Allah kıskanç mı? – Hz. Yusuf, “Efendinin yanında beni an” dedi!

Allah Teâlâ Hazretleri, kıskançtır. Bizim gibi sıradan insanlar bir tarafa, yakın olan dostları ve peygamberleri; kalbi, o peygamberlerin ve dostların kalbi kendisinden bir gram kayarsa, başka bir tarafa kayarsa Gayretullah’a dokunur. Ve Allah o kula bazı sıkıntılar, bazı sınavlar verir. Allah kıskançtır! Resulullah aleyhisselam buyurdu: “Allah’tan daha kıskanç kimse yoktur.” Kulunun kalbi kendisinden başka bir şeye gittiği anda sıkıntılar ve musibetler verir. Nasıl anlatayım bunu? Allah’ın peygamberi Yusuf aleyhisselam. Yusuf aleyhisselam hapisteyken iki tane adam geliyor. Hatırlayın meseleyi. İkisi de rüya anlatıyor. Rüyaların tabirini veriyor Yusuf aleyhisselam. Bir tanesinin öldürüleceğini söylüyor, bir tanesinin de tekrar özgürlüğüne kavuşacağını ve tekrar krala hizmet edeceğini söylüyor. Özgürlüğüne kavuşan çok seviniyor. Rüyadan çok kısa bir zaman sonra serbest bırakılıyor. Diğeri öldürülüyor, asılıyor. Şimdi, özgürlüğüne kavuşan hapishaneyi terk ederken Yusuf aleyhisselama sarılıyor, hapishane arkadaşlarına veda ediyor. Veda ederken Yusuf Nebi diyor ki: “Efendinin yanına gittiğin zaman benden bahset.” Bu bizim için alelade bir sözdür, sıradan bir sözdür. Ama bir peygamber için çok sıkıntılı bir sözdür. Çünkü peygamberin güvenmesi gereken tek merci Allah Teâlâ Hazretleri’dir. Araya hiçbir aracı koymaz. Kalbi Allah’tan başka kimseden yardım istemez. Burada Yusuf aleyhisselam kimden yardım istedi? Rüyasını tabir ettiği kralın hizmetçisinden yardım istedi ve şöyle dedi: “Efendinin yanına gittiğin zaman, kralın yanına gittiğin zaman benim adımı an.” Yani ona Yusuf’tan bahsedecek, onun ne kadar ilim ehli bir insan olduğunu, peygamber olduğunu anlatacak, rüya tabirlerinde uzman olduğunu söyleyecek ki hapisten çıkartsın. Yusuf aleyhisselamın hesabı bu. Ama bunu söyledikten sonra Yusuf aleyhisselamın kalbi çok hüzünlendi ve hatasını anladı. Allah Teâlâ Hazretleri ne buyuruyor Kur’an’da: “Yusuf bunu söylediği için biz onu 7 yıl daha hapiste bıraktık.” Gayretullah’a dokundu! Kalbin Allah’tan başkasına meyletmeyecek. Bizim gibi dervişlerin kalbi Allah’tan başka her şeye meylediyor. Ama peygamberler, sahabiler ve onların takipçileri âlimler ve veliler bunların kalbi Allah’tan başka bir şeye meyletmez. Meylettiği zaman başlarına sıkıntılar gelir, imtihanlar gelir, sınavlar gelir. Bir örnek daha vereyim: İbrahim Nebi. Allah’ın selamı peygamberlerin üstüne olsun. İbrahim Nebi, Allah’tan bir çocuk istedi. Dedi ki: “Ya Rabbi yaşımız çok ilerlemiştir…” Rivayetler 120 yaşında olduğunu söylüyor bu duayı yaptığında. “…yaşımız çok ilerlemiştir, hanım da ben de yaşlıyız artık. Ama sen bize bir çocuk verirsen ben söz veriyorum bu çocuğu sana kurban edeceğim.” Bu söz ağzından çıktı mı? Çıktı. Ağzından çıkan kelimelere dikkat et derviş. Allah ağzından çıkan kelimeyle adamı imtihan eder. Ağzından çıkan kelimeyle sınav eder adamı. İbrahim Peygamber bu kelimeyi söyledi. İnsan unutur ama Allah unutmaz. Yazdırdı Allah Teala. O hesap yapıldı. Allahü Teala 120 yaşında o peygambere çocuk verdi mi? İsmail Nebi’yi verdi. Bizim peygamberimiz İsmail Nebi soyundan gelmiştir. İsmail aleyhisselam doğdu, İbrahim aleyhisselamın kalbi çocuğuna kaydı. Çocuğu o kadar güzeldi ki çocuğunu çok sevdi. Gayretullah’a dokundu. Allahü Teala rüyasında dedi ki: “Çocuğunu kurban edeceksin. Sen bana söz vermiştin.” Bunun adı Gayretullah’tır. Kalbimiz Allah’tan başka şeylere kayarsa Gayretullah’a dokunur ve başımıza bazı sıkıntılar gelebilir. Buna dikkat edin kardeşler! Neden bu tasavvuf yolları var? Neden bu zikir bol telkin ediliyor bize? Neden bol bol salavat-ı şerife getirmemiz isteniyor? Kalp, dünya meta’ına kaymasın. Bu az önce zikrettiğim ev, araba, hanım, çocuk nimetlerine fazla kaymasın. En çok sevmemiz gereken şeyleri unutursak başımıza sıkıntılar gelir diye. Zikir bize bunu hatırlatsın. Zikretmek demek anmak demek, hatırlatmak demektir. Bir temsil daha getireyim. İbrahim bin Ethem diye bir zat vardır. Çok büyük bir Allah dostu, keramet ehli. Tasavvuf erbabı bir zattır. Bu zat sultanlığını bırakmıştır, derviş olmuştur. Bu hayırlı insanın derviş olduktan sonra yaptığı bir iş var. Ne yaptı? Saltanatını terk etti, hanımını terk etti, çocuğunu terk etti. Artık öyle bir meczup bir hale düşmüş ki, dervişlikte hanımı, çocuğu terk etmek var mıdır? Yoktur. Ama bu öyle bir aşka düşmüş ki hanımı, çocuğu, saltanatı terk ediyor, kayınpedere bırakıyor hanımını ,çocuğunu, yollara düşüyor. Nasıl bir aşka düşmüşse, Allah-u Âlem. Yıllar geçti aradan… İbrahim bin Ethem Hazretleri belde belde dolaşıyor ve insanlara İslam’ı tebliğ ediyor. Gittiği her yerde kerametler gösteriyor. Keramet velinin istemesiyle olmaz, Allah-u Teala’nın istemesiyle olur. Mucize, Allah’ın vermesiyle olur ama peygamberin özelliği mucize göstermek zorunda olmasıdır. Veliler keramet göstermek zorunda değildir, peygamberler mucize göstermek zorundadır. Aralarını böyle tefrik ediniz. Yıllar geçiyor; çocuğu, babası İbrahim bin Ethem aşkıyla hasretiyle yanıyor. Her tarafta onun menkıbelerini, onun hikayelerini duyuyor ama İbrahim bin Ethem’le görüşmemiş. “Ana bana müsaade et ben babamı bulacağım.” diyor. “Ne yapacağım edeceğim babamı bulacağım. Hasretim çok fazla. Herkes ondan bahsediyor. Uzaklaşmak istiyorum ama devamlı onun hikayelerini duyuyorum. Saltanatını Allah aşkı için terk eden bir adam… Ben bu adamı bulacağım.” diyor. Annesi izin verince seyahate çıkıyor. O belde, bu belde orda görüldü, burda göründü… İbrahim bin Ethem’i bir camide namaz kılarken buluyor. İbrahim bin Ethem namazı bitiriyor, kalkıyor. Tam camiden geriye doğru kapıya doğru giderken bakıyor karşısında bir genç çocuk. Anlıyor ki çocuk, kendi çocuğu. Yıllar geçmiş, çocuğunu bir kere görmemiş. Ama çocuğun kendisine bakışı ve içine gelen bir his, kan çekmesiyle çocuğun kendisine ait bir çocuk olduğunu anlıyor. Ve İbrahim bin Ethem içinden şöyle diyor. “Ya Rabbi, yıllardan beri kalbim senden başka hiçbir şeye kaymadı. Senin sevginin önüne hiçbir sevgiyi getirmedim. Allah’ım şimdi bana verdiğin güzel bir nimet olan bu evladım karşıma geldi. Benim kalbimin sevgisi bu evlada kaydı. Ya Rabbi, kalbimin senden başka hiçbir şeye gitmesini istemiyorum. Bundan dolayı ya benim canımı al ya evladımın canını al.” diye dua ediyor içinden İbrahim bin Ethem. Çocuk camide düşüyor, ölüyor. Neden? Kalbim O’ndan başka bir şeye kaymasın diye. Bu Gayretullah’tır. Allah-u Teala’nın sevdiği kullara vermiş olduğu bir şeydir. Kendi sevgisi o nispette yüce olur ki kul, gözünü attığı her yerde Allah’ın işaretlerini görür. Üstadım İhramcızade Hazretleri anlatıyor: “Şeyhim Mustafa Haki’ye ziyarete gittim. Annem onun ihvanı olduğu için sohbetine götürdüm. Tokat’a gittim.” diyor. Sivas’tan Tokat’a gitmiş üstadımız. “Ziyaretine gittim. O güne kadar tarikat bağlantım yok, medrese eğitimi gördüm. Ziyarete gittim. Bir baktım Şeyh Efendi sohbete başladı. Ama ben gördüm ki Şeyh Efendi’nin, Mustafa Haki Efendi’nin tam göğsünde “La İlahe İllallah” yazıyor. Tam göğsünde! Yanımdaki dervişlere dedim ki: “Kardeşler. Bu bir gömlek midir gömleğin üstüne yazılan bir yazı mıdır? Şeyh Efendi’nin göğsünde “La İlahe İllallah” yazıyor.” Kardeşler dedi ki “Böyle bir şey yok, gömlek giyiyor. Şeyhimiz gömlek giyiyor, yazı yok. Sen herhâlde şaşırmışsın yanlış görüyorsun kardeşim.” dediler. “Bu görüntüyü Allah Teala bana gösterdi.” diyor. “Gittim onu Şeyh Efendiye söyledim. Efendim siz sohbet yaparken ben size bakıyorum devamlı göğsünüzde tevhidi görüyorum, La İlahe İllallah tevhidi görüyorum.” Nakşi yolunda zikrullah Allah lafzıyla başlar. 7 yıl boyunca derviş “Allah” çeker. 7 yıl sonra neyi çeker? Zikrin en üstünü. “La İlahe İllallah” Bu, dünyanın gördüğü en büyük zikirdir! Efendimiz aleyhisselamın hadisiyle sabittir. “Peygamberlerin tamamının bugüne kadar söylediği en büyük zikir ”La İlahe İllallah”tır.” “Bütün hayırlı ameller ahirette Mizan’ın bir kesesine konsa, bir kefesine konsa, ”La İlahe İllallah” diğer kefeye konsa tevhit ağır gelir.” Bu da başka bir Hadis-i Şerif’tir. İşte bu veli zat, bu şeyhimizin üstadı Mustafa Haki Efendi bu tevhidi demek ki göğsüne öyle bir indirmiş ki, dışarıdan bakan gönül ehli, Allah’ın perdesini kaldırdığı bir adam tevhidi göğsünün üstünde görebiliyor. Üstadım ne diyor? “Bana şeyhim dua etti, sırtımı sıvazladı, bir baktım yazı gitti.” diyor. Demek ki onda fazla olan bir muhabbet, bir aşk vardı. Bir iki perde kalktı, o perdeler tekrar geriye indi. Bu, herkese verilecek bir şey değildir. Allah’ın seçtiği, sevdiği kullara verilir. Bizim gönlümüz birçok şeye kayabilir, Allah Teala hemen başımıza musibetler vermez. Ama dostlarının gönlü en ufak bir şeye kayarsa Allah başına sıkıntılar ve musibetler verir. Mevla Teala Hazretleri kendisine yakınlaşmayı bize nasip etsin. (Amin)

Yusuf Aleyhisselam’ın nefsi Züleyha’yı istedi mi?

Allah’ımız buyuruyor ki: ”O kadınla baş başa kaldığında Yusuf’un gönlü de ona meyil etti. Şayet bizden bir bürhan görmeseydi, Yusuf da ona meyil edecekti, ona yakınlaşacaktı.” (Yusuf, 24) Bürhan… Bürhan… Bürhan ne demektir Arapça’da? Delil demektir. Burada Allah Teala, Yusuf Aleyhisselam’a bir delil göstermiştir. Ayet-i kerime sadece bunu anlatıyor ama delilin ne olduğunu söylemiyor. Nereye bakacağız? Tefsirlere bakacağız. Eğer biz bir Vehhâbî olsaydık ne yapardık? ”Bana göre delil bu.” derdik. Bana göre, derdik, geçiştirirdik. Ama ehl-i sünnet Müslümanları ne yapar? Tefsirlere bakar. ”Bu ayetlerin sebeb-i nüzûllerini bilen ehl-i sünnet âlimleri bu ayetler hakkında ne buyuruyor?” der ve tefsirlere bakar. Tefsirlerde ne buyuruluyor bu konu hakkında? Delilden kasıt ikidir: Bir, Allah Teala ona babasının suretini gösterdi. Babası Yakup onun karşısına geçti; misal etti, tevessül etti ve onun göğsüne eliyle dokundu ve göğsündeki şehvet hissini yok etti ve Yusuf kaçmaya başladı. İkinci görüş nedir? Allah Teala Züleyha’nın suratına öyle bir çirkinlik verdi ki, içindeki kiri ve pisliği Züleyha’nın suratına bir çirkinlik olarak aksettirdi. Ve Yusuf ondan tiksindi ve kaçmaya başladı. Tefsirlerde bu olay böyle anlatılır. Dolayısıyla peygamberler günah işleme noktasına gelir ama Allah tarafından korunmuşlardır. Bir başka özelliği nedir? Peygamberlik verildiği zaman bir insana, ondan peygamberlik geri alınmaz. Yaptığı hata, söylediği söz ne olursa olsun peygamberlik geri alınmaz. Bu da peygamberliğin delillerinden bir tanesidir.

Mesnevi’den hikayeler: Yusuf’a ayna hediye eden adam!

Mevlana’mız, Mesnevi’de Yusuf Aleyhisselam’ın bir olayını anlatır. Bir dostu Yusuf Aleyhisselam’a ziyarete gider. Görüşürler, halleşirler, sarılırlar. Yusuf Aleyhisselam ona şöyle der: “Kardeşim, bana geldiğin yerden bir hediye getirdin mi?” Adam şöyle der: “Ey Allah’ın peygamberi güzelliğin en üstünü sende, rütbenin en güzeli sende, Allah’a yakınlık sende, mal mülk sende, Mısır’ın en kuvvetli ikinci adamısın. Ben sana nasıl bir hediye getirebilirim diye düşündüm. Sana geldiğim yerden bir ayna getirdim. Bu aynayı yüzüne çevir ve bak. Baktıkça Allah’ın sana verdiği güzelliğe hamdet. Sana bundan başka hiçbir hediye veremem.” der. Böyle der. Ne anladık? Bir arkadaşınızı ziyarete gittiğinizde, ona ayna hediye edin. Bunu mu anladınız? Efendiler! İşin içinde iş var, olayın içinde iş var. Efendimiz Aleyhisselam şöyle buyuruyor: “Bir kardeşiniz size bir hediye verdiğinde bunu reddetmeyin. Çünkü bu isteği onun kalbine Allah vermiştir.” Bak şimdi… Bir arkadaşın geldi sana dedi ki: “Ya içimden geldi, sana bir çay ısmarlayacağım. Gelir misin?” Bu bir hediyedir, bir ikram verme isteği geldi bunun kalbine. Bu istek kimden geldi? Hadisle sabit, Allah’tan geldi. Şimdi sen bunu reddetme. “Ya ben istemiyorum, ben gelmek istemiyorum.” deme. Reddetme bu adamın verdiği hediyeyi. Çünkü bu istek onun kalbine Allah’tan geldi. Allah Teâlâ onun iyilik yapmasını murad etti. Onun kalbini iyiliğe doğru zorladı. Rahmet suyunu akıttı ve o da sana bir hediye vermek istedi. Yusuf Aleyhisselam’a da bu adam ne getirdi? Bir ayna getirdi. Efendiler! Mahşer olduğunda, kıyamet koptuğunda, buradaki insanların tamamı mahşer meydanına çıkacak. Ananızı görmeyeceksiniz, babanızı görmeyeceksiniz. Düşündünüz tek şey kendiniz olacak. Kendinizi düşüneceksiniz. Allah Teâlâ o anda bizden bir hediye bekleyecek. Bir hediye! Tamam da hocam, Allah Teâlâ her şeyin sahibi iken, Ganî iken, zenginlerin en üstünü iken, biz O’na ne hediyesi verebiliriz ki? Allah Teâlâ bizden temiz bir kalp istiyor. Temiz bir kalp! Bu kalbi temizlemek zorundayız. Bu aynayı, kalp aynasını Allah Teâlâ’ya vermek zorundayız. Hadisle teyit edeyim. Sultanım Aleyhisselam şöyle buyuruyor: “Allah sizin suretlerinize bakmaz, Allah sizin kalplerinize bakar.” Neremize bakacak? Elbiselerimize bakmıyor. Yüzümüzün güzelliğine bakmıyor. Sakalımızı uzunluğuna, kısalığına bakmıyor. Kuvvetimize, güçlülüğümüze bakmıyor. Bir vuruşta üç adam devirmemize bakmıyor. Allah bizim bir yerimize bakıyor. Aynamıza bakıyor aynamıza. Aynan temizse kardeşim, paçayı kurtardın. Aynan kirli ise durumun tehlikelidir. Bu kalbi temizlemezsen, hastalık sıçrar. Tıpkı bir kanser hücresi gibi. Adama teşhis koyuyorlar. “Bak, göğsünde bir kanser hücresi, bir kist oluşmuş. Bunu birkaç ay içinde almazsak sıçrama ihtimali var.” diyor. Bu da diyor ki: “Ya bir şey olmaz.” Aldırmıyor. Sonra sıçrıyor diğer ciğere. Sıçrıyor alt tarafa karaciğere, pankreasa, mideye… Adam yok olup gidiyor. Neden? Sıçramasını engellemen için o pisliği yok etmen gerekiyordu, o kanser hücrelerini alman gerekiyordu. Ama sen bunu yapmadın. Kalbin kirliliği temizlemezsen ruha sıçrar. Ruhun beyaz olarak yaratılmıştır. Ama sen kalbinle bu ruhunu beyaz tutmaya çalışmazsan, bu ruhunu temiz tutmazsan, siyah ruhlardan olursun. Tıpkı miraç hadisinde geçen siyah ruhlar gibi. Efendimiz Aleyhisselam miracın ilk katında kimi gördü? Adem Aleyhisselam’ı gördü. Adem Aleyhisselam’ın sağ tarafında beyaz ruhlar vardı. Sol tarafında siyah ruhlar vardı. Adem Aleyhisselam sağ tarafa baktığında tebessüm ediyordu. Sola baktığında ağlıyordu. Efendimiz Aleyhisselam Cebrail Aleyhisselam’a sordu. “Bunun sebebi nedir, bu kimdir?” “Bu senin baban Adem’dir.” “Sağındakiler nedir, solundakiler nedir?” “Sağındakiler temiz ruhtur. Namazla, zikirle, şükürle, sohbetle, ilimle ruhlarını temizlemiş olan insanlardır. Bunlar cennetliktir.” Soyundan gelen beyaz ruhlara, temiz ruhlara bakıyor ve tebessüm ediyor. “Solundakiler nedir?” “Solundakiler kirlenmiş olan ruhlardır.” Kirlenmiş olanların cehenneme gideceğini düşünüyor, görüyor ve üzülüp ağlıyor. Üzülüp ağlıyor! Efendiler! Buradaki bütün kardeşlerin ruhu ya siyahtır ya da beyazdır. Bir gayretimiz vardır. Son nefesimize kadar bu ruhu yıkama, temizleme imkanımız vardır. Sağlığımız yerinde, aklımız başımızda. Allah Teâlâ bu imkanı bize verdi mi? Verdi elhamdülillah, akılsız değiliz. Sen ne yapacaksın? Bu ruhu çamaşır makinesine sokacak mısın, sokmayacak mısın? Çamaşır makinesi ilim meclisleridir. Bu meclislere girip bu ruhu yıkamazsan, sen kirli bir ruhla ahirete gidersin. Kirli bir ayna yansıma yapmaz. Allah Teâlâ kirli aynayı sevmez. Kirli aynayı ateş paklar. Cehenneme gider. Allah Teâlâ bizi muhafaza etsin inşallah. (Amin)

Türkiye’nin En İyi İslami Rap Parçası – Sen Bir Sanat Eserisin – Mesken

Hazreti Eyyûb, dermansız kaldı, İmdat! demedi! Hazreti Yusuf, unutma! Karanlığa düştü ama, Eyvah! demedi! Hazreti İbrahim, ateşe düştü ama Yandım! demedi! Hazreti Hamza, kanının yudumlanmasına rağmen, feryat etmedi! Hazreti Bilal ise, kayalar altında kaldı, ama ezildim! demedi! Demek ki dert ve sıkıntı, Allah’a sevgili olandan başkasına gelmedi! Sen ey nefsim! Neden fedakarlıkta bu kadar geri kalmak istersin? Sen ey nefsim! Başına gelen küçücük bir hadisede neden feryat edersin? Kalem ağaçtan, ağaç topraktan, toprak insandan, insan kâlû belâ’dan kâlû belâ ela, yeşil, beyaz, siyah, renkler hepsi Hakk’tan! Kokan çiçek, esen rüzgar, doğan güneş sanat eseri baksan! İçin içini yerse onu doyur imanla kalksın! Düşme, düşersen yaranı Kur’an ve Risale sarsın! Yoldu yolcu insan öncü tüm dünya İslam’a, böylece imansızlık gene bir sancı. Sen gel ol bize öncü. Bir Mus’ab yetişsin! Ömer Kisrâ’yı dize getirsin! Bir Osman ahlâkına melekler arş ile haya etsin! Ebû Bekir Sıddıklığına bürünsün, Hakk’ı özlesin! Bir Ali yetişsin, ilmi tüm dünyaya yetsin! Tüm İslam alemi tek bilek, dünyayı dize getirsin! Sen de bizimlesin, bu gücü alem-i dünya izlesin! Filistin, Kudüs bizimdir! Bir Selahaddin yetişsin! Bir yiğit çıkıp, o minberi geri yerine getirsin! Sen bir sanat eserisin, bu resimin ressamı en büyük hesabı haktan aklı haklı çıkarmak! Baş gözüyle değil, gönül gözüyle baksan? Aklından şüpheleri kaldırsan? İman denizine dalsan? Hazineleri çıkarsan? Sancağı İslami burçlara dikip, tefekküre dalsan? Bu bi’ tebliğ yolu, yorulmam! Duramam! Duramam! Yolumam! Sen bir sanat eserisin, bu resimin ressamı en büyük hesabı haktan aklı haklı çıkarmak! Baş gözüyle değil, gönül gözüyle baksan? Aklından şüpheleri kaldırsan? İman denizine dalsan? Hazineleri çıkarsan? Sancağı İslami burçlara dikip, tefekkre dalsan? Bu bir tebliğ yolu, yorulmam! Duramam! Duramam! Yorulmam! En derin bir yerdeyim, yerin dibindeyim! Beni bir dinleyin! Çook sıcak cehennem! Çook geç olmadan ve yanmadan yan! Yananlardan olma! Rabbi an! Kanma yalan dolu bu dünya yalan! al Risale, al Kur’an kul olmak tek kural sorgu, sual nereye kadar? Teslim ol be kardeşim! Ben de cahil bir kardeşin. İşin gücün aşkı nefsin olmasın. Bunun için Küre-i Arz’a gönderilmedin!