15 TEMMUZ KAHRAMANLIK DESTANINA ÖZEL VİDEO

Bismillahirrahmanirrahim وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ SAAT 10 KÖPRÜ’de tanklarla beraber hainler şehit oldu burada Erollar ve Fatihler… o gece görevliydi müslüman kılıklı katiller HALKIN SİLAHI ile halkı vuranı unutmayacak tarihler bizi bölemeyen batı, hainlerle kudurdu 250 vatan evladı tanka karşı durdu 80 milyon korudu. Kanla taşla bu yurdu Cenab-ı Allah fethi asırlar önce buyurdu. istediler 15 TEMMUZ da Türkiye, Suriye-Mısır olsun anaların, babaların, eşlerin gözleri yaşla dolsun gül gibi açan ülkem altmış seksendedeki gibi solsun ama SOLMAYACAK çünkü ülkemin yiğitleri sonsuz asil Türkiye halkı, yıllarca sizlere güvendiler kalabalık stadyumlarda sizlerle övündüler bunlarsa onca yıl dost göründüler planları suya batınca dizlerini dövündüler bizde dualarla yağ edilip uğurlanır ÖMERLER sizin hainlerinizi ihanetleri ile gömerler senin attığın kurşun seni gönderirken cehenneme kurşunun vurduğu yiğidim gider ebedi CENNETE korkun artık bizden geldi nesli asımın kaçacak yeri kalmadı on beşinde hasmımın BİR ÖLÜR BİN DİRİLİRİZ öldürmek ise kastınız PKK, DAEŞ, FETO DEN İNTİKAM İÇİN HAYKIRIN! planları altüst oldu Amerika, İsrail ve batının ÇANAKKALEYİ TEKRAR HATIRLADILAR vermeyince VATANI ancak satın alabildiler güce parayı tapanı ŞEHİTLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ unutma atanı aleviyim, sünniyim köylüyüm şehirliyim bazen Şırnak bazen Bursa bazende Edirneyim karadenizde çay doğuda, yanık türkülerim ben dünyanın titretdiği yenilmez Türkiyeyim düşmana yerde korku salar altay tankımız kör eder hedefi gözükmez ankamız hür kuşumuzla sema yüzüne yazılır namımız denizde mirgem bekleyin! tükeniyor zamanınız hayır karıştırmayın ihanet etmez ülkemin askeri parayla düşmez polisimin askerimin kasketi düsmana ceviricegiz zamanı gelince panzeri o gece oldu Türkiye’min hastalığına panzehir sokağa çıkar yetmişinde yılmadan ağrısada dizleri YA RAB bu gelen PEYGAMBER ORDUSU NUN İZLERİ KIYIYA VURAN BEBEK evi başına yıkılan Ümran Türkmenistan Filistin ümmet bekliyor bizleri! bir 15 temmuz daha olursa hazır Camilerde selalar tankın önüne tekrar yatar gençler ve yaşlılar üzülmeyin Ey Türkiyem ALLAH BİZİMLE BERABER ŞİMDİ HEP BİRLİKTE HAYKIRIN TEKBİR! ALLAHU EKBER


Arnavutça

Me emrin e All-llahut, Mëshiruesit, Mëshirëbërësit! E për ata që u mbytën në rrugën e All-llahut mos thoni: “Janë të vdekur”, Jo, ata janë të gjallë, por ju nuk kuptoni. Kur’an, Al-Bekare:154 Ora 22:00 Në urë janë tradhtarët me tanke. Kanë rënë shehid këtu. Ellorët dhe Fatijtë Në atë natë ishin në detyrë, vrasësist e maskuar musliman. Me armët e popullit, sulmuan popullin. Që nuk do të harrohen këto data. Perendimi që nuk po mund të na ndajë, tërrbohen me tradhtarët. 250 bijtë e atëdheut, qëndroi përballë tankeve. 80 milion mbrojtën, me gjak, me gurë, urdhëroi. Ata që e çliruan me ndihmën e Allahut, na urdhëruan. Ata deshtën, 15 Korrikun, Turqinë… Siri, Egjipt me u bë. Nënat, baballarët, bashkshortet të mbulohen nga lotët. Si trëndafil që qel, atëdheu im. Të vyshket si në vitet 60 – 80. Por, nuk do të vyshket. Sepse, trimat e vendit tim janë të pafund. Populli turk fisnik, vite me rradhë, ju ka besuar. Stadiumet përplotë të mbushur, kanë qenë krenarë me ju. Ndërsa këta vite me radhë, janë treguar miqësor. Kur planet i’u prishën, i thyen gjunjët. Kurse ne me lutjet tona, nderuam ata që ranë për ideal. Me gjithë tradhtitë e juaja ju varrosin. Plumbin që e hodhe ty… Ty duke të dërguar në Xhehenem. Plumbi yt që ma vrau trimin, e dërgon në xhennetin e amshueshëm. Frigohuni më nga Ne. Erdhi, Brezi Asi. Skeni ku t’i a mbathni. Në të 15-tën, kundërshtar. Për një vdekje, Ne në njëmijë. Nëse keni menduar për vrasje. PKK DAESH – ISIS FETO Për hakmarrje, Brohurisni… Planet nuk ju shkuan si deshtët. Amerika, Izraeli dhe Perendimi Përjetuan, Çanakalanë prapë. Pasi nuk ja dorëzuam atëdheun. Vetëm se e blejtën ata që adhuruan paranë, Dëshmorët nuk vdesin, Atëdheu nuk ndahet. Mos i harro stërgjyshërit. Jam Shiit, e Jam Sunni Jam fshatarë, e Jam qytetar. Ndonjëherë Shirnak, Ndonjëherë Bursa. Ndonjëherë jam edhe Edrene. Në detin e zi jam çaj, Në lindje jam kënga vajtuese. Unë jam ajo Turqia e pamposhtur, që i dridhet gjithë bota. Armikut që i fut frikën në tokë me… Tankun Alltaj Me aeroplanin që nuk shihet Dhe ai që vulos fitorët tona në qiell. Në det është Mirgemi, pritni, po ju hargjohet koha. Jo!, mos i përzieni ju ata, se ushtari i atëdheut tim nuk tradhton. Nuk hutohen, kapelat e policëve dhe ushtarëve të mi. Do ta kthejmë pizgaverin, kundër kundërshtarit kur t’i vije koha Ajo natë ishte kundëhelm për Turqinë 70 vjeqarët që dolën në rrugë, pa u lodhur dhe pa u thyer. O Zot ! Kjo që po vjen janë shenjat e ushtrisë së pejgamberit. Fëmiu që fle në plazh, Imranit që ju shkatërru shtëpia mbi kokë. Turkmenistani, Palestina, Umeti po na pret neve. Nëse ndodh edhe një 15 Korrik, janë gati Selatë në xhamia. Edhe njëher dalin para tankeve, të rinjët dhe pleqtë. Mos u pikëllo ! Turqia ime. Allahu, është me ne. Tash të gjithë së bashku, brohurisni ! Tekbir Allahu Ekber (Allahu është më i madhi) Përkthehu: Blerim Iseni

CEMALNUR SARGUT VE DİN TAHRİFİ!

Bir sahte hoca haberi okumam gerekiyor kardeşler. Biliyorsunuz ülkemiz sahte hocadan, sahte şeyhten geçilmiyor. Sahte peygamberler gırla gidiyor. Bir, şeyh dedikleri bir kadının sözlerini getirdim buraya. Bana dediler ki bu kadın şeyh hocam, Mevlevi şeyhi dediler. Dedim: “Kim bu?” “Cemalnur Sargut” Tasavvuf, tasavvuf, tarikat, tasavvuf, aşk, meşk, muhabbet, eriyoruz, bitiyoruz falan muhabbeti. Eee… “Kur’an-ı Kerim’i kimse anlayamadı. Biz, Kur’an’ın özünü anladık. Fetvalarımız bu yüzden aşk ehli olmayanlara garip gelebilir.” diyorlar. Aynı Kanuni zamanında yaşayan Şeyh Maşuki gibi. Şeyh Maşuki’yi bilirsiniz kardeşler. “Zina diye bir şey yok. Haram, helal diye bir şey yok, her şey serbest. Allah’ın yarattığı dünyada sınır yok, çizgi yok. Kendinizi kısıtlamayın!” Şeyh bu(!) Kanuni bunu gönderdi, sürgün yaptı. Sonra bir daha tekrar İstanbul’a gelince, âlimlere kafa tutunca; “siz Kur’an’ı okudunuz; zahirini okuyabiliyorsunuz, siz Kur’an’ın zahirini anlıyorsunuz. Biz Kur’an’ın içini, özünü anladığımız için sizle anlaşamıyoruz.” dedi. Kanuni dedi ki: “Asın bunu! Çünkü bu, İslamiyet’i yok etmek, içini boşaltmak istiyor.” Şimdi, bu gibi dini bilmeyen yahut da bilip tahrif etmek isteyen insanlar çok var. Birçok sahte şeyhi, sahte hocayı burada anlattım, bahsini yaptım. Sahte din önderlerinden bir tanesi de Cemalnur Sargut. Allahü Teala bu kardeşimize hidayet versin. (Amin) Bak, kardeşimiz diyorum. Çünkü niyetinin bozuk olmadığını, bozuk olmamasını istiyorum. Öyle inanmak istiyorum. Niyeti bozuk değil sadece cahil. İslam’ı bilmiyor. Kur’an, sünnet ve tefsir okumamış. Mevlana diyor, Mevlana diyor, Mevlana diyor ama İslam’ın hükümlerini inkâr ediyor. Mevlana kadar şeriata bağlı bir adam mı var? Kurban ol sen Mevlana’ya. Muhammed aleyhisselamın ayağının tozuna yüzümü, ayağının tozuna yüzümü sürerim, diyen bir adam Mevlana Celaleddin. Ben de çok nakil yaparım Mevlana’dan. Ama Kur’an ve sünnete uyar Mevlana. Siz, senin bu sözlerin nasıl Kur’an ve sünnete bağdaşık? Sözleri söylüyorum, çok az yorum yapacağım. Bakın! Diyor ki katıldığı televizyon programlarında; dört, beş tane sözünü getirdim buraya, kelimesi kelimesine okuyacağım. “Ben tesettürün insanın gönlünde olduğuna iman ediyorum. Tesettür gönüllerdedir. Çirkin huyların örtülmesi çok önemli.” Eee… Devam et! Devam et! Yani kalbine sen tesettürü al, günahlardan kalbini sakındırmaya çalış, çirkin huylarını temizle, başını örtmesen de olur. Ne oldu? Kur’an’ın iki tane ayeti gitti. Allah Kur’an’da kadınlara ne yapması gerektiğini, nasıl örtülmesi gerektiğini öğretiyor, emrediyor. Ama bu ablamız diyor ki: “Gerek yok. Kalpte tesettür olsun yeter.” Tıpkı Hristiyanların, “sünnet, ayetlerle İncil ayetlerinde geçen sünnet, kalbimdeki kabukları, günah kabuklarını temizle demek olduğu için biz böyle anladığımız için sünneti kaldırıyoruz.” demesi gibi. Hristiyanlarda da sünnet var, Yahudilerde de var, biz Müslümanlarda da var. Ama Hristiyanlar sünneti kaldırdı. Nasıl kaldırdı? “Oradaki ayeti siz doğru anlamadınız.” dediler, “kalpten günahları kaldırmak anlamına gelir.” dediler ve sünneti kaldırdılar. Aynen bunun gibi. Açık ayetleri tahrif ediyor. Böyle iş olur mu? Yani sen Aişe anamızdan, Fatıma anamızdan, Hatice anamızdan daha iyi mi anladın bu Kur’an’ı? Onların hepsi örtünüyordu. Onların kalbi seninkinden daha mı kirli, abla? Allah aşkına yapma, şu ayetleri inkâr etme. Başka bir sözü: “Dinler arasında çok bir fark yoktur. Ama biz hepsini kucaklıyoruz.” Dinler arasında fark yok mu? Ya benim peygamberim Lut aleyhisselama, “kızlarıyla zina yaptı.” diyor ya. Benim Allah’ımın yanına iki Allah daha koyuyor Hristiyan. Hristiyanlık inancının temeli üç tane tanrıya inanmaktır. İki olmaz, üç olacak. Baba, oğul İsa, karısı Meryem. Üç tane tanrıya inanmazsan Hristiyan olamazsın, cennete giremezsin. Onların akidesi bu. Şimdi ben nasıl bu adamla aynı olabilirim ya? Nasıl olabilirim? Kur’an, şirk ve tevhidi ayıran yüzlerce ayet ile dolu. Hiç mi okumadın abla? Hiç mi okumadın ya? Nasıl bir fark yok. Başka bir sözü: Yahudi komşusuna şunları söylüyormuş: Şimdi Yahudi’ye diyor ki: “Benim için sen birçok kişiden daha Müslümansın. Ben buna şehadet ederim öbür âlemde. Yani insanları kesinlikle kategorize etmemek lazım.” Yahudi’ye diyor ki, İki tane Allah var diyen Yahudi’ye: “Bana göre” diyor “sen,” -bir, iki güzel ahlakını görmüş- “birçok Müslümandan daha Müslümansın. Ahirette de ben senin Müslümanlığına şahitlik edeceğim.” diyor. Ablacım ahirette sana kim şahitlik etsin ya, sana kim şahitlik etsin? Bu kadar kolay mı bu iş? Allah Kur’an’da Yahudi ve Hristiyanları tarif ederken; farklı farklı ayetlerden alıntılar yapıyım: “Onlar zalimlerin ta kendileridir.” “Onlar kâfirlerin ta kendileridir.” “Onlar müşriklerin ta kendileridir.” “Benim ve sizin düşmanınız olan Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin.” Benim düşmanım, sizin düşmanınız. Yahudi ve Hristiyanlar hakkında bunları söylüyor. Sen de diyorsun ki: “Aramızda pek bir fark yok.” Bu cümleler, Fetö cümleleridir. Fetö’yü nereye gömdüğümüzü gördün abla. Rica ediyorum aynı yola girme, tövbe et. Tövbe et! Başka bir söz: “Buda’yı çok severim.” Şeker abla ayy. Buda’yı, Buda kim? Kel, şişman bir tanrı. Tanrı! Allah’ın karşısına başka bir tanrı. “Ben Buda’yı çok severim.” diyor. Allah’tan kork ya. Şirkle alakalı, müşriklerle alakalı Allah’ımızın kullandığı tabirleri şu kitapta hiç okumadın mı? Neler söylüyor? Hiç mi korkmuyorsun? Yani bu cehennem tehditlerinden hiç mi korkmuyorsun? Buda’yı nasıl seversin? Allah’ı sevdiğini iddia eden bir insan, aşık olduğunu iddia ediyorsun. Nasıl olur da Allah’ın karşısında ilahlık iddia eden başka bir varlığı, yaratılmış bir kulu Allah diye sevebilirsin? Bu nasıl olabilir? Başka bir söz: “Puta tapanların taşa tapmaları mümkün mü? Hayır. Aslında onlar o taştaki hakikate yani her yerden tecelli eden Allah’a tapıyorlar.” Vay be. “Bunu anladığımız zaman aramızdaki bütün farklılıklar ortadan kalkıyor Gülben Hanım.” Bir tane kadının karşısına geçmiş. O soru soruyor, o da bunları anlatıyor. “Aramızdaki bütün farklar kalkar. Puta tapan insanlara baktığınız zaman, o Hinduları gördüğünüz zaman insanların ayaklarına secde ediyor ayaklarını öpüyor. Onlar aslında o insana secde etmiyor. Onlar o insandan tecelli eden Allah’a secde ediyor.” diyor. “Bir ineğe secde edip ineğin pisliğiyle üstünü silen, kendisini bereketleyen bir Hindu, aslında Allah ona tecelli ediyor. Hürmetini Allah’a gösteriyor.” diyor. “Bir fil heykeline secde eden bir adam gördüm Gülben Hanım. Ben böyle bir hürmet böyle bir aşk görmedim utandım kendimden.” diyor. Bir de anlatıyor böyle bir, bir acındırma, bir ajitasyon falan… “Ben böyle bir aşk görmedim. Bu, bu o filin içindeki ruha aşık.” diyor “ona tapıyor.” diyor. Ya filin içinde ruh falan yok! Yok, elektrik bile yok. Heykel bu. Sizdeki bu heykel aşkını ben anlamıyorum ya. Anlamıyorum arkadaş. Heykellere tapanlarla Müslümanları yan yana getiriyorsun ablacım. Allah’tan kork ya. Allah’tan kork! Nasıl getirdin bunları? Aramızdaki farklılıkları ortadan kalk… Aramızdaki farkları Allah koymuş. Allah insanları sınıflamıştır. Üç sınıfa ayırmış: Müminler, müşrikler, münafıklar. Allah bizi kategorize etmiş, üçe bölmüş bütün insanları. Müminler, iman edenler yani biz elhamdülillah. Tam karşımızda müşrikler var, Allah’a eş koşanlar. Yahudiler, Hristiyanlar, Putperestler. Bir de ortada olanlar var. Bizim kuvvetli olduğumuz zaman yanımıza gelenler, bizden gibi görünenler; onlar kuvvetli olduğunda onların yanına gidenler. Bunlara münafık denir. Üç sınıf. Allah bizi ayırmış sen nasıl birleştirmeye çalışıyorsun? Bu cümleler hep Fetö cümleleri. Bunların hocası da Amerika’dan aynı şeyleri söylüyor. “Hristiyanlar, ülkenizi fethetmesi kötü bir şey değil. Haçlıların ülkenize girmesi kötü bir şey değil. Onlar sizin karınıza, kızınıza, namusunuza ilişmez, camilerinize dokunmazlar.” Dedi mi demedi mi o çirkin adam? Dedi. Kayıtları hâlâ, videoları hâlâ var. “İlişmezler.” Vallahi senin kadar büyük bir yalancı görmedim. Hiç görmedim. Bir tane daha cümlesi var onu da okuyayım hem kapatalım. “Haçın manasını Kur’an yazıyor.” Şimdi, kiliseye gitmiş, papaz demiş ki: “Haç hakkında sizin kitapta bir şey var mı?” Haç, biliyorsunuz Hristiyanlarda bir t vardır. Türkçe’de küçük t. Hristiyanların haç işaretidir. “Kur’an’ınızda haç hakkında bir bilgi var mı?” diyor bu kadına. Şimdi kadın da diyor ki ona: “Haçın manasını Kur’an yazıyor. Hazreti Allah, Hazreti İsa’ya diyor ki: “Ya İsa, o kadar güzelleş ki namaz kıl ve zekât ver.” Şimdi düşünürseniz namaz, Allah ile birebir konuştuğunuz dikey bir ibadet.” Namaz dikey bir ibadet. “Namaz kılınca çok güzelleştiğinizden o hâlinizi, o güzelliğinizi etrafa da aktarıyorsunuz.” Devam ediyor. Ya bu kadar uydurmak olur ya, bu kadar uydurmak. Sen hangi fantezide yaşıyorsun? Yüzüklerin Efendisi değil bu ya. Şimdi… “O güzelliği etrafa aktarıyorsunuz, buna da zekât deniyor. Bu da dikey bir ibadet.” Zekât da etrafa aktardığın zaman dikey bir ibadet. “İşte haç, İsa’nın yatay ve dikey ibadetleri birleştirmesinden ibaret.” diyor. Allah aşkına böyle bir uydurmayı ben hayatımda ilk defa duydum. Kur’an’da böyle bir şey yok. Aksine Kur’an’ın bize prototip olarak verdiği peygamber Muhammed Aleyhisselam. Sahabiler diyor ki: “Ey Allah’ın Resulü bu Hristiyan papazların boynunda bir işaret var. Nedir bu işaret?” Görmemişler daha önce. Muhammed aleyhisselam diyor ki: “O bir puttur.” Put ne demektir? İlahtır, ilah… Hristiyanların ilahı, göğüslerinde tam burda. Ve sen bunu güzellemek için allıyorsun, pulluyorsun çeşitli fanteziler uyduruyorsun, allıyorsun Kur’an’ın içine koyuyorsun abla. Allahü Teala bu Cemalnur Sargut kardeşimize hidayet versin. (Amin) Vallahi ben gidişatı hiç iyi görmedim. Bana iki tane video attılar. Sözlerini de attılar. Hidayeti için ben dua ettim yatsı namazından sonra sizde dua edin kardeşler. Allah bu insanı, bu sapkın görüşlerinden kurtarsın. (Amin) Diyalogculuk fitnesinden kurtarsın. On dört asırlık İslam’a, ehlisünnet vel cemaate döndürsün. (Amin) Yani Kur’an’ı, Muhammed aleyhisselamın ve sahabilerinin anladığı gibi anlayanlar. Ehlisünnet vel cemaat bu demektir. Bunların dışındakiler: “Bana göre” “Tamam peygamber ve sahabisi öyle anlamış ama ben başka anlıyorum.” Seni kimsin oğlum? Sen kimsin ya?

SAHTE PEYGAMBER İSKENDER EVRENESOĞLU ÖLDÜ!

Çok keyif verici bir haber aldım geçen hafta. False prophet, sahte peygamber, İskender Evrenesoğlu… Biliyorsunuz sahte peygamberlerin membaı, merkezi Amerika’dır. Bana kitap indirildi, Kur’an’ın içinden bir kitap levh-i mahfuzdan bana geldi, diyen bir adam bu. Bu sahte peygamber geçen hafta Amerika’da ölmüş. Bilmiyorum belki birkaç hafta önce ölmüş, talebeleri gizlemiş de olabilir. Çünkü bunların akidesinde ne vardı? Ben Mehdi’yi görmeden ve dünyanın tamamına hâkim olmadan ölmeyeceğim. Sahte peygamberin vaadiydi bu. Ama ne dünyanın tamamı, mahallene bile hakim olamadan, Amerika’da FBI’nin kucağında öldü gitti. Bakın, bir gün ola bazı insanlar size gelip de vatanınıza, milletinize ve dininize ihanet etmeniz karşılığında büyük meblağlar teklif ederse FETÖ gibi, İskender gibi, kabul etmeyin. Kabul ederseniz sonunuz kendi toprağında ölmemek olur. Bundan büyük bir rezalet yoktur. Bir adam için kendi doğduğu vatanında, ait olduğu yerde ölmemekten, başka bir yerde sığıntı gibi yaşamaktan daha büyük bir rezalet yoktur. Pablo Escobar’ın bir sözüyle bunu teyit edeceğim kardeşler. Biliyorsunuz Escobar dünyanın en büyük uyuşturucu tüccarı. Allah bazen doğru kelimeleri en büyük zalimden bile söyletebilir. Bu Allah için çok kolaydır. Escobar’ın bir sözü var: “Kolombiya’daki bir mezar, Amerika’daki bir hapishaneden daha iyidir. Çünkü Kolombiya benim toprağımdır.” Beni Amerika’ya göndermeyin, öldürecekseniz burada öldürün. Beni burada gömün, diyor adam ya. Uyuşturucu tüccarı, çöp, tam bir çöp, dünyanın en zalim adamı ama söz doğru mu? Söz doğru. Sen karakterli bir adamsan burada hapse gireceksin, vatan dışına kaçmayacaksın. Karakterli bir adamsan burada öleceksin, başka bir yerde değil. Bunlar Amerika’ya gitti haklarında yüzlerce dava olduğu için ikisinin de, ülkeye dönemiyorlar. Dönemeyince gitti Amerika’da, dünyaya da hâkim olacaktı. Dünyaya hâkim olamadan öldü gitti. Peşindeki insanlar hâlâ bekliyor. Mehdi gelecek de, İsa gelecek, bizim peygamberimiz İskender’le birleşecekler, dünyaya hakim olacağız. Hâlâ bekliyorlar. Binlerce insanı kandırdı, dinsiz yaptı. Bakın bir adam ben Mehdi’yim dese, insanlar da buna inansalar tamam bu adam Mehdi deseler, buna bid’at ehli denir. Yoldan çıkmış, sapık ama Müslüman. Bir adam ben peygamberim, bana kitap indirildi dese, bu adamlar da pygamberliğini kabul etse, evet resuldür, bizim resulümüzdür dese kâfir olur. Bunların cenaze namazı kılınmaz. Dinden çıkıyor artık bidattan da değil bu, bu dinden çıkıyor. Çünkü kitabımızdaki ”Muhammed, sizden kimsenin babası değildir. O peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzâb, 40) ayeti kerimesini inkâr etmiş oluyor. Son peygamber diyor Allah bizim Peygamberimiz Aleyhisselam için. Sen daha ne peygamberliğinden bahsediyorsun ya? Sen kimi kandırıyorsun oğlum? Ama binlerce insanı kandırdılar. Binlerce insanı kâfir yaptılar, zındık yaptılar. Ve bunların tamamı bize kâfir diyor. Çünkü onların peygamberine iman etmemişiz. Şimdi bu false prophet öldü gitti. Darısı diğer sahte İsa’nın başına. Bu, sahte peygamber; diğeri sahte İsa, Fetö. Talebeleri bunun İsa olduğunu düşünüyor. Onlara göre Said Nursi Mehdi’ymiş, İsa da Fetö’ymüş. İkisi de yalandır. Said Nursi’nin de ben Mehdi’yim diye bir tek kelimesi yoktur. Aksine, Risale-i Nurlarda ben Şafii mezhebine mensubum diye geçer. Hazreti Mehdi’nin mezhebi olacak mı? Zaten gelir gelmez mezhepleri kaldıracak. Çünkü Muhammed Aleyhisselam nasıl yaşıyorsa bana bakın, benim yaptığım gibi yapın diyecek. Dolayısıyla dört mezhep kalkmış olacak otomatikman. Biz ona bakacağız, onun gibi namaz kılacağız, bütün detayları onun gibi yapacağız. Mezhepler kalkacak. Ama Said Nursi hazretleri diyor ki: “Ben Şafii’yim. Yani Şafii mezhebine mensubum. Mehdi değilim.” Ama cahillerden bazıları, fanatiklerden bazıları, bu Fetocüler gibi, onu Mehdi yerine koyuyor. Neden Mehdi yerine koyuyor? Çünkü İsa da bizim fetomüzdür, diyor. İsa ile Mehdi birleşti, şimdi biz bütün dünyaya üç tanrıcı İslamiyet’i yayacağız. Yani İslam’la Hristiyanlığı birleştireceğiz. Hem üç tanrı hem Müslümanlık. Ya şirkle tevhit birleşebilir mi? Üç Allah var diyen bir adamla, tek Allah var diyen adam birleşebilir mi? Olabilir mi böyle bir şey? Mümkün değil. Ama bunların kafasında üç tanrı inanışını yayacağız diye bir fikir vardı. Yapamadan göçtü gitti bir tanesi, darısı diğerinin başına. Bir tane daha sahte peygamber var Amerika’da. Reşat Halife’nin talebesi: Edip. Biliyorsunuz, bunların membaı hep Amerika’da. Hep Amerika besler bunları. Dini tahrif edin, İslam’ın içini boşaltın. Gençleri dinsizleştirin ki ben işgal etmek için taarruz ettiğimde bunlar karşı koymasın, bu da bizden desin. Sen gel, işgal etmek için gel sen, biz bekliyoruz zaten, biz bekliyoruz.

Evreni yaratmadan önce Allah ne yapıyordu?

“Elem yeku nutfeten” Az bir su… O, az bir su. İnsan az bir sudur. “min meneyyin yumnâ” Akıp giden bir meniden, az bir su değil midir o insan? (Kıyâme Suresi 37. Ayet) Akıp giden bir meniden… Allah-u Teala kibirlenmemiz için; insanlığımızı, kulluğumuzu, köleliğimizi unutmamamız için bize nereden geldiğimizi hatırlatıyor. Az bir su değil midir o? Akıp giden, düşüp giden bir meniden gelen az bir su değil midir? Meni nedir kardeşler? Necistir, pistir. Bir adamın üzerinde biraz meni olsa o adamın kıldığı namaz geçerli olmaz. Halifemiz Ömer radiyallahu anh iki vakit namaz kıldı. Sonra elbisesine bir baktı bir parça meni var. Hemen gitti elbisesini temizledi, başka bir elbise giydi. Peşinden o kıldığı iki vakit namazı belki bununla beraber kılmışımdır diye iade etti. Bu pislikle kılınan namaz geçerli olmuyor. Buna necaset deniyor. Hadesten taharet; bedende bir necislik varsa temizlenmek, abdest almak, cunüpsen gusül abdesti almak. Namazın şartlarından bir tanesidir. İki: necasetten taharet. Elbisede bir temizlik varsa ya da namaz kılacağın bir yerde pislik varsa burada kıldığın namaz da geçerli olmuyor. Bu pisliği temizlemen gerekiyor. İslam’da temizlik ibadetten önce geliyor. Bu şartları iyi bilmemiz lazım kardeşler. İşte, Allah’ımız diyor ki; gururlanmayın, nereden geldiğinizi ben size söylüyorum. Akıp giden pis bir su… Ve bu su nereden geliyor? Erkeğin idrar kanalından. İdrar kanalı… İdrar kanalı nedir kardeşler? Pislik, necis. Sen bu necis kanaldan geliyorsun. Sen kime kafa tutuyorsun ya? Firavun geldi; üç yüz, dört yüz sene yaşadı. Başı bile ağrımadı. “Ben senin yüce Rabbinim” dedi Musa Aleyhisselam’a. “ene rabbukumu-l-a’lâ” (Nâzi’ât Suresi 24. Ayet) “Ben senin en yüce Rabbinim. O senin Allah’ın , O benden ufak kalır.” Haşa ve kella. Bu insan, bu. Allah’ımız insanın ilahlık taslayamayacağını bildirmek için bize hangi ayeti söyledi? Meryem ve İsa’dan bahsettiği tek bir ayettir. “Meryem de İsa da yemek yerlerdi.” Bakın bu bir ayettir. Ne alakası var yani? İnsan yemek yer zaten. Allah neden bunu söyleme ihtiyacı hissediyor? Bunu neden sana söylüyor, biliyor musun? İsa’ya ve Meryem’e, Allah o ikisinden razı olsun, Tanrı diyen Hristiyanlardan, onlara hitap ettikten sonra diyor ki “Meryem de İsa da yemek yerlerdi. ” Bir insan yemek yediği zaman nereye gitmek zorunda? Tuvalete gitmek zorunda. Tuvalete gidenden ilah olur mu? Olmaz… Olmaz. O, kocaman sarayda yaşayan Pensilvanyalı kardinal tuvalete gitmek zorunda mı? “Ben öfkelendiğim zaman bir yerde şimşekler çakıyorsa anlayın ki ben öfkelendim.” diyen kardinal, yemek yemek zorunda mı? Zorunda. Uyumak zorunda mı? Zorunda… Zorundaysa ihtiyaçları var demektir. İhtiyacı olan birisi ilah olamaz. Bakın, Allah’ımızın verdiği çok basit misaller bunlar. Bu misalleri nefsine devamlı olarak telkin edeceksin, teskin edeceksin. Bak sen arada böyle gururlanıyorsun, kibirleniyorsun falan.”O bana muhtaç, bu bana muhtaç.” diyorsun ama sen şunu unutma: Allah hiçbirimize muhtaç değil. Bu kadar basit. Bak daha biz yoktuk, Allah cinleri yarattı. İstediği anda, istediği şeyi yaratabiliyor. Önce melekleri yarattı. “Ben övülmek istiyorum.” Allah dedi ki: “Ben zikredilmek istiyorum, övülmek istiyorum.” Tek başına kainatın sahibiyim. Hiçbir şey yok. Ben yaratmaya başlayayım, dedi Allah. Hiçbir şey yokken Allah kendi kendini tenzih ediyordu. Sonra bilinmek, tanınmak istedi. Zikredilmek, övülmek istedi. Övülmeyi Allah’tan daha çok seven kimse yoktur. Övülmeyi… Bakın, bütün insanlar övülmeyi sever. Bir adam bir kitap çıkarttığı zaman, bir adam birilerinin hidayetine vesile olduğu zaman ondan bahsetmek ve övülmeyi sever. Bu insani vasıflardandır, hoşuna gider. Ama övülmeyi haddinden fazlaya çıkarttığın zaman Allah ile yan yana gelirsin. Ne kadar çok övülmeyi seversen sev bil ki Allah senden daha çok seviyor. Ne kadar kıskanç olursan ol bil ki Allah senden daha kıskanç… Kullarının kendisinden başka hiçbir şeye ibadet etmesinden razı olmaz. O’ndan daha kıskanç kimse yoktur. Kimse… Şimdi… O Allah yemek yemiyor, uyumuyor, tuvalete gitmiyor. Tek başına var, hiçbir şey yok. Hiçbir şeye de muhtaç da değil. Ama sadece övülmeyi istiyor. Tanınmayı, bilinmeyi istiyor. İlk kimi yarattı? İlk, Muhammed aleyhisselamın nurunu yarattı. Muhammed aleyhisselamın nurundan suyu yarattı. Su… Allah ilk olarak suyu yarattı. Sudan sonra arşı yarattı. Suyu dondurdu ve arşı yarattı. Sonra kürsüyü yarattı. Sonra levh-i mahfuzu yarattı. Sonra kalemi yarattı ve “Kıyamete kadar yazılması gereken her şeyi yaz.” dedi. Şu, şu, şu olacak; bu, bu, bu olacak. Şu adamın şu kadar torunu olacak. Şu adamın soyu burada kesilecek. Kıyamete kadar olacak olan her şeyi Allah’ımız kaleme söyledi ve yaz dedi. Ondan sonra neyi yarattı? Canlı… Zikredilmek istedi ve melekleri yarattı. Meleklerin her birine bazı görevler verdi. Kimisi Subhanallah diye zikretti, kimisi Elhamdülillah diye kıyamete kadar bu zikirler devam eder. Kimisi Allahuekber diye zikretti. Kimisi rükuda durdu, kimisi secdede durdu. Kimisi kıyamete kadar kıraatte. Ayakta Kur’an okuyor. Devamlı Kur’an’ı hatmediyor. Sonra… Hayvanları yarattı. Dedi ki, akılsız bir şey yaratayım. Ben şimdi akıllı bir varlık yarattım. Nefis koymadım içine. Sınav etmedim onu. Bir de dedi, hayvan yaratayım. Akılsız, nefsi var. İhtiyaçlarını karşılıyor, devamlı zevk peşinde. Hayvanları yarattı. Hayvanlar da vazifelerini yapıyor. Daimi surette insanlara hizmetteler. Devamlı Allah’ı zikrediyorlar. Sonra kimi yarattı? Cinleri yarattı. Bak, daha insan yok. Allah sana muhtaç değil, bana muhtaç değil. Daha biz yokuz. Sonra cinleri yarattı. Cinlerden sonra da dedi, bir de insanları yaratayım. Cinler birbirlerini kestiler, öldürdüler. Sınavı kaybettiler. Bir de daha kaliteli bir ırk yaratayım. Eşref-i mahlukat…Yaratılmışların en şereflisini yaratayım. Hem akıl olsun hem nefis olsun hem ruh olsun ve seçimler yapsın. Kalitesini göstersin. Çalışmalarıyla, seçimleriyle peygamberlik makamına kadar yükselebilsin. Peygamberliğin bir altında sıddık olabilir insan. Kalitesizliğiyle, çürüklüğüyle, bayağılığıyla, aşağılıklığıyla siccine kadar en dibe, en aşağıya kadar, hayvandan daha aşağıya kadar esfel-i safiline kadar insin. Seçimleri kendisi yapsın. İşte Allah bunu murad etti ve bütün insanlığı yarttı. Nice peygamberler göçüp gittiler, Allah’ın dini ayakta. Nice alimler göçüp gittiler Allah’ın dini ayakta. Kıyamete kadar koruyacağını vadediyor. Kuran’dan bir vaad daha söyleyeyim. “Allah senin dinini bütün dinlere üstün kılacaktır. ” Bu Allah’ın vaadidir, ayettir.. Bu ayet-i kerimeden dolayı bütün tefsir alimleri bu ayetin tefsirinde ne diyorlar? Kıyametten önce muhakkak İslam bütün dünyaya hakim olacak. Onu müminler görecekler. Çünkü bu Allah’ın vaadidir. Bütün vaadleri yerine geldiği gibi İslam’ın bütün dünyaya hakim olduğu günü de sen ister çalış ister çalışma, ister sohbete gel ister gelme, ister kitap oku ister okuma, İster namaz kıl ister kılma… Allah’a verebileceğin hiçbir şey yok. Allah bu dini hakim kılacak. Durum buyken sen kimsin ki kendinle övünüyorsun, ben olmasam bu Zeytinburnu’ndaki tüm insanların tamamı sapıtır diyorsun? “Bu hocayı bulamazsa bu Zeytinburnu, bu hocanın kıymetini bilmezse Zeytinburnu kafir gider.” diyorsun. Böyle diyen Vehhabi, Seleficiler var. Allah bunlara hidayet versin. “Bütün Zeytinburnu kafir, biz burada yirmi kişi Vehhabiler Müslüman kaldık.” Koca Zeytinburnu’nda, bir milyonluk Zeytinburnu yirmi kişi Müslüman kalmışlar(!) Allah’ım sen bu insanları kurtar Ya Rabbi. Amin. Dinini İngiltere’den öğrenirsen, İngilizlerden öğrenirsen işte böyle olursun. Muhammed aleyhisselam sahih hadislerinde buyuruyor ki: “Ümmetim dalalet üzerine birleşmez.” “Siz ümmetimin büyük kalabalığına uyun, sapıtmazsınız.” “Allah’ın kudret eli cemaatin üzerindedir.Cemaatten ayrılmayın. ” Bu hadis-i şerifler bizi kalabalık, ümmetin kalabalığı nerede? Doğru yol orası. Bugün ümmetin %80’i dört hak mezhebe tabiidir. İşte basit, ölçü çok basit. İngiliz ordusu, İngiltere ordusu reklam filmi yapmış. İngiliz askerleri, İngiliz halkı, genç nüfusu azaldığı için, soyları kuruduğu için hangi nüfusa ihtiyaçları var şimdi? Müslüman nüfusa… Ne yapmışlar reklam filminde biliyor musunuz? Müslüman asker miğferi çıkartıyor, takkeyi takıyor. Allahu Ekber diyor komutanların arasında. Komutanlar da çok saygı duyar bir vaziyette Müslüman askeri izliyorlar böyle. Aaa bak bizim ordumuzda, tamam üç Tanrıcıyız, kafiriz, müşriğiz falan ama bizim ordumuzda Müslümanlar gelip askerlik yapabilir. Müslümanlara yapacağımız soykırımda bize destek olun. Bütün dünyaya üç Tanrı akidesini sevketmek için bize destek olun. Namazınızı kılabilirsiniz, serbest. “Bunu yapabilecek olan adam bulamazlar hocam!” Vallahi çok adam var, çok gerizekalı Müslüman var. Çok ahmak Müslüman var. FETÖ olayı patladı, darbeyi savuşturduk. Başımızdaki adamlar dediler ki: “Bunlar nereden baksan yirmi bin otuz bindir.” Şu anda rakam kaç biliyor musunuz? Dört yüz bin! Bunlar sadece sevenleri falan dışarıdaki adamlardan bahsetmiyorum. Sadece dava açılmış olan insan… Dört yüz bin insana dava açılmış. Bu adamlar kandırılmış, aldatılmış. Üç Tanrı inancını Türkiye’de yaymak için Amerika’nın Tanrılığını kabul etmiş adamlar. Başlarındaki sahte peygambere tabii oldular ve Amerika’nın Tanrılığını Türkiye’ye getirip bizi işgal edeceklerdi. Dört yüz bin asker buldu bu adamlar ya! FBI, CIA bunlarla kanki, kanka bunlarla. Nasıl Müslümanları katlederiz, nasıl tankın altına annesiyle çocuğunu alır öldürürüz? Plan bu, hesap bu… Allah tuzaklarını başlarına geçirdi. Ne kadar kuvvetleri olursa olsun Allah rezil etti. Rezil etti, Allah’ım sana şükürler olsun. O kara gecede Rabbim bizi kuvvetlendirdi, güçlendirdi ve onlara karşı tahakküm etti. O akşam bütün milletin gözünde bir tek şey gördüm. Vallahi en zayıf adamın bile gözünde ölüm korkusu sıfırdı. En zayıf adam… Adam meyhanede içen bir adam, her akşam içiyor. Haftada bir cumaya gidiyor. Bu zayıf Müslüman demektir, fasıktır, günah işliyor. Ama ben Müslümanım, diyor. Kurtulamıyorum bu işten. Bu adamın bile gözünde ölüm korkusu gitmiş, köprüde en ön safta kurşun yiyor. Ölürsem şehidim, diyor. Şehit olur mu? Vallahi vatanı savunmak için gidiyorsa şehittir. Niteyinde varsa “Arkadaşım bana bir şişe alacağını söyledi.” falan varsa bu adamdan anca fetvasını da vereyim, niyazi olur. Başka bir şey olmaz yani. Arkadaşım bana vaad etti hocam, bir şişe bana senden yeter ki darbe olmasın, mallar mülkler hepsi yok olur gider. El koyarlar diye. Bu vaadi yaparsa ve bu vaad için giderse köprüye yüz kurşun da yese niyazi olur, başka bir şey olmaz. Öbür tarafta ayvayı yersin. İşte kardeşler, bu iş böyledir. İngiltere ordusu Üç Tanrı akidesi için Müslüman askerler topluyor. Kim gidecek size söyleyeyim: Bir, mealcilerden çok asker bulur. İki, Vehhabi, Seleficilerle zaten İngilizler kankidir. Vehhabilik dinini kim getirdi? İngiltere. Ajan Hemper, İbn-ü Abdül Vehhab’ı kandırdı. Birkaç İngiliz kızıyla beraber bir muta nikahı falan İbn-ü Abdül Vehhab’ın aklını döndürdü. “Ömer biliyorsa ben de bilirim, Ömer içtihad ediyorsa ben de ederim.” dedi. Vehhabilik dinini kurdu. Abisiyle babasını tekfir etti. Abisiyle babası da alim. İlk reddiyeyi abisiyle babası yaptı Abdül Vehhab’a. Osmanlı’ya ihanet etti, İngilizlerle saf tuttu. Osmanlı, Arap topraklarındaki hegemonyasını kaybetti, geriye doğru çekilmek zorunda kaldı. Bunların vebalinin tamamını ödeyecek. Bu Vehhabi-Seleficileri davet ediyorum İngiltere ordusuna. Lütfen, buyurun gidin. Biz zaten Cerablus’ta sizin beş bin tane kankinizi, dava arkadaşınızı, Harici-Vehhabiyi Cerablus’ta şu ellerimizle cehennme göndermeyi Allah bize nasip etti. Elhamdülillah. Buyurun, karşımıza geçin. İçeride fitne kaynatmayın. İçeride Müslümanlara kafir deyip durmayın, ardımızdan küfür etmeyin. Geçin, er meydanı orada. Geçin, cihad edelim. Madem cihattan korkmuyorsunuz, ölümden korkmuyorsunuz çıkın karşımıza. Sizin beş bin tane Harici kardeşinizi cehenneme gönderdik, Elhamdülillah. Bu sadece başlangıç. Gelecek hamlede sizin müttefikinizPKK-PYD; O marksistler var ya o ateşe tapanlar var ya. Şimdi sırada onlar var. Yirmi bin, yirmi beş bin kişi Allah’ın izniyle Allah-u Teala bize o günü göstersin. Onların da kökünü kazıyacağız. Ne kadar müttefikiniz varsa Üç Tanrı akidesini getirmeye çalışan Allah bu ellere nasip etsin, bu akla, bu gözlere nasip etsin onların kökünü kazımayı. Allah’ım göklerin ve yerin ordularıyla ordularımızı desteklesin. Amin ya Muin, bi hürmet-i Taha ve Yasin

Kâbe imamları neden her rekatta üstünü düzeltiyor?

Takva elbisesi giyememiş milletlerden bir tanesi şu anda kimdir? Amerika’nın sadık hizmetkârı Suudi Amerika. Suudi Arabistan mıydı? Ama değişti artık o. Suudi Amerika oldu. Biz vehhabiliği de bıraktık ılımlı İslam’a geçtik diyen Suudi Amerikalılar. Geçen hafta bir video paylaşmıştım. Etiyopya’nın başbakanı bir konuşma yaptı. Birleşik Arap Emirlikleri’nden meslektaşıma dedim ki: Bize mali imkân verin, bize bazı hocalarınızı gönderin, din adamlarınızı gönderin… Ülkemizde medreseler açalım ve orada bize Arapçayı öğretsinler. Arap Emirliklerindeki adam bana dedi ki diyor: Ne gereği var gelsin sizin din adamlarınız bizim ülkemize, biz onlara İslam’ı öğretiriz, demişler vehhabi Araplar. Ben de onlara dedim ki diyor: Siz İslam’ı terk ettiniz, biz sizden İslam’ı öğrenecek değiliz. Sizden istediğimiz tek bir şey var: Bize mali kuvvet verin, mali destek yapın, ülkemizde medrese açalım, hocalarınız gelsin bize sadece Arapçayı öğretsin. Arapçayı öğretin, biz o öğrendiğimiz Arapça ile Kur’an’ı, tefsirleri, hadisleri okuyacağız, ezberleyeceğiz… Sonra size geleceğiz terk ettiğiniz İslam dinini size öğreteceğiz. Bizim işimiz bu. Siz İslam’ı terk edeli uzun zaman oldu. Siz İngiliz’in dinine gireli uzun zaman oldu, diyor bu Etiyopya’nın başbakanı. Allah bin kere razı olsun. Âmin. Bütün ümmete tercüman oldu bu adam. Bütün ümmete! Bu kadar kısa ve net bir şekilde adamın suratına tokat atan hızlı bir silahşor ilk defa gördüm bak böyle, tık! Hani böyle “Nasılsın, iyi misin?” falan diyor ya böyle. “Tak” tokatı bırakıyor, ters. Bruce Lee tarzı. Mahvetti adamı. İşte bak bu vehhabi Araplardan vehhabiler hakkında o kadar fazla videom var ki şimdi benim videoların altına İngilizce dublaj da yapıyorlar… Bu Arabistan hükümeti benim videoları seyrederse bak oradan beni çıkartmazlar. Herhalde orada şehit olabilirim haberiniz olsun kardeşler gitmeden önce hepinizle helalleşeceğim. Burada ne olacak bilmiyoruz çünkü. Bunlar Ehl-i Sünnet’i sevmezler. Kâbe imamları neden her rekâtta üstünü düzeltiyor? Çok sorulan, ülkemizdeki Müslümanlar tarafından bize çok sorulan suallerden bir tanesidir. Bunu nakledeceğim inşallah kayıta girecek. Bir daha da bana bu suali sormazsınız artık. Hocam selamün aleyküm hayırlı geceler inşallah. Kâbe imamları neden her seferinde kıyamda, secdede, rükûda üstünü düzeltiyor? Biliyorsunuz cübbeleri üzerlerinde her eğilmelerinde her kalkmalarında devamlı surette cübbelerini düzeltiyorlar, sonra başlarındaki şeyi düzeltiyorlar. İki el ile ama bütün işleri iki el ile yapıyorlar. Tek elle değil. Kardeşimiz de bu konudaki rahatsızlığı diğer yüzlerce kardeşimiz gibi dile getiriyor. Ve aleyküm selam kardeşim. Suud hükümetinin resmi mezhebi İngiliz yapımı vehhabiliktir. Biliyorsunuz bunun tarihçesi 200 yıla dayanır. İngilizler kurdu bunu, ajan Hempher’le beraber. İbn Abdülvehhâb’ı kandırdılar, aldattılar. Yeni biz mezhep kurdular Osmanlı’yı yıksınlar diye. Vehhabiler mezhepsizdirler. Bu mezhebin özelliği ne? Selef âlimlerine tabi olmuyor, ayet ve hadislerden peygamber, sahabe nasıl mana çıkartıyorsa, müçtehitler nasıl mana çıkartıyorsa biz de mana çıkartırız. Onlar öyle anlamış olabilir, biz farklı anlıyoruz. Mezhepsiz demek bu demektir. Onun da aklı var, benim de aklım var. Abdullah ibni Mes’ud’da adam, ben de adam. Muhammed Mustafa da adam (Sallallahü aleyhi ve sellem) ben de adam. O da anlıyor, ben de başka bir şekilde anlıyorum. Bunu kim diyorsa bunun adına mezhepsiz denir. Dini Muhammed Aleyhisselâm ve talebelerinden daha iyi bildiğini iddia eden ahmak ve cahil adam. Vehhabilik nedir? Vehhabilik de bunun gibidir. Ben bu hadisten şu manayı alıyorum.. Ben bu ayetten şu manayı alıyorum. Ona göre amel ediyorum. Diyorlar ve kendi aralarında kırk mezhebe bölünüyorlar. Vehhabilik şu anda kırk ayrı mezheptir. Hepsi birbirine kâfir der. Şii’lik şu anda altmış ayrı mezheptir. Hepsi birbirine kâfir der. Dört hak mezhebi kabul etmeyen, burun çevirenler iyi anlamış, idrak etmiş olsun. Ayet ve hadislere, kişisel levhalarına ve keyiflerine göre mana vermeye alışık olduklarından… Allah Teâlâ karşısında böyle edep dışı görünümler çokça olabiliyor. Namaz demek Allah’ın huzurunda durmak demektir. Son namazın olarak hayal edeceksin. Bu benim son namazım olabilir, her an gidebilirim. Son namazın olan bir namazda kırk defa kaşınır mısın ya? Cep telefonuyla oynayan, mesaj göndereni bile gördüm videolarda. Bana göndermiş kardeşim. Arka tarafta cep telefonuyla mesaj gönderiyor. Tık tık tık. Belki de köy oyunu oynuyor bilmiyorum. Namazdasın Allah’tan kork ya! Onlardan örnek alan bizim ülkemizdeki bazı hocalar mevlitlerde dua ettirirken bir elinde cep telefonu diğer gideceği mevlite mesaj gönderiyor. Diğer eli de açık dua ediyor. Bu elle dua ediyor bu elle de mesaj göndermeye devam ediyor. Adam aynı anda üç tane iş yapıyor. Allah’ım bu mevliti veren kimse bu mevliti yapan kimse bunlara cehennem yüzü gösterme diyor… Ama buradan da diğer adamı bağlamaya devam ediyor. İnsanda biraz utanma olur ya! Bu ne kepazelik ya! Görüyorlar o tarafta, Arabistan’daki adamlar bunu yapıyorsa diyor biz de yaparız gayet makuldür diyor. O din onlarınki değil onlar dini terk edeli uzun zaman oldu. Din Allah Resulü ve sahabilerin yaşadığı gibidir. Allah’ın selamı onların üstüne olsun. Din, Selçuklu ve Osmanlı’nın yaşadığı gibidir. Allah onlardan razı olsun. Âmin. Onlar doğru yaşadığı için Allah dünyaya hâkim kıldı. Kim dini doğru yaşarsa Allah onu dünyaya hâkim kılar. Osmanlı! Örnek ortada. Kim geliyorsa karşısına böyle geliyor. Sultan tahtına oturmuş, kılıcı sağ tarafta. Sultanın karşısına hangi devlet reisi gelse böyle geliyor. Sultanım, emriniz nedir? Bugün hangi devlet reisi bizim liderimizin karşısında el pençe divan duruyor. Böyle bir şey yok. O zaman vardı çünkü İslam yaşanıyordu. Tam manasıyla İslam yaşanıyordu. İnşallah rabbim bize o günleri geri getirir. O kuvveti tekrar bize iade eder. İnşallah. Rabbimiz hidayet etsin ve bu seleficileri de 14 asırlık ana caddeye Ehl-i Sünnet’e döndürsün. Âmin. Not: Abdullah ibni Mes’ud’un piri olduğu 14 yıllık Hanefi mezhebinde, biliyorsunuz Hanefi ve Maliki mezheplerinin piri kimdir? Abdullah ibni Mes’ud’dur. Allah ondan razı olsun. Muhammed Aleyhisselâm’ın en sevdiği dört Abdullah’tan bir tanesidir. Din, dört Abdullah ile kuvvetlenecek. Hadis-i Şerif’tir. Bir tanesi kim? Abdullah ibni Mes’ud. Bir tanesi kim? Şafiî ve Hanbeli mezheplerinin piri Abdullah ibni Ömer. Hz. Ömer’in oğlu. Bir tanesi Abdullah ibni Abbas. Tefsirin piridir. Bir tanesi Abdullah İbni Amr İbni’l-As. Bu da fakihtir. Dört Abdullah. Bunları unutmayın. Allah Teâlâ ellerini öpmeyi nasip etsin bize cennette. Âmin. Âmin. İşte, 14 asırlık Hanefi mezhebinde Abdullah ibni Mes’ud‘un piri olduğu Hanefi mezhebinde… Namaz içinde iki el ile yapılan herhangi bir keyfî amele amel-i kesir denir ve namaz bozulur, iade lazımdır. Secdeye gittin, takke düştü. Sen şimdi ne yaptın? Dur, takvadan eksilmeyeyim dedin, takkeyi aldın iki elle başına koydun. Ne oldu namaz? Gitti. O namazı iade etmen lazım. İmam namaz kıldırıyor. Sen de aceleci bir adamsın. Komuta göre hareket etmiyorsun. İmamdan önce rükûya gidiyorsun, imamdan önce secdeye gidiyorsun. Bu hafta camide… Ya cumaydı ya cumartesiydi tam hatırlamıyorum şimdi belki de pazardı bir cenazemiz vardı. Namaz kıldırdım cemaati. Namaz kıldırmadan önce cemaate iki üç bilgi verdim. İmam kardeşlerimizin hiç vermediği bilgiler. Önce Muhammed Aleyhisselâm’ın bir hadisini söyledim. Saf konusundaki titizliği nereden geliyor âlimlerimizin, hocalarımızın? Muhammed Aleyhisselâm’ın şu hadisinden gelir. Safları sıklaştırın. Adımlarınız bir ilerde bir geride olmasın. Yoksa kalpleriniz de bir ilerde bir geride olur. Bu Hadis-i Şerif’tir. Saflar sık olacak ve dümdüz olacak, ip gibi. Neden? Çünkü bazıları ilerde bazıları geride olursa kalpler de birbirine yakın olmaz. Fikirler değişir. Anlaşmazlıklar olur. Müslümanlar içinde anlaşmazlık olduğu zaman işte bugün ümmetin haline bakın. Öldürülen tek insanlar Müslümanlardır. Anlaşmazlıklar çok. Çünkü saflar bir ilerde bir geride. Bir türlü tek saf olamıyoruz. Peşinden bir şey söyledim cemaatteki kardeşlerimize. Dedim ki: İmamdan önce kimse rükûya gitmesin, imamdan önce kimse secdeye gitmesin. Namazları ifsat olur ve iade lazım gelir. Bugün cemaatimizde gördüğüm en büyük sıkıntılardan bir tanesi imamdan önce secdeye ve rükûya giden ihtiyarlar. Gençler değil. Özellikle ihtiyarlar bunu yapıyor. Ya bu imam niye rükûda fazla kalıyor ya diyor ondan önce kalkıyor. Bu imam niye secdeye gitmiyor ayakta niye duruyorsun ya diyor inattan, sırf inattan secdeye gidiyor. İmamdan önce. Ve giderken de dizlerini yere vuruyor kasti olarak. İmamın kalbine kalbine vuruyorum diyor. Sana öbür tarafta bir topuzla vuracaklar hacı amca. Hayal edemezsin. İnatla olur mu bu? Sen namazı imama mı kılıyorsun? Allah’a kılıyorsun. Allah da bu namazın şekillerini kurallarını Muhammed Aleyhisselâm’a Cebrail (As.) vasıtası ile öğretti. Onlar nasıl yaptıysa aynı şekilde yapacağız. Muhammed Aleyhisselâm ikaz etti: Sakın sizden kimseyi… Ben artık yaşlandığım için ağır ağır kıldırabiliyorum. Sakın sizden kimseyi benden önce rükûya gittiğini görmeyeyim. Benden önce secdeye gittiğini görmeyeyim. Sakın! Hadise budur. İki elle herhangi bir şeyi yaptığınız zaman, pantolon çektiniz mesela secdeye giderken. Ne oldu kardeş namaz? İfsat oldu. Ama bunlar ayağa kalkıyor, düzeltiyor, ön tarafını düzeltiyor. Bazıları havaya bakıyor. Biliyorsunuz vehhabilik akidesinde tıpkı Hristiyanlar ve Şiiler gibi Allah yukarda oturur (hâşâ ve kellâ). Ehl-i Sünnet akidesinde Allah mekândan münezzehtir. Bid’at fırkalar ile bizim aramızdaki en büyük farklardan bir tanesidir. Allah’ın kütlesi, şekli yok ki mekânı olsun. Mekânı olması için bir kütlesi olması lazım, hacmi olması lazım, şekli olması lazım. Allah’ın şekli yoktur. Yaratılmış olan hiçbir şeye benzemez. Dolayısıyla Allah Teâlâ bu insanlara hidayet nasip etsin. Âmin. Şimdi vehhabiliği bıraktık diyorlar artık. Biz daha ılımlı İslam’a geçtik. Bu sefer fetö’nün İslam’ına geçtiler daha beteri. Vehhabilikten daha beter bu. Ilımlı İslam ne demek? Hadislere ayetlere istediğimize göre mana veririz değil, artık şuna geçtiler ayetlerin bir kısmı kabulümüzdür… Ama bir kısmı reddimizdir. Çünkü bugüne hitap etmiyor. Ilımlı İslam bu demek. Dilimli İslam. Bazı ayetleri dilimleyeceğiz. Bir kısmını kabul edeceğiz, bir kısmını reddedeceğiz. Buna fetö İslam’ı denir. Amerika’dan Vatikan’dan sahte Müslümanlara öğretilen fetö İslam’ı. Şu anda ılımlı İslam’a geçtiler. İmamların son görüntülerine bakacağım. Bir sene içinde iki sene içinde bakalım imamlarda bir değişiklik olacak mı? Daha relax mı olacaklar? Başka bir namaz mı yapacaklar? Çünkü bunların akidesinde üç noktaya bakarak namaz kılma olayı var biliyorsunuz. Üç noktaya bakın ve namazı öyle kılın. Kıyam, rükû, secde. Sadece gözlerle kılacaksın diye saçma sapan bir akideleri var fetö İslam’ının. Neden düzelemiyorlar? Çünkü ego göbekleri var. Ego. Bu din Arabistan’a indi. Arabistan’a indiği için biz dünyadaki bütün Müslümanlardan daha üstünüz, daha hayırlıyız, daha özeliz… Ve hepsi bizden İslam’ı öğrenmek zorundadır dediler. Ve bu ego göbeğinden sebep önlerini göremediler, rögar çukuruna düştüler. Şu anda Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi vehhabi akidesinde olan Müslümanlar rögar çukurunda kıvranıyorlar ve yukarıya el uzatmış şöyle diyorlar: Kurtarın Bizi! Kurtarın Bizi! Biz de bunlara diyoruz ki: Hani kuldan yardım istemek şirkti ey vehhabi? Vehhabilerin akidesinde biliyorsunuz bir kul başka bir kuldan yardım isterse… Ya kardeş klimam bozuldu gel şunu tamir et ya derse bu müşriktir. Yardım istemeyecek ondan. Kliması bozluğu zaman oturacak klimanın yanında: Allah’ım benim klimamı düzelt ya… Allah’ım klimamı düzelt. Buna vehhabi akidesi denir. Kulların herhangi birisinden, herhangi bir yardım istediğinde kendisini müşrik sayar. Allah hidayet nasip etsin bunlara. Âmin. Allah kurtarsın. İki tane arkadaş yolda gidiyordu biri rögar çukuruna düştü iki vehhabi. Rögar çukuruna düşen vehhabi dedi ki yukardakine: Kardeş, medet! İmdat kardeş, kurtar beni! Yukardaki de dedi ki: Sen benden yardım istedin, Allah’tan başkasından yardım istediğin için müşriksin artık, rögar çukurunda koku ala ala öleceksin, dedi. Buna reformist kafası, vehhabi kafası denir. Allah neden ahmaklaştırdı bunları? Bütün ümmete müşrik dersen, Allah beynini alır. Beynin burada durur, fiziksel olarak ağırlık buradadır. Yarım kilo, bir kilo. Ama Allah içerdeki cevheri çekip alır. Cevheri çekip aldığı zaman ahmak olursun. Üç defa hacca gitmiş babasına, oy verdiği için ahmak diyen… iki defa hacca gitmiş abisine devletten ehliyet aldığı için (araba kullanma ehliyeti ya) müşriksin sen diyen ahmak vehhabi. Allah’ım sen bu insanları kurtar Ya Rabbi. Âmin.

Mehmet Okuyan’ın Kur’an ayetlerini nasıl tahrif ettiğine şahid olun!

Şimdi kardeşler, bir kardeşim bana bir video gönderdi. Reformist, son dönemin meşhur hocalarından reformist Mehmet Okuyan’ın bir videosu. Reformist ne demek? İslamiyet’ten memnun değil, Muhammed Aleyhisselam ve sâhâbilerinin getirdiği Kur’an’ı ve sünneti beğenmeyip son yüzyılda ortaya çıkan Afgâni, Abduh, Reşit Rıza üç kellenin aklına ve fikrine tâbi olanlar, Yeni bir din getirmek isteyenler. Tıpkı Fetö gibi İslam’dan memnun kalmayıp yeni dinler ortaya çıkartmak isteyenlere reformist denir. Yenilikçi. Artık İslam’ı böyle anlamamamız lazım, farklı şekilde anlamamız lazım. Muhammed Aleyhisselam ve sâhâbilerinin anlayışı onları ilgilendirir, biz artık farklı bir şekilde anlamamız lazım, diyenlere reformist denir. Bunların önde gelenlerinden bir tanesi kim? Mehmet Okuyan. Tersten okuyor ama. Bu tersten okuyor. Bakın, çok açık bir şekilde İbrahim Aleyhisselamla İsmail Aleyhisselam arasında geçen, Sâffat süresi ayetlerini, çok açık bir biçimde… Ben bu videoya rast gelmemiştim. Kardeşin bir tanesi kesmiş, bana göndermiş. İki dakikalık bir video. Bir kadının programında yanında bir felsefeciyle, Caner Taslaman… Felsefeciyle beraber ikisi oturmuşlar. Şimdi kadın buna soruyor. Reformist Mehmet Okuyan’a diyor ki: Konu kurban. “İbrâhim Aleyhisselam’a oğlunu kesme emri geldiğinde…” diyor kadın. Şimdi bu oradan zıplıyor. “Hop diyor. Ne kesme emri. Allah’ın İbrahim Aleyhisselam’a oğlunu kesme emri diye bir şey yok! Öyle bir şey yok!” diyor. Kadın şaşırıyor. “Ya hocam, sen ne yaptın ya?” diyor. Kadın bile devamlı programına reformistleri davet eden bir kadın. Ama o bile şaşırıyor. “Ne yapıyorsun hocam? Nasıl olmaz?” diyor. “Rüyasında görmedi mi İbrahim Aleyhisselam oğlu İsmail’i kurban ettiğini? Peygamberlerin rüyası vahiy değil midir?” diyor kadın. Kadın da bir şeyler görmüş, geçirmiş, işitmiş. Orada boyna insanları davet ede ede. İşittiğinden anlatıyor hocaya. Hoca diyor ki: “Öyle bir şey yok!” diyor. “Peygamberin rüyası vahiy değildir.” diyor. İki… İki cinayet, iki çam devirme, iki ev yaktı. İslam’dan iki hükmü inkâr etti. Muhammed Aleyhisselam ne buyurdu? Buhâri hâdisidir. Sallahu aleyhi ve sellem. Şöyle buyurdu: “Peygamberlerin rüyası vâhiydir.” Vâhiydir! Bir peygamber rüyada herhangi bir şey gördü mü bizim gibi değildir. Bizim rüyalarımıza şeytan karışabilir. Peygamberin rüyasına şeytan karışamaz. O vâhiydir, Allah’tan gelmiştir. Bir peygamber üç şekilde vâhiy alır: Bir, gün içinde direkt olarak Cebrail Aleyhisselam’ın getirmesiyle. Birebir konuşur, anlatır. O vâhiydir. İki, Cebrail Aleyhisselam getirmez. Bir zil sesi eşliğinde ağır bir ağırlıkla peşinden âyetler işitir. Bir melekle, ayetler işitir. İkinci yöntemi budur. Üçüncü yöntem nedir? Rüyasında alır. Kur’an bu üç şekildeki vâhiyle bize gelmiştir. Peygamberin rüyası vâhiy değil dediği zaman ne demiş oluyor bu reformist Mehmet Okuyan? Rüyasında aldığı âyetlerin tamamı âyet olmaktan çıkıyor. Rüya diyor, rüya. Ne yapmak istediğini anladınız mı kardeşler? Ali Cengiz oyunu yapıyor. Ali Cengiz oyunu yapıyor. Dini tahrif etmek için âyetlerle oynuyor. Kelimesi kelimesine oradan videodan dinledim, peşinden yazdım. Kelimelerini okuyacağım. Mehmet Okuyan’ın dediği kelimeye bakın. “Sonra, Allah neden çocuğunu kesmesini emretsin? Olmaz böyle şey ya!” diyor. Ne demek bu? “Allah zalim mi ya? Bir peygambere çocuğunu kesmeyi niye emretsin?” diyor. Bunlar Allah’tan daha merhametli ya! Allah sınav edemez, diyor yani. Allah kimi nasıl sınav edeceğini sana mı soracak Mehmet? Mehmet, lütfen! Allah kimi isterse, nasıl isterse öyle sınav eder. Allah Teâlâ Hazretleri Eyüp Aleyhisselam’ı on tane evladını öldürmekle sınav etti. Allah zâlimdi diyebilir miyiz? En sevdiği insan, bir peygamberdir Allah’ın. Eyüp Aleyhisselam’ın on evladını aldı yaşıyorken ya! Zâlim diyebilir misin Allah’a? Kimi nasıl dilerse öyle sınav eder. Kimse karışamaz! İbrahim Aleyhisselam’a da sadece bir sözüne binâen, bir adağına binâen… “Allah’ım ben bu Kâbe’yi yapacağım da, tek başınayım. Sen bana şu yaşımda bir erkek evlat verirsen ben bu Kâbe’yi inşa ederim. Ve ben eğer erkek evlat verirsen sana söz veriyorum, en sevdiğim olmasına rağmen seni o kadar fazla seviyorum ki onu, senin yoluna kurban ederim.” Allah insanları ağzından çıkan kelimeyle imtihan eder. Bu kelimeyi söylediği anda İbrâhim Aleyhisselam konu bütün tefsirlerde, istisnasız bütün tefsirlerde böyle geçer. Ayetin açıklamaları tefsirlerdir. Mehmet ne diyor? “Yok öyle bir şey. Allah zalim mi ya? Nasıl, niye emretsin ya çocuğu kesmesini?” Bu kelimenin altında bu mana vardır. Allah zalim mi? “Allah zalim mi?” kim der? Ateist der ancak. “Niye cehennemi yapmış, Allah zalim mi?” Bu sözü ateistler söyler. Sen hoca adamsın Allah’tan kork ya! Hadi biz ateistleri düzeltiyoruz, seni de mi düzeltelim Mehmet? Ateiste anlatırsın. Devlet zalim mi? İçki içmiş, arabayla mahalleden 160’la geçiyor. Üç yaşında çocuğunu, bisikletle oynayan çocuğunu eziyor. Sonra devlet alıyor bu adamı yirmi sene hapse atıyor. Zalim mi bu devlet? Hayır! “Elli sene atsın, öldürsün bu adamı!” diyorsun Ateist. Diyor musun, demiyor musun? Elli sene atsın, diyorsun. Öldürsün bu adamı, diyorsun! Benim üç yaşındaki çocuğumu öldürdü içki içtiği için, diyorsun. İçkiye hiç karşı olmayan medeni ateist, çocuğunu içkiden sebep öldürdüğü için adamın elli sene hapiste yatmasını istiyor. Ama aynı ateist: “Cehennem zalimce bir yer.” diyor. Allah’tan kork ya! Allah sana yetmiş sene ömür vermiş. Her türlü pisliği yapmışsın ve sonra diyorsun ki: “Bana hesap sormasın! Bu yaptığım işlerin hesabını sormasın. Lokantaya gideyim, yiyeyim, içeyim lokantacı bana hesap sormasın.” Sen böyle diyorsun. Ben bunu ateiste anlatırım. Sen hoca adamsın ya! Böyle laf denir mi ya? Sonra devam ediyor Mehmet. Allah’ın İbrahim Peygamber’e çocuğunu kes emri yok. Peygamberlerin rüyaları var da… Şimdi, bak rüyayı inkâr etti ya… Peygamberlerin rüyaları var da, o rüya ertesi gün ya da bir süre sonra vâhye dönüştürülürse vâhiydir. Şimdi Mehmet’in isteğine göre olacak bu. Ertesi gün olursa o rüya, tamam o zaman vâhiy. Ama ertesi gün ya da bir süre sonra, bu muallak bir cümle. Konuya hazırlıklı gelmediği için o anda bir şey uyduramamış. Ertesi gün ya da bir süre sonra gerçekleşmezse o artık bir vâhiy değildir, diyor. Allah sana hidayet versin. (Amin) Bu kadar uydurukçuluk olmaz ya. Bu kadar uydurulan dincilik olmaz ya! Sonra yanındaki felsefeci Caner de diyor ki: “Bir kere Kur’an’da rüyalar vâhiydir, diye bir ifade yok.” Evet, Kur’an’da böyle bir âyet yok. Ama Kur’an’da olmayıp da bizim yaşadığımız yüzlerce mesele var, binlerce mesele var. Kur’an’da her rekatta iki defa secde edeceksin diye bir âyet de yok Caner. Sen nasıl secde yapıyorsun? Caner kaç tane secde yapıyor bir rekatta? İki tane secde yapıyor. Kur’an’da âyet yok, sen bunu nerden yapıyorsun? Muhammed Aleyhisselam iki tane secde yaptığı için her rekatta, biz de böyle yapıyoruz. Caner gaz çıkarttığı zaman abdest alıyor. Sen niye abdest alıyorsun? Kur’an’da gaz çıkarttığın zaman abdest almamızı emreden bir âyet yok ki! Neden? Muhammed Aleyhisselam sâhâb,lerine: “Gaz çıkarttığınız zaman gidin, abdest alın.” buyuruyor. Yüzlerce mesele sayarım. Kur’an’da eşek eti ve köpek eti yememizi engelleyen hiçbir âyet yok. Sadece Kur’an’a bakarsak, sünneti reddedersek köpek eti ve eşek eti helal. Ama İmam Ali Radıyallahu Anh ne buyurdu? “Resûlullah Aleyhisselam Mute savaşından sonra bize Mutâ nikahını yasak kıldı, bize eşek eti yemeği yasak kıldı.” Hatta hâdiste haram kıldı, diyor. Haram kıldı! Yüzlerce, binlerce mesele var Kur’an’da olmayıp da İslamiyet’te olan. Muhammed Aleyhisselam’ın hâdisleri yüzünden… Ama siz peygamberimizi reddettiğiniz için, Muhammed Aleyhisselam’ı susturup Yahudi Goldziher’i konuşturmak istediğiniz için öyle bir şey yok diyorsunuz. Öyle bir şey yok! Şimdi bayan orada kuduruyor. Bunları dinleyince oradaki bayan kuduruyor ve şöyle diyor: “Burada çelişki var hocam. Ayet sana ne emrediliyorsa onu yap.” diyor. Kadın âyetten bunlara delil getiriyor. “Siz ise emir değil.” diyorsunuz. Hoca orada öfkeleniyor. Çünkü âyette açık bir ifade var. “Sana emredilen neyse, onu yap.” (Sâffât, 102) diyor, İsmail Aleyhisselam babasına. Emrolunduğun şey neyse onu yap babacığım. Şimdi âyetleri okuyacağım. Emrolunduğun şey demesine rağmen âyet sen diyorsun ki: “Emir değil.” Orada Mehmet Okuyan ses tonunu biraz daha yükseltiyor, biraz daha kırmızılaşmış bir vaziyette konuyu başka bir mecraya çevirip kapatmaya çalışıyor. Şimdi Allah’ın ayetlerini okuyalım. Çok açık ve net bir şekilde bu reformist hocanın âyetleri nasıl tahrif ettiğini izleyin ve konuyu kapatalım. Sâffât suresi, ayet 100: “Ey Rabbim, bana sâlihlerden bir oğul ihsân et.” Bu duayı kim yaptı? İbrahim Aleyhisselam. “Ey Rabbim, bana bir oğul ihsân et sâlihlerden.” Sâffât suresi, ayet 101: “Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.” Sâffât suresi, ayet 102: “Oğlu yanında koşacak çağa gelince: ‘Ey oğlum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?’ dedi.” Koşacak çağ ne demektir? Dört, beş yaşlarında belki altı yaşlarında. Koşacak çağ bu. Rüya görüyor. Allah, İbrahim Aleyhisselam’a yaptığı adağı hatırlatıyor. Rüyasında ne görüyor? Oğlunu boğazladığını görüyor. Bir, iki, üç… Üçüncüde bir de ses duyuyor. Adağını yerine getir. Ey İbrahim, Allah’a verdiğin vaadi yerine getir. Ne vaadi vardı? “Bana bir oğul verirsen, seni o kadar çok seviyorum ki Allah’ım, onu bile sana kurban ederim.” Hemen rüyayı görüyor. Rüyada oğlunu boğazlıyor. Boğazlamak ne demektir? Bıçakla kesmek. Şimdi çocuk da: “Babacığım sana ne emrediliyorsa onu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi. Çocuk kim? İsmail Aleyhisselam. Ne emrediliyorsa onu yap. Rüya vâhiy değilse çocuk niye ‘Ne emrediliyorsa onu yap.’ desin? Niye bunu bir emir telakki etsin? Çocuk bile biliyor ki babam peygamberdir. Peygamber bir rüya görürse bunun geri dönüşü yoktur. O yapılacaktır. Peşinden ne diyor? Beni sabredenlerden bulacaksın. Konu bir hayvanı kesmek değil. Konu bizzat kendisinin kesilmesi. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın. Sâffât suresi, ayet 103: “Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah’a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.” İbrahim Aleyhisselam da için de konu bir imtihandı, bir sınavdı. İbrahim Aleyhisselam oğlunu şakağı üzerine yatırdı ne demektir? Şakaklar buralardır. Sağ tarafı üzerine yatırır göğsü nereye bakar? Kıbleye doğru bakar. Oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Bıçağı gırtlağına koydu. Sâffât suresi, ayet 104: Biz de ona şöyle seslendik: ‘Ey İbrahim!’ Sâffât suresi, ayet 105: “Rüyana gerçekten sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz, iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” Hemen Allahü Teâlâ İbrahim Peygamber’e sesleniyor. Sadakat gösterdin, sınavı kazandın. Biz iyilik yapanlara mükafâtlar veririz. Sâffât suresi, ayet 106: “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandı.” dedik. Eğer oğlunu kesme durumu yoksa, böyle bir emir yoksa niye imtihan desin Allah Teâlâ? İmtihan ne yani? Hayvanı kesmek için mi imtihan ediyor? Açık açık Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar. Bunlar hiç Allah’tan korkmaz mı? Hiç Allah’tan utanmaz mı? Allah’ım sen kurtar bu adamları. (Amin) Sâffât suresi, ayet 107: “Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.” Allah neden fidye olarak söylüyor? Bir kurbanlık indi, diyor. İsmail Aleyhisselam’ı kesme olayı olmayınca bıçak gırtlağını kesmeyince ve aynı bıçağı taşa vurduktan sonra taş ikiye bölününce Allahü Teâlâ peşinden ne yapıyor? Bir fidye indiriyor, fidye! Oğluna karşılık bir kurban. Kurban kimin kurbanı? Hazreti Hâbil’in kurbanı. Hâbil’le Kâbil iddiaya girşiyorlar ya, bakalım Allah kimin kurbanını kabul edecek diye. Hâbil’in kurbanını kabul ediyor ve semaya çekiyor. Yüzyıllar sonra Hazreti Hâbil’in kurbanını Allah İsmail Aleyhisselam’a fidye olarak veriyor. Artık bundan sonra insan kesmek yasaktır. Tâhrif olmuş bütün inançlarda insan kesmek vardı. Allah insan kesmeyi yasak kılıyor ve yerine hayvan kesilmesini istiyor. Hayvan kesme. Bundan dolayı bir koçu fidye olarak gönderiyor. Biz ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. Bu ayeti kerimeden sebep Muhammed Aleyhisselam ne buyuruyor? “Allah indinde kurbanların en makbulû boynuzlu koçtur.” Kardeşler en makbulû budur. “Ya hocam ben dana etini daha çok severim.” deme! Dana etini daha çok severim deme! İstifçi olma. Müslümanların bir çoğunun şu anda evlerinde koca buzluklar var. Onlara ne deniyor bilmiyorum. Buzdolabından başka bir şey o. Et için, sadece kurban bayramı için almış onu. Kocaman bir buzluk. Büyükbaş hayvanı kesiyor. Hayvanın 9/10’unu kendisine alıyor. 1/10’u olan kemikleri dağıtıyor. Kemiklerin dibinde minik minik et parçacıkları var. 9/10’unu olan löp etleri kendisine alıyor ve nereye koyuyor? Bu kocaman buzluğa koyuyor. Hâni o dondurmaları koydukları falan buzluk var ya kardeşler! Bakkallarda var. Adam evine buzluk koymuş ya! “Bütün senelik et ihtiyacımı karşıladım hocam.” diyor ya. Subhanallah! Ben de bu adama hâdis-i şerif söylüyorum. “Allah indinde kurbanların en makbulu boynuzlu koçtur.” kardeşim. “Hocam, ben dana etini daha çok severim.” diyor. Allah’ımız devam etti. Sâffât suresi, ayet 108: “Kendisine sonradan gelenler için de iyi bir nâm bıraktık.” Yüzyıllar boyunca biz kimi anlattık İbrahim Aleyhisselam ayetlerini konuşurken? İşte bunları anlattık. Allah’ın Peygamberi İbrahim Aleyhisselam’ın bize nâmı kaldı. Sâffât suresi, ayet 109: “Selam olsun İbrahim’e.” Sâffât suresi, ayet 110: “İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” Şüphesiz Allah doğru söyledi. Arapçalarını söylemiyorum çünkü uzun gider. Şüphesiz Allah doğru söyledi. Allah’ımız âyetlerde apaçık bir şekilde olayı böyle anlatırken bu reformist felsefeciyle, bu reformist hoca ne diyor? “Yok öyle bir şey. Ne rüyalar vâhiydir ne de Allah’ın İbrahim’e, İsmail’i kesme emri vardır.” diyor. Ve İslam’ı âyetlerle oynamak şekliyle tâhrif etmeye devam ediyorlar. Peki biz susacak mıyız? Biz ne yapacağız? Küfretmek yasak. Şiddet uygulamak yasak. Bir Müslüman ilim ehli ne yapar? Reddiye yapmaya devam edeceğiz, hiç bıkmadan usanmadan. Onlar nasıl, ne kadar, kaç defa Allah’ın âyetlerini yalanlarlarsa yalanlasınlar, biz aynı defa onlara reddiye yapmaya devam edeceğiz. İstedikleri kadar sıkılsınlar, utansınlar, ne yaparlarsa yapsınlar. Allah’ın dinini yalanladığınız kadar sizi yalanlamaya devam edeceğiz. Allah’ın Peygamberini susturmaya çalıştığınız kadar sizi susturmaya çalışmaya devam edeceğiz. Hiç bir şey yapamasak bile karınca kadar bile olsa bu yolda bir gayretimiz olur. Yarın mahşere gittiğimde bu kardeşler bana şahitlik edecek. Yaptığım yazılar, yaptığım videolar, hizmetler bana şahitlik edecek. “Allah’ım bu dini tahrif etmek isteyen sahte din adamlarına karşı mücadele verdi, bir karınca kadar bile olsa mücadele verdi.” diyecekler. Allahü Teâlâ alnımızın akıyla bu sınavdan çıkmayı bize nasip etsin inşallah. (Amin) Amin Ya Mûîn. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana. Belki sen kavuşursun biz varamadıksa da. Velhamdullahil Rabbil Alemin. El Fâtiha.