FATİH TERİM’E VİRÜS NASIL BULAŞTI

Bir şeyleri yanlış yapıyoruz. ”ya benim çocuklarımın canı neden önemli değil ya?” çocuklarım derken futbolcularımı söylüyorum. kendi evlatlarımı tabi ki ama herkesin evladı böyle bir şey olur mu Ben bütün,ben bunu kendi adıma konuşmuyorum. Bakın arkadaşlar,ben hayatımda da kendi adıma bir şey istemedim Ben bunu Türk futbolu adına söylüyorum hani beraber,biz ülke olarak her yerde beraber olabiliyoruz yeri geldiği zaman. burda niye olmayalım ya seviyordum sevmiyordum beğeniyordum beğenmiyordum.Hayır, öyle bi şey yok. Ama hani nedir bu,ben bunu anlamadım ki. ben paranoya yapan bi adam da değilim.Komplo teorileri de üretmem. çok da itibar etmem ama hepimiz paranoyak olduk. İstediğinizi şampiyon ilan edin.Oynamayalım kardeşim eğer birilerine zarar gelecekse Bu virüsün yayılmasına sebep sensin nasıl olur da dikkate almazsın?Bana bir şey olmaz dedin. zaten gencim bir şey olmaz heralde hem gençlere de bulaşmıyormuş dedin vee asansöre bindin binadan çıktın,arabaya bindin,biraz yürüdün,alışveriş yaptın ve eve döndün Ne kadar da masum değil mi? Değil önlemlere uymadığında virüsü binlerce kişiye bulaştırmış olacaksın. çok hızlı bir yayılma başlayacak ve rakam büyüdükçe sağlık sisteminin kapasitesi aşınacak herkese yardım etmek için ne yeterli sağlık çalışanı olacak ne de yeterli tıbbi ekipman kalacak insanlar tedavi olmadan ölmeye başlayacak ve sağlık çalışanları da hastalandıkça sağlık sisteminin kapasitesi daha da düşecek Eğer bu senaryo olursa kim tedavi olacak,kim olmayacak kararı gibi korkunç bir karar verme durumu ortaya çıkar bu senaryoda ölüm sayısı ciddi rakamlara ulaşır. Durumu içselleştirmeli,önlemleri kendimiz almalıyız bilerek ihlal ettiğin her tedbirde bir insana bulaştırma olasılığın artar. alkollü araba kullanıp çarpmak ya da önlemlere uymamak İkisi de aynı şey sebep olduğun her hayattan mesulsun. kişi covid-19 dan öldüğünde cesedi özel bir torbayla morga konuyor yıkanmadan ,sevdikleri son kez yüzünü görmeden toprağa verilir. kimse bu sonu hak etmiyor. annene ,babana ya da tuttuğun takımın teknik direktörüne bulaşmasına sebep sensin. Balık tutmayın,mangal yapmayın,her gün alışveriş yapmayın dışarı mecbur kalmadıkça çıkmayın arkadaşlarınızla buluşmayı bir süre erteleyin bireysel olarak ne kadar çok dikkat edersek bu süreci o kadar az hasarla atlatabiliriz Hayat eve sığar evde kal hoşça kal

Corona Virüs Türkiye’ye Gelecek Mi? Kabe Kapatıldı!

Tüm dünyanın dehşetle izlediği korona virüs salgınında ölü sayısı gün geçtikçe artıyor. İşin kötüsü daha da ağırlaşacak gibi görünüyor. Kapmızda bir salgın olduğunu biliyoruz. Peki Türkiye için risk ne? Bu süreçte bu virüsü taşıyan içimizde insanlar da olabilir. Merhaba arkadaşlar. Son günlerde bu korona virüsü üzerine pek çok spekülasyonlar yapılıyor. Ve insanlar merak ediyor. Dünya çapında bu kadar vakaya rastlanan Ve bu kadar çok kişinin ölümüne sebep olan bu virüs ”Acaba ülkemize de gelir mi ? Acaba bizim ülkemizde bizlere de bulaşır mı? Bizlerin de ölüm sebebi olur mu?” diye insanlar ciddi manada korkular yaşıyorlar. Hatta dükkanında maske satışı yapan bir arkadaşımla konuştum. Maskelerin fiyatları yani eskiden 7 TL sattıkları maskeleri şimdi 130 TL ye kapış kapış satıldığını hatta artık tedarik edemediklerini söyledi. Yani ciddi manada Türkiye’de de böyle bir korku var. Türkiye gündemine korana virüsü ocak ayında düştü. Ocak ayından beri , şimdi biz mart ayındayız hala gündemimizde. Neden bu kadar çok konuşuluyor? Neden bu kadar çok merak ediliyor? Çünkü ; Dünya çapında özellikle en sarsılmaz dediğimiz ekonomileri sarsacak , dünya çapında pek çok siyasi gelişmeye sebep olan bir virüs. Hatta biliyorsunuz son zamanlarsa Suudi Arabistan Umre’yi kapattı. Pek çok ülkeyi ilgilendiren pek çok hadise yaşanıyor. Zaten ufak ufak da onlardan da bahsederiz. Öncelikle bu virüs Çin’in Wuhan şehrinde yayıldı. Wuhan şehri 20 milyon kadar nüfusu bulunan bir şehir. Daha sonra virüs hızla yayılınca ve pek çok ölüme sebep olunca Pek çok şehir karantina altına alındı , şehirlere giriş çıkışlar yasaklandı, kara yolları , hava yolları kapatıldı ve insanlar bazen evlerinde hapsedildi bunu görüyoruz. Tabi bizim aklımıza hemen Doğu Türkistan’daki yapılan zulümler geldi. Buna yönelik Cenab-ı Hak’ın gönderdiği bir tokat olabilir mi? Evet olabilir. Ama bunun da ötesinde başka mesajları da var İsterseniz zaten onu da biraz sonra konuşuruz. Dünya çapında 92.000 görülmüş.Bu vakaların içinde 3.000 den fazla ölüm hadisesi var ve 48.000 kişi sağlığına kavuşmuş. Şimdi bakınca dünya nüfusuna oranla bazı insanlar çok az olduğunu söylüyor. Ama ilerleyen günlerde nasıl olacak tabi bunu gözlemlemek lazım. Daha önce de Dünya’nın 3’de 1’ini , her üç insandan birisini öldüren ”kara veba” salgını tarihte bundan belki 600 sene kadar evvel tarihe damgasını vurmuş büyük bir olay olarak yerini almıştı. O da enteresandır yine Wuhan kentinden çıkmıştı. Demek ki bir salgın olsan dünyaya yayılacağın ilk yer Wuhan olması gerekiyor herhalde. Avrupa nüfusunun da yarısı bu kara vebadan ölmüştü. Yani bu çok ciddi manada dünyayı sarsmıştı. Hatta pek çok edebi eserde yerini alan unutulmaz bir hatıra oldu insanlık tarihinde. Şimdi de yine” acaba benzer bir virüs , benzer bir tehlike insanları tehdit mi ediyor?” diye her yerde önlemler alınıyor. Çin gibi devasa ekonomiye sahip sarsılmaz, bizi kimse yıkamaz tarzında duruşu olan bir ekonominin bugün ne hale geldiğini görüyoruz. Ciddi manada dünya çapında bazı şeylerin yer değiştirdiğine şahit oluyoruz. Aslında bu bize şu mesajı veriyor Demek ki insan olarak biz ne kadar aciziz , gözle göremediğimiz mikroskopta ancak görebildiğimiz kadar küçük bir mikrop bizi ve yıkılmaz sandığımız şeyleri yıkıp geçiyor. Bu noktada aslında bazen Allah insanın acizliğini fark ettiriyor. Dünya çapında bu hastalık ciddi manada hızla yayılıyor. Acaba ülkemize ne zaman gelecek? Tabi öncelikle şunu söyleyelim. Genelde çocuk ve bebeklerde ölüm oranı şuan %1 civarında. Genellikle ölüm oranları yaşça 60’ın üzerindekilerde daha yüksek oranda gözüküyor. Şuan dünyada biliyorsunuz Çin’de en fazla ölüm vakaları var. Bakınca zaten o coğrafyada daha hızlı yayılıyor. Bize yakın olan coğrafyaya bakacak olursak İran’da 77 ölüm vakası var ve hastalığın hızla yayıldığını yani devlet görevlilerinin de yeteri kadar tedbir almadığını insanlar söyleyerek şikayette bulunuyorlar. Hatta enteresan bir durum. Korona virüsü ile ilgili açıklama yapan sağlık bakanı yardımcısı korana virüse daha sonra yakalanıyor. Hatta İran’da sanayi ve ticaret bakanı da korona virüse yakalanmış.Bu da enteresan bir bilgi yani. Gündemde sıkça adını duyduğumuz bir başka ülke de 79 ölüm vakası ile İtalya Avrupa’da da korona virüsü hızla yayılıyor.Her yerde tedbirler alınsa da Özellikle toplu taşımaların içinde, özellikle toplu kalabalığın yaşadığı yerlerde bu virüs hızla yayılıyor. Neden? Çünkü; solunum yolu ile insanlara bulaşıyor. İlk belirtileri neler? Öksürük ,yüksek ateş halsizlik gibi belirtileri var. Aslında ilk bakışta normal her sene yakalandığımız griplere benziyor. Fakat yüksek ateşiniz var ise veya çevrenizde de bu tarz belirtiler varsa hem kendinizin hem de çevrenizin sağlığı için hemen bir hastaneye,bir sağlık birimine başvurun. Çünkü; medyada çok fazla konuşulunca insanlarda bir tedirginlik oluşuyor. Bu tedirginlikten dolayı insanlarda ters tepki oluşabilir. Hastalığa yakalandığını fark edip hastaneye gitmemek gibi. Sakın böyle bir şeye kapılmayın derim. Şimdi esas konumuza da yavaş yavaş geliyoruz. Şimdi Türkiye’nin coğrafyasının etrafında hemen hemen her ülkede görüldü. Şimdi Irak’da , İran’da görüldü. Pek çok yerde görüldü. Şimdi ”acaba Türkiye’de görülür mü? Acaba Türkiye’de görülecek mi?” Ben bundan daha ötesi bir şey söyliyeyim. Zaten halihazırda bu salgının bir ayağı Türkiye’de yayıldı. Hem de ocak ayından beri. Nedir o ayak? Virüs gibi yayılan yanlış bilgiler. İnsanları paniğe itecek ,insanların korkuya kapılmasına sebep olacak , sürekli gelecek kaygısı duymalarına sebep olacak , huzursuz yaşamalarına sebep olacak bir korku insanlar arasında yayılıyor. Hani bir vesvese diyebilirim buna. Genellikle de komplo teorileri var bu işin perde arkasında. Sürekli komplo teorisi üreten ve bundan ne çıkarı var bilmiyorum ama zevk alan insanlar var. Peki Türkiye’ye tam anlamıyla ne zaman gelecek bu virüs. Allah belki bu virüsü Türkiye’ye hiçbir zaman sokmayabilir. Belki Türkiye’de görülebilir. Bu da mümkündür. Ne yapıcaz? Dikkat edeceğiz.Hem kendi sağlığımıza dikkat edeceğiz.Hem kişisel temizliğimize dikkat edeceğiz. Ama her şeyden öte şunu bileceğiz. ”İnsan bir kere ölür” derler ya hani. Ecel birdir değişmez. Kaderimizde ölüm bir sefer var. Biz bu işin korkusuna kapılırsak , Allah’a tevekkül etmezsek Üstümüze düşeni yerine getirme noktasında tembelliğe düştüğümüz gibi aynı zamanda çok fazla elimizdeki şu hayatın kaçacağına dair bir korku yaşarsın. Sanki hiç ahirete gitmeyecekmişiz gibi , sanki bu dünyada ebedi kalmamız gerekiyormuş gibi bir psikolojiye girersek biz bundan zarara uğrarız. Çünkü bir gerçek var. Evet. Hepimiz bir gün öleceğiz. Belki korona’dan öleceğiz , belki başka bir sebepten öleceğiz bilmiyoruz. Cenab-ı Hak bizim için kader planında bir ömür tayin etti. Ve bu ömür herhangi bir esbap ile bitecek. O yüzden aslında diyorlar ya ”Korkunun ecele faydası yok.” Çok fazla korkuya kapılıp da paniğe kapılıp da insan hayatını çekilmez ve yaşanmaz bir hale getirmesinin de her halde bir mantıklı tarafı yok. Şunu bileceğiz. Hey şeyin dizgini Allah’ın(c.c) elindedir. Biz üstümüze düşeni yaparız. Bunun aşısını , tedavisini tıbben , bilimsel olarak bulmaya çalışırız. Kendi temizliğimize dikkat ederiz ki insanlar zaten baktığın zaman uzmanlar tarif ettiğinde sanki o kişisel temizlik bizzat abdesti tarif ediyor gibi Evet. Bu bizi teşvik etsin. Abdest alalım namaza başlayalım. Çünkü arkadaşlar şu bir gerçek. Bakın kısacık hayatımız için bu kadar paniğe kapılıyoruz. Bu kısacık , hani en fazla yaşayacağımız kaç sene olabilir ki. Bunun da zaten 3’de 1’i uykuyla geçiyor , başka şeylerle geçiyor. Yani kısacık şu dünya hayatımızın muhafazası için bu kadar çalışıyoruz. O hayatımızı koruma , o hayatımızda düzgün yaşamak , zarar görmemek için bu kadar o hayatın muhafazasına koşturuyoruz. E karşımızda ebedi bir hayat var. Sonsuz bir hayat var. Onun muhafazasına , orada saadet içinde yaşamaya neden çalışmıyoruz. Aslında bu bize bir ders veriyor , bir mesaj veriyor. ”Ey insan kendine gel!”diyor. Bak ne kadar aciz olduğunu fark et seni ancak sonsuz kudret sahibi olan bir Allah(c.c) koruyabilir. Ve hayat senin kontrolünde değil. Sen ebedi bir aleme gideceksin. O alemde göreceğin rahat ve lezzet bu dünyada yaptıklarına bağlı. Hakiki lezzet ve saadet hep diyoruz ya kabrin öbür tarafındadır. Onun için çalışmak gerekir. Aslında şöyle kamuoyuna baktığımızda bize bariz bir ders olduğunu görebiliriz. İstikbalde Cenab-ı Hak bizi başka musibetlerle imtihan edebilir. Bütün hepsine karşı bizim Allah’a tevekkül edip Allah’a yönelmemiz gerekiyor. Bunları bir vesile olarak görüp ebedi hayatımıza yatırım yapmamız gerekiyor. Geç olmadan fırsat varken Allah’a koşun ”Fafirrū İlallāh”sırrınca Allah’a firar edin. Allah’a Emanet olun.

Musibet neden gelir? Hastalanmazsan hemen şımarma, şükret!

Neden Allah bizim başımıza sınavlar veriyormuş? Şımarmayalım diye! Kibirlenmeyelim diye! Dünya hayatının ebedi olduğunu düşünmeyelim diye. Allah, bizim başımıza sınavlar veriyor, musibetler veriyor, belalar veriyor ve bizi sınıyor kardeşler. Bu gelmezse kork! Sahabeler başlarına musibet gelmediği zaman Rasulallah Aleyhisselam´a sorardı: “Ey Allah’ın Rasulü; Allah, bizi terk mi etti? Allah, bizi bıraktı mı? Hiç başımıza musibet gelmiyor?” Bunu diyen sahabeler de aç insanlar, yemekleri yok. Müşriklerden boyuna iftira, işkence, mallarına el konuluyor ve diyorlar ki: “Bize musibet vermiyor Allah.” Çok ağır musibetler bekliyorlar çünkü bu kitapta Allah, geçmiş kavimlere verdiği musibetlerden bahsediyor. Onlarla kendilerini kıyas yapınca, “Allah bize musibet vermiyor” diyorlar. Olay budur kardeşler. Bazı dönemler olur, Allah’ımız o dönemde bizi rahat bırakır. Sıkıntı vermez, musibet vermez, zorluk vermez. Sakın şımarma! “Bana bir daha musibet dokunmaz” deme! “Ben sağlıklıyım, sıhhatliyim” deme! Neden hastalık veriyor? Firavun gibi olmayalım diye, Nemrut gibi olmayalım diye bize hastalıklar veriyor. Hastalık vermediği iki adam: 1- Firavun 2- Nemrut… İkisi de “Ben Allah’ım” dedi. “Ya bunlar ne kadar aptal adamlar” deme! Sen de hasta olmasaydın hayatın boyunca, sen de “Ben, İlahım” derdin!

Bak yine musibet geldi! Neden ben?

Başına musibet mi geldi? Musibet diye bir şey yok. Sadece Allah var. O musibet random bir şekilde benim kafama gelmedi, Allah yarattı. Ve bunu Allah benim üzerime isabet ettirdi. Sakın ola başına bir musibet geldiği zaman şunu deme: ”Neden ben?” Şu anda Müslümanların büyük çoğunluğunun ilk sorduğu sual bu: “Neden ben?” “Yetmiş seksen milyon insan var şu Türkiye’de. Şu musibet bana mı gelir ya?” Bu ne demektir kardeşler? “Allah’ım niye beni seçtin ya? Şu belayı verirken, şu musibeti verirken niye beni seçtin?” Allah kimi seçeceğini sana mı soracak? Sen Chosen one mısın sen, Matrix misin sen? Sana mı soracak? O dilediğine musibet verir, dilediğine nimet verir. Peki, neden bugüne kadar sana verdiği binlerce nimetin karşılığında, “Neden ben?” demedin? Bir tane musibet verdi, hemen dedin ki: “Neden ben? Beni mi buldun? Sana bu kadar nimet verdi. Bak sayıyorum. Gözlerin görüyor mu, aklın çalışıyor mu, dilin laf yapıyor mu, konuşabiliyor musun, kendi işine kendin ayaklarınla gidebiliyor musun, kimse seni götürmeden? Yemek yediğin zaman lezzet alıyor musun? Alıyorsun. Hanımın var mı, çocuğun var mı, evin var mı? Bunlar sayabildiğim sekiz on tane nimet. Saymaya kalksanız sayamazsınız diyor kuran. Allah’ın size verdiği nimetleri saymaya kalksanız sayamazsınız, güç yetiremezsiniz. (İbrahim, 34) E şu kadar nimet sana geldiği anda, Allah sana bunları verirken bir kere şunu dedin mi? “Allah’ım neden ben? Bu kadar güzel nimetleri niye bana verdin, neden beni seçtin Allah’ım?” demedin. Seni sana söylüyorum. Demedin bugüne kadar hiç. Ama bir tane musibet geldiği zaman dedin ki: “Ya niye beni seçtin Allah’ım?” Allah’ımız buyurdu: “Onları biz bazen nimetlerle, bazen musibetlerle imtihana çektik, sonunda belki hakka dönerler diye.” (A’râf, 168) Bak, Allah musibetleri ve nimetleri bize neden veriyormuş? Ayetle sabittir, sonunda belki hakka dönerler diye. Nimet verir, nimet verir, şımartır. Daha fazla bana şükretsin diye. Süleyman Aleyhisselam’a nimet vermedi mi? Cinleri verdi, şeytanları emrine verdi, hayvanatı emrine verdi. Dünyada saltanat kurmuş olan iki tane sultandan bir tanesidir, iki peygamberden bir tanesidir. Verdiği bu nimetler onun şımarıklığını mı arttırdı yoksa şükrünü mü arttırdı? Eyyüb Aleyhisselam’a nimet vermedi mi? Musibet dediğim zaman aklınıza ilk gelen peygamber Eyyüb Aleyhisselam’dır. Nimet dediğim zaman aklınıza ilk gelen peygamber Süleyman Aleyhisselam’dır. Allah’ın selamı o ikisinin üzerine olsun. (Amin) Eyyüb Aleyhisselam’a ne musibet verdi üst üste? On evlat! Bak, dünyada on evladını birden kaybeden adam bulamazsın. Ama Allah en sevdiği kul olan bir peygamberin on evladını elinden aldı. Bütün sürülerini elinden aldı, bütün mallarını elinden aldı. Ve o bir kere bile şunu demedi: “Neden ben Allah’ım?” Demedi. Bugüne kadar bana bu nimetleri vermişken ben ona neden ben, demedim. Verdi, verdiğini de ben dağıttım. Allah bana daha çok verdi. Bugün de bizi musibetle imtihan ediyor, sınav ediyor. Bizim kalitemizi görmeye çalışıyor. Bu yüzden ben, neden ben demekten utanırım, dedi. Hatta hanımı ne dedi, Rahime hatun? “Sen Allah’ın peygamberisin ey Eyyüb. Allah’a bir tek dua etsen şu bütün musibetleri bizim üstümüzden kaldırır. Bir de eski verdiği nimetleri de geri verir. Sen bunu biliyorsun. Peygambersin sen, bir dua ediver.” “Ey hatun!” dedi. Bakın, Allah’ın peygamberine bakın. Aramızdan birisine böyle bir dua etme hakkı verilse, bir dua kabul hakkın var dese… Mesela geceleyin uykuya yattın, bir peygamber sana geldi, dedi ki: “Bak, ey Allah’ın kulu uyandığın anda Allah sana bir dua kabul hakkı verdi. Uyanır uyanmaz sağ tarafına dön, euzü besmele çek, yapacağın duayı yap, kesin kabul dense rüyanda neyi isterdin? Ne isterdin? Herkes kendisini Allah aşkına bir düşünsün. Beş saniye susuyorum. Buradaki kardeşlerin onda dokuzu dünyalık isterdi. Şu anda imani mertebemizi açık açık söylüyorum, itiraf ediyorum. Onda dokuzu dünyalık… Şuyum olsun, buyum olsun, şöyle olsun, böyle olsun. Onda biri, sohbetlerde uzun zaman bulunmuşsa, ağzı mürekkep yalamışsa ne derdi? “Allah’ım ahirete imanla gitmeyi istiyorum.” Bakın! Şu var ya şu, ahirete imanla gitme nimeti, şunu elde ettin mi zaten her şeyi kazanmış oluyorsun. Bunu elde edemezsen bütün dünya senin olsa ne olur? Ne olur? Eyyüb Aleyhisselam dedi ki: “Hatun Allah bize kaç sene nimet verdi?” “Yetmiş sene verdi efendim. Yetmiş sene…” “Kaç senedir musibet veriyor?” “Yedi yıldır musibet veriyor, her şeyimizi aldı.” “Vallahi bize verdiği musibet ve sınavlar yetmiş yılı bulmadıkça ben bu duayı Allah Teâlâ’ya yapmayacağım, utanırım.” Bak, yetmiş sene nimetler gelmiş, yedi sene musibetler gelmiş. Eşit olacak diyor, eşit olacak. Allah ne yaptı? Yüzde onunu verdi. Yedi sene sonunda sınavın bitti, dedi. Sınavı kazandın. Beni çok çok zikrettiğin için, sana verdiğim onca musibete rağmen beni çok çok zikrettiğin için… Hastalığı diline kadar bulaştırdım, hâlâ beni zikretmekten vazgeçmedin. Bundan dolayı sınavın bitmiştir. Şu suya gir yıkan, şu suyu da iç. Kur’an iki tane sudan bahseder: Biri sıcak, ılıman; biri soğuk. Sıcak suya gir dedi, yıkan. Bütün hastalıkların gidecek. Soğuk suyu da iç, iç hastalıkların gidecek. Bir suyla yıkandı, bir suyu da içti. Allah ona eski gençliğini geri verdi. Eski nimetlerini geri verdi. Tekrardan hanımıyla beraber oldular, tekrardan çoluk çocuk verdi. Allah gençleştirdi. Tıpkı Yusuf aleyhisselam’ın hanımı Züleyha’yı bir anda gençleştirdiği gibi. Bu onun için çok kolaydır. E bizi ne yapacak peki Allah Teâlâ ahirette? Eğer Rabbim nasip eder de cenneti kazanırsak, lütfeder de girersek… Aramızdan bazıları altmışı görecek, bazıları yetmişi görecek. Hocanız elliden fazla gitmez tahmin ediyorum. Yaşlı gidecek bazıları. Bedenler çürümüş. Kabre gireceksin, bedenin tamamen yok olacak. Ahirette ne yapacak Allah Teâlâ? Ahirette, hadislerle sabittir. Herkes genç olacak, otuz üç yaşında. Fiziki olarak bir adamın, fiziki olarak kuvvetinin zirve olduğu yaş otuz üçtür. Ruhi olarak zirve olduğu yaşsa kırktır. Ahirette Allah hepimizi nasıl diriltecek? Otuz üç yaşında, yepyeni taze bedenlerle. İşte bu, olay budur. Şu hâlde sen sakın ola deme, “Neden ben?” deme. Şunu da demeyeceksin. Komşunun birine Allah nimetler verirse… Güzel nimetler verdi komşuna ve sen haset edip şunu dersen: “Neden ona verdin de bana vermedin?” Tekrardan bir edepsizlik yapmış olmuyor musun kardeşim? Niye haset ediyorsun? Allah’ın sana verdiği iman nimeti, sağlık nimeti yetmiyor mu? Bu sağlık nimeti sana yetmiyor mu? Sağlık dediğimiz şey geçicidir. Allah’ın kudretindedir. Kimisine verir, kimisine vermez. Kalıcı bir şey değildir. Her zaman sağlıklı kalacağım diye bir şey olmaz. Eğer Müslümansan asla sağlıklı kalamazsın, muhakkak hastalıklar gelir gider. Bu bir basket maçı gibidir. Skor gibi gelir gider. Bir hasta olursun, bir sağlıklı olursun. Sağlıklı olduğun zaman dilimi hasta olduğun zaman dilimine göre çok daha uzundur. Hasta olduğun zaman dilimi azdır bu dünyada. Burada bile Allah’ın merhametini görüyorsun. Hep geliyor, gidiyor. Sen şimdi azınlık hâlde hasta olduğun zaman dilimini, sağlıklı olduğun zaman diliminin üstüne çıkartırsan ve nankörlük yaparsan Allah senin hakkında ne der? Sabırsız demez mi?

Bana bir bela gelirse, üç sebepten sevinirim!” – Hz. Ömer

Hazreti Ömer’in samimiyetinden bir not okuyayım. Bakın, Allah rızası için! İkinci halife, o Şiilerin beddua ettiği halifenin samimiyeti neymiş? Allah’a karşı nasıl bir samimi. Herkes kendini çek etsin. Emir-el Mü’minin şöyle diyor: “Bana bir bela gelirse üç türlü sevinirim.” Ya biz bela geldi mi aklımıza bin türlü şeytanlık geliyor, lanet okumak geliyor. “Ya nasıl benim başıma geldi?” diyorsun. Allah’ın dostu ne diyor, müçtehit ne diyor? “Bana bir bela gelirse üç türlü sevinirim: Bir, belayı Allah Teâlâ göndermiştir. Sevgili gönderdiği için tatlı olur.” Şimdi herhangi birimizin başına bir bela geldiği zaman bu kendi kendine mi olmuştur? Hayır! Ehl-i sünnet Müslümanları şöyle itikad eder: “Hayrı da yaratan Allah’tır, şerri de yaratan Allah’tır.” Mutezile fırkası denen, yetmiş iki sapık fırkadan bir fıkra vardır. Bunlar ne derler? “Allah sadece hayrı yaratır, şerri kul yaratır. Kul da yaratmaya muktedirdir.” Bu da sapıklardan bir tanesidir. Biz ne diyoruz Amentü’yü okurken? “…hayrihî ve şerrihi mina’llâhi teâlâ ve’l-ba’sü ba’de’l mevt…” “Hayrı da yaratan Allah’tır, şerri de yaratan Allah Teâlâ’dır. Ve öldükten sonra dirilmeyi de yaratan O’dur.” diyor muyuz, demiyor muyuz? İmanın şartı! Ama bunlar ne diyor? “Hayır! Hayrı Allah yaratır, şerri biz yaratırız. Şerri yaratan Allah olursa Allah şerli bir ilah olduğu anlamına gelir.” Kafasına göre sapık sapık hükümler söylüyor. Bu böyle değildir! Başımıza gelen herhangi bir sıkıntı, herhangi bir musibet, herhangi bir darlık anı, bunlar nereden geliyor? Allah’tan habersiz mümkün değil ortaya çıkmaz. Kesinlikle bu Allah’tan gelmiştir. Biz Müslümanlar böyle itikat ederiz. İşte Müslümanların en kafasındaki iki üç adamdan bir tanesi Ömer diyor ki: “Sevgili bana bunu yolladı, ben niye isyan edeyim ki? Sevgili bana bir şey yollamışsa benim derecemi yükseltmek istiyor, demektir. Bundan dolayı sevinirim.” Samimiyet! “İki, Allah Teâlâ’ya bundan daha büyük bela göndermediği için şükrederim.” Efendiler, karşılaştığımız belanın derecesi ne olursa olsun bilin ki bundan bir derece daha büyüğü var, daha beteri var. Bela derecen ne olursa olsun bil ki daha ötesi var. Şu hâlde bardağa dolu tarafından bakacaksın. Emir-el Mü’minin gibi. Ne diyeceksin? “Ya evet, bir aydan beri başım çok şiddetli ağrıyor. Hap, şu, bu doktor moktor geçiremiyor. Ama ben biliyorum ki baş ağrısından çok daha ters, çok daha sıkıntılı hastalıklar var. Allah bana ufağını verdi. Benim hamdetmem lazım. Daha beterini vermemesi için Rabb’ime yalvarmam lazım. İşte bu Ömer’in kafasıdır. Allah ondan razı olsun. (Amin) Bu samimiyettir. Bir ay kadar önce anacığımı götürdüm radyoterapiye. Baktım, bizim önümüzde bir adam var. Adam yüzüstü yatıyor. O da bizden önce radyoterapiye girecek. Yanında bir genç kardeşi var. “Kardeşim, hastamızın durumu nedir, niye yüzüstü yatıyor?” dedim. Çektim köşeye sessiz konuşuyorum. Abi, babam iki yıldan beri sırtı tamamen kanserli olduğu için; sırtı çürümüş, yanları çürümüş, iki yıldan beri yüzüstü yatıyor. İki yıldan beri ne sağına ne soluna dönüyor. Yemeklerini yüzüstü yiyor, def-i hacetini yüzüstü yapıyor.” Benim anam da orada. Hastalıkların en şiddetlilerinden, kanser tedavisi görüyor. Allah bütün hastalarımıza şifa versin. (Amin) Amin. Beterin beteri var mıymış? Var! Hocam, onun beteri var mı? Onun da beteri var. Her şeyde, karşılaştığımız her şeyde bir adım kötüsünü düşüneceğiz. Allah bana daha beterini verebilirdi, beni bununla sınıyor. Allah’ım sen bana sabır gücü ver. Allah’ın dilimden seni incitecek bir kelimenin çıkmasına müsaade etme. Dilimi kitle! Bu samimi Müslüman’ın işidir. İşte Ömer de bize bunu tavsiye ediyor. Radıyallahu anh. Üçüncü madde neymiş? Üç şeye sevinirim, diyor. Bismillâhirrahmânirrahîm. “Allahü Teâlâ, insanlara boş yere faydasız bir şey göndermez. Bir belaya karşılık, ahirette çok nimetler ihsan eder. Dünya belaları az, ahiretin nimetleri ise sonsuz olduğundan gelen belalara sevinirim.” Şimdi, şu zekâya, şu basirete bakar mısınız? Dünyada başıma ne bela gelirse gelsin biliyorum ki sonu var. Sonu var. Diyelim ki örneği uca götüreyim. Ölümcül bir hastalığa yakalandın. Akciğer kanseri… Bu bir beladır, bu bir imtihandır, musibettir. Sonucu ne? Bu hastalık da bitecek mi? Bitecek. Neyle bitecek? Ölümle beraber bu hastalık da bitecek. İmam diyor ki: “Ne kadar çok bela gelirse gelsin, bu kısa dünya hayatında gelecek. Kabirde bela gelmeyecek, mahşerde bela gelmeyecek, cennette bela yok. Bela, bu kısa dünya hayatında. Ben bu dünya hayatında belaya sabredersem Allah, sonu olmayan hayatta benim derecemi artıracak.” Bu, müthiş bir basirettir. Bu, derin bir ilimdir. Allah ondan razı olsun ki bize bu ilmi öğretmiştir. Âlimlerimizden de razı olsun ki bize bu ilmi aktarmıştır. Amin.

Mastürbasyon yapmanın hükmü nedir?

Arkadaşın sorusu, elle boşanmaya caizlik olabilir mi diye? Arkadaşlar o zaman çok efkarlanıyorum Yemen olaylarından Suriye’deki olaylardan ben delireceğim bir miktar alkol kullanayım diyene ne demeliydim ben? Ona da izin vereyim mi? Sadece doktorun belli hastalıklardan dolayı elle boşalmak zorundasın dediği evli insanlar bile var. Tıbbi bir konu bu. Bir arıza, bünye arızası. Onu, şeriatımız doktorun emrini, müftünün emri kabul eder İslam. Uzman bir doktorun emri, müftünün emridir. Şeriat’ımız böyle bir şeriattır. Ama uzman olacak tabi. Artı, zindana düşmüş, veya zindanvari bir yerde bulunan bir Müslümana da şeriatımız bu konuda ruhsat veriyor. Fetvası bu. Ancak ben kardeşlerim olarak, ağabeyiniz sıfatı ile, şeriatımızın ayıp, utanma diye kabul etmediği bir konu olduğu için size söylüyorum. Gençlerin abisi olmakla iftihar ediyorum. Kıyamet günü işime yarayacağını düşünüyorum. Gençlere en pratik cevaplarımdan biri arkadaşlar, buna bulaşan evlendikten sonra da kurtulamayabilir bundan dikkat edin! Aile huzursuzluklarının, evlendikten 6 ay sonra, ulan boş bir karı ile evlenmişiz biz diye kabadayılık numaralarının temel nedenlerinden biri bu hastalıktır. Sigara gibidir. Doktora gider, hastanenin önünde son çekişini yapar, söndürüp öyle gider onkoloji bölümüne. Doktor da sigaraya devam ediyor musun? Abi ara sıra işte, ara sıra dediği, hastanenin önünde bile içiyordur. İnsanoğlunun alışkanlıklarını bırakması çok zor arkadaşlar. Bu alışkanlıklar, ne kadar erken yaşta başlarsa, o kadar geç yaşta bitiyor. Bazen de bitmiyor. Yaşın geçi yok çünkü. Yaş 60 deyince, hala genç olabiliyor insanların kafası. Yani bu hastalığı, hastalık bu. Evlilikten sonrasının temel sorunlarından biri olarak kabul edebiliyorsa kafa o zaman ona bir çare buluruz. Yani bir açık kapı bulunabilir. Boşanma en basit sonucu olabilir bu hastalığın.

Mümin Kulda 3 Beladan Biri Kesin Olur, Yoksa Sıkıntı Vardır

Mü’min üç şeyden boş kalmaz ya fakir olur ya insanları gözünde hakir olur ya da hasta olur bazen üçü birden olur bende olduğu gibi bazen ikiye bir ama birinden boş kalmaz senin durumun nasıl? ooo forsum çok iyi hastalık mastalık birşey var mı? ağrın, sancı? hiç öyle birşey bilmem kadın Efendimiz (s.a.v.) ile evlenecekti Efendimiz (s.a.v.)’e kendini arz etti dedi ki ben sizinle evlenmek istiyorum Ya Resulullah dediler ki diğer kadınlar Ya Resulullah bununla evlen. Bu sana çok hizmet eder. bakar, eder, kanlı canlı, hani güçlü kuvvetli falan Resulullah (s.a.v.) için kendini arz ederlerdi Ayeti kerimede de var Yani evlenmek istiyorum manasına yani Efendimiz (s.a.v.) orada dururken O zaman tabi sonra helal değil bundan sonra ayeti geldi. Tamam o sırada kaldı. O ayet gelemeden evveli konuşuyoruz Dedi ki ben hayatta dedi başım ağrımamıştır Baş ağrısı nedir, bir yerim ağrımış bilmem dedi ki o zaman dedi kusura bakma ben seninle evlenemem çünkü Allâh-u Teâlâ’nın hiç hastalık, illet vermediğinde sıkıntı vardır dedi yani bir Allah muhafaza etsin azap siması müşahede etti ve hasta olmadıysa bana yaramaz dedi ha çünkü Mü’min ya fakir olacak ya hakir olacak ya hasta olacak adama soruyorsun nasılsın? dört köşeyim elhamdülillah hastalık yok, fakirlik yok, itibar 1500, fors bilmemne.. bilmiyorum okuduğum Hadis-i Şeriflere falan göre pek senin hakkında hayır dilenmiş değil Allah kime hayır dilerse, ona müsibet verir bu kadar ha. Ya Rabbi beni de sev de bana bela ver diye dua etmeye lüzum yok zaten sen doğru yolda git belalar gelecek merak etme merak etme ne gibi? önünüzdeki gibi burada sen bir şeyler yapmaya bak, doğru gitmeye bak belasız kalmayacaksın merak etme merak etme belasız gün görmüyoruz çünkü hak üzere olduğumuzu anlıyoruz geldi sahabeden biri ne dedi? Ya Resulullah ben seni çok seviyorum, sen de beni sev falan falan.. dedi seviyor musun beni? çok seviyorum. ne kadar, şu kadar falan o zaman dedi.. beni sevenden dedi bela eksik olmaz dedi beni seviyorsan dedi yağmur yağdığı zaman sel yatağına su ne kadar çabuk iner, ne kadar hızlı yatağını bulursa sular toplanırsa bela ondan çabuk bulur beni sevenleri sen de biraz dedi kendine hazırlık yapmaya başla belalara karşı dedi beni seviyor musun? dedi belalara hazır ol dedi siz de zannediyorsunuz ki ben Allah’ı Peygamberi çok seviyorum. Bundan sonra hiç bela gelmeyecek Hakiki Mü’minseniz Ehl-i Sünnet’in galibiyeti için İslam’ın dünyada hakim olması için cihad ruhunu taşıyan mücahit adamsanız belanız eksik olmayacak maddi veya manevi ama bela istemeyeceğiz Allah’ım biz senden şahit ol. Afiyet istiyoruz Ya Rabbi! Dinimizde de afiyet, malımızda da afiyet çoluk çocuğumuza da afiyet, bütün vatanımıza da afiyet bela istemiyoruz Ya Rabbi bir bela takdir ettiysen.. sabra muvaffak eyle Ya Rabbi! -amin rızaya muvaffak eyle Ya Rabbi! -amin razı olanlardan eyle Ya Rabbi! -amin razı olduklarından eyle Ya Rabbi! -amin razı edeceklerinden eyle Ya Rabbi! -amin amin Ya Rabbi! ölene kadar şu senden razı olma duasını da bize unutturma Yâ Rabbel Âlemin! – amin ve Ya Hayra’n-Nâsırîn ve Yâ Hayral Fâtihîn Amin Yâ Rabbel Âlemin