da çok klasiktir. Önceden söyleyeyim ki hani akla takılmasın. “Ağabey hem diyorsunuz İncil tahrif edildi hem de Tahrif edildi dediğiniz kitaptan delil getiriyorsunuz. Bak burada Hz. Muhammed (sav)’e işte işaretler var diyorsunuz.” Bunun önünü keselim ağabey. Bakın biz diyoruz ki Müslümanlar olarak: “Evet, İncil tahrif edildi.” Fakat bunu biz söylüyoruz. Bir Hristiyan bunun böyle olduğunu düşünüyor mu? Düşünmüyor. Diyor ki: “Hayır. Şu an hepimiz orijinal İncil’i okuyoruz.” Yani orijinal dediği İncil’e bakacağız. Tahrif edilmiş ya da edilmemiş. Tamam, o konuyu kapatalım. Şimdi ben öyle İncil hafızı falan değilim ağabey. Baştan sona okumadım. Risale-i Nur eserlerinde bahsedilen ayetlerin birkaç tanesini aldım. Bugün sizlerle de onu paylaşacağım. Şimdi başlayalım. İncil, Yuhanna 16. bab ve 7. ayeti şudur… İsa (as)’ın ağzından geliyor bu cümleler ağabey. “Tesellici size gelmez.” diyor. Önceden buna ağabey, şeytan diyorlardı. Şimdi bir kere, şeytan tesellici olur mu? Şeytan insana teselli verir mi ağabey? İnsanın dostu mudur? Senin ayağını kaydırmak için elinden geleni yapar. Şimdi teselli burada tutmuyor. Bir de İsa (as) diyor ki: “Benim gitmem size faydalıdır.” Bir dakika. Şeytan gelecekse, İsa (as)’ın gitmesi bize faydalı mı olur, zararlı mı olur? Zararlı olur ağabey. “Şeytan geliyor.” diyorsun. Ee? “Ben gidiyorum.” Şimdi bu tutmadı ağabey. Mesela yine Yuhanna İncil’inin 14. bab, 30. ayeti: “Tesellici.” dedi ve ne dedi? “Alemin reisi geliyor.” dedi. Ünvanından haber verdi. “Tesellici.” dedi. Şimdi bu alemin reisi genellikle popüler bir tartışma konusudur. Bu Hristiyanla falan konuşursanız, genelde burada çıkmaza girersiniz. Diyorlardı ki: “O alemin reisi şeytandır.” Benim elimde 2014 basım bir İncil var. Onda bizzat dipnot düşmüşler. Dipnot: “Alemin egemeni şeytan.” yazıyor. Yani ‘Dünya’nın egemeni.’ diye de çevirilerde geçer. Bir tane daha İncil var ben de. İki tane var. O da 2017 basım ağabey. Aynı yer yayıncılık. 2017 basımda o dipnotu kaldırmışlar ağabey. Yani “Dünya’nın egemeni şeytan.” diyorlardı, daha sonrasında o dipnot kaldırıldı oradan. E tabii akla şu da geliyor: Yani 3 yılda bu dine güncelleme mi geldi, ne oldu? Yani nasıl kaldırabiliyorsun sen oradan? Açık bir şeyse bu, gerçekten Hristiyan alemine ve bilindik bir şeyse, sen nasıl böyle bariz bir şeyi değiştiriyorsun bir de? Ya İsa (as) birinin geleceğinden bahsediyor, sen onu değiştiriyorsun. Çok açık bir meseleyi değiştiriyorsun. Şeytanı kaldırdılar? Ee ne oldu? Dediler ki: “O gelecek kişi kutsal ruhtur.” İşte kutsal ruh biraz daha şey hani, doğrudan itiraz edilemeyecek gibi zannediliyor ama yine özelliklerine baktığımızda ağabey, kutsal ruh tabiri de buna uymuyor. Biliyorsunuz İncil’de teslis inancı var. Baba, oğul, kutsal ruh. 3 tane yani. 3 tane ilahtan bahsediyorlar. Şimdi bunlar üçlüyorlar ya ağabey, tabiri diyorlar ki: “Burası kutsal ruh.” Bakalım “Kutsal ruh.” deyince yine dikiş tutturabilecekler mi? O, bu şablona uyacak mı, uymayacak mı? Yani “Dünya’nın o kötü hallerini, günahlarını falan hepsini iyiliklere falan çevirecektir.” diyor. Ben bunu misyonere sordum. Dedim ki: Kardeşim, bak burada böyle bir ayet var. Sen bana diyorsun ki: “Bu kutsal ruh.” Ama kutsal ruh dersek buna, bu hiçbir şekilde buraya uymuyor. Neden uymuyor? Şöyle düşünün ağabey: Sözler Köşkü’nde biz şu an burada toplanmışız. Çok büyük yanlışlar, hatalar yapıyoruz. Böyle kötü yoldayız diyelim, öyle farz edelim. Ve birisi diyor ki: “Birisi gelecek. Sözler Köşkü’nün bu kötü hallerinin hepsini çevreleyip iyi bir hâle getirecek. Şimdi birisi bedenen gelmediği için yani şöyle cismani bir şey gelmediği için bunu yapabilir mi ağabey? Mümkün değil yapamaz. İmkansızdır. Ben hatta bunu anlayamamıştım. Yani bu kadar açık bir şeyi nasıl kabul ediyorlar? diye. Şunu sormuştum: Kutsal ruhun bir bedeni var mı? demiştim önce. Yani bir bedene mi sahip? “Yok. Adı üstünde, ruh.” Kendisi ruh dedi. Bir bedeni yok. O zaman ağabey, bu şablona da uymuyor. Çünkü niye? Yani Dünya günahlar içinde. Ee? Birisi gelecek, bunu sevaplara çevirecek, hayırlara çevirecek, insanlara teselli verecek bir de. Teselli vermek, konuşmakla olur doğru muyum ağabey? Nasıl teselli vereceksin sen bana? Benimle bizzat konuşman lazım. E ruh bunları yapabilir mi? Mümkün değil ağabey. İşte böyle mantıksızlıklar var. Bu tabir yine hiçbir şekilde kutsal ruha da uymuyor, şeytana zaten hiç uymuyor. Böyle kalıyoruz. Ve hatta bakın bir özelliğinden daha bahsedecek. Diyor ki: Anladınız mı ağabey? Bakın çok dikkatli dinleyin burayı. “Hakikati irşad edecek. Kendisinden söylemiyor.” Konuştukları kendine ait değil yani. “Bil cümle, işittiğini söyleyerek gelecek nesnelerden size haber verecek.” Görüyor musun olayı? Çok açık. Peki kutsal ve ilahsa, nasıl kendinden söylemiyor? Anladın mı? Sen ilahsın. Ee? Senin reyin falan yok. Yani hiçbir şey söyleyemiyorsun, duyduğunu söylüyorsun, gelecekten haber veriyorsun ki öyle bir şey zaten yok. Hani nerede haberler falan? Hiçbir şey çıkmıyor. Ağabey resmen Efendimiz (asm) burada vasıflarlarıyla zikrediliyor ve İsa (as)’dan sonra bir kurtarıcının geleceği, bir peygamberin geleceğini de şu ayetler gerçekten kâfi bir şekilde bizi ikna ediyor, beni ikna ediyor yani. Yani şu an bunu duyan birisi Hristiyan kalamaz ağabey. Mümkün değil yani. Sen Hristiyan olsan, şu ayetleri görsen, Hristiyan kalabilir misin? Gerçekten İsa (as)’dan sonra hiç kimsenin gelmeyeceğini söyleyebilir misin şu ayetlerden sonra? Sonra kutsal ruh, şeytan gibi şeylerle kendini avutabilir misin? İmkansız ağabey. Avutamazsın. Mantığa, akla hiçbir şeye uymuyor bu söylenilen şeyler. Ben size desem ki, az sonra kapıdan birisi gelecek. İsmini söylemiyorum ama. Vasıflarını söylüyorum. Diyorum ki: Sarı saçlı olacak, siyah bir ceket giyecek, işte şurada papyon, şurada da kırmızı bir gül olacak, uzun boylu olacak gibi tabirler yapıyorum. O içeriye girdiği zaman, ismini bilmesen, “Tamam, bu oymuş.” dersin doğru muyum? “Evet bak tarif ettiği adam geldi, içeriye girdi.” dersin. Şimdi buradaki vasıfları sen Efendimiz (asm)’a yerleştirince uyuyor mu, uymuyor mu? Bal gibi de uyuyor ağabey. İnsanlara hakikati irşad eden, alemlerin reisi olan değil mi? Her asırda bakın. Sadece geldiği asır değil, geldikten sonraki her asırda ona tabi olanlar, hakiki manada tabi olanlar… Yani sadece “Ben Müslümanım.” deyip onun yolundan gitmeyenler değil, gerçekten Kur’ân’ın mantığıyla tabi olup hareket edenlere bakıyorsun ağabey, her asırda saadet asrı yaşamış. Kendi şahsi hayatında olsun, topluluk hayatı olsun, Osmanlı gibi devletler falan… Tâbiûnlar hakikaten getirdiği şeyle insanları hakikate irşad etmiş, insanları şirkten kurtarmış, gelecek nesnelerden haber vermiş değil mi? Ahir zaman alametleri, kıyamet alametleri vs. Gelecekten haberler; İstanbul’un fethidir, odur, budur… Bir sürü tabirler tam tamına uyuyor. E şimdi senin şunu demen lazım değil mi? “Bak, kapıdan giren adam işte.” Bizzat sana tarif etmiş. Vasıflarıyla göstermiş yani. İsmi de geçiyor ama isimlerde belli başlı tahrifler var. O da ayrı mesele. Şimdi ağabey bir ayet daha okuyacağım. Bu yine İncil’de geçen bir ayet. Bu da çok hoş bir ayet. Önce şunu sorayım: Ağabey, bir peygamber boş bir cümle kullanır mı, boş konuşur mu? Konuşmaz değil mi? Mantıksız yani. Bir peygamberin ağzından hikmetsiz, saçma sapan şeylerin çıkacağını düşünebiliyor musun? Çıkmaz. Doğru muyum? Şimdi bakın. İsa (as)’ın ağzından yine. İncil’de geçen tabirler: “Böylece sahte peygamberleri meyvelerinden tanıyacaksınız.” Yani özetle: İyi bir ağaçtan kötü bir ürün, kötü bir ağaçtan iyi bir ürün gelmez. “Sahte peygamber çıktığı zaman da sen onu ürünlerinden tanıyacaksın.” tabirinde bir şey var. Ne dedik ağabey? Doğru muyum? Peki İsa (as)’dan sonra bir peygamber gelmeyecekse, Direkt şunu diyemez miydi? “Benden sonra çıkacak herkes yalancıdır, sahte peygamberdir.” Değil mi? Bunu dese, kesip atardı yani. Bu daha mantıklı ve kestirme bir yol. Ama İsa (as) bir metot veriyor sana ağabey. “Onu meyvelerinden tanıyacaksınız. Bak sahteler böyledir, doğru peygamber de böyledir.” çıkıyor buradan işte yani. O zaman “İsa (as) son kurtarıcıdır, vay efendim ondan sonra kimse gelmeyecek gibi tabirler, hiçbir şekilde buna uymuyor ağabey. Demek ki Efendimiz (sav)’e işaretler mevcuttur. Bizzat vasıflarıyla da zikredilmiştir. Şimdi burada hâlâ çıkıp da, “Vay efendim bir peygamber gelmeyecek.” falan gibi tabirler, buraya da uymuyor. Bunlar benim uydurduğum şeyler değil ağabey. Şu an gidin bir İncil varsa ya da internetten bakarsanız, bahsedilen bu ayetler apaçık bir şekilde ortada. Yani İsa (as) yeryüzüne yine nüzul edecek ama yani şu an bilmiyorum Hristiyanların şu hareketlerinin asla ve asla razıyla… Bakın bütün peygamberin ortak noktası ağabey, tevhidi anlatmaktır. Bu konu şaşmaz. Yani Adem (as)’dan bu zamana kadar, her zaman tevhid anlatılmıştır. Yani Allah’tan başka ilah olmadığı yani la ilahe illallah kelimesi aynı zamanda Bediüzzaman hazretlerinin tabiriyle: “Lâ Şafiye illallah’ı da içine alır.” diyor. Çünkü Allah bütün esmaları içine alır. Yani olay sadece farklı bir dine inanmak değil. Atıyorum, şifayı sen ilaçtan biliyorsun. Bu zaten tevhide zıt bir konu. Şerik gibi. Yani Allah var ama bak bu da şifa veriyor. İsa (as)’ın da olayı mutlaka budur ağabey. Tevhiddir. Allah’tan başka hiçbir ilahın olmaması. Bunlarla bağlantısını kesen bir İsa (as) sizce haşa “Ben oğluyum.” diye bir din getirebilir mi yani? “3 tane vardır.” falan gibi tabirler… Apaçık bir şekilde tahrif edildiği açık ama dediğim gibi madem tahrif edildiğini konuşmayacağız, yine ben İncil’le muhattap olduğum zaman, İncil ve Tevrat hatta Zebur… Bunu Risale-i Nur’un Mektubat On Dokuzuncu Mektup eserinde, daha farklı ayetlerle de inceleyebilirsiniz. Hatta Hüseyin-i Cisri diye bir alim var. Böyle Zebur, Tevrat… Hepsini koyuyor önüne ağabey. Efendimiz (asm)’a işaret eden 114 tane işaret buluyor ağabey. 114 işaret. O kitaplardan. Ve Üstad hazretleri diyor ki: “Tahriften sonra bu kadar varsa, tahriften önce ne kadar vardı sen kıyas et.” Yani bu mesele böyle ağabey ve biz burada kendimize de ders, pay çıkarmamız lazım. Şimdi bizim bunlardan haberimiz yoktu büyük ihtimalde birçoğumuzun. E ben de Sözler Köşkü’ne gelip bu eserleri okumadan önce, elbette böyle şeylerden benim de haberim yoktu. Nereden olsun? Yani öyle bir eğitimle büyümedim. Bakın, ihlasa bakar mısın ya. Kore’den kalkıyor adam, Türkiye’ye geliyor. Bak Türkiye’ye geliyor. Ne için? Dinini yaymak için. Sen anne-babana söyle bakayım “Ben işte Amerika’ya gideceğim İslam’ı anlatmaya.” ne diyor sana? Değil mi yani bak hemen biz de yelkenleri indiriyoruz. “Annem- babam kızıyor.” falan diye değil mi? Ya da ne bileyim, sohbete geleceksin “Ya bana şu kızdı.” Sohbet, sohbet. Anladın mı yani? Allah’ın emri dairesinde bir alan. Daha oraya gelirken zorluk çıkıyor, adam Güney Kore’den kalkıp geliyor ülkemize. Ee? Türkçe’yi öğreniyor bir de üstelik. Ee? Bir de batıl bir dini… Şu ayetleri çatır çutur dışarıda anlatıyor. Bunları anlatmıyor tabii de. Yani belli başlı ayetleri; sevgidir, şudur, budur… Bunları çatur çutur anlatıyor ve ben bu sahneyi gördükten sonra artık rahatça oturabiliyorsam ağabey, ne bileyim hiçbir şey yapmıyorsam hakkınızı helal edin ama yani iğneyi biraz çuvaldızı kendimize batırmamız lazım ağabey. Biz ne yapıyoruz? Biz daha namazı anlatamıyoruz yanımızdaki çocuğa yani. Biz bir kere ne kadar anladık ki anlatabilelim değil mi? Ne kadar büyük eksikliklerimiz var yani. O yüzden ağabey bizim bu işin bir ucundan tutmamız lazım. Yani sen oturduğun zaman başkası oturmuyor anladın mı? Yani adam Güney Kore’den de gelir… Sadece Güney Kore değil. O sadece bir tane örnek. “Ben Rusya’dan David.” falan bir sürü yani böyle bu tarz isimde insanlar da gördüm. Tek Güney Kore değil yani adam Rusya’dan da geliyor, farklı ülkeden de geliyor. Sen bu senaryoyu görüyorsun, biliyorsun, bu adamlar senin; çocuğun, evladın, gelecek nesil dediğin insanlarla bu arada dışarıda muhattap oluyor. Bizimle de muhattap oluyor. Ve fikrini değiştirmeye çalışıyor. E biz ne yapıyoruz ağabey? Biz sohbete zor geliyoruz yani. Değil mi? Baksana yani nasıl bir duruma düşmüşüz? Belki namazı zor kılıyoruz. Ya da işi bahane diyoruz, onu bahane ediyoruz. Bir tefsir bile açıp okumuyoruz yani. Olur mu böyle ağabey? E ne kadar olur? Bizim de ağabey bir işin bir ucundan tutmamız mutlaka şarttır. Dışarıdaki adam dursa, biz de duralım. Anladın mı? Yine durmamız gerekmez de dışarısı durmuyor ağabey. Öyle değil yani ortam şu an. “Hani ben böyle yerlere gelmiyorsam ortada duruyorum.” Yok. Ortada durmuyorsun. Kendini bu alanda geliştirmiyorsan dışarıda ya bir günah seni çekiyor… Adamın illa “Gel günaha girelim.” demesine gerek yok. Karşına çıkardığı reklamlar, televizyonda izlediğin o kötü ahlaklı diziler teşviktir. Anladın mı? Sana onu göstererek seni o amele teşvik eder. İlla “Gel bunu yap.” demesine gerek yok yani. Bu da onun bir teşviğidir. Hatta belki daha etkilidir değil mi? Hal diliyle özendirir seni yani. Bir hayat gösterir sana televizyonda, çocuğun da bunu izler, sen de bunu izlersin. Ondan sonra özenirsin. Bak sana gel demedi ama hal diliyle çok güzel örnek oldu bir nevi. İşte bunlardan biraz uyanmak lazım ağabey. Biz demiyoruz Dünya’yı yaşamayalım, her şeyi bırakalım falan yok. Günde 1 saat 2 saat herkes bence tefsire veyahut bir sohbete vakit ayırın ağabey. Haftada bir de olsa problem yok. Yeter ki düzenli olsun, yeter ki bir şeyler öğrenip bir şeyler katabilelim. Peki ağabey hakkınızı helal edin.

İbadeti abartıp kendinizi yıpratmayın. Siz yorulursunuz ama Allah yorulmaz!

Bu ümmet, vasat ümmettir. Uç ümmet değiliz biz. Hiçbir işimiz de uç değildir. Aşırılık bizde yoktur. Namazda yoktur, oruçta yoktur, hacda yoktur, cihadda yoktur, bedenimizi yormakda yoktur. Hani, hani bir tane kadın, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’e övüldü, Aişe anamız dedi ki; ya Resulullah filanca kadın var ya, filanca kadın hani onun da tanıdığı bir kadın. Yahu kadını anlatıyorlar da, hiç ara vermeden namaz kılıyormuş. Uyku yok, hep namaz. Namaz namaz namaz. Övüyorlar. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in huzurunda Aişe anamız övüyor. Bırakın, bırakın, bırakın buyurmuş. Bırak bırak bırak kadını. Siz, yorulursunuz, Allah yorulmaz. İnatlaşmayın buyurmuş. Dikkat edin! Yahu ben ölmeden de ümmetimden böyle saliha kadınlar çıktı, ne mutlu bana yaa, yaa.. al benden selam söyleyin, çok memnun oldu Peygamber deyin mi diyor, Allah’la yarışamazsınız! Siz bıkarsınız da, Allah sevap vermekten bıkmaz! Takatiniz kadar yapın, yıpranmayın buyurmuş. Kim için söylüyor bunu? Namazda aşırı giden bir kadın için. İsrafçı kadın. Namaz israfı yapıyor. Çünkü, sabaha kadar, namaz kılan kadın, akşama kadar dinlenen kadın olması gerekecek. Onun üç gün üst üste böyle dinlendiğini gören şeytan, kocası ile arasındaki gerekli yatırımı yapacak, aile çökecek, karı-koca’lıkları zayıflayacak. Kıyamet günü nikahlı bir kadın, sabaha kadar nafile namaz kıldığını göstererek, nikah faturası ödeyemez Allah’ın huzurunda. Çünkü Peygamberi ona ne demişti? Perşembe pazartesi nafile orucunu bile kocana izin tutarak tutacaksın buyuruyor. Kocandan izin alacaksın. Çünkü senin nikahının hakkını vermen, bir erkeğin iffetini muhafaza etmen, Ümmet-i Muhammed’in namus ordusunda mücahit olman demektir. Sen orduda görevlisin, ümmetin namus kalesini bekliyorsun, ama bireysel bir işinle, görevin arasında tercih yapıp, bireysel işini, görevini ezecek şekilde kullanıyorsun. Bu Allah’ı memnun etmez demiş oldu, o kadına, sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. İbadette de israf yok. İnsani ilişkilerimizde de israf yok. İnsanlar, büyük küçük ilişkisi görürler. Küçük, büyüğe hürmet etmelidir. Ama ayağını öpmeli değildir. İsraftır bu. Hürmette saygıda da israf. Biz Peygamberimize, Aleyhissâlatü Vesselâm onca muhteşem, hürmet ve saygıyı gösteririz. Ama, abartır da, Allah’ın oğludur haşa dersek, Cehennemi boylarız. Bu sevgi israfı çünkü. Hristiyanların İsa aleyhisselam’a, Yahudilerin de Üzeyir aleyhisselam’a yaptıkları gibi. Abarttılar, israf ettiler sevgiyi, ve orda boğulup kaldılar.

Avrupa Müslüman Mı Oluyor? Okunan Ezanlar Neyin İşareti?

1900 lü yılların başında Bediüzzaman Hazretleri, İstanbul’da ikamet ederken kaldığı hanın kapısına “Burada her suale cevap verilir, hiç bir sual sorulmaz.” yazısını asmış ve her çeşit âlimin her ilim dalından gelen bütün sorularına cevap vererek hayretleri celbetmişti. Her türlü ilim konusunda onunla münazara eden âlimleri 20li yaşlarında ilzam etmekteydi. Bunun üzerine âlimler, bir seyahat için İstanbul’a glen, Mısır’ın meşhur Cami-ül Ezher Üniversitesi reislerinde biri olan Şeyh Bâhit’den Bediüzzaman’la münazara edip onu ilzam etmesini istediler. Ve Ayasofya önünde bir namaz vakti çıkışı Şeyh Bâhit bir çayhaneye oturulduğunda Bediüzzaman’a hitaben “Avrupa ve Osmanlı’lar hakkında ne diyorsunuz? Fikriniz nedir?” diye sorar. Bunun üzerine Bediüzzaman: “Avrupa bir İlam Devleti’ne hamiledir. Günün birinde onu doğuracak. Osmanlılar da Avrupa ile hamiledir, o da onu doğuracak.” diye cevap verir. (Gümbürtülü orkestra müziği) Evet dünya genelinde zor zamanlar geçiriyoruz. Gözle göremediğimiz, bizden milyarlarca kat daha küçük bir virüse karşı âciz ve güçsüz kalmış durumdayız. Bütün insanlık kafa kafaya vermiş bu virüsü alt etmenin yollarını arıyor. Ama halen bir çare bulmakta zorlanıyor. Virüs Dünya’da 1 milyondan fazla insana bulaştı. Binlerce insanın da hayatını kaybetmesine yol açtı. İnsanlar evden çıkamaz oldu. Dünya’nın şekli bâriz bir şekilde değişiyor. Bir virüs adeta taşları yerinden oynattı. Belki sadece Afrika’da görülse kimse ilgilenmeyecekti. Sadece yoksul insanlara zarar verseydi kimsenin umurunda okurmuydu bilinmez. Belki de öyle olsaydı bir kaç haber bülteniyle iliştirilecek sonra her kes duyarsızca kendi dünyasına dalacak ve zevkleri kovalamaya devam edecekti. Fakat bu virüs öyle değil. Zengin-fakir ayırımı yapmıyor. Devlet idarecilerine, bakanlara, krallara da bulaşıyor. Düşünün, İngiltere Kraliçesi’ne bile bulaştı. Sanatçılaraü, futbolculara da bulaşıyor ve hatta kiminin vefat sebebi oluyor. Herkesi tehdit ettiği için âzamî önlemler alınıyor. barikatlar kuruluyor, yasaklar, kısıtlamalar hat safhaya çıkartılıyor. Ama yine de engel olunamıyor. Virüs yayılmaya devam ediyor. Bilim henüz çare üretemedi. Üsütn teknolojiler ürettiği için böbürlenen insanlığın kibri ayaklar altına düştü. Bunu gören kimi ateistler müslüman oldu. Mesela meşhur Mısır’lı ateist Ahmet Harkan’ın Müslüman olması gibi. Ve hatta çok daha şaşırtıcı gelişmeler yaşandı. Evet böylesine büyük bir musibet geldikten sonra insanlar otomatik olarak kendilerine bir dayanak noktası aramaya başladılar. Çünkü insan fıtratına verilen mekanizma, acizliğini hissettiği anda güçlü ve kudretli birisine sığınmak istiyor. Normal şartlarda gaflet denizlerinde boğulan insan acizliğini aklına getirmediği gibi kendisini de yıkılmaz zannederken musibet anında kendisine tutunabileceği bir dal arıyor. Virüs insanların akciğerlerine inerek buraya yerleşiyor ve daha sonra burada gelişerek nefes almayı zorlaştırıyor. Daha sonra da bir çok insanın boğularak hayatını kaybetmesine sebep oluyor. İşte insanlar böyle bir virüz karşısında öylesine aciz kalmaktalar ki artık ateist olan, deist olan, bir yaratıcının varlığına inanmayanlar bile ellerini açıp dua ediyor. Hani bir söz vardır ya Mustafa düşen bir uçakta ateist kalmaz diye bu da öyle bir durum işte. Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’da bu konudan şöyle bahsediyor: “Evet nev-i beşer” yani insanlık “aczi ve düşmanların kesreti (çokluğu) dolayısıyla dayanacak bir nokta-i istinada” bir dayanak noktasına ” muhtaçtır ki düşmanlarını def için o noktaya iltica etsin. Ve keza kesreti hâcat” ihtiyaçların çokluğu, “ve şiddet-i fakr “yani muhtaçlığın şiddeti “dolayısıyla da istimdat edecek bir nokta-i istimdata muhtaçtır ki onun yardımıyla ihtiyaçlarını def etsin. Ey insan senin nokta-i istinadın” yani dayanak noktan “ancak ve ancak Allah’a imandır. (gümleme sesi) Ruhuna, vicdanına nokta-i istimdat ise ancak ahirete olan imandır. Binaenaleyh, bu her iki noktada haberi olmayan bir insanın, kalbi, ruhu tevahhuş eder (korkar) vicdanı daima muazzep (azapta) olur. Lâkin birinci noktaya istinad ve ikincisinden de istimdat eden adam, kalben ve ruhen pek çok zevk ve lezzetleri, ünsiyetleri hisseder ki, hem müteselli, hem vicdanı mutmain olur. Bu virüsten şüphesiz ki en çok etkilenen konumda şu an Avrupa ve Amerika var. Bu musibetten en çok etkilenen ülkelerden olan İtalya’da İtalaya başbakanı artık işimiz yaratıcıya kaldı sözleriyle acizliğini dile getirdi. Büyük bir kesim Hristiyan olan ve bir çok ateist, deist, maddeperest insanları bulunan, hatta İslamî fobinin inanılmaz çok bulunduğu Avrupa Devletlerinde ise garip bir şekilde yıllardır minarelerden yasak olan ezanlar okunmaya başladı. (Ezan okunuyor) Örneğin en son 500 sene önce İspanya’da okuna ezan bu günlerde yeniden okundu. (Ezan okunuyor) Almanya, İtalya,Fransa , her yerden ezan sesleri yükseliyor. Hatta çok ilginç bir video var. Filistin’de bir tane Yahudi dükkanında hoparlörden Kur’an açmış dinliyor. Çok şaşıran bir Filistin’li Müslüman içeri girip “Neden Müslüman olmadığın halde Kur’an dinliyorsun?” diye sorunca. Yahudi :”Bu mübarek kelimeler Allah’tandır. Umuyorum bu kelimeler hürmetine Allah bu virüsü ortadan kaldırır.” diyor (Fonda Fatiha suresi var)) Peki neden böyle oldu? Ezan sesini yıllardır minarelerden dışarı okunmasını yasaklayan, Müslümanları hor göre, İslamfobiyi yaymaya çalışan bu devletlerde ne değişti de ezan okunur hale geldi? Çünkü “Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.” İşte bu psikolojik ve manevi yıkımdan bir çıkış arayan insanlar Allah’a karşı yöneliş gerçekleştirmeye başladı. Çünkü fıtratları bunu gerektiriyor. İnsan acizken Allah’ı daha çok arıyor. Çünkü vicdan ve kalp Allah’ı istiyor. Ruhlarındaki ve kalplerindeki açlığı doyuramayan Hristiyanlar, Yahudiler, ateistler, deistler hepsi kalplerinde bir oynama yapan, kalplerine bir ferahlık veren ezan ve Kur’an’ı fark ettiler. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir hadisinde: “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” vbuyurmuştur. İşte hadiste belirtildiği gibi her insan yaratılış itibarıyla; lekesiz, tertemiz, iman ve islama en müsait bir hüviyette doğar. Lâkin insanın başta ailesi olmak üzere çevresi ve bulunduğu muhit o temiz ve lekesiz fıtratı şekillendirmeye başlar. Ancak insanlar daha sonradan ne kadar farklı dinlere dönmüş olsalar da, kalplerini ne kadar bozmuş veya kirletmiş olsalar da temelde İslâm fıtratında yaratıldığından; ezan ve Kur’an’a yakınlaşmaya başladılar. Ve ezanlar Avrupa sokaklarında yankılanmaya başladı. İşte videonun başında da Bediüzzaman Hazretleri’nin söylediği söze tüm kalbimizle inanıyoruz ki inşallah bir gün gerçekleşecektir. Belki de bu gün gerçekleşiyor. Avrupa hamile olduğu o İslam Devletini doğuruyor. Belki de yakın zamanda doğuracak. Bizim bu noktadaki görevimiz ise Müslümanlığı doğru bir şekilde yaşayıp dünyaya örnek olmak. Eğer biz Müslümanlar olarak ihlasla ve samimiyetle İslâm yolunu gösterirsek, İslâmiyete lâyık doğruluğu yaşarsak insanlar fevc fevc yani dalga dalga, bölük bölük İslâmiyet kapısından içeri gireceklerdir. “Evet ümivâr olunuz. Bu istikbâl inkılâbatı içerisindeki en yüksek ve gür sadâ İslâmiyetin sadâsı olacaktır. (Gümleme sesi) Selametle -Altyazı M.K.

Ebu Hanzala’ya nasihat!

Hidayet mesajı okuyayım. Hem gidelim kardeşler. Yasin kardeşim sabote mi ediyorsun sohbetimi ya? 🙂 Problemin nedir kardeşim ya? 🙂 “Rüyamın anlamına bakarken karşıma çıktınız hocam.” “Önce tıklamadım.” YouTube’a giriyorsun… Biliyorsunuz YouTube’da her kanalda, her mesele var. Bu da neye girmiş bu kardeşimiz? Rüyasının anlamına bakmak için girmiş. Bizim rüya sohbetimize denk gelmiş. Bakmış şöyle tipimize… “Önce tıklamadım.” “Cübbeli’yi dinledim.” Cübbeli Ahmet Hoca’yı söylüyor. “Çünkü herkes sizi kötülediğinden dolayı korktum.” Sübhanallah, beni kim kötülüyor ya? Kardeşim, bizi şu beş sınıftan başkası kötülemez: Bir, Mealciler. Muhammed bize hitap etmiyor, biz sadece Kur’an mealine, hocamızın yazdığı Kur’an mealine bakarız, diyen reformistler. Bunlar bizi kötüler. İki, Vehhabi Seleficiler, DAEŞ’çiler. Bunlar bizi kötüler. Üç, Şia. Kur’an eksiktir diyen, sahabilere kâfir diyen, on sahabi hariç binlerce sahabenin hepsi münafıktır, kâfirdir diyen Şia, bana düşmandır. Dört, Fetöcüler. Bunlar bana düşmandır. Çünkü biz 2010 yıllarında bunlara reddiye yapmaya başladık. Yahudi, Hristiyanlar cennete girecek dediği anda biz şüphelendik. Burada ciddi problem var, Kur’an’ın bir kısmını reddetme var, Muhammed Aleyhisselama yalancı deme, var olduğundan dolayı biz reddiye yapmaya başladık. Oradan itibaren bize kafayı taktılar. Fetöcüler bize düşmandır. Dört tane düşman. Beş, komünistler, ateistler, faşistler. Bunlar bize düşmandır. Bunlardan başka, Ehli Sünnet olan bütün Müslümanlar bizi sever. Dostlarımızın sayısı çok fazla, düşmanlarımızın sayısı azdır. Ama devamlı surette plan kuruyorlar. Herhâlde bu düşmanlar dediği bunlardan bir tanesidir. Vehhabiler mesela benim hakkımda video yapmışlar iki üç tane video yapmışlar. Müşrik hoca, laik hoca, demokratik hoca gibi video yapmışlar. Allah Teâlâ aldı bunların hocasını, hapse attı. Ve daha dünyadayken öyle bir rezillik verdi ki bunların hocasına… Bunların hocası ne dedi? Bu ülkede memur olan, bu ülkede askere giden, bu ülkede vergi veren ne kadar insan varsa hepsi müşriktir, hepsi kâfirdir. Yetmiş milyonun tamamına kâfir dedi. Allah ne yaptı? “Avukat olursan kâfirsin, hâkim olursan kâfirsin, polis olursan, asker olursan kâfirsin, ehliyet alırsan kâfirsin…” dedi bunların hocaları. Allah ne yaptı? Allah bir adamın helakini dilerse daha dünyada rezil eder. Bu adam, gitti hapse girmemek için avukat tuttu. Oğlum sen demiyor musun avukat kâfir, avukat müşrik? Avukata vekâlet verdiğin zaman kâfir olursun fetvasını sen verdin mi vermedin mi Vehhabi? Verdin. Daeşliler benim kardeşim dedin mi demedin mi? Dedin. Kerem Hoca müşrik, kâfir; Daeşliler senin kardeşin he. Dünyada Müslüman kesmekten, Yahudi ve Hristiyan’a hizmet etmekten başka, tek hiçbir gayesi yok. DAEŞ… Amerika’nın ve Yahudilerin, İngilizlerin yarattığı yeni bir Frankenstein. DAEŞ… Bunlar senin kardeşin; Biz, kelleyi koltuğa almışız 20 senedir İslam’ı anlatıyoruz, nasıl insanları cehennemden kurtarırız bunun planını yapıyoruz, ben müşrik. Allah, adamı daha dünyada rezil eder, yerin dibine sokar. Gitti avukata para verdi, “müşrik avukat kardeş beni kurtarır mısın?” dedi. Kurtarabildi mi? Kurtaramadı. Cezaevinde. Allah Teâlâ hidayet nasip etsin. Beddua etmiyorum. Onlar bize küfrediyor, biz onlara hidayet diliyoruz, hidayet duası yapıyoruz. Onlar bize lanet okuyor, biz onlara hidayet duası yapıyoruz. Allah Teâlâ bu kardeşime, bidat ehli olmasına rağmen Müslümandır, kardeşimdir, Orada, o dört duvar arasında hidayet nasip etsin. (Âmin) Şu kalbindeki Müslümanlara olan düşmanlığı, ümmet-i Muhammed’e olan düşmanlığı gidersin. (Âmin) Kinini yok etsin. (Âmin) Tekrardan on dört asırlık ana caddeye, ehlisünnet ve’l-cemaate döndürsün. (Âmin) Yahudi’nin, Hristiyan’ın kölesi olmaktan kurtarsın bu kardeşlerimizi. (Âmin) Kardeşim, biz sizin kurtulmasını istiyoruz ya. Fena mı olur o üç tanrıcılara köle olmaktan kurtulup da, Allah ve Resulüne itaat etmeniz, fena mı olur. Safları sıklaştırırız, gücümüz, kuvvetimiz artar. Ama üç tanrıcılarda para var, üç tanrıcılarda güç var. “Onlar bizi destekliyor, yerlerimizi tutmamız için kiralarımızı üç tanrıcılar veriyor.” diyorsunuz, onları destekliyorsunuz, bize kâfir diyorsunuz. Bunlar bize düşmandır. Bize, Ehli Sünnet olan kimse düşman olmaz. Bütün cemaatlerden hayır dua alıyorum. Bizim derviş kardeşlerden daha fazla etrafımdaki insanlar, sohbetlerimi izleyen insanlar bana dua ediyor. Allah hepsinden razı olsun. (Âmin) “Herkes sizi kötülediğinden dolayı korktum fakat sonra devamlı ve devamlı karşıma çıktığınız için videolarınızı izlemeye başladım.” Zorlen, zorlen… 🙂 Benim videolar devamlı çıkıyor orada karşısına. “Ya kim bu ya, tamam be…” en sonunda tıklamış bir tane. Zaten tıklayış, o tıklayış. Beni bir kere tıklarsan, daha bırakamazsın canım. Kardeş ne diyor? “En sonunda tıkladım hocam.” diyor. Sübhanallah. “Dini videolar izlediğim için konuşmalarınız çok akıllıca. Zaten örnekleriniz de harika. Allah sizden razı olsun hocam. Sizden öğrendiğim her bilgiyi aileme anlatıyorum. Çok memnun kaldım. Allah sizden razı olsun.” Kardeşim Allah senden razı olsun. Bak, şimdi bu kardeş önce bir toparlanmış, bir şekil değişimi olmuş, İslamiyeti yaşamaya başlamış, orada kalmamış artık bir davetçi… Ben halife olmak istiyorum diyor. Allah’ın, Rasulünün ve Kur’an’ın yeryüzündeki halifesi olmak istiyorum diyor. İslam davetçisi… Efendimiz Aleyhisselam buyurdu: “İslam davetçisi Allah’ın, Peygamberin ve Kur’an’ın yeryüzündeki halifesidir.” İşte sana halife olmak için bir yol. Öğrendiğin her şeyi komşuna anlat, arkadaşına anlat, pes oynadığın arkadaşına anlat, işe beraber gittiğin dostuna anlat, eve git hanımına anlat… Kapat o diziyi televizyondaki; tak kumandayı al, diziyi kapat. Hızlı bir şekilde, hızlı bir el hareketiyle pilleri çıkart. Tık tık tık. “Hay Allah ya bak pillerde… Neyse kapatalım” de. Bir numara yap ya, her şeyi ben mi öğreteceğim ya. Kapat o televizyonu, öğrendiğin meseleleri anlat. Anlattığın zaman sen Allah’ın ve Resulünün yeryüzündeki halifesi olursun. Bu kardeş de ne yapmış? Sadece öğrenmekle kalmıyor, öğrendiğim her şeyi diyor aileme anlatıyorum. “Recep bak, bugün şöyle öğrendim, hoca böyle anlattı falan dur şu videoyu izleyelim ya.” Oyun videosu izleyeceğine arkadaşına bizim videoları seyrettiriyor. Bu sefer o da bağımlı oluyor. İslam ilimleri öyle bir şeydir ki, öyle bir bağımlılık yapar ki bunun sonu yok. Devamlı daha fazlasını istersin. Dur şu kitabı da okuyayım, dur bu sohbeti de seyredeyim, dur şu bilgiden eksiğim, bunda da kendimi geliştireyim. Hep daha ileriye gidersin. Biz sekiz yaşında bu ilimleri okumaya başladık. Ve okudukça, öğrendikçe cahilliğimiz daha fazla arttı. Anladık ki biz olayın daha içine dahi girememişiz. İslam ilimleri çok derin bir okyanus, bize Allah’ın verdiği bir damla. Yirmi senedir ben o bir damlayı anlatıyorum, daha hâlâ bitiremedim, ikinci damlaya geçemedim. O kadar, o kadar derin bir damla ki, daha hâlâ o damlayı anlatıyorum. Ve her sohbetimde başka başkadır. Hep başka ayetleri anlatırım, hep başka hadis-i şerifleri zikrederim ve bitmez. Allah’ın ilmi; denizlerin tamamı mürekkep olsa, ağaçların tamamı kalem olsa Allah’ın ilmini yazarak bitirecek değildir. Mevlâ Teâlâ Hazretleri ibret almayı, idrak etmeyi, anlamayı bize nasip etsin. (Âmin) Âmin ya Muin. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana, belki sen kavuşursun biz varamadıksa da. Kardeşler, ben buna karşılık bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Velhamdülillahi Rabb’il âlemîn el-Fâtiha.

Kızını Hristiyana ya da Yahudiye veren Müslüman kafir olur!

Bu akşam inşallah İmam Rabbani Hazretleri’nden, Mektubat isimli eserinden, 23. mektubunu okuyacağız. Mektuba konu olan ayet-i kerimeyi başa aldım, ayetle giriş yapacağız yine. Peşinden mektuba başlayacağız inşallah. Allah Teâlâ feyzimizi, bereketimizi bol kılsın. (Amin) Şuradan, kapıdan çıkarken kalbine bir şey doldurmadan, bir şeyler almadan, çantasını doldurmadan çıkan kullardan etmesin bizi. (Amin) Amin ya Muin. Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm. Allah’ımız buyurdu: “İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin.” (Bakara, 221) Şimdi, bir kadın gördün mahallende. Evlilik niyetin var. İki şekilde bu kadınla beraber olursun. Ya aileni araya hiç dahil etmezsin, flört dönemi yaşarsın. Bu haramdır. Şeytanın destur verdiği bir dönemdir bu. Şeytanla beraber hareket edersin ve nefsini tatmin edersin. İki, aileni olaya dahil edersin. Dersin ki: “Mahallemde bir kız gördüm, bir soruşturun. Talibi var mı, nişanlılığı, sözlülüğü var mı? Evlenmek istiyorum.” dersin. Bu, İslam’a uygun olan yöntemdir. Aracı koyarsın. Şimdi, bir kız gördün mahallende fakat kız deist! Çok güzel, kız çok güzel ve çok beğendin. Ama kız deist. İslamiyet’te, kâfir olan bir kızla; deist olan, ateist olan, Budist olan bir kızla evlenmek helal midir kardeşler? Haramdır! Yahudi ve Hristiyan kızlar ile evlenmek helaldir. Kardeş buradan karıştırdı. Yahudi ve Hristiyan kızlarıyla evlenmek mekruhen bile olsa helaldir. Ama bu iki tane şeriatın dışında; deist, ateist, Budist, agnostik… Ne olursa olsun, hiçbirisiyle evlenmek helal değildir. Bunlara müşrikler denir Kur’an’da. Müşriklerle evlenmek bize haram kılınmıştır. Kadınlar için ne geçerli? Kadınlarımız için de, Müslüman kadınları için de Yahudi ve Hristiyan bile olsa erkeklerle evlenmek haram kılınmıştır. Bir adam; kızını bir Hristiyan ile evliliğe verdiği anda, bu artık günah olmaktan çıkar, küfür olur. Bir Yahudi’ye gelin olarak verdiği anda günah olmaktan çıkar, küfür olur. Neden böyle olur kardeşler? Çünkü bu adam, kızını bir Yahudi’ye veriyor. Bunun normal ve meşru olduğunu düşünerek veriyor. Bu nikah geçerlidir, diyor. Yahudi mahudi bakmam ben! Kızıma geldi talip oldu, evlendi diyor. Ama Allahü Teâlâ bu kitapta; kadınlarımızın, Müslüman kadınlarının Yahudi ve Hristiyan erkeklerle evlenmesini haram kılıyor. Bakın erkeklere bir ruhsat var. Yahudi ve Hristiyan kadınlarla evlenebilir mekruhen bile olsa. Neden? Çünkü soy erkekten devam eder. Lider hep erkektir. Dünya kurulalı beri, ilk insandan beri bütün dünyada lider erkektir. Aile erkek kanadından devam eder. Bundan dolayı çocuğun gayrimüslim olma ihtimali çok düşüktür. Ama Müslüman kadın gayrimüslim olan bir erkekle evlendiği zaman çocuğu kaybeder. Baba ne diyorsa o olur. Çocuk ya kiliseye gider ya havraya gider. Dolayısıyla, Allahü Teâlâ Hazretleri, ayetin başında bize neyi yasaklıyor? Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenemezsiniz, diyor. “…Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mümin bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır.” (Bakara, 221) Bak, o kadını çok beğendin. Mahallendeki o deist kız var ya, bayıldın kıza! Hocaya da sordun fetvasını. Hoca sana dedi ki: “Bu haramdır, evlenemezsin kardeşim.” Harama helal dediğin anda; evlendim, meşru bir nikah kıydım dediğin anda da kâfir olursun. “Ama hocam çok güzel. Ben böyle bir güzellik hayatımda görmedim, evleneceğim.” Ee bana niye sordun kardeş o zaman? Niye sordun? Bak Allah’ın ayeti böyle söylüyor, evlenemezsin diyor. Mahallende gördüğün o kız var ya, o aç kız, o fakir kız… Allah Teâlâ cariye diyor. Cariye ne demek? Cariye… Savaş yapılmış, kâfirlerin kadınları alınmış savaş esiri olarak. Ee kadınlar sokakta kalmasın diye; her aileden bir erkeğe, bir köle olarak, bir hizmetçi olarak o eve konuluyor. Ortada bırakılsa ne olur? Geçinmek için ne yapar bu kadın? Yapabileceği tek şey vardır. Sanatı falan da yok. Kendisini satmak zorundadır. Fuhuş artmasın diye İslamiyet’te cariye statüsü vardır. Köle kadın… Bir de köle erkek vardır. Bu da yine bir ailede; her köle erkek, bir ailede kalır. Ve kölenin sahibi; bu kölenin, bu hizmetkârın bütün ihtiyaçlarını kendi giydiğinden ve kendi yediğinden karşılamak zorundadır. Şimdi Allah’ımız ne buyuruyor? Mü’min bir cariye, Mü’min bir köle o gördüğün çok güzel kızdan senin için daha hayırlıdır. Sen git, bu fakir olan kızı al. Devam ediyor ayet: “…İman etmedikleri sürece, Allah’a ortak koşan erkeklerle kadınlarınızı evlendirmeyin.” (Bakara, 221) Şimdi geldi mahallenin en zengin adamı. Ama adam Hristiyan, senin kızına talip oldu. Bu ülkede olmadı mı bu? Hristiyan bir tane profesörle kızı evlendirdiler. Bu diyalogcular grubu, fetö grubu. Bütün televizyonlar çalkalandı. Zaman gazetelerinde, onların kendi gazetelerinde koca koca manşetler çıktı. Artık devir değişti. Bu bir devrim! Neymiş devrim? Bir profesör varmış Harran’da, Urfa’da. Profesör hem Hristiyan’mış hem Müslüman’mış. İki dinliymiş! Cuma günü namaza gidiyormuş, pazar günü kiliseye gidiyormuş. İki dinli olur mu kardeşler bir adam? Ya ben size soruyorum. Bir adam hem Fenerli hem Galatasaraylı olabilir mi? Mümkün mü böyle bir şey? Bak bu ülkeyi tamamen gez. Ben hem Fenerliyim hem Kayserisporluyum diyen duyabilirsin. Ama ben hem Fenerliyim hem Galatasaraylıyım diyeni duyamazsın! İki dinli gibi bu, yani mümkün değil! Bir adam hem Müslüman hem Hristiyan ya da hem Müslüman hem Yahudi olamaz! Tahrif edilmiş şeriatlar… Ve senin şeriatını kabul etmiyor. Senin peygamberini kabul etmiyor. Senin Allah’ını bile kabul etmiyor. Onların Allah’ı biraz daha farklı. Çocuğu var ve karısı var! Yahudilerin Allah’ı da çocuğu olan bir Allah. Haşa ve Kella! Allah’ımız bunların hepsinden münezzehtir. Şimdi kardeşler, kızlarınıza o mahalledeki zengin Hristiyan geldi, talip oldu. Sen de ne yapacaksın? Hemen akraban yanına gelecek. “Ya böyle kısmet bir daha ele geçmez. Sen bu çocuğa ver. Kızın kraliçeler gibi yaşar. Dizilerde gördüğün o kızlar var ya, aynı onlar gibi yaşar.” dediler. Sen ne yapacaksın? “Kızımı ben buna verirsem bu Hristiyan’a, kâfir olurum. Şurada yaşayacağım yirmi otuz sene daha. Yirmi otuz sene sonra belki damadın yardımlarıyla iyi yaşayabilirim ama ebedi olarak cehenneme gitme durumu var. Ben niye ahiretimi küçük bir dünya menfaatine satayım ki!” Sen eğer Müslümansan imanın burada ortaya çıkacak. Sen eğer kalibren zayıfsa, kalibren düşükse yan çizeceksin, yalpalayacaksın! Senin nerede imanın ya? Allah’ımız devam ediyor: “…Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır.” (Bakara, 221) O hizmetçi var ya, o köle Müslüman ama. Geldi senin kızına talip oldu. Müslüman olduğu için kızını buna verebilirsin. Korkma! Ama diğer adam ne kadar zengin olursa olsun, imanı kaybetme durumu var.