Ağır Korona Hastasına Tüm Yaşadıklarını Sorduk

Televizyonda haberleri izlerken hiç… Peki hastalığı ağır bir şekilde mi atlattınız? “Artık buraya kadarmış. Herhalde ölüyorum.” dediğiniz bir an oldu mu? – İçtiğim ilaçlar etki ediyordu. Yan etki ediyordu, kusma oluyordu, bulantı oluyordu. Özellikle de ikinci hafta halsizliğim had safhaya vardı. Böyle elimi kaldıramıyorum. Böyle çok müthiş bir halsizlik söz konusu oldu. + Ağabey selamun aleyküm. – Aleyküm selam Bestami kardeşim. + Öncelikle geçmiş olsun. – Çok sağ olun. Teşekkür ederim. Allah sizlerden uzak etsin. + Allah razı olsun ağabey. Biraz kendinizi tanıtır mısınız? – Tabii ki. Benim adım Zafer İhtiyar. 9 Eylül Üniversitesi Tarih öğretmenliği mezunuyum. Tarihçi yazar diyorlar hakkımda. Zira yayınlanmış bazı kitaplarım var. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kokartı profesyonel Turist Rehberi olarak çeşitli gezi gruplarına rehberlik yapmaktayım. Aynı zamanda Zafer İhtiyar ile Tarih ve Gezi diye bir YouTube kanalım var. Gezdiğim yerlerle ilgili videolar çekip atmaya çalışıyorum. Bu şekilde faydalı olmaya çalışıyorum Bestami. + İyi ağabey. Allah kolaylık versin. Peki Corona virüsüne nasıl yakalandınız? Onu biraz bize bahseder misiniz? – Tabii ki. Şimdi Türkiye’de biliyorsunuz resmi olarak 10 Mart 2020 tarihinde Corona ilk vaka açıklandı. Ben rehber olarak son gezimi 8 Mart’ta gerçekleştirdim. O tarihten sonra zaten evdeydim. Dikkat ediyorduk herhangi bir şekilde bulaşmaması açısından. Fakat eşim çalışmaya devam ediyordu. Riskli günlerde eşimi çalıştırmaya devam ettiler. 6 Nisan’a kadar da çalıştı eşim. Son çalıştığı gün eve geldiğinde eşim oldukça rahatsız olduğunu, halsiz olduğunu, işte başının ağrıdığını, eklemlerinde ağrı olduğunu vs. ifade etti. Biz baştan tabii tedirgin de olduk. Corona da olabilir, başka rahatsızlık da olabilir diye. O hafta eşim evde geçirdi. Yani Parol işte ateşi için alıyordu. Bu arada hemşire ablası var. 14 Nisan’da eşim test yaptırmaya gitti hemşire olan ablamızın çalıştığı hastaneye. Orada işte tomografisi çekildi, kan tahlili yapıldı ve testi yapıldı. Tomografi yani ciğerlerindeki filmde enfeksiyon gözlenince Covid teşhisiyle 14 günlük ev karantinasına karar verildi eşime. Bu arada ben bir gün öncesinde şiddetli böyle baş ağrım var, ateşim var, halsizliğim var. Eşimden daha rahatsız konumdayım. Eşimin pozitif olduğunu anlayınca ben vakit kaybetmeksizin hemen Bursa Şehir Hastanesi’ne gittim. Ve benim de tomografi sonucunda ciğerlerimde enfeksiyon görülünce bana da Covid teşhisi konuldu ve benim hastaneye yatışıma karar verildi. Yani ben eşimden Covid’i almış oldum bu şekilde. Rahatsızlık o şekilde başlamış oldu. + Peki ağabey sizin hastalığın derecesi neydi? Yani ağır bir şekilde mi atlattınız hastalığı? – İlk günlerinde benim sadece ateş ve halsizlik vardı. Fakat üçüncü günden itibaren nefes darlığı başladı. Derin nefes alamıyordum. Böyle derin nefes almak istediğimde, göğsümde bir tıkanıklık oluyordu. Konuşurken öksürüyordum. Yani mesela telefonlara dahi bakmak istemiyordum. Telefonlarda konuşamıyordum. Rahat konuşamıyordum zira. Ve yine içtiğim ilaçlar yan etki ediyordu. Kusuyordum, kusma oluyordu, bulantı oluyordu. Yine affedersiniz ishal… Birkaç gün özelikle ishal geçirdim. Özellikle de ikinci hafta halsizliğim had safhaya vardı. Böyle elimi kaldıramıyorum. Yani böyle çok müthiş bir halsizlik söz konusu oldu. Mesela abdest alıyorum, bilinçli abdestimi alamıyorum. Yani namaz kılıyorum ama bilinçli namaz kılamıyorum. Hatta affedersin bir duş almıştım. Duştan sonra tişörtümü giyeceğim, yarım saat tişörtü giymekte zorlandım. Yani öyle bir halsizlik. Tuşlara basamıyorum. Telefonun tuşlarına basamıyorum. Mesaj atamıyorum. Yani öyle bir derin halsizilik oldu. Yani ağır geçirdim bana göre. Hatta 23 Nisan’da eşime WhatApp’tan attığım bir sesli mesajda demişim ki: Yani bu ilaçlar bana çok yan etki yapıyor. Çok ağır geçirmeme sebebiyet veriyor. Fena oluyorum. Yani telefonu tutamıyorum, tuşlarına basamıyorum. O kadar halsiz hissediyorum kendimi. Ne olacak halim falan demeye başladım. Biraz ağır geçirdim. + Çok geçmiş olsun tekrardan. – Bestami kardeşim çok sağ olasın. + Peki bu hastalık sırasında ağabey hiç ölüm düşüncesine kapıldınız mı, hani “Artık ölüyorum.” dediğiniz bir an oldu mu? – Şimdi belirtilerin hepsi çıkmaya başlayınca bir endişe oluyor işin gerçeği. Hatta 25 Nisan’dı yani 10. günümde doktoru çağırdım ben. Dedim ya çok halsizim. Beynim sanki vücuduma hakim olamıyor, elime hakim olamıyorum. Oryantasyon sağlayamıyorum elime vs. Dedim ne oluyoruz? Yani affedersin doktor karşısında ağladım Bestami kardeş. Ya dedim benim işte 2 oğlum var. Yani Allah korusun onlar babasız kalmasın ne oluyoruz falan diye bir endişelendiğimiz oldu yani bir kaygı süreci yaşadık. Bir de konuşma bozukluğu falan yaşamaya başladım ben. Telefonlara bakamıyorum, konuşamıyorum kimseyle. Çok garip bir sürece girdi yani. Kaygı ve stres yaşadım. + Bu süreçte de hep herhalde tektin değil mi ağabey bu hastalığı yaşarken? – Tektim. Odada yalnızdım. 12 gün boyunca yalnız kaldım. Zaten doktor da beni teselli ederken öyle dedi. “Yani işte tek yalnız kaldın bu odada. Psikolojin biraz bozulmuş olabilir. Normaldir, şudur, budur, atlatırsın eve taburcu ettiğimizde…” diye teselli etmişti. Zor bir süreç. Allah kimseye vermesin ya. + Amin. Peki ağabey hiç televizyonda ilk haberleri izlediğinde bana da bulaşabilir mi diye hiç düşündün mü? – Yani düşünmüyorduk işin gerçeği. Yani şimdi tabii haberleri özellikle sosyal medyadan izliyorduk, takip ediyorduk. Yani hatta işin esprisini yapıyorduk vs. ama işin ciddiyetinde değildik ilk başlangıçta. Sonra vakalar artmaya başladı. Bu arada eşim endişeliydi. Yani çalıştığı için, çalışma ortamında bulaşabilme endişesi vardı. Endişe ettiği gibi de oldu nitekim. Ona çalıştığı yerden bulaştı. Ben tabii evdeydim. Dediğim gibi geziler durduğu için turizm noktasında. Bir dışarıya işte marketedir, işte fırınadır, pazaradır vs. çıkıyordum ama dikkat ediyordum yani neticede bulaşmaması noktasında. Velhasıl eşimden temas yoluyla herhalde bir şekilde bulaşmış oldu bize. + Peki ağabey bu süreçte… Hani dedik ya tektin, tek olmakla alakalı bir stres yaşadın. Ya sevdiklerine ulaşamamak peki nasıl hissetiriyordu? – Bu zor bir durum. Gerçekten zor bir durum. Hastanede yalnız kalınca düşünüyorsun zaten. Bunları düşündüğün gibi eve gelince de yine 14 günlük ev karantinası verildi hastaneden taburcu olduktan sonra. Evde de yine yalnız. Yine dikkat ediyorsun. Evde çocuklar var. Onlara da bulaşmaması için daha tam atlatmamış oluyorsun vs. Yani bir araya gelememek, muhabbet edememek, çocuklarına sarılamamak zor bir durum. Allah’ım yani mesela akrabalar gelmek istiyor ziyaretine, kabul edemiyorsun eve. Çocuklar bu süreçte taşıyıcı olabilirler diye başka yere işte mesela anneanneleri falan var, onlara yollayamıyorsun, kimseye gönderemiyorsun. Evde dikkat etmek zorundasın. Bir masada yemek yiyemiyorsun mesela. Düşün, ben 1 ay geçtikten sonra bir masada oturup da ailemizle beraber yemek yiyebildik. Bütün bunlar yani bize bazı nimetlerin kıymetini hatırlatmış oldu bu süreçte. + Aynen ağabey. – Zor bir süreç gerçekten. + Tekrar değerini bildirdi ağabey değil mi? – Aynen. Yani düşün. Camiler kapandı, işte Ramazan’ı biliyorsun teravihsiz geçiriyorsun, Cuma’lar yok. Yani her şeyin kıymetini bize öğretiyor Cenab-ı Hak ama Rabbim bir an önce bu süreçleri bitirsin. Eski normal hayatımıza dönelim inşâAllah. + Amin. Peki ağabey senden sonra birine bulaştı mı yani taşıyıcı oldun mu hastalıkta? Bilgin var mı? – Elhamdulillah kimseye de bulaştırmadık, taşıyıcı da olmadık. Bu sürecin sevindirici yönü çünkü bu bir vebal. Yani Allah muhafaza birisine bulaştırmış olsaydık ki düşündüm. Yani mesela hastaneye eşimi götürdüğüm zaman, birisiyle görüşmüştük. Ben hemşire ablama telefon ettim. Dedim yani böyle böyle görüşmüştük. İşte evraklar, şu bu… Acaba ona bir dikkat etsin. Bir temas olmuş mudur? Gerekirse test yaptırsın falan diye. Düşünüyorsun yani. Acaba birisine bulaştırmış olabilir miyim, taşıyıcı olmuş olabilir miyim? Elhamdulillah kimseye de bulaştırmadık, taşıyıcı da olmadık Bestami kardeşim. + Peki ağabey virüsün bulaşma aşamasıyla hani tüm süreci anlatabilir misin? Nasıl seyretti virüs olayı? – Tabii ki. Şimdi 5 günlük periyotlarla ilaç veriliyor. İlk 5 gün değerlendiriyor. Şayet hastanın şikayetlerinde azalma varsa taburcu edilebiliyor. Fakat benim şikayetlerim bitmedi. Halsizlik devam ediyor, ateş devam ediyor, kusma var vs. İkinci 5 güne geçildi. İkinci 5 günde bir ilave ilaç verildi Bestami kardeşim. Bu ilaç, Çin’den gelen bir ilaçmış. Ve ağır bir ilaç. Normalde sadece yoğun bakımdakilere veriliyormuş. Ama ilk zamanlarda sadece yoğun bakımda olanlara verilirken sonra 5 günden sonra da hastanede kalmaya devam edenlere verilmeye başlanmış. Bu ilaçtan ilk etapta bana “8 tablet alacaksın akşam. 8 tablet sabah alacaksın.” dediler. Düşün bir ilaçtan 8 tablet alma. Ben endişe ettim. Yani bir sürü zaten ilaç alıyorum, 2 tane Covid ilacı alıyorum, işte Parol alıyorum, Metpamid alıyorum. İşte tansiyonum çıkmaya başlamış, tansiyon ilacı alıyorum. İşte mide koruyucu alıyorum. Bir sürü ilaç var. Bir de onlara ilaveten “8 tablet bir ilaçtan alacaksınız.” dediler. Şimdi ben endişe ettim. Yani bu ilaçtan alayım mı, almayayım mı, nasıl olacak falan derken endişe ile aldım. Hatta şöyle düşündüm: Çinliler dedim, bu virüsün yayılmasına sebep oldunuz, bir de ilacı da yollamışsınız. Hadi Bismillah. Neyse içtik. Ama bu ilaç birkaç gün sonra ben de daha da yan etki yapmaya başladı. Tepki vermeye başladım. Ben artık içmeyeceğim bu ilaçtan dedim. Yani hatta doktorlara, hemşireye dedim ben içmeyeceğim bu ilacı. Neyse beni ikna ettiler doktorlar, hemşireler, ailemler falan “İçmen lazım. Şudur, budur…” Ama benim ikinci devrede, ikinci 5 günlük periyot da şikayetlerim bitmedi. Halsizliğim dediğim gibi had safhaya vardı. Hatta beynimin vücuduma hakim olamayacağı gibi düşünceler beni endişeye sevk etti. Velhasıl 12 gün hastanede kaldım güzel kardeşim. Eve geldim. 1 hafta yine verdikleri ilaçları kullandım. Antibiyotiktir… Bazı ilaçlar yine vermişlerdi. O ilaçları kullandım. Bu arada işte kaygı, konuşma bozukluğu gibi, bu elime hakim olamamak gibi şikayetlerimden dolayı bir Nöroloji doktoruna başvurduk. Beynin sol tarafında, aktif olması gereken yerlerde tam aktifiyet yok, zayıflamış. Onu aktif etmek için TMS diye bir uygulama tedavisi yapacağız dedi. Yani o TMS cihazıyla tedavi başladıktan sonra ben daha da kendimi iyi hissetmeye başladım. Kaygım bitti, konuşmam düzeldi, elime hakim olma vs. Yani benim iyileşme sürecim, 20 günü buldu güzel kardeşim. 20-25 günü hatta buldu. 25. günden itibaren artık ben kendime tam iyileştim diyebildim. Böyle bir süreç. + Zor atlatmışsın gerçekten. – Zor, zor güzel kardeşim. + Peki ağabey sen de şu an kalıcı bir etki bıraktı mı bu hastalık? Elhamdulillah güzel kardeşim. Tamamen iyileştiğimi hissediyorum. İyiyim elhamdulillah. Artık bütün her şeyle geçtiğini düşünüyoruz. Allah’a şükür eşimde de, ben de de herhangi bir kalıcı etkisi olmadı. İnşâAllah kimse de olmasın. + İnşâAllah ağabey. – İnşâAllah kimseye bulaşmasın hatta. Kimse yaşamasın diyoruz bu süreci. + Peki ağabey haberlerde de duyuyoruz. Kurtulduktan sonra tekrar bulaşma ihtimali var diyorlar. Böyle bir durum var mı, bilgin var mı bu konuda? – Şimdi yani ben de tabii haberlerde duydum bu konuda ama bunun da izahı olarak şöyle ifade ediliyor Bestami bey: Şayet daha tam iyileşmeden taburcu olmuşsa, onun tekrar nüks etmesi ya da hastalığının devam etmesi şeklinde pozitif çıkanlar olabiliyormuş. Yani aslında bir antikor oluşuyor, bağışıklık oluşuyor. O antivirüsü… O virüsün üzerine bir bağışıklık oluşunca, antikor oluşunca o seni uzun bir müddet koruyor. Ne kadar süre bilemiyoruz. Nasıl ki gripte işte salgın geçirdikten sonra bağışıklık kazanıyor vücut, bunun gibi… Yani bunun tekrar nüks etmesi tabii ki yine kesin bir şey konamadı şu ana kadar ama Allah-u alem en azından antikor oluşmuşsa, bir müddet tekrar etmesi mümkün değil, başkasına bulaştırması mümkün değil. Yani geçiren inşâAllah bir daha geçirmesin diyoruz. İnşâAllah bir daha geçirmeyiz. + İnşâAllah. Zafer ağabey peki bu hastalığa yakalanmış ve atlatmış birisi olarak izleyen kişilere ne söylemek istersin yani ne tür önlemler almaları gerekiyor, son olarak ne söylemek istersin? – Şimdi Bestami bey kardeşim yani işin ciddiyetinde olmak gerekiyor. Bu bir virüs, salgın. Yani bulaşılabilme ihtimali var. Tarih boyunca bunun pek çok örnekleri var. Çeşitli yaşanmış salgınlar var biliyorsun. Yani vebal bu dediğim gibi. Yani bir başkasına bulaştırma, başkasından biz alırsak başkasına bulaştırırsak bunlar büyük bir vebal. Uyarılara dikkat etmemiz yeterlidir, hijyene dikkat etmemiz yeterlidir. Rabbim muhafaza eylesin diyoruz. Bol bol da dua etmek gerekiyor hem kendimize, hem çevremize. Rabbim hepimizi muhafaza etsin diyoruz. + Amin amin. Tekrar çok geçmiş olsun. Rabbim hem ülkemizden, hem tüm Dünya’dan bu hastalığı bir an önce geçirir. (Amin) – Çok teşekkür ediyorum Sözler Köşkü izleyenlerine de. Bütün izleyenlerimizi Rabbim muhafaza buyursun diyoruz. İnşâAllah bayramı bayram gibi geçireceğimiz günler gelsin, inşâAllah Ramazan’ı Ramazan gibi geçireceğimiz günler gelsin, inşâAllah kucaklaşacağımız günler gelsin diyoruz. + Amin ağabey, inşâAllah.

MASKE TAKMAYI EMREDEN ALLAH’TIR!

Mü’min kardeşlerim, bugün belalara karşı bütün insanlardan daha fazla tedbir almakla yükümlü olan Müslümandır. Bir virüs endişesi varsa, bunu ilk defa müslüman tedbir alarak önlemek için uğraşan insandır. Çünkü bilir ki Müslüman, virüs denen şeyi de yaratan Allah’tır, benimle virüsü karşılaştıracak olan da Allah’tır, tedbir almamı isteyen de Allah’tır, ben de Allah’a itaat sözü vermiş olan kulum, tedbir alıyorum der. Ve böylece Mü’min, üzerine düşeni yapar. Mü’min’e, temiz olun, virüs sana bulaşmasın, demeye gerek yok. Tedbirli ol, virüs sana bulaşmasın demeye, hacet yok. Mü’min zaten öyle insandır. Mü’min’e bir sağlık kuralı öğretildiğinde, ona itaat eder. Doktorun sözünü, müftünün sözü gibi dinler. Mü’minlik böyledir. Buna rağmen kardeşlerim, Allah’tan afiyet istiyoruz. Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Allah’tan afiyet isteyin buyuruyor. Allâhümme innî es-elükel âfiyete fiddünyâ vel âhirah Allahümme innî es’elüke’l ‘afve ve’l âfiyete fî dînî ve dünyaye ve ehlî ve mâlî böyle dua ederiz. Allah’ım dünya ve ahirette senden afiyet isterim. Ne demek afiyet? Dertsizlik demek, sıkıntısızlık demek. Allah’ım dünyam, dînim, çocuklarım, evim konusunda, senden afiyet isterim. Duamız böyle bizim. Dua budur. Bunu isteriz Allah’tan. Ama, Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrah radıyallahu anh şu toprakların üzerinde yürürken daha, Allah, Cebrail’i vasıtasıyla, ona, sen cennete gireceksin diye söz verdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e, etten, kemikten duvar gibi oldular. dünyada Allah’ın rızasını kazanıp, öyle yaşadılar. Ama Amvas taununda, şehit oldu. Bir taunda, vebada, Rabbine kavuştu. Demek ki, bu musibetler, belalar, kafirler içindir, bizde ne işi var? diyemeyiz. Allah, onları helak etmek için yok etmeyi murad etmiş olabilir, Mü’min’i de, tertemiz yapıp huzuruna almak için yok etmeyi murad etmiş olabilir. Allah’ın işine, kul karışmaz. Kul tedbirini alır, ağlar sızlar belki, dualar eder, ilaçlar kullanır, işine karışmaz Allah’ın. Buna biz tevekkül deriz. Teslimiyet deriz. Bugün, bu işleri, çok fazla karıştırarak burnumuzu yanlış yerlere sokuyoruz. Oradan virüs kapacak burnumuz da, bir daha ıslah olmayacağız. Birileri kalkıp diyor ki, bu, Allah’ın azabıdır gâvurlara. Öbürü de diyor ki, bu Allah’ın azabıdır sözü yanlış. E Allah’ın rahmeti midir diyeceğiz? Azabı değilse rahmetidir o zaman diyelim. Olur mu öyle? Bu nesidir Allah’ın? Şimdi onu konuşma zamanında değiliz. Bu azab olduğu kesin. Çünkü Müslim’de Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem efendimiz Aişe anamıza buyuruyor ki, bu vebaları, taunları, Allah eski milletlere azab olarak gönderiyordu, Allah’ın kaderinde vardı bunlar. Dünya onun. Virüsü de o yaratıyor, Everest Tepesi’ni de o yaratıyor, okyanusu da o yaratıyor. Suyu da yaratıyor, mikrobu da yaratıyor. Allah bu, Celle Celâlühü. Eski ümmetlere, azab için bunu koydu Allah kaderine. İimdi Mü’min’e geldiğinde, Mü’min için mağfiret olur, günahlardan kurtulmak olur, cennet kazanmasına vesile olur, buyuruyor. Artık bu dünyada olmayacak buyurmuyor ama! sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

KORONA’YI YENDİK, SIRADAKİ GELSİN! -Nankörlük

Bakınız! Yaşadığımız felaketler, ilk değil insanlıkta. Hani asırlar öncesinden, büyük felaketler oldu ne gördük, ne ettik tarih kitaplarından, Kur’an’dan duyduk sadece diyelim hani. Biz, son 50 senedir medyanın kontrolündeki bir dünyada, Afrika’da çıkan virüsü, salgın hastalıkları duyuyorduk görüyorduk. Çöllerde kalmış cesetleri görüyorduk. Hiçbir teknoloji, hiçbir tıp da Avrupa’da olmaz bu demiyordu bize. Herkes diyordu Avrupa’da da olur, dünyada olur bu. Virüslü bir bedenle yaşıyoruz diyordu herkes zaten. Biz, rabbimiz bizden ne istiyor ona bakacağız, ve bir konumuz daha var. Bu ibrete dönüşecekse, benim evimde dönüşecek. Şu kardeşimin evinde dönüşecek. Bu hanım kızımın evi, Allah’ın azabından ders almış eve dönüşecek. Toplumlardan çok şey beklemeyin. Neuzübillahi rabbil alemin. Rabbimin azametine sığınarak söylüyorum ki, tam aksini bekleyebilirsiniz. Madem Allah merhametliydi bu azabı niye bize yaptı deyip, bütün zinciri dağıtan kitleler de görebilirsiniz. Yogaya logaya sarılan yeni bir nesil görebilirsiniz. Aman Allahım! Ya erhamerrahimin. Ezan duyulmuş topraklarımızdan, bu tehlikeyi uzak tut Ya Rabbi! Yani Allah’tan intikam alma hastalığını. Ama ben sizlerle ciğerlerimi kemiren bir derdimi paylaşmak istiyorum. Kıyamet günü, kurtulmuş olmak için. Bir afete, hastalığa, koronaya yakalandığında, duadan unutmayın. Doktorlar ilacı yokmuş diyormuş bunun. Ne olursunuz dua. Diyenin, Allah’ın şifası ile Şafii ismi şerifi ile şifa bulup, daha önce namaz kıldığı için, anne duası aldığı için, Rabbim ona rahmet edip şifa bulduktan sonra, koronayı yendi, diyorlar ya. Kanseri yendi, diyorlar ya. Ne oluyor burada kardeşlerim? Elbette bunu söylerken o kastediyor, demiyorum ama, hastalığı Allah veriyor, belayı Allah veriyor, o yeniyor. Hiç şifa Allah’tan gelmiyor. İnsanoğlu değil mi bu ayağı yere bastı mı, elinden tutanı unutuyor. Ben de işte, buna bakarak, bu sıkıntıya bakarak, diyorum ki, ey Mü’min! ey Mü’min! Sen madem korona yenerdin, salgını yenerdin, niye yakalandın? Gelmeden savsaydın ya şunu bir gücünü bir görseydik senin. Bu mülkün, sahibinden, bari şifa hakkını almasaydık. Bari şifamızı o verseydi. Bu sözün pahalıya ödenmesinden korkuyor, Rabbime kasam ediyorum ki, ödüm patlıyor. Koronayı, gönderirken Allah gönderiyor, ama, yiğit adamlar, onu yeniyorlar (!) Doktorlar zaten, kurtarıyor (!) Değil vallahi değil. Sana yanaşırken uzay adamı gibi, maskeler, koruyucular, tulumlar giyip, sonra uzaktan uzaktan iğne yapmaya çalışan nasıl seni ondan kurtarsın? Hayır! Hayır! Ölü ağaçlar, üzerinde 3 ay kar kalmış don tutmuş ağaçları, baharda çiçek açtıran Allah, seni yataktan ambulanstan kaldırıp, pehlivan gibi evine getirdi. iman bunu gerektiriyor.

HASTANEDE BİTEN EĞLENCE GÖRÜNTÜLERİ – ANKARA KAMPI

Almanca

Wir sind in Ankara Soğuk Çam Gibt es dort ATV? ATV, würden wir fahren? Ja würden wir. Ich danke dir, dass du keinen schlechten Witz gemacht hast Das hatte ich überlegt.. Also du bist gespannt wie ich ATV fahre aber .. Nein es interessiert mich kaum wie du fährst. aber man muss es probieren Ich werde meine Gegner fertig machen! Wie ihr schon an der Größe des Helms merkt, das ist Bruder Irfan. Willst du uns vor dem Rennen etwas sagen? Ich werde alle meine Gegner fertig machen! ICH WERDE ALL MEINE GEGNER FERTIG MACHEN!!!! Ömer.. wenn du so Ayaz gewinnst .. garkein Problem Wir haben unsere Helme an, wir werden kämpfen. Bruder keiner soll sich steigern jeder soll aufpassen Die Gewinner sind Bruder Irfan und ich! Sind wir bereit Chef? Und wir legen los Gib Gas Bruder Mach keine Faxxen, und keine Handbewegungen! langsam, langsam, langsammmmm Bruder, Bruder Bruder, öffne dein Fenster Was ist los? Ihr fühlt euch cool und wie bin ich? gut oder sehr schlecht? schlecht!.. Mach aus Wir sind auf dem Berg Çam Wir haben das Gefühl, das du die Brüder absichtlich vorgelassen hast Ja wir helfen den Jugendlichen Sie sollen zeigen, was sie drauf haben Meinst du Bruder Irfan? Nein, nein nicht Irfan Ich mag es nicht bei solchen Sachen viel zu reden Also man sieht schon alles in der Aufnahme ich werde nicht mehr mit hinterhältigen Menschen rennen guck ein richtiger Mann er wurde mal erster, mal zweiter aber hat nie was gesagt Aber er, der hinterhältige … Hierhin muss man mit Freunden kommen, Risale-i Nur lesen, ATV fahren hast was gegessen, bist satt dann muss du zwischen den Tannenbäumen hörst du es? hier schließt du dann deine Augen, und musst alles betrachten was Allah erschaffen hat Manche drehen 20 bis 22 Stunden Videos manche .. erzählen über sein eigenes Leben Wenn man 2 Tage alles betrachtet, sieht man wie schön Allah alles erschaffen hat wenn man hier ist, ist es eine Entladung und dann muss du wieder zurück unterstützt uns wir müssen sehr viel beten Wir haben noch 11 Projekte Hayalhanem Istanbul, Mersin, eine Akademie, Yayla, Global, Hayalhanem Garden, Hayalhanem Deutschland, Bursa Diyarbakir, Trabzon, Ankara, Izmir 13 Projekte waren es, 2 haben wir erledigt unser 4 Stöckiges und Istanbul ist fertig Gott sei Dank das sind die, über die wir nachdenken können vielleicht ermöglicht uns Allah auch viele andere Sachen stell dir mal vor Uğur es gibt 8 Milliarden Menschen 100 davon hast du erreicht und 7 Milliarden 999 Millionen… und ich kann keine ernsten Gespräche führen ernst sein, ist nichts für mich hilft uns, und euren Geschwistern ihr müsst sogar helfen warum “müssen”? Denn ihr müsst im Jenseits Rechenschaft abgeben Ja.. jetzt sind wir im schönsten Ort vom Camp, das ist die schönste Zeit wir werden den Koran und Risale-i Nur lesen “und diese Unterhaltung in dieser Art und Weise, dann ist es würdevoll, ist wie ein gebet, und wie eine Betrachtung und deine Unterhaltung zur Jugend, ist wie: wenn du Allah liebst, zeigst du es mit deinen Gebeten, du würdest nicht mit deiner Ausschweifung ihn umbringen, die Gebete, die du in der Jugend gewonnen hast ist wie ein unendlicher Geschmack vom Obst der vergänglichen Jugend je älter du wirst, obwohl du den Geschmack der Jugend genossen hast wirst du frei von den Gefahren und Überströmung der Jugend. Gazi Krankenhaus wir sind jetzt bei unserem Bruder Mustafa er hat Krebs, betet für ihn “Die Krankheit ist für manche eine Wohltätigkeit oder ein Geschenk von Rahman (Allerbarmer)” “Ich habe gemerkt, die Jugendlichen mit einer Krankheit, denken mehr an den Jenseits.” Und du bist genau so Mustafa wenn du gar kein Krebs haben würdest, würdest du doch nur rum tanzen, oder? Ja das stimmt! (Mustafa) aber jetzt hast du die Krankheit, und betrachtest nur Allah Menschen mit einer Krankheit gehen zu Said Nursi, und wollen, das er für die betet aber Said Nursi sagt: “Ihr seit dank eurer Krankheit, das Jenseits bewusst.” “ich bemitleide euch nicht, so dass ich für euch beten soll.” Wenn du deine Krankheit nicht haben würdest, aber Allah sagt “ich bin Rezzak (der Versorger)” wie würdest du denn Allah dann kennenlernen? oder wie würde man wissen, das er Barmherzig ist? keiner an dem Tisch ist sich das Jenseits bewusst, wie du vielleicht nach einem Jahr, vielleicht nach 10 Jahren oder 30 Jahren wirst du merken du wirst so deine guten Taten sammeln, und dir denken “man zum Glück habe ich meine Krankheit” und dann wirst du im Paradies dafür belohnt “warte darauf, bis du dir vom Jenseits bewusst bist sei geduldig und bete immer zu Allah, dann wirst du merken, das Allah dich belohnen wird.” Geduld ist sehr wichtig Kurzgefasst: “alle Jugendlichen in deinem alter, denken nicht übers Jenseits, vergessen alle Gebete und Allah, lenken sich nur von der Welt ab, und verlieren somit die Unendlichkeit” zum Beispiel, deine alten Freunde tanzen doch immer noch rum oder? Ja, sie tun das immer noch und was passiert, wenn sie 10 Jahre noch weiter rum tanzen? Was passiert dann mit der Unendlichkeit (Jenseits)? Und mit deiner Krankheit merkst du, wie wichtig deine Zeit ist. Und ist das jetzt ein Geschenk von Allah, oder nicht? es ist auf jeden Fall ein Geschenk “Dank deiner Krankheit merkst du, wie es dir im Grab gehen wird, und was du im Jenseits erleben wirst, und verhältst dich dazu. Also ist deine Krankheit für dich wie die Gesundheit und für manche, die gesund sind, und sich dem Jenseits nicht bewusst sind, haben die eigentliche Krankheit. Also müsstest du uns “Gute Besserung” wünschen Ja das stimmt mein Bruder Mustafa Allah soll euch belohnen, ihr seit den weiten Weg für mich gekommen immer wieder gerne mein Bruder! Und wenn du den Krebs bekämpfst und wieder gesund bist.. (Mehmet) dann opfere ich ein Schaf (Mustafa) Und du kommst aus Kayseri, du müsstest den Krebs schon mit links bekämpfen hast du ein Wunsch? Allah soll euch belohnen Betet für Mustafa, er hat Krebs, aber wird es bald schaffen, den Krebs zu bekämpfen

FATİH TERİM’E VİRÜS NASIL BULAŞTI

Bir şeyleri yanlış yapıyoruz. ”ya benim çocuklarımın canı neden önemli değil ya?” çocuklarım derken futbolcularımı söylüyorum. kendi evlatlarımı tabi ki ama herkesin evladı böyle bir şey olur mu Ben bütün,ben bunu kendi adıma konuşmuyorum. Bakın arkadaşlar,ben hayatımda da kendi adıma bir şey istemedim Ben bunu Türk futbolu adına söylüyorum hani beraber,biz ülke olarak her yerde beraber olabiliyoruz yeri geldiği zaman. burda niye olmayalım ya seviyordum sevmiyordum beğeniyordum beğenmiyordum.Hayır, öyle bi şey yok. Ama hani nedir bu,ben bunu anlamadım ki. ben paranoya yapan bi adam da değilim.Komplo teorileri de üretmem. çok da itibar etmem ama hepimiz paranoyak olduk. İstediğinizi şampiyon ilan edin.Oynamayalım kardeşim eğer birilerine zarar gelecekse Bu virüsün yayılmasına sebep sensin nasıl olur da dikkate almazsın?Bana bir şey olmaz dedin. zaten gencim bir şey olmaz heralde hem gençlere de bulaşmıyormuş dedin vee asansöre bindin binadan çıktın,arabaya bindin,biraz yürüdün,alışveriş yaptın ve eve döndün Ne kadar da masum değil mi? Değil önlemlere uymadığında virüsü binlerce kişiye bulaştırmış olacaksın. çok hızlı bir yayılma başlayacak ve rakam büyüdükçe sağlık sisteminin kapasitesi aşınacak herkese yardım etmek için ne yeterli sağlık çalışanı olacak ne de yeterli tıbbi ekipman kalacak insanlar tedavi olmadan ölmeye başlayacak ve sağlık çalışanları da hastalandıkça sağlık sisteminin kapasitesi daha da düşecek Eğer bu senaryo olursa kim tedavi olacak,kim olmayacak kararı gibi korkunç bir karar verme durumu ortaya çıkar bu senaryoda ölüm sayısı ciddi rakamlara ulaşır. Durumu içselleştirmeli,önlemleri kendimiz almalıyız bilerek ihlal ettiğin her tedbirde bir insana bulaştırma olasılığın artar. alkollü araba kullanıp çarpmak ya da önlemlere uymamak İkisi de aynı şey sebep olduğun her hayattan mesulsun. kişi covid-19 dan öldüğünde cesedi özel bir torbayla morga konuyor yıkanmadan ,sevdikleri son kez yüzünü görmeden toprağa verilir. kimse bu sonu hak etmiyor. annene ,babana ya da tuttuğun takımın teknik direktörüne bulaşmasına sebep sensin. Balık tutmayın,mangal yapmayın,her gün alışveriş yapmayın dışarı mecbur kalmadıkça çıkmayın arkadaşlarınızla buluşmayı bir süre erteleyin bireysel olarak ne kadar çok dikkat edersek bu süreci o kadar az hasarla atlatabiliriz Hayat eve sığar evde kal hoşça kal

Corona Virüs Türkiye’ye Gelecek Mi? Kabe Kapatıldı!

Tüm dünyanın dehşetle izlediği korona virüs salgınında ölü sayısı gün geçtikçe artıyor. İşin kötüsü daha da ağırlaşacak gibi görünüyor. Kapmızda bir salgın olduğunu biliyoruz. Peki Türkiye için risk ne? Bu süreçte bu virüsü taşıyan içimizde insanlar da olabilir. Merhaba arkadaşlar. Son günlerde bu korona virüsü üzerine pek çok spekülasyonlar yapılıyor. Ve insanlar merak ediyor. Dünya çapında bu kadar vakaya rastlanan Ve bu kadar çok kişinin ölümüne sebep olan bu virüs ”Acaba ülkemize de gelir mi ? Acaba bizim ülkemizde bizlere de bulaşır mı? Bizlerin de ölüm sebebi olur mu?” diye insanlar ciddi manada korkular yaşıyorlar. Hatta dükkanında maske satışı yapan bir arkadaşımla konuştum. Maskelerin fiyatları yani eskiden 7 TL sattıkları maskeleri şimdi 130 TL ye kapış kapış satıldığını hatta artık tedarik edemediklerini söyledi. Yani ciddi manada Türkiye’de de böyle bir korku var. Türkiye gündemine korana virüsü ocak ayında düştü. Ocak ayından beri , şimdi biz mart ayındayız hala gündemimizde. Neden bu kadar çok konuşuluyor? Neden bu kadar çok merak ediliyor? Çünkü ; Dünya çapında özellikle en sarsılmaz dediğimiz ekonomileri sarsacak , dünya çapında pek çok siyasi gelişmeye sebep olan bir virüs. Hatta biliyorsunuz son zamanlarsa Suudi Arabistan Umre’yi kapattı. Pek çok ülkeyi ilgilendiren pek çok hadise yaşanıyor. Zaten ufak ufak da onlardan da bahsederiz. Öncelikle bu virüs Çin’in Wuhan şehrinde yayıldı. Wuhan şehri 20 milyon kadar nüfusu bulunan bir şehir. Daha sonra virüs hızla yayılınca ve pek çok ölüme sebep olunca Pek çok şehir karantina altına alındı , şehirlere giriş çıkışlar yasaklandı, kara yolları , hava yolları kapatıldı ve insanlar bazen evlerinde hapsedildi bunu görüyoruz. Tabi bizim aklımıza hemen Doğu Türkistan’daki yapılan zulümler geldi. Buna yönelik Cenab-ı Hak’ın gönderdiği bir tokat olabilir mi? Evet olabilir. Ama bunun da ötesinde başka mesajları da var İsterseniz zaten onu da biraz sonra konuşuruz. Dünya çapında 92.000 görülmüş.Bu vakaların içinde 3.000 den fazla ölüm hadisesi var ve 48.000 kişi sağlığına kavuşmuş. Şimdi bakınca dünya nüfusuna oranla bazı insanlar çok az olduğunu söylüyor. Ama ilerleyen günlerde nasıl olacak tabi bunu gözlemlemek lazım. Daha önce de Dünya’nın 3’de 1’ini , her üç insandan birisini öldüren ”kara veba” salgını tarihte bundan belki 600 sene kadar evvel tarihe damgasını vurmuş büyük bir olay olarak yerini almıştı. O da enteresandır yine Wuhan kentinden çıkmıştı. Demek ki bir salgın olsan dünyaya yayılacağın ilk yer Wuhan olması gerekiyor herhalde. Avrupa nüfusunun da yarısı bu kara vebadan ölmüştü. Yani bu çok ciddi manada dünyayı sarsmıştı. Hatta pek çok edebi eserde yerini alan unutulmaz bir hatıra oldu insanlık tarihinde. Şimdi de yine” acaba benzer bir virüs , benzer bir tehlike insanları tehdit mi ediyor?” diye her yerde önlemler alınıyor. Çin gibi devasa ekonomiye sahip sarsılmaz, bizi kimse yıkamaz tarzında duruşu olan bir ekonominin bugün ne hale geldiğini görüyoruz. Ciddi manada dünya çapında bazı şeylerin yer değiştirdiğine şahit oluyoruz. Aslında bu bize şu mesajı veriyor Demek ki insan olarak biz ne kadar aciziz , gözle göremediğimiz mikroskopta ancak görebildiğimiz kadar küçük bir mikrop bizi ve yıkılmaz sandığımız şeyleri yıkıp geçiyor. Bu noktada aslında bazen Allah insanın acizliğini fark ettiriyor. Dünya çapında bu hastalık ciddi manada hızla yayılıyor. Acaba ülkemize ne zaman gelecek? Tabi öncelikle şunu söyleyelim. Genelde çocuk ve bebeklerde ölüm oranı şuan %1 civarında. Genellikle ölüm oranları yaşça 60’ın üzerindekilerde daha yüksek oranda gözüküyor. Şuan dünyada biliyorsunuz Çin’de en fazla ölüm vakaları var. Bakınca zaten o coğrafyada daha hızlı yayılıyor. Bize yakın olan coğrafyaya bakacak olursak İran’da 77 ölüm vakası var ve hastalığın hızla yayıldığını yani devlet görevlilerinin de yeteri kadar tedbir almadığını insanlar söyleyerek şikayette bulunuyorlar. Hatta enteresan bir durum. Korona virüsü ile ilgili açıklama yapan sağlık bakanı yardımcısı korana virüse daha sonra yakalanıyor. Hatta İran’da sanayi ve ticaret bakanı da korona virüse yakalanmış.Bu da enteresan bir bilgi yani. Gündemde sıkça adını duyduğumuz bir başka ülke de 79 ölüm vakası ile İtalya Avrupa’da da korona virüsü hızla yayılıyor.Her yerde tedbirler alınsa da Özellikle toplu taşımaların içinde, özellikle toplu kalabalığın yaşadığı yerlerde bu virüs hızla yayılıyor. Neden? Çünkü; solunum yolu ile insanlara bulaşıyor. İlk belirtileri neler? Öksürük ,yüksek ateş halsizlik gibi belirtileri var. Aslında ilk bakışta normal her sene yakalandığımız griplere benziyor. Fakat yüksek ateşiniz var ise veya çevrenizde de bu tarz belirtiler varsa hem kendinizin hem de çevrenizin sağlığı için hemen bir hastaneye,bir sağlık birimine başvurun. Çünkü; medyada çok fazla konuşulunca insanlarda bir tedirginlik oluşuyor. Bu tedirginlikten dolayı insanlarda ters tepki oluşabilir. Hastalığa yakalandığını fark edip hastaneye gitmemek gibi. Sakın böyle bir şeye kapılmayın derim. Şimdi esas konumuza da yavaş yavaş geliyoruz. Şimdi Türkiye’nin coğrafyasının etrafında hemen hemen her ülkede görüldü. Şimdi Irak’da , İran’da görüldü. Pek çok yerde görüldü. Şimdi ”acaba Türkiye’de görülür mü? Acaba Türkiye’de görülecek mi?” Ben bundan daha ötesi bir şey söyliyeyim. Zaten halihazırda bu salgının bir ayağı Türkiye’de yayıldı. Hem de ocak ayından beri. Nedir o ayak? Virüs gibi yayılan yanlış bilgiler. İnsanları paniğe itecek ,insanların korkuya kapılmasına sebep olacak , sürekli gelecek kaygısı duymalarına sebep olacak , huzursuz yaşamalarına sebep olacak bir korku insanlar arasında yayılıyor. Hani bir vesvese diyebilirim buna. Genellikle de komplo teorileri var bu işin perde arkasında. Sürekli komplo teorisi üreten ve bundan ne çıkarı var bilmiyorum ama zevk alan insanlar var. Peki Türkiye’ye tam anlamıyla ne zaman gelecek bu virüs. Allah belki bu virüsü Türkiye’ye hiçbir zaman sokmayabilir. Belki Türkiye’de görülebilir. Bu da mümkündür. Ne yapıcaz? Dikkat edeceğiz.Hem kendi sağlığımıza dikkat edeceğiz.Hem kişisel temizliğimize dikkat edeceğiz. Ama her şeyden öte şunu bileceğiz. ”İnsan bir kere ölür” derler ya hani. Ecel birdir değişmez. Kaderimizde ölüm bir sefer var. Biz bu işin korkusuna kapılırsak , Allah’a tevekkül etmezsek Üstümüze düşeni yerine getirme noktasında tembelliğe düştüğümüz gibi aynı zamanda çok fazla elimizdeki şu hayatın kaçacağına dair bir korku yaşarsın. Sanki hiç ahirete gitmeyecekmişiz gibi , sanki bu dünyada ebedi kalmamız gerekiyormuş gibi bir psikolojiye girersek biz bundan zarara uğrarız. Çünkü bir gerçek var. Evet. Hepimiz bir gün öleceğiz. Belki korona’dan öleceğiz , belki başka bir sebepten öleceğiz bilmiyoruz. Cenab-ı Hak bizim için kader planında bir ömür tayin etti. Ve bu ömür herhangi bir esbap ile bitecek. O yüzden aslında diyorlar ya ”Korkunun ecele faydası yok.” Çok fazla korkuya kapılıp da paniğe kapılıp da insan hayatını çekilmez ve yaşanmaz bir hale getirmesinin de her halde bir mantıklı tarafı yok. Şunu bileceğiz. Hey şeyin dizgini Allah’ın(c.c) elindedir. Biz üstümüze düşeni yaparız. Bunun aşısını , tedavisini tıbben , bilimsel olarak bulmaya çalışırız. Kendi temizliğimize dikkat ederiz ki insanlar zaten baktığın zaman uzmanlar tarif ettiğinde sanki o kişisel temizlik bizzat abdesti tarif ediyor gibi Evet. Bu bizi teşvik etsin. Abdest alalım namaza başlayalım. Çünkü arkadaşlar şu bir gerçek. Bakın kısacık hayatımız için bu kadar paniğe kapılıyoruz. Bu kısacık , hani en fazla yaşayacağımız kaç sene olabilir ki. Bunun da zaten 3’de 1’i uykuyla geçiyor , başka şeylerle geçiyor. Yani kısacık şu dünya hayatımızın muhafazası için bu kadar çalışıyoruz. O hayatımızı koruma , o hayatımızda düzgün yaşamak , zarar görmemek için bu kadar o hayatın muhafazasına koşturuyoruz. E karşımızda ebedi bir hayat var. Sonsuz bir hayat var. Onun muhafazasına , orada saadet içinde yaşamaya neden çalışmıyoruz. Aslında bu bize bir ders veriyor , bir mesaj veriyor. ”Ey insan kendine gel!”diyor. Bak ne kadar aciz olduğunu fark et seni ancak sonsuz kudret sahibi olan bir Allah(c.c) koruyabilir. Ve hayat senin kontrolünde değil. Sen ebedi bir aleme gideceksin. O alemde göreceğin rahat ve lezzet bu dünyada yaptıklarına bağlı. Hakiki lezzet ve saadet hep diyoruz ya kabrin öbür tarafındadır. Onun için çalışmak gerekir. Aslında şöyle kamuoyuna baktığımızda bize bariz bir ders olduğunu görebiliriz. İstikbalde Cenab-ı Hak bizi başka musibetlerle imtihan edebilir. Bütün hepsine karşı bizim Allah’a tevekkül edip Allah’a yönelmemiz gerekiyor. Bunları bir vesile olarak görüp ebedi hayatımıza yatırım yapmamız gerekiyor. Geç olmadan fırsat varken Allah’a koşun ”Fafirrū İlallāh”sırrınca Allah’a firar edin. Allah’a Emanet olun.