İbadeti abartıp kendinizi yıpratmayın. Siz yorulursunuz ama Allah yorulmaz!

Bu ümmet, vasat ümmettir. Uç ümmet değiliz biz. Hiçbir işimiz de uç değildir. Aşırılık bizde yoktur. Namazda yoktur, oruçta yoktur, hacda yoktur, cihadda yoktur, bedenimizi yormakda yoktur. Hani, hani bir tane kadın, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’e övüldü, Aişe anamız dedi ki; ya Resulullah filanca kadın var ya, filanca kadın hani onun da tanıdığı bir kadın. Yahu kadını anlatıyorlar da, hiç ara vermeden namaz kılıyormuş. Uyku yok, hep namaz. Namaz namaz namaz. Övüyorlar. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in huzurunda Aişe anamız övüyor. Bırakın, bırakın, bırakın buyurmuş. Bırak bırak bırak kadını. Siz, yorulursunuz, Allah yorulmaz. İnatlaşmayın buyurmuş. Dikkat edin! Yahu ben ölmeden de ümmetimden böyle saliha kadınlar çıktı, ne mutlu bana yaa, yaa.. al benden selam söyleyin, çok memnun oldu Peygamber deyin mi diyor, Allah’la yarışamazsınız! Siz bıkarsınız da, Allah sevap vermekten bıkmaz! Takatiniz kadar yapın, yıpranmayın buyurmuş. Kim için söylüyor bunu? Namazda aşırı giden bir kadın için. İsrafçı kadın. Namaz israfı yapıyor. Çünkü, sabaha kadar, namaz kılan kadın, akşama kadar dinlenen kadın olması gerekecek. Onun üç gün üst üste böyle dinlendiğini gören şeytan, kocası ile arasındaki gerekli yatırımı yapacak, aile çökecek, karı-koca’lıkları zayıflayacak. Kıyamet günü nikahlı bir kadın, sabaha kadar nafile namaz kıldığını göstererek, nikah faturası ödeyemez Allah’ın huzurunda. Çünkü Peygamberi ona ne demişti? Perşembe pazartesi nafile orucunu bile kocana izin tutarak tutacaksın buyuruyor. Kocandan izin alacaksın. Çünkü senin nikahının hakkını vermen, bir erkeğin iffetini muhafaza etmen, Ümmet-i Muhammed’in namus ordusunda mücahit olman demektir. Sen orduda görevlisin, ümmetin namus kalesini bekliyorsun, ama bireysel bir işinle, görevin arasında tercih yapıp, bireysel işini, görevini ezecek şekilde kullanıyorsun. Bu Allah’ı memnun etmez demiş oldu, o kadına, sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. İbadette de israf yok. İnsani ilişkilerimizde de israf yok. İnsanlar, büyük küçük ilişkisi görürler. Küçük, büyüğe hürmet etmelidir. Ama ayağını öpmeli değildir. İsraftır bu. Hürmette saygıda da israf. Biz Peygamberimize, Aleyhissâlatü Vesselâm onca muhteşem, hürmet ve saygıyı gösteririz. Ama, abartır da, Allah’ın oğludur haşa dersek, Cehennemi boylarız. Bu sevgi israfı çünkü. Hristiyanların İsa aleyhisselam’a, Yahudilerin de Üzeyir aleyhisselam’a yaptıkları gibi. Abarttılar, israf ettiler sevgiyi, ve orda boğulup kaldılar.

Büyü yapanlar ve büyü yaptıranlar izlesin!

İslam tarihinde bir hak dostu var; Haddad diye bir zât. Bu zat Allah yoluna girişini anlatıyor. “Nasıl Allah yoluna girdiniz?” diyorlar. “Nasıl tasavvuf yoluna girdiniz?” Mübarek diyor ki: “Ben bir kıza aşık oldum, çok sevdim fakat kızın bende gönlü yoktu. Ben bu kızı nasıl kendime bağlarım dedim.” Bana dediler ki: “Bir Yahudi büyücü var.” Bakın şu anda büyü yaptırma olayı aynen geçmiş zamanda olduğu gibi çok faal durumda. İnsanlar büyücülere gidiyor; muska yazdırıyor, büyüler yaptırıyor, birilerini kendisine bağlamak için… Büyü yaptıran adam dinden çıkar! Müslümanlığı artık yoktur. Din gömleği onun üzerinden çekilip, alınır. Allah’a ve ahiret gününe inancı bitmiş demektir. Sakın ola, ben müslümanım diyorsanız bu tür pis işlere, kirli işlere girmeyiniz! Diyor ki: “Bana dediler ki bir Yahudi büyücü var.” Yahudiler büyüde masterdır. Hala Dünya’da büyü ve sihirde Yahudiler en uzmanlaşmış ırktır. “O Yahudiye, büyücüye git. Sana bir büyü yapsın, o kız sana aşık olur.” dediler. Ben de gittim büyücüye, büyücü bana dedi ki: “Büyünün, sana yapacağım sihirin, çekim büyüsünün tutması için bazı şeyler yapman lazım.” “Ne yapmam lazım?” dedim. “Namaz kılıyorsan; namazı terk edeceksin. Oruç tutuyorsan; orucu terk edeceksin. Allah’ın dini için yaptığın ne ritüel varsa bunların tamamını terk edeceksin, bırakacaksın.” Bugün ailelerden bazıları, kocasını kendisine bağlama büyüsü yaptırmaya gidiyor, büyücüye. Yahut da papaza… Papaz büyüsü deniliyor buna. Papaz ilk ne diyor? “Evinde herhangi bir Ayetel Kürsi varsa, bir Kuran-ı Kerim varsa; bunların tamamını alıyorsun, köşeye köhne bir yere kaldırıyorsun. ” “Açıkta bir yerde Allah’ın kelimeleri olmayacak, ayetleri olmayacak, Kur’an olmayacak. Ve evin görünmeyen bir yerine, kocan görürse tepki verir, haç asacaksın haç…” “Benim sana yapacağım büyünün tesirli olması için evinde haç olması gerekiyor. Kur’an ayetlerinin olmaması gerekiyor.” Papaz bile itiraf ediyor. Papaz bile… İtiraf ediyor, Allah’ın kitabı bir evde olduğu zaman büyünün tutma ihtimali çok düşük oluyor. Geçmişte de böyleydi, şimdi de böyle. Kadınlar, kocalarını kendilerine daha çok bağlasın diye, ne emir verirsem yerine getirsin diye, kocalarına büyü yapıyorlar; papaz büyüsü… Vallahi dinden çıkarsınız! Gavur gidersiniz, kimse sizi kurtaramaz ablalar… “Kim büyücüye gitti, kahine gitti, sözlerini tasdik etti, inandı; Muhammed Aleyhisselama indirilen kitaba iman etmedi.” diyor, Peygamberimiz Aleyhisselam. “Bana indirilen kitabı reddetmiş olur.” Hadistir. Bu adam da gidiyor, büyücü ne diyor ona? “Dini terketmen lazım, ben sana vech büyüsü; çekim büyüsü yapacağım. Ama senin dinini terketmen gerekiyor, ne kadar dini yaptığın ritüel varsa; zikir, şükür, namaz, besmele ile yemek… Bunların tamamını terk edeceksin,” diyor. “Ya nasıl olur? Bazıları kalsın, hepten gavur olmayalım ya?” diyor. “Sen bu kızı istiyor musun? diyor, büyücü Yahudi. “Evet” diyor, “İstiyorum.” “O zaman benim dediğimi yapacaksın, tamamen bana tabii olacaksın.” “Peki” diyor. 40 gün boyunca Cuma namazı bile yok. Bir adam için, bir Müslüman için; üç Cumayı terk etmek gavurluk ile eş değerdir. Muhammed Aleyhisselam buyurdu ki: “Mazeretsiz bir şekilde, peş peşe üç Cuma’ya gitmeyenin kalbini Allah mühürler.” Kalp mühürlendiği zaman da İslam’a karşı hiçbir sevgin kalmaz. Sonra, “Namazlar bana çok zor geliyor, sohbete gittim mi çok sıkılıyorum” demeye başlarsın. Bu mühürlenmiş demektir. Adam 40 gün boyunca bütün ibadetlerden uzak kaldı. 40 günün sonunda gitti, dedi ki: “Sihir tesir etmemiş, sana büyü tesir etmemiş, sen yine hala İslam’a dair bir şeyler yapmışsın, bu 40 günde ne yaptın?” “Ya ne namaz kıldım, ne zikir yaptım, ne oruç tuttum. Hepsini terk ettim. Ben bu kızı istediğim için sen ne diyorsan onu yaptım, ey büyücü!” diyor. “Hayır” diyor. “Bir şey yapmışsın.” Adam düşünüyor ve diyor ki: “Evet, yolda gidiyorken bir gün, bir baktım yolda bir kaya parçası var tam ortada. Millet ayağı takılıp da düşmesin bir tarafını incitmesin diye, bu kaya parçasını ayağımın üstüyle köşeye ittim. Yaptığım tek bu.” Bakın bir tek amel… Muhammed Aleyhisselam ne buyuruyor? ” Sadaka…” “Sadaka verin. Ne yapın edin, sadaka verin.” “Ey Allah’ın Resulu, hiçbir şeyimiz yoksa?” “Sadakanın en düşüğü; kişinin yolda birilerine zarar verecek olan bir taşı kenarıya itmesi demektir. Bu sadakanın en düşüğüdür.” Hiçbir şey yapamıyorsun, kimseye bir şey ikram edemiyorsun, çay bile veremiyorsun. Yoldan bir taşı çek; müslüman kardeşine sıkıntı olmasın. Adamlar yolun ortasına çivi atmışlar, yolun ortasına cam parçaları atmışlar; arabaların tekerlekleri patlasın diye. Serseriler geliyor yolun ortasına bırakıyor. Senin müslümanlar da görüyor, hiç umrunda değil. Benim bu mahallede arabam yok ki, benim mahallem iki mahalle arkada diyor, zihniyet bu… Bana dokunmayan yılan 500 yıl yaşasın, 1000 yıl yaşasın… Böyle zihniyet olur mu? Al eline bir süpürge, bir karton bir şey, onları al köşeye it. Allah yazıyor, Allah’ın melekleri her an seni takip halinde. Çok ararsın bu halleri, bu zamanı çok ararsın, o fırsatları çok ararsın. İki tane müslümanın arabası zarar görmeyecek, sana yaptıkları dua, yapacakları dua… Onlar bilmese meleklerin sana yapacağı dua… Meleklerin duası, müslümanların duasından daha makbuldür. Kayıp yok, kaçar yok… Adam diyor ki: “Evet, hatırladım. Ben bu hayrı yaptım.” “İşte, senin Allah’ın, senin inandığın Rab, bir tek amelinden dolayı hala senin küfür dışında olduğunu söylüyor ve benim sihrim sadece Allah’ın dini için yaptığın, müslümanlara yardım ve sıkıntılarını gidermek için yaptığın bu küçük amelden dolayı, benim sihrim sana tesir etmiyor.” “Sen bırak benimle uğraşmayı, benden bir şeyler beklemeyi de; seni 40 gün boyunca kendisine hiçbir ibadet yapmamana rağmen seni hala terk etmeyen, bırakmayan Rabbine git!” “Ondan iste.” “Sen, beni bırak” diyor. “Bu sihirbaz, bu Yahudi bana bu sözleri söyleyince kalbimde şimşekler çaktı ve ben o gün tövbe ettim. Gözümde ne kız kaldı ne bir şey kaldı.” “Ben Allah’ın dinine o gün giriş yaptım, Allah dostları ile tanıştım, sadıklarla beraber oldum ve bugün sadıklar yetiştirmek bize nasip oldu.” diyor. Bu hayırlı zat, Ebû Hafs Haddâd… Allah ona rahmet etsin. Amin.

Ebu Hanzala’ya nasihat!

Hidayet mesajı okuyayım. Hem gidelim kardeşler. Yasin kardeşim sabote mi ediyorsun sohbetimi ya? 🙂 Problemin nedir kardeşim ya? 🙂 “Rüyamın anlamına bakarken karşıma çıktınız hocam.” “Önce tıklamadım.” YouTube’a giriyorsun… Biliyorsunuz YouTube’da her kanalda, her mesele var. Bu da neye girmiş bu kardeşimiz? Rüyasının anlamına bakmak için girmiş. Bizim rüya sohbetimize denk gelmiş. Bakmış şöyle tipimize… “Önce tıklamadım.” “Cübbeli’yi dinledim.” Cübbeli Ahmet Hoca’yı söylüyor. “Çünkü herkes sizi kötülediğinden dolayı korktum.” Sübhanallah, beni kim kötülüyor ya? Kardeşim, bizi şu beş sınıftan başkası kötülemez: Bir, Mealciler. Muhammed bize hitap etmiyor, biz sadece Kur’an mealine, hocamızın yazdığı Kur’an mealine bakarız, diyen reformistler. Bunlar bizi kötüler. İki, Vehhabi Seleficiler, DAEŞ’çiler. Bunlar bizi kötüler. Üç, Şia. Kur’an eksiktir diyen, sahabilere kâfir diyen, on sahabi hariç binlerce sahabenin hepsi münafıktır, kâfirdir diyen Şia, bana düşmandır. Dört, Fetöcüler. Bunlar bana düşmandır. Çünkü biz 2010 yıllarında bunlara reddiye yapmaya başladık. Yahudi, Hristiyanlar cennete girecek dediği anda biz şüphelendik. Burada ciddi problem var, Kur’an’ın bir kısmını reddetme var, Muhammed Aleyhisselama yalancı deme, var olduğundan dolayı biz reddiye yapmaya başladık. Oradan itibaren bize kafayı taktılar. Fetöcüler bize düşmandır. Dört tane düşman. Beş, komünistler, ateistler, faşistler. Bunlar bize düşmandır. Bunlardan başka, Ehli Sünnet olan bütün Müslümanlar bizi sever. Dostlarımızın sayısı çok fazla, düşmanlarımızın sayısı azdır. Ama devamlı surette plan kuruyorlar. Herhâlde bu düşmanlar dediği bunlardan bir tanesidir. Vehhabiler mesela benim hakkımda video yapmışlar iki üç tane video yapmışlar. Müşrik hoca, laik hoca, demokratik hoca gibi video yapmışlar. Allah Teâlâ aldı bunların hocasını, hapse attı. Ve daha dünyadayken öyle bir rezillik verdi ki bunların hocasına… Bunların hocası ne dedi? Bu ülkede memur olan, bu ülkede askere giden, bu ülkede vergi veren ne kadar insan varsa hepsi müşriktir, hepsi kâfirdir. Yetmiş milyonun tamamına kâfir dedi. Allah ne yaptı? “Avukat olursan kâfirsin, hâkim olursan kâfirsin, polis olursan, asker olursan kâfirsin, ehliyet alırsan kâfirsin…” dedi bunların hocaları. Allah ne yaptı? Allah bir adamın helakini dilerse daha dünyada rezil eder. Bu adam, gitti hapse girmemek için avukat tuttu. Oğlum sen demiyor musun avukat kâfir, avukat müşrik? Avukata vekâlet verdiğin zaman kâfir olursun fetvasını sen verdin mi vermedin mi Vehhabi? Verdin. Daeşliler benim kardeşim dedin mi demedin mi? Dedin. Kerem Hoca müşrik, kâfir; Daeşliler senin kardeşin he. Dünyada Müslüman kesmekten, Yahudi ve Hristiyan’a hizmet etmekten başka, tek hiçbir gayesi yok. DAEŞ… Amerika’nın ve Yahudilerin, İngilizlerin yarattığı yeni bir Frankenstein. DAEŞ… Bunlar senin kardeşin; Biz, kelleyi koltuğa almışız 20 senedir İslam’ı anlatıyoruz, nasıl insanları cehennemden kurtarırız bunun planını yapıyoruz, ben müşrik. Allah, adamı daha dünyada rezil eder, yerin dibine sokar. Gitti avukata para verdi, “müşrik avukat kardeş beni kurtarır mısın?” dedi. Kurtarabildi mi? Kurtaramadı. Cezaevinde. Allah Teâlâ hidayet nasip etsin. Beddua etmiyorum. Onlar bize küfrediyor, biz onlara hidayet diliyoruz, hidayet duası yapıyoruz. Onlar bize lanet okuyor, biz onlara hidayet duası yapıyoruz. Allah Teâlâ bu kardeşime, bidat ehli olmasına rağmen Müslümandır, kardeşimdir, Orada, o dört duvar arasında hidayet nasip etsin. (Âmin) Şu kalbindeki Müslümanlara olan düşmanlığı, ümmet-i Muhammed’e olan düşmanlığı gidersin. (Âmin) Kinini yok etsin. (Âmin) Tekrardan on dört asırlık ana caddeye, ehlisünnet ve’l-cemaate döndürsün. (Âmin) Yahudi’nin, Hristiyan’ın kölesi olmaktan kurtarsın bu kardeşlerimizi. (Âmin) Kardeşim, biz sizin kurtulmasını istiyoruz ya. Fena mı olur o üç tanrıcılara köle olmaktan kurtulup da, Allah ve Resulüne itaat etmeniz, fena mı olur. Safları sıklaştırırız, gücümüz, kuvvetimiz artar. Ama üç tanrıcılarda para var, üç tanrıcılarda güç var. “Onlar bizi destekliyor, yerlerimizi tutmamız için kiralarımızı üç tanrıcılar veriyor.” diyorsunuz, onları destekliyorsunuz, bize kâfir diyorsunuz. Bunlar bize düşmandır. Bize, Ehli Sünnet olan kimse düşman olmaz. Bütün cemaatlerden hayır dua alıyorum. Bizim derviş kardeşlerden daha fazla etrafımdaki insanlar, sohbetlerimi izleyen insanlar bana dua ediyor. Allah hepsinden razı olsun. (Âmin) “Herkes sizi kötülediğinden dolayı korktum fakat sonra devamlı ve devamlı karşıma çıktığınız için videolarınızı izlemeye başladım.” Zorlen, zorlen… 🙂 Benim videolar devamlı çıkıyor orada karşısına. “Ya kim bu ya, tamam be…” en sonunda tıklamış bir tane. Zaten tıklayış, o tıklayış. Beni bir kere tıklarsan, daha bırakamazsın canım. Kardeş ne diyor? “En sonunda tıkladım hocam.” diyor. Sübhanallah. “Dini videolar izlediğim için konuşmalarınız çok akıllıca. Zaten örnekleriniz de harika. Allah sizden razı olsun hocam. Sizden öğrendiğim her bilgiyi aileme anlatıyorum. Çok memnun kaldım. Allah sizden razı olsun.” Kardeşim Allah senden razı olsun. Bak, şimdi bu kardeş önce bir toparlanmış, bir şekil değişimi olmuş, İslamiyeti yaşamaya başlamış, orada kalmamış artık bir davetçi… Ben halife olmak istiyorum diyor. Allah’ın, Rasulünün ve Kur’an’ın yeryüzündeki halifesi olmak istiyorum diyor. İslam davetçisi… Efendimiz Aleyhisselam buyurdu: “İslam davetçisi Allah’ın, Peygamberin ve Kur’an’ın yeryüzündeki halifesidir.” İşte sana halife olmak için bir yol. Öğrendiğin her şeyi komşuna anlat, arkadaşına anlat, pes oynadığın arkadaşına anlat, işe beraber gittiğin dostuna anlat, eve git hanımına anlat… Kapat o diziyi televizyondaki; tak kumandayı al, diziyi kapat. Hızlı bir şekilde, hızlı bir el hareketiyle pilleri çıkart. Tık tık tık. “Hay Allah ya bak pillerde… Neyse kapatalım” de. Bir numara yap ya, her şeyi ben mi öğreteceğim ya. Kapat o televizyonu, öğrendiğin meseleleri anlat. Anlattığın zaman sen Allah’ın ve Resulünün yeryüzündeki halifesi olursun. Bu kardeş de ne yapmış? Sadece öğrenmekle kalmıyor, öğrendiğim her şeyi diyor aileme anlatıyorum. “Recep bak, bugün şöyle öğrendim, hoca böyle anlattı falan dur şu videoyu izleyelim ya.” Oyun videosu izleyeceğine arkadaşına bizim videoları seyrettiriyor. Bu sefer o da bağımlı oluyor. İslam ilimleri öyle bir şeydir ki, öyle bir bağımlılık yapar ki bunun sonu yok. Devamlı daha fazlasını istersin. Dur şu kitabı da okuyayım, dur bu sohbeti de seyredeyim, dur şu bilgiden eksiğim, bunda da kendimi geliştireyim. Hep daha ileriye gidersin. Biz sekiz yaşında bu ilimleri okumaya başladık. Ve okudukça, öğrendikçe cahilliğimiz daha fazla arttı. Anladık ki biz olayın daha içine dahi girememişiz. İslam ilimleri çok derin bir okyanus, bize Allah’ın verdiği bir damla. Yirmi senedir ben o bir damlayı anlatıyorum, daha hâlâ bitiremedim, ikinci damlaya geçemedim. O kadar, o kadar derin bir damla ki, daha hâlâ o damlayı anlatıyorum. Ve her sohbetimde başka başkadır. Hep başka ayetleri anlatırım, hep başka hadis-i şerifleri zikrederim ve bitmez. Allah’ın ilmi; denizlerin tamamı mürekkep olsa, ağaçların tamamı kalem olsa Allah’ın ilmini yazarak bitirecek değildir. Mevlâ Teâlâ Hazretleri ibret almayı, idrak etmeyi, anlamayı bize nasip etsin. (Âmin) Âmin ya Muin. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana, belki sen kavuşursun biz varamadıksa da. Kardeşler, ben buna karşılık bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Velhamdülillahi Rabb’il âlemîn el-Fâtiha.

Neden beynimizin tamamını kullanamıyoruz? – Sadece ahiret için mi yaratıldık?

“Neden beynimizin tamamını kullanamıyoruz? Biz ahiret için mi yaratıldık?” Sual bu. Aynı sual içinde iki tane sual tevcih etmiş kardeşimiz. “Hocam, bir sorum olacak. Allah Teâlâ neden beynimizin belirli ve de bariz olarak küçük bir yüzdesini kullandırtıyor bize bu âlemde?” Biliyorsunuz, bilimsel tespittir. İnsanoğlu, istisnasız bütün insanlar yüzde iki ile yüzde beş arası beyinlerini kullanabiliyorlar bu dünyada. Yüzde iki ile beş arası… Zaten altı ya da yedi olduğu zaman ona deha deniyor. Anormal bir insan. Allah Teâlâ sınırı biraz aştırınca, delilik ile dehalık arasında küçük bir fark var. Yüzde on olsa deli olur. Çünkü Allah’ın bir çok sırrına daha dünyadayken vâkıf olur. Ve kaldıramaz deli olur. Yüzde beş maksimum limit bu. Altı ya da yedi oldu mu da deha oluyor. Neden Allah Teâlâ bunu böyle yaptı? Neden dünyada beynimizin yüzde yüzünü kullanmamıza izin vermedi? “…Ahirette akla ihtiyacımız olacak mı? Esas olarak biz ahiret için mi yaratıldık?” Kardeşimiz aynı sual içinde üç tane farklı sual sormuş. Bismillâhirrahmânirrahîm Cevap: İnsan hem dünya hem de ahiret için yaratılmıştır. Ama asıl yurdu, sonsuzluk âlemi olan ahirettir. Ölümsüz olan bir ruha sahip olması da bunun en açık delilidir. Kardeşler! Şu anda İslam’ın en büyük düşmanı olan Ebu Cehil’in ruhu hayatta mıdır değil midir? Hayattadır! Allah’ın en büyük düşmanı olan Firavun’un ruhu şu anda hayatta mıdır değil midir? Hayattadır. Ruhlar ölümsüzdür. Bedenler ölür, parçalanır yok olur. Ruhlar kıyamete kadar bâkidir. Sonra kıyamette sûr’a üflendiği anda ruh da öldürülecek. Sonra tekrar diriltilecek ikinci sura üfürülmesiyle beraber. Sonra üzerlerine bir beden, et, kemik, kas giydirilecek. Göz, akıl, dil, kulak verecek Allah Tâalâ ve hesaba çekecek. Dolayısıyla ruhlar ölümsüzdür. Ruhun sahibi olan kâfir de olsa mü’min de olsa bu hakikat değişmez. Ne dedi Hz. Ömer Radiyallahu anh? “Ey Allah’ın Resulü, Ebu Cehil’i öldürdük, adamlarını öldürdük, kuyuya attık. Sen şimdi kuyuya attığımız insanlara mı sesleniyorsun? Onlar seni duyamaz ki.” “Ya Ömer yanlış biliyorsun. Onlar, şu anda beni sizin duyduğunuzdan daha iyi duyarlar.” Çünkü ruh konumuna geçtiğimiz anda görüşümüz daha keskin olacak, işitmemiz daha keskin olacak, latifeleri hissetmemiz daha keskin olacak. Hareketimiz çok daha hızlı olacak. Efendimiz Aleyhisselam böyle buyuruyor. Allah tarafından dünyada bize verilen nimetler, ahirette vereceklerinin küçük birer örnekleridir. Ne nimet veriyorsa Allah Teâlâ, ahirette vereceğinin küçük yüzde birlik bir örneğidir. Küçük bir örnek! Burada sahip olduğumuz her şeyimiz sınırlı, ahirettekiler ise sınırsız olacaktır. Rabbimiz burada sınırlı olanlarla, sınırsız olan nimetlere özlem duyalım ve daha çok çalışalım diye her verdiği şeye bir kısıtlama koymuştur. Bak aklını seviyorsun değil mi? Kafası biraz çalışan bir adam aklını sever. Yemek yemeyi seviyorsun, lezzet alıyorsun. Bakmayı, görmeyi seviyorsun. O rüzgârın kırk derecelik sıcakta, otuz beş kırk derecelik sıcağı gördüğünde o rüzgârın püfür püfür üzerine esmesini seviyorsun değil mi? Biraz rüzgâr çıkıyor, böyle bir serinleşiyor ya hava. Cennet gibi diyorsun. O çiçeklerin kokularını, o ağaçların, erguvanların kokularını almayı seviyorsun değil mi, hoşlanıyorsun bundan? Bunların tamamı küçük birer lezzet. Cennette alacağımızın yüzde biri belki de, belki binde biri. Mâlûmât Allah’a aittir. Neden verdi Allah Teâlâ bu kısıtlıları? Bu dünyada, geçici olan bir yerde Allah bu kadar güzel ve kısıtlı yapabiliyorsa, bu geçici olanda bile bu kadar güzel yaratabiliyorsa acaba kalıcı olan yerde bize ne verecek? Bunu düşünmemiz için verdi. Şayet Allah sınırsız olan nimetleri cennette vermek yerine bu dünyada bahşetseydi, hiç kimse cenneti arzulamaz ve ahiret için çalışmazdı. Örnek, Firavun. Örnek, Karun. Örnek, Nemrut. Cennet için çalışıyor mu bunlar? Çalışmıyor. Örnek, Yahudiler. Bunlar cennet için çalışıyor mu? Çalışmıyor! Sadece dünya için çalışıyor. Neden? Dünyada zenginlik bunlarda, faiz bunlara helal, tefecilik bunlara helal, kan içmek bunlara helal, masumları öldürmek, sivilleri öldürmek bunlara helal. Tevrat’ta bir emir var: “Öldürmeyeceksin.” Tevrat’taki en meşhur on emirden bir tanesidir bu. “Öldürmeyeceksin.” diyor Allah, Yahudi’lere. Yahudiler bu emri biliyor mu, inanıyor mu? İnanıyor! Ama bu emri nasıl alıyorlar? Aynen bizim mealci hocalar gibi takla attırıyorlar ayete. Buradaki Allah’ın öldürmeyeceksin emri Yahudileri öldürmeyeceksin demektir! Yahudilerin dışında bütün ırkları öldürmek bize helaldir, diyorlar ve ayete takla attırıyorlar. İşte bu kavim, dünyayı cennet yapmış olan bir kavim. Dolayısıyla ahirette, cennetten nasibi var mıdır? Allah ve Resulüne iman etmeyen insanlara ahiretten, cennetten nasip yoktur. Eğer Allah lütfeder de bizi cennetine alırsa ahirette sadece beynimizi değil bütün hassalarımızı maksimum düzeyde kullanacağız inşallah. Biliyorsunuz oraya gitme ibadetlerle değil. İbadetler bize verdiği nimetlerin ödemesi. Küçük bir ödeme, küçük bir karşılık. İyi niyet göstergesi. Cennete gitme olayı tamamen Allah’ın rahmetine dayalı. Onun emirlerini tutarsak, ibadetleri yerine getirir, haramlardan sakınmaya çalışırsak lütfeder. Lütfeder ve vaadini gerçekleştirir, bizi cennetine koyar. Yoksa kimse namazına güvenip de cennete gireceğini falan düşünmesin! Böyle bir şey yoktur. Ayetle bitirdim suali. “İnanıp yararlı işler yapanlara altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele.” (Bakara, 25) İnanıp, yararlı işler yapanlara! “…Onlarda ki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında, ‘Bu daha öncede rızıklandığımız şeydir.’ derler. Ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere kendilerine sunulacak.” (Bakara, 25) Ne görüyorsan orada Allah sana verecek. Diyeceksin ki: “Bu bizim oradaki kavundu ya, bak aynısı kavunun aynısı.” Sadece isim benzerliği var, görüntü benzerliği var. Yediğin zaman aynısı olmadığını anlayacaksın. “…Orada çok temiz zevceler de onların. Hem de onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.” (Bakara, 25) İşte ana yurdumuz neresi? Ahiret! Peki ana yurdumuz ahiret diye Allah bize dünyayı tamamen koyuverin diyor mu? Demiyor! Toprağına sahip çıkacaksın. “Vatan sevgisi imandandır.” sözü hadislerden alınmıştır. Kim vatanını korumak için, kim toprağını sınırını korumak için nöbet tutar da nöbette öldürülürse İslam’da bunun hükmü nedir kardeşler? Şehadet, şehitliktir! İşte bu gibi hadislerden dolayı “Vatan sevgisi imandandır.” sözünü âlimlerimiz kitaplarında zikretmişlerdir. Sevgin var mı, vatanını seviyor musun? Sende iman var. Vatanı sevmiyorsun. Vatansız Vehhabi, Seleficiler gibi olursun. Vatansız Pkk’ciler, Marksistler gibi olursun. Adamın vatanı yok. Dolayısıyla burayı parçalamak istiyor. Vatanına göz koymuş, el koymak istiyor. Göz koyduğu yere el de koymak istiyor. Ama seni elde edebilmesi için bir tek yöntem var. Batılıların bin yıldır yaptığı yöntem! Böl, parçala, zayıf düşür, yut! Zayıf düşürmeden parçalamadan yutmak yok. Bir ekmeği alıp da direkt ağzınıza atamazsınız. Bu çizgi film değil, bu gerçek hayat. Bir ekmeği yiyebilmek için önce bölmeniz lazım sonra böldüğünüz parçaları da minik parçalara bölmeniz lazım. İşte ümmeti başındaki halifeyi almak suretiyle böldüler. Parçalara ayırdılar. Şimdi o parçaları da parçalara ayırmak zorundalar ki bizi tamamen bir soykırımla yok edebilsinler. Zalim Yahudilere desteği kim verdi? Dünyadaki en büyük zalim, Amerika! Yahudi’nin hizmetkârı, Yahudi’nin fino köpeği. Yahudi ne diyorsa onu yapmak zorunda hisseden Amerika. Amarika… Kararı kim aldı? Bütün Birleşmiş Milletler oylamada karşı çıktı. Adam tek başına yanındaki iki üç ülkeyle beraber dedi ki, ben bunu yapıyorum. Ben zalimlerin lideriyim, ne dersem o olur. Bu yüzyılın Firavun’u da Karun’u, Nemrut’u da benim dedi ve kararı aldı. Başkente taşıdı elçiliğini. Bütün olaylar ondan sonra patlak verdi. Bu ölüler, bu çocuklar, bu kadınların katledilmesi falan hep bu olaydan sonra oldu. Şimdi zalim burada kim? Yahudi! Diğer zalim kim? Amerika. Destekledi çünkü, işbirlikçi. Peki, kâfirin zaten işi bozmaktır. “Onlara yeryüzünde fesat çıkartmayın denildiğinde onlar der ki biz ıslah ediyoruz.” (Bakara, 11) Şimdi gidin bu Yahudilerle, Amerikalılara deyin niye bunu yapıyorsun? “Islah ediyoruz.” derler. Kur’an onların durumundan bahsediyor. Bunların durumu böyleyken, bütün hayat felsefeleri İslam’ı yok etmek, Müslümanlara soykırım yapmak üzerine kuruluyken biz ne yapacağız? Biz ya sesiz kalacağız hiçbir şey demeyeceğiz, hiçbir tepki ortaya koymayacağız. Ya da gerçek bir mü’min duruşuyla hareket edeceğiz ve tepkimizi ortaya koyacağız. Bütün sosyal medya alanlarında, gerekirse elçiliklerin kapısına dayanarak, gerekirse mitinglere çıkarak ve gerekirse bütün Yahudi mamullerini boykot ederek karşı koyacağız. En son durum ne? En son durum savaştır. Şu anda ümmet o kadar kuvvetli değildir. Ama bıçak kemiğe dayanırsa, bize diş gösterirlerse, ilk kanı onlar dökerse, toprağımıza göz koyup da istila etmek isterlerse üçüncü dünya savaşı o zaman çıkar. O zaman çıkar! Artık günah da bizden gitmiş olur. Biz çıkartmadık. Siz kaşındınız. Siz soykırım yapmak istediniz. Hitler; Alman Hristiyan’ı, Katolik bir Hristiyan’dır. Alman Hristiyan’ı Hitler Yahudilere soykırım yaparken bütün dünya çıtını çıkartmadı. En sonunda diğer ülkelere saldırıya başladığı anda birleştiler, Hitler’i bitirdiler. Aynı soykırımı şu anda Müslümanlara yapmaktan utanmaz mısınız? Hitler’in Yahudilere yaptığı soykırımın aynısını, siz şu anda Müslümanlara yapıyorsunuz. Yahudiler! Allah onların başına Hitler’i musallat etti. Şimdi Müslümanların başına da Yahudileri musallat etti. Müslümanlar toprağını muhafaza için mücadele ediyor. Yahudiler de her geçen gün katletmeye devam ediyor. Allah Teâlâ diyor ki: “Sakın kendinizden emin olmayın. Bu ateş sadece zalimlere dokunmayacak. Zalimlerin karşısında sessiz duranlara, tavır koymayanlara da dokunacak.” (Enfal, 25) Kardeşler Allah bizi onlardan etmesin.

Kızını Hristiyana ya da Yahudiye veren Müslüman kafir olur!

Bu akşam inşallah İmam Rabbani Hazretleri’nden, Mektubat isimli eserinden, 23. mektubunu okuyacağız. Mektuba konu olan ayet-i kerimeyi başa aldım, ayetle giriş yapacağız yine. Peşinden mektuba başlayacağız inşallah. Allah Teâlâ feyzimizi, bereketimizi bol kılsın. (Amin) Şuradan, kapıdan çıkarken kalbine bir şey doldurmadan, bir şeyler almadan, çantasını doldurmadan çıkan kullardan etmesin bizi. (Amin) Amin ya Muin. Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm. Allah’ımız buyurdu: “İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin.” (Bakara, 221) Şimdi, bir kadın gördün mahallende. Evlilik niyetin var. İki şekilde bu kadınla beraber olursun. Ya aileni araya hiç dahil etmezsin, flört dönemi yaşarsın. Bu haramdır. Şeytanın destur verdiği bir dönemdir bu. Şeytanla beraber hareket edersin ve nefsini tatmin edersin. İki, aileni olaya dahil edersin. Dersin ki: “Mahallemde bir kız gördüm, bir soruşturun. Talibi var mı, nişanlılığı, sözlülüğü var mı? Evlenmek istiyorum.” dersin. Bu, İslam’a uygun olan yöntemdir. Aracı koyarsın. Şimdi, bir kız gördün mahallende fakat kız deist! Çok güzel, kız çok güzel ve çok beğendin. Ama kız deist. İslamiyet’te, kâfir olan bir kızla; deist olan, ateist olan, Budist olan bir kızla evlenmek helal midir kardeşler? Haramdır! Yahudi ve Hristiyan kızlar ile evlenmek helaldir. Kardeş buradan karıştırdı. Yahudi ve Hristiyan kızlarıyla evlenmek mekruhen bile olsa helaldir. Ama bu iki tane şeriatın dışında; deist, ateist, Budist, agnostik… Ne olursa olsun, hiçbirisiyle evlenmek helal değildir. Bunlara müşrikler denir Kur’an’da. Müşriklerle evlenmek bize haram kılınmıştır. Kadınlar için ne geçerli? Kadınlarımız için de, Müslüman kadınları için de Yahudi ve Hristiyan bile olsa erkeklerle evlenmek haram kılınmıştır. Bir adam; kızını bir Hristiyan ile evliliğe verdiği anda, bu artık günah olmaktan çıkar, küfür olur. Bir Yahudi’ye gelin olarak verdiği anda günah olmaktan çıkar, küfür olur. Neden böyle olur kardeşler? Çünkü bu adam, kızını bir Yahudi’ye veriyor. Bunun normal ve meşru olduğunu düşünerek veriyor. Bu nikah geçerlidir, diyor. Yahudi mahudi bakmam ben! Kızıma geldi talip oldu, evlendi diyor. Ama Allahü Teâlâ bu kitapta; kadınlarımızın, Müslüman kadınlarının Yahudi ve Hristiyan erkeklerle evlenmesini haram kılıyor. Bakın erkeklere bir ruhsat var. Yahudi ve Hristiyan kadınlarla evlenebilir mekruhen bile olsa. Neden? Çünkü soy erkekten devam eder. Lider hep erkektir. Dünya kurulalı beri, ilk insandan beri bütün dünyada lider erkektir. Aile erkek kanadından devam eder. Bundan dolayı çocuğun gayrimüslim olma ihtimali çok düşüktür. Ama Müslüman kadın gayrimüslim olan bir erkekle evlendiği zaman çocuğu kaybeder. Baba ne diyorsa o olur. Çocuk ya kiliseye gider ya havraya gider. Dolayısıyla, Allahü Teâlâ Hazretleri, ayetin başında bize neyi yasaklıyor? Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenemezsiniz, diyor. “…Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mümin bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır.” (Bakara, 221) Bak, o kadını çok beğendin. Mahallendeki o deist kız var ya, bayıldın kıza! Hocaya da sordun fetvasını. Hoca sana dedi ki: “Bu haramdır, evlenemezsin kardeşim.” Harama helal dediğin anda; evlendim, meşru bir nikah kıydım dediğin anda da kâfir olursun. “Ama hocam çok güzel. Ben böyle bir güzellik hayatımda görmedim, evleneceğim.” Ee bana niye sordun kardeş o zaman? Niye sordun? Bak Allah’ın ayeti böyle söylüyor, evlenemezsin diyor. Mahallende gördüğün o kız var ya, o aç kız, o fakir kız… Allah Teâlâ cariye diyor. Cariye ne demek? Cariye… Savaş yapılmış, kâfirlerin kadınları alınmış savaş esiri olarak. Ee kadınlar sokakta kalmasın diye; her aileden bir erkeğe, bir köle olarak, bir hizmetçi olarak o eve konuluyor. Ortada bırakılsa ne olur? Geçinmek için ne yapar bu kadın? Yapabileceği tek şey vardır. Sanatı falan da yok. Kendisini satmak zorundadır. Fuhuş artmasın diye İslamiyet’te cariye statüsü vardır. Köle kadın… Bir de köle erkek vardır. Bu da yine bir ailede; her köle erkek, bir ailede kalır. Ve kölenin sahibi; bu kölenin, bu hizmetkârın bütün ihtiyaçlarını kendi giydiğinden ve kendi yediğinden karşılamak zorundadır. Şimdi Allah’ımız ne buyuruyor? Mü’min bir cariye, Mü’min bir köle o gördüğün çok güzel kızdan senin için daha hayırlıdır. Sen git, bu fakir olan kızı al. Devam ediyor ayet: “…İman etmedikleri sürece, Allah’a ortak koşan erkeklerle kadınlarınızı evlendirmeyin.” (Bakara, 221) Şimdi geldi mahallenin en zengin adamı. Ama adam Hristiyan, senin kızına talip oldu. Bu ülkede olmadı mı bu? Hristiyan bir tane profesörle kızı evlendirdiler. Bu diyalogcular grubu, fetö grubu. Bütün televizyonlar çalkalandı. Zaman gazetelerinde, onların kendi gazetelerinde koca koca manşetler çıktı. Artık devir değişti. Bu bir devrim! Neymiş devrim? Bir profesör varmış Harran’da, Urfa’da. Profesör hem Hristiyan’mış hem Müslüman’mış. İki dinliymiş! Cuma günü namaza gidiyormuş, pazar günü kiliseye gidiyormuş. İki dinli olur mu kardeşler bir adam? Ya ben size soruyorum. Bir adam hem Fenerli hem Galatasaraylı olabilir mi? Mümkün mü böyle bir şey? Bak bu ülkeyi tamamen gez. Ben hem Fenerliyim hem Kayserisporluyum diyen duyabilirsin. Ama ben hem Fenerliyim hem Galatasaraylıyım diyeni duyamazsın! İki dinli gibi bu, yani mümkün değil! Bir adam hem Müslüman hem Hristiyan ya da hem Müslüman hem Yahudi olamaz! Tahrif edilmiş şeriatlar… Ve senin şeriatını kabul etmiyor. Senin peygamberini kabul etmiyor. Senin Allah’ını bile kabul etmiyor. Onların Allah’ı biraz daha farklı. Çocuğu var ve karısı var! Yahudilerin Allah’ı da çocuğu olan bir Allah. Haşa ve Kella! Allah’ımız bunların hepsinden münezzehtir. Şimdi kardeşler, kızlarınıza o mahalledeki zengin Hristiyan geldi, talip oldu. Sen de ne yapacaksın? Hemen akraban yanına gelecek. “Ya böyle kısmet bir daha ele geçmez. Sen bu çocuğa ver. Kızın kraliçeler gibi yaşar. Dizilerde gördüğün o kızlar var ya, aynı onlar gibi yaşar.” dediler. Sen ne yapacaksın? “Kızımı ben buna verirsem bu Hristiyan’a, kâfir olurum. Şurada yaşayacağım yirmi otuz sene daha. Yirmi otuz sene sonra belki damadın yardımlarıyla iyi yaşayabilirim ama ebedi olarak cehenneme gitme durumu var. Ben niye ahiretimi küçük bir dünya menfaatine satayım ki!” Sen eğer Müslümansan imanın burada ortaya çıkacak. Sen eğer kalibren zayıfsa, kalibren düşükse yan çizeceksin, yalpalayacaksın! Senin nerede imanın ya? Allah’ımız devam ediyor: “…Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır.” (Bakara, 221) O hizmetçi var ya, o köle Müslüman ama. Geldi senin kızına talip oldu. Müslüman olduğu için kızını buna verebilirsin. Korkma! Ama diğer adam ne kadar zengin olursa olsun, imanı kaybetme durumu var.

Survivor rezaleti! – Aç kalan yarışmacılar timsah yedi!

İngiltere’nin Survivor’ında nesli tükenen timsahı yediler. Şimdi biliyorsunuz dünyanın Survivor denilen yaşama iç güdüsü denilen bir yarışma programı var. Bizim ülkemizde de var. Gençlerden bir tanesi aldı ülkemize getirdi. Getirmez olaydı! Allah ona hidayet versin. Çünkü bu yarışma rezalet bir yarışmadır. Ahlaksızlığı deşifre eden, insanların aklına gözlerine ve kalbine ilka eden bir yarışmadır. Kızlar erkekler çırılçıplak! Bir adaya koyuyorlar. Yemeği çok kısıtlı veriyorlar. Ve diyorlar ki bu adada siz Hindistan cevizleriyle şöyle böyle geçineceksiniz. Birer pike vereceğiz üstünüze. Geceleri üşüdüğünüz zaman kızlı erkekli sarılın yatın. Sıcak sıcak idare edeceksiniz diyorlar ve bazı yarışmalar yapıyorlar. Yarışmayı kazanan gruba yemekler veriyorlar giysiler falan veriyorlar. İşte kazandığı zaman yarışmayı erkekler ve kızlar ne yapıyor? Sarılmalar öpüşmeler yakınlaşmalar! Kızlar çıplak, erkekler yarı çıplak! Bunların tamamı İslam’a aykırıdır. Ama bunlar ne yaptı? Kâfirlerin icat ettiği bu yarışmayı aldılar getirdiler buraya koydular. Resûlullah Aleyhisselam bunu nasıl anlatmıştı 14 asır önce? “Onlar kertenkele deliğine girse siz de gireceksiniz.” İnsan kertenkele deliğine girer mi? Ama Efendimiz Aleyhisselam buyuruyor ki: Onlar girse siz de peşlerinden gireceksiniz. Çünkü taklit! Sizde onları taklit çok kuvvetlenecek. Hayatınızı buna endeksleyeceksiniz. Gavur ne yaptı biz de aynısını yapalım diyeceksiniz. Sahabe sordu. Ey Allah’ın Resulü bu dediğin onlar Yahudi ve Hristiyanlar mıdır? Peygamberimiz şöyle buyurdu. Ya kimler? Başka kimler? Onlar! Bu yarışmaları alıyorlar getiriyorlar buraya. Şimdi o yarışmadan bir haber. İngiltere’de yayınlanan Survivor’da yarışmacılar nesli tükenmek üzere olan bir timsahı pişirip yedi. Kanibalizm. Bunlar aşırıya gitmiş. Artık demek ki yarışmaları kazanamaya kazanamaya üst üste aç kalmışlar. Bir adam aç kaldığı zaman ne yapar? Ya insan yer ya eşek at köpek falan yer. Timsah yiyeni de ilk defa duyuyorum. Bunu da söyleyeyim yani. Bunların gözü dönmüş. Timsaha dalmışlar. İngiltere’nin Channel 4 kanalındaki Survivor konseptinde Bear Grylls ile Ada isimli programda, Issız adada hayatta kalmaya çalışan erkekler açlıktan bir timsahı yakalayıp pişirdikten sonra yedi. Kim bilir bunların görüntüleri var mıdır internette bilmiyorum. Ama nasıl yakalamışlar o timsahı? Nasıl o tehlikeye göğüs germişler anlamadım. Program tepki topladı. Ancak o timsah nesli tükenmekte olan bir tür olduğu için Koruma altında bulunan Amerikan timsahı olunca programa büyük tepki geldi. Önemli bir timsahmış bu kardeşler. Sıradan timsahlardan değil. Önemli! Amerikan timsahı! Hayvan be kardeşim ya! Hayvan ya! Tasvip ettiğimden değil yani normal gördüğümden değil. Timsah yemek caiz de değil. Vahşi bir hayvan! Ama adamlar aç kalmış gözü dönmüş. O meşhur hamburger firmasının da gözü dönmüş. Boyuna millete at eti yedirmişler. Ortaya çıktı şimdi. Bak o hamburger ikram edenler! Hocayı hamburgerciye çağıranlar dikkat edin! At eti mekruhtur. Bizi hamburger dükkanına çağırmayın. Adam resmen açıkladı ya! Çok faydalıymış diyor. Bir de gaz veriyor. At eti çok faydalıymış sağlığa çok yararlıymış. At eti bu ya! Normal bir insan at eti yemez eşek eti yemez. Zaten at eti var diyorsa muhakkak içinde eşek eti de vardır. Muhakkak! Yakın der birbirine. Fetva oradan verir kafasından. Eşeği de atı da dümdüz içine koymuştur. Ateş sizi çağırıyor kardeşler. Ateş sizi çağırıyor! Avlanması kesinlikle yasak olan timsahla ilgili kanal yetkilileri pişman olduklarını! Ancak adada programdan önce yapılan araştırmaya dayanarak Amerikan timsahının yaşadığına dair önceden bir bilgileri bulunmadığını açıkladı. Çok pişman olmuşlar. Çok üzülmüşler. Ama en sonunda açıklamışlar: Biz araştırma yaptık. Ne timsah gördük ne başka bir şey gördük demişler. Böyle bir olay! Kardeşler bak uyarıyorum! Aranızdan bu yarışma programlarına bu kadınlı erkekli çıplak yarışma programlarına katılmak isteyenler varsa rica ediyorum! Yapmayın kardeşim! Yapmayın! Orada bir yarışma kazanırsınız kaza bela. Kızlar gelir size hadi bir çak falan der. Her şey zaten çakla başlar. Çak! El ele çakmalar başlar. Ondan sonra futbolcuların yaptığı gibi kalçalara çakmalar başlar. Kalçaya çakma başladığı zaman tehlike var. Sana fena çakacaklar demektir. Kardeş! Böyle bir şey yok. Sonra sarılmalar öpüşmeler sonra birbirlerinin arkasından gıybet yapmalar! Bak bu yarışma programlarında reytingi en çok arttıran şey ne? 2 tane adam toplanıyor öbürsüne kulis yapıyorlar. Oradan da 3 kişi toplanıyor bunlara kulis yapıyorlar. Kameralar geliyor onun hakkında ne diyorsun diyor. Bunlar diyor ki bunun hakkında şunu diyorsun! O böyle yaptı biz şöyle yaptık ama şimdi planımız şu. Devamlı bir fitne! O onun hakkında kötü konuşsun bu bunun hakkında kötü konuşsun. Düşmanlık ortaya çıksın. Düşmanlık çıktığı zaman ne oluyor? Reyting oluyor. Reyting! O bakıyor cebindeki parayı doldursun. Sen ona düşman mı olmuşsun. Kalbin kirlenmiş mi? Gıybet ölü kardeşinin çiğ etini yemek gibidir bunlara bakmaz ki o. O bakıyor parası dolsun. Çıplak kızla ilişki mi yaşamışsın? Bunlara bakmıyor bunlar. Başka bir programında bunların ne oldu? Kızla erkek ilişki yakın bir ilişki. Bir yakın bir ilişki halindeyken rezil oldular. Kadınla erkeği bir eve kapatırsan ne olur? Ateşle barutu yan yana koyduğun zaman ne olur? Otururlar felsefe konuşurlar. Ateşle barut felsefe konuşur mu ya? Ateşle barutu yan yana getirdin mi patlama olur başka bir şey olmaz. Kadınla erkeği yan yana koydun mu cinsellik ortaya çıkar. Başka bir şey çıkmaz. Bu ilahi kanun böyledir. Ama sen ne yapıyorsun? Allah’ın kanununa karşı geliyorsun. Biz kadınlara böyle bakmıyoruz. Yalancısın! Kadına baktığın zaman kadınlığına bakarsın ilk olarak bakış budur. Bir erkek bir kadına önce nasıl bakar? Kadınlığına bakar. Bu bir kadındır. Okula gittin ve bir öğretmenin var sen ona bir öğretmen olarak bakmıyorsun. Kadın bir öğretmen olarak bakıyorsun. Önce kadın o. Sonra öğretmen. Kadın da erkeğe böyle bakar. O önce bir erkek. Allah bizi birbirimize düşkün yarattı. Bu Allah’ın sistemi. Bunu inkar edemezsin. Yok biz görmezden gelelim bunu. Çağdaşlık çağdaşlık diye diye zinâkâr bir nesil yaptınız. Zinâkâr bir nesil! Bana ne mesajlar geliyor. Ne mesajlar! Her hafta 2 tane kızla buluşurum 3 tane kızla buluşurum! Ben nasıl kurtulacağım hocam. Bu mesajlar bana geliyor. Sadece iyi mesajları yayınlıyorum ben. İşte şöyle değiştim şöyle yaptım. Bir de değişemeyenler var! Yardım istiyor toparlanamıyor. Bunları yayınlamıyorum moraliniz bozulmasın diye. Günahlarını açıklayanlar. Kardeşler! Buradan uyarıyorum! Günahlarınızı açıklamayın şahit tutmayın. Bize sadece günahlarım büyüktür deyin. Anlarız biz onu. Çok günahım var de biz anlarız onu. Sen detay verme! Açıklama! Çünkü şahit tutuyorsun bizi. Yapma bunu! Ben sana dua ederim. Allah seni affetsin diye ama detay verme açıklama günahı! Kurtulmak için biz sana bir sürü yol anlatırız. Allah ne buyurdu? Resullullah ne buyurdu? Sahabeler ne anlattı? Bunları söyleriz. Allah Teala Hazretleri bu ümmeti kurtarsın.

Kandil kutlamak caiz mi? Deliller

Mevlit kandili diye bir şey yoktur. Mevlit bidattır, diyenlere cevabı Efendimiz Aleyhisselam veriyor: “Ey Allah’ın Rasulü, siz neden pazartesi ve perşembe oruç tutuyorsunuz?” Sahabi, Allah’ın Rasulü Aleyhisselam’a soruyor. Efendimiz Aleyhisselam ne buyuruyor? “Allah, beni pazartesi günü dünyaya getirdi ve bana peygamberliği pazartesi günü verdi. Bundan dolayı pazartesi günü oruç tutuyorum.” Allah’ın Peygamberi Aleyhisselam doğum gününü her hafta kutluyor. Dikkat buyurun! Bizim doğum günlerimizi senede bir defa kutluyoruz. Onu da nasıl? İbadetsiz… Allah’ın Peygamberi namazı daha fazla kılıyor, şükrü daha fazla yapıyor, secdeyi daha fazla yapıyor. Övgüler ve selam üstüne olsun. (Amin) Biz ne yapıyoruz? Yahudi ve Hristiyan usulü bir pasta, bir de yine Hristiyan usulü üzerine mumlar… Hadi bakalım üfle! Bir de Hristiyan şarkısı, “Happy birthday to you.” Ne oluyor bu? Onlara benzemiş oluyorsun, peygambere benzemiş olmuyorsun. Var mı aranızda doğum gününde oruç tutan? Benim sualim, merak ettim. Aranızda doğum gününde oruç tutan var mı ? Hocam o gün bizim keyif günümüz, eğlenme günümüz. Dünyaya geldik, insanların bizi şımartma günü, o gün oruç tutmayız. Ama Allah’ın Peygamberi Aleyhisselam oruç tutuyor. İşte kandil kutlamak bidattir diyen sapıklar, Allah’ın peygamberine karşı gelmiş oluyor. Peygamberiz Aleyhisselam’ın kendisi, kendi doğum gününü kutlarken biz niye kutlamayalım? Sonra, kaldı ki Allah’ın Peygamberi Aleyhisselam’a bu gece normalden çok daha fazla Salavat-ı şerife getirilecek. Bu gece Sahabe-i kiram efendilerimizin de yaşadıkları hadis-i şerifler, onun bize rivayet ettiği ayet-i kerimeler çok daha fazla anlatılacak. Senin bundan gocunduğun ne var? Niye sana batıyor Allah’ın peygamberini övmemiz? Onu methetmemiz, onun sahabilerinin yüceliğinden ahlakından bahsetmemiz sana niye dokunuyor, batıyor? Sanatçıları övsek batmaz ama! Sıkıntı olmaz. Senin tabi olduğun sapkın âlimleri övsek, methetsek hiç batmaz. Allah’ın Peygamberi’ni mehettiğimiz zaman sana batıyor. Bu yüzden mevlit bidat diyorsun. Bu yüzden mevlit diye bir şey yok diyorsun. Bu yüzden mevlit kutlayanlar müşrik olur diyorsun. Ey mezhepsiz kardeşim! Allah’ın Peygamberi’ne savaş açmışsın. Allah’ın Peygamberi’ne savaş açanların burnu yerde sürtünür. Asla doğrulamazlar! Bu mezhepsizlerin en sevmediği ayetlerden bir tanesi söyleyeyim. Hocam, Müslüman ayet sevmez olur mu? Bunların gizlediği ve sevmediği ayetler vardır. Benden işitin. “Vemâ erselnâke illâ rahmeten lil’âlemîn.” (Enbiyâ, 107) Ey Rasulüm biz seni gönderdik. “…illâ rahmeten” Muhakkak ki bir rahmet olarak gönderdik. “…lil’âlemîn.” Âlemlerin tamamına bir rahmet olarak gönderdik. En sinir oldukları ayetlerden bir tanesidir. Neden? Çünkü Allah Teâlâ Efendimiz Aleyhisselam’ı bir rahmet olarak nitelendiriyor. Ve bütün âlemlere gönderdiğini beyan ediyor. Sadece belirli bir bölgeye değil. Bu onu, evrensel bir peygamber yapıyor. İsmini işitip de kötülenmeden, vasati olarak adını işitip de “Ben o peygamberi kabul etmiyorum.” diyenlerin tamamı mesul oluyor. Dünyanın neresinde olursa olsun. Artık son peygamber gelmiştir. Bu peygambere tabi olmak zorundasın. Allahü Teâlâ, Efendimiz Aleyhisselam’ı Kur’an’da bir rahmet olarak nitelerken, onun isminin anıldığı yere rahmet suları akın akın gelirken, onun övüldüğü, methedildiği her an ibadet olurken… Allah’ın Rasulü Aleyhisselam’ı methetmek ibadettir. Onu övmek ibadettir. Ama bugün bazı sapkınlar diyorlar ki: “Onu methetmek bidattır. Onu öven şiirler söylemek bidattır.” Bizim Efendimiz Aleyhisselam’ın üç tane şairi vardı .En sevdiği üç şair… Bunlar ne zaman Efendimiz Aleyhisselam’ı ve İslam’ı ve Rabb’imizi methedici şiirler yazsa hemen Medine’de duvara astırırdı. Mekke’de duvara astırırdı, o şiirleri. O şairlerden bazılarını gördüğü zaman… Hassân bin Sâbit Allah’ın rahmeti üstüne olsun. (Amin) Şairlerden bir tanesi. Ey Hassân, şu geçen gün söylediğin şiiri bir daha söyler misin? Dikkat buyurun, şiirde Efendimiz Aleyhisselam’a methiye var. Bizzat Peygamberimiz Aleyhisselam yüzüne karşı övülmek istiyor. O şiiri oku, diyor. Ve şiir dinlemekten keyif alıyor. Mevlitlerde okunan ilahiler, kasideler nedir? Allah’ın Peygamberi’ne bir övgüdür. Mevlidlerde ne okunur en çok? Salavat-ı şerife okunur. Allah’ın Peygamberi’ne salavat-ı şerife getirmek sana neden batıyor ki? Senin ne derdin var? Dolasıyla bu mezhepsizlerin, bu Vehhabi Selefilerin kandillerle problemi yok. Bunların problemi Peygamberimiz Aleyhisselamla. Tahammül edemiyorlar, çekemiyorlar. Hâlbuki bu sapkınların tamamı cuma namazına gidiyor. Bu sapkınların derecelerinden üstün olanlar, Dâru’l-harpçiler cumaya gitmezler. Dâru’l-harpçiler vardır, Vehhabi Seleficilerin aşırıcıları. Dâru’l-harp! Kim diyorsa ki bu ülke Dâru’l-harptir, ben cuma namazına gitmem, vakit namazlarına camiye gitmem; bu adam bir İngiliz uşağıdır. Ya bir İngiliz ajanı ya da bir ajanın uşağıdır. Hücre tipi yapılanmayla bir üstünden haberi var, bir üstün bir üstünden haberi yok demektir. Bu ülke içinde yaşayan bir cahil, bir gafildir. Kullanılan bir maşa konumundadır. Ne diyor? Bu ülke Dâru’l-harp, ben bankadan faiz yerim. Dâru’l-harp burası. Müslüman bir ülke değil, kâfir bir ülke, diyor. Fetvayı veriyor. Bu ülke Dâru’l-harp ben cumaya gitmem, diyor. Cumada imamlar, o en sinir olduğum ayet-i kerimeyi okuyor, diyor. Müslüman ayetten sinir olur mu? Ayetten kim sinir olur, kim öfkelenir ayete? Yahudi öfkelenir, Hristiyan öfkelenir. Müslüman ayetten öfkelenir mi? Ama ne zaman ki cuma vaazında: “İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.” (Ahzâb, 56) Her cuma vaazında, imam hutbedeyken biz bu ayet-i kerimeyi işitiyoruz. Bu ayette Allah Teâlâ bize ne diyor? Muhakkak ki Allah ve melekleri Rasul’e salât ederler, onu överler. Onu methederler. “…yâ eyyuhellezîne âmenû” Ey iman edenler! “sallû aleyh…” Siz de onun üzerine salat edin. Siz de onu övün. Allah, kendisinin ve meleklerinin onu övdüğünü beyan ediyor. Peşinden de bizim övmemizi istiyor. Bu ayet-i kerimeyle Peygamberimiz Aleyhisselam’a salavat-ı şerife getirmek ve onu övmek ne olmuş oluyor? İbadet… İbadet olmuş oluyor. Peki bu mezhepsiz Vehhabi Selefiler neye karşı gelmiş oluyor? İbadet yapmamıza karşı gelmiş oluyor. Allahü Teâlâ bu cahillere hidayet nasip etsin. (Amin)

İslam’da zorlama var mı?

Şimdi o şöyledir Caner kardeş, İslam’a girinceye kadar dinde zorlama yoktur. ”Lâ ikrâhe fî-ddîn.” (Bakara, 256) Allah’ın ayetidir. Ne zamana kadar? İslam’a girinceye kadar hiç kimseye bir zorlama yapamazsın! Örnek İslam tarihi, Efendimiz Aleyhisselam Mekke’yi fethetti, bir tane müşriğe demedi, ”Müslüman olmak zorundasın!” Serbest bıraktı. Örnek İslam tarihi, Fatih Sultan Mehmet. İstanbul’u fethetti, ne bir Yahudi’yi ne de bir Hristiyan’ı zorlamadı. Serbestsin. Ne zamana kadar? İslam’a girinceye kadar. İslam’a girdiğin anda sorumlulukların var. Zekât vermek zorundasın. Bak, o zamana kadar kimseye para vermek zorunda değilsin, İslam’a girdiğin zaman fakir Müslümanlara zekat vermek zorundasın. Artık mecbur kılındı. Yine zorunlu olduğun bir şey var, İslam’dan çıkmamak. Dine girdikten sonra, nimeti gördükten sonra İslam’dan çıktığın zaman öldürülmen vaciptir. İslam’ın emridir. Buna mürted denir. Bak, İslam’a girmeyen adama kâfir denir. Zaten dinde olmayan adam. İslam’a girdikten sonra dinden çıkarsa, buna mürted denir. Dini terk etmiş ve dini kötülemek için ayrılmış adam demektir. Kara propaganda yapacak. İslam’ı kötülemek için ayrılan adamın hükmü öldürülmektir. Rasullulah zamanında, gerekse dört halife zamanında mürtedler hep öldürülmüştür. O, zikrettiğin ayet ise: ”Lekum dinukum veliye din.” (Kâfirûn, 6) Sizin dininiz size, benim dinim bana. Ne zamana kadar geçerli? İslam’a girinceye kadar. Girinceye kadar serbestsin. İster gir ister girme. Mesele budur kardeşim.

“Diyalogcular diyerek, bize iftira etmiş olmuyor musunuz?” – Fetö‘cü sorusu

Bir adam, önünde başka bir adamı öldürdüğü zaman ve sen de bunu gördüğün zaman, bu adam, bu adamı öldürdü dediğin zaman, iftira etmiş olur musun? Delil var önünde. Bir adam, bir adamı öldürdü ve sen bunu gördün. Herhangi bir Müslüman, İslam’ı bilen bir Müslüman’ın önünde Allah’ın bir tek ayetini inkâr eden bir adama ne denir? Kâfir denir. Küfre girmiş demektir. Bu paralel cemaat, bu paralel cemaatin içindeki diyalog grubu, Allah’ın bir değil onlarca ayeti kerimesini inkâr etmişlerdir. Tek bir örnek vereyim. Delil istiyorsunuz, tek bir örnek vereceğim. Allah Teala Hazretleri, Beyyine suresinde bize şöyle buyurur: “İnnellezine keferu” O kâfirler var ya, “min ehlil kitabi” gerek Yahudi ve Hristiyanlardan olsun… O kâfirler var ya, gerek Yahudi ve Hristiyanlardan olsun, “velmuşrikine” gerekse puta tapanlardan olsun, “fi nari cehennem.” cehennem ateşindedirler. “Halidine fiha” Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. “ulaike hum şerrul beriyeh.” (Beyyine, 6) Onlar İnsanların en şerlileridir. Ayet böyle bitiyor. Allah’ımız üç gruba insanların en şerlileri diyor. Bir, Yahudi ve Hristiyanlar. İki, müşrikler. Yahudiler bir, Hristiyanlar iki, müşrikler üç. Allah bunların kâfir olduğunu söylüyor, ebedi olarak ateşte olacağını söylüyor ve ayeti şöyle bitiriyor: “Bunlar dünyadaki insanların içinde en şerlileridir.” Şimdi, bu cemaatin içindeki bazıları da, bu sadece bir ayettir, inkâr ettikleri bir ayettir, şöyle diyorlar: “Yok onlar da iyi insanlardır. Allah’ın rahmeti sonsuz, onlar da cennete girecek.” Bu adamlar ne yapmış oluyor? Allah’ın kâfir dediklerine Müslüman demiş oluyor. Cennete girecek, diyorlar. Yani Allah’a, “Sen yalancısın Allah’ım.” demiş oluyorlar. Bu iftira mıdır? Bunun gibi sadece bir delil söyledim. Bunun gibi yüzlerce delil vardır.

Son nefeste imanı kaybetme riski! Dehşet örnekler…

İmanı kurtarmak diye bir şey ölünceye kadar yoktur. Bu iş neye benzer? Bir iki temsil vereyim; Allah’ın izniyle anlayacağız. Bir plan yaptınız. Doğuya arabayla seyahate gideceksiniz, alacaklarınızı tahsil edeceksiniz. Arabaya bindiniz, benzini doldurdunuz. Sekiz yüz kilometrelik bir yol. Bastınız gaza; çok dikkatli bir şekilde gidiyorsunuz. Yedi yüz doksan beş kilometre gittiniz, son beş kilometrede, zafere ermiş bir koşucu gibi, ellerinizi açtınız. ”Tamam. Buraya kadar kaza yapmadım; bundan sonra da bir şey olmaz.” dediniz. Ellerinizi açtınız ve direksiyonu saldınız. Direksiyon hafif bir kıpırdamayla yüz kırk yüz elliyle giderken araba şarampole yuvarlandı ve öldünüz. Şimdi, siz başarılı bir şoför mü oldunuz, başarısız bir şoför mü oldunuz? Başarısız, ahmak bir şoförsün sen. Ahmak! Yerine ulaşmadıkça, hala arabanın hakimiyeti sende, en ufak bir yanlış hareketinde kaybedebilirsin. Yetmiş sene boyunca İslamı yaşamışsın, artık bastona tutunarak yürüyorsun ama son dönemlerinde de dedin ki: ”Ya bugüne kadar namaz kıldık, ettik; hiçbir şey olduğu yok, bundan sonra koyvereceğim kardeşim ya.” ”Ne olursa olsun.” dedin ve imandan yüz çevirdin. Bu adamın hükmü nedir? Kafirdir. Bak! Dikkat buyurun. Mesele o kadar ciddi ki: yetmiş sene ibadet etsen bile, Allah son nefese bakar. Bu yetmiş yıllık ibadet; son nefeste iman yoksa, geçersizdir. Çöldeki serap gibidir. Yahudi, hristiyan, ateistin ibadetleri, hayırlı işleri, güzel işleri gibidir: bomboştur. Kutuptaki yaz gibidir: boştur. Bilgisayarda oynadığın oyunda çay içmek, kola içmek gibidir. Oyundaki karakterin orada çay içiyor, kola içiyor; sen içmiş oldun mu? Olmaz. Sen içeceksin; hatun, çayı getir ya. Lütfen! Burada dünyayı kurtarıyorum; bilgisayarda ciddi bir işim var. ”Çayı getir.” diyeceksin ve çay içeceksin. Oradaki çay içen kahraman çay içerken, sen çay içmiş olmazsın. Şu halde imanı garanti altına almak diye bir şey bu dünyada yok. Son nefese kadar çok dikkatli bir şekilde yaşam var bu dünyada. Başka bir şey yok. Bir temsil daha getireyim. Devlet dairesinde (vergi dairesinde) çalışıyorsunuz. Yirmi dört sene altı ay boyunca çalıştınız. Son altı ay kaldı emekliliğinize. Dediniz ki: ”Yeter be. Yeter ya. Emir, emir, emir: şuraya getir, buraya götür, bu davayı al, bu kağıdı götür. Bıktım.” ”Emekliliğinizi istemiyorum kardeşim.” dedin, istifa ettin. Bu adam altı ay sonra emekli maaşı alır mı devletten alamaz mı? Alamaz, bütün haklarını kaybetmiştir. Ama hocam yirmi altı sene altı ay boyunca bu adam devlete hizmet etti ya. Böyle şey olur mu? Böyle bir şey var işte. Kendi ihtiyarıyla, hiçbir zorlama ve baskı olmadan, yaptığı devlet işinden istifa ettiği zaman bir adam: devletin nimetlerinden istifade edemez. Çünkü istifa etti. İstifade bitmiştir. Bir müslüman kendi ihtiyarıyla yetmiş yıllık ibadet yaşamını bir tarafa bırakıp, son döneminde İslam dairesinden çıkarsa… …”Ben bundan sonra hristiyanım: nasılsa namaz yok, oruç yok, zekat yok, hac yok, son birkaç senemi de boş boş yaşayayım ya” derse Allah bu yetmiş seneyi çöpe atar. Yetmiş sene uçar gider. Bu iş bu kadar kritiktir. Bu cahil sofular, kuru sofular bunları bilmiyor. İslamı bilmedikleri için; ”Gel benim şeyhime: kurtulursun.” diyor. Yaşamadan kurtuluş yok. Son nefese kadar devamlı ihtiyat halinde olacağız. Devamlı birbirimizden hayır dua isteyeceğiz, devamlı namaz, devamlı sohbet, devamlı ilim, devamlı kitap, devamlı Kur’an, devamlı sünnet. Bu askerlik, bu nöbet, bu içtima ölene kadar bitmeyecek. Bitmeyecek. Bir temsil daha getireyim. Bunu çok daha iyi anlayacaksınız inşallah; uzmanlık alanınız. Takımınız rakibi eziyor, dakika seksen altıya kadar 1-0 önde. Rakibin tek şutu yok, tek korner kullanmamış. Sizin takım karşı tarafla, Barca’nın Fenerbahçe’yle oynaması gibi oynuyor. Top, hep Barca’da. Dakika seksen altıda takımınız rehavete kapılmaya başlıyor: ”Nasılsa kalemize gelemedi bunlar, hiçbir şey yapamazlar, bu maç da bitti zaten.” diyorlar ve gevşemeye başlıyorlar. Alan savunmasını bırakıyorlar ve makara yapmaya başlıyorlar. Sonra karşı taraf bir kızıyor; tak tak iki dakika içinde iki tane gol atıyor ve maç 2-1 mağlubiyetle bitiyor. Şimdi, sorum şu: 2-1 mağlup olan bu takımın ne kadar iyi oynadığı, ne kadar üstün olduğu, hangi topçusunun ne kadar yıldız aldığı önemli olur mu, yoksa boşa mı çıkar? Hiçbir değeri yoktur. Neden? Üç puan kaybedilmiştir. Bir maçta amaç: üç puan almaktır. Anlatmak istediğim meseledeki üç puan: imanlı gitmek demektir. İmanlı gidenler kurtulmuştur. İmansız gidenler mahvolmuştur. Ebedi olarak ateşte kalmıştır. Allah, bizi imanlı gidenlerden etsin. İmanlı gidebilmek için, Allah’ımızın bize vaat etmiş olduğu o cennet nimetlerini elde edebilmek için, cennet nimetlerinden daha önemli şey: cehennem azabından kurtulabilmek için. Tamam, burada cennet var da. Ben kendimden bir itirafta bulunayım: beni sabah namazına kaldıran cennet nimetlerinin hayali değil, beni sabah namazına kaldıran kuvvet: ateş korkusu. Ben ateşten korkuyorum. Neden? Çünkü sadece mesele cennet nimetleri olsa şöyle derim: ”Yav, yetmiş tane huri olmasın bana, altmış beş tane olsun.” ”Üç tane köşk vermesin Allah bana, bir tane versin. Yeter.” Doksan metrekare dairede yaşıyorum, kral gibiyim evimde; bana oradaki bir köşk yeter. Mesele sadece cennet değil; mesele cehennem korkusu. Akıllı bir mümin ateşten korkar. Çünkü ben biraz sobanın yanına yaklaştım mı: başlıyorum korkmaya, titriyorum, aklıma ateş geliyor. Banyoya girdiğim anda, sıcak suyu açtığım anda benim aklıma ilk gelen şey: cehennem ateşidir. İlk o ısı bana ateşi hatırlatır ve derim ki: ”Allah’tan kork. Allah’tan kork.” Bizi sabah namazına kaldıran cennet sevdası değil, cehennem korkusudur. Bunun bir öte imani olarak zirvesi nedir? Bu, burada kalmıyor. Bu, ebrarın işidir. Bunun bir üstü vardır. Üstü nedir? Allah korkusu. Bu, direk Allah’tan korkuyor. Ateşten de değil, direk Allah’tan korkuyor. Bu, imanın üst mertebesidir. Allah, bize nasip etsin. Amin.