BU LAFLARLA ALLAH’I MI KANDIRACAKSIN! -Nankörlere Özel

Lokman suresinin 12 ayetini bütün müminler muhakkak ve muhakkak hatırlamalıdırlar. وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ Kim Allah’ın şükreden kulu olursa, kendisi için şükreder. Nankörlük kim yaparsa, bilsin ki, Allah kimseye muhtaç değildir. Ebu Cehiller, Firavunlar, Nemrutlar, Karunlar, Hamanlar, Allâh-u Teâlâ’ya bir zarar mı verdiler? İbrahim suresinin 8. ayeti, Musa aleyhisselam, ümmetini uyarmış; وَقَالَ مُوسٰٓى اِنْ تَكْفُرُٓوا اَنْتُمْ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۙ فَاِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ حَم۪يدٌ Musa dedi ki; Siz ve dünyadaki herkes, nankörlük yapsanız, kafir olsanız, Allah size muhtaç değil ki! Kime muhtaç Allah? Size muhtaç olsun! Hac suresinin 30. ayetini hatırlamak zorundayız; وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ Allah’ın dinine, Kur’an’ına ve ayetlerine saygı gösteren bilsin ki, Allah katında, kazanç elde etmiş olur. Allah’ı kazandırmaz. Kur’an’a gösterilen saygı, namaza gösterilen titizlik, kişinin kendi lehinedir. Bu duygular gerçekten Allah’tan korkmamızı sağlar. Bu korku cehennemi var, yakacak, korkusu kadar, bu sevgiye nankörlük yapılmaz korkusudur aynı zamanda. Kulun, iyi düşünmesi gereken, gerçeklerden birisi de budur. Biz madem Allah’ı seviyoruz, ona nankörlük yapamayız. Yaparsak, bu sevgimizin doğru olmadığını göstermiş olur. Eğer gerçekten Allah’ı seviyorsak, gizli ve açık olduğumuz her yerde, Allah’a saygılıyız demektir. Hata ettiğimiz zaman, tövbeyi geciktirmeyiz demektir. O bizim, çarşıda, sokakta, caddede, evlenirken, boşanırken, okulda, iş yerinde, hayatın her yerinde, مَحْيَايَ وَمَمَات۪ي her yerde Rabbimizdir o bizim. Camilerde, Allah Rabbimiz, bankaya girerken, kim rabbimiz sorusunu, sordurmayız meleklere. Ve biliriz ki, biz onun kulları olduğumuz için, biz ibadet yaptığımız zaman, kabul ederse ibadetimizi, o onun lütufuyladır. Mecbur olduğundan değil. Hani, diyorlar ya, ben vergisini ödemiş adamım! Devlet beni korumak zorundadır! Bunu devletine söylersin. Çünkü devleti, sen ayakta tutuyorsun. Oy verdin, vesaire rey verdin, vergi verdin, vatandaşlık yaptın, devlet de seni koruyor. Allah’a, ben zekat verdim, sen de beni cennete koyacaksın -haşa- diyebilir misin? Zekat malını kim vermişti sana? Seni kim yarattı? Devleti sen ortaya çıkardığın için, devlet de vergi verirsen seni koruyacak. Ama Allah seni yarattı, rızıklandırıyor, öldürecek, tekrar diriltecek, insanoğlu, ibadetini kabul ederse Allah, mutluluktan gözyaşı akıtmalı. Hiçbir Mü’min, ibadetlerine karşı, böyle edep dışı bir söz kullanamaz. His içinde olamaz. Biz Allah’ın kuluyuz. Kabul ederse ibadetimizi, minnettarız Allah’a. Lütfedip kabul etti o. İbadetlerimizin ve imanımızın garantide olduğunu -haşa- hiç düşünemeyiz. Bunu düşündüğümüz zaman, imanın orijinali sallanıyor demektir. Neuzübillahi teala.

Sevgi arttıkça imtihanın seviyesi de artıyor

Allah’ın bu kanunundan muaf bir insan yoktur. İlk insan Adem aleyhisselam, dünyaya gelmeden, bu imtihana muhatap oldu cennetteyken. Geldi, imtihanı bitmedi devam etti. İmtihanla öldü, imtihanla yaratıldı imtihanla öldü. Onun çocukları olarak, aynı imtihana biz de devam ediyoruz. Allah imtihandan muaf tutacak olsa yani seni imtihan etmeyeyim, diyecek olsaydı bir insana, herhalde bunu Peygamberlerine derdi. En çok sevdiği, Allah’ın beş kuludur, sevgili Peygamber Aleyhisselam Efendimiz, başta olmak üzere İbrahim aleyhisselam, Musa aleyhisselam, ve Nuh aleyhisselam, ve İsa aleyhisselam. Bu beş kulunu Allah, çok seviyor. Hepsinden çok da Muhammed aleyhisselam’ı seviyor. Şu beş kuluna bir dikkat ediniz. Biri, asıldı asılacak diye İsa aleyhisselam, güya asıldı asılacak meşakkatler ile yaşadı. Musa aleyhisselam çölde yapayalnız insanların arasında yapayalnız ölmek zorunda kaldı. Nuh aleyhisselam’ı konuşmaya gerek yok. İbrahim Aleyhisselam’a bak, Peygamber efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in dedesi. Bir bak, Kur’an çok açıkça diyor ki وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ İbrahim’i pek çok şeylerle imtihan ettik biz diyor. Hepsini kazandı İbrahim. En az 70 yaşındayken Allah kendi kendine sünnet etmesini emretti ona imtihan olarak. Bildiğimiz çocuklara yapılan sünnet. İmtihanlarından biriydi İbrahim Aleyhisselam’ın Ateşe atılmayı falan çok meşhur biliyoruz, o da bir imtihandı. Sevgili Peygamber Aleyhisselam Efendimizi konuşmaya gerek yok. Muafiyet, yani yok sen, sen hariç. Sen hariç bu dünyada var. Torpilin varsa sen hariç. Allah torpili olan kullarına sen daha fazla diyor. Torpil arttıkça, sevgi arttıkça, yani Allah daha çok sevdikçe daha çok imtihan, neden? Daha çok sevmek demek, daha yukarılara çıkmak demek. Daha yukarılara çıkmak için yakıtın daha fazla olacak. Motor kapasiten daha yüksek olacak o zaman. Daha yüksek kapasite daha çok yakıt demek, daha çok yakıt daha çok meşakkat demek. Bu beş kulu Allah’ın, en çok meşakkate düşen kullar. Çünkü en sevgili kulları. Bunların aralarındaki sevgi, Allah’ın sevgisindeki farklılık da meşakkatlerindeki farklılığı yansıtıyor. İsa Aleyhisselam’ı da Allah çok seviyor, ama, çok uzun zaman uğraşmadı ümmetiyle. Kısa bir dönem geçti gitti, Rabbine kavuştu. Peygamber Aleyhisselam Efendimiz’in meşakkati, tam 63 sene sürdü. Yetim doğdu, dedesi sahipleniyordu, dedesi gitti. Amcası sahipleniyordu, amcası gitti. Hanımı yanındaydı, hanımı gitti. Ümmetiyle derdi oldu. Düşmanlarıyla dert.. Bir gün rahat edemedi bu dünyada. Çünkü ebedi olarak Allah’ın misafiri olacağı cennette kalmanın bedeliydi bunlar.

Yeni Salgın: Mutsuzluk!

Bizler zamana bağlı varlıklarız. Zaman ise bizi dünya ile bağlamıştır. Evet, biliyoruz ki zaman geçtikçe zamanla beraber her şey yaşlanmaya başlar Ama insanın içindeki enaniyet ise hiçbir zaman yaşlanmaz. Tam tersine gençleşmeye başlar. Peki insanlar bu yeryüzünde ne yapıyorlar? Ne kadar insan var biliyor musunuz? 7.5 milyara yakın insandan bahsediyoruz. 7.5 milyar insanın diğeri de tam ayağımızı bastığımız yerin altındalar. Yani bu dünyadan o kadar çok medeniyetler o kadar çok toplumlar geçti ki biz de bu dünyadan bir gün geçeceğiz. Ama gelin bu dünyadan geçerken , bu dünyada neleri aradığımızı, neler yaptığımızı ve neler de kaybettiğimizi konuşalım. Peki 7.5 milyar tane insan bu dünyada ne yapıyorlar. Bu yeryüzünde yiyorlar, içiyorlar, giyiyorlar, üretiyorlar ve tüketiyorlar. Evet, maddi ihtiyaçlarımızın yanında manevi ihtiyaçlarımız da var. Ama maddi ihtiyaçlarımızın en başında ise tabii ki de barınma ihtiyacı karşılanması gerekiyor. Peki insanlar nasıl barınmışlar? İşte hikaye böyle başladı. Evet, insanın barınma ihtiyacından bahsettik ve bu barınma ihtiyaçlarını insanlar bu mağarada gerçekleştirmişlerdir. Evet, bu insanlar şu an gördüğümüz bu mağaranın içerisinde bir kısmı belki burada yattı , belki birçok ihtiyacını bu mağara içerisinde geçirdi. Evet, bu mağara içerisinde yaşayan insanlar da aslında hem maddi ihtiyaçlarını karşıladılar hem de manevi ihtiyaçları da vardı. Peki onların manevi ihtiyaçları neydi. Tüm insanların içindeki gibi aslında mutlu olmak, sevmek, üzülmek, hüzünlenmek gibi ihtiyaçlardı. Peki biz bu çağda yani 21.yy’da sizce mutlu muyuz? Yani şöyle bir hayatına bak bakalım ne kadar mutlusun. Halbuki burada yaşasak hiçbirimiz mutlu olamayacağız. Ama bunların katbekat üstünde kocaman binalarda, camekanlı içleri muhteşem eşyalarla dolu yerlerdeyiz. Peki gerçekten mutlu muyuz? Sor bakalım kendine ne kadar mutlusun? Barınma ihtiyacından bahsettik değil mi? Görmüş olduğunuz şu küçücük evlerde de insanlar bir dönem yaşadılar. Ve medeniyeti kendi içlerinde taşıdılar. Bizler de 21.yy’da büyük büyük plazalarda, lüks lüks evlerde, içleri şatafatlı, gayet geniş evlerde oturuyoruz. Ama mutlu muyuz sizce? Gerçekten mutlu musun? Ne kadar çok lüks bir evde otursan da… …o manevi içinde ki mutluluk duygusu var ya onu yakalayamıyorsun. Çünkü sen mutluluğu plazada, lüks bir dairede aradın. Ama hakiki bir mutluluk, hakiki bir muhabbet Allah’ı tanımakta ve onu anmakta olur. Bediüzzaman da diyor ki: ”Bir adam zindanda dahi olsa Allah’ı tanıdıktan sonra saraydadır. Ama bir adam da sarayda dahi olsa Allah’ı tanımıyorsa zindandadır, bedbahttır.” Bu dünyada kardeşim ne kadar plazalarda da otursan lüks dairelerde de otursan Allah’ı tanımıyorsan hakiki muhabbeti, hakiki mutluluğu bulamazsın. Her sabah melekler nida eder ”Şu insanın işine şaşılır şu dünyaya ölmek için gelirler ama yıkılacak , harap olacak binalar inşa ederler.” Evet, eşyalarımıza, çevremize baktığımız zaman hepsi harap olup gidiyor. Şu anda görmüş olduğunuz evlerde de insanlar yaşadı, medeniyetler yaşadı ve onlar da birtakım eşyalar, yiyecekler, mallar biriktirdiler. Şimdi soruyorum; hangi birisi burada var! Hangi biri ebediyete kadar yaşamış! Hangisi topladığı malı buralarda biriktirebilmiş! Hiçbirisi Kuran’ın ifadesiyle Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor; “Yeryüzünde dolaşıp bakın, önceki kavimlerin akıbetlerini görün.” Evet, onlarda da bir akıbet görünüyor. Onların da bize vermiş oldukları hikayeler burada mevcut. Yani demek istiyorum ki kardeş, topladığın o eşyalar var ya… …hani kalbini bağladığın tüm bu mallar, …hepsi helak olup gidici. Ahirette ise seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde… …bu dünyadaki topladığın hiçbir esere kıymet verme çünkü hepsi fani. Burada gördüğümüz gibi. Burada da insanlar yaşadı ve hepsi faniydi, gitti. Sanıyor musun ki ebediyete kadar yaşayacaksın, Sanıyor musun ki topladığın bütün mallar seni kurtaracak? Hayır! Hepsi zeval ve fenaya maruz. Ebü-Derda şam hutbesinde bir keresinde şöyle söylemişti: “Siz, dinde kardeşlerimiz, mahallede komşularımız ve düşmanlarımıza karşı da yardımcılarımızsınız. Fakat neden böyle utanmaz, sıkılmaz hareketlerle karşıma çıkıyorsunuz? Yemeyeceklerinizi biriktiriyor, oturmayacağınız evler yapıyorsunuz, …ulaşamayacağınız şeyleri istiyorsunuz. Evet, sizden önceki topluluklar da böyleydi; topluyorlar ve daha da çok toplamak istiyorlardı. Ne yazık ki gelecekle ilgili isteklerle hayallere dalıyorlardı ve ev yaparak dünyaya iyice bağlanıyorlardı. Topladıkları yok oldu gitti. İstedikleri aldanış ve evleri de kabir oldu. İşte onlar Ad kavmine mensup insanlardır.” Aden ve Amman arasını mal ve evlatlarla doldurmuşlardı. Akabinde Ebü-Derda’nın dudaklarında alaycı ve kaygılı bir tavır ortaya çıktı. Koluyla gaflet içerisindeki bütün topluluğa işaret ederek keskin bir alayla haykırdı; “Ad kavminin mirasını iki dirhem karşılığında benden kim satın almak ister? ” İşte Ebü-Derda’nın bu söylemiş olduğu söz bugün bizlere çok büyük örnekler… …hikayeler gösteriyor. Biz de acaba o toplumlar gibi mal biriktiriyoruz… …ulaşamayacağımız hedeflere mi yöneliyoruz? Eğer böyleysek büyük bir hüsrana uğramak muhtemeldir. “Güzel değil batmakla gaib olan bir mahbub. Çünkü: Zevale mahkûm, hakikî güzel olamaz. ” Bir matlûb ki, gurûbda gaybûbet etmeye mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor. Evet, ne zaman güneş batsa… …ateşlere atıldığı halde yanmayan Hz.İbrahim (a.s.) geliyor aklımıza. Ne demişti İbrahim a.s: “La uhibbul afilin” Yani “ben batıp gidenleri sevmem” Evet kardeşim, sen de aynen bu güneşin battığını gördüğün gibi… …sanma ki bir gün o lüks evin, sevdiklerin, kalbinle bağladığın her şey ebedi kalacak. İşte bu güneş gibi hepsi batacak kardeşim. O halde gerçek muhabbeti kime göstereceksin, gerçek mutluluğu nasıl bulacaksın? Gerçek mutluluğu bunların hepsini yaratan ve beka sahibi olan Allah’ta bulacaksın. O halde neden yönünü ona dönmüyorsun… …neden bunun için çabalamıyorsun? Sakın zevale mahkum olanlara yönelme. Allah’a emanet olun!

Dünyanın ne kadar geçici olduğunu sana anlatayım mı? – Şeddat bile ölümden kaçamadı!

Bakın İbrahim Aleyhisselamın başından geçen bir hadise var. Nakili getirdim. Cebrail Aleyhisselam geliyor ve bir vahiy veriyor. Diyor ki şu mağaraya git. Dağın içinde bir mağara var sen onu bilmiyorsun. Orada Allah’ın en büyük düşmanlarından birisi yatıyor. Allah’ın Kur’an’da en büyük üç tane düşmanı var. Bir tanesi kim? Firavun. İki Nemrut. Üç Şeddâd. Şeddâd. İbrahim Aleyhisselama vahiy geldiği zaman bu Allah’ın en büyük üçüncü düşmanı kim? Âd kavminin lideri. Hükümdarı Şeddâd. Hangi peygamber hizmet yapıyor? Hûd Aleyhisselam. Hûd Aleyhisselam ne diyor? Allah’ın hükümlerini yerine getirirseniz Allah size altlarından ırmaklar akan köşkler vereceğini vadediyor. Bütün peygamberler aynı ayetleri zikretmişlerdir. Cennet ayetleri… Yeter ki şirki terk edin. Şeddâda tapmayı bırakın. Allah’tan başkasına tapmayın ve bana tabi olun. “Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum” en çok kullandığım ayet-i kerimedir ve benim hayatımı adadığım ayetlerden bir tanesidir. “Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum benim ücretim ancak beni yaratana aittir.” Kime ait bu söz? Hûd Aleyhisselam, Kur’an da geçer. Kavmine böyle söyleyince Şeddâd ne diyor? Getirin bakayım bu Hûd’u bana! Getirin o peygamber diyormuş kendine getirin! “Ben İlahken ben seni görevlendirmemişken. Sen nasıl peygamberlik iddia ediyorsun” dedi Hûd Aleyhisselama. Allah’ından bahsetti Hûd Aleyhiselam. Bahsedince dedi ki senin Allah’ın ne vadediyor? Benim vaatlerim daha huzurlu bir yaşam. Senin Allah’ın ne vadediyor? Altlarından ırmaklar akan köşkler, cennetler, huri eşleri, zümrütler, altınlar, tahtlar vadediyor. Hiçbir terzinin yapamayacağı elbiseler vadediyor. Hastalanmayacağımız yaşlanmayacağımız. Hiç üzülmeyeceğimiz, uyumayacağımız, ölmeyeceğimiz bir yer vadediyor. Şeddâd dedi ki madem altlarından ırmaklar akan köşkler vadediyor. Ben de bir köşkler yapacağım. Sütunlar yaptırdı Şeddâd. Kocaman sütunlar. Üstlerine bağlar yaptırdı. İrem bağları diye yüzlerce şiirde geçer. İrem bağları. Nereden geliyor bu? Şeddâd’dan geliyor. O İrem bağlarını Şeddâd yaptırdı. Neye? Cennete alternatif! Allah’ın Cenneti varsa Şeddâtın da İrem bağları var. Sütunları yaptırdı. Üstlerine köşkleri dizdi. İrem bağlarını dizdi. Yüzlerce çeşit nimet meyveler sebzeler… Burayı dedi hiç kimse yıkamaz! Zaten evler dağların eteklerinde. Dağlardan kuvvet aldığı için deprem zelzele riskine karşı çok daha kuvvetli. Çok daha donanımlı. Kimse bu mekanları yıkamaz dedi Şeddâd. Hûd Aleyhisselam son duasını yapınca biliyorsunuz bütün peygamberler son duasını yapmıştır. “Bu kavmi helak et Allahım. Benimle bu kavim arasına mesafe koy Allahım.” Bu işi bitir demektir. Ben anlattım anlattım dinlemediler. Artık iş sende Allahım! Ben yüzümü çevirdim dönüyorum. O kavmini terk ettiği anda peygamber son duasını yaptı. Artık o kavme helak gelecek. Hûd Aleyhisselam son duasını yapınca Allah Cebrail Aleyhisselamı gönderdi. Dağları üzerlerine kapattı. Âd kavminin üzerine dağları kapattı. Şeddâd’ın İrem bağları yok olup gitti. Şimdi Allah İbrahim Aleyhisselama ondan yüzlerce yıl sonra vazifeye başlamış bir peygambere diyor ki: Şu dağın içine gir. Bir mağara göreceksin. Mağarada Şeddâd’ın kabrini göreceksin. Git bir bak bakalım! Şimdi Allah ibret verecek. İbrahim Aleyhisselam da kabrine bir girdi baktı. Üzerinde 70 tane ipekten örtü var kabrinin üstünde. Başına geçti. Bir lahit var bir yazı var. Yazıyı aynen getirdim. Okuyorum şimdi. Şeddâd yazmış. Ben Şeddâd Bin Ad. 1000 sene ömür sürdüm. 1000 orduyu yendim. 1000 kızla evlendim 1000 tane evladım oldu. Eski insanlar biliyorsunuz. 800 sene 1000 sene 1200 sene çok böyle uzun yaşarlardı. Bir adam 700 800 sene yaşadığı zaman erken gitti derlerdi. Erken gitti. Bizim burada 50’yi gördüğü zaman mesela, 50 yaşında giden bir adama ne diyoruz? “50 erken ya.” Genç diyoruz yani. Orada 700 800 sene gördüler mi: “Aaa çok erken gitti bu ya” diyorlar. Allah eski ümmetlere uzun zaman dilimi verdi. Şit Aleyyhisselam ev yaparken çadır kuruyor çadır. Kendisine bir çadır yapıyor. O zaman ev yapma falan olayı az. Kerpiçlerle ev yapanlar zenginler. Fakirler çadırla yaşıyorlar. Şit Aleyhisselama birisi geliyor diyor ki ya diyor. Müsadae et Allah’ın peygamberi sana bir ev dikelim. Kerpiçleri birleştirelim sana bir ev yapalım diyor. Şit Aleyhisselam diyor ki: Allahu alem şurada 100 200 sene daha yaşayacağız. Ya varız ya yokuz diyor. 100 sene daha. Mübarek zaten 600 sene yaşamış. 100 200 sene ya varız ya yokuz diyor. Ev yapıp da bana ne yapacaksın diyor. Bugün bir Yahudi’ye desen ki 100 sene kesin yaşaman garanti. Yahudi Allahlığını ilan eder. İlah olduğunu ilan eder. 100 sene yaşaman garanti! Onlar için 100 sene 1000 sene gibi görünüyor. Halbuki çok basittir. “Sizin sayıp durduğunuz 1000 yıl Allah indindeki 1 gün gibidir.” Çok kısa çok! Sen zannediyorsun ki uzun zaman dilimi. 100 sene uzun zaman dilimi. Çok kısa! Bir anda uyumuşsun kalkmışsın gibi. Allah Üzeyr Aleyhisselamı uyuttu. Kur’an’da geçen peygamberden birisi Üzeyr Aleyhisselamdır. Ne kadar uyuttu biliyor musun? 100 sene uyuttuk diyor Kur’an’da Üzeyr’i. Bir uyandı: “Aaa” dedi, “ne kadar uyumuşumdur?” 1 saat belki daha az uyumuşumdur dedi. Bakın 100 sene uyuttuğu bir peygamber. Ama ya 1 saat uyudum ya da daha az uydum dedi. Zaman dilimi bize göre 100 sene 50 sene. Allah’a göre çok kısa. Gerçek zaman dilimini ahirete gittiğimiz zaman bunu göreceğiz. Şeddâd böyle diyor. 1000 sene yaşadım. 1000 tane çocuğum oldu. 1000 tane karım oldu. 1000 sene hüküm sürdüm. Âd ve İrem kavmine reislik yaptım. Ölümüm yaklaştığında doktorları başıma topladığım halde ölümden kurtulamadım. Doktor kardeş yandın! Şeddâd bile bak 1000 tane doktorunu başına toplamış. Bulun benim çaremi. Beni ölümden kurtarın demiş. Ama kurtulamadım diyor. Bunu ölmeden önce yazıyor. Benden ibret alıp Dünyaya aldanmayın! Arkasından bıraktığı kavmine sesleniyor şimdi. Eğer ölümden kaçış olsaydı ben kaçabilirdim. Ben kaçamadığıma göre siz hiç kaçamazsınız. Çünkü benden daha fazla Dünya imkanlarına sahip olamazsınız. Benden daha çok da ömür süremezsiniz. Benden daha çok mal edinemezsiniz. Benden daha çok çocuk sahibi olamazsınız. Şunu iyi bilin ki Dünya çok aldatıcıdır. Sizinle oynar durur. İşte bak! Dünya oynuyor duruyor. Oynuyor oynuyor. Sonra adam diyor ki ben burda sanki hiç ölmeyeceğim! Kendimi öyle sağlıklı ve kuvvetli hissediyorum ki hiç ölmeyeceğim. İşte bu doktor da ölümün kendisine ne kadar yakın olduğunu anladığı idrak ettiği anda hemen araştırmaya başlar. Önce Allah’ın kitabını okur. Her şeyden önce Allah’ın kitabını okuyacaksın. Bu hafta bütün İslam düşmanı sayfalarda benim bir videom çalınmış

Mehmet Okuyan’ın Kur’an ayetlerini nasıl tahrif ettiğine şahid olun!

Şimdi kardeşler, bir kardeşim bana bir video gönderdi. Reformist, son dönemin meşhur hocalarından reformist Mehmet Okuyan’ın bir videosu. Reformist ne demek? İslamiyet’ten memnun değil, Muhammed Aleyhisselam ve sâhâbilerinin getirdiği Kur’an’ı ve sünneti beğenmeyip son yüzyılda ortaya çıkan Afgâni, Abduh, Reşit Rıza üç kellenin aklına ve fikrine tâbi olanlar, Yeni bir din getirmek isteyenler. Tıpkı Fetö gibi İslam’dan memnun kalmayıp yeni dinler ortaya çıkartmak isteyenlere reformist denir. Yenilikçi. Artık İslam’ı böyle anlamamamız lazım, farklı şekilde anlamamız lazım. Muhammed Aleyhisselam ve sâhâbilerinin anlayışı onları ilgilendirir, biz artık farklı bir şekilde anlamamız lazım, diyenlere reformist denir. Bunların önde gelenlerinden bir tanesi kim? Mehmet Okuyan. Tersten okuyor ama. Bu tersten okuyor. Bakın, çok açık bir şekilde İbrahim Aleyhisselamla İsmail Aleyhisselam arasında geçen, Sâffat süresi ayetlerini, çok açık bir biçimde… Ben bu videoya rast gelmemiştim. Kardeşin bir tanesi kesmiş, bana göndermiş. İki dakikalık bir video. Bir kadının programında yanında bir felsefeciyle, Caner Taslaman… Felsefeciyle beraber ikisi oturmuşlar. Şimdi kadın buna soruyor. Reformist Mehmet Okuyan’a diyor ki: Konu kurban. “İbrâhim Aleyhisselam’a oğlunu kesme emri geldiğinde…” diyor kadın. Şimdi bu oradan zıplıyor. “Hop diyor. Ne kesme emri. Allah’ın İbrahim Aleyhisselam’a oğlunu kesme emri diye bir şey yok! Öyle bir şey yok!” diyor. Kadın şaşırıyor. “Ya hocam, sen ne yaptın ya?” diyor. Kadın bile devamlı programına reformistleri davet eden bir kadın. Ama o bile şaşırıyor. “Ne yapıyorsun hocam? Nasıl olmaz?” diyor. “Rüyasında görmedi mi İbrahim Aleyhisselam oğlu İsmail’i kurban ettiğini? Peygamberlerin rüyası vahiy değil midir?” diyor kadın. Kadın da bir şeyler görmüş, geçirmiş, işitmiş. Orada boyna insanları davet ede ede. İşittiğinden anlatıyor hocaya. Hoca diyor ki: “Öyle bir şey yok!” diyor. “Peygamberin rüyası vahiy değildir.” diyor. İki… İki cinayet, iki çam devirme, iki ev yaktı. İslam’dan iki hükmü inkâr etti. Muhammed Aleyhisselam ne buyurdu? Buhâri hâdisidir. Sallahu aleyhi ve sellem. Şöyle buyurdu: “Peygamberlerin rüyası vâhiydir.” Vâhiydir! Bir peygamber rüyada herhangi bir şey gördü mü bizim gibi değildir. Bizim rüyalarımıza şeytan karışabilir. Peygamberin rüyasına şeytan karışamaz. O vâhiydir, Allah’tan gelmiştir. Bir peygamber üç şekilde vâhiy alır: Bir, gün içinde direkt olarak Cebrail Aleyhisselam’ın getirmesiyle. Birebir konuşur, anlatır. O vâhiydir. İki, Cebrail Aleyhisselam getirmez. Bir zil sesi eşliğinde ağır bir ağırlıkla peşinden âyetler işitir. Bir melekle, ayetler işitir. İkinci yöntemi budur. Üçüncü yöntem nedir? Rüyasında alır. Kur’an bu üç şekildeki vâhiyle bize gelmiştir. Peygamberin rüyası vâhiy değil dediği zaman ne demiş oluyor bu reformist Mehmet Okuyan? Rüyasında aldığı âyetlerin tamamı âyet olmaktan çıkıyor. Rüya diyor, rüya. Ne yapmak istediğini anladınız mı kardeşler? Ali Cengiz oyunu yapıyor. Ali Cengiz oyunu yapıyor. Dini tahrif etmek için âyetlerle oynuyor. Kelimesi kelimesine oradan videodan dinledim, peşinden yazdım. Kelimelerini okuyacağım. Mehmet Okuyan’ın dediği kelimeye bakın. “Sonra, Allah neden çocuğunu kesmesini emretsin? Olmaz böyle şey ya!” diyor. Ne demek bu? “Allah zalim mi ya? Bir peygambere çocuğunu kesmeyi niye emretsin?” diyor. Bunlar Allah’tan daha merhametli ya! Allah sınav edemez, diyor yani. Allah kimi nasıl sınav edeceğini sana mı soracak Mehmet? Mehmet, lütfen! Allah kimi isterse, nasıl isterse öyle sınav eder. Allah Teâlâ Hazretleri Eyüp Aleyhisselam’ı on tane evladını öldürmekle sınav etti. Allah zâlimdi diyebilir miyiz? En sevdiği insan, bir peygamberdir Allah’ın. Eyüp Aleyhisselam’ın on evladını aldı yaşıyorken ya! Zâlim diyebilir misin Allah’a? Kimi nasıl dilerse öyle sınav eder. Kimse karışamaz! İbrahim Aleyhisselam’a da sadece bir sözüne binâen, bir adağına binâen… “Allah’ım ben bu Kâbe’yi yapacağım da, tek başınayım. Sen bana şu yaşımda bir erkek evlat verirsen ben bu Kâbe’yi inşa ederim. Ve ben eğer erkek evlat verirsen sana söz veriyorum, en sevdiğim olmasına rağmen seni o kadar fazla seviyorum ki onu, senin yoluna kurban ederim.” Allah insanları ağzından çıkan kelimeyle imtihan eder. Bu kelimeyi söylediği anda İbrâhim Aleyhisselam konu bütün tefsirlerde, istisnasız bütün tefsirlerde böyle geçer. Ayetin açıklamaları tefsirlerdir. Mehmet ne diyor? “Yok öyle bir şey. Allah zalim mi ya? Nasıl, niye emretsin ya çocuğu kesmesini?” Bu kelimenin altında bu mana vardır. Allah zalim mi? “Allah zalim mi?” kim der? Ateist der ancak. “Niye cehennemi yapmış, Allah zalim mi?” Bu sözü ateistler söyler. Sen hoca adamsın Allah’tan kork ya! Hadi biz ateistleri düzeltiyoruz, seni de mi düzeltelim Mehmet? Ateiste anlatırsın. Devlet zalim mi? İçki içmiş, arabayla mahalleden 160’la geçiyor. Üç yaşında çocuğunu, bisikletle oynayan çocuğunu eziyor. Sonra devlet alıyor bu adamı yirmi sene hapse atıyor. Zalim mi bu devlet? Hayır! “Elli sene atsın, öldürsün bu adamı!” diyorsun Ateist. Diyor musun, demiyor musun? Elli sene atsın, diyorsun. Öldürsün bu adamı, diyorsun! Benim üç yaşındaki çocuğumu öldürdü içki içtiği için, diyorsun. İçkiye hiç karşı olmayan medeni ateist, çocuğunu içkiden sebep öldürdüğü için adamın elli sene hapiste yatmasını istiyor. Ama aynı ateist: “Cehennem zalimce bir yer.” diyor. Allah’tan kork ya! Allah sana yetmiş sene ömür vermiş. Her türlü pisliği yapmışsın ve sonra diyorsun ki: “Bana hesap sormasın! Bu yaptığım işlerin hesabını sormasın. Lokantaya gideyim, yiyeyim, içeyim lokantacı bana hesap sormasın.” Sen böyle diyorsun. Ben bunu ateiste anlatırım. Sen hoca adamsın ya! Böyle laf denir mi ya? Sonra devam ediyor Mehmet. Allah’ın İbrahim Peygamber’e çocuğunu kes emri yok. Peygamberlerin rüyaları var da… Şimdi, bak rüyayı inkâr etti ya… Peygamberlerin rüyaları var da, o rüya ertesi gün ya da bir süre sonra vâhye dönüştürülürse vâhiydir. Şimdi Mehmet’in isteğine göre olacak bu. Ertesi gün olursa o rüya, tamam o zaman vâhiy. Ama ertesi gün ya da bir süre sonra, bu muallak bir cümle. Konuya hazırlıklı gelmediği için o anda bir şey uyduramamış. Ertesi gün ya da bir süre sonra gerçekleşmezse o artık bir vâhiy değildir, diyor. Allah sana hidayet versin. (Amin) Bu kadar uydurukçuluk olmaz ya. Bu kadar uydurulan dincilik olmaz ya! Sonra yanındaki felsefeci Caner de diyor ki: “Bir kere Kur’an’da rüyalar vâhiydir, diye bir ifade yok.” Evet, Kur’an’da böyle bir âyet yok. Ama Kur’an’da olmayıp da bizim yaşadığımız yüzlerce mesele var, binlerce mesele var. Kur’an’da her rekatta iki defa secde edeceksin diye bir âyet de yok Caner. Sen nasıl secde yapıyorsun? Caner kaç tane secde yapıyor bir rekatta? İki tane secde yapıyor. Kur’an’da âyet yok, sen bunu nerden yapıyorsun? Muhammed Aleyhisselam iki tane secde yaptığı için her rekatta, biz de böyle yapıyoruz. Caner gaz çıkarttığı zaman abdest alıyor. Sen niye abdest alıyorsun? Kur’an’da gaz çıkarttığın zaman abdest almamızı emreden bir âyet yok ki! Neden? Muhammed Aleyhisselam sâhâb,lerine: “Gaz çıkarttığınız zaman gidin, abdest alın.” buyuruyor. Yüzlerce mesele sayarım. Kur’an’da eşek eti ve köpek eti yememizi engelleyen hiçbir âyet yok. Sadece Kur’an’a bakarsak, sünneti reddedersek köpek eti ve eşek eti helal. Ama İmam Ali Radıyallahu Anh ne buyurdu? “Resûlullah Aleyhisselam Mute savaşından sonra bize Mutâ nikahını yasak kıldı, bize eşek eti yemeği yasak kıldı.” Hatta hâdiste haram kıldı, diyor. Haram kıldı! Yüzlerce, binlerce mesele var Kur’an’da olmayıp da İslamiyet’te olan. Muhammed Aleyhisselam’ın hâdisleri yüzünden… Ama siz peygamberimizi reddettiğiniz için, Muhammed Aleyhisselam’ı susturup Yahudi Goldziher’i konuşturmak istediğiniz için öyle bir şey yok diyorsunuz. Öyle bir şey yok! Şimdi bayan orada kuduruyor. Bunları dinleyince oradaki bayan kuduruyor ve şöyle diyor: “Burada çelişki var hocam. Ayet sana ne emrediliyorsa onu yap.” diyor. Kadın âyetten bunlara delil getiriyor. “Siz ise emir değil.” diyorsunuz. Hoca orada öfkeleniyor. Çünkü âyette açık bir ifade var. “Sana emredilen neyse, onu yap.” (Sâffât, 102) diyor, İsmail Aleyhisselam babasına. Emrolunduğun şey neyse onu yap babacığım. Şimdi âyetleri okuyacağım. Emrolunduğun şey demesine rağmen âyet sen diyorsun ki: “Emir değil.” Orada Mehmet Okuyan ses tonunu biraz daha yükseltiyor, biraz daha kırmızılaşmış bir vaziyette konuyu başka bir mecraya çevirip kapatmaya çalışıyor. Şimdi Allah’ın ayetlerini okuyalım. Çok açık ve net bir şekilde bu reformist hocanın âyetleri nasıl tahrif ettiğini izleyin ve konuyu kapatalım. Sâffât suresi, ayet 100: “Ey Rabbim, bana sâlihlerden bir oğul ihsân et.” Bu duayı kim yaptı? İbrahim Aleyhisselam. “Ey Rabbim, bana bir oğul ihsân et sâlihlerden.” Sâffât suresi, ayet 101: “Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.” Sâffât suresi, ayet 102: “Oğlu yanında koşacak çağa gelince: ‘Ey oğlum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?’ dedi.” Koşacak çağ ne demektir? Dört, beş yaşlarında belki altı yaşlarında. Koşacak çağ bu. Rüya görüyor. Allah, İbrahim Aleyhisselam’a yaptığı adağı hatırlatıyor. Rüyasında ne görüyor? Oğlunu boğazladığını görüyor. Bir, iki, üç… Üçüncüde bir de ses duyuyor. Adağını yerine getir. Ey İbrahim, Allah’a verdiğin vaadi yerine getir. Ne vaadi vardı? “Bana bir oğul verirsen, seni o kadar çok seviyorum ki Allah’ım, onu bile sana kurban ederim.” Hemen rüyayı görüyor. Rüyada oğlunu boğazlıyor. Boğazlamak ne demektir? Bıçakla kesmek. Şimdi çocuk da: “Babacığım sana ne emrediliyorsa onu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi. Çocuk kim? İsmail Aleyhisselam. Ne emrediliyorsa onu yap. Rüya vâhiy değilse çocuk niye ‘Ne emrediliyorsa onu yap.’ desin? Niye bunu bir emir telakki etsin? Çocuk bile biliyor ki babam peygamberdir. Peygamber bir rüya görürse bunun geri dönüşü yoktur. O yapılacaktır. Peşinden ne diyor? Beni sabredenlerden bulacaksın. Konu bir hayvanı kesmek değil. Konu bizzat kendisinin kesilmesi. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın. Sâffât suresi, ayet 103: “Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah’a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.” İbrahim Aleyhisselam da için de konu bir imtihandı, bir sınavdı. İbrahim Aleyhisselam oğlunu şakağı üzerine yatırdı ne demektir? Şakaklar buralardır. Sağ tarafı üzerine yatırır göğsü nereye bakar? Kıbleye doğru bakar. Oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Bıçağı gırtlağına koydu. Sâffât suresi, ayet 104: Biz de ona şöyle seslendik: ‘Ey İbrahim!’ Sâffât suresi, ayet 105: “Rüyana gerçekten sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz, iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” Hemen Allahü Teâlâ İbrahim Peygamber’e sesleniyor. Sadakat gösterdin, sınavı kazandın. Biz iyilik yapanlara mükafâtlar veririz. Sâffât suresi, ayet 106: “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandı.” dedik. Eğer oğlunu kesme durumu yoksa, böyle bir emir yoksa niye imtihan desin Allah Teâlâ? İmtihan ne yani? Hayvanı kesmek için mi imtihan ediyor? Açık açık Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar. Bunlar hiç Allah’tan korkmaz mı? Hiç Allah’tan utanmaz mı? Allah’ım sen kurtar bu adamları. (Amin) Sâffât suresi, ayet 107: “Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.” Allah neden fidye olarak söylüyor? Bir kurbanlık indi, diyor. İsmail Aleyhisselam’ı kesme olayı olmayınca bıçak gırtlağını kesmeyince ve aynı bıçağı taşa vurduktan sonra taş ikiye bölününce Allahü Teâlâ peşinden ne yapıyor? Bir fidye indiriyor, fidye! Oğluna karşılık bir kurban. Kurban kimin kurbanı? Hazreti Hâbil’in kurbanı. Hâbil’le Kâbil iddiaya girşiyorlar ya, bakalım Allah kimin kurbanını kabul edecek diye. Hâbil’in kurbanını kabul ediyor ve semaya çekiyor. Yüzyıllar sonra Hazreti Hâbil’in kurbanını Allah İsmail Aleyhisselam’a fidye olarak veriyor. Artık bundan sonra insan kesmek yasaktır. Tâhrif olmuş bütün inançlarda insan kesmek vardı. Allah insan kesmeyi yasak kılıyor ve yerine hayvan kesilmesini istiyor. Hayvan kesme. Bundan dolayı bir koçu fidye olarak gönderiyor. Biz ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. Bu ayeti kerimeden sebep Muhammed Aleyhisselam ne buyuruyor? “Allah indinde kurbanların en makbulû boynuzlu koçtur.” Kardeşler en makbulû budur. “Ya hocam ben dana etini daha çok severim.” deme! Dana etini daha çok severim deme! İstifçi olma. Müslümanların bir çoğunun şu anda evlerinde koca buzluklar var. Onlara ne deniyor bilmiyorum. Buzdolabından başka bir şey o. Et için, sadece kurban bayramı için almış onu. Kocaman bir buzluk. Büyükbaş hayvanı kesiyor. Hayvanın 9/10’unu kendisine alıyor. 1/10’u olan kemikleri dağıtıyor. Kemiklerin dibinde minik minik et parçacıkları var. 9/10’unu olan löp etleri kendisine alıyor ve nereye koyuyor? Bu kocaman buzluğa koyuyor. Hâni o dondurmaları koydukları falan buzluk var ya kardeşler! Bakkallarda var. Adam evine buzluk koymuş ya! “Bütün senelik et ihtiyacımı karşıladım hocam.” diyor ya. Subhanallah! Ben de bu adama hâdis-i şerif söylüyorum. “Allah indinde kurbanların en makbulu boynuzlu koçtur.” kardeşim. “Hocam, ben dana etini daha çok severim.” diyor. Allah’ımız devam etti. Sâffât suresi, ayet 108: “Kendisine sonradan gelenler için de iyi bir nâm bıraktık.” Yüzyıllar boyunca biz kimi anlattık İbrahim Aleyhisselam ayetlerini konuşurken? İşte bunları anlattık. Allah’ın Peygamberi İbrahim Aleyhisselam’ın bize nâmı kaldı. Sâffât suresi, ayet 109: “Selam olsun İbrahim’e.” Sâffât suresi, ayet 110: “İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” Şüphesiz Allah doğru söyledi. Arapçalarını söylemiyorum çünkü uzun gider. Şüphesiz Allah doğru söyledi. Allah’ımız âyetlerde apaçık bir şekilde olayı böyle anlatırken bu reformist felsefeciyle, bu reformist hoca ne diyor? “Yok öyle bir şey. Ne rüyalar vâhiydir ne de Allah’ın İbrahim’e, İsmail’i kesme emri vardır.” diyor. Ve İslam’ı âyetlerle oynamak şekliyle tâhrif etmeye devam ediyorlar. Peki biz susacak mıyız? Biz ne yapacağız? Küfretmek yasak. Şiddet uygulamak yasak. Bir Müslüman ilim ehli ne yapar? Reddiye yapmaya devam edeceğiz, hiç bıkmadan usanmadan. Onlar nasıl, ne kadar, kaç defa Allah’ın âyetlerini yalanlarlarsa yalanlasınlar, biz aynı defa onlara reddiye yapmaya devam edeceğiz. İstedikleri kadar sıkılsınlar, utansınlar, ne yaparlarsa yapsınlar. Allah’ın dinini yalanladığınız kadar sizi yalanlamaya devam edeceğiz. Allah’ın Peygamberini susturmaya çalıştığınız kadar sizi susturmaya çalışmaya devam edeceğiz. Hiç bir şey yapamasak bile karınca kadar bile olsa bu yolda bir gayretimiz olur. Yarın mahşere gittiğimde bu kardeşler bana şahitlik edecek. Yaptığım yazılar, yaptığım videolar, hizmetler bana şahitlik edecek. “Allah’ım bu dini tahrif etmek isteyen sahte din adamlarına karşı mücadele verdi, bir karınca kadar bile olsa mücadele verdi.” diyecekler. Allahü Teâlâ alnımızın akıyla bu sınavdan çıkmayı bize nasip etsin inşallah. (Amin) Amin Ya Mûîn. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana. Belki sen kavuşursun biz varamadıksa da. Velhamdullahil Rabbil Alemin. El Fâtiha.

Yunus Emre dizisinde skandal! Tevhidi eksik söylettiler!

Tamamıyla teslim oldum İbrahim’in dediği gibi, diyor. Ben teslim oldum Rabb’ime. Ben teslim oldum. İşte biz Müslümanlar da bu kelimeyi söyleyeceğiz. Müslüman mıyız? Allah’a hamd olsun. Elhamdülillah. O zaman ben teslim oldum. Bunu diyeceksin. Bir dizi seyrettim internetten. Yunus Emre diye bir diziyi kardeşim bana göndermiş. Bir kaç bölüm seyrettim çok hoşuma gitti. Ehlisünnet akidesinde harika bir dizi yapmışlar. Ta ki son bir kaç bölüme gelinceye kadar. Ya son iki bölüm ya son üçüncü bölümde bir olay cereyan etti dizide. Bakın şimdi bir adam nasıl gavur olur? Dizi başından sonuna kadar ehlisünnet akidesini anlatıyor, tasavvuf meclislerindeki muhabbeti, keyfi anlatıyor. İnsanların nasıl tasavvuf vesilesiyle İslam’ı daha içine sindirdiklerini anlatıyor. Peygamber ve sahabesinin, Allah’ın selamı onların üstüne olsun (Amin), nasıl tasavvufi bir yaşam yaşadığını anlatıyor. Ama bir yere geldi dizi. Osmanlı toprakları içinde yaşayan bir Ermeni vatandaş bir sualin cevabını arıyor. Sual ne? “Kelime-i tevhidin manası nedir?” O hocaya soruyor, bu dervişe soruyor, bu hacıya soruyor. Kimse kelime-i tevhid manasını veremiyor. Kelime-i tevhidin manası ne? Allah’tan başka ilah yok, Muhammed Mustafa onun kulu ve Resulüdür. Sallallahu Aleyhivesellem. Manası bu. Bunu da bir çok hoca bu adama söylüyor. Ama tatmin olmuyor. Sözden tesir almıyor. En son buna kimi tavsiye ediyorlar? Şeyh Taptuk Emre. Yunus Emre hazretlerinin şeyhidir, üstadıdır. Şeyhe gidiyor, ”Efendim ben aylardan beri dolaşırım, kalbim İslam’a ısınmıştır fakat giremiyorum, son hamleyi yapamıyorum.” diyor. ”Evladım seni engelleyen nedir?” diyor. ”Kelime-i tevhidin manasını bana düzgün bir şekilde anlatan bir adama denk gelmedim. Bana şunun manasını verirseniz bu kadar da kardeşim burada şahittir, ben İslam’a gireceğim.” Şeyh Efendi diyor ki: “Gel yanıma. Dizlerini dizlerime ver. Kulağını getir.” diyor. Ermeni vatandaş şeyhin yanına kulağını getiriyor. Şeyh kulağına fısıldıyor. O Ermeni kişi, o Hristiyan kişi kafasını geriye çekiyor, ağlamaya başlıyor. ”Buldum. Kelime-i tevhidin manasını buldum. Şahit olun ben Müslüman oldum.” diyor. Şimdi buraya dikkat! Şeyh Efendi diyor ki: “O zaman sözlerimi tekrarla.” Müslüman olman için bazı kelimeleri söylememiz gerekiyor değil mi? ”Buyrun efendim” diyor. Şeyh başlıyor. “La ilahe illallah.” Karşı taraftakine diyor ki: “Tekrar et.” ”La ilahe illallah.” diyor. Şimdi normalde şeyhin ne söylemesi lazım? Muhammed’un Resulullah demesi lazım. Ama şeyh bunu söylemiyor. Bak dizinin başından sonuna kadar ehlisünnet akidesinde gayet gidiyordu. Sonra iki bölüme fitneyi koydular. Ne fitne? Diyalogçuluk fitnesi. Bir adam iki dinli iki donlu olabilir. Diyalogçuluk budur. Bu parelel darbe girişiminden sonra çok güç kaybettiler, darma duman oldular. Beddualar başlarına döndü ama hâlâ görülüyor ki kritik yerlerde adamları var. Sen bu kadar güzel bir diziye nasıl milleti gavur edecek bir şeyi koyabilirsin? Hocam bir adam La ilahe illallah dese Muhammed’un Resulüllah demezse olmaz mı? Olmaz. Yüzlerce ayeti inkâr etmiş olur. Bak bu Kur’an’ın bir kısmını kabul etmiş olur, içindeki yüzlerce ayeti inkâr etmiş olur. Örnek getireyim. “Kul in kuntum tuhibbûnallâh …” Ey habibim de ki, onlara söyle ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız (fettebiûnî) bana tabi olacaksınız.” (Ali İmran, 31) Bakın, Kur’an’a tabi olacaksınız demiyor. Allah’a tabi olacaksınız demiyor. Cebrail’e tabi olacaksınız demiyor. Ne diyor? “fettebiûnî” Bana tabi olacaksınız. Allah bunu peygamberine emrediyor. Böyle söyleyeceksin, diyor. “yuhbibkumullâh” Ki Allah da sizi sevsin, “ve yagfir lekum zunûbekum” ve günahlarınızı bağışlasın. (Ali İmran, 31) Bu gibi yüz tane ayet var, şimdi burada sayamam. Sen sadece “la ilahe illallah” dersen ve Peygamberimizi kabul etmezsen ne oluyor? Ben yarısını kabul ederim İslam’ın, yarısında da kendi dinim üzere devam edebilirim, demiş oluyorsun. İşte buna iki dinli adam deniyor. Böyle bir insan olmaz. İki kişilikli adam. Psikolojide bir tabir vardır. İki kişilikli. Bu adama ruhi bozukluğu olan adam denir. Mahkemede şahitliğini kabul etmezler devlet kanunlarında. Psikolojik olarak bu teşhis konduğu zaman bir adama, kişilik bozukluğu teşhisi konduğu zaman mahkemede şahitliği kabul edilmez. Neden? Olmayan şeyleri olmuş gibi söylüyor. Kişiliği değişiyor. Bir gün çok muhabbetli, bir gün çok güleç sevecen, ertesi gün kin dolu önündeki herkese küfür ediyor. İki kişilikli adam gibi olma Müslüman! Sen tek bir dinin tabisi olmak zorundasın. İki yok.