Bunu İzleyen İstediği Derdinden Kurtulur ( Cemel Vakası )

Sabri Bey burda mı? O da yerinde, makamında… Sen orda dik ölecek gibisin Sabri Abi At gibi, ayakta böyle… hı hııh ahahahahh Geçen çocuklar bi şey bağlıyordu böyle çaput maput mu türbe diye sizler de iyisiniz inşallah abiler Allah yetiştirsin de inşallah yeni sezonda… …kendi yerimize geçelim Hakan. Allah’ın izniyle Gidip geiyo musunuz inşşata? Bakıyo musunuz? Gidiyosunuz de mi? Gidiyo musun abi? İsim neydi? – Salih Kaç tane oda var? Geçen bizim Utku gitmiş, diyo ki: “Abi yeni bir oda keşfettim.” diyor. yani… Bizim çocuklar da farkında değil hamdolsun Hakikaten böyle… Herhalde dünyada görülmemiş bir proje olucak… …orası. Çünkü orası böyle yurt falan değil ya abi hani “alo oğlum sizde kalabilir miyim?” tarzı değil ya… Ora bir sosyal yaşam alanı Yani insanların haramlardan daha tecrit edebileceği, gelip rahat yaşayabileceği işte Kenan Abi, hanımı kovduğu zaman orda rahat kahve içebileceği Sabri Abi’nin badem göbeği sergileyebileceği falan dimi Sabri Abi. Orda hangi köşede böyle… ….filizlenmeyi düşünüyorsun Sabri Abi? Konum aynı mı? Orda da yine sağ köşeye mi oturucan? Şükür oraya cam koyduk çıkarsın dışarı. hehehhee Elhamdülillah. Abiler, şimdi ben biraz arkadaşlara sorular sordum Dedim ki birader sizin bir derdiniz vardı de mi birader? isim neydi? -Rıdvan herkesin bir derdi vardır demi Rıdvan? ben de sordum arkadaşlara Murat abi dedim birader sizin derdiniz nedir? tasanız nedir? biraz söyleyin dedim abi biraz done aldım Ömer’in derdi kilolu olmasıymış abi iki tane de nedeni varmış birincisi ;canı sıkılınca yemek yiyormuş ikincisi de canı sürekli sıkkınmış:)) bu bizim Ömer’in derdiymiş başka bir öğretmen kardeş yazmış demiş ki kimi sevdiysek eş durumundan tayin istedi vaayyy tam KPSS cümleleri bunlar başka bir arkadaş yazmış bu biraz dertli benden ayrılan herkes uzun ilişkiye başlıyor acemi birliği miyim ben şerefsizler yazmış ohahahaha baya kopturmuş bi tanesi yazmış abi söyle bari dolandırmak için arasın artık yani nasıl yalnızlıktan kızıştıysa oğlan abi kız diye asıldığım kişi oooo bu ahahaha bu bize yayını kapattırır başka birtanesi yazmış abi sevdiğini göstermiyor diye sinirleniyordum meğer sevmiyormuş rahatladım yazmış:)) maşallah yaa şimdi abiler var mı böyle derdini anlatmak isteyen ? sabri abi senin ne derdin var? ha bu psikolojinin bir derdi olması lazım kendi başına bu hale gelemez var mı bi derdin sabri abi? hanım antepli yemekler güzel badem göbeği büyüyo var mı? tabi tabi al mikrofonu koca sabri reissin sen yaa yok mu bi derdin Sabri abi? sıkıntı yok diyorsun isim neydi abi? ömer gözlerini niye kaçırıyosun benden Ömer var mı bi derdin tasan? hiç mi? gamsız rahat salla baba öyle bir adam mısın hiç takmıyorsun kabir ahiret men rabbuke? onlarda mı? vardır yaa olmasa gelmezdin bugün yoksa başka bişey.. kız mı gönderdi? gitmezsen evlenmem diye ha tamam kendi rızanla geldin şimdi abiler benim de aslında bir derdim var ben dedim bugün derdimi size açayım beraber bi dertleniriz inşallah benim derdim, ümmetin ayrılığı ümmetin ihtilafı yani sürekli bizde bir ayrılıklar oluyor ve bu ayrılıklar şimdi bir hadisi hatırlatayım ümmetimin ihtilafında rahmet vardır ayrılıklarda yani Sabri abi bizler aynı gaye için farklı renklere bürünürsek murat abi sorun var mı? sıkıntı yok ama sürekli rakip olmak adına islama zarar verirsek böyle ayrılıklar nasıl olur abi? menfi ayrılık olur yani mesela ben biryerler açıldığında seviniyorum bir dernek açılıyo bir vakıf açılıyo çünkü hepsi Cenab-ı Allah için koştumaya çalışıyo öyle değil mi abi? ama keşke şöyle bir yeminleşme olsaydı murat abi çok arzu ederdim yani ümmet için açılan bu derneğin bu vakfın ümmeti daha fazla bölmeyeceğine yemin ediyorum diye keşke bir akit oldaydı Kenan abi çünkü bölündükçe bölündükçe Allah göstermesin bizler gücümüzü ve birliğimizi selam abi kaybeden bi hale geliyoruz yani bir adam Allah için bir açık yol bulmuştur yani mesela bir tanesi Kur’anın lafzını çok güzel muhafaza ediyordur başka bir tanesi hadis ilminde çok ileri gitmiştir başka bir tanesi siyerde başka bir tanesi Risale- nur’da ne kadar güzel demi abi? mesela ordu bir ama hava kara deniz diye ayrılıyor doğru mu? bu işlerde böyle ayrılsa herbiri kendi alanında kesb-i muharefet etse çok güzel yani saf Allah rızası varsa kenan abi problem var mı? problem yok saf Allah rızası için değil de birine rakip olmak için açıyorsa altında ihlas kalır mı böyle bir ayrılığın? kalmaz işte bunlar da ümmeti her geçen gün yaralıyor abi bakın bir ayette murat abi Cenab-ı Allah hazreti musa’ya firavun gibi bir bebek katilinin yanına giderken kavl-i leyyin ile yani şefkatli dille davran diyo daha biz bir arkadaş bizim görüşlerimizde olmazsa eğer ne sapık bırakıyoruz ne kafir bırakıyoruz ne münafık bırakıyaoruz ben böyle şeylere çok şahit oluyorum sizler de oluyor musunuz acaba? yani sadece benimle alakalı birşey değil demi abi? isim neydi? engin abi siz de oluyor musunuz böyle şeylere şahit? yani biri birinin görüşünden değil diye kendi güzelliklerini sergileyemeyip bak bunlar o kadar kötü o yüzden biz iyiz manasını çıkarmaya çalışan ekollere arkadaşlara bunlar üç beş tanedir yani hep böyle tamamı değil tabi böyle üç beş tane aklı yetmez arkadaşlar kendi görüşünden değil diye napıyor hacı? ne sapıklık bırakıyor ne kafir bırakıyor ne de münafık bırakıyor şimdi Murat abi müslimden bir hadis okuycam ama bu hadisi beraber çok iyi dinliycez dinliyor musun abi? abi bana bak daldın oraya bende kal hadiste diyor ki herhangi bir kimse din kardeşine kime? yani olay böyle herhangi bir insana değil müslümanlar içinde bir olay mı engin abi ? müslümanlar içinde herhangi bir kimse din kardeşine ‘eyy kafir derse ikisinden biri muhakkak küfre döner’ şimdi sen adama ‘ey kafir’ dedin selama abi adam da ayan beyan açık birşekilde dinden çıkmış birisi ama bak din kardeşine diyor çok ince var orda burda bir problem yok ama sen şahsi garazlarından hasetlerinden fesatlarından iyice adama doldun dolduğundan dolayı da ey kafir dediğin anda artık sen kafir oldun o saatten sonra engin abi aynı şeyi anlıyoruz demi hadisten farklı bir yorum anlamıyoruz heralde demi şimdi bu hadisin bir de şerhi var çok ince burası genelde aynı işi yapan insanlar birbirlerini fazla kıskanabiliyor kenan abi haset edebiliyo haset işin neticesinde bir insana kafirin vermediği zararı verdirebiliyor engin abi böyle bir hadise haset dediğin olay mesela ikisi aynı işi yapıyor sallıyorum adamın bi tanesi yirmi yıldır yapıyor tutuyor on yirmi kişiye anlayoyor oradan birileri çıkıyor son üç beş yılda tutuyor yüzlerce adama ilişiyor ya diyor ben bu hakikatleri bu hadisleri bu ayetleri ezbere biliyorum diyor benim daha çok adama anlatmam lazımken bunlar nasıl oluyor da bu kadar adama yetişebiliyor diye bi sinirleniyor bir haset basıyor burak abi hasedin sonucunda da yanına gelenleri nasıl tutucak? ya diyor altında ingilizi var ya üstünde şuyu var ya arkasında bu var yani arkasındakine takılıyo da önünde secde ettiğinden habersiz öyle takılıyor şimdi bir adama bunları isnad etmek yani altında şurası var burası var demek bir adama münafık demektir doğru mu abi? yani şunun adamı bunun için iş yapıyor demek münafık demek sen o adama münafık dediğin anda o adam münafık değilse sen ne oluyorsun ? münafık oluyorsun bakın bana inanın şu cümleme engin abi ahirette eğer korkudan murat etrafımızı görebilecek kadar bir Allah gözümüzü açmamıza müsaade ederse hani kendi imtihanımızın korkusundan bir etrafımıza bakmamıza Cenab-ı Allah müsaade ederse bu hadisten dolayı bir çok insanın imanını kaybettiğine şahit olucaksınız çünkü o kadar rahat söyleniyor ki mesela ben şahit oldum bi gün bir cenazeye gittim cenazede orda bir imam effendi hakkında birisi bir şey diyor yorum yapıyor yani işte şöyle böyle ya o da az münafık değil kardeş sen napıyorsun? sen imanını otuz kupana gazeteden mi aldın? adama bir şey olmaz çünkü senin birine gıybet edip dedikodu yapman kendi defterinla alakalı birşey sen o adama kafir ya da münafık dedikten sonra fatih o kişinin artık ahiretteki hükmü artık ne oluyor? ya kafir oluyor ya kendisi ya da münafık olark ölüyor ne kadar ince değil mi abi? yani bizler böyle çok rahat bu dünyada yapıyoruz ya bu cümleleri ahirette imanımızı kaybettirecek cümleler bunlar ve bunları kimler yapıyor abi? genellikle hasetle kıskançlıkla ben yapamadım o da yapamasın ben yapamıyorum o yapıyorsa kesin altında birşey vardır mantıklı adamlardan kaynaklı ayrılışlar oluyor maalesef ve farklı görüşteki insanlar birbirinin hakkında değil birbirleriyle görüşmeye başlamadan bunun çözümü yok Engin abi biliyor musun? yani farklı görüşler farklı renkler birbirleriyle ittihat etmesi lazım tamam meslekleri birleştiremezsin meşreplerini birleştiremezsin ama aynı masada çok güzel bir iftar edebilirsin ya bunda bir mahsur yok Allah’ın ipine sım sıkı sarılın ayeti hafızları bile bugün cem edip bir araya getiremiyorsa demek ki gönüller boşalmış şekilcilik çok ön plana çıkmış bana biri dese ki kardeş bu asrın hastalıklarından bir tane söyle derim ki vallahi şekilcilik derim yaa ben Engin abi şahsen şöyle bir kardeşinim şurda birisi bana sabaha kadar abdestin hikmetlerini anlatsa bir birim etkileniyorsam şurada bir tane genç çocuk namazı kaçmadın diye karda abdest alıyorsa bin tane beni o etkiliyor işte yani benim artık kulaklarım doydu hafız benim gözlerim aç yani insanlar sadece saf bilgi isteyecek olsa abi napar? bilgisayarlar hepimizden daha bilgili bugün burda benden daha güzel bilgi verir bir bilgisayar benden daha güzel anlatır ama biz şekilcilikte ciddi manada boğuluyoruz şimdi ben düşünüyorum bir çok Allah razı olsun insanlar staadyumları dolduruyo bir yerlere gidiyo hep Allah’ı anlatıyoruz demi Sabri abi biz de dahil buna hayalhanem çok iyi de onlara kötü hayır hayır biz de de kabahat var biz bunu bulmaya çalışmamız lazım bakıyorsun stadyumlar doluyo ümmet için birşeyler çalıştaylar yapılıyor yapılıyo mu Kenan abi? yapılıyor demi peki bu kadar insan bu çalışmayı yapıyosa ve biz hala ittihat edemiyorsak demek ki bu çalışma yapanlardan biz de dahil olmak üzere bi sıkıntı var ben geçenlerde düşündüm Kenan abi dedim ki stadyumda böyle efsane şekilde siyer anlatan bir adam evet Hazreti Muhammed öyleydi dediği zaman acaba Hz.Muhammed (a.s) ı mı anlattı yoksa Hz.Muhammed böyle anlatılır diye kendisini mi anlatıyor? demek ki işin altında sıkıntılar var engin abi bizler de dahil olmak üzere biliyorsunuz bizim bir inşaat projemiz var Engin abi o kadar ciddi bir hayalim var ki dua ediyorum bir ramazan günü o terasta farklı meslek ve meşreplerden ehli sünnet dairedeki insanları o masaya toplamak ben onlara hizmet eden olmak istiyorum çaylarını çorbalarını ikramlarını eden açacak bir tanesi Kuran’dan tefsir yapacak bir tanesi hadis ilminde iyi bir adamdır o hadisi tefsir edecek başka bir tanesi bir siyer anlatacak ve fatih inşallah biz de onlara hizmet eden adamlar oluruz diye çook büyük dualarım var şimdi abiler bu ayrılıklar varya ümmetin ihtilafları ayrılıkları bu ayrılıklar Hz. Ali döneminde inanılmaz bir ayrılık örneği var murat abi ama bu gün beni çok iyi dinlemeniz lazım cemel vakasını anlatıcam hayatınızda duymadığınız bir vaka inanılmaz bir vaka beraber tahkik edicez hazır mısın engin abi? bütün dikkatlerini bana ver hazırsın demi birader gözlerin bende kaçırma sakın gözlerini Hz.Ali zamanında başlayan muharebelerin mahiyeti nedir? hz.Ali zamanında ne muharebeler oluyor ? hep siyaseten bu arada burda hep siyaset demek insan yönetme sanatı gibi düşünün olur mu abi? birlikleri toplama sanatı gibi düşünün hz. Ali zamanında başlayan muharebelerin mahiyeti nedir? soru oluyor o muharebelerde ölen öldüren oluyor mu murat abi? oluyor muhariblere ve o harpte ölen ve öldürenlere ne nam veririz? yani orada birileri ölüyor değil mi? yani ölenlere şehit mi diyelim haşa bu adam kafir gitti bak bir müslümana kıydı mı diyelim? bunu konuşacağız abi hazırsın demi? el cevap cemal vakası denilen hangi vaka ? cemal vakası denilen hz. Ali ile hz. Talha ,hz. Zübeyir, hz. aişe sıddık arasında olan muharebe şimdi anladınız mı kimle kimin arasında olduğunu bu muharebelerin? burda kim var? hz.Ali burda kim var Engin? hz.TAlha,hz.aişe ve hz zübeyir Talha zübeyir ve Ali kim biliyor musun abi? aşere-i mübeşere’nin üçü cennetle müjdeli bak hamza abi bilgiye bak yani bu adamlar cennetle nnüjdelenmişler peki Hz. aişe sıddık kim? peygamber efendimizin eşi en çok hadis muhaddislerden biri Cenab-ı Allah’ın cibrille selam gönderdiği bir zat bu tarafta kim var murarebede? hz.Ali burda kimler var abi? hz.Talha, hz.Zübeyir , hz.Aişe bunlar birbiriyle savaşta bulunmuşlar sabri abi bak vakayı iyi düşün ama murat abi az önce konuştuklarımı unutmayacaksın hani dedim ya bizler birbirimize sataşıyoruz bulaşıyoruz bak bundan büyük bir birbiriyle zıt olma örneği var mı? bir tarafta Hz.Ali bir tarafta hz. Talha, hz.zübeyir, hz.Aişe bunlar karşı karşıya geliyor olan muharebe adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin mücadelesidir. şöyle ki şimdi iki tane kelime çalışacağız. çalışacağımız kelimelerin birincis adalet-i mahza mahz demek ta kendisi demek adalet-i mahza diyince abi adaletin tam işte ta kendisi diyceksin Engin abi oldu mu? adalet-i mahza diyince ne diyoruz? adaletin ta kendisi öteki de murat abi adalet-i izafiye izafi biliyorsun görece demek diğeri de belli başlı kuramları temel alarak yeni bir kuram oluşturan adalet çeşidi bu adalet-i izafiyede unutmayacağımız bir kelime var Murat abi hazır mısın? ehvenüş-şer diye bir kelimevar iki tane şer var ortada ve bunun az olanı tercih etmek demek adalet-i izafiyenin kemiği bu mesela düşün ben buraya bir tane arkadaş getirmişim selam abi ilk defa sohbete getirmişim şeyhmuz diye bir psikopat getirmişim düşün adam bu zamana kadar kim yan baksa kafasından girmiş kolunu çıkarmış böbreğini deşmiş dalağını yerine … hep böyle bıçak manyağı etmiş taramış sıvamış sıkmış böbreğini dalağını her tarafını bir tarafa böyle psikopat bir adam getirmişim tam içerde çocuğun bir tanesi şaka yapıcam diye şeyhmuzcum naber bebişim diye makas alıyo bundan hayal et şimdi böyle bir adam normalde ne yapar keser biçer doğrar öyle değil mi? yani kelleyi gövdeden ayırır mı çavuş? ayırır bu adamda içinden vicdana geliyo ve diyor ki ben daha yeni Mehmet’le konuşup tövbe etmiştim bu çocuğa kıymayım ama sinirliyim diyor sinirini çıkarmak için çat diye duvara bir yumruk atıyor şimdi çocuğu mu bıçaklasın? duvara yumruk mu atsın? şerlerden hangisini tercih etti? düşük olanı buna ne deniyor? ehvenüş-şer tekrar soruyorum Kaan abi adalet-i mahza ne demek? ta kendisi peki adalet-i izafiye ne demek? -o da göreceli olan iki tane yanlıştan en iyisini seçmek eyvallah abi şimdi hz. Osman’ın yemenli bir yahudi tarafından şehit edildiğini biliyorsınız el-gafike diye bi tane yahudi tarafından şehit edildikten sonra ibn-i Sebe diye bir münafık var bunu unutmamamız lazım bugün çok terin öğreneceğiz birader hazırsın demi? kimmiş o yahudinin adı? ibn-i sebe ibn-i Sebe yedinin oğlu demek yani yedi babalı anladın mı? bu bir küfür gibi birşey aslında onların dilinde ibn-i Sebe diye bi münafık var diyor ki yahu diyor hz.Osman emevi hz.Ali de haşimilerden demi ebu talibinoğlu peygamber(a.s)amcasıın oğlu değil mi? ya onları ben birbirine düşüreyeim hz.Ali hilafet için hz . Osman’ı öldürttü diyim diyor önce bunu deniyor Resul yemiyo yemedikten sonra ibn-i Meymun diye bir tane adamı hz. Ali’nin yanına gönderiyor ya Ali sen böyle büyüksün şöyle büyüksün senin halife olman lazım sen başımızda olmazsan yapamayız diyor hz.Ali buna da gelmiyor kabul etmiyor bu da yemeyince Medine’de topluyor abi ibn-i Sebe insanları ve kendinize halife seçin diyor insanlar ısrarla kimi halife istiyorlar? hz.Ali’yi ve Hz.Ali orada halife oluyor. var mı buraya kadar sıkıntı? olay nerden başlıyor? hz.Osman’ın şehit edilmesi devamında ne oluyor? Hz.Al halife oluyor bundan sonra ortalık kopuyor Doğan işte Hz Ali efendimiz halife olduktan sonra Hz. TAlha ve hz.Zübeyir Hz.Ali’nin yanına geliyor diyor ki kitabın hükmünü icra et ne demek istiyor biliyor musun Engin abi? Hz.Osman’ın katillerini bul diyor peki Hz.Osmanın katilleri nerde? biliyor musun? başka kabilelere sığınmışlar o kabiledeki insanlar da onları almışlar mı? almışlar peki kabiledeki insanların tamamı düşman mıdır? değildir Hz.Talha ve Zübeyir diyor ki biz o kabilelere gidip Hz.Osman’ı şehit edenleri bulmamız lazım buna Adalet-i izafiye denir işte Hz.Ali de diyor ki bana biraz müsaade edin bir sükuneti toplayalım çünkü bir ayatte beyan ediyor ki birinin hatasıyla başkası mesul olamaz diyor bana biraz müsaade edin ben insanların hangisi suçlu hangisi değil bunları ayırt edeyim ayırt ettikten sonra söz veriyorum kitabın hükmünü icra edicem diyor buna da adalet-i mahza deniyor oldu mu tam oturdu mu? tam oturdu bir daha alıyorum en baştan ilk vaka nerden başlıyor? Hz.Osman şehit ediliyor sonra Hz.Ali halife seçiliyor daha sonra Hz. Talha ve Zübeyir gelip ne diyor? kütübün hükmünü icra et bize Hz.Osman’ın şehit edenlerin tamamını bul diyor peki şehit edenlere o an saldırsa suçsuzlar da gidebilir mi arada? demek ki Hz.Talha ve Hz Zübeyir’in bu arada Hz.Aişe’nin de görüşü bu istediklerine ne deniyor? adalet-i izafiye peki Hz.Ali diyor ki birinin suçuyla başkası mesul olamaz bana müsaade edin bir sükunet gelsin sükunet geldikten sonra söz veriyorum insanların suçlu olanlarını bulacağım buna ne deniyor abi? adalet-i mahza güzel oldu mu buraya kadar Hz.Talha, Hz.Zübeyir, Hz.Aişe dayanamıyorlar bu işe ve bir kuvvet topluyorlar abi topladıkları kuvvetle Basraya kadar gidiyorlar amaçları ne? Hz.Osman’ı şehit edenleri yakalayacaklar ve oraya bir yüklenecekler anlaşılıyor değil mi buraya kadar? peki devletin başında kim var? Hz.Ali efendimiz peki öyle rahat bırakabilir mi devleti? devletin iki tane başı olabilir mi? olamaz Hz.Ali de ordusunu topluyor ve o da Basra’ya gidiyor çünkü iç karışıklık çıkar anladın mı abi? ve bir elçi gönderiyor elçiyle Hz. TAlha,Zübeyir ve Aişe validemiz konuşuyor elçi diyor ki bakın Hz Ali sizden sükunete kadar beklemenizi rica ediyor diyor siz bekledikten sonra size söz veriyor kim suçluysa kim bu işin altındaysa teker teker Hz.Ali hepsini bulacak diye en son ikna ediyor ibn-i Sebe’nin neydi ibn-i Sebe? aklınızın şaşacağı derecede profosyonel bir münafık ibn-i Sebeni işine gelmiyor napıyor biliyor musun? Hz.Alinin çadırına baskın yaptırıyor ve baskında da diyor ki Aişe Talha Zübeyir yaptırdı hem Aişe Talha Zübeyir ‘in çadırına baskın yaptırıyor kim yaptırdı diyor? Ali yaptırdı diyor ve Hz.Ali; hz.Talha, Hz.Zübeyir ve Hz.Aişe validemiz bir cihada tutuşuyor on bin şehit var on bin bak Engin abi tarafları iyi belleyelim kaç şehit var? cemal vakası dediğimiz hadise bu anlıyon demi Şahin? on bin tane şehit var var mı içinizde haşa bu haksızdı bu kötüydü diye bu dördünden birine birşey söylemek isteyen? ben diyemem haşa Hz.Ali’ye ya da Hz.Aişe’ye Hz.Talha’ya Hz.Zübeyir’e bak Allah cennetle müjdeliyor Var mı içinizde bunlara birşey demek isteyen? ben çok duydum ha Engin abi yani onların bir tanesine haşa estağfurullah kafir diye isnat edeni islam toplumuna zarar veriyor diye isnad edeni çok duydum vaka anlaşılıyor mu? cemel vakasında kaç şehit var? ON BİN şehit var el-cevap cemel vakası denilen Hz.Ali ile Hz.Talha ve Hz.Zübeyir ve Aişe sıddıka arasında olan muharebede adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin mücadelesidir. şöyle ki üstad birisine kötü dedi mi haşa? dikkatli dinle bak abi çok dikkatli dinlemekzorundayız bu işi Hz.Ali adalet-i mahzayı esas edip neyi esas ediyo Hz.Ali? adalet-i mahzayı esas edip şeyheyn zamanındaki gibi şeyheyn demek hz. Ömerle Hz.Ebubekir efendilerimiz dönemine şeyheyn dönemi denir eğer hadis için kullanılırsa buhari müslim demek anektod bilgi kalsın şeyheyn zamanındaki gibi kim oluyor Hamza abi şeyheyn? hz.Ömer ve Hz.Ebubekir o esas üzerine gitmek için içtihat etmiştir muarızları ise hz.ali’nin muarızları kimdi? hz.Talha,Hz.Zübeyir ve Aişe sıddık muarızları ise şeyheyn zamanındaki saffet-i islamiye adalet-i mahzaya müsaitti diyor yani Hz.Ömerle Ebubekir döneminde insanlar suçu olduğu zaman ertesi gün geliptiraf ediyor suçunu ki ahirete kalmasın böyle mükemmel bir islamiyet yaşanıyor ve diyor ki onların döneminde bu kadar mükemmel islam yaşanırken diyor Selam abi adalet-i mahza uygulayabilirsiniz sıkıntı yok diyor fakat zamanla islamdaki zayıf bazı kavimler neyde zayıflar abi? islamiyetleri zayıf bazı kavimler islamiyete girdikleri için islamiyete napıyorlar giriyorlar nasıl karakterler giriyor? islamı zayıf dindarlığı zayıf kavimler giriyor adalet-i mahzanın tatbikatı çok müşkil olduğundan ehvenüş-şerr-i ihtiyar denilen adalet-i nisbiye esası üzerine içtihat ettiler. şimdi burada duracağız abi neden hz.Ali adalet-i mahzayı savunmuş anladık mı abi? şeyheyn zamanı gibi diyor peki hz.Talha,Zübeyir,Aişe neden savunmamış anladık mı ? şeyheyn zamanı gibi değil diyor islamı kötü birçok kavim girdi burda uygulayamazsın adalet-i mahzayı diyor ama bu hükümleri kafalarına göre koydular mı yazdı kitapta? hayır içtihat ettiler yazdı şimdi Murat abi iki kelime daha öğreneceğiz dikkatler bende mi? bakın bunlar ahiret için dinliyon demi birader isin neydi? mehmet bak iyi dinle çok önemli kabir için bunlar şimdi içtihat ne demek? içtihat şu demek belli başlı hükümlerden ortaya yeni bir hüküm çıkarmaya içtihat denir peki içtihadı hekes yapabilir mi? kim yapabilir? -alimler hayır müçtehitler alim de değil üst bir mertebe içtihat yapana ne deniyor ? müçtehitler yapabilir mesela bir tane beyin cerrahı profosör Murat abi bir ameliyata girdi elinden geleni yaptı ve adamı kaybetti bir suçu var mı? peki hala maaş almaya devam eder mi? edebilir işte müçtehit makamını böyle düşün peki bizim tantunici şeyhmuz dayı tuttu beyin ameliyatına girdi adamı da kurtardı ceza alır mı? alır çünkü onun ameliyata girme yetkisi yok şimdi beni iyi dinliycen hz.Ali efendimiz müçtehit mi? sahabelerin her biri müçtehit bilginiz olsun bu makamda peki Hz.Talha,Hz.Zübeyir,Aişe sıddık müçtehit mi? müçtehit şimdi beni iyi dinle abi islamda öyle bir rahmet var ki birisi müçtehit makamındaysa ve doğru isabetli bir karar alırsa iki sevap yanlış karar alırsa bir sevap alır noldu? hadi şimdi gel de birine laf söyle Allah sevap veriyor yaa nasıl makam görüyor musun? böyle makam gördün mü? biri müçtehit makamında doğru karar verirse iki sevap peki tutmadı isabet etmedi yanlış karar verdi bir sevap neyden dolayı? makamı müçtehit çünkü demek ki bu iki taraftan haşa kötü yaptı denilebilir mi? mümkünatı yok denilmesinin imkanı yok bakın çok ince bir şey daha söyliycem size peygamber (a.s) yanında sahabeler zamanında bir sesi yükseldi diye ayet indi mi? indi sesinizi yükseltemezsiniz onun yanında diye ayet indi peki uhutta sahabeler bir içtihat yaptı bir karar yaptı peygamber (a.s) da o karara uydu zahiren bir mağlubiyet oldu peki ayet inip uyarı aldılar mı? almadılar demek ki sahabelerin bir fikir beyan etmesi hak katında meşru birşey ya ses yükseldi diye ayet indiren Cenab-ı Allah uhuttakine niye indirmedi çok ilginç mantık demi abi? bi burdan düşünsene demek ki hak katında sahabelerin içtihat etmesi meşru birşey devam ediyorum ben de mi dikkatler bozmayın haa çok önemli mesele cemel vakası münakaşa-i içtihadiye siyasete girdiği için demi bu siyasete giriyor mu? giriyor normalde ilmi içtihatlarda farklılık olsa birbirine git sık denir mi? hayır ama burda devlet yönetimi var anladın mı demi? fitnenin büyümemesi için Hz.Ali’nin müdahale etmesi şart mıydı? şarttı muharebeyi intaç etmiştir madem sırf lillah için sadece ne var burda? iki tarafta da mı? evet sadece Allah rızası için islamiyetin faydası için içtihat edilmiştir ve içtihattan muharebe tevellüt etmiş şimdi bitirmek üzereyim Kenan abi iyi dinle bir muharebe oldu mu? oldu mu Engin abi? adı neydi muharebenin? cemel vakası Murat abi kaç şehit var? elbette hem katil orda öldüren hem maktül ikisi de cennet ehlidir var mı bu iki zümreden birisine laf edebilecek bir babayiğit? bak abi yok tabi ki demi aklı olan biri laf edemez buna şimdi bak Murat abi çok ilginç bir olay var cebri determinizma planında şimdi burada ölen de öldüren de demi yani? şehit olan da karşı tarafta ikisi de cennet ehli mi? peki bu kimin imtihanı? işte bu olayı duyan ve seyredenlerin çenesinin imtihanı bizlerin yani kimlerin imtihanı Sabri abi? onların mı? bizim imtihanımız peki cemaatler arasında bişey olduğu zaman gruplar arasında birşey olduğu zaman o bıdı bıdı konuşanlar işte onların imtihanı çünkü o işlerin başındaki insanların bir alim vasfı varsa onlar farklı görüşte bulunabilirler mi? bulunabilirler anlaşamayabilirler mi? anlaşamayabilirler belki müçtehitlik makamları var ama aşağıda laf taşıyan o bıdı bıdı … yapıp herkese laf söyleyenler işte bu vakalar onların imtihanı olacak cebri determinizma planında kader planında yani o nokta nokta herşey tane tane dizilen o kader planında cenab-ı Allah bazen hiç kavga etmeyecek iki tane adamı birbirine düşürür adamların aklı başına geldiğinde derki Allah Allah ben bu konudan Enginle kavga etmezdim ki Engin de der ki Allah Allah ben Mehmet kardeşe tutup karşı gelmezdim niye böyle oldu? onlar da anlayamaz Allah öyle bir yaratır ki onların hisleri akıllarını örtmüştür ve farkında olmadan birbirlerine girmişlerdir ve Allah ikisini de mesul tutmaz kimi mesul tutar biliyor musun Engin abi burda seyredenleri müslümanca davranacak mı bu Murat? gıybet edecek mi bu Can? bizim yaşadığımız hadise burada seyredenlerin imtihanı olur ve şurayı unutma ŞERRİN İÇİNDEKİ HAYRI GÖRMEK HERKESÇE UYGUN DEĞİLDİR. murat abi Cenab-ı Allah bu imtihanları Emrah kendisi bilmek için yaratmıyor bizi bize bildirmek için yaratıyor bence şu dillerimizi olabildiği kadar sıkı tutalım başkalarının yaşadığı imtihanlar bizim cehennemimize sebep olmasın usta lillahilteala el-fatiha

ERKEK ÇOCUK BEKLEYEN ANNE BABALAR İZLESİN!

Anne ve babaların, bu bahsettiğim, büyük projeye, bir çocuk doğurma projesine ters düşecekleri ilk nokta, çocuğun erkek çocuk mu, kız çocuk mu olduğunu ultrasonla öğrenmeleri ile başlar. Veren Allah olduktan sonra, doktora bak bakalım, bu kız mıdır, erkek midir sormaz bir Mü’min. Bir şey değişecek mi? Erkek olsa, kız olsa, ne fark edecek? Orada zafiyet başlıyor. Doktor kendisi söyledi. Sen merak etmeseydin söylemezdi. Doktor aslında müjde almak için bunu sana söylüyor, müjde oğlunuz olacak diyor. Hanım kardeşlerim, bu bir çocuk doğurup, doğurduğunu cennete göndererek kendisi de peşinden onun şefaati ile gidecek diye umut besleyen bütün hanım kardeşlerim, ilk muayeneye gittiğinizde, doktora tembih edin bana cinsiyetten söz etmeyin, Rabbim sağlıklı mı yarattı onu söyleyin. Aişe anamız, Radıyallahu Anha, Medine-i Münevvere’de çocuk doğduğu müjdesi verildiğinde filanca Mü’min’in çocuğu doğdu dediğinde, sağlam mı vücudu? Anası sağlıklı mı? diye sorarmış. Evet sağlam dendiğinde, Elhamdulillah! Elhamdulillah! der, kız mı erkek mi sormazmış özellikle. Çünkü ona, bu ümmetin çoğalacağı bir doğum müjdesi lazım. Bizim ağabey hazretlerine ise, oğlunun oğlu lazım. Allah’ın verdiği değil, onun beğendiği. Çünkü marketten alıyor ya. Zaten o çocuk yapmaya karar vermişlerdi ya en başta, kendileri üretiyorlar zaten. Hasbinallahu ve nimel vekil. Allah’a iman, Allah’a tevekkül, gaybı bilen Allah’ın bilgisine teslim olmak başka şey. Mü’min ana, Mü’min baba, cinsiyet tanımaz. Allah’ın emanetini tanır. Erkek, erkek. Kız, kız. Rabbimin emaneti dedikten sonra, Rabbimin, kaderine ben razı olduktan sonra, bu imtihanı kazanayım, ondan sonra, ister kız olsun, ister erkek olsun, ister bir kolu olsun, ister dört tane kolu olsun, ister kör doğsun, ister büyük gözlü doğsun. Kıvırcık saçlıymış, sarı saçlıymış, bana ne. Ben mi hesap yaptım? Ben mi boyasını döktüm de, eyvah fazla boya döktük çok koyu saçlı oldu bu diyeceğim? Ne verdiysen Ya Rabbi, hamden leke ya ya Allah! Bitti. Rabbim sana hamd ederim, sen ne verdin? Sakatsa sakat. Acaba Allah, özürlü bir çocuk verdikten sonra, o ananın sevabını, normal ana gibi mi tutuyor ki, merak edeceğim niye bana özürlü çocuk verdin diye? Sağlam çocuğu olanlar kıyamet günü yüzleri gülecek diye bir garanti mi var? Niye boşuna eziyet çekiyorum diyeceğim ben o zaman. Üç günlük dünyada kalmamı, arzu ediyorum ben, böyle hep burada kalacağım diye mi bir, kararım var ki, ahiret hesaplarımı altüst edecek kader itirazı yapayım ben.

Cemel Vakası- Kerbela (3.bölüm)

Fitne kapısı kırılmıştı. (Gümleme sesi) İslamın 3. Râşit halifesi, 2 nur sahibi, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın damadı, Hazreti Osman (r.a.) şehit edilmişti Kalemle çizme sesi Sahabelerden Abdullah Bin Selam (r.a.) feryat ediyordu. Fitne kapısı artık kıyamete kadar kapanmayacak. Eyvah ki eyvah diyordu. Said Bin Zeyd (r.a.) öylesine üzülmüştü ki Uhud dağı yıkılsa, Uhud Dağı yakılsa yeridir diyordu. Efendimizin (s.a.v.) sır kâtibi Hazreti Huzeyfe (r.a.) beddua ediyordu “Allah’ım onlara lanet et, onları paramparça et. (Gök gürlemesi sesi) Allah’ım onlar boyunları kılıçla vurulmadıkça ölmesinler.” diyordu. Sahabe Öfke doluydu. Hazreti Ali (r.a.) ise Hazreti Osman’ın (r.a) şehit edildiğini duyunca çizgi çizgi oldu yüzü kederden. Katillere nida etti: “Vallahi onlar Cehennem’e gireceklerdir, (gök gürültüsü sesi) onu nasıl öldürürler? O akrabayı en çok gözeten ve Allah’tan en çok korkanımızdı. Rasulullah’ın (s.a.v.) kendisinden hoşnut olduğu 6 kişiden ve Cennet’le müjdelenen 10 kişiden biriydi.” demişti. Fakat olan olmuş; katiller ellerini o nurlu adamın kanıyla bulamışlardı. Kalbi İslam’ı ağlatacak nice hadiselerin başlangıcıydı bu. Hazreti Osman’ın (r.a.) şehid edilmesiyle artık yeni bir dönem başlamıştı. Fitne Dönemi! Şeytanın ve şeytanlaşmış insanların dönemi. İslam’ın fetihler dönemi durmuş, İslam’ın yayılması için gereken güç ve enerji iç çekişmelere ve fitneye harcanmaya başlamıştı. Birlik ve beraberlik bozulacak, halen daha bu gün de devam eden sorunlar ortaya çıkacaktı. Ve emin olun bu günün hainliklerine çok benzer genetik özellikler taşıyan o günün fitnelerinde hangi yarayı otopsi etseniz altından Yemen yahudisi bir münafık olan Abdullah ibn-i Sebe çıkacaktır. Hazreti Osman’ın (r.a.) halifeliği boyunca onun aleyhinde çalışan ve insanları ona isyan ettirerek galeyana getirten İbn-i Sebe Hazreti Osman’ı (r.a.) adamlarına şehit ettirince şimdi de kaos çıkartmak için abartılı mersiyeler söylettiriyor, iyice yaraya tuz basıyordu. Hedeflediği şey Müslümanların merkezini oluşturan 2 büyük aileyi Hâşimî’lerle Emevî’leri karşı karşıya getirmekti. Hazreti Osman (r.a.) Emevî ailesindendi. Hazreti Ali ise Hâşimî. İbn-i Sebe’nin amacı organize bir şekilde Müslümanı Müslümana kırdırmaktı. Tıpkı bu günün münafıkları da aynı yöntemleri kullanmıyor mu? Hep cemaatleri bir birine düşürüyor; türlü iftiralarla, çamur at izi kalsın politikası uyguluyor ve ne acıdır ki o gün olduğu gibi bu gün de bazı Müslümanlar her söylenilene inandıkları için münafıklara bilmeyerek çanak tutuyorlar. Halbuki ifk hadisesi ile Hazreti Aişe’ye (r.a.) iftira atıldığında ayet gelene kadar Müslümanlar göstermeleri gereken duruşu göstermedikleri ve kısmen münafıkları şüphelerine kapıldıkları için ayette sarsan ifadelere maruz kalınmıştı. (yankılı sesle) “Bunu işittiğiniz zaman, erkek ve kadın mü’minler kendileri hakkında iyi zan besleyip de bu apaçık bir iftiradır deselerdi ya!” (gümleme sesi) “O sırada siz o iftirayı dilden dile bir birinize aktarıyor, işin aslına dair hiç bilginiz olmayan sözleri ağızlarınızda geveleyip duruyordunuz ve bunu basit, önemsiz bir şey sanıyordunuz. Halbuki o, Allah’ın nazarında pek büyük bir vebaldir. (Gök gürültüsü)” “Ey inananlar, eğer yoldan eğer yoldan çıkmışın birisi size bir haber getirse onun içi yüzünü araştırın. Yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz.” (Çok kuvvetli giyotin sesi) Maalesef Müslümanlar münafıkların dolduruşuna geliyor, o nazik dönemde bilhassa bazı cahil kimseler ve heyecanlı kimseler kargaşanın büyümesine sebep oluyorlardı. Hazreti Osman’ı (r.a.) şehit eden gurubun başında Abdullah İbn-i Sebe’nin adamı; yine bir Yemen yahudisi olan El Gâfıkî vardı. Emevî’lerle Hâşimî’leri karşı karşıya getirmek için Hazreti Osman’ın (r.a.) Hazreti Ali (r.a.) tarafından öldürüldüğü haberini yaydı. Hazreti Ali’nin (r.a.) hakimiyeti ele geçirmek ve halife olmak gayesiyle bunu yaptığını fısıldıyordu kalpsiz diller. İbn-i Sebe bir yandan Hazreti Ali’ye (r.a.) böyle alçakça iftiralar atarken bir yandan da onu halife yaptırmaya çalışıyordu. İbn-i Sebe, Mısır’dan gelen bozguncular arasından yine yahudi asıllı biri olan İbn-i Meymun ve adamlarını bir heyet olarak Hazreti Ali’ye (r.a.) gönderdi. Ümmetin başsız kalmaması gerektiğini o yüzden halife olması gerektiğini söyledi gelen heyet. Onların samimiyetsiz pohpohlamalarına kapılmadı Allah’ın Aslanı. Hazreti Ali (r.a.) tekliflerini kabul etmedi. Hilafeti istemediğini söyleyip onları kapısından kovdu. Sahabenin önde gelenlerinden Cennet’le müjdelenen 10 sahabeden ikisi olan Hazreti Talha (r.a.) ve Hazreti Zübeyr’e (r.a.) de gitti bu heyet. Onlar da aynı şekilde kovdular. Hiç kimse bu kargaşa ve fitne ortamının yükünü omzuna almak istemiyordu. İbn-i Sebe onlardan da istediğini elde edemeyince bu defa bozguncuları yöneten yahudi Gâfıkî’ye şu talimatı verdi: “Medine’lileri mescide topla ve onlara hemen kendilerine bir halife seçmelerini söyle. Aksi halde hepsini kılıçla korkut.” Bu tehdidi dinleyen Medine halkı Hazreti Ali’nin (r.a.) huzuruna çıkarak, ondan halifeliği kabul etmesini istirham ettiler. Hazreti Ali’de (r.a.) bu karışık durumu göz önünde bulundurarak vazifeyi fitneleri dindirmek için sorumluluk almak gerektiği düşüncesiyle hiç istemediği halde halifeliği kabule mecbur oldu. Hazreti Ali (r.a.), ilmin kapısı, peygamberimizin (s.a.v.) amca oğlu, 5 yaşından beri yanından ayrılmayan, bir deve yavrusunun annesini takip ettiği gibi Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ı takip eden, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın amca oğlu, kardeşim hitabına mazhar olmuş, Efendimizin (s.a.v.) defalarca övgülerde bulunduğu ve kerametli Zülfikar’ı hediye ettiği biricik Ali’siydi (r.a.) o. Gadir-i Hum Mevkî’sinde Hazreti Ali’nin (r.a.) elini tutup “Ben Ali’denim (r.a.), Ali de (r.a.) bendendir. Ben kimin mevlâsıysam Ali de (r.a.) onun mevlâsıdır. Ya Rab Ali’yi (r.a.) seveni sev, Ali’ye düşmanlık edene düşman ol.” demişti nebiler nebisi Aleyhisselatü Vesselam. (Gök gürlemesi sesi) Hiç kimseyi sevmediği gibi sevmişti Allah’ın Aslanı Haydar’ı Kerrar’ı Ali’yi (r.a.). Ve şimdi hilafetin ağır yükü Allah’ın Rasulunün Alayhisselatü Vesselam’ın göz bebeği Ali’nin(r.a.) omzuna yüklenmişti. Hilafete geçtiğinde Hazreti Ali’yi (r.a.) bekleyen en önemli mesele Hazreti Osman’ın (r.a.) katillerini bulup cezalandırmaktı. Fakat maalesef bir katil yoktu. Çok sayıda kişiydiler. Onun katilleri bir bozguncu topluluktu. Ve şehre hakim olan bu asilerle hemen başa çıkılamayacağı açıktı. Bu sebeple Hazreti Ali’nin (r.a.) kısası icra etmesi imkansızdı. İsyancılar hem sayıca üstün hem de kuvvetliydiler. Kendilerini cezalandırmak isteyenlere karşı tetikteydiler. Halifenin bu durumda şehre tamamen hakim olan asilerle hemen başa çıkamayacağı aşikardır. İsyancılar Medine’yi terk etmiş; Basra’ya çekilmişler, orada bazı kabilelere sığınmışlardı. Fakat hala ortalık çok karışıktı. Şimdilik ortalığın yatışmasını beklemek en doğru yoldu. Ayrıca yeni halifeye sadece Medine’de biat edilmişti. Diğer vilayetlerin durumu henüz netlik kazanmamıştı. Hazreti Ali (r.a.) biat etmeyen valileri görevden alma kararı vermiş ve Hazreti Osman (r.a.) tarafından tayin edilen valilerin bir kısmını değiştirmişti. Bunu öğrenen Hazreti Talha (r.a.) ve Hazreti Zübeyr (r.a.) bu karışıklığı gidermek adına katillerin sığındığı Basra ve Kufe valiliği için görev istemişlerdi. Ancak onların bu isteği kabul edilmemişti. İkisi de Cennet’le müjdelenen 10 sahabedendi ve ikisi de Hazreti Osman’ın (r.a.) yakınlarıydı. Hazreti Osman’ın zulmen öldürülmesini bir türlü hazmedemiyorlar ve derhal bu vicdan yakan hadisenin gereğinin yapılmasını, adaletin sağlanmasını istiyorlardı. Dolayısıyla bir süre sonra Hazreti Talha (r.a.) ve hazreti Zubeyir (r.a.) Halife Hazreti Ali’ye (r.a.) giderek ondan kitabın hükmünü icra etmesini ve Hazreti Osman’ın (r.a.) katillerinin cezalandırılmasını istediler. Hazreti Ali onlara hitaben: “Haklısınız fakat devlet henüz asileri tam manasıyla sindirmiş değildir. Onun için devletin olaylara hakim olmasını beklemek gerekir. Bana biraz zaman tanıyınız, ortalık yatışsın, ondan sonra gereği yapılacaktır.” dedi. Hazreti Ali (r.a.) adelet-i mahzayı tatbik etmek istiyordu. Yani tam adalet. Suçluların tek tek belirlenerek sorguya çekilmelerini ve gerekli cezaya çarptırılmalarını istiyordu. Kur’an’da En’am, İsra ve Zümer gibi sureler de de geçen “Ve lâ tezirû vâziretün vizra uhra” sırrınca “Yani hiç kimse başkasının günahıyla mesul olamaz.” kaidesince kimse işlemediği suçla yargılanmayacak; herkes suçu ölçüsünde cezalandırılacak. Hazreti Aişe (r.a.), Hazreti Zübeyr (r.a.) ve Hazreti Talha (r.a.) ise fitne ortamında olunduğu için ayırt etmenin güç olduğunu ayırt etmekle uğtraşılırsa devletin zayıf düşeceğini ve daha büyük şer olacağını, tüm İslam Alemi’nin zarar göreceğini düşünüyorlardı. Bu yüzden “ehvenüş şer” diyerek adalet adalet-i izafiyeyi uygulamak istiyorlardı. yani kim karışmışsa, kim savunuyorsa sorunu kökten çözmek için hepsine cezayı ortak tatbik etmek istiyorlardı. Adalet-i izafiye toplumun selameti için bireyin hukukunu feda etmek demekti fakat Kur’an aza çoğa bakmaz hak haktır der. masumun hakkını muhafaza eder. Hazreti Şeyheyn gibi yani kendinden önceki halifelerin dönemlerindeki gibi tam adaleti yani adalet-i mahsayı uygulamanın mümkün olduğunu görüyor ve haklı olarak uygulamak istiyordu. Hiç bir masum canın zarar görmesini istemiyordu. Fakat sahabenin önde gelenleri ilimce en yükseklerinden olan Hazreti Aişe (r.a.) gibi Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam tarafından Cennet ehli olduğu müjdelenen ve Hazreti Talha (r.a.) ve Hazreti Zübeyir (r.a.) gibi peygamberimizin Aleyhisselatü Vesslam övgüsüne mazhar olan kahraman sahabeler ise farklı düşünüyor; derhal bu kanayan yarayı kapatmak istiyorlardı. Onlar da içtihat yapmışlardı ve her kes din namına hareket etmekteydi. Hiç kimse şahsi menfaat ya da siyasi ikbal derdinde değildi. Fakat tansiyon çok yüksekti. (Gümleme sesi) Ve şeytan böyle ortamları çok sevdiği için münafıklarla ortak olup mü’minleri alevlendirmekteydi. Belki de kader sahabelerden sonra gelecek insanlara bir ders veriyor ve fitne zamanında nasıl davranılması gerektiğini talim ettiriyordu. Sonunda söyleyeceğimi şimdi söyleyeyim. Cemel birbirini kendi öz canından çok sevenlerin hakkın ikamesi için savaştığı bir kardeş kavgasıdır. Olaylar hiç umulmadık şekilde gelişecekti. Her ne kadar hazreti Ali (r.a.) haklı da olsa ortalığın yatışmasını beklemek münafıkların çalştığı ortamda zordu. Sabredemeyen Talha (r.a.) ve Zübeyir (r.a.) Basra’ya gidip katillerin sığındıkları kabilelere bunun bedelini ödetmek gerektiği kanaatindeydiler. Fakat bir eyleme dökme gayeleri yoktu. ümre yapmak niyetiyle Mekke’ye doğru yola çıktılar. O dönemde ise Efendimiz Aleyhissatü Vesselam’ın eşi mü’minlerin anası Hazreti Aişe (r.a.) Peygamber Efendimiz Aleyhissatü Vesselam’ın kendisine bir vasiyetini unutmuştu. Efendimiz Aleyhissatü Vesselam ona Medine’yi asla terketmemesini öğütlemişti. Fakat Hazreti Osman (r.a.) döneminde bazı fikir ayrılıklarıyla zihni meşgul olsa gerektir ki Hazreti Osman’ın (r.a.) şehri terketmemesini rica etmesine rağmen hac için Mekke’ye gitmişti. Medine’ye hacdan sonra dönüş yapacakken bir gurup bozguncunun Hazreti Osman’ı (r.a.) şehit ettiklerini duyunca fevkalade üzülmüştü mü’minlerin annesi. mekke’ye dönüp, Hazrerti Osman’ın mazlumen şehid edilmesine dair meşhur konuşmasını, hutbesini yaptı. Hazreti Osman’ın (r.a.) ailesinden kan davası güden bazı Emevî’ler ve görevden alınan Basra ve Yemen valileri Hazreti Osman’ın kanını talep için askerleriyle beraber Hazreti Aişe’ye (r.a.) gelmişler ve Basra’ya gidilmesini kararlaştırmışlardı. Hazreti Talha (r.a.) ve Hazreti Zübeyir de (r.a.) Mekke’ye ulaştı ve onlara katıldı. Gayeleri itaatsizlik değildi. Basra’ya doğru hakkın yerini bulması amacıyla yola çıktılar. Fitnelerini durduracaklarına inanıyorlardı. Hazreti Ali, İslam devleti içinde iki başlılık çıkmasının daha büyük bir fitneye sebep olacağının farkındaydı. Derhal onları itaate davet etmek üzere, kargaşa çıkmasını önlemek amacıyla ordusuyla beraber o da Basra’ya doğru yola çıktı. Basra yakınlarında iki ordu karşılaştı. İki ordununda içerisine sızmış münafıklara fırsat doğmuştu. Karşılıklı tahrik edici hareketler yaparak kışkırtmaya çalışıyorlardı. Hazreti Ali (r.a.) karşı tarafa bir elçisini göndererek sulhten yana olduklarını Hazreti Osman’ın (r.a.) katillerinin tez zamanda bulunacağını, hadiselerin sulh ile çözülebileceğini, aksi halde Müslüman kanı akmasının zarar olacağını bildirmişti. Karşı tarafta aynı kanaatte olduklarını, savaş çıksın istemediklerini bildirmişlerdi. Beraber yemek yenildi, namaz kılındı. Mutabakat sağlanmış ve muhtemel bir tehlikenin önüne geçilmişti. (Yankılı sesle) Taa ki gece iki tarafta kendi çadırlarında istirahate çekilinceye kadar. (Çok kuvvetli giyotin sesi, gök gürlemesi) Münafıklar âcil bir toplantı düzenlediler. Ekmeklerine taş konulmuştu. Planları bozulmuştu. âcilen bir tuzak kurmalıydılar. Karar verildi. iki tarafa da aynı anda baskın düzenlenecek ve baskını karşı taraf düzenledi süsü verilecekti. Maalesef plan tıkır tıkır işledi. İki taraf da “DEMEK BİZE TUZAK KURMUŞLAR, DEMEK BARIŞ DEĞİLMİŞ MAKSATLARI, DEMEK O KADAR NEFRETLE DOLMUŞLAR Kİ KANIMIZI İSTİYORLAR.” diyip silaha sarılmıştı. Ortalık karışmıştı. Her kes birbirine girmişti. Savaş başlamak üzereydi. Ordular savaş düzeni aldılar. Hazreti Ali (r.a.) bir anda meydana atıldı. Hazreti Zübeyir’e (r.a.) bağırdı. Ya Zübeyir (r.a.) hatırlıyor musun Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam ile bir gün siz Ganemoğulları’na ait bir bahçede oturuyordunuz, o sırada ben gelmiştim. İkinizde sevinmiştiniz. Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam sana sormuştu, sen de Ali’yi (r.a.) seviyor musun? demişti. Sen demiştin ki “Evet ya Rasulallah (s.a.v) hem de çok seviyorum.” Ve Efendimiz (s.a.v) buyurmuştu “Bir gün siz karşı karşıya geleceksiniz. O gün sen haksız olacaksın Ali (r.a.) ise haklı olacak. Hazreti Zübeyir Radiallahu anh hatırlamıştı her şeyi. Bir anda ağlamaklı oldu. Kılıcını elinden düşürdü. “Ey Ali (r.a.) artık dünyaları bana verseler ben sana karşı savaşmam asla” dedi. (Tok gümleme sesi) ve atına atladığı gibi “Affet Ya Rasulallah (s.a.)” diyerek, istiğfar ede ede, Medine’ye doğru, göz yaşı dökerek atını sürecekti. Medine’ye varamadan yolda Sıb-a Vadisi’nde namaz kılmak için durduğunda bir cahil onu namazın içindeyken şehit etti. O cahil, koşup gelip Hazreti Ali’ye (r.a.) marifetini anlattı. Zübeyir’i (r.a.) şehit ettiğini övünerek söylemişti. Taltif beklediği yerden tekdir gördü. Hazreti Ali (r.a.) dedi ki: “Vallahi ben Rasulullah’dan (s.a.v.) duydum ki Safiye’nin oğlunu şehit eden Cehennem’dedir. (Gök gürlemesi) Bu adamı Cehennem’le müjdeleyin. Eveet Zübeyir Bin Avvam (r.a.). Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın eşi Hazreti Hatice’nin (r.a.) amcaoğlu, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın ise halaoğluydu. Yani halası Safiye’nin (r.a.) oğlu. Cennet’le müjdelenen 10 sahabeden biriydi. İlk Müslümanlardandı. Efendimiz (s.a.v.) onun için “Her peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim ise Zübeyir’dir (r.a.).” buyurmuştu. İşte o Zübeyir(r.a.) şimdi şehit olmuş, Evc-i âlâya uçmuş, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’a kavuşmuştu. O sırada Talha Bin Ubeydullah’da (r.a.) savaş başlamadan pişman olmuş geri dönecekti. Fakat Mervan Bin Hakem onun tereddütle geri dönmeye meylettiğini görünce Talha’da (r.a.) geri dönerse hâlimiz ne olur diye düşünerek zehirli bir mızrakla bacağını yaraladı. Zehrin etkisi ile Talha (r.a.) yürüyemez olmuştu. Savaş başladı. Mü’minler birbirlerine kıyıyorlardı. Yanında geçen bir askere elini uzattı Talha (r.a.) “Sen kimin askerisin?” dedi. Asker ben Halife Ali’nin (r.a.) askeriyim diyince “Uzat elini sana beyat edeceğim, Allah’ın huzuruna Ali’ye (r.a.) olan beyatımı bozarak çıkmak istemem dedi. Asker sordu: “Sen kimsin?” “Talha Bin Ubeydullah’ım (r.a.)” dedi. Asker hemen koştu Hazreti Ali’ye (r.a.) durumu anlattı. Hazreti Ali (r.a.) koştu geldi. Hazreti Talha’nın (r.a.) bedenini kucaklayıp sarılmıştı. Öpüyor, kokluyor, sakalındaki tozları temizliyor, canı gibi sevdiği kardeşini bu halde görmeye yüreği dayanmıyordu. “Ey Talha (r.a.) bu gök kubbe altında seni bu halde mi görecektim?” dedi. Öyle ağladı, öyle ağladı ki yanındaki oğlu hazreti Hasan (r.a.) endişelendi. Onu teselli etmeye çalıştı. Oğlu Hasan’a (r.a.) dedi ki Hazreti Ali (r.a.): “Evladım keşke baban 20 yıl önce ölseydi de bu hali görmeseydi.” (gök gürültüsü) O rasulullah’ın (s.a.v.) biricik Talha’sıydı (r.a.). İlk Müslümanlardandı, Hayırlı Talha (r.a.) adıyla anmıştı Nebiler Nebisi (s.a.v.) onu. Cömert Talha (r.a.) demişti ona. Şehid-ül hay demişti. Yaşayan şehit bu. Ve gerçekten de şimdi şehitler arasına kavuşmuştu. Hazreti Ali (r.a.) Uhud Savaşı sonrası inen ayeti hatırladı. “Mü’minlerden öyle yiğitler vardı ki, Allah’a karşı verdikleri sözü tuttular, şehit oldular. Kimileri ise sözünü tutmayı bekliyor. Şehit olmayı bekliyor.” Sahabeler sormuştu Güllerin Efendisi’ne (s.a.v.) “Ya Rasulallah (s.a.v) bu bekleyenler kimlerdir?” demişlerdi. O sırada yeşil cübbesiyle mescide giren Talha’yı (r.a.) göstermişti Nebiler Serveri (s.a.v.) “İşte odur!” demişti. Tlaha’da (r.a.) sözünü tutmuştu. Hazreti Ali’nin (r.a.) kucağında göz yaşlarıyla yıknamıştı bedeni gassal boyunca. (gök gürlemesi) Hazreti Aliş (r.a.) Resulullah’ı (s.a.v.) hiç olmadığı kadar özlüyordu. “Ya Rasulallah (s.a.v) sen gittin bak, ümmetin yetim kaldı, sen gittin, ümmetin sahipsiz kaldı. Nerdesin Ya Rasulallah (s.a.v)” der gibi bakınıyordu semaya. Yanıyordu yürekler, alev alevdi Ali’nin (r.a.) gönlü. Ne oldu ümmetin hali böyle diyordu. Ya Ali (r.a.), bu gün gelsen, ümmetin bu günkü halini görsen gözlerin yaş değil kan ağlardı. (gümleme sesi) Yüreğindeki alev semadan arş-ı âlâya uzanır Cehennem o ızdırabın yangınından korkardı belki.(gök gürlemesi) Bir bir yere düşüyordu imanlı yürekler, ensardan, muhacirden kahramanlar. Ayaklarının altındaki toza feda olacağımız yiğitler şeytanın tuzağına kapılmıştı. Münafıkların yalan furyaları fitne ateşini kavuruyordu. Bu esnada Hazreti Aişe (r.a.) ise savaş meydanına geldiğinde Hav’eb suyu yakınında köpek ulumaları işitince “Burası neresidir?” diye sordu. Neresi olduğunu söylediklerinde “Eyvah!” dedi. Allah’ın Rasulü Aleyhisselatü Vesselam’ın sözünü hatırladı. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ona köpeklerin uluduğu bu mevkiye geldiklerinde Hazreti Ali (r.a.) ile karşı karşıya geleceklerini, kendisinin haksız olduğunu bildirmişti. Hazreti Aişe (r.a.) hatırlayınca telaşla dönmek istedi. Fakat savaş patlak verince kadın başına kaldığı için dönemedi. Hazreti Aişe’nin (r.a.) devesi etrafında cereyan eden savaşta Hazreti Aişe’nin (r.a.) devesine doğru ok atıldığını görünce; Hazreti Aişe’nin (r.a.) zarar görmesini engelleyen yine Hazreti Ali (r.a.) olmuştu. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ona da bildirmişti. “Böyle bir durum olursa Aişe’yi (r.a.) güvenli bir şekilde Medine’ye ulaştır.” demişti. hazreti Ali (r.a.), Hazreti Aişe’yi (r.a.) güvenli bir şekilde Medine’ye ulaştırdı. Hazreti Aişe (r.a.) o günden sonra vefatına kadar 22 sene boyunca göz yaşı döktü. 22 sene boyunca tövbe etti. Hatta Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın yanına defnedil mek hayaliydi. Hazreti Ebu Bekir (r.a.) vefat edince, onu kendi hanesine Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın yanına defnetti. Sonra Hazreti Ömer (r.a.) ölüm döşeğindeyken rica etti. Hazreti Ebu Bekir’in (r.a.) yanına da Hazreti Ömer (r.a.) defnedildi. Bir kişilik yer kalmıştı. Bu gün hala bir kabirlik boş yer vardır. Aişe Ana’mız (r.a.) böyle tövbe etmişti işte. Kendini Bâkî Kabri’ne defnettirmişti. Hayali olmasına rağmen Cemel hadisesinden dolayı kendini affedemiyordu. Cemel Savaşı bitmiş, münafıkların planı hayata geçmiş, on binden fazla Müslüman şehit olmuştu. Şunu bilmeliyiz ki iki taraftan da ölenler şehittir. Zira hak için mücadele vermişlerdi. Kazanan Hazreti Ali’nin (r.a.) tarafı gibi anlatılsa da aslında kazananı yoktu bu savaşın. (gök gürlemesi). Tek gülen taraf münafıklar ve İslam düşmanları oldu. Maalesef kardeş kavgası Cemel’le bitmemiş, Cemel bir son olmamış, binler teessür ki bir başlangıç olmuştu. Hazreti Ali (r.a.) hilafetin zorlu yıllarını göğüs gerecek bir sonraki imtahana, Sıffın savaşına gidecekti. Kardeş kanının aktığı bir başka kardeş kavgası idi Sıffın. Esas mesele bu hadiselerden ders almak ve üstümüze düşeni en iyi şekilde tespit etmek. Kerbela’ya giden keder yolundaki bir sonraki durağımız da Sıffîn hadisesi. Serimizin bir sonraki bölümünde görüşmek üzere Allah’a emanet olun. Altyazı M.K. Bundan sonra fonda hafif bir müzik var. Konuşma yok. Üstteki yazılar geçiyor

CEMALNUR SARGUT VE DİN TAHRİFİ!

Bir sahte hoca haberi okumam gerekiyor kardeşler. Biliyorsunuz ülkemiz sahte hocadan, sahte şeyhten geçilmiyor. Sahte peygamberler gırla gidiyor. Bir, şeyh dedikleri bir kadının sözlerini getirdim buraya. Bana dediler ki bu kadın şeyh hocam, Mevlevi şeyhi dediler. Dedim: “Kim bu?” “Cemalnur Sargut” Tasavvuf, tasavvuf, tarikat, tasavvuf, aşk, meşk, muhabbet, eriyoruz, bitiyoruz falan muhabbeti. Eee… “Kur’an-ı Kerim’i kimse anlayamadı. Biz, Kur’an’ın özünü anladık. Fetvalarımız bu yüzden aşk ehli olmayanlara garip gelebilir.” diyorlar. Aynı Kanuni zamanında yaşayan Şeyh Maşuki gibi. Şeyh Maşuki’yi bilirsiniz kardeşler. “Zina diye bir şey yok. Haram, helal diye bir şey yok, her şey serbest. Allah’ın yarattığı dünyada sınır yok, çizgi yok. Kendinizi kısıtlamayın!” Şeyh bu(!) Kanuni bunu gönderdi, sürgün yaptı. Sonra bir daha tekrar İstanbul’a gelince, âlimlere kafa tutunca; “siz Kur’an’ı okudunuz; zahirini okuyabiliyorsunuz, siz Kur’an’ın zahirini anlıyorsunuz. Biz Kur’an’ın içini, özünü anladığımız için sizle anlaşamıyoruz.” dedi. Kanuni dedi ki: “Asın bunu! Çünkü bu, İslamiyet’i yok etmek, içini boşaltmak istiyor.” Şimdi, bu gibi dini bilmeyen yahut da bilip tahrif etmek isteyen insanlar çok var. Birçok sahte şeyhi, sahte hocayı burada anlattım, bahsini yaptım. Sahte din önderlerinden bir tanesi de Cemalnur Sargut. Allahü Teala bu kardeşimize hidayet versin. (Amin) Bak, kardeşimiz diyorum. Çünkü niyetinin bozuk olmadığını, bozuk olmamasını istiyorum. Öyle inanmak istiyorum. Niyeti bozuk değil sadece cahil. İslam’ı bilmiyor. Kur’an, sünnet ve tefsir okumamış. Mevlana diyor, Mevlana diyor, Mevlana diyor ama İslam’ın hükümlerini inkâr ediyor. Mevlana kadar şeriata bağlı bir adam mı var? Kurban ol sen Mevlana’ya. Muhammed aleyhisselamın ayağının tozuna yüzümü, ayağının tozuna yüzümü sürerim, diyen bir adam Mevlana Celaleddin. Ben de çok nakil yaparım Mevlana’dan. Ama Kur’an ve sünnete uyar Mevlana. Siz, senin bu sözlerin nasıl Kur’an ve sünnete bağdaşık? Sözleri söylüyorum, çok az yorum yapacağım. Bakın! Diyor ki katıldığı televizyon programlarında; dört, beş tane sözünü getirdim buraya, kelimesi kelimesine okuyacağım. “Ben tesettürün insanın gönlünde olduğuna iman ediyorum. Tesettür gönüllerdedir. Çirkin huyların örtülmesi çok önemli.” Eee… Devam et! Devam et! Yani kalbine sen tesettürü al, günahlardan kalbini sakındırmaya çalış, çirkin huylarını temizle, başını örtmesen de olur. Ne oldu? Kur’an’ın iki tane ayeti gitti. Allah Kur’an’da kadınlara ne yapması gerektiğini, nasıl örtülmesi gerektiğini öğretiyor, emrediyor. Ama bu ablamız diyor ki: “Gerek yok. Kalpte tesettür olsun yeter.” Tıpkı Hristiyanların, “sünnet, ayetlerle İncil ayetlerinde geçen sünnet, kalbimdeki kabukları, günah kabuklarını temizle demek olduğu için biz böyle anladığımız için sünneti kaldırıyoruz.” demesi gibi. Hristiyanlarda da sünnet var, Yahudilerde de var, biz Müslümanlarda da var. Ama Hristiyanlar sünneti kaldırdı. Nasıl kaldırdı? “Oradaki ayeti siz doğru anlamadınız.” dediler, “kalpten günahları kaldırmak anlamına gelir.” dediler ve sünneti kaldırdılar. Aynen bunun gibi. Açık ayetleri tahrif ediyor. Böyle iş olur mu? Yani sen Aişe anamızdan, Fatıma anamızdan, Hatice anamızdan daha iyi mi anladın bu Kur’an’ı? Onların hepsi örtünüyordu. Onların kalbi seninkinden daha mı kirli, abla? Allah aşkına yapma, şu ayetleri inkâr etme. Başka bir sözü: “Dinler arasında çok bir fark yoktur. Ama biz hepsini kucaklıyoruz.” Dinler arasında fark yok mu? Ya benim peygamberim Lut aleyhisselama, “kızlarıyla zina yaptı.” diyor ya. Benim Allah’ımın yanına iki Allah daha koyuyor Hristiyan. Hristiyanlık inancının temeli üç tane tanrıya inanmaktır. İki olmaz, üç olacak. Baba, oğul İsa, karısı Meryem. Üç tane tanrıya inanmazsan Hristiyan olamazsın, cennete giremezsin. Onların akidesi bu. Şimdi ben nasıl bu adamla aynı olabilirim ya? Nasıl olabilirim? Kur’an, şirk ve tevhidi ayıran yüzlerce ayet ile dolu. Hiç mi okumadın abla? Hiç mi okumadın ya? Nasıl bir fark yok. Başka bir sözü: Yahudi komşusuna şunları söylüyormuş: Şimdi Yahudi’ye diyor ki: “Benim için sen birçok kişiden daha Müslümansın. Ben buna şehadet ederim öbür âlemde. Yani insanları kesinlikle kategorize etmemek lazım.” Yahudi’ye diyor ki, İki tane Allah var diyen Yahudi’ye: “Bana göre” diyor “sen,” -bir, iki güzel ahlakını görmüş- “birçok Müslümandan daha Müslümansın. Ahirette de ben senin Müslümanlığına şahitlik edeceğim.” diyor. Ablacım ahirette sana kim şahitlik etsin ya, sana kim şahitlik etsin? Bu kadar kolay mı bu iş? Allah Kur’an’da Yahudi ve Hristiyanları tarif ederken; farklı farklı ayetlerden alıntılar yapıyım: “Onlar zalimlerin ta kendileridir.” “Onlar kâfirlerin ta kendileridir.” “Onlar müşriklerin ta kendileridir.” “Benim ve sizin düşmanınız olan Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin.” Benim düşmanım, sizin düşmanınız. Yahudi ve Hristiyanlar hakkında bunları söylüyor. Sen de diyorsun ki: “Aramızda pek bir fark yok.” Bu cümleler, Fetö cümleleridir. Fetö’yü nereye gömdüğümüzü gördün abla. Rica ediyorum aynı yola girme, tövbe et. Tövbe et! Başka bir söz: “Buda’yı çok severim.” Şeker abla ayy. Buda’yı, Buda kim? Kel, şişman bir tanrı. Tanrı! Allah’ın karşısına başka bir tanrı. “Ben Buda’yı çok severim.” diyor. Allah’tan kork ya. Şirkle alakalı, müşriklerle alakalı Allah’ımızın kullandığı tabirleri şu kitapta hiç okumadın mı? Neler söylüyor? Hiç mi korkmuyorsun? Yani bu cehennem tehditlerinden hiç mi korkmuyorsun? Buda’yı nasıl seversin? Allah’ı sevdiğini iddia eden bir insan, aşık olduğunu iddia ediyorsun. Nasıl olur da Allah’ın karşısında ilahlık iddia eden başka bir varlığı, yaratılmış bir kulu Allah diye sevebilirsin? Bu nasıl olabilir? Başka bir söz: “Puta tapanların taşa tapmaları mümkün mü? Hayır. Aslında onlar o taştaki hakikate yani her yerden tecelli eden Allah’a tapıyorlar.” Vay be. “Bunu anladığımız zaman aramızdaki bütün farklılıklar ortadan kalkıyor Gülben Hanım.” Bir tane kadının karşısına geçmiş. O soru soruyor, o da bunları anlatıyor. “Aramızdaki bütün farklar kalkar. Puta tapan insanlara baktığınız zaman, o Hinduları gördüğünüz zaman insanların ayaklarına secde ediyor ayaklarını öpüyor. Onlar aslında o insana secde etmiyor. Onlar o insandan tecelli eden Allah’a secde ediyor.” diyor. “Bir ineğe secde edip ineğin pisliğiyle üstünü silen, kendisini bereketleyen bir Hindu, aslında Allah ona tecelli ediyor. Hürmetini Allah’a gösteriyor.” diyor. “Bir fil heykeline secde eden bir adam gördüm Gülben Hanım. Ben böyle bir hürmet böyle bir aşk görmedim utandım kendimden.” diyor. Bir de anlatıyor böyle bir, bir acındırma, bir ajitasyon falan… “Ben böyle bir aşk görmedim. Bu, bu o filin içindeki ruha aşık.” diyor “ona tapıyor.” diyor. Ya filin içinde ruh falan yok! Yok, elektrik bile yok. Heykel bu. Sizdeki bu heykel aşkını ben anlamıyorum ya. Anlamıyorum arkadaş. Heykellere tapanlarla Müslümanları yan yana getiriyorsun ablacım. Allah’tan kork ya. Allah’tan kork! Nasıl getirdin bunları? Aramızdaki farklılıkları ortadan kalk… Aramızdaki farkları Allah koymuş. Allah insanları sınıflamıştır. Üç sınıfa ayırmış: Müminler, müşrikler, münafıklar. Allah bizi kategorize etmiş, üçe bölmüş bütün insanları. Müminler, iman edenler yani biz elhamdülillah. Tam karşımızda müşrikler var, Allah’a eş koşanlar. Yahudiler, Hristiyanlar, Putperestler. Bir de ortada olanlar var. Bizim kuvvetli olduğumuz zaman yanımıza gelenler, bizden gibi görünenler; onlar kuvvetli olduğunda onların yanına gidenler. Bunlara münafık denir. Üç sınıf. Allah bizi ayırmış sen nasıl birleştirmeye çalışıyorsun? Bu cümleler hep Fetö cümleleri. Bunların hocası da Amerika’dan aynı şeyleri söylüyor. “Hristiyanlar, ülkenizi fethetmesi kötü bir şey değil. Haçlıların ülkenize girmesi kötü bir şey değil. Onlar sizin karınıza, kızınıza, namusunuza ilişmez, camilerinize dokunmazlar.” Dedi mi demedi mi o çirkin adam? Dedi. Kayıtları hâlâ, videoları hâlâ var. “İlişmezler.” Vallahi senin kadar büyük bir yalancı görmedim. Hiç görmedim. Bir tane daha cümlesi var onu da okuyayım hem kapatalım. “Haçın manasını Kur’an yazıyor.” Şimdi, kiliseye gitmiş, papaz demiş ki: “Haç hakkında sizin kitapta bir şey var mı?” Haç, biliyorsunuz Hristiyanlarda bir t vardır. Türkçe’de küçük t. Hristiyanların haç işaretidir. “Kur’an’ınızda haç hakkında bir bilgi var mı?” diyor bu kadına. Şimdi kadın da diyor ki ona: “Haçın manasını Kur’an yazıyor. Hazreti Allah, Hazreti İsa’ya diyor ki: “Ya İsa, o kadar güzelleş ki namaz kıl ve zekât ver.” Şimdi düşünürseniz namaz, Allah ile birebir konuştuğunuz dikey bir ibadet.” Namaz dikey bir ibadet. “Namaz kılınca çok güzelleştiğinizden o hâlinizi, o güzelliğinizi etrafa da aktarıyorsunuz.” Devam ediyor. Ya bu kadar uydurmak olur ya, bu kadar uydurmak. Sen hangi fantezide yaşıyorsun? Yüzüklerin Efendisi değil bu ya. Şimdi… “O güzelliği etrafa aktarıyorsunuz, buna da zekât deniyor. Bu da dikey bir ibadet.” Zekât da etrafa aktardığın zaman dikey bir ibadet. “İşte haç, İsa’nın yatay ve dikey ibadetleri birleştirmesinden ibaret.” diyor. Allah aşkına böyle bir uydurmayı ben hayatımda ilk defa duydum. Kur’an’da böyle bir şey yok. Aksine Kur’an’ın bize prototip olarak verdiği peygamber Muhammed Aleyhisselam. Sahabiler diyor ki: “Ey Allah’ın Resulü bu Hristiyan papazların boynunda bir işaret var. Nedir bu işaret?” Görmemişler daha önce. Muhammed aleyhisselam diyor ki: “O bir puttur.” Put ne demektir? İlahtır, ilah… Hristiyanların ilahı, göğüslerinde tam burda. Ve sen bunu güzellemek için allıyorsun, pulluyorsun çeşitli fanteziler uyduruyorsun, allıyorsun Kur’an’ın içine koyuyorsun abla. Allahü Teala bu Cemalnur Sargut kardeşimize hidayet versin. (Amin) Vallahi ben gidişatı hiç iyi görmedim. Bana iki tane video attılar. Sözlerini de attılar. Hidayeti için ben dua ettim yatsı namazından sonra sizde dua edin kardeşler. Allah bu insanı, bu sapkın görüşlerinden kurtarsın. (Amin) Diyalogculuk fitnesinden kurtarsın. On dört asırlık İslam’a, ehlisünnet vel cemaate döndürsün. (Amin) Yani Kur’an’ı, Muhammed aleyhisselamın ve sahabilerinin anladığı gibi anlayanlar. Ehlisünnet vel cemaat bu demektir. Bunların dışındakiler: “Bana göre” “Tamam peygamber ve sahabisi öyle anlamış ama ben başka anlıyorum.” Seni kimsin oğlum? Sen kimsin ya?

“ALİ ALLAH’TIR DİYECEKSİN!” – Alevi dedeleri insanlara ne anlatıyor?

“…gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn.” (Fâtiha, 7) Gazap ettiğin kullarının yoluna bizi sevk etme. “Maġdûbi” Gazap ettiğin kullar. Kim bu gazap ettiği kullar? Muhammed Aleyhisselam bu ayeti nasıl tefsir ediyor? Kur’an’ın her ayetini en önce Muhammed Aleyhisselam’la okuyacaksınız. Çünkü Kur’an-ı o kalbine indirmiştir. En iyi o bilir, en güzel o okur ve en iyi de o anlamıştır. Ve en iyi kim yaşamıştır kardeşler? Son Peygamber Sallallâhu aleyhi ve sellem. Şu hâlde “gayril magdûbi aleyhim” kim? Gazap ettiğin kullarının yolundan bizi uzak tut. Bizi onların yoluna iletme, diye biz dua ediyoruz Fâtiha’da. Kim bu “gayril magdûb”? “gayril magdûbi” Allah’ın gazap ettiği kullar Yahudiler’dir. Yahudilere Allah yüzlerce binlerce Peygamber gönderdi. Bunları katlettiler, öldürdüler. Sırf tebliğ ettiği için öldürülen iki tane Peygamber var. Baba ve oğul. Zekeriyya Aleyhisselam, Yahya Aleyhisselam. Parça parça yaptılar Yahudiler. “Bize bunları anlatma, biz Tevrat’ın tamamını biliyoruz.” “Ayetleri tefsir etme, size ihtiyacımız yok.” “Biz Tevrat’ın âlimiyiz. Sizin gibi sahte peygamberlere ihtiyacımız yok.” dediler. Ve sadece tebliğ vazifesi yapan Zekeriyya Aleyhisselam’ı ve Yahya Aleyhisselam’ı param parça yaptılar. Bakın iki parça falan değil. Yahya Aleyhisselam tefsirlerde, vücudunun her azası farklı bir ülkede diye geçer. Farklı bir ülkeye götürdüler. Yahudilerin şu peygamberlere olan düşmanlığına bakın. Sen Allah’ın gönderdiği elçilere böyle düşmanlık edersen Allah da sana bu kitapta lanet eder. Biz onlara lanet etik diyor, Yahudilere. Lanet ettik! Ahirette ne yapacağını hep beraber göreceğiz. Bu dünyada zaten iki defa soykırıma uğradılar. Sırf Allah lânet ettiği için. Bir de bunun ahiret boyutu var. Ahirette bu dünyada çektiklerinin çok daha büyüğünü çekecekler. Ya hocam akıllanmadılar mı bunlar? Akıllanmış olsa Filistin’deki Müslümanlara soykırım yapar mı? Bu adamlar Hitler denilen bir adamın soykırımdan kurtulmadılar mı? Az kaldılar. Sayıları şu anda dünyada çok azdır. Çok büyük soykırıma uğradıkları için. Önlerinde Hitler denen bir adam var. Katolik bir Hristiyan, Hitler. Alman ırkının dünyanın en gelişmiş, en üstün ırk olduğunu iddia etti. Ve bunun karşısında en zengin millet olan Yahudilerin zenginliklerini yok etmek ve ırkını sonlandırmak istedi. Altı milyon yedi milyon kadar Yahudi’yi katletti, soykırım yaptı. Bugün dünyada on, on beş milyon kadar Yahudi vardır. Yedi milyonunu Hitler katletti. Yarısını adam götürmüş ya! Bu yaptı. Şimdi, bu Yahudiler biraz akıllanmış olsa aynı soykırımın birebir aynısını Filistinlilere yapmıyorlar mı bugün? Yapıyorlar. Toprakları… Otuz sene önceki İsrail’e bakın şimdiki İsrail’e bakın. Filistin bu kadar, İsrail bu kadar. Şimdi tam tersi. Filistin’e şu kadar bir yer bıraktılar. Devamlı yayılma, devamlı işgal, devamlı öldürme. Faili meçhul, faili meçhul… Beş tane Filistinli kayıp, on tane Filistinli kayıp, her gün birileri yok oluyor. Soykırım yapıyorlar. Nüfusu azaltacaklar. O bölgenin, Kudüs’ün tamamına sahip olacaklar. Hesapları, planları bu. Allah bunlara gazap etmiştir. Ve biz her gün Fatiha’da diyoruz ki: “Allah’ım bu gazap ettiklerininden biz değiliz, biz onlardan değiliz, biz onlardan uzağız. Sen bizi onların yoluna iletme!” diyoruz. Peşinden bir şey daha söylüyoruz. ”… ve lâd dâllîn.” (Fâtiha, 7) Ve sapıtanların yoluna bizi iletme. Sapıtanlar kim? Hristiyanlar. Allah, İsa Aleyhisselam’a indirdiği kitapta da, Musa Aleyhisselam’a indirdiği kitapta da tevhit akidesinde bahsetmedi mi? Tek ilah olduğundan bahsetmedi mi? Bahsetti. Ama Yahudiler dediler ki: “Üzeyir Allah’ın oğludur.” İlahı ikiye çıkarttılar. Hristiyanlar dediler ki: “İsa Allah’ın oğludur. Meryem Allah’ın karısıdır.” İlahı üçe çıkarttılar. Haşa ve kella. Ve biz Müslümanlar her gün Fâtiha’yı okurken diyoruz ki: “Allah’ım biz ne ‘İlah ikidir.’ diyen Yahudilere benzeriz, ne de ‘İlah sayısı üçtür.’ diyen Hristiyanlara benzeriz. Bizi onların yollarından uzak et, biz onlara inanmıyoruz. Biz onlara doğru gitmiyoruz. Bizim ayaklarımızı “sırâtel mustakîm”de daim kıl. İşte bu Fâtiha suresidir kardeşler. Bakın, tevhidi anlamak için bu Fâtiha’yı çok iyi idrak etmemiz lazımdır. Bir tane mesaj geldi geçen hafta paylaştım. Bir Alevi kardeşimden gelen mesaj, birebir kelimesi kelimesine okuyacağım. Tevhit ne demek anlayacaksınız. ‘Kahreden bir Alevi mesajı’ başlığıyla paylaştım. “Hocam, ben bir Alevi’yim. Yaklaşık üç aydır elhamdülillah hidayeti nasip etti Allah’ım.” Şükürler olsun kardeşim. “Okuldan memlekete dönünce ailem fark etti namazımdan.” Üniversiteye gitmiş kardeşim, orada sohbetleri falan dinleyip namaza başlamış. Okuldan eve dönünce ailesi bir bakıyor bu çocuk odaya geçiyor, namaz kılıyor. “Ailem fark etti namazımdan.” diyor. “Haşa ve kella. Hazreti Ali Allah’tır, başka kim o zaman dediler bana.” “Ali Allah’tır.” diyor. Bakın! Biz buna inanmıyoruz Allah’ım, biz bunu reddediyoruz. Alevilerin bir kısmı Nusayrilik’e çok yakındır. Nusayrilik ne demek? “Allah Ali’nin içine hulûl etmiştir. Ali Allah’tır.” Bu da bunlardan bir tanesi demek ki. Babası, annesi bu çocuğa demişler ki: “Ali Allah’tır. Ali değilse, Allah Ali değilse başka kim?” Yani illa Allah bir insan olmak zorunda mı? Bir insanın içine hulûl etmek zorunda mı? Şu sakat mantığa bakar mısınız? O zaman ne olacak “… leyse ke mislihî şey’un” (Şûrâ, 11) ayeti? “O yarattığı hiç bir şeye benzemez, dengi yoktur.” (Şûrâ, 11) Ne olacak o ayet? Neden başka kim o zaman diyor? Çünkü bu Kur’an’ı okumamış. Bu Alevi, bu Kur’an’ı okumamış. Okusaydı, Allah’ın benzeri hiçbir şey olmayacağını, hiçbir şeyin içine girmeyeceğini, hulûl etmeyeceğini bilirdi. Ama bilmiyor. Bilmediği gibi oğlunu da doğru yoldan sapık bir yola sevk etmeye çalışıyor. “Ali Allah’tır diyeceksin!” diyor. “Başka kim o zaman?” diyorlar. Anlatıyorum ama şunu söylüyorlar: “Biz yanlışsak bile, bizimle aynı gemide yanacaksın gerekirse.” Kafa kol. Yanlış mıyız biz? Yanlışız. Sende bu yanlışta bizimle aynı gemide batacaksın. Ya göz göre göre insan ateşe götürülür mü ya? Önünde büyük bir ateş yanıyorken “Oğlum biz buraya gidiyoruz, sen de gideceksin.” denir mi? Akıllı bir adamın işi mi bu? Ama diyor ki: “Biz böyle gelmişiz, böyle gideceğiz. Doğrular ve hakikatler güneş gibi karşımıza çıksa bile, Ali’nin Allah olduğuna iman etmek zorundayız.” diyor ve çocuğu bozmaya çalışıyorlar. “Annem ve babam ağlıyor.” Niye ağlıyor? Namaza başladığı için ağlıyor. Allah’ım sen bu insanlara hidayet nasip et Ya Rabbi! (Amin) Bak çocuk içki içiyordu, kumar oynuyordu, Allah-u alem belki zina yapıyordu. Annesi, babası ağlamıyor. “Normal, gençler bunu yapar.” diyor. Ne zaman ki namaza başladı, Allah yoluna girdi ağlamaya başladı. “Ay bizim oğlumuz bozuldu. Namaza başladı bizim oğlumuz.” Şu cehalete bakın ya! Savaştığın şey ne farkında mısın? Namazla savaşıyorsun, Allah’ın emriyle savaşıyorsun. Sen bir pire kadar bile olamayacakken bir deveyle nasıl savaşırsın? Kaldı ki verdiğim misalde Allah ile kul, pire ve deve arasındaki fark gibi değildir. Mümkün değildir. Nasıl savaşacaksın Allah ile? Namaza karşı düşman. “Annem, babam ağlıyor. Babam yarına kadar zaman verdi yoksa git evden dedi.” Arkadaşlar, ya tevhit ya şirk. Bu kardeş şimdi ayrımda, yol ayrımına geldi, köşeye geldi. Ya tevhidi seçecek… Ne yaparsanız yapın, ben Allah’ın dininden vazgeçmem. Çünkü bana elleri, ayakları, gözleri, kulakları sen vermedin baba, anne. Allah verdi diyecek ve tevhide devam edecek. Bir, iki ay kavga, gürültü küfür yiyecek. Sonra alışacaklar. Allah yoluna bizim vesilemizle dönen yüzlerce Alevi kardeşimden aldığım mesajlar bu yönde. İki ay sürdü, benimki dört ay sürdü. “Benim ailem çok baskıcı, altı ay hakaret etmeye devam ettiler altı ay sonra şimdi süt limanız hocam.” “Hatta annem bile namaza başladı.” diyen bir sürü Alevi kardeşim var. Bu baskılar yıldırmak içindir. Bir kaç ay sürer, bazısında birkaç hafta sürer. Sen Allah’ın dininden taviz veremezsin. Bakın şimdi, babanın söylediği bir cümle var. Bunu da çok dikkatli dinleyin! “Yoksa evden git.” diyor. “Ya namazı terk et, Ali’nin ilahlığını kabul et ya da evden git.” diyor. “Namazlarım bazen ağlayarak geçiyor. Benim şirk koşacak bir şey yapmamı istiyorlar. Onu yaparsam namaz kılmama izin vereceklermiş.” Bak, Ali Allah’tır dersen evimde istediğin kadar otur, namaz kıl diyor. Şu cehalete bakın! Bir insanın ilahlığını kabul edersen sabahtan akşama kadar yeme, içme, devamlı namazı kıl. Allah senden o namazları kabul eder mi? Hizmetimin başında kâfirlerle alakalı ayetleri söyledim, onların iyiliklerine ne olacağına dair. Başka ayette, Furkan süresindeki ayette: ” Toz zerrelerine çeviririz.” (Furkan, 23) diyor. “Kâfirlerin yaptıkları iyilikleri toz zerrelerine çeviririz mahşer günü.” diyor. Rüzgâr bir eser, o zerreler havada uçar yok olur giderler. Ben şu kadar şey yapmıştım, bu kadar fakir fukaraya yardımda bulunmuştum, bu kadar güzel bir buluş yapmıştım. Toz zerreleri… Gölgeler ve toz… Gölgeler ve toz… Kâfirlerin iyiliği böyle işte. “Şirk koşarsam, Ali Allah’tır dersem namazıma izin verecekler hocam.” diyor. “Ben yapmak istemiyorum. Kalpten olmadan, içimden gelmeden onların istediğini yaparsam kâfir olur muyum?” Evet kardeşim, kâfir olursun. Ali Allah’tır diyebilmen için, İslam’ı reddedebilmen için bir tek şart var. Ölüm riski… Anan baban seni ölümle tehdit ederse, hakikaten o kadar zalimlerse, ölümle tehdit varsa o zaman tamam. İslam’a inanmıyorum diyebilirsin dil ile. Kalbin ile reddeceksin, ben Müslüman’ım diyeceksin ama. Tıpkı Ammar bin Yasir gibi. Allah Ondan razı olsun. (Amin) Ama böyle bir durum söz konusu değil. Sadece evden kovmakla tehdit ediyor. Ne olur iki gün git sokakta, yat arkadaşında yat? Üçüncü gün çağıracaklar mecbur. Evlat bakkaldan alınmıyor, mecbur çağıracak. Üçüncü gün vazgeçecek, geleceksin eve. Bağıracak, çağıracak, bir iki küfür edecek. Ama bir iki hafta içinde ya da bir iki ay içinde vazgeçecekler. Anlayacaklar ki bu adam yolu bulmuş, bu adam artık dönmez. Kessen dönmez, diyecekler ve seni rahat bırakacaklar. Ben askere gittiğimde bana dediler ki: “Askerde namaz kılamazsın.” O zaman solcular baştaydı. İslam düşmanları baştaydı. Namaz kılanlara çok ters bakılıyordu. Şimdiki kadar rahat değildi. İki gün, üç gün, beş gün namaz kıldığım dönemde arkamda devamlı cemaat geliyor. Sekiz kişi, on kişiye imamlık yapıyorum. Karakol komutanı dedi ki: “Namazları burada kılamazsın.” Askerliğin bitince on sekiz ay sonra git evinde istediğin kadar namaz kıl, kimse sana karışmaz. Ama askeriye içinde namaz yok. Hâlbuki askeriye içinde namaz kılmayı yasaklayan hiçbir şey yok. İnisiyatif kullanıyor. İslam düşmanlığı içinde gözümü korkutmaya çalışıyor. “Kılmaya devam edersen ceza yersin.” dedi bana. Ben dedim ki: “Komutanım, hayatım boyunca kıldım, hiç bırakmadım ve kılmaya da devam edeceğim.” “Sen bilirsin.” dedi. “Sonuçlarına katlanırsın.” “Ahiretteki sonuçlarından daha fazla korkuyorum komutanım.” dedim. Kılmazsam ahirette çok daha büyük sonuçlar var. Burada ne olur? İki tane ceza verir, on gün, on beş gün içerde yatırır? Onu da yapamaz, kanun yok çünkü. Sadece korkutmaya çalışıyor. “Peki sen git bakayım evladım.” dedi. Ne oldu sonra? Hiçbir şey yapmadı. Çünkü kanun da yok. Korkutmak için sert konuşabilirler. Dinden taviz vermeyeceksin. Senin Allah’ın var ya! Onun arkasında Ahmet varmış, Mehmet varmış, üst rütbeli komutanlar varmış, burada çok yıldızları varmış. Göklerdeki bütün yıldızların sahibi olan Allah senin arkanda. Korkma! Korkmadım, kılmaya devam ettim. Allah’ıma şükürler olsun bir tane namazım da kazaya kalmadı askeriyede. Acemi birliğinde kazaya kalıyordu ama usta birliğinde bir tane namazım kazaya kalmadı çok şükür. Hepsini kıldım. Acemi birliğinde otuz gün boyunca çok yoğun olduğu için sabah namazını kılıp çıkıyorduk. Yatsı namazına kadar devamlı dışarda… Bir sürü eğitimler, sürünmeler, bilmem neler, temizlik yapmalar falan namazların hiçbir tanesini kılamıyorduk. Yatsıda bir geliyorduk koğuşa, koğuşta öğle, ikindi, akşam kaza ediyorum. Peşinden de yatsıyı kılıyorum günü öyle kapatıyorduk. Allah günahlarımı affetsin. (Amin) Amin. Keyfi olarak yapmadığımız için… Allahu alem belki günah olarak da yazılmaz. Çünkü keyfi olarak bırakmadık. Şimdi giden askerlerden duyuyorum ki her şey çok rahat, istediğin zaman gidiyorsun namazını kılıyorsun. Tekrar geliyorsun, vazifeni yapmaya devam ediyorsun. Bizim zamanımızda çok zordu. Çok hakaret ediyorlardı, küfür ediyorlardı. Üç yüz kişilik bölük… Bizim bölük üç yüz kişiydi acemi birliğinde. İki kişi namaz kılıyorduk. Üç yüz tane genç adamdan, yirmi yaşında delikanlıdan, iki tane adam kılıyordu kardeşler. Şu durumun zorluğuna bakın ya! Nereden nereye. İşte kardeşler, bu kardeşimize Allah ayaklarını İslamiyet üzerinde sabit tutmayı nasip etsin. (Amin) İlmini, muhabbetini, aşkını bol bol arttırsın. (Amin) Şimdi ben bu mesajı yazdım, peşinden de birkaç soru yazdım. Soruları da okuyayım hem kapatacağım. “Sorularım var! Alevi vatandaşlara Allah’a bir insana şirk koşmayı kim öğretiyor?” Alevilerin birçoğu bizim gibi iman eder, tek Allah vardır der. Hazreti Ali, Efendimizin, son peygamberin sahabilerinden bir tanesidir. Allah’ın selamı onların üstüne olsun, der. Birçoğu böyle bizim gibidir. Ama bir kısmı da onun peygamber olduğunu yahut da ilah olduğunu kabul eder. Bu açık şirktir. Bu bilgiyi bunlara kim öğretiyor, kim veriyor? Sorum bu. “Bu namaz ve İslam düşmanlığını kimler empoze ediyor?” Herhangi bir Alevi kardeşim sohbetlerimi seyredip namaza başlayınca, oruca başlayınca ya da tesettüre girince hemen ailesinden bir mahalle baskısı görüyor. Neden bu namaza, oruca, başörtüsüne düşmanlık, neden? Bunları size kim öğretti? Namaza, oruca düşmanlığı size kim öğretti? Sorum çok basit. “Üç, bu Alevi dedeleri ne iş yapar?” Bunların dedeleri var. Yani yaşlı insanlar, hürmet edilen, saygı duyulan ve dini öğretmesi gereken insanlar. Bu Alevi dedeleri namaz düşmanlığı mı öğretiyor, tesettür düşmanlığı, oruç düşmanlığı, İslam düşmanlığı mı öğretiyor? Bu adamların işi ne? Bir tane genç kardeşim de gelip bana demedi ki: “Ya hocam, Alevi dedemiz var, aynı senin anlattığın şeyleri anlatıyor. On dört asırlık İslam’dan bahsediyor.” Bir tane adam demedi ya! Hangi Alevi dedesine gitseler Aişe’ye küfür, Ömer’e küfür, Ebubekir’e küfür, Osman’a küfür… Küfürden başka bir şey öğretmez misiniz siz bu insanlara ya? Niye küfür ediyorsunuz Allah’ın dostlarına? Neden? “Son sorum, Allah’ın dinine küfür ve hakaretten başka insanlara ne öğretiyorlar?” Allah rızası için İslam’ı öğretin bu insanlara. Bu adamlar, bu Alevi kardeşlerimiz sohbetlerimiz vesilesiyle meclisimize geliyor. “Gusül abdestini bana tarif eder misin?” diyor, köşeye çekiyorum. “Biz bugüne kadar böyle bir şey duymadık.” diyor. Bilmiyorum, diyor. Otuz yaşına gelmiş adam ya! Otuz yaşına gelmiş. Ve soruyorum, “Müslüman mısın?” diyorum. “Evet hocam, ben Müslüman’ım.” diyor. Otuz yaşına gelmiş gusül abdesti almamış. Bu Alevi dedeleri bir kere öğretmediler mi bu adama gusül abdesti nasıl alınır? Peygamber ve sahabileri, İmam Ali gusül abdesti böyle alırdı. İnsan bir öğretir be! Ne iş yaparsınız kardeşim siz ya? Allah Ali’siz Alevilere, ülkemizdeki Ali’siz Alevilere hidayet nasip etsin. (Amin) Ali’siz alevi olur mu? İşte bizim ülkemiz böyle garip bir ülke. Hem Alevi’yim diyor ama Hazreti Ali’ye düşman. Yok Ali’nin gittiği yol bizim yolumuz değil. Biz onu çok seviyoruz. Ama yolu bizim yolumuz değil. Oğlum bu nasıl iş ya? Seviyorsan ona benzemen lazım. Sevginin ölçüsü var. Sevginin delilinin ortaya konması gerekiyor. Muhammed Aleyhisselam’ı seviyorum diyorsan onun gibi yaşaman gerekiyor. Onun gibi namaz kılacaksın, oruç tutacaksın, zikredeceksin, sadaka vereceksin, zekat vereceksin, hac yapacaksın, umre yapacaksın. Eğer Muhammed Aleyhisselam’ı sevdiğini iddia ediyorsan. İmam Ali’yi sevdiğini iddia ediyorsan onun gibi abdest alacaksın, onun gibi namaz kılacaksın. Onun gibi Allah yolunda cihat edeceksin. İslam ilimlerini onun gibi dağıtacaksın insanlara. İmam Ali dediğiniz zaman aklınıza ilk ne geliyor? İlim. Sahabe içindeki en âlim adam. Allah ondan razı olsun. (Amin) Rabb’imiz Teâlâ cennete ellerini öpmeyi bize nasip etsin. (Amin) Amin ya Muin. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana. Belki sen kavuşursun biz varamadıksa da.

Hz. Ali ve Hz. Muaviye arasındaki savaşta kim haklıydı?

Hz. Ali (radiyallahu anh) halife. Karşısında kim var? Hz. Aişe ve Hz. Muaviye. Cemel Vakası denir buna. Hz. Aişe, savaşı devenin üstünde yönetmiştir. On bin tane Müslüman ölmüştür, o savaşta. Hz. Ali’ye baskı yapıyorlar, Hz. Muaviye’yle beraber Hz. Aişe. Hz. Osman’ın katillerini bir an evvel yakala ve öldür, cezasını ver. Hz. Ali ne buyuruyor? “Soruşturma yapmam lazım. Haksız yere başka Müslümanların kanına girmeyeyim, bana zaman verin.” Ama bunlar zaman vermiyorlar. Hz. Osman’ın kopmuş olan parmaklarını, önemli yerlerde sergiliyorlar ve insanları galeyana getirmeye çalışıyorlar. Burada haklı olan taraf Hz. Ali, çünkü halifedir. Sabırla beklenilmesi gerekiyordur. Diğerleri ona biat etmiştir. Hz. Aişe de Hz. Muaviye de, Hz. Ali’ye biat etmiştir. Ancak acele davrandıkları için, acele hüküm verdikleri için, karşı bir ordu toplamışlardır ve burada Hz. Ali’ye karşı haksız bir rekabete geçmişlerdir. Bütün Ehl-i Sünnet alimleri icma ile sabittir ki, bu savaşta halifeyi yani Hz. Ali’yi haklı görürler. Peki, karşıdakiler ne? Hz. Ali’ye soruyorlar: “Sana karşı savaşanlara kafir diyebilir miyiz ey halife?” “Kesinlikle diyemezsiniz, hepsi iman ehlidir.” “Sana karşı savaşanlara peki münafık diyebilir miyiz?” “Kesinlikle diyemezsiniz, imanlı olduklarına ben şahidim. İkiyüzlü olamazlar.” “Peki ne diyebiliriz?” “Asi, diyebilirsiniz. Halifeye karşı biat ettikleri zata karşı, peygamberin hırkasına girmiş vekaletini almış zata karşı, asi oldular. Ben onları affettim, Allah’da affetsin.” Amin. Allah Resulü’nun dördüncü halifesi, onları affediyor. Ama birileri kraldan çok kralcı oluyor ve onlar adına hüküm veriyor. Hz. Ali’ye kafir diyor. Hz. Muaviye’ye kafir diyor, Hz. Aişe’ye kötü kadın diyor. Bu nasıl bir sapıklık… İmam Şafii Hazretleri’nin bu konudaki görüşü benim için çok muteberdir, çok güzel söz söylüyor. “Başkalarının kanlarıyla kılıçlarını buladığı şeyde, biz dilimizi kana bulamayalım.” Ne demek istiyor, mübarek? Onlar savaşmışlar birbirleriyle, Müslüman kanı dökmüşler. Bir taraf haklı, bir taraf haksız. Ama ortada on bin tane ölmüş Müslüman var. İki taraf da şehittir. O kesindir. Ortada on bin tane ölü Müslüman var. Bu Müslümanlar birbirini öldürmeseydi daha çok dağılacaktık. Daha çok ülkeye İslam’ı anlatacaktık. Daha kuvvetli olacaktık. Ortaya bir fitne çıkartıldı, şeytanla beraber aceleyle karar verildi ve yanlış bir hüküm ortaya çıktı. Ve halifeye karşı gelindi, bir içtihat hatası dolayısıyla. Böyle bir şey oldu ve bunlar kılıçlarını kana buladılar. Onlar kılıçlarını kana buladı, hadi bir içtihat hatası yaptılar. Biz dilimizi kana bulamayalım. Meseleyi onlara bırakalım. Hz. Ali dedi mi, “Ben affettim.” Dedi, sana ne oluyor? Sen Hz. Ali’den daha mı hak sahibisin, daha mı adalet sahibisin? Sana ne oluyor? Hz. Ali dedi mi, “Onlar benim Müslüman kardeşimdir, asilerdir, hata etmişlerdir.” Dedi, bitti. Savaşı Hz. Ali kazanıyor. Sonra ne yapıyor biliyor musunuz? Hz. Aişe anamızın devesinin yularından tutuyor, evine kadar götürüyor. Savaş esiridir bu. Evine kadar götürüyor, evine teslim ediyor. “Sen bana, Allah Resulü Aleyhisselam’ın emanetisin.” diyor. Bana yıllar önce Allah Resulü Aleyhisselam buyurmuştu ki: “Bir gün Aişe ile aranızda anlaşmazlık çıkacak. Sen ona bu anlaşmazlıkta iyi davran.” “Ey Allah Resulü benim mi Aişe ile aramda anlaşmazlık çıkacak?” Gelecekten haber verdiği hadislerden bir tanesi budur. Çıktı mı? Çıktı… Anlaşmazlık değil, savaş çıktı. Allah Resulü Aleyhisselam savaş dememiş orada, anlaşmazlık demiş. “Evet, senin çıkacak.” diyor. “Bu olay olduğu zaman, onu sağ selamet evine teslim et.” “Evine bırak.” diyor, Hz. Ali Efendimize. Hz. Ali bu hadisi şerifi olaydan sonra hatırlıyor. Hz. Aişe anamıza bunu söylüyor ve evine teslim ediyor. Sonra ne oluyor? Aişe anamız hayatı boyunca evinden dışarıya adım atmıyor ve hep ağlıyor, üzülüyor. “Kadınlar, mecbur kalmadıkça evlerini terk etmesinler.” ayetine her geldiğinde, her okuduğunda ağlamaktan ayetlerin devamını okuyamıyor Aişe anamız. Allah ona rahmet etsin. Amin. Allah bütün sahabelerin günahlarını, taksiratlarını da affetsin. Amin. Mesele budur kardeşim.