Okyanusta Ölmez de, Gider Bir Kɑşık Sevdadɑ Boğulur İnsan

(Video boyunca müzikler var.) Canın yanıyor, kalbin parça parça olmuş ve her parçası sanki savrulmuş hafiften esen rüzgara doğru. Belki her an onu düşünüyorsun. Neden aklımdan çıkmıyor diyorsun. Ağlayan gözlerin, ondan başkasını göremez hale mi gelmiş bilinmez. Nereye baksan, kimi görsen o sanıyorsun. Ya da öyle olsun istiyorsun. Hayatın anlamsızlaştı. Boş gözlerle saatin tik tak seslerini dinleyerek duvardaki aynı noktaya saatlerce bakıyorsun. Belki de çevrende konuşulan çok şey var ama senin duymak istediğin ses onun sesi değil mi? Gidenler giderken, kalanların kalmadığını anlıyorsun. Kalbini parçalayarak, gözyaşlarını sel edip, hayatını anlamsızlaştırarak gitti değil mi?(Gümleme sesi) Ardına bile bakmadan gitti. Ateşine odun atıp dumanların arasından koşar adım gitti. Kızamıyorsun bile ona. Ne yapacağını bilemez hale geldin. Bir ayağa kalkayım diyorsun ama bacakların direniyor sana. Ve bir soru getiriyor seni kendine. Peki şimdi ne yapacağım? (Gümleme sesi) Neden bu hale geldin hiç düşündün mü? Kalbin neden bu kadar acıyor biliyor musun? Ben söyleyeyim. Kalbinde ilk sıraya onu koydun ve seni terk edip gitti. Şimdi ise ne yapacağını bilemez hale geldin. Hani seni her an seven, her an duyan, seni terk etmeyen bir Rab’bin vardı hatırladın mı? Sen kendini başka aşklarda oyalarken, seni hep seven bir Rab’bin var. Aldığın nefesi sana veren, sevdiklerini sana veren, hayatını her an lezzetlerle donatan Allah. Hatırladın mı?(Gümleme sesi) Kalbinde bitmeyen bir sevme kabiliyetini sana veren Allah bunu sana kendini mahvetmen için vermedi. Ne güzel söylemiş Üstad Bediüzzaman “Gayri meşru bir muhabbetin neticesi, merhametsiz azap çekmektir.” Yani bu acının suçlusu sensin. (Gümleme sesi) Neden bu acıyı çekiyorum deme kabahat senin. Şimdi bu haldesin çünkü en çok Rab’bini sevmen gerekirken, sonsuzu sevmek için verilen hislerini fani sonluya yönelttin ve Allah hesabına sevemedin. (Gümleme sesi) Seni elbet bir gün bırakıp gidecek bir sevgiliye verdin kalbini. Gerçek sevgiliyi yalancı sevdalarda aradın hep. Zehirli bir baldı yediğin. Tatlı ama zehirli. Haram sevmekte çok arızalar var. Ama sen severken belki haram mı? diye bile düşünmedin. (Kuvvetli giyotin sesi) ve haram sevdanın bitmeye mahkum olduğunu, bittiğinde de acı çekmenin kaçınılmaz olduğunu düşünmedin belki de. Unutma kardeşim “Zevale mahkum, hakiki güzel olamaz” (Gümleme sesi) Elbet bitecekti, faniydi. Sen bitmeyecek olana yönel kardeşim. Allah bakidir, seni terk etmez. Madem bu hataya düştün, bir kurtuluş yolu yok mu? diye feryat ettin, merak etme var. Emin ol hala umut var. Tövbe diye bir kurtuluş varken; hala umut var. Evet hata yaptın, belki pişmansın, belki göz yaşları içinde iç çekerek dinliyorsun beni. Ama artık farkına var; sen Allah’tan gayrısına sevgini gerektiğinden fazla verdikçe kalbin yaralanacak. Artık yeter kendini paraladığın. Seni terkedip giden sevdalara yelken açarak. Hala umut var. O seni terk etmedi. “Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı da” (Duha:3) (Gümleme sesi) Seni en çok seven o zat, dudaklarının arasında “Pişmanım Allah’ım” demeni ve huzuruna çıkmanı istiyor. Kalk ve silkelen artık kardeşim, ser seccadeni, aç ellerini, içinden geldiği gibi dök kalbindekileri Rab’bine Pişmanım Allah’ım de. Kalbim senin sevdandan gayrısıyla yaralandı, hem de çok. Sen beni her an severken, huzuruna çağırırken; ben yalan sevdalarda kendimi oyaladım. Ama pişmanım Rab’bim çok pişmanım. Binlerce kere tövbe ediyorum. Bu acıyı senin sevdan ile yer değiştir ki kalbim artık senin sevdanla çarpsın. Tutma kendini ağla. Gözyaşlarını samimi bir şekilde dök. Tövbe et günahlarına ve yıka kalbini ve bilik “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” Seni sonsuz seven zat, seni yarı yolda bırakır mı hiç? Unutma sen Allah’a bir adım atarsan, o sana on adım atar. Altyazı M.K.

Aşk mı? Namaz mı?

Bir insan için namaz küçükse hangi mesele büyüktür ağabey Bundan bak kardeşim tekrar söyleyeyim İmandan sonraki en ehemmiyetli Tam olmazsa diğer amellerine bakılamayacak Bi hadiseyi konuşacağız namaz Niye bu kadar vurgu yapıyosun, şu yüzden vurgu yapıyorum Sosyal medya bizim bi mecramız Sosyal medyada Ömer sürekli geziyoruz İnsanların ilgilerine bakıyorum yani merak ediyorum Bu gencecik güzel kardeşlerim Vallahi içim içim daralıyo bazen Böyle gencecik pırlanta gibi kardeşlerim Hepsi canım ciğerim Bakıyosun namaz gibi bir şeyi kılmıyorlar Ama hayatlarındaki bütün parametreler tamam sadece namaz yok Bakıyorsun Baran merak ediyorsun yani Bunu alan koyan nedir diye Bir çoğunu Yusuf ağabey ekserini alıkoyan aşk ya aşk 13 yaşındaki kız yazmış, ey aşk beni de gör artık Seni sensörlü lamba görmüyo, aşk nasıl görsün Dikkat başka bir yerde yani anlıyor musun aşkta yani

Gözyaşlarınızı Tutamayacağınız Bir Aşk Hikayesi!

Aşk!! 3 harfli… enn uzun kelime!! Aşk!! Bir tek hece, lâkin söylenmekle bitmez. Takvimde yazmayan en uzun gece. Aşk!! Bir kez girdi mi gönlüne… uyku girmez gözlerine. Yaşayanlar bilir kalbi nasıl yaktığını o yangının. Ruhu nasıl ateşe verdiğini. Fakat… Aşk!…Sabırdır. Aşk!! …Şükürdür. Aşk!!…Her yüreğin harcı… değildir! (Video boyunca fonda sürekli müzik var.) Hifâ Hatun, güzelliği ve ahlakıyla herkesin gönlüne kor ateş gibi düşmüştü. Yüzünün güzelliği uzak diyarlarda dahi nam salmış, güzel ahlakı ise kulaktan kulağa yayılmıştı. Medine’nin kadınları onunla şeref duyuyor, kimisi evlatlarına gelin olması için uğraşıyor, kimi kardeşiyle evlendirmek için haber üstüne haber gönderiyordu. Fakat Hifâ Hatun hiç birinin teklifini kabul etmiyordu. Çünkü Hifâ Hatun’un gönlünde bir başkası vardı. Bir başkasının aşkına düşmüştü. Bir başkasının adı Hifâ Hatun’un ruhunda yankılandığında geceleri uykuları kaçıyor, o aşk denen 3 harfli bir hece uykuyu ona haram ediyordu. Söylenmekle bitmeyen o 3 harf yüreğini ateşe vermişti. Bir yandan kalbi acıyor, bir yandan da bu acı onun en büyük huzuru oluyordu. Hifâ Hatun’un gönlünde bir başkası vardı. Nasıl kabul etsin evlilik tekliflerini? Bir gönülde 2 sevda olmazdı ki. Nice vezirler, sultanlar istemişti onu. Kabul etmedi. Yemen Kralı istemişti onu. Geri çevirmişti Hifâ Hatun Evlilik için 100 deve teklif eden olmuştu; geri çevirmişti Hifâ Hatun. Nice mücevherler, altınlar, saraylar teklif edenler olmuştu; geri çeviriyordu Hifâ Hatun. Yılar geçiyor ama o kimseyle evlenmiyordu. Onun sevdası başşkaydı!! O!! Allah’a aşıktı. Öylesine aşıktı ki, gözü başka şey görmüyor, aşk mektubu yazma edasıyla ibadet ediyordu. Sevda yakıcılığında secdeye kapanıyordu. Açıyordu ellerini “Rabbimmm” diyordu. “Sana yandı yüreğim.. Rabbimm sevdana düştüm.” İçim yanıyor adın anılınca Allah’ım, kara sevdana düştüm Allah’ım Ne olur senden alıkoyacak her şeyden beni koru.” diye dua dua ağlıyordu. Resul-ü Zişan’ın sesinden tutulmuştu o sevdaya. Salli Allahu Aleyhi Vessellem. İmamlığa geçiyordu Kainatın Efendisi “Allahu Ekber” diyordu (gök gürültüsü). Sanki yıldızlar tutuluyordu. “Allahu Ekber.” diyordu, sanki arş titriyordu. Allah’ın Rasulü (s.a.v.) “Sübhane Rabbiyel AZİM” diyordu; Güneş kendinden geçiyor, Dünya cezbeye kapılıp mevleviler gibi deverana kalkıyordu. Kainat’ın Efendisi (s.a.v.) “SemiAllahu limen hamideh.” diyordu; nefesini tutuyordu galaksiler ve arkada sahabeler. Her birisi birer yıldız oluveriyorlardı. Kiminin ciğerinden yanık kokusu geliyordu aşkın ateşinden. Kimisi Rahmet Peygamberinin (s.a.v.) sesine kapılıp Süreyya’ya uçuyor, Kehkeşan’da geziyor, ulvî sedanın lezzetiyle coşuyorlar, yüreklerinde Cennet’lerini buluyorlardı. “Esselamü aleyküm ve rahmetullah” diyordu Nebiler Nebisi (s.a.v.); takati kalmıyordu Hifâ Hatun’un ağlamaya. Daha çok Rabbine yanmak istiyordu. Rabbine kendini sevdirmek istiyordu. Rahmet Peygamberi’nin (s.a.v.) yanına gitti. “Ya Rasulallah” dedi Aleyhisselatü Vesselam “Bana beni Cennet’e götürecek bir amel öğretir misin?” dedi. Efendimiz Salli Allahu Alleyhi Vessellem ona hiç beklemediği bir cevap verdi. “Ya Hifa, senin evlenmen lazımdır. Ancak bununla dininin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Hifâ öylece kaldı. Beklemiyordu bu cevabı. Belki daha fazla namaz kılman gerekiyor diyeceğini zannetmişti. Belki oruç tavsiyesinde bulunur diye umuyordu. Hifâ Hatun boynunu büktü, sessiz kaldı. Sonra ancak bir kaç kişinin duyabileceği bir sesle “Allah ve Rasulu (s.a.v.) daha iyi bilir. Öyleyse siz kimi uygun görürseniz ben ona razıyım.” dedi. Hem yüzünün hem ahlakının güzelliğini takdir eden sahabeler ya birilerine yakıştırıyorlar ya da kendileri evlenmek istiyorlardı. Hifâ Hatun ise yalnızca Allah’ı razı edecek şey ne ise onu yapmak istiyordu. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem, hiç bir sahabeyi diğerine tercih ederek başkasını mahzun etmek istemedi ve şöyle buyurdu Alamlerin Nuru (s.a.v.) Yarın sabah namazına mescide ilk gelen kim olursa seninle o evlenecektir. Bütün Medine sabahı bekliyordu sabırsızlıkla. Bekar gençler büyük bir ümitle hayaller kuruyorlardı. Hifâ Hatun ise ellerini açmış dua dua yalvarıyordu “Ey benim Rabbi Rahimim, hakkımda hayırlı olanı sen bilirsin hayırlı olmayana mâni ol, hayırlı olanı bana kolaylaştır, nasibimin yolunu aç Rabbim.” Ve sabah olmuştu. Allah tüm sahabelerin gözüne ağır bir uyku vermişti. Hiç biri hayal ettiği gibi erkenden uyanamamıştı. O sırada tüm olanlardan habersiz biri vardı. Uzun boylu, zayıf, çelimsiz, kimsesiz, garip kalmış bir sahabe. Ama yüreği sevdalı, ama kalbi Allah aşkıyla yanmış, küle dönmüş Süheyb (r.a.) o sırada mecide girmişti. Allah’ın Peygamberi Hifâ Hatun’a haber göndermişti. “İşte senin nasibin Süheyb’dir (r.a.). Ama fakir Süheyb, kimsesiz Süheyb ama kimsesizlerin kimsesi olan Allah’ın kulu Süheyb. Hifâ Hatun Allah’ın takdirine razı olduğunu Rasulullah’a (s.a.v.) arz etti. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem bu durum üzerine hutbe okudu. Nikah akdi yapıldı ve “Ey Suheyb, kalk. Bu hanımın için bir şeyler al. Hanımının elinden tut, evine götür.” buyurdu. Süheyb radiallahu anh, “Ya Rasulallah (s.a.v.), dünyalık olarak yanımda ne bir dirhem gümüşüm, ne de içinde yatacak ve barınacak bir evim var.” dedi. “Benim evim mesciddir.” dedi. Bunları duyan Hifâ Hatun Süheyb’e 10.000 dirhem gümüşlük bir kese göndererek kendi konağını da ona hediye ettiğini bildirdi. Süheyb’in kendisini götürmesini istedi. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem onlara çokça dualar etti. Bereket temennisinde bulundu. Sahabe-i kiram da güzel ahlaklarını çokça övüp Allah’a hamd ettiler. Süheyb be Hifâ Hatun konağa vardılar. Süheyb utanarak Hifâ Hatun’un elinden tutuyordu. Aklına Şefkat Peygamberinin (s.a.v.) bir sözü gelmişti. “Kişi hanımının yüzüne şefkatle baktığı vakit; hanım da efendisinin yüzüne tebessümle bakarsa Allah’da her ikisine rahmet nazarıyla bakar. Erkek hanımının ellerini avucuna alınca o da erkeğinin ellerini tutarsa parmaklarının arasından günahları dökülür gider.” Süheyb döndü, hanımına şefkatle baktı. Hanımı Hifâ Hatun ise tüm asaletiyle kendisine tebessüm ediyordu. Ne Süheyb’in üstünün başının kötü durumuyla ilgileniyor, ne fakirliğiyle ne de kimsesiz oluşuyla. Çünkü Hifâ Rabbine sevdalıydı. Bir kalpte 2 sevda olmazdı. Ama Hifâ 2 sevdayı bir yapan iman dersini Peygamberinden (s.a.v.) almıştı. Allah hesabına seviyordu. 1. sözü söylemişti. “Bismillah her hayrın başıdır.” demişti. Besmelesini çekmişti. “Allah’ın adıyla demişti.” Nasıl namazda sağa sola bakılmazdı; bismillah diyen Allah’ın adıyla diyen de artık başkalara sığınmaz. Yalnız Allah’a dayanır, ona tevekkül eder, onun kaderine bırakırdı kendini. Eve vardıklarında Hifâ Hatun mükellef sofralar hazırlatmıştı. Her çeşit yemekler vardı. Belki Süheyb’in daha önce görmediği yiyecekler. SÜheyb 1-2 lokma alıp Rabbine hamd etti. Derin düşünceler içindeydi belli ki Süheyb. Aklında bir şeyler vardı. İçini yakan, söylemek istediği bir şeyler olduğu belliydi. Merak etmişti Hifâ Hatun. Süheyb Hifâ’sına dönerek “Ey Allah’ın nadide çiçeği biliyorsun ki sen benim için büyük bir nîmetsin. Fakat ben senin için büyük bir mihnetim. Ben bu nîmete şükretsem gerek. Sen de bu mihnete, bu sıkıntıya sabretsen gerektir. Öyleyse gel bu gecemizi ibadetle geçirelim. Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Cennet’de yüksek bir çardak vardır. Burada yalnız şükredenler ile sabredenler bulunur.” Belki ona mazhar oluruz. Hifâ görmüştü ki sonsuz hikmeti ile âlemleri yaratan Rabbi kendine denk birini karşısına çıkartmıştı. İbadete aşık Süheyb, ömrü ibadetle geçmiş mescit kuşu Süheyb ve onun gibi ibadete aşık Hifâ Hatun. Rabbine kara sevdayla aşka tutulmuş iki gönül sabaha kadar uyumaksızın ibadet ettiler, gözyaşı döktüler. Süheyb Radiallau Anh mescide geldi. Cebrail Alyehisselam geceki durumdan Hazreti Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam’ı haberdar etti. Cennet ve Cemal-i İlahî ile müjde verdi. Rasulullah Salli Alllahu Aleyhi Vessellem “Ey Suheyb geceki halinizi sen mi anlatırsın yoksa ben mi söyleyeyim?” buyurunca Süheyb “Ya Rasulallh (s.a.v.) siz söyleyiniz.” dedi. Peygamber Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem: “Siz Cennet’liksiniz ve Allahuteala’yı göreceksiniz.” müjdesini verdi. Süheyb Radiallahu Anh sevicinden ve Allahuteala’yı görmek ve ona kavuşmak aşkından secdeye kapanarak şöyle dua etti: (Yankılı sesle) “Ya Rabbi eğer beni mağfiret ettiysen günahlara bulaşmadan ruhumu al.” dedi. Nasıl bir duadır bu? Alahuteala onun bu samimi, bu ihlaslı duasını kabul ederek Suheyb (r.a.) secdedeyken ruhunu aldı. Düşünebiliyor musunuz? Nasıl bir saadetin eşiğindeyken ahireti tercih ediyor. Ve o anda duası kabul oluyor ve secdedeyken ruhunu Rahman’a teslim ediyor. (gümleme sesleri) Ashab-ı Kiram bu durumu görünce hıçkırıklarını tutamayarak ağlamaya başladı. Suheyb Rabbine, sevdasına kavuşmuştu. Ne kahraman bir yürek, ne yüksek bir ruhtu. Düşünsenize gül yüzlü Nebi’den (s.a.v.) bu müjdeyi siz alsaydınız sizin de orada sevinçten kalbiniz durmaz mıydı? Kalbi, hakiki bir sevdayla dolu olan Süheyb’in hali ve bir de kendi halimiz. Artık kendimize mi ağlarız yoksa bahtiyar Süheyb’e mi? Sahabeler onun bu durumuna ağlayınca ALlah’ın Rasulu Aleyhisselatü Vesselam “Size daha hayret edilecek bir şey söyleyeyim mi?” dedi. “Hifâ’da işte aynı bu anda hakka ruhunu teslim etti.” buyurdu. Düşünsenize ikiside aynı sevdayla Rabbine tutulmuştu, ikisi de birbirinden ayrı mekanlarda aynı anda aynı aşk ile ruhunu teslim etmişti. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam her ikisinin de cenaze namazını kılarak ikisinin de yan yana defnedilmesini söyledi. Ve Sahabe-i Kiram onların başlarının ucuna 2 tane tahta diktilar. Tahtanın birinde şükredenlerden Süheyb, diğerine de sabredenlerden Hifâ (r.a.) diye yazdılar. Aşk sabırdır, aşk şükürdür. Her yüreğin harcı değildir. Her kişinin değil er kişinin işidir. Aşk, şiddetli bir mubabbettir. Fani, geçici sevgililere yöneltildiği vakit sahibini daimi bie azap ve elemde bırakır. Veya o mecazi, o sahte, o hedefinden sapmış mahbub; o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki olan hiç bitmeyecek bir sevgiliyi arattırır. Mecaz-ı aşk hakiki aşka dönüşür. Şimdi benim güzel kardeşim kalbindeki hududu, sınırı bulunmayan sevme kabiliyetini geçici, fâni belki de haram sevdalara yönelttiğin için acı çekiyorsun. Mutlu da olamıyorsun. Neden biliyor musun? Çünkü kalbin hakiki sahibini arıyor. Onu ayrılacağıu bir fâniye sevkedince sana ızdırap veriyor. Gel “Ya Bâkî, entel Bâkî” de. Kalbindeki sevgiyi hakettiği yere Hifâ Hatun gibi çevir. Gel bir anlık heveslerin kurbanı olma. Sahte aşkların aldatıcı, zehirli balıyla aldanma. Sonsuz saadet seni bekliyor.. Unutma! Aşk sabredenlerin harcıdır. Allah’a emanet olun. Altyazı M.K.

Mahrem Fotoğraflarımla Tehdit Ediyor! Aşkı İçin Tesettürden Vazgeçti

Aldanan bir hanım kardeşimin bana yazdığı mesaja bakar mısın? Okuyacağım abi. Bunu anlatırken şüphesiz.. ..çok utanacağım. Ama böyle yaşarsam.. ..dediğim gibi intihar etme derecesine gelebilirim. Resim falan istiyor bende salak gibi inandım. İşte ne olduysa o günden sonra oldu. Ne mesajlar geliyorda okuyamıyoruz biz burada. Ancak dert babası oluyoruz yani. Vallahi diyor çok tövbe ettim. İffetimi kaybediyorum filan diyor. Abi yediremiyorum kendime böyle hadiseleri. yazık ya Bir hanım kardeşin hayatı bu kadar ucuz olamaz. Harama Allah’ı ortak ediyor ha. Evet. Şu an on ikiye çeyrek var. Az önce özel dersten çıktık. Doğru mu? Bugün video günü bende.. hadi bakalım Valla konumuz. İlk önce kalemimi bulayım. Bu kalem ucuz bir kalem değil. Buna dikkat etmek lazım yani. Şimdi konu şu. Hani biz bir kere bir mesaj okumuştuk. Evleneceğiz diye kandırdı tecavüz etti videosu vardı ya. Gelen mesajları okumuştuk. Ondan sonra çok mesaj geldi bana. Tabi ben onları.. ..kenara aldım. Kardeşlere de yardımcı olduk. Lakin bazı mesajlar vardı. Bizim bu.. ..anlattığımız oradaki o meseleler ve ardından.. ..sunduğumuz o çözüm noktalarının.. ..farklı bir boyutu. Bugün biraz onu konuşacağız. Yani bu işin çirkinlik yönü daha.. ..farklı yerlere varıyor. Mesela gelen mesajlardan bir tanesi. Tabi mesajlara geçmeden önce bugünkü.. ..meseleyi de söyleyelim mesela neler yapacağız diye. Evleneceğiz diye kandırdı tecavüz etti videosu. Orada hani işte.. ..daha ortaokul öğrencilerinin yaşadığı hadiseler üniversite öğrencileri filan. Yani hep böyle.. işte evlilik vaatleri, o pembe hayaller o rüyalar, onların içinde giden o gidişat ve ardından gelen felaketler. Şimdi ondan sonra bana çok mesaj gelmeye başladı. Yani bir abimiz, bir kardeşimiz. Yani bu konuda tecrübeli. Çünkü bir sürü mesajlar geliyor. Bende derdimi yazayım tarzında çok mesajlar geldi. Elhamdülillah.. ..yardımcı olmaya çalıştık kardeşlerimize gerektiğinde birebir aradık. O sorunun çözülmesi için. Çünkü yani.. ..bunalıma ve intihara sürükleyen hadisler dahi oluyor. Kimseye bu konuyu açamıyor. İçinde dert oluyor. Allah muhafaza kadere şekvalar.. ..ve neticesinde iman gidebiliyor. O yüzden bugünkü konuşacağımız.. ..mesele de hani biz haram sevdalar.. ..meselesi diyoruz ya. Halbuki bugün bizim işimiz gençlerle. Yani biz takip eden gençlerin.. ..yüzde doksan beşi ehl-i iman. Belki yüzde doksan dokuzu. Ama gaflet dediğimiz hadise var. Allah var deyip yokmuş gibi yaşamak. Ahirete iman ettiği halde dünya hayatını tercih etme yolunda. Niye? Ehl-i dünya, ehl-i dalalet, ehl-i safahet bütün nazar-ı dikkatleri dünyaya veriyor. Değil mi? Oraya celb ediyor oraya çekiyor. Bugün dizilerle.. ..yapılan programlarla, filmlerle youTube’deki çok farklı farklı, değişik içeriklerle.. ..insanların o nefisleri galeyana getiriliyor. Sorguluyor adam kendini. “Ben niye böyle değilim?” Hani dedik ya kimlik bunalımı yaşıyor gençler diye O kimliğini ararken kim bir kimlik uzatsa ona yapışıyor. İşte o nasıl bir kimlik onu konuşacağız. Ve neticesinde gelen o sıkıntılar hep ayrılık acısı.. ..işte haram sevdadan çektiği elemler. Yani şimdi bunu sadece bir haram sevda bir ayrılık acısı olarak nitelendirme abi. Yani bir genç kardeşim o yaşadığı sıkıntılardan dolayı.. ..o manevi şikayetlerden dolayı tesettüründen çıkıyorsa.. ..olay sadece aşk acısıyla kalmamış demektir. Ya da bir kardeşim namazını terk ediyorsa ve ya “artık ben -haşa- Allah’a inanmıyorum. Allah olsaydı bunlar benim başıma gelmezdi.” diyecek dereceye varıyorsa demek ki bu sadece aşk acısıyla alakalı bir şey değil. Bu bambaşka bir hadise. İşte onu konuşmamız lazım. İnsanların terk edilişleri, o ayrılık acıları.. ..yaşadığı manevi sıkıntılar.. ..bağlandığı şeyler onu terk ediyor. Ona Allah’a ısmarladık demeden gidiyor. Peki biz seveceğiz.. ..yani her seferinde biz bunu söylerken sevmeyin anlamında değil. Elbette seveceğiz ama nasıl sevmeliyiz? O sevgiyi hangi yolda kullanmalıyız? Bunun doğrusu nedir? Değil mi? Bunları ele alacağız işte. O yüzden çok önemli konuşacağımız meseleler. Bakalım inşaAllah. Ben birkaç tane mesaj okuyacağım. Ağır bir mesaj. Bir tanesi çok çok uzun onu özet olarak sunacağım. Ama birinci mesajı okuyayım mı size? Hani bu sosyal medyadan herkes.. ..dindar ya. Öyle gözüküyor ya. Hani dindarlığı biz sadece böyle namaz kılmak olarak algılıyoruz ya. Bir adam namaz kılıyorsa “ooo kral” Yok böyle bir şey. Onu yapması gerekiyor. Bugün nasıl ki yemek yiyen bir adama “ooo yemek yiyor” diyor musun sen? Su içen bir adama “ooo adam su içiyor ya. Harika. Bravo. Alkışlar. Tebrikler.” Böyle bir mana var mı? O zaman bir adam namaz kılıyorsa niye şaşırıyorsun sen? Namaz da aynı onun gibi en büyük ihtiyacı ya o adamın. Nasıl yemek yemek, su içmek… Abi hayatın bir parçasıdır namaz. “Namaz olmasıyla bir adam dindardır.” Hayır ya. “Bir adam takvalıdır namazı var diye.” Hayır değil. Namaz olması gereken. Farz ya. Onu yapacak. Onun üzerinden prim yapamaz bu adam. Amma velakin işte ahir zaman öyle dehşetli bir hal almış ki. İnsanlar için önceden normal olan şeyler şimdi anormal. Önceden de anormal olanlar şu an normal karşılanıyor. Yani işte normal olan namaz şimdi anormal. “Aa adam namaz kılıyor.” “Bu zamanda namaz kılan bir genci bulmak çok zor.” Ya namaz bir parçası. O namaz hayata tesir ediyor mu ona bakmak lazım. Adamın hayatına namaz tesir etmedikten sonra.. ..herkes alim olmuş. Abi bugün bir ateist de, Allah’a inanmayan birisi de çıkıp.. ..benim şu hazırladığım doneleri.. ..adam alır kendisine ayna karşısında kendini tekrarlar.. ..çalışır eder gelir burada çıkar anlatır. Burası(ağız) yorulur sadece. Buraya(kalp) inmedikten sonra beş para eder mi? Herkes alim. Önemli olan o ilmiyle amel edebilmek. Hakim olabilmek. Hikmetli iş yapmak. Allah bizi hakim eylesin. Alim değil yani. Öncedendi o. Önceki alimler.. ..hakim ve alimler aynı anda zikrediliyordu. Alim dediğin zaman o da içine giriyordu. Şimdi konuştuk ya o gün derste.. ..sıdk ve hizb.. ..doğru ve yalan, şer hayır omuz omuza vermiş aynı tezgahta aynı çarşıda satılıyor. İman ve imansızlık adamın kalbinde aynı anda bulunuyor ya. Bak öyle olunca aldanan bir hanım kardeşimin.. ..bana yazdığı mesaja bakar mısın? Okuyacağım abi. İsmini vermeyeceğim tabi. Ben bu kardeşime yardımcı da oldum hamdolsun. Çok şükür kurtuldu da rahatladı da. “Harun abi senden bir konu hakkında yardım etmeni istiyorum.” “Yoksa intihar etme derecesine gelebilirim. Allah muhafaza.” yazmış. “Bunu anlatırken şüphesiz çok utanacağım. Ama böyle yaşarsam dediğim gibi intihar etme derecesine gelebilirim.” “Şimdi Harun abi ben bundan iki üç yıl önce çok pis işler yapıyordum.” “Instagram’dan birisinin bana mesaj atmasıyla başladı.” Erkeğin biri mesaj atıyor. “İlk başta da çok dindar birisiydi. Gerçekten de öyleydi. Çok bilgiliydi.” Bak görüyor musun? Bana sorular sorduğu için bende cevap veriyordum. Aynı zamanda – uzun ya ben ara ara okuyacağım- “Aynı zamanda ben ona soruyordum o da cevap veriyordu.” “Dini konular hakkında sadece konuşuyorduk.” Öyle oluyor ya. “Abi biz sadece dini konular konuşuyoruz.” filan diye. Yapma Allah aşkına ya. Yapma. Şeytan nasıl kandıracak seni? Hemen müstehcen şeyler konuş diye sizi buluşturmayacak ki ya. Böyle bu kanaldan girecek be kardeşim. “Sonra yine bana mesajlar attı. Ben artık istemiyorum bana mesaj atma dedim.” “Ama yine de attı.” Sonra abi nasıl oldu bilmiyorum. Konu…konu nereye geliyor? Bak dini konuşma başlıyor. Abi mastürbasyona kadar gidiyor. Kız ve erkeğin yaptığı muhabbete baksana. Dini bilgisi için başlanılan bir muhabbet abi mastürbayona kadar gidiyor. Cinsel içerikli mesajlar. Hayatını anlatmış çocuk. Bak şimdi olay.. ..bir şeytan nasıl işliyor onu görüyoruz. Çocuk hayatını anlatmaya başlamış. Şimdi geriye sarıyoruz. Diyor ki abi hayatını falan anlattı. Bir kez nişanlandım kadın beni aldattı demiş. Abisini bazı adamlar öldürmüş. Onun öfkesi varmış. Bak ne oldu? Şimdi hanım kardeş şefkat kahramanı.. ..karşısında şu an kim oynuyor? Mağdur bir adam oynuyor. Doğru mu? Mağdur bir adam.. Ve diyor ki: “Kolunun her yerinde jilet izleri vardı. Bende bunları duyunca yardım etmek istedim.” Yapma etme bunlar haram dedim. İşte falan filan.. ..ama diyor işe yaramadı. Sonrasında muhabbet ileri gidiyor. Bundan resim falan istiyor. Kalpler birbirine karşı oynamaya başlamış mı? Resim filan istiyor. “Aklıma girdi. Bende salak gibi inandım. İşte ne olduysa o günden sonra oldu.” “Bir daha mesaj atma dedim. Beni bırakırsan iyi olmam dedi.” “Aradan uzun zaman geçti mesaj attı. Senin yüzünden ateist oldum diye.” Hadi bakalım. Mağduriyetin level 3. Doğru mu hacı? “Bak ateist oldum diye. Senin yüzünden dedi.” Anne ve babası ölmüş o arada. Ne ara öldüyse bu da yani. “Sonra senin yüzünden oldu dedi. Tabi ben şok oldum. Kendime benim yüzümden oldu demeye başladım.” diyor. Benim yüzümden oldu demeye başlamış kendine. Çocuk psikolojik bir baskı yapmış. “Hakkımı sana helal etmem dedi.” Hatta sonrasında şunu yazmış. “İşte seni hep rüyamda görüyorum. Uçurumun kenarında beni hep kurtaran sensin.” “Sensiz yapamam.” Sonra bir daha resim istemiş bundan bu kızımız da resim atmış. Sonrasında vazgeçmeye çalışıyor. Tövbe ediyor bak kız. Kız kardeşimiz tövbe ediyor. Bir daha yapmayacağım. Abi nefsine yenik düşüyor. Onları konuşacağız bugün. Yani nasıl olur? Yani şimdi dinleyenler şunu söylüyor. “Ya yok artık be. Serkan abi abartma ya. Bu kadar salaklık olmaz ya.” Olur. Olur olur. Bundan daha beteri de olur. Ne mesajlar geliyor da okuyamıyoruz biz burada. Ancak dert babası oluyoruz yani. Elhamdülillah. Dert bize derman oluyor işte. Bak o bizi ateşliyor işte. Fedakarlığa itiyor. Yapmamız gereken bir şeyler var diye bizi gaza getiriyor aslında. Sonrasında abi… bak sonrasında Kız diyor ki abi Allah’ın huzuruna utanarak gidiyorum. Vallahi diyor çok tövbe ettim. İffetimi kaybediyorum filan diye. E tabi çocuk abi ne yapıyor? “Bana mesaj atmazsan bana resim, video göndermezsen.. ..bunu her yerde paylaşırım.” Tabi bizde elimizden geldiğince kardeşimize yazdık yani. Öyle bir şey olduğu zaman polise gideceğini ben bu konuda sana yardımcı olacağımı “O tarzda bir şey oluyorsa bana atıyorsun mesajları.” Hatta “telefonunu filan ver” e kadar gitti yani olay. Abi yediremiyorum kendime böyle hadiseleri. Yazık ya. Bir hanım kardeşin hayatı bu kadar ucuz olamaz. Ha… Kızın hatası yok mu? Var. Amenna. Çok yanlışı var hemde. Çok yanlışı var. İnşaallah samimi tövbe eder ve o hale bir daha düşmez. Ama işte bunun olması da gerekiyor biliyor musun? Bunun niye olması gerekiyor? Yani o tehdidi almasaydı belki de bambaşka yerlere gidecekti. Cenabı-ı Hak o yoldan çevirmesi için bir tokat vurdu işte ona. Görüyor musun olayı? Sonra diğer mesaj. O çok uzun. Özet söyleyeceğim abi. Üniversite de birini çok sevdim abi diyor. Daha birinci sınıftan filan başlıyor. Zaten bu olaylar abi birinci sınıfta ikinci sınıfta başlıyor yani. Yani ne biliyim abi gitmeden önce o tercihlerde “hemen kendine koca adayı bul” Veya işte “eş olacak bir hanım bul” diye bir seçenek mi var yani? Onu mu işaretleyip gidiyorlar? Anlamıyorum ki ya. Okula girdiği gibi radarları açıyor. Evlenecek böyle birini aramaya çalışıyor. Yani niçin okuduğunu da şaşırıyor artık. O dereceye gelmiş. Neyse bu abi çocuğa aşık oluyor. Tamam. Güzel. Devam ediyorlar muhabbete filan. Sonrasında bu şiddetli, hararetli muhabbet öyle bir hale geliyor ki buna deli gibi bağlanıyor abi. Deli gibi bağlanmış. Hırsla. Bağlanıyor. Çocuk bunu aldatıyor. Aldatmaya başlamış. Ondan sonra bu kızda saplantı haline geliyor ya. Abi bunun peşini bırakmıyor. “Nasıl beni terk eder?” “Şey yapar…” filan diye. Sonra bu çocuk, diyor ki kominist kızlarla takılmaya başladı. Bana yazdığı mesajı söylüyorum. Kominist kızlarla işte… o tarz insanlarla abi partilere falan filan böyle farklı yerlere gitmeye başladı diyor. Yani şimdi tesettürlü kardeş diyor ki bizim cenahın tam zıttında.. ..hatta diyor benim tesettürüme karşı olan taraflarla takılmaya başladı. Sonra bu kız öyle bir hale geliyor ki herhalde diyor bu açık kızlardan hoşlanıyor. O zaman ben açılayım. Tesettürden çıkmış biliyor musun? Tesettürden çıkmış. Tabi yine o… Abi mukaddesatı ayak altına aldın sen. Yani sen Allah için mi kapanmıştın? Yoksa nefsin için mi? Onun imtihanı. Neyse hanım kardeşimiz yazıyor. O sevdadan o şeyden pişmanlıkla vazgeçiyor. Bak görüyor musun abi? Ne kadar dehşetli bir hal. Haram sevdanın açtığı yaralar… Yani bunu konuşurken ben utanıyorum ya. İşte niye oluyor biliyor musun? Bak güzel kardeşim bak bunun böyle olmasının asıl nedeni Bu neden oluyor? Hisler akıl ve kalbin önüne geçiyor. His…bunu çoğu derste söylüyoruz değil mi? Aklın ne diyor diyorduk hani konuşurken? Aklın yapma yanlıştır kalbin yapma üzülürsün dediği halde bir adam bile bile o yanlışı niye yapıyor? Veya niye yapıyoruz? Veya niye yapıyorum? Abi hislerime mağlup olduğum için. O hisler nefsin de yardımıyla beraber o aklın ve kalbin önüne perde oluyor. Öyle bir perde ki onu var ya hülyalara götürüyor böyle. Çok farklı hallere girmeye başlıyor. Uyurgezer bir vaziyete getirdi mi seni? Haa. Şimdi senin hislerin ve nefsin sana tasmayı taktı. Seni istediği yerde sürüklemeye başladı mı abi? Sonrasında bak. Şimdi o tasma takıldı seni istediği yere sürüklerken senin nefsinin hissesini de veriyor. Senin nefsinde oradan tatmin oluyor. Ücretini alıyor anladın mı? Çünkü şeytan günahlarda lezzet olmasa insanları kandıramaz. Oradan yöntemi bulmuş zaten. Oradan seni alıyor istediği yere götürüyor. Şimdi bu olay niye oluyor biliyor musun? Bak şimdi.. Bu hanım kardeşimizin yaşadığı hadise ve bu benzer hadislerin olması şu abi Şu abi şu.. Mektubatta bir yer var diyor ki şimdi Cenab-ı Hak bize fıtrat olarak sevgiyi vermiş mi? Bize aşkı vermiş mi? Kalbe mukabil bir kalbi buluyor mu insan? Ona göre yaratılmışız değil mi? Ama bunun kullanım yönünü bize bırakmış. Buna iki tane yön vermiş. Biri hakiki biri mecazi. Sen nereye kullanacaksın diye sana bir akıl fikir ciheti verdiğinden dolayı sana bir irade verdiğinden dolayı ey kulum diyor doğrusu bu yanlışı bu. Ama bak şimdi ne diyor aşkla alakalı. Diyor ki: “Aşk şiddetli bir muhabbettir.” Fani mahbublara -geçici olan dünyevi sevgilere veya sevgililere- müteveccih olduğu vakit ya o aşk kendi sahibini daimi bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazi mahbup -o sevdiği o bağlandığı şey. Bunu dünyevi mal mülk olarak da algılayabilirsin.- O şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, baki bir mahbubu -ebedi bir sevgiliyi- arattırır. O mecazi aşk hakiki aşka döner. İşte bütün mesele bu. Demek ki Cenab-ı Hakkı tanımaya ve sevmeye endeksli bir cihazat verilmiş bize. Doğru mu? Kalbimiz ona göre verilmiş. Şimdi yani Cenab-ı Hakkı bulman için verilen akıl ve kalbini sen nereye sarf ettin? Sonsuzluğu isteyen kalbini sonsuzu bulamadığın için sonlu şeylerle tatmin etmeye çalışıyorsun işte. Ne oldu? Ne diyorduk? Anahtar kiliit ilişkisi gibi değil mi? Anahtar kilit birbirine uyduğu zaman o kapı açılır mı? Sonsuzluğu isteyen kalp ve sonsuzluk gelirse onlar empoze olurlar. O anahtar o kiliti açar. E şimdi sen sonsuzluğu isteyen kalbe sonlu mahbubları sokmaya çalışırsan ana merkezi onları yaparsan Parantez açıyorum. Sevmeyecek miyiz abi? Fani mahbublara bağlanmayacak mıyız? Onu da konuşacağız. Kapatıyorum parantezi. Ne oldu abi? Şimdi sen oraya sonsuzluğu isteyen kalbe sonlu şeyleri taktın. Takmaya çalışıyorsun. Uyar mı? Ha? Uymaz değil mi? Bu neye benziyor biliyor musun? Yani bir anahtar yuvasına, bir kilide yanlış anahtarları sürekli takıp çıkardığını düşün. Elli tane denemişsin. Elli tane denemişsin. Belli şeyden sonra yanlış anahtarları oraya takmaya çalıştığın için orası yalama olur mu? Yalama olduktan sonra orijinalini takmaya çalışsan yani oraya uygun olan anahtarı takmaya çalışsan da artık işe yarar mı? Yuva yalama olmuş. Kalp de böyledir işte abi. Kalp yalama olduktan sonra -onlar gelmiş oradan çıkmış o oraya o oraya filan- Bu sefer Allah’a yer kalmıyor işte. Yaa. Bazen kalbi kendi eliyle paramparça edip öldürebiliyor. Ne kadar dehşetli ya. İşte o yüzden diyor ki o şiddetli muhabbet onu -sahibini- daimi azap ve elemde bırakır. Ya böyle olması güzel bir şey zaten. Anlar olayı. Veyahut diyor o mecazi mahbup o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için baki bir mahbubu arattırır. İşte bak bu haram sevdalardan çekilen aşk acıları bir yandan güzel. Demek ki anlaman lazım ya. Artık aklını önüne al ya. Şu kendini bir muhasebe et artık ya. Bir konuş. Demek ki senin kalbin buna tatmin değil. Bak üzülüyorsun. Mutlu olmak için seviyordun sen. Mutlu olmuyorsun. Yüz kere dedik değil mi? Haram sevda da bir kıskançlık elemi var diyoruz ya. Bunu yaşıyorsun işte. Üniversite öğrencileri bunu daha çok yaşamıyor mu? Farklı yerlerde. Diyor ki Serkan abi diyor biz farklı yerlerde okuyoruz hiç günaha bulaşmıyoruz. Yani arada bir mesajlaşıyoruz. Biz diyor yüz yüze bile gelmiyoruz. Abi olmuyor işte böyle anlamıyor musun ya? Kıskançlık krizlerine giriyorsun. “Neredesin aşkım?” “Şuradayım aşkım.” “Nereye gittin?” “Şuraya geldin mi?” “Orada mısın?” “Burada mısın?” “Benden habersiz bir yere gitme.” falan filan. İki taraf o baskıya dayanamıyor zaten. Sonra ne oluyor hacı? Sonra mesaj geliyor. “İşte ben seni sevdiğim gibi sen beni sevmiyorsun.” Karşılık görmemek elemi başladı mı? Sonra çok bağlanmaya başlayınca ayrılık acısı geliyor mu? “Ya beni terk ederse? Ya ayrılırsam?” Gördün mü? Art arda sıralanıyor. E ne oldu bunlar mutluydu hani? Ha? Kalpler pır pır. Aşk mesajları falan. Böyle sabah namazına birbirlerini kaldırmalar. Cuma mesajları filan. Seviyorum seni canım. Sonra hayaller kurmalar. İşte ben imam olurum sen arkamda kamet getirirsin. Ki kadın kamet getiremiyor değil mi? Ama hayali var adamın onu yapıyor ya. Onu söylüyor yani. Ya hayaller güzel. Sen bir de daldın abi. Yok işte senin sakalından süzülen abdest suyuyla ben abdest almak istiyorum. O günler gelecek. Abdest suyunu şalımla sileyim. Bak ne kadar güzel başlıyor hayaller değil mi? “Canım ben yatıyorum aşkım. Ben yatıyorum. Beni sabah namazına kaldır.” Ya birader bu olacak iş mi ya. Harama Allah’ı ortak ediyor ha. Ne kadar değişik değil mi? İşte ondan sonra tokat yediğinde birisi uyanıyor bir kısmı uyanmıyor. İşte o tokatlar o elem…o elem bazen uyandırıyor bak. O kardeşler uyanmışlar. Görüyor musun abi? Ne kadar farklı bir durum işte. O yüzden de kabahat kusur insana ait oluyor biliyor musun? Çünkü o kabahat o kusur niye sende? O istidatı o kabiliyeti sen yanlış yerde kullandın. O hatayı sen yaptın. Ona da müstahak oluyorsun işte. Hanım kardeşlerin böyle erkeklere aldanmaması lazım. Tekrar ediyorum. Bir adam namaz kılıyorsa -ya zaten abi bu bir kıstas değil. Bize bazen diyorlar ki abi hep hanım kardeşler üzerinden konuşuyorsunuz. Abi siz şefkat kahramanısınız. Yani erkek laf anlamıyor. Erkek laf anlamıyor. Enaniyeti kavi olduğu için. Yani kardeşim biz size söylüyoruz siz gardınızı alın. Onların o şerefsizliğine o adiliğine yem olmayın. O adam zaten o şerefsizliği kendine meslek edinmiş. Niye? Alnı ak şekilde geziyor olan hanım kardeşlerimize oluyor. Biz kim tarafından çok üzüntü duyuyorsak onu savunmaya çalışıyoruz. Bundan dolayı. Abi erkeğe bizim toplumda… Allah katında çok şey oluyor. Elbette Cenab-ı Hak kardeşim intikam alanların en hayırlısıdır. Doğru mu? Ama işte dünya cihetiyle adalete bakamıyorsun ki. Bu dünyadan mazlum zilletiyle zalim izzetiyle göçüp gidiyor. Demek ki bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor. Cenab-ı Hak ihmal etmez imhal eder. Yani erteler. Tehir eder. Elbette hesabı gelecek. O kardeşimizin sabır göstermesi lazım. Sabredecek. Sen tövbe et. Cenab-ı Hak setredendir. Nasıl ki kainatı geceyle setrediyor. Senin de günahlarını setreder. Sen yeter ki samimi ol. O yüzden yani bizim hanım kardeşlerimize yönelik gibi gözüküyor ama değil. Yani sizi şefkat kahramanı görüyoruz abi. Elmas. Sen kendini muhafaza et. Dışarıdan ok gelse de bir şey olmaz inşaallah. Ama sen o elması ortaya çıkarırsan çok eller uzanır. Derdimiz o. Sen evlat yetiştireceksin ya. Sen anne olacaksın. Yani çok çok böyle dikkatli gitmek lazım. Kalkanı sağlam tutmak lazım. O kalkan o siper Kur’an ve sünnet-i seniyye dairesinde terbiye-i islamiye dairesinde yaşamak lazım işte. Bizim derdimiz o. Onu vermeye çalışıyoruz. Onu anlatmaya çalışıyoruz. Bak. Sonrasında gelen hadise ne biliyor musun? Şöyle bir yer okuyacağım. Abi niye bunlar oluyor? Niye bunlar bizim başımıza geliyor? Abi gelir. Gelir gelir. Yani bunu herkes delikanlı gibi kendine alsın üstüne alsın ya. Müstahak oluyoruz biz buna. Bak ne diyor? Diyor ki “Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir.” Bak. Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi. Uygun olmayan Allah’ın istemediği tarzda İslami bir çerçeveye uymayan Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir. Kaidesi sırrınca siz fıtratınızdaki Cenab-ı Hakkın zat ve sıfat ve esmasına sarf edilecek muhabbet ve marifet istidatını Allah’ın isim ve sıfatlarını sevmeye ve onu tanımaya olan o kabiliyetinizi şükür ve ibadat yani ibadet cihazatınızı nefsinize ve dünyaya gayr-ı meşru bir surette sarf ettiğinizden bil’istihkak cezasını çekiyorsunuz. Hak ediyorsunuz. Doğru mu? Doğru değil mi abi? Çünkü Cenab-ı Hakka ait muhabbeti nefsinize verdiniz. mahbubunuz olan o sevgiliniz olan nefsinizin hadsiz belasını çekiyorsunuz. Çünkü hakiki bir rahatı, o mahbubunuza vermiyorsunuz. Hem onu, hakiki mahbub olan hakiki sevgili olan hakiki sevilecek olan Kadir-i Mutlaka tevekkül ile teslim etmiyorsunuz daima elem çekiyorsunuz. Yani her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki rahat edesin. Üstüne düşen vazifeyi yap sen. Yani burada o kdr çok meseleler var ki konuşulacak. Önceden bir aile sohbeti olmuştu. Bir yere çağırmışlardı. Ailelere yönelik çocuk eğitimine yönelik bir konuşma istemişlerdi. Bende direk pervasız şekilde şunu söyledim. Dedim kimse kusura bakmasın. Bugün konuşacağım mesele belki biraz damarlarınıza dokunacak. Ama ben hakkı söylemek zorundayım. Onun için beni çağırdınız. Önceden hafız mektebinden alınan çocuklar Avrupa’ya gönderildiği zaman ne denirmiş biliyor musun? “Ya o çocuğun imanı kurtarılmadan nereye gönderiyorsun?” “Oralar tehlikelidir, şöyledir, böyledir…” Hatta…hatta o çocuk diyor ki -Risale-i Nur’da geçiyor Emirdağ Lahikası’nda Orayı verirsin sana zahmet tamam mı? Ben bil mana söyleyeceğim.- Diyor ki o çocuk anne babasından şikayetçi olacak. Neden benim imanımı tam muhafaza etmeden beni dünyaya saldınız diye. Beni oradan alıp Avrupa’ya gönderdiniz diye. Şefaatçi olacak yerde ondan soğur ölmesini temenni eder diyor. Peki şimdi soruyorum. Gel olaya bağlayalım. Herkesin çocuğu Avrupa’ya mı gidiyor? Ha? Hiç gerek var mı Avrupa’ya gitmesine? Bugün ailenin yanından başka bir yere gidip okuması bir hanım kardeşimizin veya bir erkeğin Fark etmiyor abi. Ailesinin yanından eğer ki bu şekilde imanını tam manasıyla almışsa ayrı. O terbiye-i İslamiye kısmını almışsa bir şey diyemiyorum yani. O konuda tabi ayrı bir şekilde konuşulur. Tam detaylı bir şekilde girmeyeceğim. Bana sorarsan abi hanım kardeşler okuyacaksa anne babasının olduğu yerde okuyacaklar. Bu okul meselesini başka bir videoda biraz detaylı bir şekilde ele alırız inşaallah. Keşke kardeşler evlenip öyle okusalar. Daha güzel olmaz mı? O imkanlar sağlansa aileye değil mi? O imkanlar sağlansa. İşte onun için masraflar çok veriyorsun zaten. Evine harcasın onu yani. Evlensinler. Evlendir abi sevdiği varsa. O şekilde okusun yani. Keşke böyle olsa ne güzel olur değil mi? Neyse bugün bir kardeşimiz -kız veya erkek fark etmez- ailesinin yanından başka bir ile gittiği zaman Allah aşkına Avrupa’dan farkı var mı? Var mı? Zerre kadar farkı var mı Avrupa’dan? Sonra “Biz ne yaptık da bu çocuk böyle oldu?” Ya bugün abi gidiyorsun Görükle tarafına veya işte hangi üniversitenin… Bak şimdi belli bölgelerde kafeler barlar diskolar var. Hangi adama sorsan hangi anne babaya sorsan “Bizim evladımız temiz kalplidir. Okumaya gitti.” Şöyledir, böyledir. E tamam. Tamam ya. Tamam anladık yani. Helal süt emmiş. Onu sürekli gözümüze soktun. Söyledin. Peki binlerce genç var o kafelerde diskolarda barlarda. Bunlar kimin çocuğu? Kimin çocuğu bunlar ya? Yani öyle bir zıvanadan çıkılmış ki artık. Tesettürlü olan kız ne diyor biliyor musun? Diyor ki yani ben ailemin zoruyla tesettürdeyim. Aslında bir yandan da iyi oluyor. Çünkü bana güveniyorlar diyor. Tesettürlü olunca. Nasıl? Abi olacak bunlar ya. Ahir zamandayız olacak yani. Sadece tesettürle güzel göründüğü için tesettüre giren var. Tesettür yakışıyor bana diyor. Bunu nereden söylüyorsun? E mesajlar geliyor. Abi diyor böyle bir arkadaşım var bunu söylüyor ona nasıl cevap vereyim? Ona Allah’a imanı anlat diyorum bende. Ona Allah’a imanı anlat diyorum. Evet, evet. Bizim mücadelemiz bu işte. Yani her şey tozpembe görünüyor da Sen bir sorunu görürken şu mecrada bin sorunu görüyoruz kardeşim. Anlayış göster bize. Kızma yani. Kızma. Bir kardeş deyip geçmemek lazım işte. Görünmeyen neler var? Şöyle bir mesele var. Ona da gireyim. Şimdi bir de şey meselesini ele alalım. “Abi biz sevmeyecek miyiz? Biz aşık olmayacak mıyız?” Ya elbette olacaksın. Bununla alakalı videolar var mı kardeşim? “Flört etmeden nasıl evleniriz?” O videoyu izle. İşte nasıl olsa evleneceğiz videomuz var. Hani nasıl olsa evleneceğiz abi. Sonra ailemizden habersiz imam nikahı -yani dini nikah- olur mu? Bu tarz videoları sana zahmet buraya bir sırala abi. Hangi taraf boşsa. Şura filan. Oraya bir sırala tamam mı? Kardeşlerimiz onları da izlesinler. Ayrılık acısı. Onunla alakalı ders de var. Şimdi ben şey kısmını okuyacağım. “Abi biz severken nasıl sevmemiz lazım?” “Bir şeye bağlanırken nasıl bağlanmalıyız?” Şimdi bu konuda da şöyle bir mesela var. Yani bir farklı tarafa değineceğiz. Diyor ki Cenab-ı Hakkın masivasına Ne demek masiva? Cenab-ı Haktan gayrı olan her şeye yapılan muhabbet iki çeşittir diyor. Şimdi birisi…birisi yukarıdan aşağıya birisi de aşağıdan yukarıyadır diyor. Bunlardan birincisi. Bir insan en evvel muhabbetini Allah’a verirse onun muhabbeti dolayısıyla Allah’ın sevdiği her şeyi sever. Bak ilk önce Allah’a muhabbeti verirse yani yukarıdan aşağıya doğru giderse. Allah’ın sevdiği her şeyi sever. Ve mahlukata taksim ettiği -mahlukata dağıttığı- o muhabbeti Allah’a olan muhabbetini azaltmaz. Onu daha fazla ne diyor? Tezyid eder, arttırır diyor. Şimdi bu mesele ne biliyor musun? Allah namına sevmenin tarifi yaplıyor. Allah namına sevdiği zaman bir insan birisinden kazık yiyebilir bir sıkıntı görebilir. Bunu haram sevda kısmında demiyorum ha. Başka bana da söylüyorum bunu. Bu sefer adam ne yapar? Şimdi hani bzen diyoruz ya. “Ya bir daha insanlara güvenmeyeceğim.” “Bir daha şöyle yapmayacağım.” İşte bu ilk önce muhabbeti Allah’a verip sonra mahlukata vermediği için. İlk önce mahlukata vermiş sonra Allah’a veriyor. O ikinci kısımda. Onu söyleyeceğiz. Şimdi böyle olduğu zaman insan Allah namına sevince rıza gözüyle bakınca Ya sonuçta…sonuçta ben diyelim ki Emircan’ı sevdim. Tamam mı? Allah…ilk öce Allah’ı seviyorum. Sonra Allah namına Emircan’ı seviyorum ya. Emircan bana yanlış yapınca şunu derim ben. O da bir kul. Yanlış yapabilir. Sonuçta ben Cenab-ı Hakkı seviyorum. Cenab-ı Hakkı biliyorum. “Sonra bana sevdirecek başka insanlar zaten karşıma çıkarır.” der rahatlarım. Doğru mu? İşte bu ne oluyor biliyor musun? Bu meseleyi bilmeyen birisi dindar birisinden İslamiyeti yaşıyor gibi görünen birisinden bir sıkıntı gördüğü zaman İslamiyetten soğuyor. Allah’tan soğuyor. Çünkü muhabbeti direk ona vermiş. Ondan Allah’ı bulmaya çalışmış. Gördün mü bak? Yukarıdan aşağıya gelmedi. Bu zaten tehlikeli kısım yani. O yüzden abi her şeye Allah namına bakacaksın Allah namına seveceksin. Bunda bir sıkıntı olmuyor zaten. Ama ikinci kısım. İkinci kısımı biraz detaylı işleyelim ki. Haram sevdalara değiniyor. İkinci kısım ise aşağıdan yukarıyadır. Tekrar ediyorum. Bu yukarı tarafta ne vardı? Bu yukarı derken böyle yukarı aşağı değil ha. Çizelge olarak. Verirsin sen bunu tamam mı? Yani yukarıdan aşağıya Allah’ı sever. Allah’tan mahlukata iner. Esbaba iner değil mi? Bu birinci kısımdı. Bu zararsızdır. Bu güzeldir. Allah namına seversin sen. İkincisi. İlk önce diyor esbabı -mahlukatı- sever sonra Allah’ı sever. Bu çok tehlikelidir. Bu çok tehlikelidir. Çünkü namaza başlıyor -haram sevdası namaza vesile oluyor ya- Ayrılıyor. Ben namazı bıraktım diyor. Tesettüre giriyor -haram sevda içerisindeyken. Hani bir yandan yıkıyoruz bari bir yandan yapalım derken.– O kardeşimiz tesettüre girmek istiyor. Allah yolunda bir şeyler yapmak isityor. Namaza başlıyor. Ayrılınca tesettürden çıkıyor. Allah için olmamış demek ki esbab için olmuş. Çünkü ilk önce orayı sevmiş sonra Allah’a havale etmeye çalışmış. En evvel bu ikinci kısım olan…en evvel esbabı sever. Ve bu muhabbetini Allah’ı sevmeye vesile yapar. Bu kısım muhabbet topluluğunu muhafaza edemez dağılır. Ve bazen de kavi bir esbaba rast gelir. Onun muhabbetini Allah namına değil mana-yı ismiyle nefsi hesabına tamamen cezb eder ve helakete sebep olur diyor. Bu da nasıl bir şey biliyor musun? Bu da Allah için seviyorum diye başlayan bir muhabbetin Haramlara girmesi Safiyane bir niyetle seviyor. Seviyor. Sonra işte dine bağlanıyor. Hani iki taraftan biri dindarsa güzel şeyler yapıyorsa birbirine benzemeye çalışıyorlar ya. Dini yaşantısı olan tarafa benzemeye çalışıyor. İlk başta diyorsun ki ne kadar güzel bir şey ya. “Allah’a kavuşuyorlar.” ” Bak Allah için bir şeyler yapıyorlar.” Evet. Oradan Allah’a varmaya çalışırken kavi bir esbab karşısına çıkar diyor. Güçlü bir sebep. Nefis Şehvet duyguları Şeytan Ne oldu abi? Normalde “aa biz harama bulaşmayacaktık.” “Biz Allah için birbirimizi seviyorduk.” Değil mi? “Biz birbirimize yanlış yapmayız.” “Basacağım nikahı alacağım seni.” “Sakın ha sakın. Telefonda görüşmeyeceğiz.” “İffetimizi muhafaza edeceğiz.” Ne oldu? Esbab ikisi de. Esbablardan Allah’a varmaya başladılar. Zaten Allah namına olsa ilk önce Allah’ı sever. Sonra Allah’ın sevdiği tarzda yapar. Zaten öyle olmaz o da. Öyle değil mi? Çünkü Allah öyle istemiyor. Yani anne babadan habersiz flört sağda solda buluş sarıl tokalaş. Böyle bir şey istemiyor Allah. Allah’ı ortak edemezsin sen. Sen esbabı ortak ettin Allah’a. Bak görüyor musun ne hale geldi? Kavi bir esbab. Şehvet. Hisler. Duygular. Sonra iş işten çıkamayacak dereceye gelen o hadiseler birbirine bir giriyor kardeşim taak Allah’a olan kavuşma yarıda kaldı mı? Topluluğunu muhafaza edemez diyor bu muhabbetler. O yüzden Allah nasıl istiyor o tarzda yapmak lazım. Allah nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? Sevgilim nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? Annem nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? İlk önce Allah. Annenin babanın veya işte o sevdiğin kız erkeğin yaptığı davranışlar Allah’a uymuyorsa demek ki burada bir yanlışlık var. Burada bir hata var. Düzeltilmesi gereken bir şeyler var demek lazım. Bu imanda da böyledir ha beyler. İman meselesinde de böyledir. İlk önce insan bir cemaate bir topluluğa giriyor o topluluğu mesela Allah için seviyorsa Topluluktan o cemaatten o tarikattan biri yanlış yapsa bile der ki ben Allah için buraya geliyordum. O adam bana yanlış yapabilir. Bu adam yanlış yapıyor diye ben dinden mi soğuyacağım? Parayı kullanan adamlar yanlış yapıyor diye sen paradan soğuyor musun? Değil mi? Kullanıyorsun yani çatur çutur. Aynı onun gibi. İlk önce ne yapacaksın? Allah’ı seversen bana Emircan yanlış yapabilir abi sıkıntı yok. Emircan gider başkası gelir. Ama işte ikinci kısım olduğu zaman. İkinci kısım olduğu zaman Emircan yanlış yapınca “Ben o cemaate bir daha gitmem.” “O tarikata bir daha gitmem.” “Müslümanlar böyle.” “Onlar şöyle” Gördün mü hacı abi? “Kur’an okuyanlar hep böyle.” “Hafızlar hep böyle.” Bir hafızdan yanlış görmüş ya. Ondan sonra saydırıyor hepsine. İşte bu muhabbet diyor yanlıştır. Bu iman noktasında da böyledir abi. Bugün ilk önce biz Allah’ı seviyoruz sonra Allah Rasulü’nü seviyoruz. Doğru mu? İlk önce Allah’ı seviyoruz. Sonra üstadı seviyoruz. Biz Allah’ı seviyoruz. Sonra buradaki dostlarımızı kardeşlerimizi dava arkadaşlarımızı seviyoruz. İşte bu iman meselesinde de aynen böyle oluyor abi. Diğer türlü -Allah muhafaza- adam sebeplerden Allah’a gitmeye çalışırken yolda tıkanıyor işte. Kavuşsa da o topluluğunu diyor muhafaza edemez. Bu nasıl bir şey? Şöyle özet verirsem daha rahat anlaşılır. Biz spontane yapıyoruz. Saatte on iki buçuk oldu. Ya bize buraya su gelmesi lazım. Ya burada suya ihtiyaç var. Bunun iki yolu var. Birinci yol. Nerede su var? Uludağ’da su var diyelim tamam mı? En yakın yer Uludağ. Uludağ’dan ne yapacaksın abi? Kanallar açacaksın borular döşeyeceksin değil mi? Bir alt yap oluşturacaksın. Veya üzerinden borular falan filan. Çok zahmetli değil mi? Teker teker boruları döşe falan. Onlara yol yap. Şöyle böyle. Getir suyu buraya. Tamam. Oldu mu sence? Bitti mi bu? Hayır. Su kesildiği anda “Hayda. Acaba nereden kesildi?” diye o yolu tekrar en başa kadar kontrol etmek zorunda mısın? Peki. Bir kere gittin. Buldun. Tamam yama yaptın. Düzelttin. Boruyu değiştirdin. Geldin. Bir daha. Bir daha. Bir daha. İkinci üçüncü olmaya başladıktan sonra yoruldun mu? Susuz kalırsın. Perişan olursun. Bir de ikinci yol var. Asayı vurduğu gibi su çıkarmak var. Sondaj yapmak var. Olduğun yerden su çıkarırsın. Oradan su kesilse ileride vurursun oradan su çıkarırsın. Oradan kesilse oraya gidersin. Değil mi? Ama diğer adam oraya muhtaç. Hep oradan kanallar yapmaya çalışacak. Kavuşsa dahi tedirgin oluyor değil mi? Üç kere dört kere Üç kere dört kere orayı tamir etmiş. Sonra “Acaba bozulacak mı? Acaba sıkıntı var mı?” diye o topluluğu muhafaza edemiyor. Ama diğer türlü adam vurduğu yerden su çıkarıyor. İşte bizim iman cihetimiz yani mahlukata olan sevgi cihetimiz böyle olması lazım. Allah namına sevmek. İşte Risale-i Nur bunu yapıyor biliyor musun? Risale-i Nur ahir zamanda kardeşim her şeyden hakikatı çıkarıyor. Asa-yı Musa nasıl vurduğu yerden su çıkarıyor değil mi? Aynı şekilde diyor Risale-i Nur eserleri bulunduğu yerde hakikatı çıkarıyor. Sen yeter ki vur. Sondajı yap diyor işte. Ahir zamandaki her meseleye oradan cevap alabiliyorsun işte. İman-i meselelere İman-i meselelere dikkat et. O yüzden çok önemli. Yani burada ehl-i tarik kardeşlerim de var. İlk önce şeyhini sevip Allah’a kavuşmaya çalışırsan hata yaparsın. İlk önce Allah’ı sev. Şeyhini Allah namına sev. Yoksa şeyhinden bir hata daha gördüğün zaman ne olur? İmanını bile kaybedersin. “Ben ona güvenmiştim.” “Şeyh böyle yapıyorsa falan İslam dini şöyledir.” Hep böyle işte ateist olan gençler İslamiyette birisinin hatasını gördüğü için böyle yapmıyor mu? Hiç güzel yaşayanları görmüyorlar. Niye? Çünkü o esbabdan Allah’a gitmiş. Yaa. O yüzden de işte kardeşim bu gibi meselelerden dolayı bir adamdan yanlış görünce -nefsiyle yaptığı hatadan dolayı yanlış görünce- “Ben intihar edeceğim.” “Ben şöyle yapacağım.” “Ben artık müslümanlardan soğudum.” “Ben İslamiyetten soğudum.” Sonrasında olay nereye geliyor biliyor musun? Daha dehşetli. Haşa “Ben Allah’a inanmıyorum.” “Ben Allah’a güvenmiyorum.” “Allah olsaydı bana yardım ederdi.” Hepböyle alt yapılarda sıkıntı var görüyor musun? O yüzden diyoruz değil mi? Risale-i Nur eserlerini okuyun abi. Okuyun diye. Okuyun. Okuyun. Okuyun ya. Bir kere ya Allah aşkına. Bir kere al şunu bir oku ya. Ömründe kaç kere kitaplar okudun. Kitaplar soru bankaları… Dünyevi bir menfaat için. Ya ebedi hayatın için Allah aşkına al bir oku ya. Çok mu zor ya? Şurada konuştuğumuz her mesele buradan çıkmış. Serkan Aktaş’tan değil. Öyle olsaydı sekiz sene önce de ben bunları biliyor olurdum zaten. Değil mi? Rabbim kardeşlerimi haram sevdadan muhafaza eylesin. (Amin) Evet. O derde o sıkıntıya düşen kardeşlerimize de Rabbim sabır ihsan eylesin. Zor bir mesele. Zor ama şunu diyeyim. Musibetler yapılan hataların neticesidir. Gelecek mükafatların da başlangıcıdır. Gelecek mükafatı düşün bari. Demek ki Cenab-ı Hak dünyadan seni soğutuyor. Bunun da bir bedeli olması lazım. Yaptığın hatanın bir bedeli olacak ki bir daha o hataya düşmeyesin. Yapılan hataların bedeli ödenmediği için hep o hatalara bir daha düşülüyor. Ama Cenab-ı Hak bir tokat vuruyor. O işin bedeli oluyor. Senin o acıları çekmen gece gündüz uykusuz kalman Değil mi? O kalbinin iniltilerinin artık ciğerini yakması İşte demek ki burada bir hakikat tarafı var. Sen o musibeti o sıkıntıyı çekmelisin ki bir daha yapmayasın. Çünkü çekmeyenler o hata içinde yapa yapa yapa laçka oluyor zaten. Anlattık ya yalama oluyor. Sonra bir dahasında pişman olmaya kalkıyor ama kalbinde Allah’a yer kalmamış ki. Hakikata yer kalmamış ki. Oyüzden Allah’a kavuşma… İlk önce Allah’ı seveceğiz sonra mahlukata. Niye? Niye öyle dedim? Çünkü Allah namına seviyorsun ya. Allah’ın hoşlanmadığı bir şeyden elinin tersiyle uzaklaşabilirsin. İlk önce mahlukata bağlanıp oradan Allah’a gidersen mahlukat gittiği zaman Allah’a olan yolda kapanıyor işte. İlk önce Allah sonra esbab. Allah nasıl istiyor öyle yapmak. Allah nasıl razı öyle yapmak. Evet. İzledi kardeşler inşaallah. Buraya kadar geldiysen kardeşim tebrik ediyorum. Yani ben kendime tahammül eder miydim bilmiyorum. Aynen. Buraya kadar gelip izlediysen ihlaslısın. O zaman şöyle yapalım mı? Aynen yoruma… yoruma…öyle anlarız. İhlaslıyım yaz. Şimdi ama izlemeyenler de şöyle diyecek ihlaslıyım yazanları görecek. “Ne burası ya hep riyakarlar dolmuş buraya” filan. Evet. O zaman bir işaret bir parola verelim mi sonuna kadar izleyenlere? Şimdi sonuna kadar izleyen kardeşler şu cümleyi yazsınlar. “Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi merhametsizce azaptır.” Burada da yazarlarsa… anlarız. Ha? Niye vereyim ya? Buraya kadar konuştuk ya. Bundan daha özel hediye mi olur? Şöyle yapalım o zaman. Madem öyle. Bunu bana söylemiştiniz. Ya bardak filan. Evde bardak dolu ya. Biz hakikat verelim abi o zaman. Şöyle yapıyoruz. İşte bu son cümleyi yazanlar arasından bir çekiliş yaparız. Oradan iki kişiye de ben iki tane kitap var ya “İçiyorsak Sebebi Var.” ve “Allah Diyen Pense” Onlardan ikili set halinde isme özel imzalı göndeririz. Tamam. Öyle yaparız. Parasını senden alırız. Talha. Madem böyle bir fedakarlığın var kardeşim. O zaman Çay House ‘a o şekilde bağışını alırız senin. Tamam. (Anlaşılmıyor.) Yok yok. O da şifreli olsun. İyi bakalım. Tamam. Artık Allah razı olsun.