Gözyaşlarınızı Tutamayacağınız Bir Hikaye- Hz. Ebubekir

Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh. Halifelerin birincisi, sahabenin bir incisi. Kuran’ın tabiriyle ikinin ikincisi. Hicrette Peygamberimiz’in(s.a.v.) yol arkadaşı. Hicretteki ikinci, mağaradaki ikinci, halifelikte Peygamberimiz’den(s.a.v) sonraki ikinci, Peygamberimiz’den(s.a.v) sonra kabirde yanına gömülen ikinci, kıyametin ardından Peygamberimiz’den sonra dirilecek ikinci, Peygamberimiz’den(s.a.v) sonra cennete girecek ikinci. İkinin ikincisi Hazreti Ebu Bekir(r.a.) (Video boyunca fonda müzikler var) Onu anlatmaya ne kelime yeter, ne zaman yeter, ne video yeter. Ben hayatındaki bir kaç sahneden bahsetmeye çalışayım, ne kadar büyük bir ruh olduğu belki anlaşılır. Hazreti Ebu Bekir(r.a.) ilk müslümanlardandı. Pek çok büyük sahabenin de müslüman olmasına vesile oldu. 23 senelik peygamberlik destanının hepsine şahitti. Hayatı yürekleri nurla dolduran bir çok hadise ile doludur. Adını anmak bile bana manevi bir coşku ve hüzün veriyor. Söze nereden başlasam bilemiyorum. Kolay değil Ebu Bekir(r.a.) olmak. Kainatın güneşi, Nebiler Nebisi Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın en yakın dostu olmak. Her şeyde en önde olmak, en fedakar, en cefakar, her derde göğsünü en önce geren, en sıddık olmak kolay değil. Peygamber olmadan önce Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın 20 yıl boyunca arkadaşıydı. Bu arkadaşlık peygamberlikten sonra ebedi bir hal alacaktı. Her zorlukta yanında olan bir dostluk. Alemlere Rahmet Peygamberi’ne(s.a.v.) peygamberliğin ilk günlerinde dost olmak demek ateşten gömleği giymekti. İşkenceydi, ızdıraptı, ölümdü, yoksulluktu. Kalabalıklar geldiğinde, herkes İslam’a koştuğunda iman etmek kolaydır. Ebu Bekir’i(r.a.) Ebu Bekir(r.a.) yapan ilklerden oluşuydu. Zor zamanların yiğidi olmasıydı. Allah bizi Ebu Bekir(r.a.) eylesin ve bize Ebu Bekir(r.a.) gibi dostlar versin. Bir gün Peygamberimiz(s.a.v.) müşriklerin arasında Kabe’de namaz kılmak istemişti. Bir anda müşrikler etrafını sardı. Hazreti Ali(r.a.) anlatıyor bu hadiseyi. Kimi tükürüyor, kimi kıyafetlerini çekiyor, kimi çekiştiriyordu. Sahabeler hiç bir şey yapamamıştı. Bir an bir de baktılar ki uzaklardan bağırarak koşan bir kahraman, bir yiğit geliyordu. Kalabalığı yardı. Rab’bim Allah’tır dedi diye bir adamı öldürecekmisiniz önüne atlamıştı. (Giyotin sesi) Peygamberimizi(s.a.v) bıraktılar, hırslarını Ebu Bekir’den(r.a.) aldılar. Bayılana kadar dövmüşlerdi. Kan revan içinde uyandığında, “Rasulullah(s.a.v) nerede?” demişti. Annesi “Onu boş ver, onun yüzünden dayak yedin zaten” diyordu. “Beni ona götür” dedi. Anne bakıyor ki olacak gibi değil; iki kişi koluna girerek götürüyorlar. Efendimiz(s.a.v) ağlıyor onu görünce. Yüzündeki gözündeki kanı siliyor. “Ya Rasulallah(s.a.v.) “diyor, “beni bırak.” “sen iyisin ya, ben de iyiyim.” diyor. “Ama şu kapının arkasındaki annem için dua edermisin. Dua et de iman etsin” Efendimiz(s.a.v) ellerini açar açmaz, annesi içeri giriyor ve şehadet getiriyor. İşte o zor anda dahi başkasının imanı için kalbin çarpması demektir Ebu Bekir(r.a.) olmak. Miraç gerçekleşmişti. Düşünün, ne kadar akıl almaz hadiseler onlar için. Müşrikler işte fırsat diyordu. Onun çevresindekilerin ondan ayrılamsı için haşa, bunun ap açık bir uydurma olarak görüyorlardı ve bunu fırsat gibi bildiler ve bunun peşinden koştular. Hazreti Ebu Bekir’i(r.a.) Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’dan ayırırlarsa diğerleride öylece ayrılır dediler. Direk Hazreti Ebu Bekir’in(r.a.) yanına koştular. Hazreti Ebu Bekir’e anlattılar o meseleyi. Gülerek alay ederek anlattılar. Hazreti Ebu Bekir(r.a.) onları dinleyince bıçak gibi kesti sözlerini. “O mu anlattı bu miracı?” “Evet” dediler. “O dediyse doğrudur” dedi. Zerre şüphe duymaksızın söyledi. İşte Ebu Bekir(r.a.) olmak, imanda şüphe etmemektir. Merak ederiz, soru sorarız, sorgularız ama asla şüphe etmeyiz demektir. Müslümanların hicreti başladığında, Rasulullah’ın Aleyhisselatü Vesselam yanına geldi. “Ben de gideyim mi Ya Rasulallah?” dediğinde “Hayır bekle. Allah sana daha hayırlısını verecek.” demişti. Sonra bir gün yol arkadaşlığı müjdesini verince, kızı söylüyor: “Bir erkeğin böylesine ağladığını görmedim” Sevincinden ağlıyordu. Hicret başladı. Müşrikler her yerde Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ı arıyordu. Öldürmek istiyorlardı. Hazreti Ebu Bekir bir sağına geçiyor, bir soluna, bir önüne, bir arkasına. Efendimiz(s.a.v.) bu garip halini fark ediyor. Soruyor: “Yaa Ebu Bekir(r.a.), senin yerin sağımda yürümektir. Neden böyle yapıyorsun?” “Ya Rasulallah(s.a.v), sağında yürürken aklıma geliyor, ya solundan bir zarar sana gelirse diye, hemen soluna geçiyorum o yüzden. Solunda yürürken aklıma geliyor, ya arkadan bir ok veya bir zarar gelirse diye heman arkana geçiyorum. Arkana geçince de önünden bir tehlike gelir mi diye işte bu şekilde daire çiziyorum” diyor. İşte zordur Ebu Bekir(r.a.) olmak ve ona canını feda etmek. “Senin yerine ölürüm Ya Rasulallah(s.a.v.), canım sana feda olsun” diyordu. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam sordu: “Benim yerime ölür müsün Ya Ebu Bekir(r.a.)” “-Evet Ya Rasulallah(s.a.v)” dedi. “Neden?” dedi, “Ben ölsem bir ev ağlar, sana bir şey olursa bütün evler ağlar, bütün ümmet ağlar Ya Rasulaallah(s.a.v.)” dedi. Ebu Bekir(r.a.) olamak, Ebu Bekir’ce(r.a.) cevaplar vermek demektir. Ebu Bekir’i(r.a.) hicret esnasında tanıyanlar oluyordu. Bölgede tanınmış bir tüccardı çünkü. Onunla konuşanlar Efendimiz’i(s.a.v.) bu kim diye soruyorlardı. Sıddık olan, doğruluktan hiç şaşmayan Ebu Bekir(r.a.) müthiş bir imtihana giriyor. Yalan söyleyemez. E doğruyu dese işin ucunda ölüm var. Çünkü müşrikler başlarına ödül koymuş. Efendimiz(s.a.v.) bir tanınsa biter her şey. Mükemmel hikmetli bir cevap veriyor. “O benim rehberimdir.” diyor. O zor şartlar altında dahi yalana tenezzül etmiyor. Evet rehberiydi, ebedi bir yol rehberiydi. Ne mutlu onu rehber edinenlere. Düşünün müslüman olduğunda 40.000 dirhemi vardı. Hicret ettiğinde ise 50 dirhemi bile yoktu. Dev servetini müslümanları zulümden kurtulmaları için, müslümanlar için, ümmet için harcamıştı. Akıllı bir tüccar budur işte. Medine’ye varıldığında Mescid-i Nebevi için ilk arsa Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın devesi Kasva’nın çöktüğü yer olarak belirlenmişti. Efendimiz(s.a.v.) hemen sordu arsanın sahibini. Buldu, fiyatını sordu. Onlar bağışlamak istediklerini söylediler. Efendimiz(s.a.v.) kabul etmedi. Cüz-i bir bedel istedi onlarda. Efendimiz ümmete sordu. Kim ödemek ister diye. Kalabalıktan bir el kalktı. Son kalan 50 dirhemini gözünü kırpmadan Hazreti Ebu Bekir(r.a.) veriyordu. İşte bu gün bile, Medine’de Ravza’da namaz kılarken başımızı her secdeye koyduğumuzda, ona sevap yazılıyor. Ebu Beki(r.a.) olmak demek: asıl akıllı tüccarın, ahirete yatırım yapan olması demektir. İşte bu şekilde Hazreti Ebu bekir’i geçmek mümkün değildir. Yıllar sonra Mekke fethedilir Fetihden sonra hemen babasının evine koşar, boynuna sarılır, ayağına sarılır, imana ikna eder bir şekilde Rasulullah’ın Aleyhisselatü Vesselam huzuruna getirir. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam onu görünce utanır. “Keşke biz gelseydik.” der. Hazreti Ebu Bekir(r.a.)”Küçük büyüğün ayağına gider Ya Rasulallah. sen Rasulallah’sın, Allah’ın Rasulü’sün, sen büyüksün.” der. “O yüzden biz geldik.” Babası şehadet getirir. Sevinmesi gerekirken Hazreti Ebu Bekir’in(r.a.) bir anda yüzü asılır. Yere çöker ve ağlamaya başlar. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam şaşırır. “Niye ağlıyorsun der.” “Amcan Ebu Talip’in vefatı aklıma geldi, Ben babam için çok çırpındım, sen de amcan için çok çırpındın. Allah babama nasip etti ama senin amcana nasip etmedi Onun için yüreğim burkuldu. Bu sevinci senin de yaşamanı öyle isterdim ki.” dedi ve ağladı. Bir yandan nebevî bir şefkat denizi yüreğinden çağlarken, bir yandan da; her hareketi, her hamlesi Allah’ın rızasını kazanmaya yönelikti. Hani Lemalar’da dediği gibi: “Amelinizde Rıza-yı İlahî olmalı. O razı olsa, bütün Dünya küsse ehemmiyeti yok. O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok” Düşünün 80.000 kişinin bulunduğu bir stadyumda futbol oynuyorsunuz. Topu aldınız 4-5 rakibi çalımladınız. Arkadaşınıza pas attınız. O da size orta açtı, gelişine bir rövaşata vurdunuz, top doksana gitti. 80.000 kişi goool diye bağırdı. AMa bir baktınız hakem bayrak kaldırdı. Ofsayt dedi. 80.000 kişi gol dese de gol sayılır mı? Sayılmaz. Kimin kararı geçerli? Hakemin. Demekki hakemi razı etmeli. Amellerimizde de aynen durum böyle. Tüm insanlar alkış da tutsa, bir milyon takipçin de olsa, hepsi sana aferin, çok doğru yaptın veya çok doğru söyledin de dese; eğer Allah razı değilse, ofsayt. O iş bitmiştir. Onu razı etmek kainatın en önemli meselesi. İşte Hazreti Ebu Bekir demek, ALlah’ı razı eden yolun zirvesine çıkmak demektir. Bir gün, sabah namazından sonra mescitte Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam sordu: “Bu gece sadaka veren oldu mu?” Hazreti Ömer(r.a.) içinden geçirdi “Ya Rasulallah(s.a.v.) soruyorsun ama kim gece gece sadaka verir yani?” Hazreti Ebu Bekir(r.a.) elini kaldırdı sadece. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam yine sordu: “Bu gece hasta ziyaret eden oldu mu?” diye. Hazreti Ömer(r.a.) yine içinden geçirdi. “Gece gece kim bir hastayı bulacak da ziyaret edecek” diye. Yine Hazreti Ebu Bekir(r.a.) elini kaldırdı. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam yine sordu: “Bu gece bir müslüman kardeşinin bir sıkıntısını gideren oldu mu?” diye. Hazreti Ömer(r.a.) yine içinden geçirdi. “Yaa gecenin yarısı kim kimin işini halledebilir ki” dedi. Hazreti Ebu Bekir(r.a.) yine elini kaldırdı. Hazreti Ömer(r.a.) dedi. “Geçilemeyeceksin Yaa Ebu Bekir(r.a.). Kimse seni hayırda geçemez.” Bir gün Tebük Gazvesi için müslümanlara çağrıda bulunuldu. Sadaka verilmesi için bir çağrıydı. Hazreti Ömer(r.a.) aktarıyor. “İşte şimdi Ebu Bekir’i(r.a.) geçeceğim.” diye düşündü. Çünkü hani “benim malım var onun ise durumu fakir” diyordu. Alıyor malının yarısını, kırkda bir zekatdan bahsetmiyoruz bakın, malın yarısı. Sahabeler kırkda bire cimri zekatı derlerdi. Malının yarısını alıyor, Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam’a getirince Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ona çok farklı bir soru soruyor. “Evine, hanene ne bıraktın ya Ömer(r.a.)” Hazreti Ömer(r.a.) cevap veriyor: “Bu yarısıdır. Diğer yarısını bıraktım Ya Rasullallah(s.a.v.)” Bir süre sünra Hazreti Ebu Bekir(r.a.) içeri giriyor. Bir kucakkadar, bir miktar mal, erzak, para getirmiş. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam anlıyor ki malının hepsini getirmiş ve ferasetiyle soruyor: “Evine, hane halkına ne bıraktın?” İşte Ebu Bekir’ce(r.a.) bir cevap veriyor. “Allah’ı ve Rasulunu(s.a.v) bıraktım. Hazreti Ömer(r.a.) diyor: “O gün anladım ki hayırda onu geçmek mümkün değil.” Hazreti Ebu Bekir(r.a.) evine dönerken, bir fakir ondan kıyafet istiyor.” Gel” diyor “evimin kapısına” evinin kapısında üstünü çıkartıp son malını da o fakire veriyor. Bir çuval bulup, hasırını üstüne giyiyor. Rasullullah(s.a.v.) onu yanına çağırıyor. Hazreti Cebrail(a.s.), Cibril-i Emin(a.s.) geliyor. “Bu yanındaki abaya sarınan kimdir Ya Rasulallah(s.a.v)” diyor. Efendimiz(s.a.v) “Bu Ebu Bekir’dir(r.a.). Malının hepsini İslam için harcadı. Bnei tasdik etti, kızını bana nikahladı.” diyor. Cebrail(a.s.) diyor ki: “Onu tebrik et. Allah soruyor, ‘Kulum bu halinde benden razı mı?’ Bu ne kadar müthiş bir şey düşünebiliyor musunuz ya? Bütün insanlığın rızasına muhtaç olduğu, milyarlarcasının onu razı etmek için çabaladığı Allah’ın Ebu Bekir(r.a.) kulundan razı olması, onun da razı olup olmadığını sorması Ebeu Bekir(r.a.) ağlıyor, hıçkırıklara boğuluyor, “Razıyım ya Rab, kaderinden razıyım Ya Rab ” diyordu. Oof of ve güneş battığında, Aişe Validemiz’in(r.a.) sesi Medine sokaklarında yankılanmıştı ki; hala yüreklerimizde yankılanıyor. “Rasullullah(s.a.v) vefat etti ey mü’minler, Rasulullah(s.a.v) vefat etti.” Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bu aleme veda edip, ebedi aleme, dar-ı bekaya, Rab’bine, Habib’ine, Sevgili’sine gittiğinde; sahabe perişandı. Hıçkırıklara boğulmuştu. Her köşede birileri feryat ediyor, ağlaşıyordu. İnanmak istemiyorlardı. Öyle delicesine seviyorlardı ki paygamberi(s.a.v.); her birisi malını, evladını, canını verirdi, hem de gözünü kırpmadan ve öylesine alışmışlardı ki o Gül Yüzlü’yü her gün görmeye. Her gün onun kokusuyla dolu mescidde, gecelere kadar beraber Allah’ı anmaya. Onun dağları eriten tebessübüyle sevdalanmaya öylesine alışmışlardı ki ayrılık kalbi yakıyordu. Buna Aşk-ı Rasullullah(s.a.v) denir. Yakar geçer kalbi. Ne kayalar, granitler, ne demirler, çelikler bu sevginin karşısında; bu sevdanın karşısında durabilir. Yakar, eritir. Narince bir kalp nasıl dayanabilir? Hazreti Ömer(r.a.) kılıcını çekti. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da “O ölmedi, Hazreti Musa gibi bir hal ona arız oldu, Rab’bi ile görüşüyor, kim öldü derse; kılıcımla onu ikiye bölerim” diyordu. Tablo çok iç acıtan bir ayrılık acısıyla kavruluyordu. Tam o esnada Hazreti Ebu Bekir(r.a.) çıktı dışarı. Herkezin çok iyi bildiği halde, o an unuttuğu öyle ayetler okudu ki, Hazreti Ömer(r.a.) daha sonra itiraf edecekti: “O ayetleri ezbere bilsek de, biz o an o ayetler yeni vahyolundu sandık” Ayetler şöyle: “Muhammed(s.a.v), ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamlerler gelip geçti. O ölür veya öldürülürse, gerisin geri, (eski dininize) geri mi döneceksiniz? Kim geri dönerse, Allah’a en küçük bir zarar vermiş olamaz. Fakat şükredenlere Allah mükafatını verecektir. (Âli İmrân 144) “Kim Muhammed’e(s.a.v.) tapıyorsa” dedi Hazreti Ebu Bekir(r.a.), “bilsin ki Muhammed(s.a.v) ölmüştür. Kim Allah’a tapıyorsa, bilsin ki o Hayy’dır, Baki’dir ve ölmeyecektir.” İşte Ebu Bekir(r.a.) olmak bunu gerektirir. Sadakat bunu gerektirir. Muhabbet bunu gerektirir. Peygamber(s.a.v.) dostluğu bunu gerektirir. Peki ya biz? Sahabenin baş koyduğu yola neyimizi koydu ki aynı cennete talibiz? Eğer hiç bir ders almazsak, bu hikayeler sadece dinleyip duygulandığımız geçmiş anılara döner. Neden bir Ebu Bekir’de biz olmuyoruz. Cennet başvurusunda geçerli olan yegane CV olan iman CV’sini tam elde etmiyoruz. Neden onu Ebu Bekir(r.a.) yapan iman ve Kuran derslerini okumuyoruz. Yoksa ilk emri unuttuk mu? Öyleyse hatırlamanın tam sırası: “İkra” “Oku, seni yaratan Rab’binin adıyla oku.” Kainatı oku, kendini oku Allah’ın mucizevi eserlerini oku. Bir gül destesini, bir arı taifesini, yeni gelen bir baharı oku. Bunları Rab’bin hiç olsunlar diye, görmezden gelinsin diye yaratmadı. Bak Bediüzzaman ne güzel söylüyor: “Başını kaldır. Kendini tanıttırmak isteyen faal ve kudretli bir zâtın harika işlerine bak. Sen başıboş olmadığın gibi bu hadiselerde başıboş olamazlar.” Madem başıboş değiller, öyleyse zaman onları okuyup, Rab’bimizi tanıma ve onu sevme ve ona ibadetle kendimizi sevdirme ve Ebu Bekir’leşme yolunda yürüme zamanı. Canınız cennete. Allah’a emanet olun. Altyazı M.K.


İngilizce

Abu bakr aleyhissalam. First of the khalifas. A pure pearl of the companions. He is the second of the two. That’s what Quran says for him. Traveling companion of our Prophet (asm). Second one to emigrate, second one in the cave, second on to be a khalifa, Secoond one to be buried in Rawdah Mubarak, Second one to be revived after our Prophet (asm) Second one to go to heaven, second of the two Abu Bakr (ra). We don’t have enough time, or words, or capacity to tell about him. I’ll just talk about a few moments of his life to maybe understand what an amazing person he is. He was one of the first believers. And he also helped many people to convert Islam. He witnessed all twenty three years of the prophethood story. His life is full of emotional, inspiring events. Even when I mention his name I find inner peace. I don’t even know how I should start. It’s not easy to be Abu Bakr (ra), it is not easy to be the best friend of the Rasullullah (asm)… To be the best in everything, the most self sacrificing, the most courageous, the most faithful, the most loyal. He was a long time friend of the Prophet (asm) before his prophethood. And that friendship became an eternal one after the prophethood. Being a friend of the prophet (pbuh) wasn’t easy at the time It means suffering, torture, death, poverty. It is easy to convert when everybody does. Abu Bakr (as) became who he is because he was one of the first. First step is always the hardest. I pray Allah to make us like Abu bakr and give us friends like him. One day our prophet (asm) wanted to pray among the non-muslims around Kaaba. Suddenly the non-muslims surrounded him. Some of them spit on him, some of them pulled him from his clothes. Companions couldn’t do anything. Then someone appeared from far away. A brave hero was running towards prophet and he was shouting. He got into the crowd. And he said “Are you gonna kill him just because he said my Lord is Allah” They left our prophet (asm) and vented their anger on him. They beat Abu Bakr (as) untill he fainted. When he woke up covered with blood, he said to his mother “Where is Rasulullah (asm)”. His mother said, “Forget about him, you got beaten because of him.” He said “Take me to him”. Her mother realized that it’s impossible to convince him. So two people carried him to Rasulullah (asm). When our prophet saw him he started crying. He wiped the blood on his face. Abu Bakr (as) said: “Ya Rasulullah! Forget about me.” “Since you are okay, I am okay too.” But could you pray for my mother. Pray for her to believe. As soon as Prophet (asm) raised his hands Abu bakr’s mother got in to the room and takes the shadah. Being Abu Bakr (as) is wanting to save someone else’s afterlife even in that hard time. The event of miraj took place. The non-muslims saw that as an oportunity to seperate people from the Islam. They thought that if Abu Bakr left Islam the others would leave after him. They went to abu bakr immediately. They told the issue to the Abu bakr (as). They laughed about it, made fun of it. But then Abu Bakr (as) asked : “did He tell this event?” They said: “Yes” Then he said “If he said this, it is true.” without any doubt. Being Abu Bakr means having no doubt about your faith. We can wonder, we can ask questions but we should never have doubts about our faith. When the Muslim’s emigration stared, He goes to Prophet (asm) When Abu bakr said “Ya Rasulullah, should I go with them?” He said “No wait. Allah will give you better than this.” Then one day, when the prophet told him that he will be his travelling companion, his daughter says: “I never saw a man cry like this before.” He was crying out of joy. The emigration started. The non-believers were looking for the prophet to assassinate him. During the emigration, Abu bakr was rotating around the prophet. When prophet noticed his weird situation He asked “ Ya Abu bakr you should walk by me. Why you are acting like that?” “Ya Rasulullah (asm), when I’m walking on your right I fear that someone may harm you from your left. So I walk to your left. And when I’m walking on your left, I fear that an arrow may hit you from your back so I walk behind you. And when I walk behind you I fear that something dangerous may appear in front of you. So I circle around you. It is hard to be Abu bakr (as) and sacrifice your own life for him. He was saying: “I would die for you ya Rasulullah.” Then he asked “Would you die for me Abu bakr?” he said “Yes ya Rasulullah” Rasulullah (asm) asked: “Why?”. Abu bakr answered “If I die, a household will cry, but if you die all the ummah will cry.” Being Abu bakr is answering as good as Abu bakr. During the emigration there were some poeple who reconized him. Cause he was a well known merchant. When people see Abu bakr they would ask him “Who is he?” mentioning the prophet. He’s Abu bakr al Sıddiq. He never lies. What is he gonna do? Right? He can’t lie. But if he tells the truth it’s basically killing him. Because the non-believers put a price to our Prophet’s head. If they reconize the him, they’re going to kill him. So he answers wisely. He says: “He is my guide” Even in that sitiuation he didn’t lie cause he was a guide exactly. Think about it he had 40.000 dram. But in the migration he didn’t even have 50. He used his huge fortune to save Muslims from cruelty. That’s a clever Merchant. When the muslims reached to Medinah, the land that our Prophet’s camel Kasva sat was choosen to be the holy ground of Masjid al Nabawi. Our Prophet asked it’s price. They wanted to donate it but the prophet didn’t accept it. So they wanted a small price for it. Our prophet asked to the ummah “Who wants to pay for it?” Someone raised his hand. It was Abu bakr. He gave his last 50 dram. Even now when the people pray in there, he earns. Being Abu Bakr is being a smart merchant. One who invests his money to the afterlife. That’t why it’s impossible to compete with him. After many years makkah was conqeured. After the conquest Abu bakr ran to his father’s home immediately. He hugs him and he takes him to the prophet willingly. When the prophet (asm) sees him he feels ashamed. He says I wish we had gone to him. Abu Bakr (as) says: “Smaller one visits the greater one. You are Rasulullah! Messenger of Allah! You are greater! That’s why we’ve came.” His father takes the shadah. And right when Abu bakr should be happy he suddenly gets upset. He falls on his knees starts crying. Our prophet is suprised. He asks why he cries. Abu bakr answers. I remembered the death of your uncle. I worked so much for my father and you worked so much for your uncle. Allah granted my father to take the shadah but not to your uncle. That’s why I felt so sad. I would want you to feel this joy so much. Then he started crying again. One one hand he feels a great compassion; and on the other every step he takes, every action he does is to please the Almighty Allah. As mentioned in the lemalar: “You should seek divine pleasure in your actions. If Almighty God is pleased, it is of no importance if the whole world even is displeased. If He accepts an action and everyone else rejects it, their rejection has no effect.” Imagine playing football in a stadium with eighty thousand people watching you. You get the ball and cross 5 players You pass the ball to your friend then he whipped a cross and you kicked a bicycle shot then the ball went in. 80.000 people shout out gooallll. But you see that the referee flagged and said offside. Does it count if 80.000 people say goal? No, it doesn’t. Who gives the decision? The referee does. Then the refree should be pleased. It’s just the same for us. Even if you have 1 million followers. Even if they say you did the right thing. If Allah is not pleased with you, “offside” it is over. Pleasing Him is the most important issue in the universe. So being abu bakr means reaching to the top of the way that pleases Allah. One day after the fajr salah our prophet asked in the mesjid “Did anyone give charity to a poor tonight?” Omer ibn al Khattab thought “who would give charity to the poor people at night? Only Abu bakr raised his hand. Prophet asked again did anyone visit a sick person? Omer ibn al Hattab thought again “who is gonna find and visit a sick person at night.” Again Abu bakr raised his hand. Prophet asked again “Did anyone took care of a problem of his Muslim brother?” Omer ibn al Hattab thought again “who could solve someone’s problem at night? Abu bakr raised his hand again. Then Omer ibn al hattab said “you won’t be passed Abu bakr. Nobody can pass you in goodness.” One day the Muslims were called for the Tebuk war. It was an invitation for charity. By that time Omer ibn al hattab thought “Now I am gonna pass Abu bakr bacuse I am rich but he is poor.” Then he took half of his property. Pay attention he didn’t take one fortieth of it he took half of it. He takes half of his property and he brings it to the prophet. Then our Prophet asks him very different question. “What did you leave to your home Ya Omar?” Omer ibn al hattab answers “This is one half, I left the other half to my home.” After a while Abu bakr comes in. He brings an armful of goods, food, and money. Prophet understands that he brought all of his property and he asks: “What did you leave to your home?” Abu bakr’s answer is so emotional “ I left Allah and his Prophet” Omer ibn Khattab says “That day I understood Abu bakr cannot be passed in goodness.” While Abu bakr is walking to his home a poor man wants his clothes from him. Abu bakr says “Come to my house.” Then he gives his last property to the poor man. He finds a gunny sack and he wears it. Gabriel comes and asks “Who is this person wearing a gunny sack?” Prophet answers “He is Abu bakr. He spent all of his money for Islam. Gabriel (as) says: Congratulate him. Allah is asking: ‘Is my servant pleased with me in this condition?'” Can you imagine how amazing this is? The One whose contentment is a need for everyone, is contented with Abu Bakr. Not just that, but He also asked him if he is pleased with Him. Abu Bakr (as) cried his eyes out, and he said: “I am pleased Ya Rabb, I am pleased with my destiny Ya Rabb.” And when the sun went down Aishe’s (ra) voice was echoed in the streets of Medinah. It’s still echoing in our hearts. “Oh believers! The prophet has passed away. The prophet has passed away.” Our prophet said goodbye to this world. He had gone to his Lord. The companions were devastated. They were crying their heart out. Everybody was crying. They didn’t want to believe it. They loved him so much that each of them would sacrifice their life for him. They get used to seeing his beautiful face every day so much, that his separation was burning their heart. It’s called “Love of Rasulullah (asm). It burns the hearts. Who could stand against this love? Omer bin al Khattab took out his sword. He was crying and he said “He didn’t die. He is meeting with his Lord. If anyone says He died I will cut him with my sword.” There was a scene of separation and desperation. Just then Abu bakr has appeared He read such ayahs that everybody knows but nobody can remember at that moment Omer (as) confessed: “Even though we memorized those ayahs. We thought that those ayahs were sent recently.” Ayahs are like this “Muhammad is not but a messenger. [Other] messengers have passed on before him. So if he was to die or be killed, would you turn back on your heels [to unbelief]? And he who turns back on his heels will never harm Allah at all, but Allah will reward the grateful. “Whoever worships to Muhammed” said Abu Bakr (as) “they should know that Muhammed (asm) has passed away.” “Whoever worships to Allah, they should know that he is eternal and he is never going to die.” Being Abu bakr means doing this. It takes loyalty, love, friendship. What about us? What did we give, what did we sacrifice when the companions have sacrificed their heads? How can we ask for the same heaven when the difference is so obvious? If we don’t learn anything those events will just turn into the old stories that we just listen and get emotional. Why we don’t be an Abu bakr? Why don’t we reinforce the faith that will take us to the heaven? Why don’t we read the lessons of faith and Qur’an that makes Abu Bakr (as), Abu Bakr (as)? Or did we forget the first order of quran? Then it’s just the time to remember. “Recite in the name of your Lord who created man from a clinging substance.” Read Allah’s magnificent arts. Read the message in a rose. In a group of bees… In the upcoming spring… Allah didn’t created them for nothing. He wants you to see something. As bediuzzaman says: “Lift up your head, look at the miraculous deeds of the most active and powerful being who wishes to make himself known. In the same way that you are not left to your own devices, so too, these phenomena and events have a master and a purpose.” Since they’re not aimless, then we should read them and get to know our Creator. We should love Him and gain His love by worshipping Him like Abu Bakr (as). It’s time to take steps to be like him. Have a great day.


Rusça

Абу Бакр (да будет доволен им Аллах). Первый праведный халиф, жемчужина среди сподвижников. Как сказано в Коране, он был одним их тех двоих. Спутник Пророка (мир ему) в хиджре. Второй в хиджре, второй в пещере, второй после нашего Пророка (саллаллаху алейхи ва саллям) в халифате. Второй похоронен рядом с могилой после нашего Пророка (саллаллаху алейхи ва саллям), второй будет воздвигнут после нашего Пророка (саллаллаху алейхи ва саллям) после конца света. Он второй кто войдет в рай после нашего Пророка (саллаллаху алейхи ва саллям). Второй из двух Хазрат Абу Бакр. Не хватит слов, времени и видео чтобы рассказать о нем. Постараюсь рассказать о некоторых эпизодах его жизни, чтобы понять каким величайшим духом он обладал. Хазрат Абу Бакр (да будет доволен им Аллах) был одним из первых мусульман. Его усилиями очень многие сподвижники приняли Ислам. Он был свидетелем всех 23 лет эпического пророчества. Его жизнь полна событиями, который наполняют наши сердца светом. Даже упоминание его имени вселяет в меня духовный энтузиазм и грусть. Не знаю с чего начать. Нелегко быть Абу Бакром (да будет доволен им Аллах). Он самый близкий друг, Солнца Вселенной, пророка всех пророков, нашего Господина Алейхиссаляту Весселям. Не легко быть во главе всего, самоотверженным, проницательным, милосердным, правдивейшим и благородным. Их связывала 20 лет дружбы до пророчества нашего Господина (мир ему). Эта дружба станет вечной и после пророчества. Истинная дружба- в беде и в радости. Быть другом, в первые дни пророчества нашего Милосердного Пророка (мир ему)- это как надеть рубашку из огня. Быть готовым к пыткам, мучениям, смерти и бедности. Конечно, проще когда большинство принимают Ислам. Имя Абу Бакра, останется в истории, первым из мужчин, кто принял ислам. Его храбрость в трудные времена не забудется. Пусть Аллах сделает нас Абу Бакром (да будет доволен им Аллах) и друзей как Абу Бакр (да будет доволен им Аллах). Однажды Посланник Аллаха (мир ему) решил помолиться возле Каабы, среди многобожников. Во время молитвы его окружили многобожники. Этот хадис передает Хазрат Али (да будет доволен им Аллах). Некоторые многобожники плевали на Него, некоторые тянули за одежду, некоторые злословили. Сподвижники, которые находились там, ничего не смогли сделать. И вдруг издалека с криком прибежал один доблестный герой. Разделил толпу, и спросил: «Вы хотите убить человека только за то что он сказал- мой господь Аллах?» Они оставили нашего Пророка (мир ему), и весь гнев излили на Абу Бакра (да будет доволен им Аллах). Его избили до потери сознания. Когда пришел в себя, весь в крови. Первое что он спросил, где Посланник Аллаха. Мать ответила: «Забудь о нем, тебя избили из-за Него.» «Отведи меня к нему» сказал он. Матери пришлось согласиться, и с помощью двух женщин отвели к нему. Посланник Аллаха (мир ему) заплакал, увидев его, и начал вытирать кровь с его лица. «О Расулюллах (саллаллаху алейхи ва саллям), не переживай за меня, если ты в порядке то и я тоже буду в порядке.» – сказал он. «Но помолись за мою мать, пусть она тоже уверует.» Как только Посланник Аллаха (мир ему) поднял руки для мольбы. Мать Абу Бакра зашла в комнату и произнесла шахаду. Даже в такие трудные времена, сердце Абу Бакра (да будет доволен им Аллах) билось за спасение имана других людей. Случилась ночь Мирадж. Представьте себе, произошло Чудо- событие для них. Многобожники захотели воспользоваться случаем, чтобы окружающие Пророка (саллаллаху алейхи ва саллям) покинули его. Посчитали что это неправдоподобно, и были нацелены на победу. Сказали если Хазрат Абу Бакр (да будет доволен им Аллах) оставит нашего Господина (саллаллаху алейхи ва саллям), то остальные тоже последуют за ним. С этой целью они пришли к Абу Бакру (да будет доволен им Аллах). Они рассказали ему, высмеивали Пророка. Хазрат Абу Бакр (да будет доволен им Аллах) выслушал и резко спросил «Он вам рассказал о Мирадже?». Они ответили «Да» «Если он так сказал, значит, так и было», – сказал он. Без капли сомнения, он сказал. Безусловная вера, вот что значит быть Абу Бакром (да будет доволен им Аллах). Интересуемся, задаем вопросы, расспрашиваем , но никогда не сомневаемся. Когда началось переселение мусульман, он пришел к Расулюллах Алейхи Вассалам. Спросил: «О Расулюллах Алейхи Вассалам, могу ли я тоже переехать?». «Подожди, Аллах даст тебе лучшее!» ответил он. И однажды, ему было велено сопровождать нашего Пророка (саллаллаху алейхи ва саллям). «Я не видела, чтобы мужчина так много плакал», – говорит его дочь. Он плакал от радости. Хиджра началась. Многобожники повсюду искали нашего Господина Алейхи Вассалам. Они хотели его убить. В пути Хазрат Абу Бакр идет то справа, то слева, то впереди, то сзади от нашего Пророка (саллаллаху алейхи ва саллям). Наш Господин Алейхи Вассалам был удивлен. «О Абу Бакр, ты должен идти справа от меня, почему ты так делаешь?», спросил он. «О Расулюллах, когда иду справа от тебя, в мысль приходит что если слева будет вред, поэтому иду на лево. Когда иду слева от тебя, в мысль приходит что если сзади стрела тебя настигнет или другой ущерб, поэтому иду сзади. Когда иду сзади, в мысль приходит что если спереди есть опасность, так и вращаюсь возле тебя.» Трудно быть Абу Бакром (да будет доволен им Аллах), жертвовать собой ради Пророка (саллаллаху алейхи ва саллям). «Я умру за тебя, О Расулюллах, пусть я буду выкупом за тебя»,- говорил он. Наш Господин Алейхи Вассалам спросил: «Умрешь ли ты за меня, О Абу Бакр», «-Да, О Расулюллах (саллаллаху алейхи ва саллям)»,- ответил он. «Почему?» спросил он. «Если я умру, один дом будет плакать, если с тобой что-то случится, все дома будут плакать, вся умма будет плакать, О Расулюллах (саллаллаху алейхи ва саллям)», – сказал он. Быть Абу Бакром, означает давать ответы как Абу-Бакр (да будет доволен им Аллах). В пути, многие узнавали Абу Бакра (да будет доволен им Аллах). Потому что он был известным торговцем. Те, кто общались с ним, спрашивали о нашем Господине Алейхи Вассалам. Правдивейший Абу Бакр, проходит через тяжелое испытание. Он не умеет лгать. Ох, если он скажет правду, то это смертельно опасно. Потому что, многобожники обещали награды за их головы. Если узнают о нашем Пророке Алейхи Вассалам то всему конец. Его ответ был безупречным. «Он мой путеводитель». Даже в такой трудной ситуации, он не опускается до лжи. Путеводитель, вечный путеводитель до судного дня. Как счастливы те, кто идет за ним! Только подумайте, когда он стал мусульманином, у него было 40 тыс. дирхемов. Во время хиджры у него не было даже 50 дирхемов. Всё свое огромное состояние он потратил на мусульман, на умму, чтобы избавить их от преследований многобожников. Вот вам пример умного торговца. Когда они прибыли в Медину, участок земли, куда опустилась верблюдица Пророка (саллаллаху алейхи ва саллям) Касва, был определен для строительства Аль-Масджид ан-Набави. Наш Господин Алейхи Вассалам сразу спросил о владельце участка. Нашел, и спросил цену. Владельцы хотели пожертвовать. Пророк (саллаллаху алейхи ва саллям) не принял. Тогда они попросили небольшую сумму. Наш Господин Алейхи Вассалам обратился к умме, кто хочет заплатить. Из толпы одна рука поднялась. Оставшиеся 50 дирхемов Абу-Бакр (да будет доволен им Аллах) не моргнув глазом отдал. Даже сегодня, молясь в Равзе в Медине, каждый раз когда мы делаем земной поклон, ему пишут награду. Быть Абу-Бакром (да будет доволен им Аллах) означает; настоящий умный торговец- это тот, кто инвестирует в загробную жизнь. Таким образом, невозможно обойти Абу Бакра. Спустя годы Мекка завоевана, после завоевания он сразу же бежит к отцу, обнимает его за шею, обнимает за ноги, и как- то убеждает его принять веру. И вместе с отцом пришли к Пророку (саллаллаху алейхи ва саллям). Наш Господин Алейхи Вассалам был смущен. Сказал: «Было бы лучше если бы мы пришли к Вам». На что Абу Бакр ответил;- «О Расулюллах, младший идет к ногам старшего. Ты Посланник Аллаха, ты старший! Поэтому мы пришли.» Отец произнес шахаду. Вместо того чтобы радоваться Абу Бакр (да будет доволен им Аллах) был расстроен. Опустился на землю и начал плакать. Пророка (саллаллаху алейхи ва саллям) был удивлен, спросил о причине. «Вспомнил о смерти твоего дяди Абу Талиба, я боролся, чтобы мой отец пришел к вере, и ты тоже боролся за своего дядю, Аллах удостоил моего отца верой, но он не дал это вашему дяде. Поэтому мое сердце болит. Ах, если бы эту радость Вы тоже испытали.»;- ответил он и снова заплакал. С одной стороны, его пророческое сострадание и бездонная доброта, с другой стороны, каждое его движение, каждый шаг был ради довольства Аллаха. В книге написано: «Ваши поступки должны быть ради довольства Всевышнего. Если Он доволен, вся Земля если обидеться на тебя не имеет никакого значения. Если Он принимает, если все люди отказываются от тебя, это не имеет никакого эффекта.» Представьте, что вы играете футбол на стадионе, где находятся 80 тыс. болельщиков. Вы забрали мяч и обвели 4-5 соперника. Передали пас другу. Он тоже открыл вам середину, вы применили прострельный удар, мяч полетел к воротам. 80 тыс. болельщики прокричали ГОООЛ. Но рефери поднял флаг и сказал офсайд. Если 80 тыс. скажут Гол, это засчитают? Нет! Чье решение действительно? Арбитра. Поэтому решает судья. И в наших деяниях тоже так же. Все люди аплодируют, даже если у вас есть миллион подписчиков, и все они говорят молодец, очень правильно сделал или очень правильно сказал; если Аллах не доволен Вами, офсайд. Это конец. Самое важное дело Вселенной- это довольство Аллаха. Быть Абу Бакром (да будет доволен им Аллах)- это значит, быть на вершине пути к довольству Аллаха. Однажды, после утренней молитвы в мечети Пророк (саллаллаху алейхи ва саллям) спросил; «Ночью кто- нибудь раздал милостыню?» Хазрат Умар (да будет доволен им Аллах) подумал, «О Расулюллах (саллаллаху алейхи ва саллям) ты спрашиваешь, но кто может ночью раздавать милостыню?». И вдруг, Хазрат Абу Бакр (да будет доволен им Аллах) поднял руку. Пророк (саллаллаху алейхи ва саллям) снова спросил; «Ночью кто-нибудь посетил больного?» Хазрат Умар (да будет доволен им Аллах) снова подумал, «Среди ночи кто найдет больного и посетит его?». Хазрат Абу Бакр (да будет доволен им Аллах) снова поднял руку. Пророк (саллаллаху алейхи ва саллям) опять спросил; «Ночью кто-нибудь помог другому мусульманину решить его проблемы?» Хазрат Умар (да будет доволен им Аллах) снова подумал, «О, кто кому среди ночи может помочь?». Хазрат Абу Бакр (да будет доволен им Аллах) снова поднял руку. Хазрат Умар (да будет доволен им Аллах) сказал; «О Абу Бакр, тебя невозможно обойти. Никто не сможет обойти тебя в благих деяниях». Однажды мусульманам был сделан призыв к войне в Табуке. Это был призыв к благотворительности. Досточтимый Умар (да будет доволен им Аллах) рассказывает: «Если я смогу обойти Абу Бакра, то только сегодня, потому что у меня есть имущество, а он беден». Он взял половину своего имущества, заметьте мы не говорим о закяте (2,5 процента от состояния), а половина всего состояния. Сподвижники о закяте (2,5 процента от состояния) говорили что это-закят скупого. Он собрал половину своего имущества и пришел с этим к Пророку. Посланник Аллаха (саллаллаху алейхи ва саллям) спросил неожиданный вопрос. «О Умар, что ты оставил своей семье?» На что Умар ответил: «О Расулюллах (саллаллаху алейхи ва саллям) это половина, другую половину я им оставил.» Через какое-то время зашел Абу Бакр (да будет доволен им Аллах). Он принес немного вещей, припасы, денег. Наш Пророк (саллаллаху алейхи ва саллям) понимает, что он принес все свое имущество, с присушим ему проницательностью спрашивает: «О Абу Бакр, что ты оставил своей семье?» Вот и ответ Абу Бакр (да будет доволен им Аллах) «Я им оставил Аллаха и Его Посланника.» «В тот день я понял, в благих делах его невозможно обойти.»:- сказал Умар (да будет доволен им Аллах). Когда Абу Бакр (да будет доволен им Аллах) возвращался домой один бедняк попросил у него одежду. «Пойдем к моим дверям»: – сказал он. Возле своего дома он снял с себя последнюю одежду и передал бедняку. Находит мешок, и сверху одевает циновку. Расулюллах (саллаллаху алейхи ва саллям) позвал его к себе. В это время Ангел Джабраил пришел к Пророку (саллаллаху алейхи ва саллям) и спросил его «О Расулюллах (саллаллаху алейхи ва саллям) кто рядом с тобой сидит в бурке?» Посланник Аллаха (саллаллаху алейхи ва саллям) ответил: «Это Абу Бакр. Он все свое состояние потратил ради Ислама. Он подтвердил меня, и выдал свою дочь замуж за меня.» Джабраил (Алейхи Салям): «Поздравь его, Аллах спрашивает, доволен ли мой раб мною?» Представьте себе, насколько это круто? Все человечество нуждается в Его довольствии, Всевышний, которому миллиарды людей стараются снискать Его довольство, доволен Абу Бакром (да будет доволен им Аллах) и спрашивает у него об его довольстве Создателем. Абу Бакр заплакал, сквозь всхлипы ответил: «Я доволен своим Господом, О мой Господь, я доволен твоей судьбой.» Ахх Ахх, солнце зашло, на улицах Медины раздался эхом голос матери правоверных Аиши, все еще в наших сердцах звучит этот голос. «Расулюллах (саллаллаху алейхи ва саллям) покинул нас, о верующие, он покинул нас.» Когда наш Пророк Алейхиселату Весселам попрощался с этим миром и отправился в вечное царство, к своему Господу, Хабибу, Возлюбленному, сподвижники были опустошены. Плакали, в каждом углу кто-то рыдал, бились в истерике. Они не хотели верить. Безумно любили Расулюллаха (саллаллаху алейхи ва саллям), каждый из сподвижников, не моргнув глазом мог отдать за него свое имущество, своего ребенка, свою жизнь. Они привыкли видеть каждый день его красивое лицо, в мечети наполненным его прекрасным запахом, где они вместе поминали Аллаха. Они привыкли его улыбке, которая может растопить горы, и от разлуки их сердца горели. Это и есть безграничная любовь к Расулюллаху (саллаллаху алейхи ва саллям). Сжигает сердца. Скалы, граниты, железо, сталь ничто не сможет противостоять этой любви. Сжигает, растапливает. Как может выдержать хрупкое сердце? Хазрат Умар (да будет доволен им Аллах) обнажил свой меч. Плача, но в тоже время: «Он не умер, он как пророк Муса беседует со своим Господом. Если кто скажет что он умер, я расколю его на две части своим мечом.»:- кричал он. Это была с мучительной болью-разлука. В этот момент вышел Хазрат Абу Бакр (да будет доволен им Аллах). Он прочитал аяты, которого все знали но забыли в тот момент. Позже досточтимый Умар признается: «Мы знали наизусть эти аяты, но в тот момент мы подумали, что он только что ниспослан.» Так какие это были аяты? «Мухаммад всего лишь посланник, до которого тоже были посланники. Неужели же, если он умрёт или будет убит, вы обратитесь вспять?! А если кто и обратится вспять, то этим он ничуть не повредит Аллаху, а благодарных Аллах вознаградит» (сура 3 «Али Имран», аят 144). Потом Абу Бакр (да будет доволен им Аллах) сказал: «Пусть знают те из вас, кто поклонялся Мухаммаду, что Мухаммад умер, и пусть те из вас, кто поклоняется Аллаху, помнят, что Аллах жив, и Он никогда не умрёт. Для того, чтобы быть досточтимым Абу Бакром, нужно- это. Верность- требует этого. Любовь- требует этого. Дружба с Пророком (саллаллаху алейхи ва саллям)- требует этого. Как насчет нас? Как мы можем желать тот же рай, к которому стремились сподвижники? Если мы не получим для себя урок, эти истории останутся как воспоминания, где мы слушали со слезами на глазах. Почему бы нам не стать Абу Бакром? Почему мы не стремимся получить единственное резюме к раю, резюме- Веры. Почему мы не читаем уроки веры и Корана, которые сделали Абу Бакра Абу Бакром (да будет доволен им Аллах). Или мы забыли первую заповедь? Если так, то самое время вспомнить, «Икра» «Читай во имя твоего Господа, Который сотворил все сущее.» Читай вселенную, читай себя, читай чудесные произведения Аллаха. Букет роз, пчелиный рой, наступающую весну. Твой Господь создал их не для того, чтобы ты игнорировал. Какие замечательные слова Бадиуззаман Саид Нурси: «Подними голову. Посмотри на создания Вечного и Могущественного Творца. Они тоже, как и ты под присмотром.» Если это так, то самое время осознать, познать нашего Создателя, полюбить его и с помощью поклонения Ему заслужить любовь. Стараться быть похожим на Абу Бакра (да будет доволен им Аллах). Желаю Вам рая! Вверяю Вас Аллаху!


Fransızca

Abû Bakr (ra). Le premier des califes. Une perle des compagnons. Le deuxième de deux, selon l’expression du Coran. Le compagnon de notre Prophète (asm) durant l’hégire. Le second de l’hégire, le second dans la grotte, le second après notre Prophète (asm) pour être calife. Le second enterré dans la tombe à côté de notre Prophète (asm), le second qui sera ressuscité après notre Prophète. Le second qui entrera au paradis après notre Prophète (asm). Le deuxième de deux, Abû Bakr (ra). Ni mot, ni temps, ni vidéo ne suffisent à l’expliquer. Je vais essayer de parler de quelques scènes de sa vie. On comprendra peut-être à quel point c’est un grand âme. Abû Bakr (ra) était l’un des premiers musulmans. Il a également conduit de nombreux grands compagnons à devenir musulmans. Il a témoigné des 23 années de l’histoire de la prophétie. Sa vie est remplie de nombreux événements remplissant les cœurs de lumière. Même mentionner son nom me donne une paix et tristesse intérieur. Je ne sais pas par où commencer. Ce n’est pas facile d’être Abû Bakr (ra), d’être l’ami du soleil de l’univers et le plus proche de notre prophète (asm). Ce n’est pas facile d’être en avant dans tout, celui qui sacrifie le plus, le plus courageux, le plus loyal et le plus juste. Il était ami avec notre Prophète (asm) depuis 20 ans avant la prophétie. Cette amitié deviendrait éternelle après la prophétie. Il sera à coté de lui pour surmonter chaque difficulté. Être un ami du Prophète (asm) durant les premiers jours de la prophétie était comme porter une chemise de feu. Cela signifiait la torture, la misère, la mort et la pauvreté. Il est facile de choisir l’Islam et de se convertir quand tout le monde le fait. Ce qui rend spécial Abû Bakr (ra) est qu’il fait parti des premiers. Il a fait preuve de courage à une période très difficile. Qu’ Allah nous permet de devenir comme Abû Bakr (ra) et nous donne des amis comme lui. (D’après Ali ibn Abi Talib (ra)) Un jour, notre Prophète (asm) a voulu prier à la Kaaba entre les non croyants. Soudain, ces non croyants l’ont entouré. Certains crachaient sur lui et d’autres tiraient ses vêtements. Les Compagnons n’ont rien pu faire. Puis quelqu’un apparut de loin, un brave héro était entrain de courir vers notre Prophète (asm) tout en criant. Il entra dans la foule puis dit : “Vous allez tuer un homme juste parce qu’il a dit mon Seigneur est Allah?” Suite à cela, ils ont donc laissé notre Prophète (asm) et se sont vengés d’Abû Bakr (ra). Ils l’ont battu jusqu’à ce qu’il s’évanouit. Lorsqu’il se réveilla couvert de sang, il demanda : “Où est le Messager d’Allah (asm)?” Sa mère lui dit: “Laisse tomber, de toute façon, c’est à cause de lui que tu as été battu”. “Emmène moi chez lui” a-t-il dit. Quand sa mère a compris qu’il ne restera pas sans le voir, elle l’emmena avec l’aide de 2 personnes. Quand notre Prophète (asm) l’a vu, il commença à pleurer. Il essuya le sang de son visage. Abû Bakr dit “Ya Rasulallah (asm)! Laisse-moi.” Puis il ajoute “Tu vas bien donc je vais bien aussi. Mais pourrais-tu prier pour ma mère qui se trouve derrière cette porte. Pries pour qu’elle aussi croit en Allah.” Dès que notre Prophète (asm) ouvra ses mains, sa mère entra et prononça la shahada. Etre Abû Bakr signifie de sauver la foi de quelqu’un d’autre même dans des moments très difficiles. La nuit du Miraj était réalisée. Pensez à quel point c’était incroyable pour eux tous ces évènements qui avaient lieu. Les non croyants ont vu cela comme une opportunité, ils voulaient en effet, séparer les personnes de l’Islam en disant que tout cela était des inventions. Ils ont pensé que s’ils séparaient Abû Bakr (ra) de notre Prophète (asm), les autres le quitteraient aussi. Ils sont donc directement allés chez Abû Bakr (ra) pour lui raconter l’évènement du Miraj tout en se moquant et en ricanant. Lorsqu’ Abû Bakr (ra) les a écouté, il leur a demandé : “C’est lui qui a raconté cet évènement?” Ils ont répondit “oui”. Puis il a dit : “S’il a dit cela, c’est que c’est vrai.” sans aucun doute. Être Abû Bakr (ra), c’est ne pas douter de sa foi. C’est d’être capable de dire ” On est curieux, on se pose des questions mais on ne doute jamais” Lorsque l’hégire commença, il est venu à côté de notre Prophète (asm) “Est-ce que je dois aussi y aller ya Rasulallah?” demanda-t-il. “Non, attends. Allah te donnera mieux.” lui répondit notre Prophète (asm). Puis un jour, notre Prophète lui a annoncé la bonne nouvelle de sa compagnie, sa fille rapporta: “Je n’ai pas vu un homme pleurer autant.” Il pleurait de joie. Le voyage avait commencé. Les non croyants cherchaient partout notre Prophète (asm) pour le tuer. Abû Bakr tournait autour de lui à sa droite, sa gauche, devant et derrière. Notre Prophète (asm) se rendit compte de cette étrange situation et demanda: “Ya Abû Bakr (ra) ta place est ma droite, tu dois donc marcher sur ma droite. Pourquoi fais-tu cela?” “Ya Rasulallah (asm) quand je marche sur ta droite j’ai peur que tu vas recevoir un mal depuis ta gauche, je vais donc immédiatement sur ta gauche. En marchant sur ta gauche, j’ai peur qu’une flèche te blesse par derrière. A ce moment-là, je passe tout de suite derrière. Quand je passe derrière toi, j’ai peur qu’il y ait un danger devant toi, c’est ainsi que je tourne autour de toi. ” Il est difficile d’être Abû Bakr (ra) et de se sacrifier. Il disait “Je mourrais pour toi ya Rasulallah (asm)”. Notre Prophète (asm) lui demandait: “Pourrais-tu mourir pour moi Abû Bakr? ” “Oui ya Rasulallah (asm)” lui répondit-il. “Pourquoi?” “Si moi je meurs, une maison pleurera, mais si quelque chose t’arrive à toi, toutes les maisons pleureront, toute la oumma pleurera Ya Rasulallah (asm)” a-t-il dit. Être Abû Bakr (ra) signifie de donner des réponses comme Abû Bakr (ra). Pendant la migration, il y avait des personnes qui le reconnaissaient parce qu’il était un commerçant bien connu dans la région. Ceux qui lui parlaient lui posaient des questions sur l’identité de notre Prophète (asm). Abû Bakr (ra), qui est al-Siddiq, entra dans une grande épreuve. Il ne peut pas mentir. Mais s’il dit la vérité, il y a la mort à la fin car les non croyants ont mis un prix sur la tête de notre Prophète (asm), s’il est reconnu, tout sera fini. Il répond alors sagement : “Il est mon guide.” Même dans ces conditions difficiles, il ne choisissait pas le mensonge. Oui, c’était son guide, c’était un guide éternel. Heureux sont ceux qui sont guidés par lui. Dites-vous que quand il était devenu musulman, il avait 40 000 dirhams. Lorsqu’il a migré, il n’avait même pas 50 dirhams. Il a dépensé son énorme fortune pour les musulmans, la libération des musulmans torturés et pour la oumma. Ceci est un intelligent commerçant. Lors de l’arrivée à Medine, le premier terrain pour Masjid Al-Nabawi a été déterminé comme l’endroit où le chameau de notre Prophète (asm), Kasva s’est assis. Notre Prophète (asm) a ensuite tout de suite demandé le propriétaire du terrain. Il l’a trouvé et lui a demandé le prix. Ils ont voulu faire un don mais notre Prophète (asm) n’a pas accepté. Ils ont donc demandé un petit prix. Notre Prophète (asm) a demandé à la oumma. Qui veut payer? Une main s’est levée de la foule. C’était Abû Bakr (ra), il donnait ses 50 derniers dirhams restants. Aujourd’hui encore, en priant là-bas à Médine, chaque fois que nous mettons nos têtes en prosternation, une récompense lui est écrite. Être Abû Bakr (ra) signifie donc d’être un commerçant intelligent, qui investit dans l’au-delà. C’est pour cela que dépasser Abû Bakr (ra) est impossible. Des années plus tard, la Mecque a été conquise. Après la conquête, il courra immédiatement chez son père, lui fait un câlin et le convainquit de croire en l’Islam Il l’emmena donc devant Rasulullah (asm). Quand il l’a vu, notre Prophète (asm) a eu honte et lui dit : “J’aurais aimé que nous soyons venu vous voir.” Abu Bakr (ra) répondit : “C’est au petit de venir voir le grand, toi tu es Rasulallah. Tu es le Messager d’Allah, tu es grand. C’est pourquoi nous sommes venus.” Son père prononça ainsi la shahada. Abû Bakr s’effondra alors et se mit à pleurer. Notre Prophète, surpris : “Pourquoi pleures-tu?” Il répondit “La mort de ton oncle Abû Talib m’est venue à l’esprit, J’ai fait beaucoup d’effort pour mon père et toi pour ton oncle. Allah a accordé la shahada à mon père, mais il ne l’a pas accordé à ton oncle. Cela me fait mal au coeur. J’aurais tellement aimé que tu vives cette joie” Chaque action, chaque mouvement qu’il faisait avait pour but d’ obtenir la bénédiction d’Allah. Comme ça a été mentionné dans Lema’lar: “Vous devez chercher dans vos actions la bénédiction d’Allah. Si votre action Lui plait, le déplaisir de toute la planète n’aura pas d’importance. Si Lui accepte une action, son rejet par toute la population n’aura pas d’effet.” Imaginez que vous jouez au foot dans un stade avec 80 000 personnes. Vous avez pris le ballon et traversé 4-5 adversaires. Vous avez envoyé la balle à votre ami. Il vous a ouvert le milieu, vous l’avez frappé d’un coup de pied et vous avez marqué un but. 80 000 personnes ont crié. MAIS vous avez regardé l’arbitre lever le drapeau. Il a dit hors-jeu. Est-ce que ça compte si les 80 000 personnes disent que c’est un but? Ça ne compte pas. Quelle décision est valable? Celle de l’arbitre. Il faudra donc convaincre et contenter l’arbitre. C’est la même chose pour nous dans nos actions. Même si tout le monde applaudit, même si vous avez un million d’abonnés qui vous disent bravo, tu l’as très bien fait; si Allah n’est pas content, hors-jeu. L’action sera finie. Le contenter est la chose la plus importante de tout l’univers. Donc Abû Bakr signifie aller au sommet du chemin menant à la bénédiction d’ Allah. Un jour, après la prière du matin, notre Prophète (asm) a demandé dans la salle de prière: “Quelqu’un a-t-il donné pour la charité cette nuit?” Omar ibn al-Khattab (ra) s’est dit “Ya Rasulallah (asm) vous demandez, mais qui donnera pour la charité en pleine nuit?” Abû Bakr (ra) a juste levé sa main. Notre Prophète (asm) a de nouveau demandé: “Quelqu’un a-t-il rendu visite à un patient cette nuit?” Omar ibn al-Khattab s’est dit “Qui trouvera un patient la nuit et lui rendra visite?”. Encore une fois, Abû Bakr (ra) a levé sa main. Notre Prophète (asm) a de nouveau demandé: “Quelqu’un a-t-il résout les ennuis d’un frère musulman cette nuit?” Omar ibn al-Khattab (ra) s’est encore dit “En pleine nuit, qui peut résoudre le problème de quelqu’un?” Abû Bakr (ra) a de nouveau levé sa main. Omar ibn al-Khattab (ra) a alors dit “Tu ne seras pas dépassé Abû Bakr (ra). Personne ne pourra te dépasser en bonté.” Un jour, un appel a été lancé aux musulmans pour la bataille de Tabouk. C’était un appel pour donner à la charité. Omar ibn al-Khattab a pensé “Maintenant, je dépasserai Abû Bakr (ra) parce que j’ai plus de bien que lui ” Il prend la moitié de ses biens. Nous ne parlons pas de de la zakat qui représente 1/40 des biens. Il prend la moitié de toute sa propriété. Les compagnons disaient que donner 1/40 pour la zakat est la zakat des radins. Quand il apporta tout ça à notre Prophète, notre Prophète (asm) lui pose une question très différente: “Qu’est-ce que tu as laissé pour chez toi Omar?” Omar(ra) répondit : “Ca c’est la moitié. J’ai laissé l’autre moitié ya Rasullallah (asm)” Quelque temps après, Abû Bakr (ra) arriva. Il avait les bras remplis de marchandises, de nourritures et un peu d’argent. Notre Prophète (asm) comprit qu’il a apporté tous ses biens et lui demanda: “Qu’est-ce que tu as laissé pour chez toi et ta famille?” Voici une réponse d’Abû Bakr (ra) “J’ai laissé Allah et Son Messager (asm). Omar (ra) dit alors: “J’ai réalisé ce jour-là qu’il est impossible de le dépasser en bonté.” Pendant qu’ Abû Bakr (ra) rentra chez lui, un pauvre veut de lui ses vêtements. “Viens chez moi” lui dit-il. Quand il entra chez lui, il enleva ses vêtements et donna sa dernière propriété à ce pauvre. Il trouve un tissu très ancien et le porta comme vêtement. Après cela, quand il était à coté de notre Prophète, Jibril-i Emin (as) arriva et demanda “Qui est cette personne qui s’est vêtu de cette abaya ya Rasulallah (asm)?” Il lui répondit: “Voici Abû Bakr. Il a dépensé tous ses biens pour l’Islam.” Jibril (as) dit: “Félicitez-le. Allah demande: ‘Mon serviteur dans cette situation là, est-il content de moi?” Est-ce que vous arrivez à imaginer à quel point c’est génial. Toute l’humanité est dans le besoin du contentement d’Allah mais Lui est content d’Abû Bakr (ra) et lui demande en plus si son serviteur Abû Bakr est satisfait de Lui. Abû Bakr (ra) sanglota et dit : “Je suis satisfait ya Rab, je suis heureux de mon destin ya Rabbi” Quand le soleil s’est couché, la voix de notre mère Aisha (ranha) a résonné dans les rues de Médine; elle résonne encore dans nos cœurs. “Oh les croyants! Le Messager d’Allah (asm) est décédé, le Messager d’Allah (asm) est décédé!” Notre Prophète (asm) avait quitté ce monde, il avait rejoint le monde éternel, il avait rejoint le Bien-aimé. Les compagnons étaient dévastés. Ils étaient tous en sanglots. Il y avait dans tous les coins, des gens qui pleuraient. Ils ne voulaient pas y croire. Ils aimaient notre Prophète (asm) si follement que, chacun d’eux aurait donné sa propriété, son enfant et sa vie pour lui. Ils étaient tellement habitués à le voir tous les jours, à prier avec lui dans la mosquée remplie de son odeur jusque tard la nuit. Ils aimaient tellement voir son beau visage tous les jours, que cette séparation leurs brûlait le cœur. Cela est ce qu’on appelle Ask-i Rasullullah (asm). Ça brûle le cœur. Rien et personne ne peut rester contre cet amour. Omar ibn al-Khattab (ra) a alors sorti son épée. D’une part, il pleurait et d’autre part il disait : “Il n’est pas mort, il lui est arrivé ce qu’est arrivé au prophète Musa, il est allé rencontrer son Seigneur! Si quelqu’un dit qu’il est mort; je le couperais en deux avec mon épée. ” La séparation était douloureuse. Puis à ce moment même, Abû Bakr (ra) sortit. Il a lu des versets que tout le monde avait oublié sur le moment, bien qu’ils les connaissaient tous. Omar ibn al-Khattab (ra) avouera plus tard: “Bien que nous connaissions ces versets par cœur, sur le coup nous avions pensé qu’ils venaient d’être révéler” “Muhammad n’est qu’un messager -des messagers avant lui sont passés -. S’il mourait, donc, ou s’il était tué, retourneriez-vous sur vos talons ? Quiconque retourne sur ses talons ne nuira en rien à Allah; et Allah récompensera bientôt les reconnaissants.” (Al-İ İmrân 144) “Ceux qui croient en Muhammad (asm)”, a déclaré Abû Bakr (ra), “sachez que Muhammad (asm) est mort. Ceux qui croit en Allah sachez qu’il est Hayy, Baki et ne mourra pas. ” Être Abû Bakr (ra) nécessite cela. La fidélité exige cela. L’amitié du Prophète (asm) exige cela. Et nous? Qu’avons-nous mis sur le chemin pour lequel les compagnons ont sacrifiés leurs vies ? Qu’avons nous fait pour oser demander le même paradis qu’eux? Si nous en tirons aucune leçon, ces histoires deviendront des anciens souvenirs que nous écoutons seulement. Pourquoi ne devenons-nous pas comme Abû Bakr? Pourquoi ne renforçons nous pas notre foi, qui est le seul moyen pouvant nous emmener au paradis. Pourquoi ne lisons-nous pas les leçons de foi et le Coran qui ont font d’Abû Bakr, Abû Bakr? Ou avons-nous oublié le premier ordre? Le bon moment pour se souvenir est donc venu: “Ikra” “Lis, lis au nom de ton Seigneur qui t’a créé.” Lisez l’univers, lisez vous vous-même. Lisez les œuvres miraculeuses d’Allah. Lisez une pile de roses, une colonie d’abeille, un nouveau printemps. Le Seigneur ne les a pas créés pour qu’ils soient ignorés. Regardez ce que Bediuzzaman dit: “Lève ta tête. Regard les merveilleuses œuvres d’une puissance qui veut se présenter. Tout comme tu n’es pas errant sur cette Terre, ces évènements ont donc aussi un Maître et un but” Puisqu’ils ne sont pas errants, alors il est temps de les lire, d’apprendre à connaître notre Seigneur et à l’aimer et à nous faire aimer en l’adorant. Il est temps de prendre des décisions pour devenir comme Abû Bakr (ra). Bonne journée!

2 Dakikada Bir İnsan Nasıl Değişir?

Şimdi abi peygamber aleyhisselam sadece zahiri değil ruhların da sultanı olduğunu söylüyor peki delilin nedir ? bak şimdi Hz. Ebubekir’in bir sözü var abi çok bilirsiniz sözü vücudumu öyle büyüt ki cehenneme benden başkası sığamasın diyor bunu duyduk değil mi ? Murathan abi ! daha önceden duyduk . ama olayın aslı şöyle Hz. Muhammed (a.s) Ebubekir ‘ e sorar. sen dün nasıl bir amelde bulundun ki Allah sana cennette bir köşk verecek sen o köşkün hangi penceresinden baksan Cemalullah’ ı göreceksin ve Ebabekir cevap veredi Her zaman ki gibi Ya Rasulallah Efendimiz (a.s) buyurdu : iyi düşün ya Ebabekir mutlaka farklı bir şey vardır. Ebubekir buyurdu : dün ben senin ahir zaman ümmetinin ahiretteki durumunu düşündüm ahir zaman ümmeti onlar o gün çok perişan olacaklar ama sen ümmetine çok düşkünsün onların o hallerine sen üzüleceksin ağlayacaksın ama ben seni çok seviyorum Ya Rasulallah ağlamana dayanamam bunları düşünürken kalbim galyana geldi ve birden titreme aldı ellerimi açtim dua ettim Ya Rabb bedenimi öyle büyüt öyle büyüt ki cehenneme benden başkası giremesin ve Rasulallah üzülmesin dedim , diyor dayanamadığı şey Peygamberinin üzülmesi soruyorum kardeşim o cahiliye asrının bir insanını Hz. Ebubekir gibi güzide ve efsane ve inanılmaz bir zat yapmak peygamberlikten başka ne ile olabilir


Almanca

dieser Vortrag ist ein ganz anderer Vortrag hayalhanem.com.tr wir sagen der Prophet (as) ist nicht nur der Prophet des Sichtbaren sondern auch ein Sultan der Seelen und was ist der Beweis dafür? schau jetzt Hz. Ebu Bakr (ra) hat ein Zitat Ihr kennt dieses Zitat bestimmt sehr gut “Lasse meinen Körper so groß werden , dass keiner in die Hölle passt außer mir” sagt er Das haben wir schon gehört gehabt oder? schon vorher Aber der Ursprung dieses Ereignisses ist so Der Prophet Muhammed (sav) fragte Ebu Bakr was für eine Tat hast du gestern ausgeübt , sodass Allah dir im Paradies eine Villa geben wird Und aus welchem Fenster der Villa du auch schauen magst , du die Cemal (schönheit) Allahs erblicken wirst und Ebu Bakr antwortete das was ich immer tue Ya Rasulallah (gesandter Allahs) Der Prophet (sav) befahl: Denke gut nach Ya Ebu Bakr es muss etwas geben, das anders ist Ebu Bakr (ra) entgegnete : ” Gestern habe ich an den Zustand deiner Ahir-Zeit (Endzeit) Umma im Jenseits gedacht Ahir Zeit Umma sie werden an diesem Tag sehr verzweifelt sein Aber du hängst sehr an deiner Umma Du wirst Traurig sein über ihre Situation Du wirst Weinen Aber ich liebe dich so sehr oh Gesandter Allahs ich kann es nicht ertragen wenn du weinst Als ich an dies dachte brauste mein Herz und es bebte Ich hob meine Hände und betete Ya Rabb Lasse meinen Körper so groß , so groß werden, dass keiner in die Hölle passt außer mir sodass der Gesandte Allahs nicht traurig wird, sagte ich Das was er nicht ertragen kann ist, dass der Prophet Traurig wird Ich frage dich mein Bruder/meine Schwester Einen menschen aus dem Zeitalter der Ignoranz Zu einem Ebu Bakr, mit einer so vornehmen, legendären und unfassbaren Persönlichkeit zu machen mit was außer dem Prophetentum ist dies möglich?

Gözyaşlarınızı Tutamayacağınız Bir Hikaye- En Duygusal Sahneler (Ramazan Özel)

Bir gün peygamberimiz (sav) müşriklerin arasında, Kabe’de namaz kılmak istemişti. Bir anda müşrikler etrafını sardı. Hz. Ali anlatıyor bu hadiseyi. Kimi tükürüyor kimi kıyafetlerini çekiyor kimi çekiştiriyordu. Sahabeler hiçbir şey yapamamıştı. Bir an bir de baktılar ki uzaklardan bağırarak koşan bir kahraman, bir yiğit geliyordu. Kalabalığı yardı. “Rabbim Allah’tır dedi diye bir adamı öldürecek misiniz” diyerek önüne atlamıştı. Peygamberimizi (sav) bıraktılar, hırslarını Ebû Bekir’den aldılar. Bayılana kadar dövmüşlerdi. Kan revan içinde uyandığında “Rasulullah nerede?” demişti. Annesi: “Onu boşver, onun yüzünden dayak yedin zaten” diyordu. “Beni ona götür” dedi. İşte zordur Ebû Bekir olmak ve ona canını feda etmek. “Senin yerine ölürüm Ya Rasulullah, canım sana feda olsun” diyordu. Efendimiz (as) sordu: “Benim yerime ölür müsün Ya Ebû Bekir?” “Evet Ya Rasulullah” dedi. Neden? dedi. “Ben ölsem bir ev ağlar, sana bir şey olursa bütün evler ağlar, bütün ümmet ağlar Ya Rasulullah” dedi. Ebû Bekir olmak Ebû Bekirce cevaplar vermek demektir. Bir gün Tebük Gazvesi için müslümanlara çağrıda bulunuldu. Sadaka verilmesi için bir çağrıydı. Hz. Ömer aktarıyor: “İşte şimdi Ebû Bekir’i geçeceğim” diye düşündü. çünkü “benim malım var, onun ise durumu fakir” diyordu. Alıyor malının yarısını, kırkta bir zekattan bahsetmiyoruz bakın, malın yarısı. Sahabeler kırkta bire cimri zekatı derlerdi. Malının yarısını alıyor, Resulullah (as)’e getirince Efendimiz (as) ona çok farklı bir soru soruyor; “Evine, hanene ne bıraktın Ya Ömer?” Hz. Ömer cevap veriyor: “Bu yarısıdır, diğer yarısını bıraktım Ya Rasulallah” Bir süre sonra Hz Ebû Bekir içeri giriyor. Bir kucak kadar bir miktar mal, erzak, para getirmiş. Efendimiz (as) anlıyor ki malının hepsini getirmiş. Ve ferasetiyle soruyor: “Evine, hane halkına ne bıraktın?” İşte Ebû Bekirce bir cevap veriyor: “Allah’ı ve Resulü’nü bıraktım.” Hz Ömer diyor: “O gün anladım ki hayırda onu geçmek mümkün değil” Hz Ebû Bekir evine dönerken bir fakir ondan kıyafet istiyor. Gel diyor evimin kapısına. Evin kapısında üstünü çıkartıp son malını da o fakire veriyor. Bir çuval bulup hasırını üstüne giyiyor. Rasulullah onu yanına çağırıyor. Hz Cebrail, Cibril-i Emin geliyor. “Bu yanındaki abaya sarılan kimdir Ya Rasulullah” diyor. Efendimiz (as): “Bu Ebû Bekir’dir, malının hepsini islam için harcadı… …beni tasdik etti, kızını bana nikahladı” diyor. Cebrail diyor ki: “Onu tebrik et.. …Allah soruyor: “Kulum bu halinde benden razı mı?” Ne kadar müthiş bir şey düşünebiliyor musunuz yani! Bütün insanlığın rızasına muhtaç olduğu… …milyarlarcasının onu razı etmek için çabaladığı Allah’ın Ebû Bekir kulundan razı olması… …onun da razı olup olmadığını sorması. Ebû Bekir ağlıyor, hıçkırıklara boğuluyor… …”Razıyım Ya Rab, kaderinden razıyım Ya Rab” diyordu. Bir ara uykuya daldı. Rüyasında bir melek ona göründü. “Ey Osman, hazırlan! Nebiler Nebisi seni çağırıyor” dedi. Osman’ın dudakları mevcelendi, hemen koştu Rasullullah’ın huzuruna. Dereler, yollar aşılıyor, bir patikadan bir bahçeye iniliyordu ve güllerin arasında onun çehresi gözüktü. Gözleri dolu dolu, damadı Osman (as)’a bakıyordu Efendimiz. Sağında Ebû Bekir solunda Ömer vardı. “Geldin mi Ey Osman?” “Geldim Ya Rasulallah” “Seni hapis mi ettiler” “Evet beni hapsettiler” Sordu ona: “Ey Osman, sana su vermediler mi… …seni susuz mu bıraktılar?” “Evet Ya Rasulallah, beni susuz bıraktılar.” “Ya Osman seni aç mı bıraktılar, sana yemek vermediler mi?” “Evet Ya Rasulallah bana yemek vermediler, beni aç bıraktılar” “Osman !” “Buyur Ya Rasulallah !” “Öyleyse buyur gel, iftarı benim yanımda yap.” Uyandı Osman, vakit gelmişti, Rasulallah’a kavuşma vakti gelmişti, hazırlandı. Hanımı Naile’ye dedi: “Bana şalvar getir.” Hanımı sordu: “Sen şalvar giymezdin, ne oldu Allah’ın halifesi?” Dedi ki: “Rüyamda Rasulullah (as)’ı gördüm, beni yanına çağırdı… …birazdan eşkıyalar beni öldürmeye gelecekler, beni yerde sürükleyecekler… … avret yerim görülsün istemiyorum” sözleri hançer gibi saplanıyordu hanımının gönlüne. Çaresizdi, bir yandan ağlıyor… …bir yandan sadık rüyaya itaat ediyordu. O sırada eşkıyaların bir kısmı vazgeçmişti… … Hz Osman’ın konuşmasından etkilenmişlerdi. Oluşan havadan hoşnut olmayan liderleri hemen harekete geçme emri verdi. Evinin arkasındaki duvar yıkılmıştı halifenin, evinin içine girdiler. Kuran okuyordu Nur-u Osman. İlk kılıç darbesi hanımının gözleri önünde inmişti ensesine… …tam da okuduğu ayetin üstüne akmıştı başının kanı. Ayette ise şu yazıyordu: “feseyekfikehumullah” Yani “Onlara karşı sana Allah yeter” Evet, üstadın da dediği gibi; “dost istersen Allah yeter” Tüm dünyaya karşı sana Allah yeter. Madem o var, her şey var. Medine’nin o sımsıcak günlerinden birinde dertli bir gönül vardı. Üzüntüyle için için ağlıyor… …her gün kalbine dolan kederle omzunda tonlarca yük taşırcasına eziliyordu. Artık derdini Nebiler Nebisi’ne açmaya karar verdi. İzin istedi izin verildi. İçeri girince Rasulallah (as)’ın şefkat okyanusunda ruhu dalgalandı. Boynunu büktü zat, ağlamaklı oldu. “Ya Rasulallah” dedi… …devamını diymedi, belli ki incitmişlerdi onu, kırılmıştı kalbi ve… …aradığı şefkati bulmuştu kainatın en zengin gönlünde. Efendimiz (sav) ona tebessüm ediyor… … halini arz etmesi için onu sabırla ve nezaketle bekliyordu. Tekrar iç çekti Sad (Sad el Esved); “Ya Rasulallah yüzümün siyahlığı, yüzümün çirkinliği… …cennete girmeme engel midir?” diye sordu. Dudakları titriyordu sorusunu bitirince. Ağlamak istiyor ama… …edepsizlik etmekten korkuyor, sıkıyordu kendini. Belli ki çok hırpalamıştı kalbini. Yaşadığı tüm zorluklar gözünün önüne geldi, zor günler geçirmişti bu güne kadar. Hz peygamber (as) “Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki… …sen rabbine karşı saygılı ve… …elçisinin getirdiklerine iman ettiğin takdirde… bu söylediklerin cennete girmene asla engel değildir” buyurdu. Sad boyununu büktü… …”o halde insanlar niçin beni hor görüyorlar… …müracaat ettiğim insanlar beni fakir ve çirkin görüyorlar… …tenim siyah diye mi bana kızlarını vermiyorlar.” dedi. Evet, gittiği her yerden mahsun bir şekilde dönüyor… …fakir olduğu için, teni siyahi olduğu için çaldığı bütün kapılar suratına kapanıyordu. Bir bedevi dua ediyormuş Efendimiz (as)’in kabrinin başında. Hz. Ömer onun dua ettiğini duyuyor ve… …hemen arkasına geçiyor, “bakalım ne dua ediyor” diye. Bedevi öyle bir dua ediyormuş ki… …Hz. Ömer duadan sonra hıçkırarak ağlayacak. Bedevi açmış ellerini, diyor ki: “Ya Rabbi şurdaki yatan zat senin sevgilin, habibin… …ben ise senin kulunum… …şeytan ise senin düşmanın… …eğer beni affedersen habibin sevinir, düşmanın üzülür, kulun ise kurtulur.” “Eğer beni bağışlamazsan habibin üzülür… …düşmanın sevinir, kulun ise helak olur. “Ya Rab! sen habibini üzmekten, düşmanını sevindirmekten… …kulunu da helak etmekten çok daha cömertsin.” “Ya Rabbi” diyor, açıyor ellerini… …Arapların asilleri arasında bir gelenek vardır. Araplar aralarında bir asil vefat ettiği zaman… …onun kabrinin başında kölelerini azad ederlerdi. “Ya Rabbi! İşte habibin Rasulullah burada yatıyor… … ben de onun kabrinin başında senden niyaz ediyorum, şu kulunu şu köleni cehennemden azad eyle.” Hz. Ömer bu duayı duyunca ağlamaya başlıyor. Hıçkırarak, sakalı ıslanana kadar ağlıyor. “Ya Rabbi! bunun istediğinin aynısını ben de istiyorum” diyor. Dua etmeyi bileceksin, Allah’a doğru bir referansla doğru bir kalple gideceksin. Allah senin o istediklerini sana misliyle, sonsuz katıyla verebilecek kudrete sahiptir. Sadece ona güvenmen sadece ona dayanman senin yapman gereken şey. Ve kardeşini yatırdı bir kurban gibi… …sonra bıçağı aldı, kardeşinin boynuna vurunca kardeşinin başı gövdesinden ayrıldı. Sonra ne yapacağını bilemedi çok korktu. Sonra Cabir b. Abdullah dışarı çıkmıştı bazı ihtiyaçları temin etmek için. O ihtiyaçları getirene kadar annesi çocukların öyle bir sessizleştiğini görünce korktu… …bir anda döndü, gitti o kilere doğru yaklaştı, bir baktı ki… …evladı, küçük çocuğu yerde kanlar içinde yatıyor ve… …diğer evladı da elinde bıçak, anladı ki o, onu kesmiş… …sonra anne yüreği yani orada düşünün ne hisseder bir annenin yüreği… …hemen koştu, o çocuğu durdurmak için bir panik haliyle koştu. Ondan sonra Hz. Cabir’in büyük oğlu korktu ve kaçmaya başladı. Kaçarken dama çıktı, çıkayım derken düştü kafasının üstüne ve… …onun da kafasından kanlar sızdı, bir baktı anne iki evladı da hayatını kaybetti. O sırada Talha b. Ubeydullah da… …savaş başlamadan pişman olmuş, geri dönecekti. Fakat Mervan b. Hakem onun tereddütle geri dönmeye meylettiğini görünce… Talha da geri dönerse halimiz ne olur diye düşünerek… …zehirli bir mızrakla bacağını yaraladı. Zehrin etkisiyle Talha yürüyemez olmuştu. Savaş başladı, müminler birbirlerine kıyıyorlardı. Yanından geçen bir askere elini uzattı Talha: “Sen kimin askerisin” dedi. Asker: “Ben halife Ali’nin askeriyim” deyince “uzat elini sana bey’at edeceğim” dedi. Allah’ın huzuruna Ali’ye olan bey’atımı bozarak çıkmak istemem dedi. Asker sordu: “Sen kimsin?” “Talha b. Ubeydullah’ım” dedi. Asker hemen koştu, Hz. Ali’ye durumu anlattı, Hz. Ali koştu geldi. Hz. Talha’nın bedenini kucaklayıp sarılmıştı. Öpüyor, kokluyor, sakalındaki tozları temizliyor… …canı gibi sevdiği kardeşini bu halde görmeye yüreği dayanmıyordu. “Ey Talha, bu gök kubbe altında seni bu halde mi görecektim” dedi. Öyle ağladı, öyle ağladı ki yanındaki oğlu Hz. Hasan endişelendi. Onu teselli etmeye çalıştı. Oğlu Hasan’a dedi ki Hz Ali: “Evladım, keşke baban 20 yıl önce ölseydi de bu hali görmeseydi. O Rasulullah’ın biricik Talha’sıydı, ilk müslümanlardandı. Hayırlı Talha adıyla anmıştı Nebiler Nebisi onu… …cömert Talha demişti ona, Şehidül Hayy demişti. Yaşayan şehiddi o ve gerçekten de şimdi şehitler arasına kavuşmuştu. Hz. Ali Uhud savaşı sonrası inen ayeti hatırladı. Müminlerden öyle yiğitler vardır ki, Allah’a karşı verdikleri sözü tuttular; şehit oldular. Kimileri ise sözünü tutmayı bekliyor, şehit olmayı bekliyor. Sahabeler sormuştu Güllerin Efendisi’ne: “Ya Rasullullah bu bekleyenler kimlerdir” demişlerdi. O sırada yeşil cübbesiyle mescide giren Talha’yı göstermişti Nebiler Serveri: “işte odur” demişti. Talha da sözünü tutmuştu. Hz. Ali’nin kucağında gözyaşlarıyla yıkanmıştı bedeni gassaldan önce. Hz. Ali Rasulullah’ı hiç olmadığı kadar özlüyordu. “Ya Rasulullah sen gittin, bak ümmetin yetim kaldı… …sen gittin ümmetin sahipsiz kaldı. Neredesin Ya Rasulullah” der gibi bakınıyordu semaya. Yanıyordu yürekler, alev alevdi Ali’nin gönlü. “Ne oldu ümmetin hali böyle” diyordu. Ya Ali! bugün gelsen, ümmetin bugünkü halini görsen, gözlerin yaş değil kan ağlardı. Yüreğindeki alev semadan Arş-ı Ala’ya uzanır… …cehennem o ızdırabın yangınından korkardı belki de. Ve Hamza şehit oldu ama Takdir-i İlahi senin “Şehitlerin Efendisi” olmana hükmetmişti. Nasıl kıydılar sana! Nasıl devirdiler Koca Hamza’yı! Nasıl kıyıp da bedenini kestiler! Nasıl ciğerini çıkarıp dişledi hain müşrikler. Nasıl organlarını çıkardılar, ne cüretle! Bilmiyorlar mıydı Peygamberler Serveri Efendimiz (as) onu görünce merhamet dolu kalbi dayanamayacak! Bilmiyorlar mıydı kulağını, burnunu kesmeye cüret ettiler. Allah’ın Rasulu (as) savaştan sonra Hamza’yı göremeyince… …Ali’yi göndermişti, “git bak Hamza nerede” demişti. Biliyordu şehit olacağını, bir rüya görmüştü aslında savaştan önce. Rüyada bildirilmişti ona her şey. O yüzden savaştan önce amcasına bakıp bakıp hüzünle doluyordu gözleri. Can yoldaşı Ebû Bekir fark etmişti o bakışların anlamını. Sormuştu da Efendimiz (as) cevap verememiş… …kelimeler boğazında düğümlenmişti. Nitekim öyle de oldu. Hz. Ali geldi, dedi ki: “Ya Rasulullah, Hamza şehit düşmüş.” Efendimiz hüzünle doldu, hemen beni ona götür dedi. Hz. Ali yalvardı: “Ne olur Ya Rasulullah gelmeyin… …görmeyin o halini, sabah nasıl gördüyseniz öyle hayalinizde kalsın. “Olmaz” dedi, “götürün.” Bir de baktı ki Hamza boylu boyunca yatıyor. O dev kahraman, o sığındığı dağ şehit düşmüştü. Öylesine yandı ki yüreği, hiç kimse için o kadar ağlamamıştı. Belki de hayatında en çok acı duyduğu sahneydi. İlk defa yüksek sesle ağlamıştı, hıçkırıkları sahabeleri kırıp geçiriyordu. Öylesine üzülmüş. Efendimiz (as) 70 civarı şehidin hepsine ayrı ayrı cenaze kıldı… …hepsinde de, Hamza’ya da 70 sefer cenaze namazı kıldı. Kalbi hazindi Allah Rasulu’nun, keder doluydu. “Amcacığım” derdi ona “amcacığım, daha şimdiden çok özledim seni” derdi. Semada melekler yıkadı şehit Hamza’yı. Hala daha başınızı kaldırıp bakma imkanınız olsaydı görecektiniz ki gökte, Hamza Allah’ın Aslanı’dır yazılıdır. Ensar birbirlerinin evlerine gidip geliyordu taziye için. Efendimiz (as) bir baktı Hamza’nın evine gidip gelen yoktu. Her şehidin ağlayanı var fakat benim amcamın ağlayanı yok demişti. Tüm sahabeler kendi şehitlerini bırakıp… …hepsi Hamza için ağlamaya başladı. O islamın ciğerparesiydi. Ciğeri yandı Nebiler Nebisi’nin. Hamza çok değerliydi fakat Murad-ı İlâhi ayrılığa hüküm vermişti. Efendimiz (as)’in payına da acı ve hasret düşüyordu. Tıpkı şimdi bizlerin Allah Rasulü’nden ayrı kalmaktan yanıp kavrulduğumuz gibi. Rasulullahlı günler artık tükeniyordu. Nebiler Nebisi (as) hasta yatağında Refîk-i A’la’ya yürüyordu. Fatıma ise babasının baş ucunda yangına dönüşmüştü. Babasının onun kulağına eğildi bir şeyler söyledi. Fatıma feryatla ağlamaya başladı. Yakında vefat edeceğini söylemişti; kimseye söylemediği bir sırrı paylaşırcasına. Bir süre sonra ise tekrar eğildi. Bu sefer söyledikleri karşısında Fatıma gülmeye başladı. Kendisinin vefatından sonra Rasulullah’a ilk kavuşacak kişinin Fatıma olduğunu söylemişti. Zaten nasıl dayanırdı ki Fatıma onsuz bir Medine’ye. Nitekim o gün geldi çattı. Aişe anamız Medine’yi ve atmosferi delip geçen, arşı çınlatan nida ile haber vermişti herkesin dizinin bağını çözen ifadelerle. Allah’ın sevgilisi, Nebiler Nebisi vefat etmişti. Feryatlar semaya yükseliyordu… …herkes bir yanda Rasulullah aşkı ölçüsünde aşk acısı yaşıyordu. Medine hiç bu kadar gözyaşı dökmemişti. Bu sefer yer gök ağlıyor… …dağlardaki taşlar, mesciddeki duvarlar bile feryat ediyordu. Herkes yetim kalmış gibi buruk, hayat anlamını yitirmişçesine perişandı. Kokusunu duyamaya alışkın oldukları gül kokulu peygamber… …dâr-ı bekà’ya gitmiş, sahabelerin nasibine ise ayrılık düşmüştü. Herkesi ezen bu ağır yük Fatıma’nın tüm renklerini soldurmuştu. Bir ara Enes bin Mâlik ile karşılaştı. “Ey Enes, toprağa mı koydunuz babamı?” dedi. “Evet” dedi Enes ağlayarak. “Sen de toprak attın mı babamın üstüne” dedi. “Evet” dedi Enes ağlayarak. “Ya Enes eliniz nasıl vardı da toprak attınız, nasıl gönlünüz razı oldu?” dedi. Enes artık konuşamıyordu hıçkırmaktan. Fatıma’nın yüreği yangın yeriydi: “Üzerime öyle musibetler geldi ki… …şayet onlar gündüzün üzerine dökülseydi …gündüzler bile kararır da gece olurdu” diyordu. Peki ya biz? Ayrılığımız daha büyük Rasulullah’tan ama hasretimiz, iştiyakımız da o ölçüde büyük mü? Ne de çok unutuyoruz sevgiliyi, ne çok gaflet içindeyiz. Fatıma babasının ellerini özlüyordu. Elini avuçlarının içine alıp, önce dışını sonra içini öpen babasının şefkatini özlüyordu. Tüm sahabeler bu acıyı kaldıramaz halde artık bitti gibi düşünürken… …Hz Ebû Bekir o unutulmaz konuşmasını yaptı: “Ey insanlar” dedi, “her kim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki o fanidir… …her kim Allah’a tapıyorsa bilsin ki o bakidir.” Sahabeler kendine gelmişti, İslam davası devam ediyordu. Rasulullah’ın sancağını alıp İslam’ı tüm dünyaya yayma mirası onların üzerindeydi artık. Nice zaman geçti, sahabeler bir süre sonra o hale alıştı. Fakat bir kişi hiç alışamadı. Rasulullah’ın vefatından sonra beş buçuk ay kimse Fatıma’nın yüzünde tek bir tebessüm dahi göremedi. O babasına böylesine bağlıydı, babasıyla arasında böyle bir sevgi vardı. O babasının kızıydı, o babasının anasıydı. Beş buçuk ay sonra o gül de soldu. Sevgilinin sevgilisine kavuşmasıydı Fatıma’nın gidişi.

Neden beynimizin tamamını kullanamıyoruz? – Sadece ahiret için mi yaratıldık?

“Neden beynimizin tamamını kullanamıyoruz? Biz ahiret için mi yaratıldık?” Sual bu. Aynı sual içinde iki tane sual tevcih etmiş kardeşimiz. “Hocam, bir sorum olacak. Allah Teâlâ neden beynimizin belirli ve de bariz olarak küçük bir yüzdesini kullandırtıyor bize bu âlemde?” Biliyorsunuz, bilimsel tespittir. İnsanoğlu, istisnasız bütün insanlar yüzde iki ile yüzde beş arası beyinlerini kullanabiliyorlar bu dünyada. Yüzde iki ile beş arası… Zaten altı ya da yedi olduğu zaman ona deha deniyor. Anormal bir insan. Allah Teâlâ sınırı biraz aştırınca, delilik ile dehalık arasında küçük bir fark var. Yüzde on olsa deli olur. Çünkü Allah’ın bir çok sırrına daha dünyadayken vâkıf olur. Ve kaldıramaz deli olur. Yüzde beş maksimum limit bu. Altı ya da yedi oldu mu da deha oluyor. Neden Allah Teâlâ bunu böyle yaptı? Neden dünyada beynimizin yüzde yüzünü kullanmamıza izin vermedi? “…Ahirette akla ihtiyacımız olacak mı? Esas olarak biz ahiret için mi yaratıldık?” Kardeşimiz aynı sual içinde üç tane farklı sual sormuş. Bismillâhirrahmânirrahîm Cevap: İnsan hem dünya hem de ahiret için yaratılmıştır. Ama asıl yurdu, sonsuzluk âlemi olan ahirettir. Ölümsüz olan bir ruha sahip olması da bunun en açık delilidir. Kardeşler! Şu anda İslam’ın en büyük düşmanı olan Ebu Cehil’in ruhu hayatta mıdır değil midir? Hayattadır! Allah’ın en büyük düşmanı olan Firavun’un ruhu şu anda hayatta mıdır değil midir? Hayattadır. Ruhlar ölümsüzdür. Bedenler ölür, parçalanır yok olur. Ruhlar kıyamete kadar bâkidir. Sonra kıyamette sûr’a üflendiği anda ruh da öldürülecek. Sonra tekrar diriltilecek ikinci sura üfürülmesiyle beraber. Sonra üzerlerine bir beden, et, kemik, kas giydirilecek. Göz, akıl, dil, kulak verecek Allah Tâalâ ve hesaba çekecek. Dolayısıyla ruhlar ölümsüzdür. Ruhun sahibi olan kâfir de olsa mü’min de olsa bu hakikat değişmez. Ne dedi Hz. Ömer Radiyallahu anh? “Ey Allah’ın Resulü, Ebu Cehil’i öldürdük, adamlarını öldürdük, kuyuya attık. Sen şimdi kuyuya attığımız insanlara mı sesleniyorsun? Onlar seni duyamaz ki.” “Ya Ömer yanlış biliyorsun. Onlar, şu anda beni sizin duyduğunuzdan daha iyi duyarlar.” Çünkü ruh konumuna geçtiğimiz anda görüşümüz daha keskin olacak, işitmemiz daha keskin olacak, latifeleri hissetmemiz daha keskin olacak. Hareketimiz çok daha hızlı olacak. Efendimiz Aleyhisselam böyle buyuruyor. Allah tarafından dünyada bize verilen nimetler, ahirette vereceklerinin küçük birer örnekleridir. Ne nimet veriyorsa Allah Teâlâ, ahirette vereceğinin küçük yüzde birlik bir örneğidir. Küçük bir örnek! Burada sahip olduğumuz her şeyimiz sınırlı, ahirettekiler ise sınırsız olacaktır. Rabbimiz burada sınırlı olanlarla, sınırsız olan nimetlere özlem duyalım ve daha çok çalışalım diye her verdiği şeye bir kısıtlama koymuştur. Bak aklını seviyorsun değil mi? Kafası biraz çalışan bir adam aklını sever. Yemek yemeyi seviyorsun, lezzet alıyorsun. Bakmayı, görmeyi seviyorsun. O rüzgârın kırk derecelik sıcakta, otuz beş kırk derecelik sıcağı gördüğünde o rüzgârın püfür püfür üzerine esmesini seviyorsun değil mi? Biraz rüzgâr çıkıyor, böyle bir serinleşiyor ya hava. Cennet gibi diyorsun. O çiçeklerin kokularını, o ağaçların, erguvanların kokularını almayı seviyorsun değil mi, hoşlanıyorsun bundan? Bunların tamamı küçük birer lezzet. Cennette alacağımızın yüzde biri belki de, belki binde biri. Mâlûmât Allah’a aittir. Neden verdi Allah Teâlâ bu kısıtlıları? Bu dünyada, geçici olan bir yerde Allah bu kadar güzel ve kısıtlı yapabiliyorsa, bu geçici olanda bile bu kadar güzel yaratabiliyorsa acaba kalıcı olan yerde bize ne verecek? Bunu düşünmemiz için verdi. Şayet Allah sınırsız olan nimetleri cennette vermek yerine bu dünyada bahşetseydi, hiç kimse cenneti arzulamaz ve ahiret için çalışmazdı. Örnek, Firavun. Örnek, Karun. Örnek, Nemrut. Cennet için çalışıyor mu bunlar? Çalışmıyor. Örnek, Yahudiler. Bunlar cennet için çalışıyor mu? Çalışmıyor! Sadece dünya için çalışıyor. Neden? Dünyada zenginlik bunlarda, faiz bunlara helal, tefecilik bunlara helal, kan içmek bunlara helal, masumları öldürmek, sivilleri öldürmek bunlara helal. Tevrat’ta bir emir var: “Öldürmeyeceksin.” Tevrat’taki en meşhur on emirden bir tanesidir bu. “Öldürmeyeceksin.” diyor Allah, Yahudi’lere. Yahudiler bu emri biliyor mu, inanıyor mu? İnanıyor! Ama bu emri nasıl alıyorlar? Aynen bizim mealci hocalar gibi takla attırıyorlar ayete. Buradaki Allah’ın öldürmeyeceksin emri Yahudileri öldürmeyeceksin demektir! Yahudilerin dışında bütün ırkları öldürmek bize helaldir, diyorlar ve ayete takla attırıyorlar. İşte bu kavim, dünyayı cennet yapmış olan bir kavim. Dolayısıyla ahirette, cennetten nasibi var mıdır? Allah ve Resulüne iman etmeyen insanlara ahiretten, cennetten nasip yoktur. Eğer Allah lütfeder de bizi cennetine alırsa ahirette sadece beynimizi değil bütün hassalarımızı maksimum düzeyde kullanacağız inşallah. Biliyorsunuz oraya gitme ibadetlerle değil. İbadetler bize verdiği nimetlerin ödemesi. Küçük bir ödeme, küçük bir karşılık. İyi niyet göstergesi. Cennete gitme olayı tamamen Allah’ın rahmetine dayalı. Onun emirlerini tutarsak, ibadetleri yerine getirir, haramlardan sakınmaya çalışırsak lütfeder. Lütfeder ve vaadini gerçekleştirir, bizi cennetine koyar. Yoksa kimse namazına güvenip de cennete gireceğini falan düşünmesin! Böyle bir şey yoktur. Ayetle bitirdim suali. “İnanıp yararlı işler yapanlara altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele.” (Bakara, 25) İnanıp, yararlı işler yapanlara! “…Onlarda ki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında, ‘Bu daha öncede rızıklandığımız şeydir.’ derler. Ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere kendilerine sunulacak.” (Bakara, 25) Ne görüyorsan orada Allah sana verecek. Diyeceksin ki: “Bu bizim oradaki kavundu ya, bak aynısı kavunun aynısı.” Sadece isim benzerliği var, görüntü benzerliği var. Yediğin zaman aynısı olmadığını anlayacaksın. “…Orada çok temiz zevceler de onların. Hem de onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.” (Bakara, 25) İşte ana yurdumuz neresi? Ahiret! Peki ana yurdumuz ahiret diye Allah bize dünyayı tamamen koyuverin diyor mu? Demiyor! Toprağına sahip çıkacaksın. “Vatan sevgisi imandandır.” sözü hadislerden alınmıştır. Kim vatanını korumak için, kim toprağını sınırını korumak için nöbet tutar da nöbette öldürülürse İslam’da bunun hükmü nedir kardeşler? Şehadet, şehitliktir! İşte bu gibi hadislerden dolayı “Vatan sevgisi imandandır.” sözünü âlimlerimiz kitaplarında zikretmişlerdir. Sevgin var mı, vatanını seviyor musun? Sende iman var. Vatanı sevmiyorsun. Vatansız Vehhabi, Seleficiler gibi olursun. Vatansız Pkk’ciler, Marksistler gibi olursun. Adamın vatanı yok. Dolayısıyla burayı parçalamak istiyor. Vatanına göz koymuş, el koymak istiyor. Göz koyduğu yere el de koymak istiyor. Ama seni elde edebilmesi için bir tek yöntem var. Batılıların bin yıldır yaptığı yöntem! Böl, parçala, zayıf düşür, yut! Zayıf düşürmeden parçalamadan yutmak yok. Bir ekmeği alıp da direkt ağzınıza atamazsınız. Bu çizgi film değil, bu gerçek hayat. Bir ekmeği yiyebilmek için önce bölmeniz lazım sonra böldüğünüz parçaları da minik parçalara bölmeniz lazım. İşte ümmeti başındaki halifeyi almak suretiyle böldüler. Parçalara ayırdılar. Şimdi o parçaları da parçalara ayırmak zorundalar ki bizi tamamen bir soykırımla yok edebilsinler. Zalim Yahudilere desteği kim verdi? Dünyadaki en büyük zalim, Amerika! Yahudi’nin hizmetkârı, Yahudi’nin fino köpeği. Yahudi ne diyorsa onu yapmak zorunda hisseden Amerika. Amarika… Kararı kim aldı? Bütün Birleşmiş Milletler oylamada karşı çıktı. Adam tek başına yanındaki iki üç ülkeyle beraber dedi ki, ben bunu yapıyorum. Ben zalimlerin lideriyim, ne dersem o olur. Bu yüzyılın Firavun’u da Karun’u, Nemrut’u da benim dedi ve kararı aldı. Başkente taşıdı elçiliğini. Bütün olaylar ondan sonra patlak verdi. Bu ölüler, bu çocuklar, bu kadınların katledilmesi falan hep bu olaydan sonra oldu. Şimdi zalim burada kim? Yahudi! Diğer zalim kim? Amerika. Destekledi çünkü, işbirlikçi. Peki, kâfirin zaten işi bozmaktır. “Onlara yeryüzünde fesat çıkartmayın denildiğinde onlar der ki biz ıslah ediyoruz.” (Bakara, 11) Şimdi gidin bu Yahudilerle, Amerikalılara deyin niye bunu yapıyorsun? “Islah ediyoruz.” derler. Kur’an onların durumundan bahsediyor. Bunların durumu böyleyken, bütün hayat felsefeleri İslam’ı yok etmek, Müslümanlara soykırım yapmak üzerine kuruluyken biz ne yapacağız? Biz ya sesiz kalacağız hiçbir şey demeyeceğiz, hiçbir tepki ortaya koymayacağız. Ya da gerçek bir mü’min duruşuyla hareket edeceğiz ve tepkimizi ortaya koyacağız. Bütün sosyal medya alanlarında, gerekirse elçiliklerin kapısına dayanarak, gerekirse mitinglere çıkarak ve gerekirse bütün Yahudi mamullerini boykot ederek karşı koyacağız. En son durum ne? En son durum savaştır. Şu anda ümmet o kadar kuvvetli değildir. Ama bıçak kemiğe dayanırsa, bize diş gösterirlerse, ilk kanı onlar dökerse, toprağımıza göz koyup da istila etmek isterlerse üçüncü dünya savaşı o zaman çıkar. O zaman çıkar! Artık günah da bizden gitmiş olur. Biz çıkartmadık. Siz kaşındınız. Siz soykırım yapmak istediniz. Hitler; Alman Hristiyan’ı, Katolik bir Hristiyan’dır. Alman Hristiyan’ı Hitler Yahudilere soykırım yaparken bütün dünya çıtını çıkartmadı. En sonunda diğer ülkelere saldırıya başladığı anda birleştiler, Hitler’i bitirdiler. Aynı soykırımı şu anda Müslümanlara yapmaktan utanmaz mısınız? Hitler’in Yahudilere yaptığı soykırımın aynısını, siz şu anda Müslümanlara yapıyorsunuz. Yahudiler! Allah onların başına Hitler’i musallat etti. Şimdi Müslümanların başına da Yahudileri musallat etti. Müslümanlar toprağını muhafaza için mücadele ediyor. Yahudiler de her geçen gün katletmeye devam ediyor. Allah Teâlâ diyor ki: “Sakın kendinizden emin olmayın. Bu ateş sadece zalimlere dokunmayacak. Zalimlerin karşısında sessiz duranlara, tavır koymayanlara da dokunacak.” (Enfal, 25) Kardeşler Allah bizi onlardan etmesin.

Kur’an, Allah’ın sözü mü? – Rum ve Pers savaşı

Bakın şimdi, bu akşam bir delil ortaya koyacağım. Kur’an-ı Kerim’in bir insan sözü değil, Muhammed Aleyhisselam’ın değil, bizzat Allah’ın sözü olduğuna dair Rum suresinin başındaki ayetleri de okuyacağım. Bu ayeti tefsir ederken bu Rum suresinin başındaki bu delili de iyi anlamamız lazım. Allah nasıl sureyi indiriyor, nasıl ayetleri indiriyor ve nasıl meydan okuyor? Şimdi bakın! Rumlularla, yani hristiyanlarla, eskiden bildiğimiz Romalılar, sonra gelen Bizans bunlara Rumlular denir Kur’an’da. Rumlularla Mecusiler ateşe tapanlar, Persliler, Pers imparatorluğu şimdiki İran savaşa tutuştu. Savaşta kim galip geldi? Putperest ateşperest İran galip geldi. Rumlular yani hristiyanlar kaybettiler. Bu savaştan sonra müşrikler ne dedi Efendimiz Aleyhisselam’a ve inanan müslümanlara? “Noldu? Sizin Allah’ınız sizden önce hristiyanlığı vermişti. Bakın hristiyanlarla putperestler ateşe tapanlar bizim gibi putlara tapanlar savaş yaptı ve Allah’ınız galip getiremedi. Demek ki sizin dininiz yalan bir din. Sizin dininiz uydurma” dediler. Kimle alay ettiler? Muhammed Aleyhisselam ve inananlarıyla alay ettiler. “Eğer Allah’ınız gerçek bir ilah olsaydı bunlara yardım ederdi. Hani ne oldu bakın bizim gibi putperestler doğru yolda, putlarımız bize yardım etti ve sizin Allah’ınıza karşı galip geldik.” Diye peygamberimizle sahabesiyle ve din-i mukaddes ile alay ettiler. Allahu Teala Hazretleri peşinden Rum suresinin başındaki ayet-i kerimeleri gönderdi. Bakın, bu ayetlerde Allah gelecekten belli bir zaman dilimi içinde olacak olan bir hadiseden haber veriyor. Kur’an’ın Allah kelamı olduğunun en büyük delili Rum suresinin başındaki ayetlerdir. Neden? Eğer Allah’ın gelecekten haber verdiği olay doğru çıkmazsa bu ne anlama gelir? Bu kitap uydurmadır. Çünkü Allah, Rum suresinin başında, senin Allah dediğin zat, Rum suresinin başında dedi ki: Rumlar bu savaşı kaybetti ama yakın bir gelecekte Perslilerle bir daha savaşacaklar ve bu sefer savaşı kazanacaklar. Bakın ayetleri okuyorum. “Rumlar yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar.” Savaş yaptılar o yıl içinde yenildiler. Allah’ımız anlatıyor. “Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Birkaç yıl içinde.” Şimdi Allah gelecekten burada haber verdi mi, kardeşler? Verdi. Şimdi Ebu Bekir Sıddık, müşrikler kendisiyle alay ederken ne dedi? “Var mısınız iddiaya?” İslamiyette iddia helal midir haram mıdır? Haramdır, ancak İslamın ilk yıllarında helal olan bazı şeyler sonradan haram kılınmıştır, iddia da bunlardan bir tanesidir. Ebubekir Sıddık on devesine iddiaya girdi ki üç yıl içinde Rumlular Perslilere galip gelecek, bir daha savaşacaklar dedi fakat Muhammed Aleyhisselam’a sormadı. Bu Kur’an’ı en iyi kim bilir kardeşler? Bu Kur’an’ı Dünya’da en iyi kim anlar? Kur’an’ın ilk öğretmeni kimdir? Muhammed Aleyhisselam’dır. Ona soracaksın. Arapçayı hepimizden daha iyi bilen Ebubekir Sıddık ayeti kerimeyi okuyor, ayeti bire bir okuyor vahye şahit olmuş, yazılmış ve bu ayeti okuyor ama okuduğu ayeti direk kime gidiyor soruyor? Muhammed Aleyhisselam’a soruyor. “Bizim peygambere ihtiyacımız yoktur. Peygamber ayetleri anlıyorsa biz de onun gibi anlarız.” Diyen sapıklar iyi düşünsün. Muhammed Aleyhisselam’a gidiyor, iddiaya girdi mi? Girdi. İddiadan hemen sonra Muhammed Aleyhisselam’a gitti. Orada acele etti. Dedi ki “Ey Allah’ın rasulü, ayette Allah diyor ki ‘yakın bir gelecekte galip gelecek.’ Bu birkaç yıl, ayette geçen birkaç yıl, yakın gelecek kaç senedir? Ben üç yılına iddiaya girdim Ey Allah’ın Rasulü, on devesine.” Muhammed Aleyhisselam ne buyurdu? “Hayır.” Dedi. “Buradaki birkaç yıldan mana üç sene ile dokuz sene arasında demektir. Bu iki ordu üç yıl ile dokuz yıl içinde bir daha savaşacaklar ve Allah’ın vaadi haktır ve sözünden dönmez.” Rumlular kesin olarak Perslilere, ateşperestlere karşı galip gelecekler. Sen git şimdi onlara iddiaya girdiklerine, iddiayı arttır, Zamanı uzat. Ebubekir Sıddık radiyallahu anh gitti, iddiayı dokuz yıla çıkarttı. Deve miktarını kaç yaptı? Yüz deve! Yüz deve ne demektir Arabistan’da? Yüz araba! Yüz Hacı Murat değil kardeşler, karıştırmayın. Yüz Hacı Murat. Geçen onun haberini okudum. Neden Hacı Murat deniyor? İlk yerli üretim arabalardan bir tanesi Hacı Murat ve bu araç üretilir üretilmez ilk defa Arabistan, hacca araç yoluyla, oto yolla gelebilirsiniz diye kanun çıkarmış. Bu araçları alan hacı adayları hemen bu arabalarla hacca gidip geldiği için yüz binlerce Hacı Murat olmuş. Ondan dolayı bu arabaya “Hacı Murat” diyorlar kardeşler. Bak bunu unutmayın, önemli bilgi! Kabirde sorarlar dikkat edin(!) Sübhanallah!! Şimdi, Allah’ımız meydan okudu mu? Gelecekten bir haber verdi mi? Bakın burada büyük bir risk var kardeşler: Eğer, iki ordu dokuz yıl içinde savaşmazsa ne olur? Bu kitap yalandır. Bütün müşrikler der ki “bu kitap yalan, uydurma, Muhammed’in uydurması” Haşa ve kella Övgüler ve selam Efendimin üstüne olsun. (Amin) İkinci ihtimal; iki ordu dokuz yıl içinde savaştı, Savaş bir daha gitti, Persliler kazandı. Şimdi iki ordu savaş yaptıktan sonra kaybeden tarafın kazanma ihtimali, kazanan tarafın kazanma ihtimalinden çok daha düşüktür. Çünkü zayıf çıkmıştır. Dünyanın neresinde savaş olursa bu gerçek değişmez. İhtimal her zaman düşüktür. Ama Allah o kadar kesin konuşuyor ki, kesin olarak Rumlular zafer kazanacaktır. Bak ne diyor devamında: “Önce de sonra da emir Allah’ındır. O gün Allah’ın Rumlar’a zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah dilediğine yardım eder.” O gün bir sınav olsun diye putperestlere yardım etmiş. Ama diğer sınavda kime yardım edecek? Diğer savaşta kime yardım ediyor? “Rumlar’a yardım edeceğim ve müminleri o gün sevindireceğim.” diyor. Peşinden de ekliyor: “Allah dilediğine yardım eder.” Şimdi ben burada bir soru soracağım. Biz müminler iman etmiş insanlarız, Şu anda sayımız bir buçuk milyar civarıdır. İman etmemiş olan beş buçuk, altı milyar civarı insan vardır dünyada. Bunlar eğer dinlerinden, akidelerinden dönmezlerse ebedi olarak ateşte kalacaktır. Ayetler ve hadisler bu delillerle doludur. Şimdi Allah yaptığımız her savaşta, bu kafirlere karşı yaptığımız her savaşta bize yardım etse ve bütün savaşlardan galip çıksaydık, sınav diye bir şey olur muydu? Dünya’da imtihan diye bir şey kalır mıydı? Her defasında Allah bize yardım ediyor ve bütün savaşları kazanıyoruz. Sınav diye bir şey olmazdı, imtihan olmazdı. Dolayısıyla Allah ne yapıyor? Hangi bir kavmi yükseltirse bir zaman sonra muhakkak onu alçaltıyor. Kavimleri yükseltip alçaltmak, Allah’ın âdetindendir. Muhammed Aleyhisselam söyledi.

Hazreti Osman nasıl öldürüldü? (r.a.)

İslam tarihinde iki tane sahabi vardır. Birisi, Hazreti Muaviye. Radiyallahu anh. Bir de bunun bir oğlu vardır. Babası bir sahabedir, vahiy katibidir, oğlu bir zalimdir: Yezit. Hz. Hüseyin efendimizin katili. Bir sahabe daha var, sahabelerin en üstünü: Ebubekir Sıddîk Oğlu kim? Oğlu Abdullah. Hz. Osman’ı öldürmeye gelen 1500 kişilik grubun başındaki adam Bakın, babaya bakın, oğula bakın. Babaya bakın, Hz. Muaviye Radiyallahu anh. oğula bakın, Yezit. Peygamberimizin torununu kesmiş. Hangi babadan, nasıl bir oğul çıkmış? Bunu iyi hesap edin kardeşler! Hz. Osman’ın şehadetini anlatan tarih kaynaklarımız ne diyor? O, terörist grup, o anarşistler, Hz. Osman’ı öldürmek için geldiklerinde 1500 kişi evinin etrafını kapsadı. Hz. Osman’ın evinin önünde kim vardı? Bütün sahabeler korkuyor. Üç kişi vardı evinin önünde. 1) Hz Ali. 2) Hz. Hasan 3) Hz. Hüseyin. Allah o üçünden razı olsun. Kapının önünde kimse içeriye adım atmasın diye bekliyorlar. Kimi koruyorlar? İslamın 3. halifesini: Hz. Osman radiyallahu anhı… Efendimiz Aleyhisselam’a sahabeler geliyor, diyor ki: ”Ey Allah’ın Rasulu! Ali’ye karşı senin çok değişik bir muhabbetin var. Çok değişik bir sevgin var. Neden onu bir çoğundan fazla seviyorsun?” Efendimiz Aleyhisselam soruyu soranlara diyor ki: ”Bir insan size bir kötülük yapsa, siz ona nasıl cevap verirsiniz?” ‘İyilik yaparız ya Allah’ın Rasulu.” Aynı insan bir daha bir kötülük yapsa nasıl cevap verirsiniz? İyilik yaparız Ya Allah’ın Rasulu. Peki bir kötülük daha yapsa ne cevap verirsiniz? Sahabeler susuyorlar. Şimdi diyor O sorduğunuz kişiyi bana çağırın diyor, Ali’yi çağırın. Kardeşim yanıma gelsin. İmam Ali radiyallahu anh geliyor. ”Ya Ali Bir sualim var.” Buyrun ey Allah’ın Rasulu” ”Sana birisi kötülük yapsa, nasıl cevap verirsin?” İyilik yaparım ya Allah’ın Rasulu. İkinci defa soruyor, üçüncü defa soruyor, yedinci defa soruyor. İmam Ali diyor ki: ”Yine iyilik yaparım ey Allah’ın Rasulu” ”Hiç kendinizi boşuna yormayın. Bana ne kadar kötülük yaparsa yapsın, ben ona iyilik yaparım” Örneği var mı bunun? İslam tarihinde İmam Ali’nin söylediği sözü yaşadığının örneği vardır. Hz. Muaviye ile Hz. Aişe anamız, kötülük yaptı mı yapmadı mı? Yanlış bir içtihatta bulundular ve 4. halife Hz. Ali’ye karşı ordu topladılar. Bu isyandır. İslamiyete göre yanlış bir iş yaptılar. Bunun hesabı onlara aittir. Ahirette karşılaşacaklar. Ancak Hz. Ali ne yaptı? Savaşı kazandı. Hz. Aişe’ye karşı yaptığı savaşı kazandı. Hz. Aişe anamıza ne yaptı? Gitti devesinin terkisinden tuttu, ona tek bir kelime söylemedi. Tek bir kelime söylemedi. Aldı onu, devesinin terkisinden tuttu, evine götürdü, bıraktı. Sahabiler geldiler, dediler ki: ”Sana karşı isyan bayrağı açan, Muaviye ve Aişe’ye münafık diyebilir miyiz? Kesinlikle diyemezsiniz dedi. Mü’min olduklarına ben şahidim. Kafir diyebilir miyiz? Münafık, kafirden daha eşeddir Derece olarak, cehennemdeki en alt mertebede münafık vardır. İki yüzlü adam. ”Kafir diyebilir miyiz? diyemezsiniz.” ”Ne diyebiliriz?” ”Ancak, asi diyebilirsiniz, Allah onların günahını affetsin.” Amin… Bak! Hz. Ali’nin sözüne bak: ”Allah onları affetsin.” İşte, ”Hiç kendinizi boşuna yormayın Ey Allah’ın Rasulu” Bana istediğiniz kadar sorun ben derim ki: ”Yine iyilik yaparım” Bu, imanda hakkel yakine ermiş bir zattır. İmam Ali. Cennette inşallah sofrasına otururuz. Şimdi, Bundan bir kademe üstün bir zat var. Hz. Osman radiyallahu anh, üçüncü halifemizdir. Ehli Sünnet olan müslümanların sevgi akidesi, sevgi sınırlaması nasıldır? Sahabeleri sevme sıralamamız hilafet derecesine göredir. 1) Ebu Bekir, 2) Ömer, 3) Osman, 4) Ali. Allah onlardan razı olsun. Amin. Rasulullah buyurdu (sallallahu aleyhi ve sellem) ”Bir münafığın kalbinde şu dördünün sevgisi birleşmez; Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali.” Kimin kalbinde bir tanesini sevmiyorum, ben Ömer’e karşı limoniyim hocam. Ben Ebu Bekir’i seviyorum, Ali’yi sevmiyorum hocam. Ben Ali’yi seviyorum, Osman’ı sevmiyorum hocam. Kimin varsa bunun kalbinde münafıklıktan bir şube vardır. Hadisle sabittir. Dördünü de seveceksin. Ehli sünnet olmanın ana şartı budur. Şimdi, Hz. Osmanın kapısında kim var? 3 tane cengaver. Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Hz. Ali diyor ki: ”Ben gideceğim, kapıdan, sakın ayrılmayın! Kardeşime ekmek getirmem lazım, su getirmem lazım. Su almasına izin vermiyorlar, Hz. Osman’ın O kuyuyu, Rumei kuyusunu kim satın aldı? Yahudiden kim satın aldı? Hz. Osman satın aldı. Kendi satın aldığı ve mü’minlere hibe ettiği kuyudan 1500 kişilik o anarşist grup, su içmesine, su almasına izin vermiyor. Hz. Ali’ye karşı gelebilirler mi? Tabii ki gelemezler. İmam Ali bütün ihtiyaçlarını karşılıyor. Bir akşam evine geliyor. Akşam namazından sonra. Diyor ki: ”Halife, bana izin ver bir vaaz yapayım. Vaazda halkı bilinçlendireyim, kılıçlarını kuşansınlar. Bunların tamamını tepeleyim. Hepsini kılıçtan geçireyim. Bunlar anarşist, belli ki bunlar seni öldürmeye gelmiş. Halifemiz ne diyor? ”İslamiyette, bu mübarek beldede Medine’de daha önce müslüman kanı dökülmedi. Ben, gelecek olan müslümanların, nesillerinde ilk kanı döken Osman’dır sözünü işitmek istemem. İlk kanı ben dökmeyeceğim.” Hz. Ali diyor ki: ”Sen dökmezsen onlar dökecek. Bunların niyeti bu. Seni öldürmeye gelmişler.” ”Olsun, Sabredeceğim” diyor. Ve Hz. Ali efendimize gördüğü rüyayı anlatıyor. Ya Ali, otur şuraya. Sana gördüğüm rüyayı anlatayım. Rüyamda, burada, şu anda oturduğumuz yerde Rasulullah aleyhisselam önünde bir sofra, sağında Ebu Bekir solunda Ömer vardı. Tam sofranın önünde de benim bulunduğum yerde de bir tas çorba. Sanki, benim gelip yemek yememi bekliyorlardı. Onlara yemekte katılmamı bekliyorlardı. Rasulullah bana buyurdu: Ey Osman, istersen sana dua edeyim, Allah yardım göndersin, istersen gel, bugünkü orucunun iftarını bizimle beraber aç. Hz. Osman bu rüyayı anlatıyor ve peşinden diyor ki: ”Ya Ali sevenleri ayırmak olur mu? Sevenleri bekletmek olur mu?” Bunu dedikten sonra İmam Ali meseleyi anlıyor. Birkaç gün içinde evin içine giriyorlar, Hz. Hasan ve Hüseyin efendimizi yere indiriyorlar ve Hz. Osman’ın gırtlağına sarılıyorlar. Gırtlağına sarılan kişi kim? Hz. Ebu Bekir’in oğlu Abdullah. Gırtlağına sarılıyor, sakalından tutuyor Hz. Osman’ın Ve sakalını çekmeye başlıyor. Hz. Osman, Abdullah’a bir şey söylüyor: Ey Abdullah! Senin baban benim dostumdu. Baban seni şu halde görseydi ne derdi? Şu halde görseydi ne derdi? Abdullah, hemen sakalını bırakıyor. Gözleri fal taşı gibi açılıyor. Allah’ım sen beni affet diyor kapıdan kaçıyor. Peşinden gelenler demirlerle Hz. Osman’ın kafasına kafasına vuruyorlar. Hemen orada şehit ediyorlar. İşte baba Ebu Bekir, işte oğul Abdullah. İşte baba Muaviye, işte oğul Yezit. Kardeşler! Kimsenin takvası kimseyi kurtaramaz. Şu halde biz ne yapalım? Gelin şu nefislerimizi ateşten satın almaya çalışalım. Allah bizi muvaffak kılsın. Amin