1900 lü yılların başında Bediüzzaman Hazretleri, İstanbul’da ikamet ederken kaldığı hanın kapısına “Burada her suale cevap verilir, hiç bir sual sorulmaz.” yazısını asmış ve her çeşit âlimin her ilim dalından gelen bütün sorularına cevap vererek hayretleri celbetmişti. Her türlü ilim konusunda onunla münazara eden âlimleri 20li yaşlarında ilzam etmekteydi. Bunun üzerine âlimler, bir seyahat için İstanbul’a glen, Mısır’ın meşhur Cami-ül Ezher Üniversitesi reislerinde biri olan Şeyh Bâhit’den Bediüzzaman’la münazara edip onu ilzam etmesini istediler. Ve Ayasofya önünde bir namaz vakti çıkışı Şeyh Bâhit bir çayhaneye oturulduğunda Bediüzzaman’a hitaben “Avrupa ve Osmanlı’lar hakkında ne diyorsunuz? Fikriniz nedir?” diye sorar. Bunun üzerine Bediüzzaman: “Avrupa bir İlam Devleti’ne hamiledir. Günün birinde onu doğuracak. Osmanlılar da Avrupa ile hamiledir, o da onu doğuracak.” diye cevap verir. (Gümbürtülü orkestra müziği) Evet dünya genelinde zor zamanlar geçiriyoruz. Gözle göremediğimiz, bizden milyarlarca kat daha küçük bir virüse karşı âciz ve güçsüz kalmış durumdayız. Bütün insanlık kafa kafaya vermiş bu virüsü alt etmenin yollarını arıyor. Ama halen bir çare bulmakta zorlanıyor. Virüs Dünya’da 1 milyondan fazla insana bulaştı. Binlerce insanın da hayatını kaybetmesine yol açtı. İnsanlar evden çıkamaz oldu. Dünya’nın şekli bâriz bir şekilde değişiyor. Bir virüs adeta taşları yerinden oynattı. Belki sadece Afrika’da görülse kimse ilgilenmeyecekti. Sadece yoksul insanlara zarar verseydi kimsenin umurunda okurmuydu bilinmez. Belki de öyle olsaydı bir kaç haber bülteniyle iliştirilecek sonra her kes duyarsızca kendi dünyasına dalacak ve zevkleri kovalamaya devam edecekti. Fakat bu virüs öyle değil. Zengin-fakir ayırımı yapmıyor. Devlet idarecilerine, bakanlara, krallara da bulaşıyor. Düşünün, İngiltere Kraliçesi’ne bile bulaştı. Sanatçılaraü, futbolculara da bulaşıyor ve hatta kiminin vefat sebebi oluyor. Herkesi tehdit ettiği için âzamî önlemler alınıyor. barikatlar kuruluyor, yasaklar, kısıtlamalar hat safhaya çıkartılıyor. Ama yine de engel olunamıyor. Virüs yayılmaya devam ediyor. Bilim henüz çare üretemedi. Üsütn teknolojiler ürettiği için böbürlenen insanlığın kibri ayaklar altına düştü. Bunu gören kimi ateistler müslüman oldu. Mesela meşhur Mısır’lı ateist Ahmet Harkan’ın Müslüman olması gibi. Ve hatta çok daha şaşırtıcı gelişmeler yaşandı. Evet böylesine büyük bir musibet geldikten sonra insanlar otomatik olarak kendilerine bir dayanak noktası aramaya başladılar. Çünkü insan fıtratına verilen mekanizma, acizliğini hissettiği anda güçlü ve kudretli birisine sığınmak istiyor. Normal şartlarda gaflet denizlerinde boğulan insan acizliğini aklına getirmediği gibi kendisini de yıkılmaz zannederken musibet anında kendisine tutunabileceği bir dal arıyor. Virüs insanların akciğerlerine inerek buraya yerleşiyor ve daha sonra burada gelişerek nefes almayı zorlaştırıyor. Daha sonra da bir çok insanın boğularak hayatını kaybetmesine sebep oluyor. İşte insanlar böyle bir virüz karşısında öylesine aciz kalmaktalar ki artık ateist olan, deist olan, bir yaratıcının varlığına inanmayanlar bile ellerini açıp dua ediyor. Hani bir söz vardır ya Mustafa düşen bir uçakta ateist kalmaz diye bu da öyle bir durum işte. Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur’da bu konudan şöyle bahsediyor: “Evet nev-i beşer” yani insanlık “aczi ve düşmanların kesreti (çokluğu) dolayısıyla dayanacak bir nokta-i istinada” bir dayanak noktasına ” muhtaçtır ki düşmanlarını def için o noktaya iltica etsin. Ve keza kesreti hâcat” ihtiyaçların çokluğu, “ve şiddet-i fakr “yani muhtaçlığın şiddeti “dolayısıyla da istimdat edecek bir nokta-i istimdata muhtaçtır ki onun yardımıyla ihtiyaçlarını def etsin. Ey insan senin nokta-i istinadın” yani dayanak noktan “ancak ve ancak Allah’a imandır. (gümleme sesi) Ruhuna, vicdanına nokta-i istimdat ise ancak ahirete olan imandır. Binaenaleyh, bu her iki noktada haberi olmayan bir insanın, kalbi, ruhu tevahhuş eder (korkar) vicdanı daima muazzep (azapta) olur. Lâkin birinci noktaya istinad ve ikincisinden de istimdat eden adam, kalben ve ruhen pek çok zevk ve lezzetleri, ünsiyetleri hisseder ki, hem müteselli, hem vicdanı mutmain olur. Bu virüsten şüphesiz ki en çok etkilenen konumda şu an Avrupa ve Amerika var. Bu musibetten en çok etkilenen ülkelerden olan İtalya’da İtalaya başbakanı artık işimiz yaratıcıya kaldı sözleriyle acizliğini dile getirdi. Büyük bir kesim Hristiyan olan ve bir çok ateist, deist, maddeperest insanları bulunan, hatta İslamî fobinin inanılmaz çok bulunduğu Avrupa Devletlerinde ise garip bir şekilde yıllardır minarelerden yasak olan ezanlar okunmaya başladı. (Ezan okunuyor) Örneğin en son 500 sene önce İspanya’da okuna ezan bu günlerde yeniden okundu. (Ezan okunuyor) Almanya, İtalya,Fransa , her yerden ezan sesleri yükseliyor. Hatta çok ilginç bir video var. Filistin’de bir tane Yahudi dükkanında hoparlörden Kur’an açmış dinliyor. Çok şaşıran bir Filistin’li Müslüman içeri girip “Neden Müslüman olmadığın halde Kur’an dinliyorsun?” diye sorunca. Yahudi :”Bu mübarek kelimeler Allah’tandır. Umuyorum bu kelimeler hürmetine Allah bu virüsü ortadan kaldırır.” diyor (Fonda Fatiha suresi var)) Peki neden böyle oldu? Ezan sesini yıllardır minarelerden dışarı okunmasını yasaklayan, Müslümanları hor göre, İslamfobiyi yaymaya çalışan bu devletlerde ne değişti de ezan okunur hale geldi? Çünkü “Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.” İşte bu psikolojik ve manevi yıkımdan bir çıkış arayan insanlar Allah’a karşı yöneliş gerçekleştirmeye başladı. Çünkü fıtratları bunu gerektiriyor. İnsan acizken Allah’ı daha çok arıyor. Çünkü vicdan ve kalp Allah’ı istiyor. Ruhlarındaki ve kalplerindeki açlığı doyuramayan Hristiyanlar, Yahudiler, ateistler, deistler hepsi kalplerinde bir oynama yapan, kalplerine bir ferahlık veren ezan ve Kur’an’ı fark ettiler. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir hadisinde: “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” vbuyurmuştur. İşte hadiste belirtildiği gibi her insan yaratılış itibarıyla; lekesiz, tertemiz, iman ve islama en müsait bir hüviyette doğar. Lâkin insanın başta ailesi olmak üzere çevresi ve bulunduğu muhit o temiz ve lekesiz fıtratı şekillendirmeye başlar. Ancak insanlar daha sonradan ne kadar farklı dinlere dönmüş olsalar da, kalplerini ne kadar bozmuş veya kirletmiş olsalar da temelde İslâm fıtratında yaratıldığından; ezan ve Kur’an’a yakınlaşmaya başladılar. Ve ezanlar Avrupa sokaklarında yankılanmaya başladı. İşte videonun başında da Bediüzzaman Hazretleri’nin söylediği söze tüm kalbimizle inanıyoruz ki inşallah bir gün gerçekleşecektir. Belki de bu gün gerçekleşiyor. Avrupa hamile olduğu o İslam Devletini doğuruyor. Belki de yakın zamanda doğuracak. Bizim bu noktadaki görevimiz ise Müslümanlığı doğru bir şekilde yaşayıp dünyaya örnek olmak. Eğer biz Müslümanlar olarak ihlasla ve samimiyetle İslâm yolunu gösterirsek, İslâmiyete lâyık doğruluğu yaşarsak insanlar fevc fevc yani dalga dalga, bölük bölük İslâmiyet kapısından içeri gireceklerdir. “Evet ümivâr olunuz. Bu istikbâl inkılâbatı içerisindeki en yüksek ve gür sadâ İslâmiyetin sadâsı olacaktır. (Gümleme sesi) Selametle -Altyazı M.K.
Tebliğ et!






