“Giderseniz Öleceksiniz Dedi” – 15 TEMMUZ GERÇEKLERİ

“Fatih, dikkat et, ilk alacakları adam sensin biziz.” dedi. Ağabey önümüzden çekil. Biz buraya ölmeye geldik dedim. Bu tank bizim, askerlerde bizim evlatlarımız yeğenlerimiz. Bunlara zarar vermeyeceğiz dedim. Ölürüm Türkiyem şarkısı çalıyordu televizyonda. Kızım geldi bana dedi ki: “Baba, Türkiye öldü mü?” İnsanın hayatında böyle bazı günler olur, onlar hafızasından asla silinmez. Öyle bir gündü 15 Temmuz bizim için. Televizyonda Cumhurbaşkanımızın çağrısı gelince, haydi bakalım dedik meydanlara iniyoruz. Bizim hem İzmir hem İstanbul ekibimiz var Sözler Köşkü olarak. Ve şu anda meydana doğru gidiyoruz, lütfen bu videoyu izleyen herkes bulunduğu şehrin meydanına gitsin. Ortalık karışık. Allah muhafaza ülkemiz büyük tehlike içinde. Bu siyaset meselesi, AK parti, CHP, şu parti bu parti meselesi değil. Bu bir darbe. Devletimize darbe yapıldı. Sonra Sözler Köşkü İzmir, İstanbul’u aradım. Beyler, çıkıyoruz meydanlara. Hatta yoldayken milletvekili Said Yüce’yi aradım. Böyle böyle dedim ağabey biz çıkıyoruz meydanlara. “Kardeşim, hiç sıkıntı yok, çıkın devam edin.” Ya Allah! Bismillah! Allahu Ekber! Ya Allah! Bismillah! Allahu Ekber! Elhamdulillah, vazifemizi yaptık. Görevimizi yaptık. Kaç kişiyi sokağa çıkardık bilmiyorum. Belki de sokağa çıkmasına vesile olduğumuz insanlardan şehitlik mertebesine çıkan kardeşlerimiz var, onun bilgisine de sahip değilim. Ama elimizden gelen her şeyi yaptık. Bu ümmet olarak 15 Temmuz’da mücadelemizi verdik. Ümmetin son kalesi olarak tabir ediyor bazı Arap ülkelerinde yaşayan kardeşlerimiz. Ben hep Çanakkale’deki o insanları mevzilerden çıkıp öne doğru kurşunun önüne atlayanlara hep kendi kendime derdim; Yav be güzel kardeşim, görüyorsun adam ateş ediyor sen hâlâ üstüne gidiyorsun. Nasıl bir cesaret? Niye yani böyle bir şey olabilir mi ama aynı şeyi 15 Temmuz’da biz de yaşadık. O gün bizle beraber kuşlarda o tarafa doğru gidiyordu, Taksim tarafına doğru. Yeğenime de gösterdim. Dedim ki bak kuşlarda bizimle beraber. Biz doğru yoldayız. Radyo evine biraz gelmeden polis aracı daha vardı, zırhlı araç. Orada polis tekrar uyardı bizi geçmeyin diye. Biz tabii dinlemiyoruz. Geçtik. Geçer geçmez zaten bizi taradılar. Ilk anda şey zannettik, plastik mermi atıyorlar. Yani normal askerin normal gerçek mermi ile vuracağı aklımızın ucundan geçmiyor. İhtimal vermiyoruz sonuçta asker bizim askerimiz. Eğildiğim zaman sırtımdan bir şey girdi, normal bir zamanda eline iğne batır daha çok canın yanar, o an hiç acı hissetmiyorsun. TRT binasını bastılar dediler ve TRT binasına yürüdük. Panga altında polis memurları bizim önümüzü kestiler. “Kesinlikle geçemezsiniz, ateş ediyorlar. Giderseniz öleceksiniz.” dedi. Benim dediğim tek bir kelime var, gün gibi hatırlıyorum; Ağabey önümüzden çekil biz buraya ölmeye geldik dedim. 150-200 kişilik bir gruba yol verdiler. Yolda karşı geçtik, tankın üzerine çıktık. Araba tankın önünde, tank durdu. Sen dedim eksozun üstünü tıka, toprak doldurduk ona biraz. Eksozu kapattırdım. Bu dedim boğulacak fazla gitmeyecek. Tank o ara hareket etti. Hareket ettikçe arabayı biz ezdik geçtik. Dur diyorum, gitme diyorum sana bir şey yapmayacağız. Ondan sonra bu kapağa açtı bir 10 santim kadar. Bana dedi ki: “İn aşağı lan seni vururum.” Vur vurabiliyorsan dedim. Ben kapağa sarıldım böyle, kapağı açacağım içeri atlayacağım. Ölüm korkusu yok. Acı korkusu yok. Ben sarıldım kapağı çekmeye çalıştığım an, kapağı çekti şöyle elimi, parmaklarımı parçaladılar. Tabii bir çektim elimi, bir baktım ben beyaz kemiği gördüm. Hiç sakin vaziyette tekrar çorabımı soydum, elime doladım tekrar kapağı yine bir 10 santim açtı. Dedi ki: “Tamam ben teslim oluyorum ama beni emniyet güçleri alsın.” Bu tank bizim, içindeki askerler subay hariç, askerlerde bizim evlatlarımız yeğenlerimiz. Bunlara zarar vermeyeceğiz dedim. Oradan öyle teslim ettik onları. Kardeşim en öndeymiş, benim haberim yok. Yani polis arabası var kiprilerden. Ona yalvarıyor, polise yalvarıyor, ağabey bırak bizi de gidelim bunları alalım diye. Poliste diyor ki: “Yav öyle bir izin veremem ben size. Adamlar ateş ediyorlar, dikkat edin.” “Yav zaten adamları vuruyorlar yani en fazla 10 kişi vururlar. Müsaade et bize yarım saatte bunları alırız.” diyor. Tam Harbiye’de TRT binasının önüne geldiğimde, hiçbir sorgu sual olmadan, insan düşmanına bile bir kere “Dur, yapma, otur” der. Bunlar o kadar hainler ki bize ihtar bile vermeden acımasızca üç kurşunla, üç seri kurşunla beni vurdular. Keşke benim kendi vatanımın evladı bana kurşun atmasaydı da, bin kat yabancı benim kafama sıksaydı. Direkt ameliyathaneye aldılar. Doktor Doğan elimden tuttu. “Kardeşim bir şey olmayacak, yaşayacaksın.” dedi. Uyandıktan sonra ben hâlâ o darbe gecesini yaşıyorum. Hemşireye gittim dedim ki kim kazandı? “Kim kazandı?” “Darbe olmadı.” dedi. Bu sefer ben de hâlâ şey psikolojisi var, benim vücudumu çünkü kesmişler, mermi hâlâ içeride. 38 tane dikiş var. Dedim biz kazandıysak, beni niye kestiniz? Ben buraya sağlam geldim, benim organlarımı mı çaldınız dedim. “Yok siz vurulmuşsunuz, kurşun akciğerinizi söndürmüş. Diyafram falan zarar görmüş.” dedi. Direkt kafasından nişan alıyorlar… Yani beynin üçte ikisi dışarıdaydı vurulduğunda. Hemen öbür kardeşim alıyor bunu, taksi geliyor, taksiyle beraber Etfal’a kaldırıyorlar. Bir yarım saat, 45 dakika sonra bir şeyler bana “Kardeşin morgda” diye sanki seslenir gibi oldu. Hüseyin diye bir arkadaşım var, dedim ki Hüseyin gel morga gidelim. Gittik morgda asma kilit var. Kilitli değildi, açtım onu girdik içeriye. Üç tane şehit vardı o gece. O saate kadar. Baktım birine onu kapattım. Bir tane esmer birisini çektim, onuda kapattım. Sonuncu brandaya sarılı, lacivert brandaya sarılı birisi ama bağlanmış. En son o brandalı olanı açtım. A4 kağıdında yazılı seçeresi var. Hüseyin arkadaşıma dedim ki oku şunu ne yazıyor? Dedi: “Ağabey, Fahrettin Yavuz yazıyor.” Ama mum gibi olmuş yani sapsarı. Resmen gülüyor. Ölümü yoksa şakalaşırken insan güler. Yani bu gülüyor resmen canlı gülüyor gibi bir hali var. Bu videoları falan izliyoruz tabii kızımın izlemesine izin vermiyoruz. O geldimi kapatıyoruz. Ölürüm Türkiyem şarkısı çalıyordu televizyonda. Kızım geldi bana dedi ki: “Baba Türkiye öldü mü, ben biliyorum seni vurdular.” O an ben hiç ağlamamıştım, o an ağlamıştım. Yani onun o lafı beni çok etkilemişti. Çünkü yani bize o anları yaşatanlar yani benim çocuğumu o psikolojiye sokan insanlar bu Türk milletinin insanı olmaz bu. Bizim insanımız değil. Yani biz bir savaş olsa, bir insan yaralansa düşmanımız bile olsa, Çanakkale savaşında da bunun örnekleri var. Biz gider o insanı alırız ki o insanlar kendi insanına sıktı. Aklınızı başınıza toplayın, bizimle oyun oynamayın. Türk milletiyle oyun oynamayın. Rabbimin inayeti bu ülkenin üzerinden eksik olmayacak. Hiç kimse merak etmesin, bu ülkeyi 3-5 tane çakala bırakmayacağız.

KIYAMETE YAKIN İSTANBUL YENİDEN FETHEDİLECEK!

Kıyamet kopmadan önce, muhakkak İstanbul 2. defa fethedilecek buyuruyor. Burada bir uyarı var, İstanbul yeniden fethe muhtaç olacak demek ki. Hiç kimse bundan alınmasın. Ama ikinci defa Müslümanlar İstanbul’u fethedecekler, ondan sonra İsa aleyhisselam gelecek. Fethedilmiş İstanbul’a İsa aleyhisselam gelecek. Yani o zamanlama itibarıyla. Şimdi, bunu oturup düşündüğümüzde bu bir umut elhamdülillah henüz daha kıyamete var yani. 36 sene var diye böyle abuk subuk bir kelime kullanmıyorum. 100 sene var demiyorum. Ama yarın değil mesela. Benim kıyametim, ecelim, bu akşam belki. Ayrı bir mesele. Ama dünyanınkine var daha. Babamın, rahmet görmesine vesile olsun. 1-2 gün önce dedi ki telefonuna bir bak bakalım haberlerde ne var dedi. Kendisi duyamıyor haberleri artık. İlk açtığım haberde Türkiye istatistikleri olarak Türkiye’nin nüfusu, işte 80 küsür milyona çıktı haberi var dedim, bir bakayım ben dedi. Aldı telefonu baktım, elhamdülillah ya dedi, elhamdülillah dedi. Ben de, yani 80 küsür milyon olduk, ona seviniyor. Dedim baba, siz istatistik duyduğunuzda ne kadardı Türkiye? Ben ona bakmadım dedi, görmedin mi burada dedi. Erkek sayısı yüzde 51, kadın sayısı yüzde 49’muş dedi. Ee dedim? Yav anlamıyor musun dedi kıyamete henüz var dedi, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kıyametten önce kadın nüfusu çok olacak diyor erkekler hala çok olduğuna göre demek ki elhamdülillah kıyamete var, daha imanımız devam ediyor dedi. Çok mutlu oldum yani olayı yorumlayış tarzı, bir hadis biliyor ya o kıyametten önce kadın nüfusu yoğun, erkek nüfusu az olacak. E kıyamet herkesin korkusu, ne düşünüyor kıyamete henüz var diyor. Elhamdülillah. Demek ki, iyi tefekkür edildiğinde böyle bilgi hoyratça kullanılmadığında, kıyamet alametlerinde bir yandan da umut var, heyecan var. Çünkü Müslüman heyecanını kaybederse, dinini de kaybeder. Sürekli negatifi aşılayarak Müslümana ibadet yaptırılamaz. Bittiyse dünya ne işle uğraşayım ben? Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz, sallanmaya başladı, dünya yıkılıyor, siz elinizdeki fidanı dikin diyor. Aşı bu. Yani bizdeki aşı bu elhamdulillah. Tabi burada, bir not muhakkak zihnimize yerleştirelim. Kıyamet alameti dediğimiz şey, Kur’an’da ve sahih hadiste olacak. Filanca rüyasında görmüş, hadi oradan! Koca dünyayı rüyayla mı yıkacağız ya? İsrahiliyattı, rüyaydı, tahmindi böyle hokkabazlıkla dünya yıkılmaz. Ayet göster, اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ Allah-u Teala: Yaklaştı, Ay bile bölündü buyuruyor, hah. Tamam. Sahih hadisi şerif göster, ne demek sahih hadis-i şerif? Bir varmış bir yokmuş, Peygamber böyle diyormuş, öyle değil! Buhari’de, Müslüm’de, Ebu Davud’da, Tirmizi’de, veya Heysebi’de sahih rivayetinde filanca dedi ki diyeceksin öyle hadis demek de yetmiyor. Bir sahihlik derecesi lazım. Ve bunu kim yorumlamış, filan alim yorumu, tamam. Onu da öyle bileceğiz. Yani hadisin kim bilir ne derin manaları var, yüzeysel olarak bakmışsın sen, Himalayalar yerinden uçacakmış bu sabah diyorsun, lan nereye uçuyor Himalayalar ya! Nereden anladın bunu? dedirtmemek için, ehli bunu konuşacak. Ve bir başka bunun ayrıntısı, kıyamet alametleri dedi ki yüzden fazla alametten söz ediyor Aleyhissâlatü Vesselâm Efendimiz, ne kadar net bilgimiz olursa olsun, bu bu olaydır işte, deyip yüzde 100 kestirip atamayız. 3-4 tane alamet var, onları zikredeceğim, onlar gerçek, öyle kıyamet alameti. Ama onun dışında, gayba ait bir konuyu mesela, işte biraz önce örnek verdik, kadınların ticarete karışması. Haram mı? Yok haram değil bu. Hah kıyamet kopmaya başladı, nerden anladın bir kadın gördün bankaya gitti parasını hesap götürüyordu. Böyle, bireysel bir vakaya bir kıyamet alametini bir Peygamber mucizesini indiremeyiz. Belki insanlık 50 sene sonra bugünkü bu görüntünün 100 kat daha kötüsünü yaşayacak, o olacak kıyamet alameti belki. Biz bu olabilir diye tedbirimizi alır, ilişkimizi buna göre düzenleriz, dikkat ederiz, buydu, bu dosya kapandı diyemeyiz. Dersek, bu Allah-u Teala’nın bildiğini bizim bilmediğimizi iman ettiğimiz şeyi, bildik iddiamız olur. Bu çocukluk. Hoca da yapsa bunu çocukluk bu. Bu, buna benziyor deme hakkımız var bizim. Yoksa, Allah-u Teala’nın adına yalan konuşmuş oluruz. Gaybı bildiğimizi iddia ediyoruz çünkü.

Kıyamet Ne Zaman Kopacak? (Kur’an Ayetleriyle)

İşitme engelli kardeşlerimiz için bir faydamız olsun diye altyazı eklenmiştir. Osman nasılsın kardeşim? Elhamdülillah sağol sen nasılsın? – Hoşgelmişsin Mersin’e Hoşbulduk Allah razı olsun. Tantuniler nasıl dostum? Güzeldi. Efsane. İnşAllah çok yedirmedik. Sıkıştırmadık diyaframını. Evet. Bu gece biraz spor yapacağım ama idare eder. – Şu an için iyi değil mi? – İyiyiz. Bugün bir 5-6 saat çekim yapabiliriz Osman. İnşAllah hazırız. – İnşAllah. Şimdi kardeşim bir tane ince bir mesele var Osman. Şöyle bir şey bahsedeyim sana. Şimdi Osman sen Mersin’e gelmiş olsan Bende sana desem ki ”hişt lan Osman bak bana oradan su ver yoksa 30 yıl sonra seni öldürürüm” desem. Hiç sallamazsın iplemezsin lan ne vereceğim sana suyu dersin. Öyle değil mi? – Evet Şimdi ikinci filmi çekelim Osman. Aynı adam tam sen geldiğin anda silahını çıkarıyor. Çat şunun kafasına bir tane sıkıyor. Çat sıkıyor. Çat çat çat çat buradaki 40 tane adamı öldürüyor. Sonra sana aynı şekilde diyor ki ”lan Osman bana bir su ver diyor.” Su değil baraj dikersin adam için. Niye çünkü adam 40 kişi orada doğramış, kesmiş, biçmiş. 40 kişiye bunu yapan adam bana ne yapar diye sen o adamlara istediğini verirsin. Su da verirsin. Baraj da dikersin. Dere de akıtırsın. Irmakta geçer oradan. Çünkü cezası anlık oldu. Bizim kainattaki bir çok vakada çok rahat bir şekilde günaha girebilme sebebimiz Cenab-ı Allah vadette bulunmuş. Bak ben 30 yıl sonra ceza vereceğim. Yani Osman şimdi ceza anlık olunca adam su da veriyor, baraj da dikiyor. İstediğini yapıyor. Ama 30 yıl sonra yaparım deyince ”adam ya bana ne yapabilir ki 30 yıl sonra” diyor. Kim öle kim kala. – Aynen öyle. Şimdi ayetlere baktığında Müntakim olan Allah’ın bir vadi var ayetlerde. O gün geldiğinde yaparım. O gün geldiğinde karşılaşırsınız. Ben o gün deyince en çok yüreğime böyle kıyamet günü saplanıyor Osman. Yani o vadettiği, mehir verdiği ”bak bu zamana kadar kendinizi düzeltin” dediği o gün kıyamet gibi geliyor. Senin de gözlerin aynı şeyi anladığını söylüyor Osman. Dilin ne diyor peki? Yani öyleyse o dehşetli günden ismini alan sureyle giriş yapalım mı abi? – Çok güzel olur. Çok güzel olur. Peki Tekvir suresinden de o kısmı geçelim abi. Geçmeden olmaz. Yürekleri yeterse geçelim Osman. Peki o kıyamette, kıyamet gününde Allah’ın beni en çok etkileyen o merhametli sözünü müsaadenle. – Lütfen lütfen. Kardeş ciğer bırakmadın bizde. – Estağfurullah. Allah razı olsun.


Almanca

Mehmet: Osman wie geht es dir mein Bruder? Osman: Alhamdulillah ( Allah sei Dank), danke wie geht es dir? Mehmet: Willkommen in Mersin (Name der Stadt in der sie sich befinden) Osman: Danke, Allah segne dich. Mehmet: Wie waren die Tantunis (Ein bekanntes Gericht aus Mersin)? Osman: Sehr schön. Legänder Mehmet: Ich hoffe wir haben dich nicht zu voll gefüttert :). Osman: Ja, ich glaube ich mache heute Abend etwas Sport. Mehmet: Aber jetzt gerade gehts oder? Mehmet: Wir könnten heute 5-6 Stunden drehen Osman. Osman: InsaAllah ( So ALLAH will) sind wir bereit. Mehmet: InshaAllah ( So ALLAH will). M: Nun mein Bruder, es gibt eine wichtige Angelegenheit Osman. Ich sag mal so Wenn du jetzt zum Beispiel nach Mersin kommen würdest. Und ich dir sagen würde” Hey Osman gib mir das Wasser dort, sonst bringe ich dich nach 30 Jahren um” Dann würde dich das überhaupt nicht interessieren. Nun kommt eine Abwandlung dieser Geschichte. Der gleiche Mann erscheint gerade zum selben Zeitpunkt wie du, holt seine Waffe raus und erschießt plötzlich einen Menschen. Dann einen anderen. PENGPENGPENG und weitere 40 Männer, die sich gerade dort befinden. Und danach sagt er wieder zu dir ” Osman gib mir Wasser”. Du würdest ihm direkt einen Damm bauen. Weil er vor dir 40 Männer erschossen hat. Jemand der 40 anderen sowas getan hat, kann wer weiß was mit mir anstellen deshalb gebe ich ihm was er will würdest du denken. Du würdest dir denken, dass ein Mann, der vorhin 40 Personen erschossen hat, auch dir das Gleiche antun könnte und würdest deshalb aus Angst seinem Befehl sofort nachgehen. Weil dieser Mann mit einer sofortigen Der Grund, warum es uns Menschen auf dieser Erde bei vielen Angelegenheiten leicht fällt zu sündigen ist der, dass Allah uns etwas versprochen hat. Er sagt, dass Er uns erst nach 30 Jahren bestrafen wird( dies ist beispielhaft gemeint). Also Osman, wenn die Strafe im selben Moment folgt, macht der Mann alles. Er gibt ihm Wasser und baut ihm sogar einen Damm. Aber wenn der Mann sagt, ich töte dich nach 30 Jahren, denkt sich der betroffene, “Ach was will er mir schon nach 30 Jahren anhaben können”. Osman: Wer weiß, was bis dahin passiert? Wenn wir uns die Koranverse angucken, verspricht uns Allah der Rechende (Müntekim aus Asma ul Husna 99 Namen von Allah) „ Wenn der Tag kommt, dann werde Ich dies und jenes tun“ oder „Wenn der Tag kommt, dann werdet ihr mit euren Taten konfrontiert werden“. Wenn Er von „diesem Tag“ spricht, dann fühle ich den Schmerz des Tages der Auferstehung in meinem Herzen Osman. Wenn also in einem Vers davon die Rede ist:„ Ich gebe euch Zeit bis zu diesem Tag“ oder „Versucht eure Taten zu verbessern“ dann meint Er hiermit stets den Tag der Auferstehung. Ich sehe von deinen Blicken, dass du auch das Gleiche denkst. Was sagt deine Zunge 🙂 ? Osman: Osman: (Zustimmend) Wenn es so ist, wollen wir dann mit der Sure (Ausschnitt aus dem Koran) beginnen, die ihren Namen von diesem entsetzlichen Tage verliehen bekam? Mehmet: Das wäre sehr schön. Osman beginnt diese Sure des Korans zu rezitieren ( ve Osman o sureyi okumaya baslar) Im Namen Allahs, des Allerbarmers, des Barmherzigen Ich schwöre beim Tag der Auferstehung und Ich schwöre bei jeder reumütigen Seele. Meint der Mensch etwa, daß Wir seine Gebeine nicht sammeln werden? Aber ja, Wir sind imstande, seine Finger gleichmäßig zu formen Doch der Mensch wünscht sich, Sündhaftigkeit vorauszuschicken. Er fragt: “Wann wird der Tag der Auferstehung sein?” Dann, wenn das Auge geblendet ist und der Mond sich verfinstert und die Sonne und der Mond miteinander vereinigt werden. An jenem Tage wird der Mensch sagen: “Wohin (könnte ich) nun fliehen?” Nein! Es gibt keine Zuflucht! (Nur) bei deinem Herrn wird an jenem Tage die Endstation sein. Verkündet wird dem Menschen an jenem Tage, was er vorausgeschickt und was er zurückgelassen hat. Nein, der Mensch ist Zeuge gegen sich selber , auch wenn er seine Entschuldigungen vorbringt. Osman: Dann lass uns auch die Stelle in der 81 Sure Takwir durchgehen. Mehmet: Wenn die Herzen es aushalten, dann ja Osman. Im Namen Allahs, des Allerbarmers, des Barmherzigen Wenn die Sonne eingerollt ist , und wenn die Sterne trübe sind , und wenn die Berge fortbewegt werden , und wenn die trächtigen Kamelstuten vernachlässigt werden, und wenn wildes Getier versammelt wird, und wenn die Meere zu einem Flammenmeer werden, und wenn die Seelen (mit ihren Leibern) gepaart werden , und wenn das lebendig begrabene Mädchen gefragt wird: “Für welch ein Verbrechen wurdest du getötet?” Und wenn Schriften weithin aufgerollt werden , und wenn der Himmel weggezogen wird, und wenn die Dschahim (das Höllenfeuer) angefacht wird , und wenn das Paradies nahegerückt wird ; dann wird jede Seele wissen, was sie mitgebracht hat. Osman: Nun möchte ich den barmherzigsten Vers rezitieren, welcher mich am meisten beeindruckt, wenn du erlaubst. Mehmet: Bitte, bitte… Im Namen Allahs, des Allerbarmers, des Barmherzigen O du Mensch! Was hat dich hinsichtlich deines Ehrwürdigen Herrn betört Der dich erschuf und dich dann ebenmäßig geformt, und in einer geraden Gestalt gemacht hat? In solchem Bild, das Er immer wollte, hat Er dich zusammengesetzt. Allah der Erhabene hat die Wahrheit gesprochen. Bruder du hast uns das Herz zerrissen. Allah möge es dir lohnen!

KUR’AN DA KABİR AZABI VAR MI ? – GERÇEĞİ DUYUNCA ŞOK OLACAKSINIZ

Yıllardır İslam’ı tahrip etmeye çalışan oryantalistlerin anladığı ve sürekli üstüne düştüğü bir konu var. ‘Bu millet İslam’ı anlatan din adamlarını dinler biz en iyisi milleti ve İslam’ı yozlaştırmaya tam da buradan başlayalım.’ Bu mantilite ile biraz insanların aklını karıştırmayı seven bir modernist bakış açısı türüyor ve bu modernist bakış açısının insanların aklını karıştırmayı çok sevdiği konulardan bir tanesi de Kur’an’da kabir azabı var mıdır konusu. Bu bakış açısına sahip kişiler malesef Kur’an’ı Sünnetten kopararak bu meseleyi anlatmaya çalıştığından dolayı gün ve gün bu ve bunun gibi meselerle ilgili deformasyon ciddi seviyede artıyor. Bakara Suresinde ayetle sabittir mesela. E madem ölü hayvanın etini yemek haramsa biz pazardan balık alırken diri diri mi alıyoruz? Yoo, ölmüş bir balık alıp yiyoruz. Bu ve bunun gibi bir doğruyu anlamak ancak ve ancak sünnet ile mümkündür. Çünkü her doğrunun Peygamber aleyhisselam’ın hayatında bir vahiyle kıyası mutlaka mevcuttur. İnsan hayatının en zor şartlarından bir tanesi yetimliktir. Cenab-ı Allah Efendimiz aleyhisselamı yetimlikle başlattı ve O’na en sonunda devlet reisliği vardı. Efendimiz as bu ikisi arasındaki bütün evrelerde mükemmel bir şekilde tatbik edilebilecek örnek bir hayat sergiledi. Allah azze ve celle Kur’an’ı koruduğu gibi Efendimiz’in hayat-ı seniyyelerini de koruyarak mükemmel bir örnek teşkil edecek bir misali bizlerin gözünün önüne sundu. Örneğin Nietzsche mükemmel insan diye bir model çizer. Ama bu muhayyer bir varlıktır. Yani böyle onun çizdiği betimlemenin ”Aa bu adam da o hayatı yaşıyor.” diye gösterebileceğiniz bir örnek mevcut değildir. Hayatta Nietzsche’nin çizdiği o adamın davranışlarının emsali yok. Ama Efendimiz’in yemeğe ne ile başladığının bile müşahhas misaller hep önümüzde mecvuttur. Hadislerde mâna Allah’tan, lafız Peygamber aleyhissam’dandır. Kur’an’da mâna da lafız da Allah azze ve celle’dendir. Siz bu ve buna benzer meseleleri ele alırken bu manaları birbirinden koparmaya, bu manaları küstürmeye tecezzi etmeye çalışırsanız eğer o manalar nâkıs kalır ve elinize yapışır hale gelir. Başa çekeyim konuyu. Kur’an’da kabir azabı var mıdır gibi bir soruyu Efendimiz’in hayatını Kur’an’dan kopararak anlamaya çalışmak divaneliktir. Mümtehine 13’te şöyle beyan eder: Konuştuğumuz ayette kabirdeki kafirlerin Allah’tan ümit kestiğini anlatıyor ve onların ümit kesme halinin nasıl olduğunu bahsediyor. Madem ümit gibi bir konu söz konusu, demek kabirde yaşayanların kendilerine mahsus bir hayat seviyeleri, bir hayat mertebeleri var ki ümit gibi bir kavramdan bahsedilebiliyor. Hadi kabir azabını ve kabrin belki varlığını ordaki bir yaşantıyı inkar edenler birçok alimin sözüne gözünü kapatıyor. Bari ayet-i kerimelerden gözlerimizi kapamayalım ki açıkça kabir hayatını beyan eden ayetleri gönlümüz, aklımız idrak edebilsin. Tevbe 101’de şöyle söylüyor: Farkındaysanız ayette üç çeşit azaptan bahsediliyor. Birinci azap dünya, ikinci azap kabir, üçüncü son ve en büyük olan azap ise tabi ki cehennem azabıdır. İmam Taberi şöyle der. Madem son azap cehennem azabıdır, ondan önceki iki azaptan bir tanesi mutlaka kabir azabı olması gerekir. İbni Abbas, İmam Azam, İmam Katade Hasan-ı Basri, Ebu Malik hadislere dayanaraktan mutlaka bu iki azaptan bir tanesinin kabir azabı olduğunu bahsederken bir insan aklını kaybetmemişse eğer Kur’an’da kabir azabı nerde geçiyor diye bir soruyu soramaması lazım. Mü’min 46’da; (ekrandakini okur) Şimdi burada bahsedilen azap konusunu şöyle bir ayıracak olursak cehennem azabı konusundan ayetin en sonunda açıkça bahsedilmiştir. Öyleyse madem ayetin sonundaki azap, cehennem azabıysa o cehennem azabı gelmeden önce sabah akşam sokuldukları azap ne azabıdır? Kabir azabını inkar edenlere soralım: Eğer bu ayette bahsedilen bu sabah akşam sokuldukları azap kabir azabı değilse, sizce ne azabıdır? Bütün cumhur, yani İslam alimleri bunun da kabir azabı olduğu noktasında ittifak etmişken acaba bunun zıttını savunan bir modernist bakış açısı neye dayanarak savunuyor… Enteresan. Âl-i İmran 169: Ayette bahsedilen şehitlerdir ve İmam Şafi hükmeder ki onlara ölüm gelmediğinden dolayı onlar defnedilirken yıkanmaz ve cenaze namazları da kılınmaz. Şehidin ölü olmaması ve hali hazırda rızıklandırılması ispat eder ki demek ki onların yaşadığı, yaşantısına devam ettiği bir kabir, bir berzah alemi olmak zorunda. Zira şu anda kıyamet kopmamıştır. Cennet ve cehennem sakinlerini içine almamıştır. Peki şehitler şu anda cennette olmadıklarına göre nerededirler ve nerede rızıklandırılmaktadırlar? Tabi ki de cennet bahçesinin bir misali hükmünde olan kabir ve berzah hayatında. Üstad Bediüzzaman Hazretleri onlar için şöyle der: Mü’min 99-100’de şöyle söyler: Hz. Aişe validemiz bu ayetin tefsirinde şöyle söyler: ”Kabir ehlinden günahkar olanlara yazıklar olsun. Kabirlerinde onların yanına simsiyah yılanlar girer. Bir yılan baş ucunda, bir yılan ayak ucundadır. Ortasında bir araya gelinceye kadar onu kemirirler. İşte, Allah’ın tekrar dirilteceği güne kadar önlerinde dönmelerini engelleyen bir berzah vardır. ayetinde buyurduğu berzahtaki azap tam olarak budur.” Bu ayette yine kabirde hayat yoktur ve azap yoktur diyenlerin bu sözlerini çürütmeye delillerden başka biridir. Şimdi kabir hayatını ayan beyan ortaya koyan hadisleri izah etmeden önce bir şeye değinmek isterim. Zira bu hadisler kısmı çok önemli. Çünkü bu kabir azabı Kur’an’da geçmiyor meselesiyle insanların zihnini ifsad etmeye çalışanların yapmaya çalıştığı en büyük olay Kur’an ile Efendimizin hayatını tamamen koparacak ve Efendimizin hayatı, sahabelerin hayatı, mukarrebinin hayatı, evliyanın hayatının dereceleri çok çok çok kıymetsiz bir hale gelmesi lazım. Onların bu görüşleri için böyle olmalı. Onların hayatlarını çok değersizleştirmek istiyorlar. Şurayı tekrar tekrar vurgulatmak istiyorum. Tekrar tekrar. Kabir azabını ve kabir hayatını inkar eden arkadaşların bir ortak özelliği var mıdır? Vardır. O arkadaşlar hadisleri de inkar ederler. Bir Hadis-i Şerif’te şöyle söyler: Şimdi soralım. Ayrılanların ayak seslerini işitmek için dünya cihetiyle vefat eden insanın kabirde bir hayat mertebesine sahip olması gerekir mi gerekmez mi? Biz de işiteceğiz ha. Muhtemelen birbirimizinkileri duyacağız. Mesela ben sizden önce gidersem, inşaAllah sizler koyduğunuzda ayak seslerinizden, ‘Aman Ya Rabbi, kundura sesi geliyor. Kesin Fatih Star’dır.” falan diye, onların hepsini ayırt edebileceğimi düşünüyorum. Böyle peltek peltek bir yürüme varsa da, fıçık fıçık ‘Aa Sinan geliyor.’ fıçık fıçık Yorulmuş yine. Gece hale gitmiş çalışmaya. Bir hadiste der ki, Efendimiz aleyhisselam kabirleri ziyaret ettiğinde şöyle der: Şimdi kabir hayatını ve kabir azabını inkar edenlere tekrar sormak istiyoruz. Kabirde hayat yoksa Efendimiz as acaba kime sesleniyor? Çok da temiz yani örnekler, duru yani. Benim bir şüphem yoktu ama estağfirullah, çok kabirle ilgili meseleleri dinlemek insanın hoşuna da gidiyor yani. Ölüm bir cihetle çok lezzet verici bir şey yani. Dünyadaki dertlerin geçiciliğini kabir, ölüm sürekli vurguladığı için. Tabi bu Hz. Aişe validemizin rivayet ettiği hadisteki kabre girersek o kabir biraz… İki yılan bir- O biraz sıkıntılı bir kabir olabilir. Ciyo, senin bilek güreşinden elde ettiğin kaslar bile orada dayanmayabilir Ciyo baba. Risale’de bir cümle geçiyor. Diyor ki: …diyor. Çok güzel bir vurgu. Biz kamillikten değil de, kaytarmaktan hemen ölüm- Hadiste Hz. Peygamber bir mezarlıktan geçerken mezarlıkta yatan iki tane ölünün kabirde ufak şeylerden dolayı azap çektiğini gördü. (ekrandakini okuyor.) Koğuculuk yani nemmamlık, di mi? Laf taşıyıcılık. Bugün koğuculuğun en büyük örneği elindeki olayları tahkik etmeden insanlara sunan medya, gazete ve insanlar. Koğuculuk, laf taşıyıcılık, nemmamlık. En büyük örneği bu. Bak kabir azabının iki hikmetinin birinin vurgusu koğuculuğa geliyor. Diğeri ise idrardan sakınmıyordu. (ekrandakini dile getiriyor.) …umulur diye bir cevap veriyor. Başka bir hadiste… diye bahsediliyor. Bu hadisleri bizlere nakledenlerden birkaçını anlatmak istiyorum sizlere. Enes bin Malik, Ebu Hureyre, Hz. Aişe, İbni Mesud, Zeyd bin Sabit, Hz. Ebu Bekir’in kızı Hz. Esma Efendimizin hanımı Hz. Meymune, Cabir ibni Abdullah, Hz. Osman, Amr bin As, Zeyd bin Erkam, Ebu Katade, Hz. Ali, Ebu Musa El Eşari, Sahabenin büyük müfessirlerinden İbni Abbas, Abdullah ibni Ömer ve daha nice büyükler… Kabir azabı yoktur demenin altında işte bunca sahabenin, tabiinin, evliyanın bahsettiklerini günümüze kadar getirdiği bu silsileyi inkar etme gibi bir densizlik var. Bu hadisleri inkar etmek bu sahabeler Efendimiz hakkında yalan uydurmuş demekle aynı şeydir ve bu müfterilerin bu hadisler yalan demesi bunları nakleden 25 sahabe değil, günümüze kadar nakleden bunca insanı da içinde kapsadığından dolayı ortaya inanılmaz bir cinayet çıkıyor. Bu hadisleri sahabe efendilerimizden tabiin ile başlayan nesil nakletmiştir. İmam Buhariler, İmam Müslimler, İbni Maceler ve diğer birçok hadis alimi bu hadisleri eserlerinde cem etmiştir. Eğer bu hadisler uydurma ise bu alimlerden hiçbirisi gerçek alim değil demek haşa. Yani hadis alimlerinin bir bakışta anlattıkları uydurma hadisleri onlar yıllarca kucaklarında taşımışlar da hiç fark edememişler demek, haşa. Bir fende veyahut sanatta söz söylemek o alanın ancak mütehassısına düşer. Eğer çocuğunuz bir gün hasta olsa tıp ilmine hakim bir pratisyene mi götürürsünüz yoksa fizik alanında profesörlük hatta ordinaryuslük seviyesine ulaşmış birine mi götürürsünüz? Tabi pratisyen dahi olsa doktora götürürsünüz. Neden? Çünkü çocuğunuzun hastalığıyla ancak o alanda mütehassıs olmuş biri insan ilgilenebilir. Aynen öyle de bu alanda da söz söylemek bu alanın alim, müçtehid ve mütehassıslarına düşmektedir. Kabirle ilgili her birinin, İmam Azam’ın, Ahmed ibni Hanbel’in ve daha nicelerinin o kadar çok ispat niteliğinde sözleri var ki şimdi burada yer versek bu konuyu bitiremeyiz. Ya hu ben bunlara nasıl inanayım iyi de be adam derseniz de ben sizlere şunu sorayım. Şimdi siz acaba varlığına inandığınız yerlerin birçoğuna hatta tamamını gidip kendiniz gözlerinizle gördünüz mü? Astronomi alanında mütehassıs birisi bilmem kaç milyon ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızın, bir gezegenin varlığını size sunuyor ve siz buna inanıyorsunuz. Başkalarına bunca ciddi güveniniz varken evliyaullah, mukarrebin ve sahabelere bu güvensizliğiniz acaba neredendir? Onların bir yalanına mı şahit oldunuz? Ah keşke onların hayatlarına birazcık göz gezdirebilseydiniz onların ittifak ettikleri konuların doğruluğunu bir nebze daha anlayacaktınız. Kabir azabı yok diyenlerin iddialarının birkaç tanesi şunlardır: Birincisi Kur’an’da kabir azabı geçmiyor demektedirler. Biz biraz önce sanki bunları çözdük ve ispatladık gibi. Kabirde azap yok diyenlerin iddialarından bir diğeri de şöyle komiktir. ”Kabirde yargılama olmadan ceza olur mu hiç, bu ne kadar komik bir şeydir.” derler. Bunu duydunuz mu hiç? Sen duydun mu hiç? Yargılama nerede var? (Hesap günü) Yani mahşer günü. Kabirde var mı yargılama? Sorgu? Sorgu var di mi? Evet, yargılama diyelim o zaman. Yargılama yok- Yargılama olmadan nasıl azap olur diyorlar. Sorgulama var. Evet.. Nasıl olur diyorlar? Var mı bir cevabınız? Anlatalım mı? Kur’an şöyle beyan eder: Hz. Nuh’un kavmi denizde boğulmuştur. Hz. Hud’un kavmi bir rüzgar ile helak edilmiştir. Hz. Salih’in kavmi şiddetli bir gürültü ile helak edilmiştir. —- Karun anlatılır, onu ve kavmini yerin dibine geçirdik diye. Firavun anlatılır, denizde boğduk diye. Nemrut anlatılır, hüsrana uğrattık diye. Görüyoruz ki Allah’ın sadece ahirette değil, dünyada da cezalandırdığı kişi ve kavimler vardır. Tüm bunlar kulun durumunu kişinin kendisine göstermek içindir. Yoksa Allah nihayetsiz ve ezeli ilmiyle kulun akıbetini zaten bilmektedir. Velev bunları da anlatmadık diyelim. Allah kimin zalim kimin salih olduğunu, kimin cennet kimin cehennem ehli olduğunu bilmiyor da bu bilgiye hesap gününden sonra mı vakıf olacak? Ne kadar komik di mi? Yargılama olmadan nasıl ceza verilir demek Cenab-ı Allah’ın ezeli ilmine bir iftiradır. Diyorlar ki bir kulun cezası bir kez verilir. Kulu tekrar tekrar cezalandırmak Allah’ın şanına yakışmaz. Bu yüzden hem cehennemde hem kabirde ceza verilmez derler. Öncelikle bizim Allah’a karşı bir hak iddiamız olamaz. Çünkü bizler de içinde olmakla birlikte bütün mülk umumen O’nundur. İster yüz kez ister iki yüz kez aynı cezayı verebilir mi? Evet, verebilir çünkü bu yetki O’nun selahiyetindedir. Şimdi insanları 3’e ayıralım. Bir: Direkt cennete gidecek olan ehli iman. İki: Direkt cehenneme gidecek olan Allah’ı inkar eden güruh. Üç: Önce cehenneme, ondan sonra cennete girecek olan günahkar müslümanlar. Kabir azabı aslında bu noktadan bakıldığında bir rahmettir. Çünkü onların daha ileride daha şiddetli bir şekilde göreceği birçok azaba öncesinde bir kefaret hükmü taşır. Duhan 56’da şöyle der: Onlar da buna binaen demek başka bir ölüm yoktur. Yani demek kabir hayatı da yoktur derler. Kişi dünyada ölür, kabirde diriltilir, sonra berzah hayatı yaşar ve tekrar ölmeden berzahtan cennet veya cehenneme geçer. Bu görüş İbni Mesud, İbni Abbas, İmam Katade ve Ebu Malik gibi alimlerin görüşüdür. Aynı düşünceyi taşıyan müfteriler ”Fatiha’da Allah din gününün sahibidir. Fatiha’da kabir azabından bahsetmez. Hatta kabirden de bahsetmez. Demek ki böyle bir mesele yoktur.” diye çok ilginç bir önerme ortaya koyarlar. Bunu duydunuz mu? Fatiha’da Allah azze ve celle için dünyanın sahibi de yazmaz. Fatiha’da yazmadığından dolayı -haşa- Allah dünyanın sahibi değildir mi diyeceğiz… Maalesef çok komik meseleler. Bu meselelerle birilerinin gündemini değiştirip aklını karıştırmaya çalışan insanların çok sevdiği özellikler meseleyle ilgisi olmayan ayetleri gösterir, ‘Bak burada kabirden bahsetmiyor.’ der. Dinleyen de ‘Üf be, adama baksana. Hep Kur’an’dan konuşuyor. Kesin doğrudur.’ der. Maalesef Cenab-ı Allah’ın sana verdiği irade ile, akıl ile sen bu noktalarda araştırmak, bu noktaların doğruluğuna vâkıf olmak zorundasın. Nasıl gördüğün rüyanın yatakla bir alakası yoksa inan bana kabirdeki azabın da mezarla hiç alakası yok. Selametle.

MUTLU İNSANLARIN UYGULADIĞI 4 VAZGEÇİLMEZ KURAL! (İMMEA)

Geçenlerde bir cafeye gittim.Tabi orada kardeşimle beraber çay içiyordum , muhabbet ediyordum. Bir tane abinin, bir bardak çay içiyor ve karşısında kimse yok, kendi kendine böyle; hee…heee deyip böyle şey yaptığını gördüm, çok mutlu olduğunu gördüm. Adamın karşısında kimse yok hal bu ki Ama o kadar mutlu ki! Dediğim gibi dünyanın en zengin insanını getir En varlıklı insanı yani Cristiano Ronaldo’yu mesela getir Bu abimizin güldüğü kadar güzel gülemez Çünkü abimizin gözlerinin içi gülüyordu.Yani burasıyla(Yüzü ile) gülmüyordu! Burasıyla (Kalbi ile).Sonradan baktım ki abimiz down sendromlu, bir abimiz Kendi kendime şunu sordum “Dedim ki; O kadar malımız var, mülkümüz var, arkadaşlarımız var, çevremiz var, aktivitelere katılıyoruz, sosyal bir hayatımız var ama bu abi kadar mutlu olamıyoruz” diye bunu sordum Bazı zengin insanlarda mesela bu kadar mutlu olamıyor Yani tabi Salih Abi bu fakir tesellisi değil. Cristiano Ronaldonun milyar dolarları var Ama benim yediğim makarna daha lezzetli.Bu manaya gelmiyor bu Hakikaten o abiyi gördüğümde dedim ki” Ben bu abi kadar neden mutlu olamıyorum” Dedim bir araştırma içerisine girdim İşte bu gün konuşaçağımız konu bunun ile alakalı 4 tane madde karşıma çıktı.Biz neden mutlu olamıyoruz? Malımız var, mülkümüz var, sosyal bir hayatımız var Ve bu abi kadar mutlu olmak için ne yapabiliriz. 4 Tane madde var.Bunları uygularsak İNŞALLAH bu abimiz kadar mutlu olabilir.Mutluluğun formulü çok açık 4 tane formülü var.Hemen bahsedelim. Girelim..! 1. Maddemiz “RIZÂ-İ İLAHΔ yani sade ve sadece amellerimiz de Allah’ın rızasını gözeterekten hareket etmek demek manasına geliyor Abdullah İbn-i Mesud (r.a) sahabelerle beraber oturur iken Şu ifadeyi dile getiriyor Diyor ki sahabelere” Sakın biriniz İMMEA olmasın” Orada bulunan sahabeler diyolar ki; “İmmea nedir?” Abdullah İbn-i Mesud (r.a) diyor ki :” İmmea uydum kalabalığa hastalığıdır” diyor. Bakın çok tehlikeli bir hastalık, uydum kalabalığa hastalığı Günümüze vuracak olur isek, el alem ne der hastalığı Malesef bizler el alem ne der diye hareket ettiğimiz için Hakiki mana da bulunduğumuz anın tadını çıkartamıyoruz Hakiki ömrümüzü bulunduğumuz gün bilemiyoruz Ve el alemin rızasına göre hareket ediyoruz Bu da toplumumuzu, bizleri bir çok günaha sevk edebiliyor Mesela bakıyoruz. Babası oğluna para veriyor. Neden para veriyor “Al oğlum bu parayı, bu parayı al ki git kız arkadaşınla bu parayı harca Çünkü benim arkadaşlarımın oğullarınında sevgilisi var Sende bu para ile beraber git sevgilinle ne yapıyor isen yap” Diye oğluna bu parayı veriyor.Ne kadar tehlikeli Neden çünkü diyor” Toplumumuz bunu yapıyor herkesin sevgilisi var benim oğlumunda olsun” diyor. E tabi oğluda Oğlununda tabi işine geliyor parayı alıyor,kız arkadaşı olucak, çünkü onunda arkadaşları öyle Kalabalıkları uydukları için Malesef Allah’ın rızasının dışına çıkıyorlar Faiz meseleside öyle Mesela diyorlar ki aileler Bizim koltuk takımımız eski Komşumuz koltuk takımını yeniledi Akrabalarımız koltuk takımını yeniledi Bey bizede “Al sana”diyo eşine mesela hanım ablalar Eşide ne yapıyor, parası olmadığı için o koltuk takımını karşılayamayacağı için Faize girerekten koltuk takımı alıyorlar , televizyon alıyorlar Vs .Ev alıyorlar faizle Bi tanıdığım var benim, ev aldılar yakında 30 Yıllık takside girdiler, hemen hemen yalan olmasın tabii 30 yıla yakın bi rakamdı 30 Yıllık takside girdiler Ve faizli bir ev aldılar Ve bu anlattığım kişilerin yaşları 30-35 arasında yaşları var Zaten 30 yıl sonra 65 yaşına gelecekler kullandıkları faiz de çabası Namaz meselesi de aynı, bi ortama giriyoruz. Ben mesela diyorum “Namaz kılacağım” Ya sen “Namaz mı kılıyorsun?”diye o ifadeleri mesela görebiliyoruz Şaşırıyorlar Hal bu ki benim şaşırmam lazım.” Yaa siz namaz kılmıyor musunuz? Allah Allah..! Bir müslüman olarak Allah’a karşımı geliyorsunuz” Diye benim tepki göstermem gerekir iken Malesef Onlar bana aynı tepkiyi gösteriyorlar Çünkü bunun kaynağı İnmea hastalığı Uydum kalabalığa hastalığı Kalabalıklar Namaz kılmadığı için, namaz kılmamak normal bir şeymiş gibi algılanıyor Hal bu ki namaz kılmamak bırak normal bir şeyi Bir Müslümanın ahirette cennete girmesini engelleyebilecek Çok sıkıntıya düşürebilecek bir mesele Bunun ile alakalı bir ayet var çok sevdiğim bir ayet onuda okuyayım Onlara “Allah’ın indirdiğine (Kur’ân’a) ve Resûl’e gelin.” denildiğinde;”Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey (dîn) bize yeter( kâfi)” derler. İşte toplumsal olarak düşülen sıkıntıda bu zaten Babalarımızı, Atalarımızı, akrabalarımızı, toplumumuzu üzerinde bulduğumuz din bize yeter Yaa faiz” Faiz haramdır kardeşim diyorum mesela” Yaa diyor ki” Herkes faize giriyor” Kardeşim namaz kıl..! “Tek benmiyim herkes namaz kılmıyor” Kur-ân’ı Kerim’de Cenab-î Allah “Herkesin sevgilisi varsa sizinde olabilir diye” buyur muyor ki HAŞA!” İşte bu İmmea hastalığından ötürü bizler Allah’ın rızasından uzaklaştık ve asıl mutluluğu kaçırdık..! 1. Maddemiz neymiş Hamit! “RIZÂ-İ İLAHΔ Yanlızca ve yanlızca Allah’ın rızasını gözeteceğiz Çünkü Bediüzzaman diyor ki; “O RAZI OLSA BÜTÜN DÜNYA KÜSSE EHEMNİYETİ YOK” “O razı olduktan ve kabul ettikten sonra Hikmeti iktiza ederse, halklara da kabul ettirir” buyuruyor. Ben bunu bizzat yaşadım etrafımda ki bazı kişiler benim bu durumundan, Çay Hause’ da bulunup bu hizmet içerisinde bulunmamdan rahatsızlardı Ben onları razı etmek için uğraşmadım. Allah’ı razı etmek için uğraştım ve Elhamdülillah etrafımda ki o kişilerde benim burada olmamdan gayette razılar Allah Onlarıda Razı Etti Önce Razı et el alem derdine düşmeden Hakkı, sen istemesende o kabul ettirendir halkı..! Şuan da ben burda gülüyorum, kendi kendime konuşuyorum Elalem bana ne der ve yahut elbiselerim şu an kötü olabilir, şu an para olmayabilir Ama dışarıda ki insanlar benim hakkımda ne der diye düşünmediği için O abimiz dünyanın en mutlu insanından bile daha mutlu bi hale girmiş Dedim gibi gözlerinin içi gülüyordu Vallahi biz böyle gülemiyoruz O abimiz gibi olmak için ne yapıyoruz Hamit? Tekrar edelim Rızâ-i İlâhî gözetiyoruz Elalemi bi kenara bırakıyoruz 2. Maddemiz nedir Hamit? Teslim olmak “Cenab-ı Allah’ teslim olmak demek” ne demek? Sebepleri bir araya getirdikten sonra İşi Allah’a bırakmak demek değil. Biz teslimiyeti yanlış anlamışız Teslimiyet sebepleri bir araya getirmeden önce Allah’a teslim olup, sonra sebepleri bir araya getirmek TEVEKKÜL etmek demektir Burada bir ayrım var! Yani işini hallediyor adam mesela Hamit Hallet hallet işini ondan sonra Allah’ım gerisi sende, yani ben yaptım yapacağımı Bu değil..! Sen en başta Allah’a sığınacaksın “Rabbim ben sana güveniyorum, birazdan gerçekleştireceğim işimde bana başarı nasip et, Hayırlısı ise” diyorsun Sonra sebepleri bir araya getiriyorsun Asıl tevekkül budur zaten Bu kafirlerde olmadığı için mesela onlar mutlu olamıyorlar İşte o Down sendromlu abimiz, inanılmaz bir teslimiyet içerisine girdiği için Yine böyle mutlu olabiliyor Yani ben yarın aç kalırmıyım Ondan sonra ki acaba evim olur mu?, arabam olur mu? İşte çoçuklarım aç kalır mı gibi bir derde bürünmemiş O yüzden mutlu Ama bakıyoruz bizim toplumumuza mesela dolar bir yükseldi, inanılmaz bir teslimiyetsizlik ortaya çıktı Aslında doların yükselmesi bir çok insana imtihan oldu Aç mı kalacağız? Çoçuklarımızı nasıl doyuracağız? Nasıl yapacağız? Evimiz olmuyacak mı? Arabaların benzinleri daha fazla zamlandı falan, filan derken İnsanlar Allah’a olan teslimiyeti unuttular Kardeşim hani biz müslümandık Hani biz Mümin idik Hani biz Allah’a teslim olucakdık Bu arada buraya not geçeyim de sonra buraya eleştiri gelmesin Doların yükselmesi ve onunla alakalı siyasi bir şey söylemiyorum.Burada biz Müslümanların nasıl bir duruş sergilemesi gerektiğinden bahsediyorum Mesela arabanın yanından geçerken “Ya bu araba keşke benim olsa, keşke paramı biriktirsem de bu arabayı alabilsem” Gibi bir dertde bürünmemiş Onda var olan şeylerine şükrediyor Neyi varsa o an Mesela 2 tane Tişörtü mü var, 1 tane pantalonu mu var ona şükrediyor abimiz Orada bir çay içiyor onunla mutlu oluyor Ama biz öyle değiliz.Asrımız bizi tamahkar hale getirmiş Hayatımıza o kadar çok madde sokmuşuz, madde perest olmuşuz ki Yetmiyor bize artık maddeler 3’ü alalım, 4’ü alalım, 5 gelsin veya arabamız daha iyi olsun Evimiz, çünkü akrabalarımızın evi 4 oda 1 salon, bizim ki 3 oda 1 salon Bizim ki de 4 oda 1 salon olsun Daha Fazlası olsun derken! Allah’a(c.c) olan teslimiyetimizi unutmuşuz Aldığımız maaş bize yetersiz bir hale gelmiş Aynı durumun daha kötüsü kafirlerde de geçerli Kafirler yerin kilometrelerce altına inip Kıyametten korunmanın yollarını arıyorlar veya işte Mars’a çıkıyorlar mesela Mars’a çıkmakta ki sebep ne Nedir? Kıyametten korunmak Dünyada yarın öbür gün bir sıkıntı olur Yani bizde salağız zaten, fakirler kalsın dünyada Çay House’de kiler kalsın, Türkiye kalsın Biz Amerika olarak hep beraber Mars’a taşınalım, oradan çekirdekle beraber dünyada kıyametin kopuşunu izleyelim Mars Cennet Mars Güzel, Mars’ta hayat var, Türkiye’de hayat yok Böyle saçmalık olabilir mi? Biz fakirler burada, kıyamet bize kopacak, siz orada rahat edeceksiniz ohh..! Yerler mi? Yemezler, Yer mi Anadolu çoçuğu Heyy Yavrum O yüzden teslim olamadıkları için, Benim burada kastettiğim şey, bilimsel araştırmalara girmeyelim değil! Elbette girelim Ama adamlar o kadar çok bu meseleden korkuyorlar ki! Yerin altına kaçmaya çalışıyorlar Yerin dibine inmeye çalışıyorlar Ama biz müslümanlar Ne yapmalıyız? Allah’a (c.c) öyle bir teslim olmalıyız ki! Kıyamet kopsa bile yani, kıyameti koparan kim Cenab-ı Allah Eee Bu musibetleri gönderen kim bana Cenab-ı Allah O zaman teslim olacağız kardeşim Allah’ın bir bildiği vardır. Hani İbrahim Hakkı’nın çok güzel bir sözü varya; “Mevla görelim ne eyler, Ne eylerse güzel eyler” Pencerelerden seyredip içlerine girmememiz lazım İşte o Down sendromlu abimiz Cenab-ı Allah’a böyle teslim olmuş gibi davrandığı için Mutlu 3. Maddemiz ve en önemlilerinden bir tanesi gündemi takip etmeği bırakacaksınız O abimiz gibi mutlu olmak istiyorsanız Kafaya bir şey takmamayı istiyorsanız, gündemi takip etmeyi bırakacaksınız Yaa kardeşim öyle şey mi olur? Haberleri izlemeyelim mi biz yani o zaman dünyadan nasıl haberimiz olacak? Diyenler olabilir Merak etme bir şekilde dünyadan haberin olur Haberlerde mesela çok büyük bir olay olduğunda, yakınında ki etrafında ki insanlardan olayların nasıl gerçekleştiğini duyabiliyorsun Ama sen gündemi ne kadar çok taki edersen Kalbin ve ahvalin ve imanın kadar çok bozuntuya uğruyor Bunun içine siyaset geçerli, futbol geçerli Gündemden kasıt sadece haberler değil Bazen akrabaları mı ziyaret ediyorum Haberler çıkıyor karşıma Ya o kadar çok içinde kalbi böyle ifsad edecek insanın moralini bozacak haberler geçiyor ki! O yüzden bir adamın ne yapması lazım mutlu olabilmesi için? Bu gündem takibini bırakıp Asıl gündemi olan ben imanımı nasıl kurtarabilirim Yani yarın öbür gün benim hayatım son bulacak, Ben bu dünyada geçiçiyim O zaman bu dünyadan ahirete imanlı göçebilmem için Nasıl imanımı kurtarabilirim Nasıl cennete girebilirim Allah’ın rızasını nasıl kazanabilirim diye Bunun derdine girip En önemli gündemine bunu taşıması lazım insanın ki! O down sendromlu abimiz gibi mutlu olsun Çünkü o down sendromlu abimiz gündem takip etmiyor, dolar ne olacakmış, Galasaray Fenerbahçe ne yapmış İşte şu dizilerde ne olmuş gibi bir derde düşmemiş Tek gündemi o içtiği çaydan almış olduğu lezzet ve o an ki mutluluğu Bedüizaman Hz. Diyor ki; “Hakiki ömrünü bulunduğun gün bil” diyor Bizler hakiki ömrümüzü bulunduğumuz gün, an bilemediğimiz için Yarını düşündüğümüz, gündemi düşündüğümüz için, yaşadığımız andan Şu anda bulunduğumuz andan lezzet alamaz hale gelmişiz O yüzden hakiki anlam da mutlu olamıyoruz Kafamız çünkü hep başka yerlerde Hep gündemde Bu arada gündemi takip etmeyin derken Demek istediğim şey şu; Elinizin yetişemediği şeyleri takip etmeyin, irdelemeyin Bi haberden haberin oldu mesela, dolar 7 olmuş öğrendin bitti Bunu oturup saatlerce konuşma abi Veya Gs-Fb maçını izledin bitti, bunu saatlerce konuşma Onun yerine konuş de ki ; Ben Allah’ı nasıl tanıyabilirim Marifetullah ilminde ilerle Allah’ı tanıma ilminde ilerle Senin tanıdığın, şu an tandığın Cenab-ı Allah acaba gerçekten tanıdığın gibi mi Maçtan sonra bakıyorum spor yorumcuları oturmuşlar saatlerce konuşuyorlar Talisca şunu yapmış, Sabri Sarıoğlu şunu yapmış falan filan konuşuyorlar böyle Abi bu topa girme ne gerek var İzle maçı bitir orada, ondan sonra Çay Hause gibi yerlere sohbete git veya kitap oku Kuran-ı Kerim oku, hadisleri araştır Kastetdiğim şey bu anlaşılmıştır, İnşAllah burası da Ve 4. Maddemiz en önemli maddemizde diyebiliriz NAMAZ KILMAK Hakiki manada mutlu olmak istiyorsak namaz kılacağız Namaz kılmayan bir insan hakiki manada mutluluğu yakalayamaz Bazen görüyoruz ama öyle diyorsun ama kardeşim adam namaz kılmıyor çok mutlu Mesela bana bunu annem demişti Demişti ki; “Bak şunlar çok mutlular” demişti Ben demiştim ki; -Anne, o mutlular dediğin kişiler, namaz kılıyorlar mı? -Yoo -Tesettürüne dikkat ediyorlar mı -Yoo -Çoçuklarına Ahlaki değerlerden bahsediyorlar mı? -Yoo -Ehli Dünya bir Hayat mı yaşıyorlar -Evet O zaman anne dedim kusura bakma, onların maddi durumları iyiler ama Onlar mutlu değiller, sadece yapmacık bir mutlulukları var Böyle burada gülüyorlar ama Kalpleri mutlu değil Çünkü yine Bedüizaman Hz. Diyor ki” Nasıl ki bizim bedeni olarak ihtiyaçlarımız var” Mesela su gibi, su olmazsa yaşayamayız İşte ekmek olmazsa yaşayamayız Hava olmazsa yaşayamayız Öyle değil mi bunlar bizim zaruri ihtiyaçlarımız Aynı şekilde Namazda bizim ruhumuzun gıdası Bu bedeni ihtiyaçlarımızın olduğu gibi Ruhumuzunda bir ihtiyaçı var O olmazsa Allah muhafaza bizler mutlu olamayız Ve iş intihara kadar gider Baktığımızdabazı zenginlerin çoçukları Mesela Henry Ford’un oğlu adam fabrikalar bırakıyor Ford’un oğlundan bahsediyorum Ama intihar ediyor İntihar etmesinde ki sebebi de diyor ki mektubunda; “Baba Sen bana ulaşabileceğin her şeyi bıraktın ben artık bunlardan ötürü mutlu olamıyorum” diyo O yüzden her şey maddeden ibaret değil Bide bizim ruhumuz var Ruhumuzu gıdalandırmamız lazım Ruhumzu gıdalandırmamızın da, en büyük bir yolu Namaz kılmaktan geçiyor Bazen ruhi bir sıkıntı içersine girebiliriz Psikolojik olarak, ruhi olarak böyle daralıyorum, içim sıkılıyor dediğimiz anlar olabilir İşte o anları sebebi bizim namazsızlığımız Ruhumuzun gıdasız kalması Ruh diyor ki ” Ben açım beni doyur, aç kaldım ” diyor Bedenimi doyuruyorsun diyo ruh, benide doyur diyor O zaman ne yapacağız Namazımızı kılacağız, ibadetimizi gerçekleştireceğiz İphone’u en iyi kim bilir (insanlar arasında) Onu tasarımcıları bilir değil mi? Bizi en iyi kim bilir? Cenab-ı Allah biliyor O zaman namazımızı kılıp inşAllah mutlu olacağız Ama ben namaz kıldığım halde mutlu olmuyorum diyenler olabilir Evet olamayabilirsin işte buda işin intihamı Demek ki sen ruhunu tam manasıyla doyuramadın ki mutlu olamıyorsun O zaman daha fazla namaz kılman lazım Marifetullah’ ta daha fazla derinleşmen lazım O zaman saydığımız diğer maddeleri Neydi diğer maddeler Rıza-i İlahi’yi gözetmen lazım Allah’a tevekkül etmen lazım Gündem takibini bırakman lazım Namaza sımsıkı sarılman lazım ki Hakiki mutluluğu yakalayabilesin Ve şunu da sormadan edemeyeceğim Acaba Tonlarca malı olduğu halde,sosyal hayatı, mülkü, arsası, arabası, parası, çevresi olduğu halde Gülmeyi beceremeyen bizler mi engelliyiz Yoksa hiç bir şeyi olmadan sadece 1,5 Liralık çay içerken mutlu olabilen o abimiz mi engellli? Yalvarıyorum Engellerimizi kaldıralım Vesselam

DÜNYA YUVARLAK DİYEN 3 AYET!

Şimdi dünyanın yuvarlak olduğuna dair üç ayet daha okuyacağım, hem o konuyu bitirelim. Mevla Teala Araf suresi 97-98’de iki ayet söylüyor bize. Allah için iyi dinleyin. On dört asır önce okuma ve yazma bilmeyen bir insana verdi. Övgü ve selam üstüne olsun. Normal bir adam bunu bilemez. Allah buyurdu; “kasabaların halkı geceleri uyurken onların gelecek baskınımızdan güvende midirler?” Kıyamet ne zaman gelecek bize? Habersiz bir anda, bir baskın. Buradaki kelime Allah’ın kıyamet için seçtiği kelime baskın. Kasabaların halkı güvende mi? Kıyameti o gece vermeyeceğimizden güvendeler mi? Diyor. Sonraki ayette… “yahut kasabaların halkı kuşluk vakti eğlenirken baskınımızın kendilerine gelmesinden güvendeler mi? Bakın bir halka gece vakti baskın verebiliriz diyor, bir hakla gündüz vakti baskın verebiliriz diyor. Bu neyi ima ediyor? Bu ayeti Kerime dünyanın yuvarlak olduğuna işaret ediyor. Çünkü bir yer gündüzse dünyada, tam tersi olan yer gecedir. Güneş aynı anda dünyanın tamamını aydınlatabilir mi? Aydınlatamaz. Bir tarafı aydınlatıyorsa muhakkak yüzde elli arka taraf karanlıktır. Burada kıyamet ansızın geleceği için ve aynı anda her iki tarafa geleceği için, bir tarafta gündüz olacak, bir tarafta gece. Her iki tarafada geleceği için Allah Teala bu iki ayette dünyanın yuvarlak olduğunu bize ispat etmiş oluyor, bizi delillendirmiş oluyor. Bu iki delil, bir tane daha delil okuyayım; “Ey cin ve insan topluluğu”, önce cinlere sesleniyor sonra biz insanlara sesleniyor. “Göklerin ve yerin kuturlarından geçmeyi gücünüz yetiyorsa hadi çıkın.” Kuturlar demek çap demek, çap oval daire demektir. Allah Teala bu ayette; “göklerin ve yerin dairelerinden çıkmaya gücünüz yetiyorsa haydi çıkın” diyor. Göğün dairesini ismi ne? Atmosfer. Birinci tabaka, dünyanın bir üst tabakası atmosferdir, sonda altı tabaka daha vardır. Yine Kur’an mucizelerinden bir tanesi, göğün üzerindeki yedi tabakadan bahseder. On dört asır önce, şu ayetleri, şu bilimsel ayetleri bir okusan iman edeceksin zaten ama vaktin yok. Filim izlemekten, zina yapmaktan, uyuşturucu çekmekten vakit bulamıyorsun. Bir okusan aciz kalacaksın mecbur iman edeceksin. “O göğün tabakasından çıkmaya gücünüz yeter mi?” diyor Allah Teala. Haydi yetiyorsa gücünüz çıkın atmosferden. Devam ediyor ayet; “çıkamazsınız, ancak bir imkan ile çıkabilirsiniz.” Nedir imkan? Bir teknolojik alet yaparsın, bir uzay mekiği kurarsın. Yer çekimi sisteminin verdiği güçle, fırlatma gücüyle ortadan kaldırırsın ve uzaya çıkartırsın. O kuturdan geçersin, yani o dairelerden, o çaptan çıkarsın bir üst kademeye, atmosfere çıkabilirsin. Ancak bir imkan ile çıkabilirsin, Allah Teala’ya geleceğe dair imkanların olacağına dair bu ayeti kerimede işaret ediyor. Neden Allah Teala daire diye hitap ediyor? Çünkü dünya bir daire, bir çap. Dünyanın üzerindeki gök katmanları da bir çap halinde.