İzlersen Namaz Kılmak Zorunda Kalırsın

Bir seyahat uçağına biniyorsunuz. Kontroller tamam ve kalkış yapılıyor. Yurt dışına ilk çıkışınız olacak ve gidilecek yer Amerika Yolculuğun 11 saat olduğunu duyunca bari biraz uyuyayım diyorsunuz. Tam 4,5 saat sonra müthiş bir gürültü ile uyanıyorsunuz. Her taraf duman ve siz kan kokusu alıyorsunuz. Gözünüzü açacak haliniz yok. Ve tekrar bayılıyorsunuz. Bu sefer kuşların cıvıltısı uyandırıyor sizi uyandığınızda yaralarınız sarılmış, yeni kıyafetler giydirilmiş, çok güzel bir koku var etrafınızda. Hiç tanımadığınız hatta aynı dili bile konuşmadığınız insanlar var. Ve işin garip tarafı bu insanlar size yardım ediyor. ”Ama neden beni tanımadıkları halde bu insanlar bana yardım ediyor?” diye merak ediyorsunuz. Yani benim ismimi bile bilmeyen bu insanlar benim dediklerimi anlamayan bu insanlar neden bana hizmet ediyor? Kimdir bunlar? Ve merak edip araştırmak istiyorsunuz o kişiyi yanınıza biri yanaşıyor? Ve diyor ki: ”Bu kağıtta yazanları seni yaralı haldeyken kurtaran senin ihtiyaçlarını karşılayan ve bunca insanı senin hizmetine sunan senin merak ettiğin O zat gönderdi. Ve şöyle söyledi: -Eğer bu kağıttakileri yaparsan seni daha güzel bir yere göderecekmiş. Siz de daha o zatı tanımadan kağıdı yırtıyorsunuz. ”Beni o uçakta bıraksaydınız da ölseydim.” diyorsunuz. ”Banane istediği kadar bana yardım etsin. Ben O’nun dediklerini yapmam. Zaten beni daha güzel bir yere de gönderemez.” diye itiraz ediyorsunuz. Ama garip bir şey var. Bunca yaptığınız saçma hareketlere rağmen insanlar hala size yardım etmeye devam ediyor. İstediklerinizi yapıyor ve ihtiyaçlarınızı karşılıyorlar. Bu sefer birinin sizi dürtmesi ile uyanıyorsunuz ve gelen ses babanıza ait. Meğerse gördüğünüz her şey rüyaymış Babanız sizi sabah namazına kaldırmaya çalışıyor. Ama kalkmak istemiyorsunuz. Şimdi biraz düşünün o an ki kalkmamanız rüyanıza benzemiyor mu? Sizi küçücük bir sudan yaratan ve Dünya’ya geldiğinizde bütün istek ve ihtiyaçlarınızı karşılayan. Bunca hayvanları ve bitkileri sizin hizmetinize sunan O zatın yine sizin iyliğiniz için sizi daha güzel bir aleme göndermek için size verdiği namaz gibi bir ibadeti ”Hayır! Yapmam.” diyorsunuz. ”Çünkü beni daha güzel bir aleme göndermeye gücün yetmez. Keşke beni yaratmasaydı.” diye haykırıyorsunuz. Ama bu sefer rüyanın sonu ölümle bitiyor. Ölümle uyandırılıyor. Peki tanısaydı hayır der miydi O’nunla tanışmaya? O’nun huzurunda eğilmeye peki bu nankörlük niye? Yoksa hatırlamaz mı insan Peki bu nankörlük size yapılsaydı? Çocuğunuz havale geçiriyor. Ve hemen en yakın arkadaşınızı arıyorsunuz. ”Bizi acilen hastaneye bırakır mısın?” diyorsunuz. Arkadaşınız ”Maalesef arabam çok yakıyor. Şuan da müsait değilim.” diyerek. Telefonu yüzünüze kapatıyor. Ve hastaneye yetişemeden çocuğunuz ölüyor. En yakın dostum dediğiniz arkadaşınız hakkında artık ne düşünürsünüz? Peki bu nankörlüğü unutur musunuz? Sizin elli altmış senelik bir Dünya hayatında bir kere çağırdığınızda gelmedi diye kin beslediğiniz belki öldürmeği hayal ettiğiniz bir nankörlüğün siz şuan daha büyüğünü yapıyorsunuz. Her gün beş vakit sizi huzuruna çağıran Allah’a karşı Siz de ”Gelemem.” diyorsunuz. Siz de nankörlük yapıyorsunuz. Peki ya sizce zamanı yaratana ”Zamanım yok.” demek nankörlük değil mi? He bir de işin şu tarafı var. Rabbimize karşı ihmal ettiğimiz o secde varya Bizi başkalarına karşı bin secdeden kurtarır. Şimdi kalk ayağa git bir abdest al. Ser seccadeni. Ve deki ”Kırılsın kalbim umrumda değil. Nasılsa çare Rabbim de. Hem dermanla dert aynı kişideyse o derde dert mi denir? O dert O’na kavuşmak için bir vesile. Sonunda huzur iki kelime değil mi? ALLAH AZZE VE CELLLE Dünya’da bu hakikatlere muhtaç binlerce insan var. Bunlardan biri sizin çevrenizde de olabilir. Paylaşıp onlara da ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Allah razı için El-Fatiha.

Bizde Söz Namustur! – Ahde Vefa

Arkadaşlar burada devekuşu yumurtası gibi bir şey var O bu ne olmuş ya böyle? Niye böyle? Yaladınız mı bunu? Efendim? Bu limon kardeşim Şaka şaka greyfurt diyecektim pardon Çınaraltı logosu Hz. Ömer zamanında 3 tane genç varmış Hz. Ömer’in huzuruna gelmişler ve aralarındaki bir kişiyi göstererek demişler ki: “Ya Emirü’l Müminin, biz bu kişiden davacıyız. Biz bu kişiden had uygulanmasını, kısas uygulanmasını istiyoruz, davacıyız. Bizim babamızı öldürdü.” Hz.Ömer hemen o kişiye dönüyor soruyor: “Durum doğru mu, gerçekten böyle mi, babalarını mı öldürdün, niye öldürdün?” Durumu tahkik ediyor tabi ki. O kişi diyor ki: “Evet Ya Emirü’l Müminin, babalarını öldürdüm ama durum şöyle oldu: Ben geldiğim yerde zengin bir insanım, malvarlığım çok, çok da güzel bir atım var. Yani bu atı gören dönüp bir kez daha bakıyor, bir kez daha bakmak istiyor, öylesine göz alıcı bir at. Bu atla bu gençlerin bahçesinin yanından geçerken bir şekilde engel olamadım Atı kontrol edemeyince bahçeden bir meyve ısırdı ve kopardı. Gençlerin babası da bu durumu görünce çok sinirlendi fazla bir tepki verdi, bir hışımla çıktı ve eline kocaman bir taş alıp atıma doğru fırlattı. Atımı başından yaraladı, atım yere düştü ve öldü. O benim en sevdiğim malım olduğu için, en sevdiğim hayvan olduğu için dayanamadım, ben de (nefsime çok dokundu çok ağır geldi) bir taş alıp ona fırlattım. Daha sonra onun babası da başına o taş isabet edince o da vefat etti. Bu şekilde oldu olay.” Hz. Ömer diyor ki: “Öyle ise sen suçunu kabul ediyorsun. Evet sen bu kişiyi öldürmüşsün” “Evet.” diyor, “Kabul ediyorum.” Öyleyse sana kısas uygulanacak. Gençler babamızın kanı yerde kalmasın diyorlar ve dava ediyorlar. -Bu ölüm cezasını kabul ediyor musun? +”Evet.” diyor, “Kabul ediyorum, babalarını öldürdüm, suçluyum.” “Öyle ise uygulanacak.” diyor. Genç diyor ki: “Son bir arzum var, yerine getirilmesini istiyorum.” “Nedir?” diyorlar arzun. Diyor ki: “Bana 3 gün müsaade edin, bizim malımız mülkümüz çok fakat bu malı, mülkü, bu serveti saklayabilecek bir yer bulup sakladım. Benim de kardeşim geride mirası bırakabileceğim tek kişi yetim bir çocuk.” Şimdi ona bu malı ulaştırmam lazım ama saklı olduğu için yerini bulamadığı için ulaştıramam. Siz bana 3 gün müsaade edin bu yetimin hakkını ortada bırakmayalım, mağdur etmeyelim, gideyim ben ona o sakladığım yerden malı mülkü çıkartıp vereyim. O da kurtulsun, sonra ben de geleyim. Vaat ediyorum geleceğim. Hatta burada bir kişiyi de kefil bırakayım.” diye genç böyle o yetimin hakkını savundu. Dediler ki: “Kimi kefil bırakacaksın arkanda?” Şöyle, o genç, etrafında sahabelerin simalarına tek tek bakarak birisinin üstünde gözlerini durdurdu ve parmağıyla onu gösterdi. Gösterdiği kişi hiç tanımadığı bir sahabeydi “Amr bin As” (r.a) Sahabelerin en seçkinlerinden olan Amr bin As’ı kefil olarak gösterdi. Bu kişi benim yerime kalır, dedi. Amr bin As’a sordular: “Kalır mısın, kefil olur musun? “Evet olurum.” dedi. “Ama bu genç gelmezse onun bedeline senin kanın akacak, kabul ediyor musun?” Evet, dedi. “Kabul ediyorum.” Genç gitti. Beklediler. Bir gün geçti, iki gün geçti, üç gün geçti. Tam vaadedilen süre dolmaya başlayınca sahabenin büyükleri geldiler, dediler ki: “Yapma etme, Amr bin As çok değerli bir sahabedir. Onun yerine bu gençlere diyet ödeyelim, kan bedeli ödeyelim.” Gençlere bunu teklif ettiler fakat gençler bunu kabul etmedi, “Hayır, biz babamızın ille de kanının bedelini isteriz, ille de babamızın karşılığında bir kişiyi isteriz.” Böyle diyince, Amr bin As dedi ki: “Benim sözüm sözdür. Hayır, sözümüzü verdik. Ben idama hazırım. Buyurun işte boynum.” dedi. Böyle cesaret gösterince sahabeler duygulanmıştı. En yakın arkadaşlarından birisi, hatta Allah Rasulü (sav) en yakın arkadaşlarından birisi bu şekilde, belki hiç alakası olmayan bir meseleden dolayı, belki canını verecekti. Daha sonra, tam idama hazırlıklar yapılırken uzaktan kalabalık yarıldı ve esas ölümle mahkum edilen genç uzaktan çıktı geldi. Hz. Ömer dedi ki: Ey genç! Gelmemek için çok geçerli bir sebebin vardı, yerine de kefil vardı neden geldin? Dedi ki: “Ahde vefasızlık etti dedirtmemek için geldim.” “AHDE VEFASIZLIK ETTİ DEDİRTMEMEK İÇİN GELDİM.” Bir Müslüman asla ahde vefasızlık etmez. Verdiği sözü yutmaz, çiğnemez. İşte sözü tutmak bu kadar önemlidir müminin dünyasında. Canı bedeline, kanı pahasına ahdini tutar. Bize sahabe döneminden bir ders. Hz.Ömer çok duygulandı. Dedi ki: “Bu kadar kahramanca bir hareket yaptın, seni tebrik ediyorum.” Döndü Amr bin As’a sordu: “Sen hayatında hiç tanımadığın bu adam yerine neden kefil oldun?” Hz. Ömer böyle sorunca Amr bin As dedi ki: “Bu kadar insan varken bana baktı ve beni seçti. İnsanlar içinde insanlık ölmüş dedirtmemek için ben de bu işi kabul ettim.” İşte Müslümanların canı pahasına korumaya çalıştıkları ahlaki değerler. Gençler bu manzarayı görünce onlar da bir ibret dersi aldılar. Kalplerine bir nur düştü. Dediler ki: “Ya Emirü’l Müminin! Biz konuştuk da karar verdik Aramızda anlaştık. Biz davayı geri çekiyoruz, hiçkimsenin kanı aksın istemiyoruz. Babamızın bedelinin ödenmesini istemiyoruz, geri çekiyoruz.” Hz.Ömer dedi ki: “Az önce babamızın kanı yerde kalmasın diye sürekli ısrarcıydınız. Neden vazgeçtiniz?” Dediler ki: “Bu manzarayı gören kalbin titrememesi mümkün mü? Merhamet göstermemesi mümkün mü? Müminlerde merhamet kalmadı demesinler diye geri çektik.” İşte üç tane duruş, üç tane tavır. Peki, onlar bu tavırları gösterirken onlar duruşları sergilerken bugünün insanlarına baktığımız zaman, acaba aramızda rastgele seçtiğimiz 3 kişiden bu duruş ortaya çıkıyor mu çıkmıyor mu? Eğer ortaya çıkmıyorsa, bizde olaylara bakış eksikliği bakış problemi var demektir. Bakın Bediüzzaman hazretleri diyor ki: “Benim 40 senelik hayatımda, 30 senelik tahsil hayatımda öğrendiğim şu 4 kelimedir.” diyor. Nedir o 4 kelime? Birisi niyet, birisi nazar, birisi mana-yı ismi birisi de mana-yı harfi Yani Mana-yı ismi ne demek? Her şeye zahir gözüyle bakmak. Mesela burada bir limon var. Bu, arkadaşlar kavun değil, bu ananas değil. Ayva zannediyorlar genelde. Neredeyse kafamın büyüklüğünde Arkadaşlar bu özel bir çeşit. Sen kulağını tıka, arkadaşımızın tiki var. Bu, -ingilizcesini söylesem olur mu?- Limona tiki varmış da. Bu arkadaşlar Özür diliyorum 🙂 Sen kulağını tıka ben limon dedikçe 🙂 İstemdışı oluyor valla 🙂 Bu, kafam büyüklüğünde olan şey, arkadaşlar limon. Ben senin için bundan sonra ayva diyeceğim tamam mı? Arkadaşlar bu ayva dediğimiz Müslümanları kandırmayalım 🙂 Abi ben ayva diyim, siz anlayın ne demek istediğimi. Kardeşim renkten renge giriyor. O yüzden ben buna ayva diyeceğim. Şimdi baktığınız zaman mana-yı ismi gözüyle, yani sadece bunun zahirine baktığımız zaman burada bir meyve görüyoruz Siz ne olduğunu biliyorsunuz, ben ayva diyeceğim ayva görüyorsunuz. Ama Perde arkasında o zahiri gördüğümüz işte, maddelerin Buna rengini veren pigmentlerinden tut içindeki onun sıvısının barındırdığı özelliklerine kadar bu onun zahiri özellikleridir. Bir de perde arkasında bunun hangi esmaya dayandığı yani Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden hangisine intikal ettiğimiz bu işin mana-yı harfidir işte. Yani Allah’a bakan yönü. Bu çok önemli. Kainatta herkes zaten Elmaya elma, armuta armut Bu meyveye, adını koymak istemediğimiz bu meyveye 🙂 o gözle bakıyor. Kediye kedi veya bir file fil gözüyle bakıyorsun ama perde arkasında Allah’ın hangi isimleri tecelli ediyor diye tefekkür edersen o bir saat tefekkür, bir sene nafile ibadetten daha üstündür. İşte eğer biz bu bakışı kazanırsak kainata Allah’ın sanat eseri gözüyle bakabilirsek kainatı okumaya başlarsak Efendimizin (asm) sahabelere yaptırdığı bu tevhid talimini doğru anlarsak işte o zaman bütün kainat Allah’ın bir eseri gözüyle, yazılmış bir kitap gibi bize kendini okutmaya başlar. Biz onu okudukça, -E sahabeleri sahabe yapan neydi? Efendimizden (asm) aldıkları bu La İlahe İllallah dersiydi.- Baktığımız zaman bu limon aslında, -hani ayetlerde geçiyor ya: “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tespih eder.” Canlı cansız her şey Allah’ı zikrediyor, tespih ediyor. Biz duymuyoruz ama perde arkasında her birisi La ilahe İllallah diyor, Subhanallah diyor, Elhamdulillah diyor, Allahu Ekber diyor. Nasıl diyor? İşte bu bakışı kazanırsak, okumayı öğrenirsek ve kainata mana-yı harfiyle bakarsak işte o zaman sahabelerin o anlatmaya doyamadığımız güzel ahlakları bizde de tecelli etmeye başlayacak. Niye biliyor musun? Çünkü onları o hale sokan, o hassasiyetlere getiren Allah aşkını elde etmeye başlayacağız. Allah’ı tanıdıkça kalbimizde bir sönmeyecek alev, bir Allah aşkı ateşi yanmaya başlayacak. O Allah aşkının ateşiyle işte şu sorularına cevap bulacaksın: Abi, sabah namazına kalkamıyorum. Abi, namazlarımda huşu duyamıyorum. Şu ibadetimi yapamıyorum, şu konuda iradem çok zayıf Sürekli şu konuda günah işliyorum ama tövbe etmeye o günah yine iflah olmadan devam etmeme sebep oluyor. Tövbe etsem de tekrar o günaha düşüyorum. Bu gibi bütün arızalarımız imanın güçlenmesiyle çözülür. İman nasıl güçlenirmiş? Allah’ı tanımakla. Allah’ı tanıdıkça peşinden gelen Allah aşkı ve işte ahlaka sirayet ediyor. Bugün bütün Müslümanlarda gördüğümüz problemleri alt alta koyun Ne görüyorsunuz kardeşim? “Müslümanların şu problemi var.” dediğiniz ne varsa hepsinin temelinde şu limona o gözle bakamamak vardır. Sahabelerle bizi ayıran temel noktayı Bediüzzaman hazretleri fark ettiği için bakın bize nasıl bir dersle bakmayı ve görmeyi öğretiyor. Diyor ki: “Gel! Bütün bu ovaları, bu meydanları bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et. Bizi nereye sevkediyor kardeşim: Dikkat et! Dikkat çok önemli, senin namusun gibidir dikkat. O yüzden İslam düşmanları seni gaflete ve dikkatsizliğe itmeye çalışır. Sen de inadına ne yapacaksın? Dikkatini bir zırh gibi giyineceksin. “Bak!” diyor. Kur’an sana “bak!” diyor. Sürekli seni bakmaya teşvik ediyor. “Fenzur” diyor kaç ayetin başında değil mi? Bak! Bir nazar et, gözünü çevir bir bak. Bakmazsan ne oluyor? İşte bakmazsan kör olmaya başlıyorsun. Görememeye başlıyorsun. Allah hesabına bakmayınca, gözlerin kör bakmaya başlıyor. İşte bize bakmayı öğretiyor. Diyor ki: “Gel bütün bu ovaları Bu meydanları, bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et! Boş bakma, dikkat et. Bunun perde arkasında bir şey var.” Yani insan doğmuş, büyümüş, 15 yaşına gelmiş, artık ülfet peyda etmiş. Alışkanlık besliyor. Artık gördüğü bir gül onu şaşırtmıyor. Fevkalade bir çiçeğin kokusu onu şaşırtmıyor. Bir arının uçuşu, bir sineğin kanadını çırpması Bir ineğin kan ve pislik arasından bir damla kan bir damla pislik karışmadan bembeyaz sütü akıtması onu şaşırtmıyor. Normal görüyor. Basit bir isim takıyor. İsim takınca sanki olayı çözdü 🙂 Adiyat perdesine atıyor. Halbuki senin gözünün -bir et parçası olan gözünün- görmesi ne kadar mucizeyse, güneşin orada asılı durması da o kadar mucizedir, bir çiçeğin kokması ve et parçası olan burnunun onu koklaması o kadar mucizedir. Bir limonun tadına baktığın zaman dilinin ondan tat almasını sağlayan mekanizmayı diline koyan ile limona dilinin tadabileceği tadı yerleştiren Zat’ın aynı Zat olduğunu bilmeden, bulmadan Nasıl Allah’ın bir olduğunu iman ederek şehadetle söyleyebilirsin ki? Bu ifadelerini halin, aklın, hayatın yalanlıyor. Çünkü sen Allah’ın bir olduğu öyle dilinin ucuyla söylüyorsun. Kainata şöyle bir bak, ikinci elin karışma ihtimali var mı? Bir kalemle iki kişi yazı yazabilir mi? Yazamaz. Bütün kainat La ilahe İllallah diyor. Şu limon bütün diliyle bize bağırıyor, kendi lisanıyla bize bağırıyor: “Ey insanlar! Bana bakın!” diyor. “La ilahe İllallah diye bağırıyorum. Beni duyun!” diyor. “Beni görün.” diyor, “Beni okuyun.” diyor. İşte mana-yı harfi bu demek. Onun bu sessiz çığlıkları bize ders veriyor. “Bakın, Allah birdir!” diyor. “Benim bağlı bulunduğum ağacın dallarını, yapraklarını fotosentez ile çalışarak bir besin ürettiren ve bana fayda sağlattıran aynı zamanda senin vücuduna bu limonu faydalı hale getirten bir ilah var.” İkinci bir el karışsa her şeyi karıştırır. Zaten hakimiyetin şe’ni gayrın müdahalesini reddeder de mi? Bir padişah bile, -ikinci bir el kendi saltanatına karışsa- kardeş katli vaciptir demiş bazı dindar padişahlar. Dindar olmasına rağmen kardeşinin katlini vacip ilan etmiş sırf saltanatı korumak için. Öbür türlü ne oluyor? İşte bir Cem Sultan olayıyla 17.000 kişi ölmüş mesela. Saltanata ikinci bir el karıştı diye. E dünyalık işlerde bu böyle. Kainatta en ufak bir elin karışabileceği boşluk var mı? Kainat o kadar hassas bağlarla birbirine bağlanmış ki hiçbir el karışamayacak derecede iş, adeta fabrikanın çarkları gibi işliyor. Bu limon bize haykırıyor işte. Bak diyor: “Beni yaratan kim ise dalımı yaratan da O. Benim yapraklarımın güneş ile bağlantısını sağlayan, o fotosentezi işlettiren aynı el.” diyor. “Benim bağlı olduğum toprak ve benimle beraber bütün türlerimin bütün cinslerimin bağlı olduğu toprağın sahibi aynı el.” diyor. “Beni yaratan kim ise güneşi yaratan da O.” Ne kadar büyük bir bağlantı var. Ne diyor üstad: “Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş’i de o halketmiş, o yaratmıştır.” Sivrisineğin gözünün görebilmesi için güneş lazım. Güneş olsa, göz olmasa ışığın ne anlamı var? Görecek bir göz lazım değil mi? İşte limon bize bağırıyor. Bak mesela limonda ne özellikler var? Bakıyorsun mesela C vitamini var. Antioksidan özelliği varmış limonun. E limon yediğin zaman bağışıklığın kuvvetleniyor. Kanın sulanıyor. Başka? Baş ağrısına, boğaz ağrısına tedavi. Özellikle böbreklere çok faydalı, böbrek taşına çok faydalı, karaciğere çok faydalı, sindirim sistemine çok faydalı. Kansere karşı, romatizmaya karşı, diş etine karşı stres hormonunu azaltmasına karşı bir sürü özellikler Cenab-ı Hakk bunun içine koymuş. Sadece o değil. E tadı diline göre, kokusu burnuna göre, şekli gözüne göre dizayn edilmiş. İçindeki faydalar da vücuduna göre dizayn edilmiş. Demek ki bunu yaratan kimse seni yaratan aynı Zat. Bunu yapan o odun parçası olamaz. Bu harikulade sanatı odundan bilmek odunluktur. Odunun da akıbeti yanmaktır. İşte kainata sadece mana-yı ismiyle bakan mana-yı harfiyle bakmayan adam böyle körlükler yaşadığı için böyle nankörlükler yaşadığı için perde arkasındaki eli görmüyor. Düşünsene mesela. Şunu perde varsay. Ben böyle bir kalemi aldım, kalemle yazı yazıyorum. Perde arkasındaki eli görmeyen adam bu perdenin yazdığını iddia etse ne kadar ahmakane durum olur. Desen ki: “Ya kardeşim! Sen görmüyorsun ama o perdenin arkasında bir el var. O el kalemi tutuyor. Senin görmemen onun olmadığı anlamına delalet etmez ki.” O sana dese: “İspat et.” Nasıl ispat edersin? “Ya o kalemin bu şiiri yazabilecek bir ilmi yok. İlim olabilmesi için hayatı olması lazım, kalem cansız, hayatı yok. Kudreti yok. Bıraksan perdeyi yere düşer, gücü yok. Hikmeti yok. Faydaları gözetemez, bilemez. Merhameti yok. O şiiri yazabilecek hissiyatı yok.” Böyle uzar gider. Demek ki bu sıfatlara sahip bir Zat olabilir. Her şeyi bilen, -Güneşi de bilen, toprağı da bilen- toprağı da yaratan; hükmü, gücü bulutlara, fırtınalara, her şeye yeten bir Zat olabilir ancak. İşte bu limon başlı başına bağırıyor. “La ilahe İllallah” diyor. “Allah’tan başka ilah yoktur.” diyor. Haykırıyor bize. Başka? Bütün bu işleri yapabilmesi için kusursuz bir limon yapabilmesi için “Subhan” olması lazım. Kusursuz olması lazım. Bütün kainata sözünü geçiren “Subhan” bir Zat olabilmesi lazım. Kendi başına Subhanallah diyor. Kimden kime ne kadar övgü varsa hepsi Allah’a aittir. Böyle bir işi yapmak övülmeye layıktır. Elhamdulillah diyor. Ve kendi lisanıyla bağırıyor: “Allahu ekber” Bu işi yapan sonsuz büyüklükte bir Zat ancak olabilir. O’nun büyüklüğünden bahsettiğimiz zaman her şey sonsuz küçüktür. İşte bize bütün bu bakışları kazandıran şu satırları dinleyelim: Evet gel, bütün bu ovaları bu meydanları bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et! Her birisinde o gizli Zat’tan haber veren işler var. Adeta her biri birer turra, birer sikke-mühür, birer hatem gibi o gaybi Zat’tan, o gizli Zat’tan haber veriyorlar. İşte gözünün önünde bak! Bir dirhem pamuktan ne yapıyor? Pamuk nedir? Tohuma işarettir. Mesela zerre gibi bir afyon büzrü, bir dirhem gibi bir zerdali nüvatı çekirdeği, bir kavun çekirdeği nasıl çuhadan daha güzel dokunmuş yapraklar, patiskadan daha beyaz ve sarı çiçekler, şekerlemelerden daha tatlı ve köftelerden ve konserve kutularından daha latif, daha leziz, daha şirin meyveleri hazine-i rahmetten getiriyorlar, bize takdim ediyorlar. Meyveleri hiç bu gözle görüp bu gözle yediniz mi? Baksanıza, şunun ambalajını yapan Zat nasıl bir ilme sahip! “Hadi kardeşim şöyle bir işi yap.” desen -bütün ateistlerden de destek alabilirsin- “Yap kardeşim.” desen yapamazlar. Bir elmayı, bir portakalı, bir limonu yapmaktan acizler. Tavuklar dese ki: “Siz misiniz ateistler?” “Tamam.” dese, “Bundan sonra yumurtlamıyoruz. Hadi ateistler bir araya gelin yumurtlayın bakalım.” Yumurtlayabilirler mi? Yapamazlar abi. Senin o hakir gördüğün tavuk, haberi yok ne iş yaptığından. Ya, sen bedavaya götürüyorsun. “İşte romatizmama şu iyi geliyor, karnımın açlığına bu iyi geliyor, şuraya bu iyi geliyor bu iyi geliyor.” diyerek bedava diye götürüyorsun. Hiç mümkün mü kardeşim, senden hesap sorulmasın, bedel istenmesin? Bu kadar mucizeleri senin için çalıştıran, bütün kainatı “La ilahe İllallah” diye bağırttıran bir Allah elbette, sen bu koca musikaya karşı, bu koca zikre karşı kör ve sağır kalırsan, onların zikirlerini duymaz ve tasdik etmezsen, onların her emrine itaat ettikleri sonsuz kudret sahibi olan Rabb’e itaat etmezsen, arı balını yaparken sen de kendi balın olan secdeni yapmazsan işte cehennem de seni çağırıyor. Cehennem de bu itaatsizliğini, bu secde etmeyip başkaldırışını cezalandırmak için sabırsızlıkla bekliyor. Allah muhafaza. Rabb’im böyle bir yanılgıdan bizi korusun. Ve bütün kainat böyle sana Rabb’ini tanıtmak için adeta haykırıyor, La ilahe İllallah diye bağırıyor. Sen bunu görmezsen, seni bu kadar sevdiğini ilan eden Zat’ı sen de secde ederek o sevgisine mukabele ederek sevdiğini göstermezsen sevildiğini bildirip sevdiğini ilan etmezsen ne kadar büyük bir körlük, ne kadar büyük bir nankörlük oluyor Ve bugünün insanıyla ve Asr-ı Saaddet’teki ve ondan sonraki halifelerin Hulefa-i Raşidin dönemindeki kalite farkını ortaya koyuyor. Onları o seviyeye çıkaran yoldan biz de gitmezsek bize kalite kazandıran tevhid gözlüğünü takmazsak işte biz bugünün dünyasında yuvarlanıp gideriz, sürekli dizimizi dövmeye başlarız. Rabb’im o günlerin hasretini sizlerin güzel ahlakıyla dindirsin inşallah. El- Fatiha. Çınaraltı logosu

Sen De Mi İkiyüzlüsün? (NAMAZ) – Serkan Aktaş

Tahmin ediyorum ki çevrenizde hatta en yakınınızda dahi iki yüzlü , sahtekar , yalan söyleyen insanları barındırmazsınız. Öyle insanları gördüğünüz zaman , başkalarını da onlardan uzak tutmaya çalışırsınız. Bu akrabanız dahi olsa, ailenizden birisi dahi olsa. Çünkü onlar zararlıdır, yani dili ve hâli aynı şeyi söylemiyordur. Mesela şöyle söylemek istiyorum İnsanlar duygularını Lisan-ı Hâl ve Lisan-ı Kâl yani hâl diliyle ve diliyle ifade ederler. Şimdi diliyle ve hâliyle söylediği birbirini tutarsa biz bu insanlara dürüst deriz, doğruyu söylüyor deriz, ve iki yüzlü demeyiz bunlara. AMA hâli başka bir şekilde ve dili başka şekilde davranıyorsa biz bu insanlara iki yüzlü deriz. yalancı deriz, sahtekar deriz. ve onlara itibar etmeyiz onlara güvenilmez, ve onlardan uzak dururuz. Talha kardeşime dilimle “Seni çok seviyorum.” desem bu lisan-ı kâl olur. Yani dilimle bunu ifade etmiş oldum. Aynı şekilde ona dilimle seni seviyorum demeden de ona iyi davranarak, ona sevdiği tarzda hareketler yaparak, Ayakkabısını boyayarak, güzel yemekler yaparak, güzel, taze çay vererek, ikram ederek veya istediği lokantaya gidip ona en güzel yemekleri ısmarlayarak ve ona tebessümlü bir hâlde bulunsam ” Seni seviyorum. ” demeden de hâl ve davranışımla seni sevdiğimi ifade etmiş oldum mu ? Evet. Peki ben bu anda dürüst müyüm ? Dürüstüm. Çünkü dilim ve hâlim aynı şeyi söyledi. Bunun tam tersini düşünelim ” Talha senden nefret ediyorum,seni sevmiyorum. ” diyorum böyle dediğimi düşünün arkadaşlar yine Lisan-ı Kâl ile ne yaptım dilimle sevmediğimi ifade etmiş oldum. şimdi davranışlarımla da aynısını sergileyebilirim. Benden yemek ister bayat yemeği veririm, O benden tebessüm beklediği anda hep somurtuk bir vaziyette yani suratım asık bir vaziyette ona bakıp, veya çay istediği zaman bayatlamış, buz gibi çayı vererek, uykun geldiğinde ” Git nerde uyursan uyu, şu tuvaletin önünde uyuyabilirsin. ” tarzında, Talha sana bu davranışlarda bulunsam aynı şekilde ” Seni sevmiyorum. ” demeden de, ” Nefret ediyorum. ” demeden de hâl ve tavrımla aynısını göstermiş oldum sana Yani yine dürüst oldum farkında mısınız ? Olumsuz bir hâdise olsa dâhi bir dürüstlük sergiledim burda. Peki sormak istiyorum beni izleyen kardeşim. Allah’ı seviyor musun ? Elbette bu soruyu duyduğunda bana verdiğin tepkiyi tahmin edebiliyorum. ” Elhamdülillah Müslümanım, elbette seviyorum. ” diye karşılık verdin ve bu karşılığı dilinle söyledin. Peki hâl ve tavrınla namaz kılmadığın anda ben sana yardımcı olayım mı ne demeye çalıştığını ? yani haşa ve kella Beş vakit ezan okunduğu zaman yani acaba şunu mu söylüyor namaz kılmayan birisi ” Ya ben gerizekalı değilim ki , aptal bir adama bir şeyi beş kere söylersin, yani kaçmıyoruz bir yere eğer ailemle aram bozulursa, eğer işlerim yolunda gitmezse, ve sınavlarımdan kötü not alırsam, ve dostlarımdan gerekli olan teselliyi bulamazsam kaçmıyoruz ya elbette caminin yerini biliyoruz çıkar gelirim.” demekten farkı oluyor mu sence ? Evet, bunu dilin söyleyemez ama namaz kılmadığında o lakayt davranışlarınla hâl ve tavrın sanki bunu söylüyor gibi. O zaman şimdi videodan sonra aynanın karşısına geçip DÜRÜSTLÜĞÜNÜ SORGULAR MISIN ? – Altyazı: Murat ÖZBAYIK


İngilizce

I guess that you escape from people who are hypocrite,forger,liar-even if these are your closest ones. When you see them, you also warn the other people about them. Yes,you do – even if these hypocrite,forger,liar people are your relatives, are from your family. Because they are harmful. By harmful,I mean that what they say and what they do don’t match. For example I wanna say that, people express their feelings with their body languages and words. Now, if a person’s behaviours match with his/her words, we call them “honest”. We say that “He’s saying the truth.” And we don’t call them as “hypocrite”. But, if their behaviours and words don’t match we call them “hypocrite”. We call them as “liar”, “forger”. And we don’t respect them, they are unreliable. And we keep them away from us. If I tell my bro Talha(cameraman) that I love him,this is verbal way to express my feeling. I also can express my love for him without words. By behaving him good, by doing acts which will make him happy, for example by dying his shoes, by cooking him good meals,serving fresh tea,or paying for his dinner at his favourite restaurant and smiling to him. I’ve expressed my love for you without words,right Talha? Yes. So am I honest at that moment(about my claim)? I’m honest. Because my words and behaviours match. Let’s think the opposite. Talha I hate you. I don’t love you, I say to you. Let’s asuume that I tell him this. Again, with my words, I express that I don’t love him. And now, I can express it with my behaviours. I can give him stale meal when he wants delicious one, I can sulk while he’s expecting a smiling face. Or I can give him cold,stale tea instead of fresh,hot one. Or I can break his heart by saying “Go and sleep wherever you want,I don’t care, you can sleep even in front of the WC” when he’s sleepy. Talha,in the same way, I can express my feelings without saying “I hate you, I don’t love you” I can express it just with my behaviours,right? So I’m still honest, are you aware of that? – even if it’s a negative behaviour, I’ve displayed honesty. All right, I want to ask you my brother,you – who is watching me at the moment, Do you love Allah? Of course I can imagine the reaction that you give to me when you hear this question. “Alhamdulillah, I’m Muslim, I ,of course, love Allah!” , you’ve responded me. And you’ve given that respond with your tongue. (with verbal way) Would you like me to help you to understand what you actually want to say when you don’t pray (your salah)? (God forbid) When the Adhan calls out 5 times in a day,does someone who don’t pray say that “I’m not stupid, you say something 5 times only to an idiot man” “I don’t escape, if I fall out with my family, if I go bankrupt if I fail in my exams and if my friends don’t console me I don’t escape,right? Of course I know where the mosque is. I’ll come one day if all these “if”s don’t accure.” Do you think that is there any difference between saying these and not praying your salah? Yes, your tongue can’t (dare to) say this, but it’s like, as if your unconcerned behaviours say this when you don’t pray. Then, my friend, I request you to interrogate your honesty after this video. Just stand by a mirror and do it. “They (think to) deceive Allah and those who believe, but they deceive not except themselves and perceive (it) not.” (Surah Al-Baqarah, Verse:9)

Akıl Almaz Çin İşkenceleri (Doğu Türkistan)

Ben o zamanlar 13 yaşındaydım. Yaklaşık 15 kişi küçük bir odada Kur’an ezberlemeye çalışıyordu. Odanın ışığını açamıyorduk. Çünkü yerimiz askerlere belli olabilirdi. Kapının köşesinde küçük yuvarlak bir delik açmıştık. Oradan süzülen ışıkla ezber yapıyorduk. Ben dışarı çıktığımda belli bir süre ışığa bakamazdım. Gözlerim kamaşırdı, sanki kör olmuş gibi çok acırdı. Akşam karanlığı çöktüğü zaman gelirdik buraya. Sabaha doğru da hava aydınlanmadan tekrar çıkardık. Yolda askerlere yakalanıp arkadaşlarımın (dijital cızırtı sesleri ve gümleme) öldürülmesine şahit olmuştum. (Silah sesi) Akrabalarımdan da ölenler vardı. Sağ eline yüzük taktığı için hapse atılan insanlara şahit olmuştum. Hani erkeklerde sağ ele yüzük takmak sünnettir ya; Müslüman olduğunu belli ettiğin anda (dijital cızırtı) direk hapse gidiyorsun. (yankılı sesle) Hapis ölümden de beter bir şeydi. Hiç duydunuz mu Çin işkencelerini? Normal bir yatağı olan mahkumların vakit doldurduğu bir hapishane gelmesin aklınıza. Mahkumların kıyafetlerini çıkarırlardı, çırılçıplak bir arada bekletirlerdi insanları. Dinden dönmemiz için her türlü işkence yapılırdı. Şöyle bir hedefleri vardı: Hapisteki insanları işkencelerle (dijital ses), zulümlerle etkisiz hale getirip karşılık vermeyecek halde bırakarak, kendi düşüncelerini asimile etmeye çalışıyorlardı. Hapse giren iyi Müslümanların iyi birer kominist, ateist olmasını istiyordu. (Gök gürlemesi) 24 saat boyunca işkence uyguluyorlardı. Bir yandan Müslüman insanları dininden döndürmeye çalışırken bir yandan da henüz inanç kavramı tam oluşmamış yeni yetişen zihinlere Çin tohumu ekiyorlardı. (Dijital gürültüler) Hapse atılan insanların çocuklarını alıp (dijital cızırtı) Çinlileştiriyorlardı. Okulda ateist bir eğitim veriliyor, ateist şarkılar ezberletiyorlar çocuklara. (Dijital çınlama) Çocuğun ilk öğrendiği şey Çin başkanı yücedir (gümleme), Allah yoktur (gümleme), Çin başkanı vardır. Haşa! (Giyotin sesi ve çınlama) Aile dağılınca (dijital cızırtı) geriye kalan yaşlı, kadın, çocukların evlerinde de zorla kalıyorlardı. Amaç aileyi sürekli gözetim altında tutmak, ibadet ediyorlar mı? Sağ elleriyle mi yemek yiyorlar? Veya sofralarına domuz etinden yemekler koyunca yiyorlar mı? Dil ile söylettiklerini kalbimizle de tasdik etmemizi istiyorlar (hafif gümleme) Hangi insan böyle bir şeyi kabullenir. (Yankılı sesle) Annenle, kardeşinle yabancı bir erkeğin aynı evde yaşamasını ister misin? (Gök gürültüsü) Bekar kızları da zorla Çin’li erkeklerle evlendiriyorlar, zorla dans etmeye, inançlarını, değerlerini bir tarafa bırakıp onların sarhoşhane safsatalarına bizi de uydurmaya çalışıyorlardı. Çin bizim vatanımızı işgal etti ama zihinlerimizi işgal edemedi (Giyotin sesi) (Yankılı sesle tekrar) Çin bizim vatanımızı işgal etti ama zihinlerimizi işgal edemedi Hapiste ibadet etmek de çok zor oluyordu. Abdesti teyemmümle zor alırdık. Aldırmazlardı. Normal şekilde başımızı secdeye koyarak kılmamız mümkün değildi. Ancak göz imasıyla kılınırdı; onu bile fark ederlerdi. Fark ettikleri an işimiz bitti (gümleme sesi). Bir Çin’li nasıl olur da bir Müslümanın göz imasıyla namaz kıldığını anlardı. İşte onlar bizi bizden iyi tanıyorlardı. Hapiste verdikleri yemekleri hayvanların önüne koysanız yemez. Buna rağmen verdikleri yemeği yemenin de şartı vardı. Önce Allah yok. Çin başkanı sonsuz yaşasın diyeceksiniz, ondan sonra yemek verilirdi (Gök gürültüsü). Benim yaşadığım ev hemen caminin yanındaydı, duvarlarımız bitişikti. (Fonda çok hafif ezan sesi) Daha çok küçükken hatırlıyordum gelen ezan seslerini. Ancak sonra bir daha duyamadım. Ben oradan çıkınca haberini aldım, evimizi, camiyi yıkmışlar; yürüyüş parkı yapmışlar. Şehirdeki çoğu caminin durumuda o şekildeydi. Ya yıkıp yerine başka bir şey yapıyor ya da ahır haline getirilip içinde domuz besliyorlardı. (Gümleme sesi) (Kalemle çizme sesi.) İşte! Doğu Türkistan! Ümmetin kanayan yarası. Müslümanım dediği için insanların öldürüldüğü coğrafya. Nasıl bir histi Allah’ım dinin ve canın arasında tercih yapmak (dijital cızırtı). Bize uzak olan bir duygu. Ancak tanıdık. Asırlar öncesinden şahidiz! Firavunun kızının hizmetçisi Maşita’nın da canıyla dini arasında bir tercihe zorlanarak işkence çektiğine şahidiz (Hafif gümleme) İnandığı İslam davasında her türlü eziyete rağmen zerre kadar taviz vermeyen Hazreti Bilal’in (r.a.) merhamet yoksunu efendisi tarafından kavurucu sıcaklar altında sırtını güneşin sıcaklığından ateş parçası haline gelmiş (gümleme sesi) kızgın taş ve kumlara sürttürüp göğsüne kocaman bir kaya parçası koydurarak “And olsun sen ölmedikçe yahut Muhammed’i (s.a.v.) ve dinini inkar ederek lât ve Uzza’ya tapmadıkça (gümleme sesi) bu azabı üzerinden eksik etmeyeceğim.” diyen (gök gürültüsü) ve Bilal’in de (r.a.) “Allah birdir, Allah birdir.” diye inlediği davasından şahidiz. İslam’ın ilk şehitlerinden peygambere tabi olduğu için hem karısının hem kendisinin türlü işkencelere, eziyet edilerek öldürülen Sümeyye (r.a.) ve Yâsir (r.a.) çiftinin inleyişinden şahidiz (Gümleme sesi) İşte iman ile inkarın davası asırlar boyunca hep vardı. Öyle ya bir yandan nur akıyordu, bir yandan kir. Peki ya biz hangi saftayız? Şahidiz ama neye şahit olduğumuzu biliyor muyuz? Yoksa sadece lafta mı şahidiz? Bizim için bu mesele gördüğümüz bir kaç resimle okunan bir kaç yazıyla üzülüp ardından unuttuğumuz bir meseleyse eğer biz sadece lafta şahidiz demektir. (Ağır düşen Giyotin sesi) Sen bu videoyu izleyen kardeşim şimdi sor kendine En son ne zaman korkarak ibadet ettin? Kur’an okuduğun için gözlerin acıdı mı? Senini için namaz kılmak ölümle eşdeğer oldu mu hiç hayatında? Annen, kız kardeşin yabancı erkeklerle bir arada kalmak için zorlandı mı? Hayır! Hayır Yaşamadık Allah’ım! Bu yüzden bilmiyoruz. Bu yüzden hala kendi küçük dertlerimizi dert sanıyoruz ve şımarıkçasına bir tavırla geçiyor günlerimiz. Davamız yok, derdimiz yok. Nasıl bir ümmetin en büyük sorunu sıkılmak olabilir? Nasıl gündüzlerimiz, gecelerimiz kulağımızı, gözümüzü kapatarak sadece heva ve heveslerimiz üzerine kurulu olarak geçebilir? Derttir insanı yürüten. İçin yanacak ki anlayacaksın kardeşinin halini. Sen kardeşim, sen! Sana ne oluyor ki İslam’ı çürütmeye çalışan bu zalimlere karşı durmaktan bî habersin. Ne zaman Kur’an’ı dinleyeceksin? (Gök gürültüsü) “İnnemel mü’minine ihvetün” demiyor mu ayet? “Mü2Minle ancak kardeştirler.” Peki sen kardeşim? Sen bu acı çeken kardeşlerini ne zaman düşünmeye başlayacaksın? “Mü’minler birbirlerini sevmeleri ve birbirine karşı merhametleri bakımından bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu hastalanırsa bütün uzuvları o hastalığın acısını duyar.” demiyor muydu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)? Yoksa merhametimizi mi kaybettik? Kardeşlerimiz acı çekerken bizler nasıl acı çekmez hale gelmişiz böyle. Nasıl da uyuşturulmuşuz. Hayır! Hayır! Bilmiyoruz Allah’ım.. ve hiç bir zaman da tam anlamıyla bilemeyeceğiz. Peki bunun sebebi bize sorulmaz mı sanıyorsun? Rahat geçen günlerde Allah’a kul olmak ile yaşam ve ölüm arasında kul olmak bir mi sanıyorsun? (Gök gürültüsü) İşte kardeşim şimdi bize düşen farkında olmak. Hayat sadece gezip eğlenmekten veya bilgisayar oyunlarından ibaret değil. Kalbini saran gaflet perdesini yırt artık. Aç gözünü, bak etrafına. Onlar nasıl bizim imanımızı elimizden almaya çalışıyorlarsa biz de tam aksine iman kalemizi güçlendirmeye çalışalım. Onlar nasıl eğitime çocukluktan başlıyorsa biz de çocuklarımızı öyle bir şuurla yetiştirelim. Hakkı hak olarak gösterelim, batıla batıldır diyelim ve (batıla) taraftar olmayalım. Bizim inandığımız hakikatler utana sıkıla söylenecek şeyler değil. (Gümleme sesi) Bir Müslüman başı önde, rencide olmuş bir halde gezemez (giyotin sesi). “Zulmü engelleyemiyorsan sessiz de kalma.” demiş Hazreti Ali (r.a.) Ben ne yapacağım ki? Kime faydam olur? Daha kendime bile yok! DEME! Herkesin yapabileceği bir şey vardır. Eğer biz işe kendimizden başlarsak inan bana kardeşim bütün ümmet değişir. Sen susmazsan tüm susanlar da konuşmaya başlar. SEN! bu videoyu izleyen kardeşim madem Allah’ımız bir.. Peygamberimiz bir, dinimiz bir, kıblemiz bir.. Bir bir, yüze kadar bir bir. Öyleyse kilometrelerin bir önemi yok. Bizim kardeşliğimiz daimi, davamız aynı. Buradan zalimlere de sesleniyoruz. Ve siz ey zalimler Rasulullah Salliallahu Aleyhi Vessellem Efendimizin buyurduğu gibi: “Allah size mühlet verdi. Sizi yakaladığı zaman da kaçmanıza fırsat vermeyecek.” (Gök gürültüsü) Önünüzde kabir kapısı kollarını açmış sizi bekliyor. Sakın zalimlerin yaptığından Allah’ı gafil sanma. O sadece onları gözlerin dehşetten donup kalacağı, bir noktaya dikilip bakacağı bir güne erteliyır.” (gümleme sesi) Evet sizler kardeşlerimizin üzerine bir tuzak kurdunuz; Allah da sizler için bir tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. Sizler kendi yaptığınız zulümlerde boğulacaksınız (gümleme). Firavunun sarayında Hazreti Musa’yı (a.s.) yine o zalimin eliyle yetiştiren Allah sizin sonunuzu da o toplama kamplarında işkence ederek asimile ettiğinizi zannettiğiniz kardeşlerimizle getirecek (gümleme sesi) (Dijital cızırtı) “Zalimler için yaşasın Cehennem.” (Kuvvetli giyotin sesi ve çınlama) Ve sen Doğu Türkistan’lı kardeşim belki bizleri duymuyorsun şu anda. Belki çektiğin eziyetler, işkenceler sebebiyle çok acı çekiyorsun. Sana karşı çok mahcubuz bizler de Fakat kalbimizden geçirdiğimiz şu cümlelerimizi senin de kalbinin duyduğunu biliyoruz. Umudu kaybetme “Şu istikbal inkılabı içinde en gür sada İslam’ın sadası olacaktır. (Dijital cızırtı) Sen de bir gün özgür olacaksın. Dinini rahatça yaşayacaksın. Müslüman bir şairin dediği gibi “kanadı kırık bir kuş değiliz ki bundan dolayı zelil görünüp öldürülelim.” Kanadınız kırık değil sizin kardeşim. Tam tersi sizler Allah’ın izniyle İslam’ın sancağı altında, çift kanatlı şehit Cafer-i Tayyar gibi Cennet’e ve arşa uçacaksınız. Elbetteki Allah vaadini tamamlayacaktır. Ezanlar yükselecek minarelerden, (fonda ezan sesi) Allah birdir sadaları her yeri kaplayacak. Bizlerin şahitliği de artık sadece lafta değil kalpte olacak. Belki bu acı hatıralar hiç silinmeyecek zihinlerden. Silinmesin de zaten. Hatırlayalım ki asıl gayemizi unutmayalım, hedefimizi şaşırmayalım. Unutma kardeşim ne zulüm varsa Allah zalimi kahreder. (Gümleme sesi) Mazlumu da korur (gümleme sesi). Bize Allah yeter (gök gürültüsü) Biz birbirimize yeteriz. Bu videoyu izleyen kardeşim harekete geçme zamanı. Dualarımızda kardeşlerimizi eksik etmeyelim ve bu videoyu sesimizi duyurmak için paylaşalım. Selametle Altyazı M.K.

ASIL MÜSLÜMANLAR DEPRESYONA GİRER ! – Serkan Aktaş

Abiler Güneş var. Gözlük taksam çok garip oluyor mu? Yok yok sıkıntı yok abi Sıkıntı yok di mi? İyi mi böyle? İlk defa bir gözlüklü videom olacak. Şimdi bugün neyi konuşacağız aslında? Depresyonu konuşacağız. Depresif haller… İşte kişinin ruhsal bunalıma girmesi, Ruhsal sıkıntılara giriftar (yakalanmış) olması en kısa tanımıyla bu. Şimdi bu depresif haller öyle birşey ki, insanın ruhsal sıkıntı yaşaması iş hayatını, aile hayatını, arkadaş hayatını veya kendi iç dünyasını etkiliyor. Çok değişik bir halete (durum) girebiliyor bir insan. Toplumda şöyle bir algı var. “Ya müslüman adam depresyona girmez.” Şimdi, böyle oluncada işte o depresif halleri yaşayan birisi diyorki; Ya ben nasıl, diyor depresyona girerim, ben müslümanım. Müslüman bir insan değresyona girmez. Demek ki o zaman benim imanımda sıkıntı var diyor adam. Bu sefer kendi içinde çelişmeye başlıyor. Bu adam o şüphelerle beraber derdini kimseye anlatamıyor. Niye derdini anlatamıyor? Çünkü, toplumda böyle bir baskı görmüş. İşte müslüman bir adam depresyona giremez. O zaman sen Allah’a (cc) güvenmiyorsun gibi bir mana çıkarıyor insanlar. Halbuki olayın iç yüzüne baktığın zaman, ” Asıl depresyona müslümanlar girer.” Depresif haller aslında şöyle birşey. İnsanı kendi iç dünyasına yönelttiği için dünyadan sıyrılıp, Rabbine yönelmesi daha kolay oluyor bu adamın. Çünkü niye, sebepler bu adamın hayatından çıkmaya başlıyor. O sebeplerde şöyle; Biz sürekli, Kelime-i Tevhid’i ne diyoruz? “La ilahe illallah” Di mi? İşte insan, depresif hallere girdiği zaman, dünyadan bir şekilde kendini soyutladığı zaman, bak, dikkat et, ilk önce “La ilahe” diyoruz. Yani ilah yoktur, Allah’tan (cc) başka. İlk önce Cenab-ı Hakk diyorki Sen Ben’den başka kendine ilah edindiklerini bir elinin tersiyle it! At onları! Yalnızca beni bul! Benimle muhatab ol! İşte depresif haller, insanın ruhsal bunalım yaşaması, dünyadan kendini soyutlaması, yalnız kalma isteği kendi tarafına çevrilse, hayır tarafına çevrilse aslında çok büyük bir nimet. Depresyon aslında bir ibadet vesilesi oluyor insana. Ama; işte toplumdaki yanlış baskıdan dolayı öyle birşey oluyorki Adam bu sefer, bu haletin kendini Allah’a (cc) yaklaştıracak bir vesile değil, Allah’tan (cc) uzaklaştıracak bir vesile olarak görüyor. O vesilede bu sefer sıkıntıların, ruhsal boyutta ileri dereceye taşındığında ne yapıyor biliyor musun? Gaflete dalmaya başlıyor. Çünkü o halden kurtulmak istiyor. Aklı ona meşum (kötü) bir alet oluyor, azap aleti olduğu için , o halden kurtulmak için içkiye başlayabiliyor, uyuşturucuya başlayabiliyor, arkadaş ortamını değiştirme ihtiyacı görebiliyor. Günahların içine , ve zihnini böyle oyalayabilecek olan oyunların içine dalabiliyor. İşte bu hal oluncada “sıkıntı sefahatin muallimidir” diyoruz. Sıkıntı sefahatin, yani, yasak, zevk ve eğlencelerin bir eğiticisi oluyor, yönlendiricisi oluyor işte. Ama, halbuki adam anlasa, evet ya, bu dünyada kimsenin eli benim kalbime yetişmiyor! Eli kalbime zihnime ilişmiyor. Bana bir medet vermiyor. O zaman ne yapacağım ben? Herşeyin sahibi olan, herşeye gücü yeten, benim kalbimi, o iniltiyi duyan bilen birisine yönelmem lazım diyor işte. İşte depresif haller insanı hayır tarafıyla ne yapıyor kardeşim Allah’a (cc) yönlendiriyor mu? Yönlendiriyor. İşte burada çıkan olay da şu oluyor. Bazen insan bu hale girdiği zaman ben şöyle diyorum genelde Mehmet; Yani şu dünyada insanlardan sıyrıldığın zaman, o hallere girdiğinde, dünya ona bir mağara oluyor, kalabalıklar içinde inzivaya çekildiği bir mekan olmaya başlıyor. Ne kadar güzel birşey aslında, değil mi? Yani insan anlıyor ya, diyorki Elhamdülillah! Yani yalnız kaldım, şu an kimsenin eli kalbime yetişmiyor, o zaman herşeye eli yetişeni bulmam lazım. İşte o yüzden sakın ha sakın, ya bir müslüman depresyona girer mi, evet girer! Çünkü, depresif hallere girmek ruhsal boyuttaki değişimlerle alakalı. Bugün, on dakika önceki halinle yarım saat sonraki halin bir mi? Bugün evden mutlu bir şekilde çıkıyorsun, e sonra eve vardığın zaman, hatta ev ile işyeri arasında işe vardığın zaman dahi değişik bir halete girebiliyorsun. İşte bu olaylar, bunu gösteriyor. Yani insanın elinde olmadan da o depresif haller yaşaması aslında bir sevk-i ilahi. Cenab-ı Hakk’ın insanın kendisini, özünü bulması için giriftar ettiği haller. Şimdi kainat değişiyor. Hani “hayatım yolunda gitmiyor” videosunu yapmıştık ya. Aslında bu ders, bu yaptığımız video o iki videonun özeti… Birincisi ruhsal sıkıntılardan nasıl kurtulurum? Ruhum daralıyor. Bundan nasıl kurtulurum, bu video. Bunu verirsin bu tarafta. Diğeride huzurum neden devam etmiyor? Orada da hatırlayın, demiştik ya hani insan kainat gibidir. Kainat nasılki durmuyor, sürekli değişiyor. Bak şimdi, az önce güneş yoktu, değil mi? Kamerada ayarlarımızı yaptık, herşeyi düzenledik. Sonra birden bir güneş geldi yaptığımız ayarlar çöp! Güneş gözlüğü takmak zorunda kaldık bak. Alem değiştiği gibi, insanın bedeni dahi değiştiği gibi hücreler dahi değil mi, saniyede elli milyon hücre ölüyor, elli milyon hücre yerine geliyor. Bunların dahi değişimi sana diyorki, sen kainat gibisin. Kainat değiştiği gibi sen de değişirsin, ruh halin aynı kalmaz. Mevsimlerde dahi bunu gösteriyor. Dört mevsim dahi bunu göstermiyor mu kardeşim, ruhsal değişimlerimizi… O yüzden insan bu hallere düştüğü zaman Rabbini bulması lazım. Eğerki senin o depresif hallerin seni Allah’a (cc) yönlendiriyorsa bu bir ibadet vesilesi, amma ve lakin seni Allah’tan (cc) uzaklaştırıyorsa sana da bir azap aleti oluyor. Olaya böyle bakmak lazım. Yani sen depresyona girmiyor musun Mehmet? Giriyorsun. Ne yapıyorsun? İnsanlardan soyutluyorsun kendini, Rabbine yöneliyorsun, değil mi? Yalnız o vardır diyorsun. İşte insanın bu taraftan bakması lazım. Abi peki biz depresyona girdiğimiz zaman, o depresif halleri yaşadığımız zaman, neden senin gibi düşünemiyoruz? Ya ben ilaçlara kendimi vuruyorum, doktora gitme ihtiyacı hissediyorum, psikologlardan işte randevu almaya koşuyorum… Neden bu halde oluyorum ben diyor? Aslında bu olayın en başına dönmek lazım. Kalp ve ruhun vazifesizliğinden ve gıdasızlığından neş’et eden, ortaya çıkan sıkıntılardır diyor. Sen o gelecek evreye yani o depresif hallere gelme evresine kadarki dönemde ciddi manada ruhunun gıdasını ve kalbinin vazifesini yerine getirdin mi? Eğer sen ruhu gıdasız bıraktıysan, yani ibadetlerden mahrum bıraktıysan, veyahut kalbi vazifesiz bıraktıysan, Allah’ı (cc) zikretmekten alıkoyduysan, Allah’ı tanımaktan, Allah’ı bilmekten, Allah’a olan muhabbetten mahrum bıraktıysan ve ondan sonra o sıkıntının ileri boyutunda, tedavi edilemeyecek boyuta kadar gelebiliyor işte. Allah (cc) korusun! O yüzden bu olayı işte dinleyen kardeşim, keşfeden kardeşim, haaa demekki bu depresif haller bir şükür vesilesi. Eski güzel günlerimi hatırlamalıyım ben demesi lazım. Çünkü eski güzel günlerinde sen şükrediyor muydun? Şimdi sıkıntıya düştüğün zaman Allah’tan (cc) şikayet ediyorsun? Di mi Mehmet? Bir yer okumak istiyorum, tam bunula alakalı. Kitap yanımızda olmadığı için telefon uygulamasından onu okuyacağım. Hastalar Risalesi 25. lemada diyorki ; Ey tahammülsüz hasta! Sonuçta bu depresif hallerde insanı bir nevi hasta ediyor değil mi kardeşim. Yani bunun mahiyetini bilmediğin zaman, yani tahammül de edemiyorsun, hemen ilaçlara koşmaya çalışıyorsun. O yüzden diyorki ” Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen yani sürekli gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması; ve mütemadiyen zeval (yok olma) ve firakta (ayrılık) yuvarlanması şahittir. Öyle, gece, gündüz; mevsimlerin değişimi olduğu gibi gençliğin ihtiyarlığı ve ölümse olacak mı kardeşim? Gelenler gidiyor mu? Gelen eskiyor mu? Eskiyor değil mi? Firak ve zevale karışıyor mu? Hem insan, Zihayatın en mükemmeli, hayat sahibi olanların en mükemmeli, en yükseği, ve cihazatça en zengini… Belki zihayatların sultanı hükmündeyken geçmiş lezzetleri ve gelecek belaları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nispeten en edna (aşağı seviyede) en düşük derecede ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor. Bunu herkez kabul eder değil mi? Demek insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve sefa ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile ebedi daimi bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermayede ömürdür. İşte o ömür, tekdüzeden kurtuluyor yani Cenab-ı Hakk bizi tekdüze bir yaşamdan kurtarıyor. Bu tekdüze yaşamdan kurtarmasının bir hikmetli tarafı ne biliyor musun? Kalbin atış ritimleri var değil mi? Birden böyle yukarı giden de öldürür, birden böyle tekdüze giden de öldürür mü? O kalp ritimleri dahi inişli çıkışlı mı? Bu yaşam belirtisi değil mi kardeşim? Aynı şekilde insanın hayatı sürekli sıhhatle, afiyetle, sağlıkla geçmez. O iniş çıkışlarla hayata bir lezzet gelir o yüzden de diyorki; eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve afiyet gaflet verir. Dünyayı hoş gösterir insana ahireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına geitrmek istemiyor Ömür sermayesini bâd-i heva boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise birden gözünü açtırır ve vücuduna ve cesedine der ki: “Sen lâyemut değilsin, sen ölümsüz değilsin. Başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün. Kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.” İşte insan bu cihetten baktığı zaman Bu olaya da bir hastalık neviinden bakar. Haa derki ben bir sonluyum, Benim düşünmem gereken ana meseleler var Cenab-ı Hakk beni dünyadan sıyırıp o depresif hallerle beni başbaşa bırakıyor Olaya böyle bakmak lazım. O yüzden de bu videodan sonra mutlaka ama mutlaka konunun tamamlanması için, ^^Huzurum neden devam etmiyor?^^ videosunu izlemeleri lazım. O videoyu izledikten sonra zaten devamı gelecek bunun. Yoksa çünkü çok konuyu açarsak bu sefer hem uzayacak. Ama işin ana mahiyetini oradan devam ettirebilirsiniz. Bu çok önemli. Birde ” Ceddidu imaneküm bi la ilahe illallah ” diyor hadis-i şerifte. İmanınızı la ilahe illallah ile ne yapın, tazeleyin, yenileyin. O yüzden, İnsanın bugünkü sıkıntılara karşılık verdiği, o mücadele verdiği imanı, başka bir sıkıntıya mukabil gelmeyebilir. O sıkıntıyı üzerimden atamayabilirim. O yüzden, nasıl ki biz elbisemiz eskiyor onu değiştiriyoruz, yeniliyoruz, imanımız da bazen dünyevi hadiselerden dolayı ne yapıyor kardeşim, eskiyebiliyor. O yüzden imanımızı da sürekli tazelememiz lazım, bu olaylardan kurtulabilmek için. Ayet-i kelimede ne diyor Cenab-ı Hakk? İşte, bu yüzden. Evet dostlar.Videoyu eğer faydalı, yararlı bulduysanız beğenmeyi ve yorum yapmayı ihmal etmeyin. Ama tekrar tekrar söylüyorum Bu videodan sonra mutlaka ^^Ruhum daralıyor, bunun çaresi nedir?^^ isimli videomuzu ve ^^ Huzurum neden devam etmiyor?^^ videosunu mutlaka izlemelisiniz. Ve içiniz rahat olsun müslüman da depresyona girer. Çünkü; depresyon mübarek bir hastalıktır.

70 bin melek sana dua etsin ister misin?

Çünkü duanın özü zaten ibadettir. Yaptığımız her dua Allah’ı zikretmek gibidir, ibadettir. Size 25 yıldır hiç aksatmadığım iki tane duamı söyleyeceğim. Muhammed Aleyhisselam’dan öğrendiğimden itibaren -15 yaşında okudum ben bu hadisi şerifleri- o dönemden beri her sabah namazından sonra bu iki duayı muhakkak yaparım. 70 bin melekten her gün dua alırım. Şimdi size bu hadisi şerifleri nakledeceğim. Sizden de her namazdan sonra bu ikisini yapmanızı rica edeceğim. Ki hayatınızdaki rahatlamayı, hayatınızdaki genişliği, karşılaştığınız zorluklar ne nispette olursa olsun geniş gönüllü olmayı inşallah daha iyi öğreneceksiniz. 70 bin kişiden hayatın boyunca dua alamazsın Müslüman kardeşim, bu insanlar hep bencil. Hocalarına bile dua etmiyorlar. 10 yıldır benden ilim öğrenen adam hocasına dua etmiyor, önce ben diyor. İkinci arabayı almam lazım, ikinci arabayı almam lazım. 20 yıldır esnafım hâlâ yazlık alamadım hocam, diyor. Adamın derdine bak! Ben bakıyorum her gün kaç kişiyi namaza başlatabilirim? Bu adamın derdi yazlık almak. 20 yıldır esnafım yazlık alamadım, diyor. Dert bu. Küçük bir bakış acısı, küçük bir bakış acısı, bu kadar dar… Geniş bakış açısıyla bakarsan ebedi hayatı düşünürsün. Sonu olmayan bir yer var, buraya odaklan, kendini buraya hazırla Müslüman kardeşim. 70 bin melekten hayır dua almak ister misin? Muhammed Aleyhisselam’ı dinleyelim. Övgüler ve selam Efendim’e olsun. Sultanımız buyurdu: ”Kim sabah olduğunda üç kere euzu billahissemiil alimi mineşşeytanirracim derse…” Şimdi sabah namazını biz kılıyoruz kardeşler, peşinden imamlarımız ne okuyor camide? Euzu billahissemiil alimi mineşşeytanirracim. Üç defa diyor, peşinden Bismillahirrahmanirrahim diyor, sonra üç tane ayet okuyor. Haşr süresi üç ayet. Halk arasında huvallahulezi diye bilinir. Muhammed Aleyhisselam diyor ki: ”Kim sabah namazını kıldıktan sonra üç defa kovulmuş olan şeytanın şerrinden, her şeyi işiten Allah’a sığınırım dedikten sonra besmele çekip Haşr süresinin son üç ayetini okursa, Allah ona 70 bin meleği akşama kadar vekil eder.” Bakın, sabah ezanından akşam ezanına kadar 70 bin meleği ona vekil eder. Bu 70 bin melek, o kul için istiğfar eder ve dua eder. Akşama kadar 70 bin koruma. Cumhurbaşkanının bile on tane koruması var be! Allah sana 70 bin koruma vaat ediyor. Muhammed Aleyhisselam bu bilgiyi bize veriyor, peşinden devam ediyor hadis, ”O kişi akşam ezanına kadar ölürse şehit olarak ölür.” Yine hadis devam ediyor, “Akşam ezanından sonra da aynı şeyi yaparsa sabaha kadar bu durum devam eder.” 70 bin sabahtan akşama kadar, 70 bin akşamdan sabaha kadar devamlı sana dua ediyor. Senin günahlarının affolması için Allah’a istiğfar ediyor. İster misin, istemez misin? -İsterim. Hadi yap. -Ama namaz kılamıyorum ki, sabah namazına kalkamıyorum ki hocam. Müslüman kardeşim biraz iradeli ol. Biraz iradeli ol ya! Biraz utan! İmamlarımız her sabah ve akşam bunu yapıyorlar. Dedemiz Osmanlı çok uyanık, çok uyanık. Bakıyorlar ki halk arasında bu sünnet unutuluyor, hiç kimse bu hadisi şerifleri yaşamıyor. Biz bunu yaşatalım, halk unutmasın, devamlı bu duaları işitsin, imam bu üç ayeti her sabah ve akşam namazından sonra okusun, cemaat de faydalansın. Bu duadan herkes nasipdar olsun diye imamlara bunu mecbur kılıyorlar. Sabah ve akşam namazlarından sonra Haşr süresinin son üç ayeti bu hadisi şeriften dolayı okutulur bütün camilerimizde. Dedemiz Osmanlı’ya rahmet olsun. (Amin) Ben size iki tane müjde vaat ettim. Bu bir tanesi, bu hadis birincisi. İkinci hadisi şerifi de okuyalım. Abdullah ibni Mesud rivayeti. Allah ondan razı olsun. (Amin) “Kim sabah namazını cemaatle kılarsa, namaz kıldığı yerde oturmaya devam ederse ve En’am suresinin başındaki üç ayeti okursa…” Sabah namazına gittik cemaate, kıldık, kalkmıyoruz, tesbihat falan bitti, duaları yaptık, imam da okudu. Şimdi biz yerimizden kalkmıyoruz. Oradaki cemaat kalkabilir hemen. Eve gideyim hanım kızmasın falan muhabbeti… Biz yerimizde oturacağız, biz Kazak erkeğiyiz kardeşler. Allah’ın sözü, hanımın sözünden üstündür. Önce ben bu mükafatı almam lazım. Oturduğumuz yerde üç tane ayet okuyacağız. Enam suresi ilk üç ayet. Artık Google hoca efendi var. Çok kolay bir şekilde bulabilirsiniz. Tık tık, En’am ilk üç yaz, ortaya çıkar. Bu ayeti oku, oku, on defa okursan ezberlersin. Ben on beş yaşında ezberledim, yarım saatte. “Namazdan sonra ilk üç ayeti okursa, bunu okuyan kimseye Allah 70 tane melek tayin eder. Yetmiş melek, onlar kıyamet kopuncaya kadar Allah’a tesbih ederler ve o okuyan kimseye de istiğfar ederler.” Bak 70 tane melek tayin ediyor, yaratıyor Allah Teala ve o kula tayin ediyor. Siz bu kula dua edeceksiniz. Ne zamana kadar? Ölünceye kadar değil hadisi şerifte kıyamet kopuncaya kadar, diyor. Peki ben bunu her gün yaparsam ne olur? Her gün 70, artı 70, artı 70, artı 70… Hayatının sonuna kadar her gün 70 artı 70 yapacaksın. Zaten 70 bin koruma daha vardı diğer hadisi şerifte. Ya seni cumhurbaşkanından daha forslu bir hâle getirmeye çalışıyorum ama sen benim kıymetimi bilmiyorsun Müslüman kardeşim. Cumhurbaşkanına bu kadar dua eden adam yok. Bu kadar onu korumak için yardımcı olmaya çalışan nurani varlık yok, melek yok. Sen bunları yap, Muhammed Aleyhisselam’ın vaadi var. O peygamberliğinden önce bile hiç yalan söylemedi. Peygamberliğinden sonra söyleyebilir mi? Asla ve kat’a. Şu hâlde gelin şu iki tane zikri hayatımıza monte edelim ve meleklerin her gün bize istiğfar ve dua etmesini sağlamış olalım. Allah bizi muzaffer kılsın kardeşler. (Amin) Amin.