Karantina Günlerinde Sizden Gelen İlginç Yorumları Okuduk! #EvdeKal

Günlerdir evin içindesin. Kendini bir nevi karantinaya aldın. Ve bunalıyorsun. Canın sıkılınca YouTube’a giriyorsun. Canının sıkıntısını geçirmek için ama canın yine sıkılıyor. “Sonra ne yapayım?” diyorsun, İnstagram’a giriyorsun. Yine sıkılıyor. Sonra YouTube’a giriyorsun bakıyorsun Corona dışında bir video yok. Hatta bu videoya tıklıyorsun, bu video da Corona hakkında. Nereyi açsanız, bunun dışında bir haber yok. Biz de dedik ki ne yapalım, ne edelim? Bu sıkıntılı süreçte paylaşmış olduğumuz bazı videoların altına gelen yorumları sizinle paylaşmak istedik. Onları beraber okuyalım. Hem devamında da böyle bazı duygusal tespitler var. Onları sizinle paylaşacağız. Belki böyle bir moral olur. Hem gündemi değiştiremiyoruz. Madem gündemin içinde başka bir yere sıçrayalım diye düşündüm. Başlayalım mı? – Başlayalım ağabey. Hadi buyur sen başla. Hakikaten ya. Bilmem hiç yaşadın mı? Ben ATM’den bir para çekecektim. İşte eldivenleri giyiyorum. Eldivenle de basmıyorum bankamatiğe. Çünkü bankamatik şu demek? Gelen geçen yani… Onda Corona yoksa hiçbir yerde yoktur. Yani öyle bir yer. Eldiveni giyiyorsun. İşte bir tane de karton kağıt gibi bir şey alıyorum. Onunla böyle düğmelere basıyorum. Sonra işte tekrar dönüyorum arabaya. İşte çıkartıyorum eldiveni, kolonyalıyorum kendimi. Eve girerken de ellerimi yıkıyorum. Ben mi paranoyak oldum yoksa sen de böyle misin? – Yok ağabey öyle. Yani en küçük şeye bile dikkat ediyorsun. Ya elleri tahriş olan kardeşler var ya. – Ben de var ağabey ya. Gitti mesela ellerim. Ne yapıyorsun kardeşim? Böyle spatulayla falan mı… – Ağabey yok normal sabunluyorum. Bi anda böyle… Kaç kere sabunluyorsun elini? – İşte fazla oluyor. Demek farkedemiyorsun ya onu. En ufak bir şeye dokunuyorsun, diyorsun ki tamam. Tedbir alalım. Devam ediyorsun yıkamaya. Bir de mübarek kardeşler var. Giriyorum içeri, “Ağabey, kolonya.” Döküyor böyle falan. Bir de öyle bir bakıyor ki gözüme, almayacak içeri yani. Sonra “Dezenfektan var içeride.” diyor. Oğlum tamam işte. Kolonya, dezenfektan… …Öleyim bari yani. – Yani bu da aslında değil mi? Tüm ülkelerde ezan sesleri. Namazlara mesela. İtalya’daydı galiba. Bazı insanlar namaza iştirak ediyor. Berlin’de gördüm, birçok yerde gördüm. Bildiğin ezan okunuyor. Yani bu şey değil, “Oo ağabey, Müslüman olmuşlar!” değil. Ama belki de birtakım şeylerin başlamasına sembolik olarak gösteren işaretler olarak yorumlanabilir. Yani oralarda böyle… Bir de Müslümanlar o kadar böyle mutlu oluyorlar, o kadar böyle moral olarak daha iyi noktaya geliyorlar ki. İnşâAllah birtakım şeylerin vesilesi olur. Evet sen oku. – Bu iyiymiş ya. Yani yeryüzü tutuşmaz da, belki şey olabilir ama… Hani geçen uçağa binen birisi yazmış. Nereden duydum hatırlamıyorum. “Uçağa bir girdim, her yer kolonya kokuyor.” diyor. Bir de havadasın ya yani.. Şöyle birisi çakmağı bir çaksa… Allah muhafaza. Kolonya da bütün Dünya’ya şu an tanıtılmış oldu farkında mısın? Geçen onun düşündüm. Ya büyüklerimizden gelen bu adap ne kadar güzelmiş ya dedim. Hani bir yere girdiğin zaman akrabalara hemen böyle bir kolonya dökerler eline değil mi? Şöyle yaparsın. Biz hangi amaçla yapıyoruz? Böyle bir ferahlamak amacıyla yaparız genelde. Ama belki de büyüklerimizin bu özelliğini bilen birisi bunu piyasaya sürdüyse de hakikaten elini öperiz yani. İyi düşünmüş. – Yani aslında tüm şartlar, kendimi geliştirmek için yine oluştu şu anda. Ama bu sefer yine ne yapıyor? Geliştirmiyor galiba kendisini. Şimdi 3 ay sonra ortalık düzelince, okullar başlayınca İnşâAllah… Ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Belki 1 ay sonra… Hayat normale döndü. O zaman şunu söyleyemeyeceksin: “Günde 100 sayfa kitap okuyayım.” diyemeyeceksin çünkü okul sana diyecek ki: “Bana da çalışman lazım.” İş yeri sana diyecek ki: “Maaş alacaksın. Çalışsana.” Ama şu anda yani elimizden kaçmaması gereken bir fırsat var. 3 ayda çok ciddi mânâda İslami ilimlere vâkıf olabilirsin. Kurân-ı Kerim okumayı bilmiyorsan, bu süreçte YouTube videolarıyla bunu öğrenebilirsin. Eğer Kurân-ı Kerim’i okumayı biliyorsan ama mânâsını öğrenmek istiyorsan, bir tefsir okumasına başlayabilirsin. Risale-i Nur’a başlayabilirsin. Hatta videonun bu bölümüne Kopgit’i de ekleyelim. Okumak isteyenler, oraya mesaj atıp yardım alabilirler. “Hangi kitapları sırasıyla okuyayım?” diye. Tabii güzel, hoş. Tabii bunu okuyunca hemen ne diyorlar Fatih? “Camiler de boşaldı Müslümanlar.” Biz Müslümanlar camilerin kıymetini bilmediğimiz için hata ettik evet. Biz bunun cezasını ödüyoruz. Camilerimize yeterince kıymet vermediğimizin cezasını ödüyoruz. Ama şunu da söylemek isterim ki, eğer bizim camilere gitmemiz konusunda böyle bir laf çakma gayretindeysen ki öyle insanlar var. Hatta bir şey yazmış: “Müslümanlar, siz zannediyor musunuz ki bu olaylar geldi başımıza, Allah’a yöneleceğiz, işte tövbe edeceğiz. Yok. Hiç öyle bir dünyamız yok. Bu olaydan hiçbir ders almadık.” gibi bir şey yazmış da. Yani şu olaylar bittiği zaman, düşünsenize aylar boyunca camiye gidememiş, Cuma’ya gidememiş, içinde artık birikmiş olan Müslüman’ların Cuma namazı sizce nasıl olacak? Ben eminim ki caminin içi de dışı da, hatta sokaklara, caddelere kadar, belki Taksim’in meydanına kadar her yer insanlarla dolacak. Ve insanlar hiç hissetmedikleri kadar yoğun bir duyguyla Cuma namazını kılacaklar. Ve eminim, camilerimiz eskisinden daha kalabalık ve daha maneviyatlı olacak. Hakikaten ya. Kilitlendi hayat yani. İnsanların ne bileyim bir kafeteryaya gidip çay, kahve içmek… Böyle bir şey yok artık. Hatta hafta sonu sahilde şöyle biraz yürüyeyim desen, yok. – Evet oda yok. 20 yaşın altındasın. Bakkala gideyim, ekmek alayım. Yok. – Ama aslında bu ağabey yine şeyi gösteriyor bak. Yani nimetin varlığını. Hani diyoruz ya acaba çok mu şer gibi? Her şerde yine bir hayır olduğu ortaya çıkabiliyor. Burada da yine birçok nimetin farkına vardık. Yani oksijenin dahi yine bir evet nimet varmış deyip sevinebiliyorsun. Hani pencereyi açıyorsun, hava varmış diyorsun veya işte sokağa bakıyorsun, çıkmak bir nimetmiş diyebiliyorsun. Güzel bir pencere aslında. Bak her şey zıddıyla bilinir. Hayatından bazı şeyler bir süreliğine senden alınınca, daha sonra sana tekrar geri verildiğinde hayatın daha keyifli oluyor. Şimdi de birçok yapamadığımız şeyden uzak kalınca… Mesela askerdeyken hani biz cam bardakta içmeye alışmışız ya, böyle demir bardakta veriyorlar ve şeker standart. Hani adam çayı tencerede yaparken şöyle boşaltıyor içine şekeri, şu anki çay bardağına üç şeker atmışsın gibi. Böyle içemiyorsun, cam bardağı özlüyorsun falan. Sonra böyle sivil hayata dönünce, en büyük hayalin şu: İşte “Sivilde ne yapacaksın?” Kardeşim, cam bardakta çay içeceğim ya falan. Ya düşünsenize beyler, pazartesi günü şafak bitiyor ve ben evde kahvaltı yapıyorum, menemen yiyorum. Ama bunu nasıl anlatıyorsun biliyor musun? Dünya’nın en büyük şeyiymiş gibi. Halbuki normal zamanda nedir? Menemen yaptın, çay içtin. Budur değil mi? Ama ne oldu? Senden Allah onları bir süreliğine bir alınca, geri verdiği zaman hayatın daha lezzetli oluyor. O zaman şöyle söyleyebiliriz: Bu musibetin içinde bir nimetiye ciheti de var. O da normalde sahip olduğumuz şeylerdeki kıymetini unuttuğumuz ve ülfet olan şeylerin lezzetini tekrar anlamamız için, Rabbim dilerse bize bunları geri verecek. Yani şu bir gerçek. Bu olaylar bittiği zaman, Dünya’nın bütün dengeleri değişmiş olacak. Bak geçen Wall Street’te çıkan bir haber, ‘Korkun!’ diye bir İngilizce başlık atmış . Altına da şunu yazmış: “Bu olaylar bittiğinde, 50 milyon Amerikan işsiz kalacak.” demiş. 2020’de yaşadıklarımıza bakıyorum. Şöyle genel bir tabloya baktığın zaman diyorsun ki Allah Dünya’nın içindekilerinin yapmış olduklarından memnun değil… …diye genel bir tablo çıkıyor insana. Öyle bir günahlar dönüyor ki, öyle zulümler oluyor ki… Yani memnun olmaması çok normal, razı olmaması çok normal. Kardeşlerim eğer bir şey yapmak istiyorsanız, “Ağabey ben doktor değilim. Laboratuvara gidip aşı mı bulayım, ne yapacağım?” diyorsanız, Size bir yol söyleyeyim. Biz şu anda hatim dağıtıyoruz, salavat dağıtıyoruz. Ve şöyle inanıyoruz: Allah isterse bu iş 1 salisede çözülür. Bir bilim adamına Allah doğru fikri ilham eder, aşısı bulunur. Bir bakmışsın her şey düzelivermiş veya virüs mutasyona uğramış. Zararsız bir hale… Anında bitebilir yani bu iş. Bilim adamları sabahtan akşama kadar çalışsalar, Allah istemezse olmaz. Ama bilim adamları fiili olarak çalışsalar, biz de laboratuvara giremediğimiz için manevi olarak onlara dualar etsek bulmaları için, çok güzel bir şey çıkar ortaya. Şu anda epey sayıda yani bu videoyu çektiğimiz zaman itibariyle 500’den fazla hatim dağıtılmış. Yaklaşık 15 milyon da salavat dağıtılmış. Daha da dağıtılıyor. İnşâAllah hedefimiz 30 milyon salavat dedik. Aynı zamanda 1000 tane de hatim okunmasını istiyoruz. Siz de okumak istiyorsanız, “Ben ne yapabilirim ağabey?” diyorsanız kardeşim, Kur’ân okuyabilirsin. Veya “Ağabey, Kur’ân okuyamıyorum.” diyorsan, öğrensen iyi olur tabii de, salavat alabilirsin. Bunun için de Sözler Köşkü WhatsApp hattına mesaj atıp “Ben şu kadar okuyacağım.” diyebilirsiniz. Peki, Allah’a emanet olun kardeşlerim. Görüşmek üzere.

Ömer Döngeloğlu’nun Vefatından Önce Son Vaazı: Helalleşme

“Her can taşıyan her canlı mutlaka ölümü tadacaktır.” Allah’ım, buluğ çağımızdan şu ana kadar işlediğimiz bütün günahlara tövbeler olsun Ya Rabbi. Şu virüs, binlerce alimin, milyonlarca “Hocayım.” diye bizim gibi ortalıkta gezenlerin anlatamadığı, anlatamayacağı şeyi işte şu birkaç ayda anlatmadı mı hepimize? Ve kıymetli kardeşlerim, böyle bir Dünya’da şu Dünya’ya bundan sonra öyle dört elle yapışmaya gerek yok. Rızkımızı kazanalım helalinden, mü’minler ve Müslümanlar olarak üstümüze düşeni yapalım. Asıl yurt, ahiret yurdu. Efendimiz (asm) kızına diyordu ki: “Fatıma, Allah’a yemin ederim ki asıl hayat ahiret hayatıdır.” Asıl hayat, ahiret hayatıdır Müslümanlar! Bunu bazen biz kendi nefsimize bile anlatamadık yani. Güzel, güzel konuştuğumuza bakmayın bizim. Güzel, güzel anlattığımıza bakmayın fazla. Mesele bu dini yaşayanlardır kazananlar. Allah’ın huzurunda zafere erenler, mutluluğa erenler, Darüsselam’a koşanlar yaşadıklarını anlatmasalar bile peygamberin ardında yürüyenlerdir. Hadi gelin, şimdi dua vakti. Ellerimizi açalım ve Rabbimize okunan hatm-i şerifler, tüm okunan Yasin’leri, kelime-i tevhidleri, Süver-i celîle’leri birlikte duamıza katalım. “Duanız olmazasa ne işe yararsınız.” derdi yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim bize. İşte duayla geldik Ya Rab huzuruna. İşte elimizi sana açıyoruz. Amin. Allah’ım bizi bundan sonra hayırlı bir insan, dua eden, ahlakıyla, imanıyla, ibadetiyle İslam yolunda yürüyen, son nefesine kadar imanını, İslam’ını, ahlakını, namusunu, iffetini koruyan hayırlı Müslüman erkekler ve kadınlar eyle bizi Ya Rabbi! Ramazan-ı şerif bizim için bu sene ağır bir imtihan olacak. Ağır bir imtihan olacak. Oruçlarımızı tutarak, teravihlerimizi evlerimizde hiç değilse cemaat yaparak… Allah’ım, kılmayı ve Peygamberimizi de sevindirmeyi, Allah’ım, seni de razı etmeyi bu Ramazan’da ve bayrama da gerçek bayramla çıkmayı ümmet-i Muhammed’e, insanlığa nasip et Ya Rabbi! Dualarımızın kabulü için, ahirete göçmüşlerimizin ruhu için, milletimizin, vatanımızın, devletimizin, ümmet-i Muhammed’in ve insanlığın birliği, güç ve kudreti, kardeşliği ve selameti için, hayırların fethi, şerlerin def’i, ümmet-i Muhammed’in sıhhat ve selameti için, Allah rızası için El-Fatiha. Rabbim bundan sonraki ömrümüzü, bundan öncekinden daha hayırlı eylesin. Allah hepinizden razı olsun. Allah cümlemizin ölmüşlerine de rahmet eylesin. Çok teşekkür ediyorum. Allah’a emanet olun, can kardeşlerim.

Ağır Korona Hastasına Tüm Yaşadıklarını Sorduk

Televizyonda haberleri izlerken hiç… Peki hastalığı ağır bir şekilde mi atlattınız? “Artık buraya kadarmış. Herhalde ölüyorum.” dediğiniz bir an oldu mu? – İçtiğim ilaçlar etki ediyordu. Yan etki ediyordu, kusma oluyordu, bulantı oluyordu. Özellikle de ikinci hafta halsizliğim had safhaya vardı. Böyle elimi kaldıramıyorum. Böyle çok müthiş bir halsizlik söz konusu oldu. + Ağabey selamun aleyküm. – Aleyküm selam Bestami kardeşim. + Öncelikle geçmiş olsun. – Çok sağ olun. Teşekkür ederim. Allah sizlerden uzak etsin. + Allah razı olsun ağabey. Biraz kendinizi tanıtır mısınız? – Tabii ki. Benim adım Zafer İhtiyar. 9 Eylül Üniversitesi Tarih öğretmenliği mezunuyum. Tarihçi yazar diyorlar hakkımda. Zira yayınlanmış bazı kitaplarım var. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kokartı profesyonel Turist Rehberi olarak çeşitli gezi gruplarına rehberlik yapmaktayım. Aynı zamanda Zafer İhtiyar ile Tarih ve Gezi diye bir YouTube kanalım var. Gezdiğim yerlerle ilgili videolar çekip atmaya çalışıyorum. Bu şekilde faydalı olmaya çalışıyorum Bestami. + İyi ağabey. Allah kolaylık versin. Peki Corona virüsüne nasıl yakalandınız? Onu biraz bize bahseder misiniz? – Tabii ki. Şimdi Türkiye’de biliyorsunuz resmi olarak 10 Mart 2020 tarihinde Corona ilk vaka açıklandı. Ben rehber olarak son gezimi 8 Mart’ta gerçekleştirdim. O tarihten sonra zaten evdeydim. Dikkat ediyorduk herhangi bir şekilde bulaşmaması açısından. Fakat eşim çalışmaya devam ediyordu. Riskli günlerde eşimi çalıştırmaya devam ettiler. 6 Nisan’a kadar da çalıştı eşim. Son çalıştığı gün eve geldiğinde eşim oldukça rahatsız olduğunu, halsiz olduğunu, işte başının ağrıdığını, eklemlerinde ağrı olduğunu vs. ifade etti. Biz baştan tabii tedirgin de olduk. Corona da olabilir, başka rahatsızlık da olabilir diye. O hafta eşim evde geçirdi. Yani Parol işte ateşi için alıyordu. Bu arada hemşire ablası var. 14 Nisan’da eşim test yaptırmaya gitti hemşire olan ablamızın çalıştığı hastaneye. Orada işte tomografisi çekildi, kan tahlili yapıldı ve testi yapıldı. Tomografi yani ciğerlerindeki filmde enfeksiyon gözlenince Covid teşhisiyle 14 günlük ev karantinasına karar verildi eşime. Bu arada ben bir gün öncesinde şiddetli böyle baş ağrım var, ateşim var, halsizliğim var. Eşimden daha rahatsız konumdayım. Eşimin pozitif olduğunu anlayınca ben vakit kaybetmeksizin hemen Bursa Şehir Hastanesi’ne gittim. Ve benim de tomografi sonucunda ciğerlerimde enfeksiyon görülünce bana da Covid teşhisi konuldu ve benim hastaneye yatışıma karar verildi. Yani ben eşimden Covid’i almış oldum bu şekilde. Rahatsızlık o şekilde başlamış oldu. + Peki ağabey sizin hastalığın derecesi neydi? Yani ağır bir şekilde mi atlattınız hastalığı? – İlk günlerinde benim sadece ateş ve halsizlik vardı. Fakat üçüncü günden itibaren nefes darlığı başladı. Derin nefes alamıyordum. Böyle derin nefes almak istediğimde, göğsümde bir tıkanıklık oluyordu. Konuşurken öksürüyordum. Yani mesela telefonlara dahi bakmak istemiyordum. Telefonlarda konuşamıyordum. Rahat konuşamıyordum zira. Ve yine içtiğim ilaçlar yan etki ediyordu. Kusuyordum, kusma oluyordu, bulantı oluyordu. Yine affedersiniz ishal… Birkaç gün özelikle ishal geçirdim. Özellikle de ikinci hafta halsizliğim had safhaya vardı. Böyle elimi kaldıramıyorum. Yani böyle çok müthiş bir halsizlik söz konusu oldu. Mesela abdest alıyorum, bilinçli abdestimi alamıyorum. Yani namaz kılıyorum ama bilinçli namaz kılamıyorum. Hatta affedersin bir duş almıştım. Duştan sonra tişörtümü giyeceğim, yarım saat tişörtü giymekte zorlandım. Yani öyle bir halsizlik. Tuşlara basamıyorum. Telefonun tuşlarına basamıyorum. Mesaj atamıyorum. Yani öyle bir derin halsizilik oldu. Yani ağır geçirdim bana göre. Hatta 23 Nisan’da eşime WhatApp’tan attığım bir sesli mesajda demişim ki: Yani bu ilaçlar bana çok yan etki yapıyor. Çok ağır geçirmeme sebebiyet veriyor. Fena oluyorum. Yani telefonu tutamıyorum, tuşlarına basamıyorum. O kadar halsiz hissediyorum kendimi. Ne olacak halim falan demeye başladım. Biraz ağır geçirdim. + Çok geçmiş olsun tekrardan. – Bestami kardeşim çok sağ olasın. + Peki bu hastalık sırasında ağabey hiç ölüm düşüncesine kapıldınız mı, hani “Artık ölüyorum.” dediğiniz bir an oldu mu? – Şimdi belirtilerin hepsi çıkmaya başlayınca bir endişe oluyor işin gerçeği. Hatta 25 Nisan’dı yani 10. günümde doktoru çağırdım ben. Dedim ya çok halsizim. Beynim sanki vücuduma hakim olamıyor, elime hakim olamıyorum. Oryantasyon sağlayamıyorum elime vs. Dedim ne oluyoruz? Yani affedersin doktor karşısında ağladım Bestami kardeş. Ya dedim benim işte 2 oğlum var. Yani Allah korusun onlar babasız kalmasın ne oluyoruz falan diye bir endişelendiğimiz oldu yani bir kaygı süreci yaşadık. Bir de konuşma bozukluğu falan yaşamaya başladım ben. Telefonlara bakamıyorum, konuşamıyorum kimseyle. Çok garip bir sürece girdi yani. Kaygı ve stres yaşadım. + Bu süreçte de hep herhalde tektin değil mi ağabey bu hastalığı yaşarken? – Tektim. Odada yalnızdım. 12 gün boyunca yalnız kaldım. Zaten doktor da beni teselli ederken öyle dedi. “Yani işte tek yalnız kaldın bu odada. Psikolojin biraz bozulmuş olabilir. Normaldir, şudur, budur, atlatırsın eve taburcu ettiğimizde…” diye teselli etmişti. Zor bir süreç. Allah kimseye vermesin ya. + Amin. Peki ağabey hiç televizyonda ilk haberleri izlediğinde bana da bulaşabilir mi diye hiç düşündün mü? – Yani düşünmüyorduk işin gerçeği. Yani şimdi tabii haberleri özellikle sosyal medyadan izliyorduk, takip ediyorduk. Yani hatta işin esprisini yapıyorduk vs. ama işin ciddiyetinde değildik ilk başlangıçta. Sonra vakalar artmaya başladı. Bu arada eşim endişeliydi. Yani çalıştığı için, çalışma ortamında bulaşabilme endişesi vardı. Endişe ettiği gibi de oldu nitekim. Ona çalıştığı yerden bulaştı. Ben tabii evdeydim. Dediğim gibi geziler durduğu için turizm noktasında. Bir dışarıya işte marketedir, işte fırınadır, pazaradır vs. çıkıyordum ama dikkat ediyordum yani neticede bulaşmaması noktasında. Velhasıl eşimden temas yoluyla herhalde bir şekilde bulaşmış oldu bize. + Peki ağabey bu süreçte… Hani dedik ya tektin, tek olmakla alakalı bir stres yaşadın. Ya sevdiklerine ulaşamamak peki nasıl hissetiriyordu? – Bu zor bir durum. Gerçekten zor bir durum. Hastanede yalnız kalınca düşünüyorsun zaten. Bunları düşündüğün gibi eve gelince de yine 14 günlük ev karantinası verildi hastaneden taburcu olduktan sonra. Evde de yine yalnız. Yine dikkat ediyorsun. Evde çocuklar var. Onlara da bulaşmaması için daha tam atlatmamış oluyorsun vs. Yani bir araya gelememek, muhabbet edememek, çocuklarına sarılamamak zor bir durum. Allah’ım yani mesela akrabalar gelmek istiyor ziyaretine, kabul edemiyorsun eve. Çocuklar bu süreçte taşıyıcı olabilirler diye başka yere işte mesela anneanneleri falan var, onlara yollayamıyorsun, kimseye gönderemiyorsun. Evde dikkat etmek zorundasın. Bir masada yemek yiyemiyorsun mesela. Düşün, ben 1 ay geçtikten sonra bir masada oturup da ailemizle beraber yemek yiyebildik. Bütün bunlar yani bize bazı nimetlerin kıymetini hatırlatmış oldu bu süreçte. + Aynen ağabey. – Zor bir süreç gerçekten. + Tekrar değerini bildirdi ağabey değil mi? – Aynen. Yani düşün. Camiler kapandı, işte Ramazan’ı biliyorsun teravihsiz geçiriyorsun, Cuma’lar yok. Yani her şeyin kıymetini bize öğretiyor Cenab-ı Hak ama Rabbim bir an önce bu süreçleri bitirsin. Eski normal hayatımıza dönelim inşâAllah. + Amin. Peki ağabey senden sonra birine bulaştı mı yani taşıyıcı oldun mu hastalıkta? Bilgin var mı? – Elhamdulillah kimseye de bulaştırmadık, taşıyıcı da olmadık. Bu sürecin sevindirici yönü çünkü bu bir vebal. Yani Allah muhafaza birisine bulaştırmış olsaydık ki düşündüm. Yani mesela hastaneye eşimi götürdüğüm zaman, birisiyle görüşmüştük. Ben hemşire ablama telefon ettim. Dedim yani böyle böyle görüşmüştük. İşte evraklar, şu bu… Acaba ona bir dikkat etsin. Bir temas olmuş mudur? Gerekirse test yaptırsın falan diye. Düşünüyorsun yani. Acaba birisine bulaştırmış olabilir miyim, taşıyıcı olmuş olabilir miyim? Elhamdulillah kimseye de bulaştırmadık, taşıyıcı da olmadık Bestami kardeşim. + Peki ağabey virüsün bulaşma aşamasıyla hani tüm süreci anlatabilir misin? Nasıl seyretti virüs olayı? – Tabii ki. Şimdi 5 günlük periyotlarla ilaç veriliyor. İlk 5 gün değerlendiriyor. Şayet hastanın şikayetlerinde azalma varsa taburcu edilebiliyor. Fakat benim şikayetlerim bitmedi. Halsizlik devam ediyor, ateş devam ediyor, kusma var vs. İkinci 5 güne geçildi. İkinci 5 günde bir ilave ilaç verildi Bestami kardeşim. Bu ilaç, Çin’den gelen bir ilaçmış. Ve ağır bir ilaç. Normalde sadece yoğun bakımdakilere veriliyormuş. Ama ilk zamanlarda sadece yoğun bakımda olanlara verilirken sonra 5 günden sonra da hastanede kalmaya devam edenlere verilmeye başlanmış. Bu ilaçtan ilk etapta bana “8 tablet alacaksın akşam. 8 tablet sabah alacaksın.” dediler. Düşün bir ilaçtan 8 tablet alma. Ben endişe ettim. Yani bir sürü zaten ilaç alıyorum, 2 tane Covid ilacı alıyorum, işte Parol alıyorum, Metpamid alıyorum. İşte tansiyonum çıkmaya başlamış, tansiyon ilacı alıyorum. İşte mide koruyucu alıyorum. Bir sürü ilaç var. Bir de onlara ilaveten “8 tablet bir ilaçtan alacaksınız.” dediler. Şimdi ben endişe ettim. Yani bu ilaçtan alayım mı, almayayım mı, nasıl olacak falan derken endişe ile aldım. Hatta şöyle düşündüm: Çinliler dedim, bu virüsün yayılmasına sebep oldunuz, bir de ilacı da yollamışsınız. Hadi Bismillah. Neyse içtik. Ama bu ilaç birkaç gün sonra ben de daha da yan etki yapmaya başladı. Tepki vermeye başladım. Ben artık içmeyeceğim bu ilaçtan dedim. Yani hatta doktorlara, hemşireye dedim ben içmeyeceğim bu ilacı. Neyse beni ikna ettiler doktorlar, hemşireler, ailemler falan “İçmen lazım. Şudur, budur…” Ama benim ikinci devrede, ikinci 5 günlük periyot da şikayetlerim bitmedi. Halsizliğim dediğim gibi had safhaya vardı. Hatta beynimin vücuduma hakim olamayacağı gibi düşünceler beni endişeye sevk etti. Velhasıl 12 gün hastanede kaldım güzel kardeşim. Eve geldim. 1 hafta yine verdikleri ilaçları kullandım. Antibiyotiktir… Bazı ilaçlar yine vermişlerdi. O ilaçları kullandım. Bu arada işte kaygı, konuşma bozukluğu gibi, bu elime hakim olamamak gibi şikayetlerimden dolayı bir Nöroloji doktoruna başvurduk. Beynin sol tarafında, aktif olması gereken yerlerde tam aktifiyet yok, zayıflamış. Onu aktif etmek için TMS diye bir uygulama tedavisi yapacağız dedi. Yani o TMS cihazıyla tedavi başladıktan sonra ben daha da kendimi iyi hissetmeye başladım. Kaygım bitti, konuşmam düzeldi, elime hakim olma vs. Yani benim iyileşme sürecim, 20 günü buldu güzel kardeşim. 20-25 günü hatta buldu. 25. günden itibaren artık ben kendime tam iyileştim diyebildim. Böyle bir süreç. + Zor atlatmışsın gerçekten. – Zor, zor güzel kardeşim. + Peki ağabey sen de şu an kalıcı bir etki bıraktı mı bu hastalık? Elhamdulillah güzel kardeşim. Tamamen iyileştiğimi hissediyorum. İyiyim elhamdulillah. Artık bütün her şeyle geçtiğini düşünüyoruz. Allah’a şükür eşimde de, ben de de herhangi bir kalıcı etkisi olmadı. İnşâAllah kimse de olmasın. + İnşâAllah ağabey. – İnşâAllah kimseye bulaşmasın hatta. Kimse yaşamasın diyoruz bu süreci. + Peki ağabey haberlerde de duyuyoruz. Kurtulduktan sonra tekrar bulaşma ihtimali var diyorlar. Böyle bir durum var mı, bilgin var mı bu konuda? – Şimdi yani ben de tabii haberlerde duydum bu konuda ama bunun da izahı olarak şöyle ifade ediliyor Bestami bey: Şayet daha tam iyileşmeden taburcu olmuşsa, onun tekrar nüks etmesi ya da hastalığının devam etmesi şeklinde pozitif çıkanlar olabiliyormuş. Yani aslında bir antikor oluşuyor, bağışıklık oluşuyor. O antivirüsü… O virüsün üzerine bir bağışıklık oluşunca, antikor oluşunca o seni uzun bir müddet koruyor. Ne kadar süre bilemiyoruz. Nasıl ki gripte işte salgın geçirdikten sonra bağışıklık kazanıyor vücut, bunun gibi… Yani bunun tekrar nüks etmesi tabii ki yine kesin bir şey konamadı şu ana kadar ama Allah-u alem en azından antikor oluşmuşsa, bir müddet tekrar etmesi mümkün değil, başkasına bulaştırması mümkün değil. Yani geçiren inşâAllah bir daha geçirmesin diyoruz. İnşâAllah bir daha geçirmeyiz. + İnşâAllah. Zafer ağabey peki bu hastalığa yakalanmış ve atlatmış birisi olarak izleyen kişilere ne söylemek istersin yani ne tür önlemler almaları gerekiyor, son olarak ne söylemek istersin? – Şimdi Bestami bey kardeşim yani işin ciddiyetinde olmak gerekiyor. Bu bir virüs, salgın. Yani bulaşılabilme ihtimali var. Tarih boyunca bunun pek çok örnekleri var. Çeşitli yaşanmış salgınlar var biliyorsun. Yani vebal bu dediğim gibi. Yani bir başkasına bulaştırma, başkasından biz alırsak başkasına bulaştırırsak bunlar büyük bir vebal. Uyarılara dikkat etmemiz yeterlidir, hijyene dikkat etmemiz yeterlidir. Rabbim muhafaza eylesin diyoruz. Bol bol da dua etmek gerekiyor hem kendimize, hem çevremize. Rabbim hepimizi muhafaza etsin diyoruz. + Amin amin. Tekrar çok geçmiş olsun. Rabbim hem ülkemizden, hem tüm Dünya’dan bu hastalığı bir an önce geçirir. (Amin) – Çok teşekkür ediyorum Sözler Köşkü izleyenlerine de. Bütün izleyenlerimizi Rabbim muhafaza buyursun diyoruz. İnşâAllah bayramı bayram gibi geçireceğimiz günler gelsin, inşâAllah Ramazan’ı Ramazan gibi geçireceğimiz günler gelsin, inşâAllah kucaklaşacağımız günler gelsin diyoruz. + Amin ağabey, inşâAllah.

MASKE TAKMAYI EMREDEN ALLAH’TIR!

Mü’min kardeşlerim, bugün belalara karşı bütün insanlardan daha fazla tedbir almakla yükümlü olan Müslümandır. Bir virüs endişesi varsa, bunu ilk defa müslüman tedbir alarak önlemek için uğraşan insandır. Çünkü bilir ki Müslüman, virüs denen şeyi de yaratan Allah’tır, benimle virüsü karşılaştıracak olan da Allah’tır, tedbir almamı isteyen de Allah’tır, ben de Allah’a itaat sözü vermiş olan kulum, tedbir alıyorum der. Ve böylece Mü’min, üzerine düşeni yapar. Mü’min’e, temiz olun, virüs sana bulaşmasın, demeye gerek yok. Tedbirli ol, virüs sana bulaşmasın demeye, hacet yok. Mü’min zaten öyle insandır. Mü’min’e bir sağlık kuralı öğretildiğinde, ona itaat eder. Doktorun sözünü, müftünün sözü gibi dinler. Mü’minlik böyledir. Buna rağmen kardeşlerim, Allah’tan afiyet istiyoruz. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Allah’tan afiyet isteyin buyuruyor. Allâhümme innî es-elükel âfiyete fiddünyâ vel âhirah Allahümme innî es’elüke’l ‘afve ve’l âfiyete fî dînî ve dünyaye ve ehlî ve mâlî böyle dua ederiz. Allah’ım dünya ve ahirette senden afiyet isterim. Ne demek afiyet? Dertsizlik demek, sıkıntısızlık demek. Allah’ım dünyam, dînim, çocuklarım, evim konusunda, senden afiyet isterim. Duamız böyle bizim. Dua budur. Bunu isteriz Allah’tan. Ama, Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrah radıyallahu anh şu toprakların üzerinde yürürken daha, Allah, Cebrail’i vasıtasıyla, ona, sen cennete gireceksin diye söz verdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e, etten, kemikten duvar gibi oldular. dünyada Allah’ın rızasını kazanıp, öyle yaşadılar. Ama Amvas taununda, şehit oldu. Bir taunda, vebada, Rabbine kavuştu. Demek ki, bu musibetler, belalar, kafirler içindir, bizde ne işi var? diyemeyiz. Allah, onları helak etmek için yok etmeyi murad etmiş olabilir, Mü’min’i de, tertemiz yapıp huzuruna almak için yok etmeyi murad etmiş olabilir. Allah’ın işine, kul karışmaz. Kul tedbirini alır, ağlar sızlar belki, dualar eder, ilaçlar kullanır, işine karışmaz Allah’ın. Buna biz tevekkül deriz. Teslimiyet deriz. Bugün, bu işleri, çok fazla karıştırarak burnumuzu yanlış yerlere sokuyoruz. Oradan virüs kapacak burnumuz da, bir daha ıslah olmayacağız. Birileri kalkıp diyor ki, bu, Allah’ın azabıdır gâvurlara. Öbürü de diyor ki, bu Allah’ın azabıdır sözü yanlış. E Allah’ın rahmeti midir diyeceğiz? Azabı değilse rahmetidir o zaman diyelim. Olur mu öyle? Bu nesidir Allah’ın? Şimdi onu konuşma zamanında değiliz. Bu azab olduğu kesin. Çünkü Müslim’de Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem efendimiz Aişe anamıza buyuruyor ki, bu vebaları, taunları, Allah eski milletlere azab olarak gönderiyordu, Allah’ın kaderinde vardı bunlar. Dünya onun. Virüsü de o yaratıyor, Everest Tepesi’ni de o yaratıyor, okyanusu da o yaratıyor. Suyu da yaratıyor, mikrobu da yaratıyor. Allah bu, Celle Celâlühü. Eski ümmetlere, azab için bunu koydu Allah kaderine. İimdi Mü’min’e geldiğinde, Mü’min için mağfiret olur, günahlardan kurtulmak olur, cennet kazanmasına vesile olur, buyuruyor. Artık bu dünyada olmayacak buyurmuyor ama! sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

KORONA’YI YENDİK, SIRADAKİ GELSİN! -Nankörlük

Bakınız! Yaşadığımız felaketler, ilk değil insanlıkta. Hani asırlar öncesinden, büyük felaketler oldu ne gördük, ne ettik tarih kitaplarından, Kur’an’dan duyduk sadece diyelim hani. Biz, son 50 senedir medyanın kontrolündeki bir dünyada, Afrika’da çıkan virüsü, salgın hastalıkları duyuyorduk görüyorduk. Çöllerde kalmış cesetleri görüyorduk. Hiçbir teknoloji, hiçbir tıp da Avrupa’da olmaz bu demiyordu bize. Herkes diyordu Avrupa’da da olur, dünyada olur bu. Virüslü bir bedenle yaşıyoruz diyordu herkes zaten. Biz, rabbimiz bizden ne istiyor ona bakacağız, ve bir konumuz daha var. Bu ibrete dönüşecekse, benim evimde dönüşecek. Şu kardeşimin evinde dönüşecek. Bu hanım kızımın evi, Allah’ın azabından ders almış eve dönüşecek. Toplumlardan çok şey beklemeyin. Neuzübillahi rabbil alemin. Rabbimin azametine sığınarak söylüyorum ki, tam aksini bekleyebilirsiniz. Madem Allah merhametliydi bu azabı niye bize yaptı deyip, bütün zinciri dağıtan kitleler de görebilirsiniz. Yogaya logaya sarılan yeni bir nesil görebilirsiniz. Aman Allahım! Ya erhamerrahimin. Ezan duyulmuş topraklarımızdan, bu tehlikeyi uzak tut Ya Rabbi! Yani Allah’tan intikam alma hastalığını. Ama ben sizlerle ciğerlerimi kemiren bir derdimi paylaşmak istiyorum. Kıyamet günü, kurtulmuş olmak için. Bir afete, hastalığa, koronaya yakalandığında, duadan unutmayın. Doktorlar ilacı yokmuş diyormuş bunun. Ne olursunuz dua. Diyenin, Allah’ın şifası ile Şafii ismi şerifi ile şifa bulup, daha önce namaz kıldığı için, anne duası aldığı için, Rabbim ona rahmet edip şifa bulduktan sonra, koronayı yendi, diyorlar ya. Kanseri yendi, diyorlar ya. Ne oluyor burada kardeşlerim? Elbette bunu söylerken o kastediyor, demiyorum ama, hastalığı Allah veriyor, belayı Allah veriyor, o yeniyor. Hiç şifa Allah’tan gelmiyor. İnsanoğlu değil mi bu ayağı yere bastı mı, elinden tutanı unutuyor. Ben de işte, buna bakarak, bu sıkıntıya bakarak, diyorum ki, ey Mü’min! ey Mü’min! Sen madem korona yenerdin, salgını yenerdin, niye yakalandın? Gelmeden savsaydın ya şunu bir gücünü bir görseydik senin. Bu mülkün, sahibinden, bari şifa hakkını almasaydık. Bari şifamızı o verseydi. Bu sözün pahalıya ödenmesinden korkuyor, Rabbime kasam ediyorum ki, ödüm patlıyor. Koronayı, gönderirken Allah gönderiyor, ama, yiğit adamlar, onu yeniyorlar (!) Doktorlar zaten, kurtarıyor (!) Değil vallahi değil. Sana yanaşırken uzay adamı gibi, maskeler, koruyucular, tulumlar giyip, sonra uzaktan uzaktan iğne yapmaya çalışan nasıl seni ondan kurtarsın? Hayır! Hayır! Ölü ağaçlar, üzerinde 3 ay kar kalmış don tutmuş ağaçları, baharda çiçek açtıran Allah, seni yataktan ambulanstan kaldırıp, pehlivan gibi evine getirdi. iman bunu gerektiriyor.

ÇİN VİRÜS – MAHSUR KALAN TÜRKLERE NE OLACAK (Corona)

The world is facing one of the biggest health threats in recent years The Corona virus which started in the city of Wuhan in China is quickly spreading to Europe The number of those who died has increased to 132 as of January 29th Reports suggest that there are 6000 people infected The virus has been seen in 16 countries including China Besides China, it’s been know to spread to Japan, Thailand, South Korea, United States, Singapore, Vietnam and Taiwan It has been discovered in December 2019 with the name nCOV. It’s not as powerful as the acute respiratory infection SARS that was discovered in 2003 but… It’s suggested to be spreading faster It was reported that out of 8098 infected with SARS, 774 of them had died In another virus that outbroke in 2012, MERS, 858 people lost their lives A Chinese virologist suggested that the new Corona Virus could be 10 times bigger than the SARS outbreak Health professionals are extremely worried because the infection spreads rapidly After they enter the body, viruses try to take over the body’s own cells because viruses need the proteins/DNA present in our own cells They’ll try to invade the cell and make its own copies These copies are called replicates This way, they will spread rather quickly. The body’s own defense system will try to prevent this from happening The body will recognize the virus and produce certain chemicals to fight against the infection This will cause fever, headaches and the person will feel ill Chinese officials begun the construction of a new hospital for the treatment of Corona. They claim the building will be complete in 6 days Virus started spreading in Wuhan city of Hubei province On December 31st, the city’s health council closed down the seafood market in Huanan after 26 people were infected in the market Once the virus started spreading rapidly, the city of Wuhan was placed under quarantine Some images from the city of Wuhan Health professionals are waiting to measure the temperatures of those trying to enter the Subway They also started constructing another hospital that can house 1000 people for the treatment of the virus An ER unit in Zhongnan hospital As the quarantine increases, workers check for the citizens on public highway checkpoints A shopping center in Wuhan where masks have become part of everyday outfits Workers who are checking peoples temperatures in the airport One of those stations that was left abandoned Some Chinese factory workers making some masks in Handan city It’s been known that animals such as rats, snakes, baby wolves, foxes are sold in these markets in Wuhan It’s very likely that the virus began spreading following the consumption or contact of such animals Thousands of people in hundreds of cities are under quarantine and there are Turkish citizens there as well Turkey started operation “Big Joseph” to bring home the 35 Turkish and 10 Azerbaijani citizens These Turkish citizens will be brought home and placed in quarantine for 14 days and will be treated after all of the measurements are taken Chinese officials have also taken measures to close down most business to slow the spread China asked Tesla to shut down their facility in Shanghai temporarily Tesla complied and stopped production Tesla is not the only company affected by the Corona virus Google just announced that they’ve shutdown all of their offices temporarily Apple and Facebook restricted their worker’s travels to China Thousands of theaters have been closed and all of the films were delayed until further notice World Health Organization is planning an urgent meeting in Geneva Switzerland to announce a major crisis With all of these unusual events taking place, even a more interesting proposition has been made An ex-Israeli officer and an intelligence expert, Dany Shoham, made a very controversial statement Shoham said: “This animal-based virus could’ve been made in the laboratory for a very secret biological warfare project located in Wuhan” This lab is in Wuhan Institute of Virology It’s not yet possible to say whether the institute had anything to do with the Corona Virus That’s why the experts are not using a clear language on the topic since a lot is still unknown But the reported seafood market is only 32 kilometers away from the institute and this has left many question marks in people’s minds The measurements taken after the outbreak sound very similar to us They’re identical to the restrictions that the Chinese have placed on Uyghur Turks For example, the quarantine: It means to stop people from entering and exiting a place It’s just like the quarantine in East Turkistan where people are not allowed to leave and are in concentration camps People were banned from walking in the streets to stop the virus from spreading Unfortunately, this is very common in East Turkistan since 2009 Places of worship, hospitals, schools and almost any building you can imagine are completely closed In short, China is suffering the exact tortures that they placed upon the Uyghurs and their economy may crash if this continues for long On the Scale of Justice: we saw the result of mass killing of camels in Australia and today we see the events in China and as Muslims we pray! We pray because as Muslims, we can’t be tyrants to those tyrants Our prayers must have been heard because the Chinese President Xi has asked for Muslims to pray We already pray everyday but let’s pray again: May God help our Uyghur brothers in East Turkistan and may God wake up those Chinese tyrants who daily torture them! Amin…