Azrail’le anlaşan adam! – Sözünü yut! Anlaşmaya uy!

İhtiyarlarımız bir mesele anlatıyor. Nakletmeden geçemeyeceğim. Sözünde durmakla alakalı. İhtiyarlarımız derken, “Kuzular Ovası”ndaki ihtiyarlar değil. Karıştırmayın. Arnavut ihtiyarlar. Bir olay anlattı, onu nakledeyim. Azrail aleyhisselam bir gün bir yere doğru giderken bir adam görüyor, fakir bir adam. Duvara yaslanmış, aç açıkta, elbiseleri pejmürde… Adamın haline acıyor ve şöyle diyor; Ey kardeşim! Sana bir sanat öğreteyim mi? İster misin? Sana bir meslek öğreteyim mi? Adam şöyle diyor: “Öğret.” Bak diyor, ben Allah’ın can almakla görevlendirdiği melek Azrail’im. Benden korkma, emaneti almaya gelmedim. Senin gariban haline acıdım. Sana bir teklifim var. Sana bir sanat öğreteceğim. Bu yüze iyi bak. Beni tanıdın mı? Adam diyor ki tanıdım. Şimdi… Nerede beldende bir hasta varsa onun yanına git. Orada dikkatlice hastaya bak. Eğer ben hastanın kafasının yanında duruyorsam o hasta gidici demektir. Ruhunu alacağım. Eğer ben hastanın ayaklarında duruyorsam, o hasta gitmeyecek demektir. Sağlığına kavuşacak. Sen, ayağında durduğum hastaya su oku, suya dua oku, ekmeğe dua oku ver. “İnşaallah bir iki güne kalkacak” de. O hasta kalkacak. İnsanlar seni tanıyacaklar, seni bilecekler. Başında durduğum hastayada şöyle de: “Hiç uğraşmayın bununla. Gönlünü yapmaya çalışın. Helalleşin. Bol bol dua okuyun. Bu gidici.” De. Anlaştık mı diyor? Adam diyor ki anlaştık. Üç gün, beş gün, bir ay, üç ay adam kime dese ki gidecek, adam ölüyor. Adam kime dese ki bir iki güne kalkar, adam kalkıyor. Adam bir de velilerden sayılıyor. Suya okuyor duayı. Suyu içen ayağa kalkıyor. Halbuki mesele Azrail’de. Yıllar geçiyor, yıllar geçiyor, adam çok zengin oluyor. Bir gün yatıyor, hastalanıyor. Yatağa yatıyor. Ağır hastalanıyor. Bir bakıyor Azrail aleyhisselam geliyor. Geliyor ama başının yanında duruyor. Adam şöyle diyor: Hanıım! Hanım, gel yatağı çevir. Hanımı geliyor. Tabi, olaydan habersiz tabi hanımı. Geliyor yatağın başını çeviriyor. Azrail aleyhisselam tabi şıp diye bu tarafa geçiyor. Hanıım! Azrail şöyle diyor: Dur bakayım dur. Sen beni tanımadın mı? Adam şöyle diyor: Tanıdım. Kardeşim diyor, biz seninle bir anlaşma yapmadık mı? Yaptık ama diyor daha erken. Efendiler! Kur’an, buna şöyle der. Ecel geldi mi, ne bir dakika ileri, ne bir dakika geri… O melek emaneti almaya bizim karşımıza geldiği anda anamız, babamız, amcamız, teyzemiz kimse bizi kurtaramaz. O ana hazırlıklı olmak lazım gelir. Ve verdiğimiz sözde durmak lazım gelir. Allâh-u Teâlâ’ya biz ezelde söz verdik. Ya Rabbi! Sen bizi ruh olarak yarattın. Bize dünya denen alemde bedene giydireceksin. Üstümüze beden elbisesini giydireceksin. Biz seni Rab olarak tanıdık. Biz seni kanun koyan olarak tanıdık. Dünyaya gittiğimizde sana ibadet edeceğiz. Senden başka hiç kimseye ibadet etmeyeceğiz. Sana secde edeceğiz. Senden başka kimseye secde etmeyeceğiz. Namazlarımızı kaçırmayacağız. Oruçlarımızı kaçırmayacağız. Biz bu sözü ezelde verdik. Sözünü burada yiyene bizim beldemizde, bizim ülkemizde sözünü yiyene iyi şeyler söylemezler.

Ölüm acısı nasıl bir şey?

Allah’a yemin ederim ki, ölüm meleğini görmek; bakın daha ruh alınmamış, ölüm meleğini görmek 100 tane kılıç darbesinden daha şiddetlidir. Bakın bu görmekten bahsediyor, Muhammed Aleyhisselam. Sadece ölüm meleğini görmek… Müminler bu kılıç darbelerini, bu acıyı, bu ölüm acısını bütün damarlarında hissederler. Kafirlerden bahsetmiyor, müminlerden bahsediyor. İman etmiş ama günahı fazla, günahı sevabından fazla. Buna fasık denir. Büyük günahkar demektir. Normal bir müminin günahı, sevabından fazla gelemez. Çünkü sevaplara 10 yazılıyor, günahlara 1 yazılıyor. Kur’an’la sabit. Ancak büyük günah işlemesi lazım, günahın sevabı geçmesi için. Bu da akıllı bir adam işi değil. Bu yüzden Efendimiz Aleyhisselam buyuruyor ki: “Günahları sevaplarına galip gelenlere yazıklar olsun!” Burada on on birikiyor, burada bir bir birikiyor. Mahşere bir gidiyorsun, kitap bir açılıyor; günah, sevaptan fazla… Bu tüccar ahmak bir tüccar. Bu dükkana zarar ettirme ihtimalimiz çok az. Ancak büyük ahmaklıklar yapmamız lazım kardeşler. Efendimiz Aleyhisselam diyor ki: “Sadece Azrail’in suretini görmek 100 tane kılıç darbesinden daha şiddetli bir acı verir.” Azrail Aleyhisselam da 2 surette gelir kardeşler, dikkatli olun. 1- Yumuşak ve güzel bir suretle. İbrahim Aleyhisselam dedi ki: “Ya Rabbi, bana Azrail’i gösterir misin?” “Ey İbrahim” dedi Allah-u Teala; “Dayanamazsın!” Tefsirde okudum bunu. İbrahim aleyhisselam dedi ki: ” İmanımın daha kuvvetli olmasını istiyorum, Ya Rabbi ben biliyorum can alıcı meleğin kim olduğunu ama yakini olarak şahit olmak istiyorum.” Tıpkı “Bir ölüyü nasıl diriltiyorsun?” diye Allah’a sorduğu gibi, bunu da istedi. Allah-u Teala Hazretleri, Azrail Aleyhisselamı ona gönderdi; çok güzel bir erkek suretinde gönderdi. Bir gördü Azrail Aleyhisselamı, aşık oldu. Her insana böyle görünecekse ne kadar güzel bir şey bu Allah’ım, korkutucu insan değil ki bu. “Ya İbrahim!” dedi, Azrail Aleyhisselam. “Arkanı dön!” Şekil değiştirecek, meleklerde şekil değiştirme vardır, tıpkı cinler gibi… İbrahim Aleyhisselam arkasını dönünce Azrail Aleyhisselam suret değiştirdi. “Şimdi bana dön.” dedi. Bir döndü İbrahim Aleyhisselam; suretini, yüzünü bir gördü, hemen orada bayıldı. Peygamber demek; imanı en kuvvetli olan insan demek kardeşler. İmanı en kuvvetli olmasına rağmen meleğin suretini görüyor ve o anda bayılıyor. Artık sen kendin hesap et! Ayılınca, normal suretinde bir Peygambere göründüğü suretinde görününce, Azrail Aleyhisselam Allah’ın Peygamberi İbrahim Aleyhisselam’a şöyle dedi, “selam üstüne olsun.” Dedi ki: “Ey İbrahim! Sana gösterdiğim ikinci suretim; fasıkların ve kafirlerin yüzüne göründüğüm suretimdir. Bu sureti gören kim varsa şehadet getiremez. Korkar ve kilitlenir. Söyleyeceği kelimeleri o anda söyleyemez. Diğer suretim ise; samimi, salih müminlere gösterdiğim suretimdir. Bunlar, o ölümün acısını hissetmezler. Çok güzel bir erkek sureti görüyor gibi, keyiflenirler. Muhammed Aleyhisselam boşuna mı söyledi? “Bir şehit, öldürülmenin acısını ancak bir pirenin ısırması kadar hisseder.” Pire… Kardeşler, bir pirenin ısırması… “Bir şehit, ölümün acısını ancak bir pirenin ısırması kadar hisseder.” diyor, Efendimiz Aleyhisselam. Resulullah Aleyhisselam başka bir hadisinde; “Ahirete giden bir insan, ahirete gittiğinde, öldüğünde buraya dönmek isteyen kimse yoktur. Herkes orada kalmak ister. Orada hesap verir, orada çok küçük bir Allah’ın nimetini almış olsa bile asla buraya dönmek istemez.” Verdiği temsile bakın; “Bütün dünya mülkünü ona vermiş olsalar bile.” Bütün dünya mülkünü… Ancak bir kişi vardır ki onlar geri dönmek ister. Kimdir onlar? Şehitler… Kardeşler, sadece şehitler dönmek ister. Neden? Allah, bana bu ahirette şehit olduğum için o kadar güzel nimetler verdi ki tekrar dönmek istiyorum, tekrar Allah için, vatanım için, bayrağım için çarpışmak istiyorum. Savaşmak istiyorum. İşte bu. Bunun dışında kimse geri dönmek istemez.

Her sabah uyandığında senden 8 şey isteniyor!

Bir sabah namazdan sonra evine dönerken, yolda birine rastlar. Adam önce selam verir. İyi dilek ve duada bulunduktan sonra da… Hayırlı sabahlar manasında; -Nasıl sabahladın Üstadım? der. Şimdi İmam’a soruyor, -Nasıl sabahladın? Birisi bize sorduğu zaman, ”Nasıl sabahladın?” Biz nasıl cevap veriyoruz? -Ya akşamleyin bir pilav yedim, pilavı fazla kaçırdım akşam… Bir ‏sağa dön, bir sola dön, uyku tutmadı sabaha kadar be… Bizim sabahlayışımız bu! Şikayet, şikayet, şikayet… Allah’tan şikayet, Peygamberden şikayet , hanımdan şikayet, çocuktan şikayet, hep şikayet! Şimdi İmam nasıl sabahlamış? Bir adam müctehid olduğu zaman, İslam alimi olduğu zaman, nasıl tefekkür sahibi… Hz. İmam, nasıl sabahladığını şöyle anlatır: -Sekiz tane şeyin benden istendiğini düşünerek sabahladım. Adam şaşırır! -Ey imam! Kim sizden sekiz tane şey isteyebilir ki… Sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur? İmam tebessüm eder ve saymaya başlar; -”Bak! Benden her sabah kimler, neler istiyorlar” der ve izahate başlar; Bir; Rabbim benden farzını istiyor. Her gün Allah bizden farzını istiyor mu, beş defa? Huzuruna bekliyor bizi… Bakın, Allah bizim uykumuza bile karışıyor. İsteyen bir adam, ülkemizde saat on ikiye kadar uyuyabilir mi gündüz? Bir adam 12’ye kadar uyuduğu için hapise atarlar mı? “Sen niye sabah namazına kalkmadın lan, kalk! Hapise gidiyorsun.” Var mı ülkemizde böyle kanun? Yok… Sabah namazına kalkmak zorundasın dört buçukta! Allah senin uyku vaktine bile karışıyor; ”Benim için kalkacaksın ondan sonra istersen öğle vaktine kadar uyu…” Bak, Allah uykumuza bile karışıyor. Böyle bir dinin sahibiyiz kardeşler… Öyle, ”Allah beni yarattı ama bana karışmasın.” yok! Allah her gün benden farzını istiyor. İki; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem benden sünnetini istiyor. Muhammed Aleyhisselam’ın gün içinde üç bin dört bine yakın sünneti vardır, yapabileceğimiz. Biz Müslümanlar, elimizden geldiği kadar bu sünnetlere ittiba etmeye çalışırız. Kim, ne kadar fazla yaparsa sevabı o kadar fazla olur. Alacağın mükafat, nimet o kadar fazla olur. Sünnet’e en çok ittiba eden Sahabe kimdir? Hz. Ömer’in oğlu desem size, kim dersiniz? Halifemiz Ömer radiyallahu anhın çok oğlu vardı. Ama bir tanesi, İslam tarihinde öne çıkmıştır. Kimdir o? Abdullah İbn Ömer… Abdullah İbn Ömer, Allah ondan bin kere razı olsun. Sahabenin fakihlerindendir. Şafiler, Hadisleri Abdullah İbn Ömer’den aldılar. Biz Hanefiler Hadisleri kimden alırız? Abdullah İbn Mes’ud. Bizim silsilemiz odur. İmam-ı Azam peşinden… Hocası Hammad… Üstadı kim? İbrahim Nehai, Üstadı kim? İbn Mes’ud radiyallahu anh. Silsile böyle gider. Şimdi Abdullah İbn Ömer’in Sünnete bağlılığına bakın. Nerede Resulullah Aleyhisselam hayatında bir tek sefer bile bir şey yapsa… Bir tek sefer bile olsa, mesela; Muhammed Aleyhisselam bir yere doğru seyahat ederken bir ağacın kenarında oturdu. Abdullah İbn Ömer bunu duysun. Oradan giderken muhakkak o ağacın kenarında bir kere oturur. Bir kaç dakika bile olsa bulunur. Etrafındaki insanlar derler ki; “Niye burada oturuyorsun?” -Çünkü benim Peygamberim bir kere burada oturmuş. Bana bu nakledildi. Bu sünneti yapmadan ölmeyeyim. Bir yerde bir akarsu varsa, Efendimiz Aleyhisselam oradan bir şeyler içtiyse, Abdullah İbn Ömer muhakkak oraya gider, hayatında bir kere bile olsa, “bu sünnetten de geriye kalmayayım” diye. Gider o akar suya, Efendimiz Aleyhisselam içtiği gibi suyu içer. Buna ”Sünnete Tabiiyet” denir. Neden sabahabe bir yıldız? Neden böyle? Çünkü Sünnete çok ittiba etmişler, Abdullah İbn Ömer bunların en önde gelenlerindendir. Ölüm döşeğine yattı, son dönemlerinde yatalak oldu elini, kolunu, ağzını, gözlerini kıpırdatamıyor. Son dönemlerinde… arkadaşları geldi ona abdest aldırdılar. Namazını ima ile gözlerle kılacak. Fakat abdesti aldırdıktan sonra, Abdullah’ta bir sıkıntı ortaya çıktı. Bir rahatsızlığı var. Fakat söyleyemiyor. Dili kitlenmiş, vücudu hareketsiz, sadece gözleri hareket ettirebiliyor. Başka bir arkadaşı geldi, dedi ki: “Siz ne yaptınız Abdullah’a?” Dediler ki: “Abdest aldırdık.” -Ama bir sıkıntı var burada, nasıl aldırdın abdesti tarif et bana. “Şöyle yaptık, böyle yaptık.” Dedi ki arkadaşı Abdullah İbn Ömer’in arkadaşı: -Kulakların arkasını mesh ettiniz mi? Muhammed Aleyhisselam’ın Sünnetidir. Biz abdest alırken ne yapıyoruz? Elleri yıkıyoruz. Serçe parmakları kulağın içine koyuyoruz. Peşinden de baş parmakları mesh ediyoruz, arka tarafı… Sünnettir. -Kulakları, baş parmaklarınızla kulaklarının arkasını mesh ettiniz mi? “Etmedik… Bu sünneti yapmadık… hastadır diye yapmadık.” -”Yapacaksınız! Abdullah, Muhammed Aleyhisselam’ın yerine getirmediği, Muhammed Aleyhisselam’ın yaptığı ve bunun yapmadığı bir tane bile sünnet yoktur. Rahatsızlığı bundan dolayıdır.” dedi, gitti ellerini ıslattı, kulaklarının arkasını mesh etti, Abdullah İbn Ömer rahatladı. Sahabe budur, din bize bu insanlardan geldi kardeşler… Ama bugün televizyonlara çıkan etiketli adamlar diyor ki: “Sahabeye ne gerek var ya, onlar anlamışsa biz de anlarız. 14 asırda bizlere bir sürü şeyler nakletmişler, gerek yok, aç Kur’an Mealini oku yeter.” Peygambere lüzum yok, sahabeye lüzum yok, mezheplere lüzum yok, hadislere lüzum yok… Adem’den de önce başka Adem’ler olabilir… Meryem tecavüze uğramış olabilir… Adem’in de babası vardı… Bana göre evrime inanmakta sorun yok… Bir sürü sapık sapık görüş ortaya çıkıyor. İşte sahabeden ayrılırsan! Muhammed Aleyhisselam’dan ayrılırsan, yeni yeni dinler ortaya çıkartırsın… İmam diyor ki: “Resulallah benden sünnetini istiyor. Her gün o Peygamberin bende hakkı var. Bu dini bana getirdi. Ve O’nun sünnetini yerine getirmem lazım.“ Üçüncü madde; Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor. Burada gelen kardeşlerin büyük çoğunluğu evlidir. Kime bakmak zorundayız biz, İslamiyete göre? Hanıma, çocuğa bakmak zorundayız. Onların masrafı biz erkeklere aittir. Aile benden sabah uyanır uyanmaz bunları istiyor, hanım ne diyor? “Hadi, hadi işe geç kaldın çabuk git, perde alacağım daha, bana maaş getirmen lazım, perde alacağım.” Kadının derdi perde ya, perde. Faturaları düşünmüyor kadınlar. Perde alacağım, elbise alacağım. Naciye’nin kınası var dört elbiseyle çıkmam lazım. Kadınlar böyle… Abla yapmayın bunu abla yapmayın, şu kocaya biraz destek, biraz yardımcı olun ya. Dört; nefis kendine tabi olmamı istiyor. Allah farzını istiyor, Rasulullah Sünnetini, nefis ne istiyor? Şeytan kanılı; -”Bana tabii olacaksın.” diyor. Peki nefsimiz bizi nereye götürmek istiyor? Allah’a isyana ve ateşe, onun tek bir derdi vardır. -Ateşe gidelim! Orada güneşlenmek, orada tenimizin bronzlaşması çok daha caziptir. Nefis bronzlaşmayı sever kardeşler… Denize gidecek kardeşleri uyarıyorum bak! O bronzlaşmayı seven kardeşler var ya… Denize gidiyorsunuz bir de paralar veriyorsunuz orada. -“Hocam bizim gittiğimiz yerde fazla çıplak yok.” Falan numarası yapmayın bana. Çıplaklar her tarafta var, her tarafta var. Denizlerden mesafeli durun biraz. Havuz falan olabilir, sadece erkeklerin bulunduğu havuzlar. Avret mahalinizi örter, girebilirsiniz ama denizlerde sıkıntı var kardeş! Ne kadar takvalı olsan bile, o çıplaklar her tarafında geziyor senin. Şu halde kovadan suları dökme bak, ben de taekwondocuyum. O hoca sopayla vuruyor ama ben sopa kullanmam! Silahsız ve tehlikeliyim aynı zamanda, dikkatli ol! Allah bizi korusun kardeşler ya (amin). Beş; şeytan arkasından gitmemi istiyor. Nefs, ona tabi olmamı istiyor, şeytan da kendisine tabi olmamı istiyor. Biliyorsunuz nefsin mürşidi kamili kimdir? Şeytandır! Ona aklı şeytan verir. Altı; Kiramen Katibin melekleri, iyi şey yazdırmamı istiyor. Bakın iki tane meleğimiz var. Sağdaki amir, soldaki memur. Bu çift kazık, bu tek kazık onbaşı. Bu ne diyorsa, bu uymak zorunda! Şimdi, soldaki melek günahları yazıyor ama vazifesi olduğu için yazıyor. Ne istiyor bizden? Günahları yazma vazifesi olmasına rağmen istiyor ki; ”Bana bir şey yazdırma, hep sağdaki yazsın.” Bizim Cennet’e gitmemizi istiyor. Çünkü bu meleklerimiz var ya bizimle beraber Cennet’e gidecek. Kardeşler! Hepimizin vücudunda 360 tane melek var. Ve bu melekler bize gece gündüz nasıl dua ediyor? -“Allah’ım bu kulunu Cennet’ine al” Neden? Onun da menfaati var. Bizimle beraber onlar da Cennet’e gidecek. Bundan dolayı kardeşler… Yedi; geçen günler ihtiyarlamamı istiyor, zaman bizim aleyhimize işliyor. Ve devamlı bizim ihtiyarlamamızı, bedenimizden kurtulmamızı ve ruh olarak Rabbimize kavuşmamızı istiyor. Zaman bizim düşmanımız değil! Zaman her geçen gün bizim Allah’a kavuşmamızı istiyor. Allah’a kavuşmak da şu beden ülkesine girmişken mümkün değil. Bedenden kurtulmadan, ruh buradan sıyrılmadan, müşahede yoktur. Allah’a kavuşmak yoktur. Beden bizim en büyük engelimizdir. Allah ruhu bu beden içine hapsetmiştir ve bir özlem içinde devamlı Allah’ı arar ruh. Tatminsizdir, hep sonsuzluğu ister. Hasta olmayacağı, acıkmayacağı, ağlamayacağı, hüzünlenmeyeceği, devamlı mutlu olacağı, istediği her şeyin bir anda önünde olacağı bir yerde olmak ister, içimizdeki ruh. Ama bu bedenle ve bu dünyada mümkün değil! Neden bunu istiyor? Cennet diye bir yer olduğu için bunu istiyor. Cennet’in var olduğu delili nedir? İçimizde bu istek var. Sonsuz olarak yaşamak isteği, ölümsüzlük isteği… İşte bu ruhtur, işte bu Cennet’in varlığının delilidir. Sekiz; son olarak da Hazreti Azrail hazır olmamı istiyor. Azrail Aleyhisselam herkesin canını almaya gider. Ama Müslümanlardan hazır olmasını ister. -”Eninde sonunda geleceğim… Ama hazır olarak sana hazır bir şekilde gelmek istiyorum. Beni gördüğün anda şoka girme, dilin tutulmasın… Beni tanı… Öleceğini bil, buna göre hazırlık yaparsan şoka girmezsin. Ben sana güzel bir suretle görünürüm. Güzel bir suretle göründüğüm zaman şehadeti çok kolay söylersin. Şehadeti söyledin mi paçayı kurtardın. Allah’ım sen bize nasip et ya Rabbim (amin). Bakın! Bütün veliler bütün alimler en çok korktuğu şey ne biliyor musunuz? Son nefes, son nefes… Daha çok korktukları hiçbir şey yok… Aç kalır mıyız? Çocukların bakımını nasıl yapacağız? Bu çocukları nasıl evlendireceğim? Hacca gidebilir miyim acaba? Boş, boş,… Bu korkular geçici! Bir korku var ki son nefesini kaybeden her şeyini kaybeder. Ebedi hayatını kaybeder. Şu halde, o farz namazlarından sonra yaptığınız dualar var ya kardeşler… Son nefesi muhakkak arada zikredin. -“Allah’ım şu kitabın Kur’an hürmetine, isimlerin sıfatların hürmetine, şu son nefesimde bana şehadet getirmeyi nasib et Allah’ım (amin).” Bunu söyleyin kardeşler. İmam diyor ki: -Azrail hazır olarak ölmemi istiyor. İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum, her sabah bu sualler cevap bekliyor. Hz. İmamı dinleyen adam düşünmeye başlar bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar: -Ya İmam, bu saydığın şeyler sadece senden mi isteniyor, yoksa benden de isteniyor mu? Sadece senden mi yoksa benden de isteniyor mu? İmam tebessüm eder ve şöyle der: “Orasını ben bilmem artık, sen düşün.” Bu tekliflere muhatap olan sadece müctehid bir alim olan İmam-ı Şafi mi? Yoksa bütün Müslümanlar mı? Aklı olan bütün Müslümanların, aynı teklife bizde muhatabız. Aynı sekiz istek sabah, her sabah uyandığında senden de isteniyor kardeşim, benden de isteniyor… Şu halde bir seçim yapacaksın, ya hazırlık yapacaksın… ya da kolay yolu tercih edeceksin; ”Bana ne ya.” diyeceksin. Allahu Teala bizleri aldananlardan, kananlardan, sapanlardan etmesin kardeşlerim (amin). Bak! Kolay yolu tercih etmeyin! Kolay yol Ateizmdir, Deizmdir, Mealizmdir, Vehhabizmdir, Şiizmdir bunlar kolay yoldur. Siz zor olan yolu tercih edin, 14 asırlık İslamı tercih edin! Kim bu 14 asırlık dinden bir gram, bir karınca kadar ayrılırsa… Vallahi sapar! Vallahi yanılır! Şu halde dualarımızda muhakkak; -”Allah’ım ayaklarımızı şu Ehli Sünnet caddesinden kayırma ya Rabbi (amin)” diye de dua etmemiz lazım.

Cehennemde en hafif azap gören kişi… – Allah’ı memnun et, insanları değil!

Enes radiyallahu anh rivayet ediyor: “Resulullah Aleyhisselam buyurdu ki; “Allah Teala Hazretleri, azabı en hafif olan cehennemliğe şöyle der.” Bakın şimdi, mahşer gününden bir sahneyi bize kim getiriyor? Muhammed Aleyhisselam. Mahşer gününden birçok sahneyi gören kişi. Sadece o gördü, biz görmedik. Şimdi biz hayatı boyunca yalan söylememiş olan insandan (sallallahu aleyhi ve sellem) bir sahneyi göreceğiz. Azabı en hafif olan cehennemliğe şöyle der… Cehenneme insanlar gitmişler, orada bir tane adamdan bahsediyor. En hafif olan kişi. Başka hadisinde bunu nasıl anlatıyor? Cehennemde azabı en hafif olan, ayakları çıplaktır. Bir kaynar suyun içindedir. Ateş onu yakmıyor. Kaynar su bacaklarını devamlı yakıyor. Kulaklarından ve başının üzerinden buhar çıkar. Onun göreceği azap devamlı budur. Cehennemdeki en hafif azap budur! Şimdi o adama, Allah Teala Hazretleri bir soru soruyor. “Eğer Dünya her şeyiyle senin olsaydı; şu azaptan kurtulmaya bedel, fidye olarak verir miydin?” diye soracak. Adamın, hepimizin Dünya’da sahip olduğunu düşündüğü bazı şeyler var. Halbuki bizlerin tamamı emanetçidir. Hiçbir şeyimizin sahibi değiliz. Delilim nedir? Delilim; kabre girdiği zaman playstationunu yanına alan varsa, sahibisin diyebilirsin. Var mı aranızda bir akrabanız konuk, amcaoğlu hala kızı? Xbox yanına alabilen? Yok. Kabirde Assassin’s Creed oynayamazsın kardeş! Öyle bir şey yok. Oraya çıplak elle gideceksin, çıplak bedenle gideceksin. Bir kefenle… Üzerine hiçbir işleme yapamayacağın, hiçbir enteresanlık serdedemeyeceğin. Ben daha fazla para vereyim, daha güzel bir kumaştan olsun diyemeyeceğin bir kefen. Parçalanacak bu. Solucanlar gelecek, akrepler gelecek parçalayacak. Kanuni Sultan Süleyman, atamız. Allah ondan razı olsun. Amin. Ne diyor? Bak hiç kimsenin adetinde olmayan bir şey söylüyor. “Ben vefat ettiğim zaman” diyor. “Ey Şeyhülislamlar! Vasiyetimdir. Vefat ettiğim zaman sağ elimi tabutumdan dışarı çıkartın, kabre gidinceye kadar sağ elim tabutumdan dışarda olsun.” Neden? Bütün insanlar görsünler ki, koca Sultan dünyaya hükmetmiş. Bütün süper güçlere emirler yağdırmış Sultan, çıplak elle gidiyor. Hiçbir şey götüremiyor, herkes görsün! Şu verdiği misale bak! Şu verdiği örneğe bak! Allah senden razı olsun. Amin. Böyle atalarımız var bizim, böyle büyüklerimiz var. Bunlardan kopartmaya çalışıyorlar bizi. Şimdi, herkesin sahip olduğunu düşündüğü şeyler var. Allahu Teala diyor ki: “O Dünya’da sahip olduğun şeyler var ya, onların hepsini senden istesem.” Onları da bir tarafa bırak. Dünya’nın tamamına sen sahip olsaydın, Dünya’da bu mümkün değildir. Bizim gibi sıradan insanlara bu olmayacak. Dört kişiye oldu. İkisi kafir, ikisi Müslüman. Beşincisi Hz. Mehdi olacak. Efendimiz Aleyhisselamın soyundan gelecek olan kişi. Dünya’ya hakim olacak, kısa bir dönem. Sonra tekrar İslam’ın gerilemesi ve vefat etmiş olacak. Şimdi, Dünya’nın tamamına sahip olsaydın ve sana deseydim ki: “Fidye olarak şu cehennemden çıkarmak için bana verir misin?” Verir misin, vermez misin? Allah’ın kuluna soracağı soru bu. Devam ediyor Resulullah Aleyhisselam. Adam, “Evet” diyecek. Rab Teala bunun üzerine: “Sen daha Adem’in sülbünde iken, ben senden bundan daha hafifini istemiş, bana hiçbir şeyi ortak kılma da, seni ateşe sokmayayım. Cennete koyayım, demiştim.” “Sen buna yanaşmadın, şirke girdin.” Diyecek. Buhari, Müslim Hadisi. Bakın, çok hafif bir şey istedim diyor senden. Nerede istemiş? Daha Adem’in sülbünde iken. Daha Dünya’ya gelmemişsin. Adem’in sülbünde, Adem’in bedeninde yumurta halindesin, sperm halindesin. Ruhlar aleminde ben seni yarattım ama daha Dünya’ya göndermedim. Ve ben sana orada seslendim. Dedim ki: “Bana hiçbir şeyi ortak koşma!” “Hocam, namaz kılacağım ama patronum bana müsaade etmiyor.” Deme! Ortak koştun, patronu ortak koştun! Yapma bunu! Senin rızkını patron vermiyor, Müslüman. “Hocam, sakal bırakacağım ama hanım bana müsaade etmiyor.” Yapma bunu! Hanımı dine ortak koşma! Sakalı bırakmak zorundasın, az bile olsa bu sakal olacak. “Hocam, ben hacca gideceğim ama dedem müsaade etmiyor. Daha çok erkenmiş, yaşım 40.” Ya mezara gireceksin! 40 yaş mezar demektir. Bitti artık. Tepeden aşağıya gidiyorsun. 30 olduk mu neredeyiz? Dağın tepesine çıktık. 31 oldun mu, tepeden aşağıya gidiyorsun. Artık ölüme doğru koşturuyorsun. Tepeden aşağıya iniş, tepeye doğru çıkıştan daha hızlı gider, haberiniz olsun. Mesela şuan da ne diyor hepiniz? Hocam, benim yaşım yirmi, çok hızlı geçti. Bir anda geçti. Hocam, benim yaşım kırk. Nasıl geçti anlamadım. Bundan sonrası inşaallah daha ağır geçer. Tam aksi. Bundan sonrası daha da hızlı geçecek. Bir bakacaksın, Azrail’i bekliyorsun. Yatak odanda. “Hanım bir çay yap.” diyorsun. Ama bir anda Azrail geliyor içeriden. Çay beklerken Azrail geliyor. Kardeşler, bu böyle. Sen farkında olmadan gelecek. Ölüm kıyamet gibidir. Bir anda gelecek. Zaten hadis-i şerifte ne buyuruyor; “Ölüm, küçük kıyamettir.” Her kimsenin küçük kıyameti ölümdür. Şimdi, Allah Teala Hazretleri diyor ki; “Çok ufak bir şey istedim ben senden.” “Bana ortak koşma!” Sana dine dair verdiğim emirlerde, insanları ortak yapma. Şu şöyle der mi, bu böyle der mi? Deme! Size hayatın mutlu olma sırrını söyleyeyim mi kardeşler? Allah ne der, diye bakın! İnsanlar ne der, diye bakmayın! Ya sohbet yapıyoruz, çok tepki alır mıyız? Vehhabi ne der, Şii ne der? Modernist ne der, insanlar beni düşman bellemesin. Çok düşman edinirim. Konu komşu ne der? Bu kadar genç sohbetimize geliyor, soruşturma başlamasın hakkımızda, bizi içeriye almasınlar. Düşünme insanları. Sen Allah’ın dinine hizmet et. Bırak Allah ne istiyorsa o olsun. Korkma! Resulullah Aleyhisselam bilmez miydi, bütün Mekke tarafından sevilmeyi? Bütün Mekke Resulullah’ı seviyor. Aşıklar Resulullah’a. Ama “Davayı açıkla!” emri geldi. Ben bu Mekke’nin ve tüm kainatın hakimiyim, Allahım. Benim Allahlığımı açıklayacaksın. Kimseyi bana ortak koşmayacaklar. Şimdi, Resulullah şunu diyebilir mi, şöyle bir hakkı var mı? “Ben bunu yapamam, ya Rabbi.” diyebilir mi? Diyemez, derse emri çiğnemiş olur. Asilerden olur. Şu hitaba muhattap olur, Allah’ın Kur’an’da ki şu hitabına muhattap olur: “Benim emrimden çok ufak bir şekilde ayrılırsan, benim sana emrettiğim şeyleri insanlara aktarmazsan, senin şah damarını keserim.” Bu hitap kime? Dünya’da Allah’ın en sevdiği insana, Muhammed Aleyhisselama yaptığı bir tehdittir bu. Birebir aktarmazsan, benim sana söylediğim şeyleri insanlara aktarmazsan, senin şah damarını keserim. Yaşatmam diyor, Allahu Teala. Ne yapacak Muhammed Aleyhisselam? Ya bu kadar insan bana düşman olmasın, dur anlatmayayım. Yapamazsın bunu! Sen de Muhammed Aleyhisselamın ümmetisin. Allah’ın yeryüzündeki halifelerinden bir halifesin Müslüman. Bu İslam’ı insanlara anlatmak zorundasın! Mutlu olmak istiyorsan, insanlar benim hakkımda ne der, deme! İnsanların reytingine bakma! Sen Allah’ın reytingine bak! Allah’ın reytingine bakanlar mutlu yaşarlar, mutlu olurlar. Bir sürü cahil cühela sizi eleştirir. Siz neye bakacaksınız? Benim yaptığım bu hizmetle iki tane adam namaza başlamış mı? Başladı, başarılıyım. Bitti! Benim futbol takımım sene sonunda şampiyon oluyor mu? Üç seneden beri benim tuttuğum takım şampiyon oluyor. Efendim teknik direktörü böyleymiş, oyuncularla arası iyi değilmiş. Oyuncular çok kibirliymiş. Çok fazla para veriliyormuş. Bunların hepsi laf-ı güzaf, boş iş. Kim şampiyon oldu? Yirmi sene sonra neyi sorarlar? -Kim şampiyon oldu? Bu takım şampiyon oldu. Demek ki başarılı. Müslüman, bizim başarı ölçümüz nedir? Bir Müslümana içkiyi bıraktırabildin mi, sen şampiyonsun. Bir Müslümanı ilim meclisine alıştırdın mı, şampiyonsun sen. İnsanların ne dediğine bakma. Bir Müslümanı günde bir vakit namaza, bak beş vakit demiyorum. Beş vakite başlangıç, bir vakitte olur. Bir vakit namaza başlattın mı, sen şampiyonsun. İnsanlar ne der bakma. İnsanları tatmin edemezsin. Bak yine külli bir kaide söyleyeyim: Ne yaparsanız yapın, şu Dünya’da havaya uçun, ağzınız ile kuş tutun. Parenda atın havada böyle parenda atın… İnsanları tatmin edemeyeceksiniz. Muhakkak sizden memnun olmayacak olan birileri çıkacak, muhakkak. Allah’ın koyduğu sistem böyledir. Kimi tatmin edelim biz? Eğer bana bu gözleri veren, bu aklı veren, şuraya gelme kabiliyetini ve istediğini veren insan olsa, insana tapacağız. Ama insan veremedi. İnsan kendi burun akıntısını gideremiyor. Bana hayat mı verecek? Bana bunları Allah verdiği ise ben kime tapacağım? Allah’a tapacağım! İşte Allah Teala bu hadis-i şerifte, o kula bunu söylüyor. Çok ufak bir şey istedim, bana hiçbir şeyi ortak koşma. Hiçbir insanın istediğini benim istediğimin önüne geçirme! Ben senden bunu istedim, ey kulum! Ama maalesef, üzülerek görüyorsun. Büyük çoğunluk, büyük yığınlar insanların isteğini Allah’ın isteğinin önüne koymuş. Bakın şu anda sohbete yüz tane genç gelmiş. Ama şu anda kahvelerde, üç yüz beş yüz tane yığın var, yığın… Küfür ede ede kağıtları önüne koyuyorlar. O taşları diziyorlar, küfür ede ede… Taş çalıyorlar, bilmem ne yapıyorlar. Plan kuruyorlar, kaş göz işareti yapıyorlar. -Şşşt çaldım ordan taşı. Tamam diyor, tostları buna giydirdik. İddialı oynuyorlar ya, hem kumar. Şimdi orda puanlar var, puanları kim daha fazla alırsa diğeri kaybediyor, çayları ona ödetiyorlar. Bunun adı nedir İslam’da? Biri kaybedip, diğeri kazanıyorsa kumardır. Yani haramdır! Orada oyun oynuyor, eğleniyor. Şeytanlar içeride. Beş yüz tane adam var, beş yüz tane de şeytan var. “Ne süper bir alem burası, böyle güzel bir dergah olur mu?” diyor şeytanlar. “Yiyin, için, eğlenin.” diyor. Çaylar sol elle içiliyor, küfürler gırla, gıybet gırla… Taşları dizerken, mahalledeki sohbete giden gençleri aşağılıyorlar. “Bizim mahallede İsmail var, takmış kafayı altı aydan beri sohbetlere gidiyor, hacı hoca olmuş.” “Bir de sakal bırakmış, dengesiz bu ya. Yirmi yaşında namaza mı başlanır kardeşim?” Hem kahvede, hem şeytanın hizmetinde, hem de onu aşağılıyor. Şimdi, ey insan! Sen bu ahmak adamın, hayatını kahveye adamış olan bu ahmak adamın sözüne mi bakman lazım? Onun rızasını mı alman lazım? Yoksa sana ebedi cenneti vaad eden, sonsuz bir hayatı vaad eden Allah’ın rızasının peşinde mi olman lazım? Senin kimin peşinde olman lazım, ey insan? Allah Teala Hazretleri bizi aldananlardan, kananlardan etmesin! Amin ya Muin. “Allah yaptığınız amelleri bilir.” Ne yaptın, ne ettin. Hepsini bilir. Hepsi kitaplarda yazılıdır. Yanımızdaki o melekler devamlı, sabah akşam yazıyor. Bugün kaç tane hastaya baktın. Yirmi tane hastaya baktım. Allah rızası için yaptıysan, vatana millet sevdası niyetiyle yaptıysan, yirmi hastanın sevabı sana yazıldı. Hocam bu zaten benim işim, ben bundan para kazanıyorum. Sen niyetini para kazanmak yapma. Sen niyetini dünya kariyeri yapma! Sen niyetini Müslümanlara hizmet yaptın mı, hem para kazanacaksın, hem doktorluk vazifeni yerine getireceksin, hem de sevap kazanacaksın. Bu iş bu kadar güzel bir şeydir. Niyeti düzelt, Allah her şeyini düzeltir.

Ölüm sarhoşluğunda göreceğin şeyler?

Bu ölüm sarhoşluğunu bir iki adımda anlatmaya çalışayım. Can gargaraya geldiğinde biz bazı sahneler görürüz. Bu sahneleri görmeden önce bitkin ve yorgun bir şekilde (az evvel beyan ettiğim gibi) yatağımızda uzanırız. Normal bir ölüm tarzından bahsediyorum. Ani ölümlerden bahsetmiyorum. Kazaydı, boğulmaktı… Bunlardan bahsetmiyorum. Normal, yatağımızda yapılan bir ölüm. Büyük çoğunluk böyle gider. Fiziki fonksiyonlarımızın birçoğunu kullanamayız ve yatağımızda uzanmış vaziyette bulunuruz. Ruhumuz nereden çekilmeye başlar? Ayak parmak uçlarından çekilmeye başlar. Soğukluk, parmak uçlarından yukarıya doğru gider. Ruhun çekildiği anda ruhun bulunmadığı yerlerde soğukluk hissedersin. Bunu bir misal ile açıklayayım: İnsan, normalde evinde örtüye bürünmeden oturduğu zaman çok fazla üşümeyebilir. Ama herhangi bir yaz ayında bile uykuya daldığı zaman evinde bir kanepenin üzerinde üşümeye başlar. Bunun sebebi nedir? Ruh bedeni terk etti demektir. Ruh bedeni terk etti ve yükseltti demektir. Rüyayı gören ruhtur, yansımayı alan ruhtur. Rüyayı nasıl görüyor? Ruh bedene bir iplik ile bağlı ve semaya yükseliyor. Temizlik boyutu ne kadar güzelse, ne kadar sağlamsa ve temizse ruh o kadar net ve berrak rüyalar görür. Ne kadar az rüya görüyorsa o kadar kirli olduğunun işaretidir. Su bulanık, su çamurlu, yansıma almıyor demektir. Şimdi, evinde uzandın kanepede ”Dur bir saat yatayım, öğle namazını kıldım sonra işe inerim” dedin. O bir saat içinde ne oluyor, üşümeye başlıyorsun. Ama otururken üşümüyordun. Niye üşümeye başladın? Çünkü ruh bedeni terk ettiği zaman, uyku hali bir nevi yarım ölüm gibidir. Hadis-i şerif ile teyit edelim: ”Uyku, ölümün yarısıdır.” Allah’ın Peygamberi böyle buyurdu. Sahabe sordu (Allah onlardan razı olsun): Ey Allah’ın Resulu cennette uyku var mıdır? -Sen bilmez misin? Uyku , ölümün yarısıdır. Ölümün yarısı cennette nasıl olsun? Yorulmak yok ki uyku olsun. Şimdi biz burada niye uyumak zorundayız? Telefonu şarja takmak zorunda olduğumuz gibi bedenimizi şarja takmak zorundayız. Yatıyoruz yatağa, beden görünmeyen bir şarja takılıyor ve biz kuvvetlenmeye başlıyoruz. Sabah bir kalkıyoruz iPhone’un şarjı %100. Tamam, gün başladı diyoruz. Bu uyku olmasa ne olur? Bütün gün yapacağın işlerde %60-%70 verim düşüklüğü yaşarsın. 2-3 nescafe içersin kafayı toparlamak için, yine toparlayamazsın. En kuvvetli hapları alsan, o göz açıcı uykuyu giderici hapları alsan uyku gibi kifayet etmez. Allah bizi böyle yaratmıştır kardeşler. Her akşam bu şarja, uyku denilen şarja kendimizi takmak zorundayız. Şimdi! Verdiğim misalden geriye dönelim; Ruh, ayak parmaklarından çekiliyor. Yatağında yatan bu kişinin ayaklarına dokunduğunuz zaman soğukluk hissedersiniz. Ölümün işareti demektir. Yukarıya doğru çıkıyorsa, dizler de soğumaya başlamışsa yavaş yavaş yukarıya doğru çekiliyor demektir. Buraya kadar bu işleri kim yapıyor? Gözümüz ile görmediğimiz ölüm melekleri. Hocam biz biliyorduk ki ölüm meleği bir tanedir. Hayır! Ölüm meleklerinden bahseder Kur’an. Bunlar kimdir? Azrail Aleyhisselam’ın yardımcıları. Ruhu gırtlağa kadar kim çeker? Ölüm melekleri çeker. Ruh gırtlağa kadar gelir, bedenin tamamı soğuk olur. Gırtlağa gelmesinin işareti nedir? Çok hızlı ve seri nefes alır. Yatan kişi çok seri nefes alır. Ruh gırtlağa geldiği anda ne olur? Perde kalkar. Bakın! Can gırtlağa gelmesi hadisi var ya, bu hadis-i şerifte anlatılmak istenen mesele nedir? Perdenin kalktığı andır. Perde kalktığı zaman imtihan biter. İlk olarak biz neyi görürüz? Sağımızda ve solumuzda iki tane melek var. Bunlara ”Kirâmen Kâtibin” denir. Bu melekler hayatımız boyunca bizim yaptıklarımızı yazan ama hiç görmediğimiz melekler, o can gargaraya geldiği anda karşımıza geçerler. İyi bir yaşam sürdüysek, Allah’ın istediği meclislerde yaşadıysak hadislerin tabiri ile bize şöyle derler: Ey mübarek, ey hayırlı müslüman! Sana müjdeler olsun! Sana teşekkür ederiz ki bizi çok hayırlı, çok güzel meclislerde, mescitlerde bulundurdun. Bizi ilim meclislerine götürdün, bizi mescitlere götürdün. Bizi zikre götürdün, sohbete götürdün, kitap okudun, ilim öğrendin, haramlardan sakınmaya çalıştın. Sana cenneti müjdeleriz! Kirâmen Kâtibin hayırlı kula bunları söyler. Sonra yok olur giderler. Sonra kim gelir? Azrail Aleyhisselam gelir. çok güzel bir erkek suretinde, çok güzel bir insan suretinde. Bu, müslüman kulun başından geçecek olan son andır. Fasık bir kulun başına ne gelir? Bunlar da yine hadislerden; Sağdaki ve soldaki melekler şöyle derler: Yazık sana, hayıf sana! Çok kötü bir zaman, çok kötü bir sonsuzluk seni bekliyor. Çünkü bizi çok çirkef mekanlarda bulundurdun. Bizimle çok kötü şeyler yaptın. Biz seninle o pis mekanlara girmek orunda kaldık. Bizi oralara sen sürükledin. Sana yazıklar olsun! Gideceğin yeri sana müjdeleriz! Onlar da müjdeliyor kardeşler! Kötü yeri de müjdeliyorlar, hayırlı yeri de müjdeliyorlar. Seçim kimde? Seçim bizde. İyi yerleri seç, güzel yerleri seç, son nefesinde güzel karşılan. Sonra Azrail gelir, korkunç bir adam suretinde, korkunç… Bakın! Bu öyle korkunç bir surettir ki İmam Gazali bunu İhyâ’sında şöyle anlatır: İbrahim Aleyhisselam bir gün şöyle dedi Mevlâ’sına: ”Allah’ım! Bana Azrail’i göster”. Mevlâ dedi ki: ”Sen onun suretini görmeye dayanamazsın.” -Ya Rabbi görmek istiyorum, imanım tatmin olsun, imanım kuvvetlensin. Azrail aleyhisselam geldi müslümanlara görünen sureti ile. Son nefesinde müslümanlara nasıl görünecek? Çok güzel bir surette görünecek. O surette geldi, gördü. İbrahim Aleyhisselam dedi ki: ”Eğer bu surette isen herkese karşı bu çok güzel bir suret.” dedi. Hayır dedi böyle değil. Fasıklara, asilere, namazını kılmayanlara, zikretmeyenlere, haram işleyenlere, kafirlere ben çok kötü bir surette görünürüm. ”Sırtını dön Ey İbrahim!” dedi. İbrahim Nebi sırtını döndüğü anda Azrail Aleyhisselam suretini değiştirdi. Meleklerde suret değiştirme kabiliyeti vardır. Kur’an’dan örnek vereyim: Cebrail Aleyhisselam hiçbir kadınla görüşmemiştir. Bir kadın müstesna. Kimdir bu? Kur’an’da ismi geçen tek kadın: Hz. Meryem anamızdır. Dikkat buyurun! Kur’an’da Allah Teâlâ hiç bir kadına ismi ile hitap etmiyor. Sadece Meryem anamıza ismi ile hitap ediyor. Neden? Çünkü Meryem anamızın bir kocası yok. Kocası olan hiçbir kadına ismi ile hitap etmemiştir Mevlâ Teâlâ. Buradan ne anlamamız gerekiyor? Müslüman kardeşim! Herhangi bir arkadaşının hanımının hatrını soracağın zaman ona ismi ile hitap etme. ”Hanımın ne yapıyor?” de, ‘ ‘Yenge Hanım ne yapıyor?” de. Ama ismini zikretme. Çünkü Allah Teâlâ’nın ahlakından örnek al. Allah Kur’an’da hiçbir kocanın karısının ismini zikretmemiştir. Bunda bizim için çok güzel ibretler vardır. Kimle görüştü bu Hz. Cebrail Aleyhisselam? Hz. Meryem ile ama bir erkek suretinde. Bu da kılık değiştirdiğinin bir delilidir. Kur’an’ dan bir delilidir. Şu halde! Bu Azrail Aleyhisselam, kötü surette de görünebilir, iyi surette de görünebilir. Bir Kâfir, o Münker Nekir’i, o Kirâmen Kâtibin Melekleri’ni gördüğü anda tövbe etse tövbesi geçerli midir? Perde kaltı. Perde kalktı. Anlatılanları gördü. Yıllarca insanlar anlattılar. 124.000 peygamber anlattı. 10.000 yıldır insanlığın tarihi… İnsanlıktan 2.000 sene önce cinler vardı. 10.000 yıldır bütün peygamberler anlattı. Melekler var, şeytanlar var, cinler var, imtihan var, hesap var, sırat var, cennet var, cehennem var. Hepsi aynı şeyi anlattı. İnanmadın. Şimdi sonuçları ile yüzleşme vaktin kardeşim. En önemli anın, o son nefesi, ölüm sarhoşluğunu kaybettin. Biter mi? Bitmez. Orada bir şey daha var. Nedir o? Gideceği yeri görecek. Hem kâfir hem Müslüman. Gideceği yeri görmeden kimse ölmeyecek. Ruhu kimseyi terk etmeyecek. Mü’min mi, Sâlih mi? Gideceği yeri, cennetteki yerini görecek. Allah ona gösterecek. Bir iştiyakla, bir heyecanla cennette gideceği yere bakacak. Bir fasık mı, bir asi mi? Ateşteki gideceği yeri görecek. Allah bize göstermesin.

Ölümden önce üç haberci gelir herkese..

Yakub aleyhisselâma Azrail aleyhisselâm geliyor. Şimdi, peygamberlerde bir hasâis vardır. Bütün peygamberlerin şu özelliği vardır: Can alıcı melek gelmeden önce izin ister. Kim gelir önce? Önce Cebrail aleyhisselam gelir ve der ki: “Azrail gelmek için izin ister.” Bizim başımıza böyle bir şey gelebilir mi? Gelemez, biz peygamber değiliz. Ama bütün peygamberlerin başına bu gelecektir, gelmiştir. Hadisle sabittir. İhtiyar, seçenek haline bırakılmıştır, buyuruyor Efendimiz aleyhisselâm. Yakub aleyhisselama Azrail aleyhisselam geliyor, diyor ki: “Ben can alıcı melek Azrail’im.” Yakub aleyhisselam diyor ki: “Emaneti almaya mı geldin?” “Hayır, selam vermeye geldim.” diyor. Yakub aleyhisselam şöyle diyor: “Senden bir şey istesem bana bir kolaylık gösterir misin?” “Tabi, buyur Allah’ın Peygamberi.” diyor. “Benim canımı almadan önce bana, bazı işaretler gösterir misin? Bazı işaretler göster ben daha bir temkinli davranayım. Anlayayım ki ölüm yakınlaştı.” “Söz veriyorum sana bazı işaretler göstereceğim.” diyor. Zaman geçiyor, yıllar dönüyor Azrail aleyhisselam çıkageliyor, diyor ki: “Emaneti almaya geldim müsaade var mıdır?” Yakub aleyhisselam diyor ki: “Biz seninle anlaşma yapmadık mı? Bana işaretler verecektin.” “Allah’ın Peygamberi, ben sana üç tane işaret verdim, üç işaret.” “Nedir bu işaretler?” diyor Allah’ın Peygamberi Yakub Nebi. Diyor ki: “Bir, saçların siyahtı ama şimdi bembeyaz oldu.” Bak, burada birçok genç var. Gençlerin bile saçlarında beyazlar çıktı. Ölümün ilk işareti budur. Gidiyorsun hazır ol. Gençliğin gitti. Bak, saçta bir tel beyaz çıktı mı işaret geldi, ilk işaret başladı. Hazreti Ömer radıyallahu anh parayla adam tutmuştu. “Ben halife olduğum sürece sana her gün bir dinar; tek görevin var. Her gün bana geleceksin ve şöyle diyeceksin: ‘Ey Allah Resul’ünün halifesinin halifesi Ya Ömer ölüm var, unutma!’ ” Görev bu. Adamın görevi bu. Bir gün sabah kalkınca bir baktı aynaya; saçına beyaz gelmiş, sakalına beyaz gelmiş. Adama dedi ki: “Görevin bitti. Artık işaretçim geldi. Daha unutmam.” Bu birinci işarettir. Herhangi bir sakalına, saçına, bıyığına beyaz geldi mi kimseye para vermene gerek yok. Gidiyorsun, hazır ol. Temkinli davran. Namazlarda sekte yapma. Kork. Fuhşiyatı terk et. İçkiyi miçkiyi unut, gidiyorsun. “İki, Ey Allah’ın Peygamberi güçlüydün, gençlikte kuvvetliydin. Allah senin gücünü aldı. Bu benim ikinci alametimdir.” Çünkü ihtiyarlıkta güç zayıflar, fiziki gücün düşer, kol kuvvetin düşer, şehvet gücün düşer, görme gücün düşer, işitme gücün düşer, zekâ, hafıza gücün düşer. Bütün güçten düşüyorsun. Bacakların düşüyor, belin düşüyor, her şeyin düşüyor. “Bu, ikinci işaretimdi. Ben sana bunu da verdim.” “Üçüncü işaretim; dimdiktin, dümdüzdün ama şimdi kambur olmuşsun, kambur olmuşsun. Biliyorsun düz durman gerektiğini ama duramıyorsun. Bedenin artık eğiliyor, bükülüyor. İhtiyarlığın en büyük özelliklerinden bir tanesi kambur olmaktır, eğilmektir. Üstadım İhramcızâde Hazretleri nasıl yürürdü? Çok râbıta yapar, çok tesbih çeker, çok zikir çeker, çok murâkabe hâlinde durur, kambur olur. İhtiyar… Eğiliyorsun, bükülüyorsun. Tıpkı bebekken bükülü durduğun gibi. Anne karnında bebek nasıldır, kamburdur, büküktür. Sonra dikleşir, gençlikte dimdik olur. Çok kuvvetlidir sonra tekrar bükülmeye başlar. İhtiyarlıkta bükülür, bükülür ve işi biter. “Ey Allah’ın Peygamberi Yakub Nebi, ben sana bu üç tane işareti verdim. Sen bu işaretten anlamadın mı?” der. Allah’ın Peygamberi Yakub der ki: “Beni Rabbime kavuştur. Beni Rabbime kavuştur.” Önceki meseleyi de bitireyim. Efendimiz aleyhisselama önce Cebrail aleyhisselam geldi ölüm döşeğinde. Hadisi kim rivayet ediyor? Âişe anamız. Cebrail geldi ve şöyle dedi: “İzin var mıdır Azrail geldi emaneti almaya?” Efendimiz aleyhisselam şöyle buyurdu: “İzin vardır, gelsin.” Azrail aleyhisselam geldi ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü, dünyada kalmak mı istersin yoksa Refîk-i A’lâyı mı istersin?” Refîk-i A’lâ, en üst mertebe demektir. Yücelerin yücesi. Efendimiz aleyhisselam başını göğe kaldırıyor ve şöyle diyor: “Refîk-i A’lâ” Âişe anamız diyor ki: “O anda anladım gideceğini. O zamana kadar öleceğine inanmıyordum. Refîk-i A’lâ dediği anda anladım ki Azrail geldi ve gitmeye karar kıldı.” Buna seçme şansı denir. Sadece peygamberlerde vardır. Bizim gibi sıradan kullarda böyle bir seçme şansı olamaz. Karşında bir görürsün dilin tutulur. Azrail geldi, “Kimsin sen kardeşim?” “Ben Azrail” “On dakika müsaade et tövbe namazı kılacağım. On dakika ya.” Yok kardeşim yok. Bu sebeple gelmeden hazırlan. Bak, esnaf arkadaşım anlattı. Trilyonluk dayısı… Trilyonluk, zengin mi zengin adam. Tam parayı köşeye dizmiş, elli yaşına gelmiş, parayı yeme vakti gelmiş. Oğlunu almış yanına, son model bir arabayla bir iş bağlamaya başka bir şehre gidiyor. İşi bağlayamıyor, sinirli bir şekilde arabayla geri dönerken üst kalite bir araba olduğu için hız limitini aşıyor. Hız limitini aştığı için bir tırın altına giriyor. Tır bu adamı 400 metre sürüklüyor ve araba yanıyor. Adam ve çocuğu yanarak ölüyor. 25 yaşında tay gibi çocuk, yanarak ölüyor arabada. Hangimizin garantisi var. Benim şu kadar param var, bana bir şey olmaz hocam. Yok böyle bir şey kardeşim, yok böyle bir şey. En büyük firavunlar gitti sen mi gitmeyeceksin ya. Şu hâlde biz Müslümanların şu son nefese hazır olmamız lazım gelir. Allah Teâlâ hazırlıklı gidenlerden etsin inşallah. (Âmin) Allah’ım, yaratıcım, Rabbim şu Mısır’daki Müslüman mazlum kardeşlerimizi kurtarsın inşallah. (Âmin) Âmin ya Muîn. Onlara zulmeden kâfirlerin dostlarına hidayet etsin. (Âmin) Onların planlarını başlarına çevirsin. (Âmin) Allah’ımız ayette diyor ki: (Ve mekerû ve mekarallâh, vallâhu hayrul mâkirîn) “Onların tuzakları varsa Allah’ın da tuzakları var. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” Rabbim onların tuzaklarını başlarına çevirsin inşallah. (Âmin) Âmin ya Muîn. Velhamdülillahi Rabbil alemin.