Karı koca ilişkilerinde ince taktikler!

Bu insanlara tebliğ yaparken ne yapacağız? Zorlama yapmayacağız. Ayetin devamında Allah’ımız ne buyuruyor? “…efeente tukrihu-nnâse.” (Yûnus, 99) Hâl böyleyken insanları zorlayacak mısın? Bak! Ben dileseydim bütün hepsinin topyekûn bir şekilde iman etmesini isterdim ve yapardım bunu. Hâl böyleyken ben bunu dilemedim. Sınav etmek istedim ki Ebu Bekir’le, Ebu Cehil arasındaki fark ortaya çıksın diye. Herkesi cennete doldurmak benim için çok kolay. Hepsine de on dünya büyüklüğünde yer veririm. Bu çok basit benim için. Jüpiter’i yapan, Güneş’i yapan, Dünya’nın bin katı büyüklüğündeki Güneş’i yapan, yüz bin katı büyüklüğünde cenneti çok kolay yapar. Ama ben bunu dilemedim. Ben bunu dilemedikçe sen “efeente tukrihu” “ikrâh ettirmek, zorlamak” demektir Arapça’da. “…tukrihu-nnâse.” Sen insanları zorlayacak mısın hâl böyleyken? Sen yanındaki adam namaz kılmıyor diye “Sen kafirsin!” diyecek misin? “Sen ne pislik bir adamsın!” diyecek misin? Deme, bunu demeyeceksin! Bu senin vazifen değil. Senin yapman gereken tek şey: Namaz kılmamanın cezaları, namaz kılmamanın kötülükleri, belaları… Bir adamın başına namaz kılmadığı için ne belalar gelir, ne sıkıntılar gelir? Huzursuzluk, kalp kirliliği, kalbin katman üstüne siyah katman zift alması ve daha sonra inkârlara başlaması… Artık “Namaz kılamıyorum, günah işlediğimi biliyorum.” demez, artık “Ne namazı ya, ben namazın borç olduğuna inanmıyorum.” demeye başlar. Bak zift üstüne zift gelmiş. Allah’ın hükmünü reddedecek kadar… Kur’an’da yetmiş yerde farz kıldığı hükmü, emri reddedecek kadar zift üstüne zift gelmiş. Durum buraya kadar gidiyor. Hanımına küfretme! Hanımını aşağılama! Onu değiştireceksin diye ikrâh ettirme! “Hocam, ben hanımla evlendim. Başı açıktı. Şimdi başını örtsün diye her gün kavga ediyoruz.” Etme! “Niye insanları zorluyorsun?” diyor Muhammed Aleyhisselâm’a. Namaz kılacaksın diye zorlamayacaksın! Başını örteceksin diye zorlamayacaksın! Sohbete geleceksin diye zorlamayacaksın! Baskı yapmayacaksın! Ona sadece doğru olan şeyi anlat ve geri çekil! O düşünsün, o karar versin. Sen bir peygamber de değilsin. Kalplere hidâyet edecek bir durumunda yoktur. Muhammed Aleyhisselâm’a vermediği şeyi sana mı verecek? “Allah dilemedikçe hiç kimse hidâyet edemez.” (Yûnus, 100) diyor Kur’an. Şu hâlde hanımınla olan bazı anlaşmazlıklarda sakın ona bu baskıyı yapma! “Ben şimdi Allah yoluna girdim, namaza başladım. Sen de başını örtmüyorsun, ben seni boşamak zorundayım.” Hayır! Bir kadının başının açık olması boşanması için yeterli bir sebep değil. Bu kadın namussuzluk yapmıyor. Bu kadın sadece günahlardan bir tanesini işliyor. Başı açık olma günahı. Başı kapalı olup da namaz kılmama günahı… O ne olacak? Bu günah değil midir? Başı kapalı ve namaz kılıyor olup da gıybet yapma günahı… Altın günü yapıyoruz deyip üç saat gıybette kalma günahı ne olacak? O komşuyu eleştiriyor, bu komşu bunu almış, diyor. Şu komşu şöyle yapmış, diyor. Ne olacak bu? Bak bu da bunun günahı. Her insanın bazı zayıf noktaları vardır. Yumuşak karnı vardır her insanın. Bu vardır. Zaten günah işlemezsek insan değiliz demektir. Robotlaşmışız anlamına gelir. “Günah işlemeseydiniz, günah işleyip tövbe etmeseydiniz Allah sizi topluca helâk eder, yerinize günah işleyip kendisine tövbe eden kavimler yaratırdı.” Bu bir hadis-i şeriftir. Dolayısıyla bu hatalarımız olacak. Hanımında bir hata yaptı diye niye hemen çarpıyı atıyorsun üstüne? Üç tane çarpı atıyorsun ya! Hanımına baş örtüsünün nasıl bir emir olduğu konusunda âyetleri ve hadis-i şerifleri bildireceksin. Muhammed Aleyhisselâm ve sâhâbilerinin hayat hikayelerini ortaya koyacaksın, delilleri ortaya koyacaksın. O konu hakkındaki hocaların vaazlarını izleteceksin, karışmayacaksın! Baskı yapmayacaksın, sıkmayacaksın! Muhammed Aleyhisselâm’ın hâdisini unutma! “Sizin en hâyırlınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır. Hanımlarınıza karşı en iyi davrananız da benim. Benden daha iyi kimse hanımlarına davranmaz!” Ahlak numunesi peygamber. Övgüler ve selâm Efendim’in üstüne olsun. Aişe anamıza diyor ki Muhammed Aleyhisselâm: “Ey Aişe! Ben senin öfkeli olduğun hâlle, öfkeli olmadığın, sinirli olmadığın ânı çok iyi bilirim.” Aişe anamız şaşırıyor. “Nasıl bilirsin ey Allah’ın Resulü? Bana söyler misin?” diyor. “Sen, öfkeli olduğun zaman İbrahim’in Râbb’ine yemin olsun diye duâ edersin.” diyor. İbrahim’in Râbb’ine yemin olsun! Araplar çok söze, böyle ciddi sözlere böyle başlarlar. “Yemin olsun. O Allah’a yemin olsun” diye başlarlar. “Öfkeli olduğun zaman bana, sen nasıl söze başlıyorsun? İbrahim’in Râbb’ine yemin olsun. Bana öfkeli olmadığın zaman da söze şöyle başlarsın: Muhammed’in Râbb’ine yemin olsun.” Bakın bu peygamber kârısıdır. Allah ondan râzı olsun. (Amin) Annemize, inşallah sofrasında oturmayı, yemek yemeyi bize nâsip eder Mevlâ’mız. (Amin) İnşallah. Efendimizin hanımları arasında en âlimesidir. Aişe anamız iki bin yedi yüzden fazla hâdis rivâyet etmiştir. Müçtehiddir. Fıkıhta da müçtehiddir. “Ben senin öfkeli olduğun zamanı bilirim.” diyor. Şimdi bir koca, karısı kocasına öfkeli olduğu zaman ne yapar? Şşşt! Sabırlı biriyim, anlayışlıyım ve şiddeti çok az kullanırım hatun. Şiddeti çok az kullanırım. Ama sabrımı zorlama istersen. Senin Müslümanlığın bu kadar. Yani çok az kullanırım ne demek? Bazı yerlerde kullanabilirim, dikkatli ol! Müslüman bir erkek hanımına el kaldırır mı? Bak Allah’ın Peygamberi’ne! “Senin bana öfkeli olduğun zamanlar da var, ben gülüp geçiyorum.” diyor. Umursamıyor. Senin bunu yapman lâzım. Kadın.. Kadın su gibidir, erkek ateş gibidir. Erkek bir alev aldı mı sağa sola doğru alevleri fışkırtır, dağıtır. Çok çabuk öfkelenir. Çok çabuk alevler yükselir. Kadın, o su olan kadın var ya hemen o alevleri etraftan böyle suyu dökerek söndürmek zorundadır. Kadının vâzifesi bu. “Kadınlar sizlere örtüdür, sizler eşlerinize örtüsünüz.” (Bakara, 187) Bu âyettir. Kadın da erkeğinin ne olucak? Örtüsü olucak. Hemen suyuyla onu teskin edecek, rahatlatacak. Erkekte ateşiyle o suyu ısıtmaya çalışacak. İslâm ilimlerini hanımına öğretecek. Hanımı, o ilimleri öğrenip o ateşle bir ısınmaya başladığı zaman… Su bir ısınır, geç ısınır ama ısındığı zaman da soğumak bilmez. O, kaynamış olan çaydanlığı bir saat boyunca eline alamıyorsun değil mi? Soğumak bilmez o su. Kadın da İslam’a bir ısındı mı o erkeği, kocasını geçer. Kendisine takva pozu yapan kocasından daha fazla namaz kılar, daha çok sohbet seyreder. Bizi takip eden kadınların büyük çoğunluğu kocasının hidâyetine vesile olmuştur, çocuklarının hidâyetine vesile olmuştur. Teşvik ediyor. “Bak şöyle bir hoca buldum, şunu izler misin?” diyor. Adam namaz kılıyordu, karısı kılmıyordu ve açıktı. Şimdi karısı kapandı ve namaza başladı. Nâfile de kılıyor, zikir de yapıyor. Ve her gün sohbetlerimizi seyrediyor. Şimdi adamı teşvik ediyor. “Bak, şöyle bir hoca buldum, ilimde kendini geliştir.” Ev huylarının, ev geçiminin daha iyi olması için kocasına sohbetleri seyrettiriyor. Kadınlar da uyanık kardeşim. Uyanık! O ateşin ısıttığı suyla ne olur? Haşlanmış suyla yemek yapılır, haşlanmış suyla çay yapılır, haşlanmış suyla sportif faaliyetler yapılabilir. Her şey olabilir. Kardeşler! İşte su, işte ateş… “Kadınlar size örtüdürler, siz kadınlarınıza örtüsünüz.” (Bakara, 187)

Neden Tarikata girdim? – Otobiyografi…

Birçok kardeşimiz bize mesajlar atıyor. “İnternette birçok hocayı dinliyoruz hocam fakat tarikat ehli olan hoca sayısı çok az. Sen neden bir tarikata girme ihtiyacı hissettin?” Birçok kardeşim bize bu suali soran mesajları atıyor. Biz de bu kardeşlerimize özetle konuyu anlatıyoruz. Kardeşler ben, rahmetli babacığımın teşvikiyle sekiz yaşında İslam ilimleri öğrenmeye başladım. Devamlı babamın yanında çalışırken o beni çalıştırmama tarafında, Kur’an kursuna yollama tarafındaydı. Ben de istemeye istemeye, babanın sözü kırılmaz, babanın hatırı için Kur’an kursuna giderdim. Allah içimi biliyor, sizden saklayacak değilim. Allah için gitmedim, babamın hatırı için gittim. Ama birinci sene, ikinci sene işler değişti, kalbim döndü. Bir, iki adım attığı için Allah kalbimi çevirdi. Ve Kur’an kursundan zevk almaya, haz almaya başladım Artık babam beni çalıştırmak istediği zaman ben işten kaçıyor ve Kur’an kursuna gidiyordum. Kur’an kursunda dört, beş senem geçti. Allah ona selamet versin, Sadık hocam… İlmihâl bilgilerini, Kur’an ve tecvit bilgilerini bana kim öğretti? Sadık hocam öğretti. Şimdi emeklidir, ne zaman görsem elini öperim. Çok hayırlı bir insandır. Bu ilimleri öğrendikten sonra fıkha merak saldım. Yaşım çok genç olmasına rağmen Osmanlı dönemine ait fıkıh kitapları elime geçti. Hepsini inceledim, okudum. Soru-cevap, soru-cevap. Şeyhülislamlara teba, halk soru soruyor bunlar cevap veriyor. Her soru kafamda başka soru işaretleri uyandırdı, devamlı bu kitapları okudum. Fıkıh ilmi beni hadis imine sevk etti. Fıkıh ilmindeki âlimler, fakihler hükümleri nereden çıkartırlar? Ayet ve hadislerden çıkartırlar. Hadis ilmine merakım uyandı. Kütüb-i Tis’a denilen kitapları araştırdım. Dokuz hadis kitabı. İslam’da Kur’an’dan sonra gelen en önemli kaynak hangisidir? Hadistir. Hadis kitaplarının en başları hangisidir? Kütüb-i Tis’a, dokuz hadis kitabı. En sahih, hasen hadisler buradadır. İmam Buhari’nin, İmam Müslim’in, Ebu Davud’un, Tirmizi’nin, İbrahim Nehai’nin, İmam Malik’in, Ahmet bin Hanbel’in… Dokuz kitap. Bu kitapları inceledim ve oradaki hadisleri ezberlemeye başladım. Fakat ilmim ne kadar artsa da, buraya dikkat edin, kalbim dolmuyordu. Bilgiyi ikinci maddeye geçiremiyordum. İkinci madde neydi? Amel. Amele dökemiyordum. Sekiz yaşından beri dini eğitim alıyorum ve devamlı okuyorum, okumayı çok seven bir adamım ama namaz kılıyor muyum? Bir vakit namaz kılıyorum. On beş yaşına kadar bu kardeşiniz, on beş yaşına kadar bir vakit namaz kıldı. Hangi namaz? Sabah namazı. Namazların da en zorudur. Bu namazlara beni kim alıştırdı? Rahmetli babacığım alıştırdı. Allah kabrini nur etsin inşallah. (Amin) Zorla morla beni her gün sabah namazına götürürdü. O bana alışkanlık hâline geldi ve devamlı olarak bu namazı kıldım, on beş yaşıma kadar. Bir sene, iki sene kaza borcum vardı. Rabbime hamdolsun namaza başladığım an da bu kazaları hemen kapattım. Şimdi kardeşler, düşünün bir adam devamlı kitap okuyor, devamlı sohbet dinliyor, aklını devamlı dolduruyor ama kalbi boş. Öğrendiklerini amele dökemiyor. Ne zamana kadar bu hâl devam etti biz de? Tasavvuf yoluna girinceye kadar. Namazlarda istikrar sağlayamama rağmen Kur’an okumada çok istikrarlıydım. Her akşam yatmadan önce dişlerini fırçalamak gibi beş, on sayfa Allah’ın kelimelerini okumadan yatmazdım. Yine bir akşam Kur’an okurken geldi Muhammed suresine. Muhammed suresi, yedinci ayet. Yâ eyyuhellezîne âmenû in tensurûllâhe yensurkum ve yusebbit akdâmekum. Bu ayetin üstünde daha önce onlarca defa gitmişimdir. Ama o akşam okurken beynimde şimşekler çaktı. Ayet şöyle diyor: “Ey iman edenler, in tensurûllâh, eğer Allah’a yardım ederseniz; yensurkum, Allah da size yardım eder. ve yusebbit akdâmekum, ayaklarınızı dini üzere sabit kılar. Şimdi bu ayeti okudum, Kur’an’ı kapattım. Ve aklımdan bazı düşünceler geçti. Allah Teala âlemlerden müstağni iken, hiçbir şeye ihtiyacı yokken neden benden yardım istiyor? Ben âciz bir kulum. Yardım ederseniz diyor, in tensurûllâh; yensurkum, o zaman ben de size yardım ederim diyor. Hemen tefsirleri karıştırdım. Ayetleri tefsirlerle okumazsanız kafanıza göre hüküm verirsiniz. Bir mealci bu ayeti okuduğu zaman ne yapar? “Hee bak, Allah’ın benim yardımıma ihtiyacı var.” der. Bir ehlisünnet Müslümanı ne yapar? Dur bir tefsirlere bakayım âlimler bu ayet hakkında ne buyuruyor. Rasulullah bu ayet hakkında ne buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem. Tefsirlere baktım ve gördüm ki, ulema diyor ki: “Allah’ın kendisine yardım değil Allah’ın dinine yardım ederseniz. Bu ayetin manası budur.” Allah’ın dinine yardım kimin muhtaç olduğu bir şeydir? Allah’ın muhtaç olduğu bir şey değil kulun muhtaç olduğu bir şeydir. Eğer kul Allah’ın dinine yardım ederse Allah onun kalbini İslam’a açar ve hidayetini kalbine indirir. Bu sefer İslam’ı yaşamak ona kolaylaşır. Bunu anladım ve idrak ettim. Okumalarım, Kur’an okuyuşlarım devam etti. Bu sefer duygulanarak okumaya başladım. Okurken ağlıyordum, tövbe ediyordum, pişman oluyordum ve devamlı bir dua yapıyordum. “Allah’ım, beni sana daha yakın olacak sevdiğin bir dostunun kapısına yönlendir, bana bir mürşidi kamil nasip et.” Devamlı dualarımda bu temennide bulunuyordum Mevla Teala’ya. Bir gece rüyamda Mehmet Emin Tokadi Hazretlerini gördüm. Onun kabrine gidiyordum. Mübarek, kabrinin başında beni davet ediyordu. Bize gel, diyordu. Rüyamda bu olayı gördükten sonra Unkapanı Zeyrek Yokuşu’na gittim. Mehmet Emin Hazretlerinin kabrini ziyaret ettim, Kur’an okudum ve orada Rabbime bir duada bulundum. “Allah’ım burada yatan sevdiğin bu dostun hürmetine bana bir Hak kapısı nasip et. Kendimi geliştirebileceğim, senin isteyeceğin, istediğin kıvamda olabileceğim bir kapı, bir doğru yol bana nasip et Ya Rabbi.” Orada bu duayı yapınca Allah Teala Hazretleri duamı kabul etti ve beni üstadımız İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi’nin talebeleriyle tanıştırdı. Allah’ın selamı onların üstüne olsun. (Amin) Onların talebelerinin, o mübareğin vekillerinin, halifelerinin sohbetlerine gittim geldim. Beş, altı sene kadar bu böyle devam etti. Bu yılların sonunda Efendi Hazretleri rüyama girdi. Rüyamda karşıma geldi ve bana şöyle dedi: “Evladım, Allah’ın kullarına hizmet etmen lazım. Allah’ın kullarına hizmet etmen lazım.” Bu rüyayı gördükten sonra tebliğime daha bir sarıldım. O sohbetler esnasında, o tasavvuf yoluna girmem ile beraber, o zikir dersini almamla beraber bilgilerim kalbine inmeye başladı. Hemen birinci, ikinci sohbette namaza başladım. Dikkat buyurun! Yıllar boyunca düşündüğüm, okuduğum, dinlediğim bilgiler beni namaza başlatamadı. Bir tarikat meclisine, bir tasavvuf sohbetine gittim; birinci, ikinci sohbette hemen beş vakit namaza başladım. Ve hemen kaza borçlarımı kapatmaya başladım. Bir ya da iki sene içinde bütün kaza borçlarımı kapattım. Zikir dersi ile beraber, okuyuşlarla, sohbet dinleyişlerle beraber hem ilmî olarak hem manevi olarak Rabbime hamdolsun gelişmeye devam ettik. Sonra tebliğe ağırlık verdik. Üstadımızdan bu hayır duayı aldıktan sonra tebliğimiz daha bir kuvvetlendi. O zamana kadar, tarikata girinceye kadar ilmimiz olmasına rağmen tebliğden hep kaçtım. Hep uzak durdum. Bunun iki tane sebebi vardı. Birincisi, dilimdeki kekemelik. Bizim geçmişimizi tanıyanlar bilirler. Dilimde sekteme vardı. Çok hızlı konuşurdum ve çok takılırdım. Bu, birinci sebepti. İkinci sebep neydi? İslam’ı yaşamanın verdiği öz güvensizlik. Bir adam Allah’ın dinini yaşamıyorsa ne kadar bilirse bilsin konuşmak istemez. Çünkü ben bu adama namazı tarif edeceğim, ben kılamıyorum. Utanır. Bu öz güvensizlikten dolayı ve dildeki sorundan dolayı bu vazifeden hep kaçtım. Ama tasavvufa girince, velilerden hayır dua alınca, şeyhimden de desturu alınca işler değişti. O kekeme olan dilimiz bülbüle döndü, Allah’a hamdüsenalar olsun. Konuşmamız gereken ne varsa Allah Teala bize ilham etti. Büyüklerimizin de hayır duasıyla bunu konuştuk, insanları İslam’a davet ettik. İnsanlar her gün bize hayır dua mesajları gönderiyor. Şükranlarını sunuyorlar, teşekkür ediyorlar. Namaza başladım diyenler, mezhepsizlikten kurtuldum diyenler, şu sapkının peşindeydim tövbe ettim diyenler… Şii idim tövbe ettim, Vehhabi-Selefiydim tövbe ettim diyenler, canlı bomba olacaktım tövbe ettim diyenler… Canlı bomba! Adam sohbetimizi seyretmese gelecek burada yüz kişinin arasına dalacak. Allah’a hamdüsenalar olsun çok güzel hayırlara vesile olduk. İnşallah bundan sonra bu istikametimizi bozmazsak, Allah’ta bu dini üzere ayaklarımızı sabit kılarsa, kaymazsak çok daha güzel hayırlara vesile olacağız. (İnşallah) Rabbim bize yardım etsin. (Amin) Amin ya Muin. İşte kardeşler, tasavvuf, tarikat bir yaşam okuludur. Tarikat ne yetiştirir? Mücahit yetiştirir. Evinde miskin miskin duran Müslümanı alır; öz güvensiz, bitkin, iki kelimeyi peşi peşine getiremeyecek Müslümanı alır bir mücahite dönüştürür. Kelleyi koltuğa almış, başına ne geleceğini düşünmeyen, bir tek şey düşünen: Bugün kaç tane Müslümana vesile olabilirim. Bu adama Mücahit denir. Tarikat adamı bu şekle sokuyor. Allah Teala hepimize bu bilinci versin inşallah. (Amin) Amin ya Muin.

Yemek Kanalını 700.000 Kişi Takip Ediyor, Allâh İçin Yapılan Tebliğlere Neden Abone Olmuyorsunuz?

Kaç takipçisi var biliyor musun? O gece 2’de yemek yapanın.. Yedi yüz bin! Benim kaç takibim var şeyde? Youtube’da? Yüz bine zor çıktı. Ne diyeyim size şimdi? Fatiha okuyacağım ama.. hayatınıza okuyacağım ya.. Allah sizi ihya etsin yani! (amin) Ya biraz canlanın! Kıpırdaşın ya! Bir kıpırdaşın ya! Millete ayet, hadis okuyoruz, tebliğ yapıyoruz. Para mı topluyoruz ya? Allah için üye olun diyoruz, Youtube’a diyoruz.. Daha yüz bin olmuşuz, Demesinlermiki gecenin ikisinde yemek programı var. Yedi yüz bin üyesi var. Bizim cemaate dedim.. Yani artık ruhuna.. 🙂 Ne yapayım ben size? İhya olmanız için okuyabilirim yani Fatiha. Fatiha ölülere okunmaz hep yani. Dirilere de okunur yani. Allah hepimizi ıslah etsin! (amin) Ya bu 100.000 olacak iş mi ya? Bu kadar ayet, hadis okuyan.. Efendim.. Daha ne pis programlar var, onlarınki kaç milyone gider, onları da demeyim yani. Hadi yemek meşrudur diye yemeği söylüyorum. Anladın mı? E yani ya insaanlarda heves yok! İlme merak yok! Ayet-hadis bana ulaşsın, haber gelsin, paylaşılan videodan haberdar olayım, birine atayım, yok! Ne var? Bir tuşla üye oluyorsun. Onu da yapmıyorsun! Ee bugünün cihadı bu. Bugünün tebliği bu. Nasıl ulaşacağız, ulaştıracağız hakkı kardeşim biz? Ne yapabiliriz tek başımıza evde oturuyoruz? Ancak okuyoruz, okutuyoruz, yazıyoruz, sohbet yapıyoruz. Ee sen ulaştırmıyorsun! Kendin de ulaşmıyorsun. Ama dünya bütün milletin gözünü, gönlünü boyamış. Kaplamış! Ondan sonra “bereket yok”. Nasıl bereket olacak? Nasıl bereket? Zaten o şeyden, internetteki şeyleri takip eden adamın vaktinde bereket olur mu? 5 saat bir anda geçer. Ne yaptığından haberin olmaz. Ne teheccüdün kalır, ne işrağın kalır, ne kuşluğun kalır. Luzümsuz ancak bakıyorsun, o yana bakıyorsun, bu yana bakıyor, şu haber var, kim ne yapmış, kim ne etmiş, kim ne içmiş, ne işimiz var ya? Zaruri bi haberler o da namuslu kanal bulursanız, namuslu.. yalan konuşmayan, dürüst, namuslu varsa bir şey belki bir haber en fazla O da zaruri haberler, o da karı, kız meselesi çıkmayacak yani.. Nerede zaten internet.. bir çoğu haberlerin yalan dolan.. (intro)

Türkiye’nin En İyi İslami Rap Parçası – Sen Bir Sanat Eserisin – Mesken

Hazreti Eyyûb, dermansız kaldı, İmdat! demedi! Hazreti Yusuf, unutma! Karanlığa düştü ama, Eyvah! demedi! Hazreti İbrahim, ateşe düştü ama Yandım! demedi! Hazreti Hamza, kanının yudumlanmasına rağmen, feryat etmedi! Hazreti Bilal ise, kayalar altında kaldı, ama ezildim! demedi! Demek ki dert ve sıkıntı, Allah’a sevgili olandan başkasına gelmedi! Sen ey nefsim! Neden fedakarlıkta bu kadar geri kalmak istersin? Sen ey nefsim! Başına gelen küçücük bir hadisede neden feryat edersin? Kalem ağaçtan, ağaç topraktan, toprak insandan, insan kâlû belâ’dan kâlû belâ ela, yeşil, beyaz, siyah, renkler hepsi Hakk’tan! Kokan çiçek, esen rüzgar, doğan güneş sanat eseri baksan! İçin içini yerse onu doyur imanla kalksın! Düşme, düşersen yaranı Kur’an ve Risale sarsın! Yoldu yolcu insan öncü tüm dünya İslam’a, böylece imansızlık gene bir sancı. Sen gel ol bize öncü. Bir Mus’ab yetişsin! Ömer Kisrâ’yı dize getirsin! Bir Osman ahlâkına melekler arş ile haya etsin! Ebû Bekir Sıddıklığına bürünsün, Hakk’ı özlesin! Bir Ali yetişsin, ilmi tüm dünyaya yetsin! Tüm İslam alemi tek bilek, dünyayı dize getirsin! Sen de bizimlesin, bu gücü alem-i dünya izlesin! Filistin, Kudüs bizimdir! Bir Selahaddin yetişsin! Bir yiğit çıkıp, o minberi geri yerine getirsin! Sen bir sanat eserisin, bu resimin ressamı en büyük hesabı haktan aklı haklı çıkarmak! Baş gözüyle değil, gönül gözüyle baksan? Aklından şüpheleri kaldırsan? İman denizine dalsan? Hazineleri çıkarsan? Sancağı İslami burçlara dikip, tefekküre dalsan? Bu bi’ tebliğ yolu, yorulmam! Duramam! Duramam! Yolumam! Sen bir sanat eserisin, bu resimin ressamı en büyük hesabı haktan aklı haklı çıkarmak! Baş gözüyle değil, gönül gözüyle baksan? Aklından şüpheleri kaldırsan? İman denizine dalsan? Hazineleri çıkarsan? Sancağı İslami burçlara dikip, tefekkre dalsan? Bu bir tebliğ yolu, yorulmam! Duramam! Duramam! Yorulmam! En derin bir yerdeyim, yerin dibindeyim! Beni bir dinleyin! Çook sıcak cehennem! Çook geç olmadan ve yanmadan yan! Yananlardan olma! Rabbi an! Kanma yalan dolu bu dünya yalan! al Risale, al Kur’an kul olmak tek kural sorgu, sual nereye kadar? Teslim ol be kardeşim! Ben de cahil bir kardeşin. İşin gücün aşkı nefsin olmasın. Bunun için Küre-i Arz’a gönderilmedin!

Neden Dolayı Yaşamak İstiyorum?

Vallahi ben niye yaşamak istiyorum biliyor musun? Yemin ediyorum baklava yemek için değil Yemin ediyorum vallahi et yemek için değil Allah şahit yaşamak istiyorsam Şunlara reddiye yapabileyim diye yaşamak istiyorum yani Yoksa ama Allah’ın bana da ihtiyacı yok Allah işini bilir Celle Celâluhû Velakin biz tebliğ edin yani, benim size derdim şu Tebliğ edin, ulaştırın Hakkı, hakikati duyurun Bu adamlar böyle iftiralar ediyorlar Rasûlüllâh Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem’e iftira Anne babası müşrik diyorlar Anne babası cehennemlik diyor, Vehhâbîler de bu kafadan Vehhâbîler de bu kafadan Neseb-i Şerîf’in son bölümünde esas büyük bölüm 200-300 sayfalık kitap hazırlıyordum Onu yetiştiremedim Ama burada da ölürüm kalırım diye Mutlaka yapayım dedim Onu yaptım elhamdülillah Bir 20 sayfa kadar anne babasının cennet ehli olduğunun delillerini 20 sayfa söyledim yani Müstakil risale kadar ama tabi uzun delilleri çok geniş yapacağım inşallah 150-200 tane kitap açmışım, içerilerine malzemelerini atmışım yarısı yarım, yarısı üçte bir Bu kadar kitap nasıl olacak? Kıyamete kadar yaşasam işim var Hiç avare değilim Beni de boş zannetmeyin Fuzuli işlerle de beni de meşgul etmeyin, ben de sizi meşgul etmeyeyim Herkes hizmetine devam etsin kardeşim Fuzuli dünya kelamına lüzum yok Vaktimiz yok Vaktimiz yok Ha boş de geçirmedik hayatı diyebiliriz ama Şimdi daha tabi hasretle, pişmanlıkla Yani keşke şunu da yapmasaydım, bunu da yapmasaydım şunu da yemeseydim, şunu da demeseydim hani hep Allah’ın dinine hizmet etseydim istiyorsun ama tabi geriyi artık getiremiyorsun Allah geçmişlerimizi telafi etmeyi nasip eylesin – Amin! Taksiratımızı affeylesin – Amin! Seyyiâtımızı mahv eylesin – Amin! Hasenata tebdil eylesin – Amin! Amin