PEYGAMBERİMİZİN (sav) CEHENNEMDE GÖRDÜKLERİ

peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem cehennemde gördükleri Bir kavim gördüm karınları dağlar gibi şişmişti içine yılanlar akrepler dolmuştu orada hareket edip ızdırap veriyorlardı Bunlar ayağa kalkmak istedikleri zaman karınlarının büyüklüğünden ve yılanların Akreplerin hareketlerinden kalkmaya güçleri yetmiyordu yıkıyorlardı Bunlar kimlerdir dedim Bunlar ümmetin izden faiz yiyenlerdir Sonra bir kavim gördüm ki tam su sandıklarından ötürü susuzuktan bu yakınıp feryat ile su istiyorlardı onların bu isteklerine karşılık ateşten kadehlere kaynar sular verilip iç diye zorlanıyordu Onlar bu kadehi ağızlarına yakın götürdükleri zaman o suyun şiddetli kaynamasından yüzlerinin etleri pişip Kadehin içine düşüyordu içince de bağırsakları parça parça olup dübürlerinden dışarı dökülüyordu Bunlar kimlerdir dedim ümmetin izden şarap ve keyif verici şeyleri içenler dir bir ümmetin izden şarap ve keyif verici şeyleri içenler dir bundan sonra birtakım erkekleri ve kadınları gördüm bunları bakırdan fırınlar içine oturtmuşlardı altları ateşler alevler çıkıp başlarıyla beraber bütün vücutlarını bürüyordu gayet kötü kokular geliyordu ona Bunlar kimler dedim bunlar zina edenlerdir sonra cehennemde bir alay erkek ve dişi kimseler gördüm Bunların azabı birbirine benzemiyordu her birine bir başka türlü azap ediliyor bunları ateşten sopalar üzerinde asmışlar etleri pişip dökülüyor sadece kemik kalıyordu o Hak Teala onların etlerini bitiriyor Yine önceki gibi etleri pişip dökülüyordu Bazıları da ateşten zincirlerle bağlanmış lardı Böylece azap oluyorlardı Ama bunlar kimlerdir diye sordum Bunlar vücut sağlığı yerindeyken namazı terk edenlerdir sonra dil ve dudakları kesilen ve herkesin işte tekrar eski haline dönen bir kavme rastladım Bunlar kimlerdir diye sordum Bunlar insanları fitneye çağıran kimselerdir bir sonra bir alay adam gördüm Bunlar kendi yanaklarının etlerini koparıp ağızlarına koyuyorlardı yemeyip ağızlarında gizliyorlardı ama Zebaniler onlara yiyin diye zorlayıp istemeselerde yediriyorlardı tekrar koparıp ağızlarına alıyorlardı Zebaniler tekrar yemeleri için onları zorluyorlardı bu şekilde onlara azap ediliyordu Bunlar kimlerdir dedim Ama bunlar ümmetin izden şu kimseler gibidir ki insanların yüzlerine karşı ayıp lar lar Ayrıca arkalarından kötüleyip Gıybet lerini eder elleri dudakları kaşları ve gözleriyle işaret ederek insanları alaya alırlar Bundan sonra bir alay kadınlar gördüm Bunların Kimisi göğüslerinden asılmışlar Kimisi de ayaklarından baş aşağı asılmış lardı Bunlar feryat figan edip duruyorlardı Bunlar kimlerdir Bunlar zina edenler Ayrıca çocuklarını düşürüp katil işini işleyenler dir çocuklarını düşürüp katil işini işleyenler dir ve şöyle dedim ey MALİK! kapıyı kapa bakacak Takatim kalmadı Malik şöyle dedi ya resulallah mübarek gözünüzle müşahede ettiğiniz azapları gördüğünüz gibi ümmetin bize bildirin ümmetin izi çok çek indirin günahlardan Allah’ın emrine aykırı hareketten onları alıp Men edin Allah’a tam itaate teşvik edip ibadet yoluna getirin Allah’ın azabı şiddetlidir Cehennemi yedi tabakadır Bu gördüğünüz daha ilk tabakadır aşağı daha şiddetlidir Allah Ali İmran suresi 89. ayetinde şöyle buyuruyor Ancak bundan sonra Tevbe edenler Salih olarak davrananlar başka Çünkü Allah gerçekten bağışlayandır esirgeyendir Videoyu beğenip paylaşalım.


İngilizce

what our prophet saw in sallallahu and sallam hell I saw people their bellies were swollen like mountains İinto snakes the scorpions were full, they were moving there and they were suffering When they want to stand up the size of their bellies and of snakes Scorpions could not afford to get out of their movements were washing ı said who are these These are those who eat interest from the nation’s trail. Then I saw a group of people from thirst because of their full water chests they complained and wanted water with bellow n response to their wishes boiling water was given to glasses of fire and forced to drink When they take this goblet close to their mouths from the boiling of that water the meat of their faces is cooked Into the cup he falls inside the intestines are torn apart and It was falling I said who are these those who drink wine and joyful things from the ummah the ones who drink the enjoyable things after this I saw some men and women they placed them in copper ovens.fires flames come out and successfully together they were covering their bodies t smelled pretty bad Who did i say hese are adultery Then I saw a male and female mockery in Hell did not look alike Then I saw a male and female mockery in Hell did not look alike the meat is cooked and poured, only the bone remains Hak teala finishing their meats, as before, their meat was cooked and poured Others were tied with chains of fire, so that they would be tortured But I asked who are they when body health is in place are those who abandon prayers Then I came across a people whose tongue and lips were cut and everyone was back to work I asked who are they people who call people to fitna then i saw a taunt man They cut off the flesh of their cheeks they put it in their mouths they were hiding it in their mouths without eating but they were forced to eat them to eat them plucked again they put it in their mouth they were challenged to eat them again, so they were tortured I told him who are these these like those from your nation shame on people’s faces also worsen behind them hands pointing lips with eyebrows and eyes they make people mocked after that i saw a mock women some of them were hung from the breasts, some of them they were hung upside down from their feet they were crying out who are these these are adultery also are the ones who drop their children and process the killer business and I said O Malik, I don’t have any questions to close the door. Malik,said:Rasulallah as you can see the torments you witness with your blessed eye let your community know pull your nation too far from sins Encourage them to take full obedience to Allah by taking them from the act contrary to Allah’s order whether bring to the way of worship THE TORMENT OF ALLAH, IS SEVERE Hell is seven layers This is the first layer you see more severe down Allah says in surah Al-i Imran verse 89 ”But after that, those who repent Those who act righteous because God is truly forgiving, merciful”

Birçok İnsanın Dertlerinden Kurtulduğu İşte O Sohbet (İzafiyet-Kuantum)

Sizin köyün kuzuları gibi değil mi Fatih abi? Bu da özel gözlük. İnsanın içini gösteren gözlük 🙂 Abiler cümleten Selamunaleyküm. Hoş gelmişsiniz. İyisiniz inşaAllah. Keyifler iyi? Allah iyilik versin. Hacı Abi hoş geldin. Nasıl Adana’da durum? Güneşe devam mı sıkıyorsunuz? 🙂 Eyvallah. Muhammed saatler olsun baba. Kaymak gibi olmuşsun. Bir Suruçlu’dan ne kadar kaymak olabilir ama? 🙂 Kaymak gibi olmuşsun. Evliliğe şafak kaç? 27 Sayıyorsun ha 🙂 Ulan insan utanır, söylerken utanır ya. Böyle kendi topuğuna sıkar mı insan ya? Mesut hoş gelmişsin. Eczaneyi bırakabildin sonunda. Bu arada eczane ablamın eczanesi sıkıntı çıkarır duyarsa. Evet ne var ne yok? Vay Mustafa hoca nasılsın ya? Geçen İrfan’la kaza yapmışsınız. Arabalar çarpmış birbirine. Tahsilata? O yüzden İrfan’ı gönderdik başka şehire. Nasıl? Sıkıntı yok inşaAllah arabalarda? Ya Baki Entel Baki. Araba yok. Ne yaptın arabayı? Ciddi mi diyorsun? İrfan o kadar vurdu mu ya? Ha sen vurdun. Sonra okuttunuz mu arabayı? Rabbim yardımcın olsun inşaAllah. Sabri Bey nasılsınız? Hamdolsun. Yaramazlık yok, keyifler iyi. Bugün derste bir iki konuda yardım istesem yardımcı olur musun? Tamam eyvallah elinden gelir senin böyle işler. Elektronik, teknoloji konuşacağız. İzafiyet Teorisi, Kuantum falan sizin dükkanda sattığınız şeyler 🙂 Kamera, pil satmıyor musunuz işte benzer şeyler. Şimdi hamdolsun vay Resul ne yaptın oğlum saçına lan? vay vay kaç lira verdin o tıraşa? 20 daha verip kafayı aldırsaydın birader . Yazıktır yav Bir insan evladı bir insan evladına bunu yapabilir mi? Vay gardaşım benim. MaşaAllah Valla Resul şuan Allah için bakıyorum yüzüne ama yolda görsem çok zor. İbrahim Adana’da nasıl durumlar? Keyifler iyi koltuk piyasası, yastık piyasası. Geçen 4 katlı için Bursa İnegöl’e gittik. Oranın salon takımına baktık abi. Abi isim neydi? Veli abi İnegöl’ü duymuş muydun önceden? Koltuk piyasasını falan? Nasıl duydun İnegöl’ü? Köfte mi duydun? Koltuk piyasasında çok zirve Veli abi. inşaAlah dört katlıya geçince, siz daha rahat oturabilesiniz diye salon koltuklarına falan baktık Allah senden de razı olsun Veli abi eksik olmayasın İbrahim öyle bir yer gezdik ki, 250 bin metre kare koltukçu 250 bin metre kare yani dört katlıyı gezen varsa içinizde dört katlının 100 katı oluyor gezdik ya gezmez miyiz? Üstad dememiş mi: “”Men talebe ve cedde, vecede” Daldık, talep ettik elde ederiz dedik. 250 bin metre kare yani kirve, sizin Suruçlular onu denk getirse hipodrom yaparmış oraya. 250 bin merte kare bak şey olacak belki ayıp olmaz inşaAllah insan tuvalet hali sıkışıyor. Sıkıştım böyle baktım, mercekle yani ileride WC yazıyor. Dedim: “Ne gideceğim.” Bursa’ya döndüm orada yaptım. Ahahah Bak hakikaten 250 bin metre kare şaka gibi. Hakikaten ya. Halbuki kabrimiz ona göre ne kadar dar değil mi? Reis efkarlandın. Sohbet bu kadar. El Fati… Ahahah Şimdi hakikaten Hamdolsun Rabbime bazen inşaat nasıl gidiyor? Dört katlı falan diye soruyorlar. Diyorum ki: “Elhamdülillah huzurluyum, mutluyum.” Ama gerçekten çok zor gidiyor. Vayy Resül abi hoş geldin. Çok zor gidiyor. Gerçekten çok zahmetli gidiyor inşaat. Aaa Seyyidi Bey varya sohbeti böldüreceksin bana be kaç yıl oldu vicdansız gelmeyeli! Kaç yıl oldu? 1 yıl oldu mu? Ben futbol oynamayı bilmiyorum diye gelmiyorsun değil mi böyle? Vayy Seyyidi Bey vay… Ya böyle hakikaten çok efkarlı geçiyor. 250 bin merte kare Yani ben evlenirken o kadar bakmamışım. Evlenirken hanıma o kadar bakmamışım yani bırak koltuğu. Ama dört katlı olunca oradan oraya geziyorsun. Oradan oraya gidiyorsun. İnsan günlük gerçekten de dertleniyor. Böyle kabalık olmazsa şöyle bir cümle söyleyeceğim; bence dünyayı, dünya amacıyla yaşayan biraz ahmak oluyor hakikaten. Şu dünyada böyle hepsi geliyor, geçiyor eskiyor, koltuk için bile 250 bin metre karelik yerler yapıyorlar. Hakikaten dünya, dünya için yaşanabilecek bir yer değil. Yani ahiret için bir amaç, bir tarla olarak kullanılırsa ne ala, ne mutlu. Ama öteki cihette, hakikaten dünya, dünyada mutlu olayım diye yaşacak bir yer değil çünkü, mutlu etmiyor. Benim bir öğrenci kardeşim vardı burada içinizde, daha sonra işe girdi para kazanmaya başladı. Dedi ki: “Abi fark ettim ki param oldukça borcum da artıyor.” O bile huzurlu ve mutlu değil. Daha öncesinde “Bir abam var atarım nerede olsa yatarım” derler ya Turgay abi “O cihette geçiniyordum” diyor ” İş hayatına girdim, lüks artmaya başladı, yol masrafım arttı, ayakkabı masrafım arttı.” Hani bunları yapmayın diye anlatmıyorum. Bir arkadaşın derdini anlatıyorum. Dünya hakikaten bu cihetlerde bana özellikle çok boğucu geliyor. Hatta vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’âniye olmazsa, dünya çöplük gibi geliyor. Yani böyle ev bile tat vermiyor hakikaten. Sürekli aklıma ölüm geliyor. Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki: “Ölüm müminin hediyesidir.” Şimdi ölüme böyle öcü öcü gibi bakanlar var ama, Hadiste ‘müminin hediyesi’ diye geçiyor. Başka bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Lezzetleri acılaştıran ölümü sıkça zikrediniz.” Şimdi ölüm deyince Sabri abi, dünya sonsuz gibi gelmiyor. Dünya sonsuz gibi gelmeyince Ali Baba, dertlerde geçici geliyor. Yani düşünsene dünyanın bir sonu var, senin bir sonun var ihtiyarlığının bir sonu var, o zaman dertlerinin de bir sonunun olması lazım. O zaman dertlerin neden baki olsun ki? Diye, insanın kalbi gerçekten çok ciddi biçimde mutmain oluyor. Abi, ben yıllardır ölüme bu cihette iştiyak duyuyorum. Ama hani şehit olmanın ilk kuralı, vatanını, milletini, cepheni savunmak için ayakta kalmaya çalışırsın. Yani insan ölüme iştiyak duyuyor ama bu bizim elimizde değil, terhis tezkeresini Allah(c.c.) ne zaman nasip eder onu bilemiyoruz. Ama bugün derse ki: “Ey Mehmet günahlarını affettim. Açtım perdeyi, gaybı gelir misin?” Valla dönüp babamı tanımam. Hakikaten dünya bana o cihette biraz nalet geliyor. İnsanın da hakikaten günlük hayatını geçirme sebebinin en temel taşı bu dertlerine huzur aramak. Öyle değil mi kardeşim? Huzur ararken çoğu zaman insanlar dertleniyor. Anasına gidiyor, atasına gidiyor, babasına gidiyor, dedesine gidiyor, dayısına gidiyor, halasına gidiyor, amcasına gidiyor, onlar kesmiyor. Bu sefer nereye gidiyor? Bankaya gidiyor, içkiye gidiyor, zinaya gidiyor, kumara gidiyor, iddaaya gidiyor… Eski gayri meşru hayattan arkadaşlar vardı hamdolsun şimdi 5 vakit namazlı arkadaşlar. Geçen gece onların mahallesindeydim bir anlattılar bana dedi ki: ” Sen artık kumar anlatma! Yani kumar diye bir şey kalmadı. İddaa yoluyla tefeciler eline düşen kaç adam olduğunu bilsen, artık bu zamanın kumarı budur diye sadece bunu anlatırsın” dediler. Yani iddaa diye öyle bir bataklık çıkmış, Allah, özellikle genç kardeşlerimizi ondan ve onun vesilesiyle ellerine düştükleri tefeci heriflerden kurtarsın. Şimdi hakikaten dünyada her cihette dert var ve insan bu dertlerine çözüm arıyor. Urfa’dayız hacı abi Urfa’da şimdi adını vermeyim tanırsınız belki Amca dedikleri biri var. “Başın sıkışırsa dara …….(dıdıdıt) amcanı ara” derler Urfalılar bilir burada Muhammed bilirsin değil mi? Hah tamam yine de ismini zikretmeyelim. Şimdi bu amca Urfa’da köklü bir adam. Doğru mu? Böyle varlıklı, köklü, herkese yardım eden, sözü geçen bir amca. Neyse bu amca bir gün İbrahim sen de Urfalıydın değil mi? Neresindendin İbrahim? İsotçu musun? İsotçu mu Tırşikçi mi? İkisi de değil. Bu amcam ismini bildin değil mi? Uçağa biniyor. Şimdi Urfa’nın ağası. Yani ağar bir adam. Başlıyorlar uçakta çiğ köfte yoğurmaya. Haydi baba, haydi baba Şimdi Urfalı adamın gönlü de bol olur. Hani ben köşede yiyim demez ki. THY gibi “bir hamburger ikincisi yok” öyle değil yani. Zorla yedirir, tavana yapıştırır böyle “olmuş mu?” diye Uçağın tavanına 🙂 Neyse yoğuruyor yoğuruyor ” Yav benim babam sen hele yiyesin” diye herkese ikram ediyor. “Yav kurban olayım ye, cigerini yiyim ye!” Oradan da elit bir beyefendi çıkıyor. ” Ya çok teşekkür ederim ama kusura bakmayın benim hemoroidim var” diyor. ” Yav hele bunu ye onu da yerik.” Ahahahah Yani hemoroidi herhalde bir isot çeşidi zannetti. Aynı amca yine uçakta uçağın cam kenarında da bir tane ablamız oturuyor. Bu arada bunlar gerçek vakaymış bütün Urfalılar bilir. bunları bilmek Urfalı olmanın şiarı. Böyle yanında da cam kenarında bir abla oturuyor. Neyse abla demiş: “Amcacım bir müsaade eder misiniz? Geçmem lazım.” Neyse abla iniyor. Uçak havada bu arada. Tuvalete gidiyor. Geri geliyor bir bakıyor bizim amca cam kenarına oturmuş. Kadın diyor ki: “Beyefendi burası benim yerim” Amca : “Vallah ben seni indi sandıydım.” diyor Ahahahahah “Başın sıkışırsa dara bizim amcayı ara” diye de sloganı var. Hakikaten Urfalılar çok muhabbetle anlatıyorlar. Allah razı olsun. Buradaki Urfalı herkes bu anlattığımın hepsini biliyordur diye tahmin ediyorum. Şimdi şaka bir yana tüm dertler bu kadar tatlı olmuyor. Hani uçakta bir lavaboya gitmek kadar basit olmuyor. İnsanın hakikaten mahiyetine yerleşmiş, kurtulmak istediği, çözüm aradığı çok fazla derdi var. Bu dertlerine, insanlar çözüm ararken isterler ki yanlarında her şeyi bilebilen, her şeye vakıf olabilen birileri olsun, fikir danışayım isterler. Doğru mudur kardeşim? Şimdi bir dönem Hz. Ali Efendimiz bir hutbe ihraz etmek için minbere çıkıyor. Hz. Ali’yi bilirsiniz, hadislerde ‘ilmin kapısı’ diye geçer. Yani bilgi cihetiyle, ilim cihetiyle Hz. Ali çok zirve bir şahsiyettir. Hatta ‘Celcelutiye’ diye bir eseri vardır Hz. Ali’nin. Bir kısmı yanılmıyorsam Süryanice bir eser olması lazım. Risale-i Nur’da çok fazla bahsedilir Hz. Ali’nin bu ‘Celcelutiye’ isimli eserinden. Hatta Üstad bir yerde “Risale-ten Nur” Risale-i Nur’un Arapça isim tamlaması ‘Risale-ten Nur’ isminin Celcelutiye’de ilham olunduğu vs. gibi şeylerden bahseder. Şimdi Hz. Ali o dönemde bir iddia da bulunuyor. Yanına gelenlere diyor ki: “Bana her ne sual edebilirseniz edin, ben bunlara cevap verebilirim” diyor Hakikaten de boş çevirdiği yok. Bir gün tam hutbeyi ihraz ederken biri Hz. Ali’ye bir sual soruyor, ve Hz. Ali: “Ben bunun cevabını bilmiyorum” diyor ” Ey Ali (k.v.) madem bunun cevabını bilmiyorsan o mekanda ne işin var!” diyor. “Her şeyi bilen mekandan münezzeh olduğu için benim burada işim var” diyor Ya Allah Kimi kastediyor Veli abi? Allah Azze ve Celle. Nasıl cümle ama? Çok ince. Şimdi bakın abiler, her şey anlatılırken varlıkla anlatılır. Hani Cihat, desem ki: “Mehmet’i anlat” “Siyah saç, ela göz, boyu şu, kilosu bu” Değil mi abi? Şu masayı anlat desem. Ahşap dersin, kütük dersin ama Cenab-ı Allah, bunlardan gayrı bir şekilde yoklukla anlatılır. Allah’ı anlat? Olur, Allah zamandan münezzehtir; ayrıdır, ağrıdır, yoktur yani. Allah mekandan münezzehtir. Allah acizlikten münezzehtir, yani acizlik ona dokunamaz. Doğru mudur? Hatta çok ilginç bir şey söyleyim; Cenab-ı Allah’ın hazinesi de yoktur biliyor musun? Allah’ın hazinesi nerede? Yoktur. Yani Cenab-ı Allah yoktan var eder… Bugün bir inşaat yapmak istesen demir, beton, çimento topladın bunların dizilimi, kuruması için belirli bir zaman beklemen lazım neden Sinan? Çünkü, var olan bir şeyle inşaat yapmaya çalışıyorsun. Ama Cenab-ı Allah’ın hazinesi yok olduğundan, yoktan var edebildiğinden “Kün (ol)” fabrikasından çıkarması kafi geliyor Cenab-ı Allah için. Demek ki bugün asıl konu şu; dertlerimizin çözümü kimde? Bunu konuşacağız. Ama bunu konuşmadan önce, size müsaadeniz varsa biraz Rabbimizi tanıtmak istiyorum. Mülk Suresinde bir ayet geçiyor Mülk Suresi 14. Ayette “Yaradan bilmez mi hiç” diyor. Neyi bilmez mi? İçindekini, dışındakini, kalbindekini, aklındakini, ahiretini, kabrini, dünyanı, evvelini, ahirini… ” Yaradan bilmez mi hiç? O Latiftir, Habirdir” Habir demek; her şeyden haberdar olan demek. Latif ne demek? Bugün ana konumuz tam burası olacak. Size, konuya girmeden önce Risale-i Nur’dan bir paragraf açacağım. Bu arada Veli abi, ilk 3-5 dakika biraz anlaşamayabiliriz. Bana 3-5 dakika müsaade edin okurken, konuşurken. Ondan sonra çok basit bir şekilde anlaşacağız. Bediüzzaman Said Nursî şöyle bir cümle söylüyor: ” İ’lem eyyühe’l-aziz” İ’lem ne demek? İlim kökünden düşünün bilmek demek değil mi abi? eyyühe’l-aziz; ey aziz kardeşim. Bir mümine aziz vasfı çok kullanılır. Aziz; galebe edilemeyen demek. Yani bugün müminin en fazla canını alabilirsin. Müminin canını alsan, yine şehit oldu yine galebe edemedin. Doğru mu abi? Galip gelemezsin. Bu yüzden: “Dinle, bil ey aziz kardeşim” diyor. “İ’lem eyyühe’l-aziz” “Maddi olan bir şey…” Biz maddi şeylere bugün ‘kesif’ diyeceğiz. Daha önce duymuş muydunuz? “Maddi olan bir şey (kesif) ,kesafeti ne kadar fazla olursa (yani ne kadar katı olursa) o nisbette ince ve gizli şeyleri göremez” Ben şu an ruhunu görebilir miyim Koyuncu? Göremem neden? Madiliğim çok. Doğru mu? “… ve onları idraktan kasırdır (yoksundur, noksandır) Fakat nur ve nurani şeyler, ne kadar nuraniyette terakki ederse( incelirse, latifleşirse, hassaslaşırsa) o nisbette ince ve gizli şeylere nüfuzu tam ve keskin olur. Ve keza ne kadar latif (şeffaflaşırsa, incelirse) olursa, o derecede maddiyatın içlerini keşfeder.” Diye, Bediüzzaman Said Nursî’nin bir cümlesi var. Şimdi burada Latif yani letafet, Kesif yani kesafet diye iki kelime var. Ne demek bunlar? Şimdi Mesut Baba burada bir tane uzaktan kumandalı araba olsa, ben elimi böyle yaparak uzaktan kumandalı arabayı yönlendiremem doğru mu? Çünkü, benim elim kesif yani kesif deyince tesiri yok diyeceksin. Latif deyince de tesiri var diyeceksin. Tamam mı? kesif nedir? Tesiri yok. Latif nedir? Tesiri var. Bir daha tekrarlayalım. Kesif nedir Apo? Tesiri yok. Latif nedir? Tesiri var. Şimdi benim elim kesif olduğu için uzaktan kumandalı arabayı hareket ettiremem. Ama ben onun kumandasını alırsam kumandasının gönderdiği dalgalar latif olduğu için uzaktan kumandalı arabayı ne yapabilir? Hareket ettirebilir. Şimdi bakın Hacı Abiler. Şu Dinozor sizce latif mi kesif mi? Kesif. Neden kesif? Çünkü bunun bir tesiri yok. Şimdi benim elimde şöyle kibrit olsa Fatih abi bu Dinozor ile kibrit 1 trilyon yıl bakışsalar bu Dinozor bunun ateşini yakabilir mi? Yakamaz. Neden yakamaz? Beraber işleyelim hadi! Kesif çünkü. Kesifte tesir yok. Bunun ateşini yakmak için ne lazım ? Latif bir şey lazım. Çünkü latifin etkisi uzaklara ulaşır ve tesir vardır. Şimdi bir deneyelim. Bu elimdeki lazer latif midir abi? Latiftir. Şimdi bu latif lazeri tuttuğumda bunun ateşini yakabildi. Demek ki bir şey latif ise, bunun daha uzaklara tesiri oluyor mu? Oluyor. Ama bir şey kesif ise, tesiri olmuyor. Şimdi, Sabri abi be seni bir alıyım deneyim mi abi? Gelsene şöyle. Şu ateş deneyini birde seninle yapalım. Sabri abi gel şuraya. Bu tabure Sabri abiyi kaldırır mı ya? Sabri abi gel hele. Göbeğinide şu aşağıdan koyduk mu. Şimdi bak Sabri abi, senden bir ricam var abi. Şöyle sana 3 tane kibrit veriyim. Tamam mı abi. Şu 3 tane kibriti konuşarak yakar mısın? Sabri abi ver mikrofonu ben tutarım. -Yan. Ahahah -Yanmıyor abi. Yanmıyor. Başka bir şeyler dene. Bakışmayı dene. Ahahah Hakaret deneyebilirsin. Göbeği dener misin? O da yemedi. Elini dene abi, elimle yakabilir miyim diye. O da olmadı. Sabri abi neden yakamadın bir daha söyle. Çünkü sen kesifsin. Ya o başka konu kurban olduğum 🙂 “Ben olmamışım” diyor. Ahahah Şimdi Sabri abi sen nesin abi? -Kesif. Kesifin tesiri var mıydı Resul? Kesifte tesir yok. Bu yüzden yakamadın. Peki şu lazerle yakmanı rica edebilir miyim? Şu arkadan yanıyor reis. Birine tutma yakar. Şimdi Eyvallah -Gördünüz mükemmel. Ahahah Anlatmaya gerek yok 🙂 O zaman şunu diyebilir miyiz Sabri abi, lazeri bir tut abi Şimdi abi bu lazer latif, sen kesif miydin? Kesifsin. Bu lazer ney? Latif. Bu ışık ney? Bu da latif. Bunun da dalga boyu tesiri var mı? Var çünkü latif. Doğru mu? Peki bu elektrik ney abi? Bu elektrik ney? Ahahah Bu elektrik ney? Latif mi oluyor abi? Bu da latif neden? Çünkü Tesiri var. O zaman şöyle anladık -Fatih hocama tutsam? Yanar. İçinden geçer sizin dükkana gider. Yanar. Sıkıntı çıkar. Tehlikeli şeylerle oynuyorsun. Eyvallah. Seninle oynuyorum yani. Senden tehlikelisi mezarda Sabri abi. Eyvallah var mı arkadaşlara söylemek istediğin bir ilahi falan? Yoksa in de dersi yapalım 🙂 -Abi fazla takılma çok tehlikeli. Sabri abi Allah razı olsun. Eksik olmayasın. Onu da sizden almıştık bozuk çıktı 🙂 Şimdi latif ve kesif arasında bir sıkıntı yok değil mi? Kesif neydi? Katı bir şey ve tesiri yoktu. Latif neydi? Daha şeffaf bir şeydi ve tesiri vardı. Yakmam, saçları yakmam. Şimdi bak hacı abi; buraya kadar sıkıntı yok. Size latif ile kesifi ayırabilecek bir şey söyleyeyim. Bu aynaya kesif bir şeyi tuttuğunuzda, mesela bu aynaya bir tane alim tutalım. Koyuncu sen gözüküyorsun ha sanki 🙂 Bir alim tutarsak aynadaki de alim midir? Değildir, cahildir. Yani bu aynayı alime tutup sonra yanına götürüp aynada bir şeyler yapabilir misin? Bana bir fıkıh dersi ver diyemezsin. Peki bu aynaya şöyle bir parfüm olsa, parfümü aynanın karşısına koysak, normalde parfümü elinize aldığınızda güzel bir koku verir. Aynada parfümün timsali var doğru mu? Peki aynayı kokladığınızda kokar mı? Kokmaz. Çünkü parfüm nedir? Kesiftir. Doğru mu? Oturuyor değil mi böyle? Şimdi ben şu aynaya 100 bin doların resmini tutsam aynada da 100 bin dolar görünür mü? Görünür. Peki bu ayna 100 bin dolar değerinde olur mu? Olamaz. Neden? Çünkü para kesiftir. Kesifi anladık mı Caner? Kesifte bizim ayırıcımız ne olacak? Ayna olacak. Aynanın içinde görüntüsü var ama hiçbir işe yaramıyorsa kesiftir. Tesiri yoktur. Şimdi Hacı Abiler bakın; bu aynaya Güneş ışığını tuttuğunuzu düşünün bakın lazeri tuttum ve lazer şuan duvarda geziyor. Bunun bir Güneş ışığı olduğunu düşünürsek; ben bunu bu aynaya tutarsam Güneş’ten ısı verir değil mi? Peki bu aynayı tuttuğum yer ısınır mı? Evet ısınır değil mi? Hatta böyle çocukken deney yapardık değil mi? Güneşten tutar, kibriti öyle yakardık. Neden ısınıyor? Çünkü Güneş’in ısı verme şuaı nedir? Latiftir. Latif olduğu için aynadan tesiri var mıdır? Vardır. Hatta dikkat edin, bu elektrikli ısıtıcıların arka kısmını aynadan yaparlar, ısınınca aynayla odaya yansıyabilsin diye. Doğru mudur? Peki bir Güneş olarak bu aynaya bu sefer de ışık versek ben bu aynayı tuttuğumda bu ışığı sağa sola yansıtabilir miyim? Yansıtabilirim. Hatta kamera sistemlerinin bir çoğu böyle çalışıyor öyle değil mi? İçlerinde ayna var, görüntüyü birbirlerine timsal olarak aksettiriyorlar. Demek ki Güneş’teki ışık dediğimiz olay nedir? Latiftir. Latif ile kesif bir cihette oturdu mu? Sıkıntı var mı burada? Sıkıntı yok. Şimdi abiler biraz daha derinleşeceğim. Bana 5-10 dakika müsaade edin. Birazdan ‘Bu anlattıkların ne işimize yarayacak Mehmet?’ Sorusunun cevabını vereceğiz. Tamam mı baba? Bana biraz müsaade edin. Şimdi ‘Big Bang’ denilen bir olay var duymuşsunuzdur. Takriben 14 milyar yıl önce doğru mudur? 14 milyar yıl önce ‘Big Bang’ denilen yani ‘Büyük Patlama’ denilen olay oluyor. Bu ‘Büyük Patlama’ olayında, ortamda sıfır hacim ve sonsuz yoğunluk var. Bu ne demek biliyor musun Hacı Abi? Yani muazzam bir enerji var ortada ama bu enerjinin bir hacmi ve kütlesi var mı? Yok. Şimdi ben size su desem; su kesiftir doğru mu? Yarım kilo ver deseniz verebilirim. Doğru mu abi? Doğru. Şimdi az önceki elektrik elektrik bir enerji midir? Enerjidir. Bana deseniz: “Abi oradan 1 poşet elektrik ver.” Verebilir miyim? Bir hacmi, kütlesi var mı elektriğin? Yok. Neden? Çünkü elektrik latif bir enerjidir. Şimdi herkes dikkati iyi versin Mücahit. Kainatın ilk oluşumunda madde diye bir şey yok ortada abi. Tamamı enerji Fatih abi Tamamı enerji. Şimdi kainatta birden sıcaklık düşüyor ve bu enerji gitgide yoğuşmaya başlıyor. Hani köyde böyle su buharı olur hava birden soğur, katılaşır değil mi abi? Çiy olur hani böyle arabaların üzerlerinde görürüz. Aynı o şekilde sıcaklık düştükçe abi yoğuşmaya başlıyor. ‘Kuark’ dediğimiz parçacıkları oluşturuyor abi. Aradan 380 bin yıl geçiyor İbrahim. İşte bu kuarklar birleşiyor elektronlarla beraber atomu oluşturuyorlar. Genellikle hidrojen atomunu oluşturuyorlar ve atom dediğimiz, elektron dediğimiz vakalar ortaya çıkıyor. Buraya kadar sıkıntı var mı? Bazı enerji madde haline gelemiyor, hala Uzay’da. Buna da ‘Kozmik Geri Plan Radyasyonu’ diyorlar. Yani hala, elektrik gibi düşün poşete koyamıyorum yarım kilo veremiyorum. Bir hacim kaplamıyor, bir kütlesi yok. Ama hala enerji olarak bir vasfı var. Doğru değil mi? Mesela elektrik bazen bir kisveye giriyor abi, klimadan soğukluk veriyor bize. Doğru mu? Ama soğukluk elektriğin kendisi değildir. Bazen elektrik bir kisveye giriyor abi, bize sıcaklık veriyor ama sıcaklık elektrik demek değildir. Bazen bir kisveye giriyor bize aydınlık veriyor, ama aydınlık elektrik demek değildir. Yani ben taşla burdan bütün lambaları kırsam lambaya zarar veririm değil mi? Evet Elektriğe zarar verebilir miyim? Hayır. Allah’a da öyle zarar veremeyecekler işte. Çünkü kainatta gördüğümüz her şey Allah’ın bir aksi, timsali, esmasının bir tecellisi ama asla kendi değil… Konu nerelere gidiyor görüyor musunuz? Dikkat burada mı? Şimdi Hacı Abiler; yavaş yavaş konuya girmem lazım. Einstein diye bir abimiz var duydunuz mu? Bu arada tekrarlamak istiyorum. Kesif ne demek? -Katı, tesiri yok. Latif ne demek? -Şeffaf, tesiri var. Şu Dinozor’a ne demiştik? Kesif demiştik. Şu lazere ne demiştik? Latif, istediğimiz yere gönderebiliyoruz. Şimdi Einstein diye bir abimiz var. İzafiyet Teorisi’nde muazzam bir formül buluyor. Formülü: E=mc² Gözüküyor değil mi oradan? Şimdi bu ‘E’ dediği şey; enerji hani az önce elektriği söyledim ya, poşete koyamadım. Kütlesi yok, hacmi yok ama enerjisi var. ‘E’ dediğimiz şey aynı öyle bir enerji. ‘m’ dediğimiz bir kütle mesela; “Mehmet kaç kilo?” -75 kilo “Masa kaç kilo?” -Şu kadar kilo. Gibi bir kütlesi hacmi var. ‘c’ dediğimiz, ışık hızı. Yani formül şunu söylüyor abi, ışık hızı da 300.000 Km/Sn Şimdi ışık hızı sabit bir şeydir ve Einstein bu denkleme göre diyor ki: “Madem ışık hızı sabittir. Eğer bir şey ışık hızını geçebilirse enerji kütleye, kütle de enerjiye dönüşebilir” diyor yani böyle varsayımsal anlatıyorum. Yanlışlarım varsa kusuruma bakmayın. Mehmet, madde değil mi Kesif? Doğru mu abi? Mehmet ışık hızını geçerse enerjiye dönüşebilir ve bu duvarın arkasından geçebilir. Oturuyor mu biraz daha? Başta Mehmet’in kütlesi var, kesif halde doğru mu? Işık hızını geçince hangi hale döndüm; enerjiye yani latif hale. Latif hale dönünce de zaman ve mekan artık bana tesir edemez oldu. Şimdi biraz devam edeceğim. Bu Einstein’ın teorisinden anladık ki madde ve enerji birbirine dönüşebiliyor. Var mı buraya kadar sıkıntı? Şimdi Hacı Abiler, Kuantumda ‘Çift Yarık Deneyi’ diye bir şey yapıyorlar. Fatih abi konunun bağlandığı yere birazdan hayret edeceksin. Biraz sıkıyorum farkındayım, ama bana biraz tahammül edin, bakın çok güzel islami şeyler öğreneceğiz, inanın. Kuantumda ‘Çift Yarık Deneyi’ diye bir şey var. Genellikle atom üstü ve atom altı partiküllere izafiyet uyguluyorlar bunları da kuantum mekaniği ile ölçüyorlar. Şimdi kuantum mekaniğinin, ben size hikayesini anlatıyım. Öncelikle parçacık dediğim şey kesif şeylerdir. Tamam mı Ömer? Dalga dediğim şeylerde latif şeylerdir. Şimdi ben buradan, isim neydi kardeşim? Şeref buradan sana bunu atsam sadece sana gelir doğru mu? Çünkü bu parçacık, kesif. Değil mi kardeşim? Peki ışığı tutsam herkese gelir mi? Dalga olur çünkü bu latiftir. Anlaşılmayan bir şey var mı abi? Parçacıkta tek yere gider, latif olan dalgada da her yeri kapsar. Şimdi abi bu çift yarık deneyinde muazzam bir şey yapıyorlar. Şuraya bir duvar koyuyorlar. Herkes görebiliyor mu? Oradan görünüyor mu? Şimdi abiler buraya bir duvar koyuyorlar. Bu koydukları duvara önce bir tane yarık açıyorlar abi. Bak olayın ilginçliğine bak! Şuraya da yine duvar koyuyorlar, buraya bir tane yarık açıyorlar. Şimdi Fatih abi, şuradan 1 tane tabanca sıkıyorlar. Burada 1 tane yarık varsa karşıda 1 tane iz oluşur. Çünkü orada 1 delik var oradan sıkıyorsun, sıktığın yerin direk karşısına gider. Doğru mu? Tekrar söylüyorum. Kuantum mekaniğinde, çift yarık denen olayı anlatıyorum. Önce duvara bir yarık açıyorlar, karşıdan silahla sıkıyorlar, karşıda 1 yerde iz oluyor. Sıkıntı var mı buraya kadar? Daha sonra: “Abim benim ben sana iki yarık açıyım” diyorlar Yine tabancayla, hem bu yarıktan hem de bu yarıktan sıkıyorlar. Bu sefer karşıda iki tane bant oluşuyor. Normal değil mi bu da? Çünkü iki tane yarığımız var iki tane bant oluşur. Buraya kadar sıkıntı yok. Aynı deneyi bu sefer suyla yapıyorlar. Diyorlar ki: “İki yarık açıyım, suyu buradan veriyim.” Şimdi suyu verince su burada dalga dalga tepe noktasıyla çukur yerleri birbiriyle kesişir. Sadece iki yere gitmiyor, bir çok iz buluyorlar duvarda. Demek ki su hangi özelliği gösterdi? -Dalga Silah hangi özelliği gösterdi? -Parçacık. Bir daha soruyum: Silah hangi özelliği gösterdi? -Parçacık. Su hangi özelliği gösterdi? -Dalga. Şöyle düşünün Şeref, ben buradan el fenerinin tutsaydım eğer, yine duvarda iki yerde nokta göremezdin, böyle yayılmış görürdün. Çünkü dalga özelliği gösteriyor. Veli abi buraya kadar sorun yok değil mi? Şimdi abiler, adamlar “Ben aynı deneyi elektron tabancasıyla yapıyım” diyor. Eletron tabancası bulamadık bu fotoğrafı koyduk. Adamlar aynı deneyi elektron tabancasıyla yapıyor Veli abi bak birazdan olaylar kopacak. Bir tane yarık açıyorlar. Elektron tabancasıyla buraya 1 adet elektron gönderiyorlar. Karşıya gidiyor. Bir daha gönderiyorlar. Karşıya gidiyor. Bir daha gönderiyorlar. Karşıya gidiyor. Yani silahla sıkılanın aynı versiyonunu alıyorlar. Burada parçacık özelliği gösteriyor. Diyorlar ki: “Demek ki elektron parçacıktır.” Küçükken fizik dersinde böyle dönen bir şey görürdük değil mi? O dönen şeyi elinle tuttuğunu hayal et parçacık o değil mi? Dönüyor çünkü. Sonra aynı olayı çift yarıkla yapıyorlar. Bir elektron sıkıyorlar. Bir elektron burada aynı anda ayrılıp iki delikten birden geçiyor. Dalga özelliği göstermeye başlıyor. Az önce elektron kesifken, şimdi latif bir özellik gösteriyor. Bir elektronu atıyorlar, burada ayrışıyor iki delikten geçiyor, dalga oluşturuyor ve tekrar birleşiyor. Adamlar iki tane çizgi beklerken ikiden fazla bir dizi bant buluyorlar. Sıkıntı yok anlaşılıyor değil mi? Yani Yahya, birinci örnekte elektron parçacık özelliği gösterdi bildiğin kurşun gibi. Ama ikinci örnekte Şeref, elektronu bir tane atıyor, bir olan elektron burada aynı anda iki yerden geçiyor. Cümleye çok dikkat et! Aynı anda iki yerden geçerek dalga özelliği gösteriyor, latif bir hale giriyor! Diyorlar ki: “Lan bu elektron parçacık değil miydi? Normalde iki tane iz bırakması gerekirdi!” “Biz bu elektron tabancasının yanına bir ölçme cihazı koyalım, bu elektron neden böyle dalga özelliği gösterdi” diyorlar Ölçme cihazı konulduğunda sanki elektron bunu anlamış gibi iki yarık özelliği gösteriyor, tekrar parçacık halini alıyor. Bak çok ilginç bir şey anlatıyorum. Çok ilginç neden böyle olduğunu bulamamışlar ama bulamadıkları şeye İslamiyet bakın nasıl yaklaşacak şimdi! Şimdi baştan söyleyeyim Einstein diyordu ki: E=mc² Yani bir şey hem parçacığa dönüşebilir hem de enerjiye dönüşüp latif olabilir. Yani hem kesif olabilir, hem latif olabilir diyordu. Bu adamlar elektron tabancasıyla bunu denediler. Bir yarık açtılar baktılar ki bu kesif halde, “Haa bu elektron bizim gördüğümüz gibi demek ki dönen bir şey” dediler İki yarık açtılar dediler ki: “Bu parçacık değil dalga gibi hareket ediyor. O zaman bu elektron latif oldu” dediler Bak Şeref cümleye dikkat et! Bir tane elektron sıkıyorlar aynı anda ikisinden geçiyor! Bak cümleyi iyi anla! Bak çok ilginç! Ondan sonra ölçme cihazı koyuyorlar ölçme cihazı koyunca sanki elektron bunu anlamış gibi tekrar parçacık özelliği gösteriyor, iki tane delikten geçiyor. Şimdi buraya kadar sıkıntı var mı? Şimdi biz bu deneyde anladık ki; atom altı dünyasına inildikçe, kesif bir şey latif bir özellik gösterebiliyor mu? Gösterebiliyor. Şimdi bakın Hacı Abiler; insan bedeni nedir? Kesiftir. Allah razı olsun. Ruhum nedir Şeref? Latiftir. Mesela rüyadasın abi, bir bakıyorsun, normalde yatakta olman lazım ama ruhun misal alemine gitmiş. Büyümüşsün, küçülmüşsün. Yani ruh için zaman ve mekan var mı? Hayır yok. Bir örnek vereceğim, örneğim abes kaçarsa özür diliyorum. Rüya o kadar kuvvetli bir şeydir ki ergenlikteki bir kardeşin hormonu bile rüyada devreye girebilir. Bilmem anlatabildim mi? Örneğim için kusura bakmayın ama örnek olsun diye; hani “Rüya işte Mehmet” demeyin. Rüya ne kadar tesirliyse bir adamın uykudayken hormonunu bile devreye geçirebiliyor. Şimdi ben eğer Mehmet olarak, kul olarak, Allah’ın abdi olarak kesif olan bedenimi beslersem, semiz hale getirirsem imanla beslenmesi gereken ruhumu gıdasız, cılız bırakırsam Şeref, ben bildiğin maddeci bir adam olurum. Parayla, makamla, insanları aldatmakla huzur bulurum. Ruhum beden hapishanesinde mahkum gibi kalır. Ama eğer bedenimi cılız bırakıp ruhumu daha çok beslersem Bahtiyar, benim ruhum artık bedenime hükmeder, ve kesif olan bir Mehmet gitgide latif, letafetli bir özellik gösterir aynı az önce elektron tabancasındaki örnek gibi. Sual: Bursa Ulu Cami’de Somuncu Baba 3 kapıdan aynı anda nasıl çıktı? El-Cevap: Letafet ile çıktı… Nasıl oldu? Eyvallah. Az önce elektron kesifti, iki yarıktan tek bir elektron aynı anda geçip letafete erdi mi? Erdi. Şimdi İslam’da biz Velilerimizin, Evliyaullah’ın, bu tür halleri olduğuna iman ediyor muyuz? Ediyoruz. Cenab-ı Allah bunun nasıl olduğunu da yine fizik aleminde bırakmış, Somuncu Baba gibi zatlar, ruhunu bedeninden daha çok beslediğinden dolayı kesif olan bedenleri gitgide latif bir hale vardığından artık fizik kanunları o insanda geçmiyor. Zaman geçmiyor, mekan geçmiyor, yer çekimi geçmiyor kısıtlamalar geçmiyor ve Bursa Ulu Cami’nde Somuncu Baba fark edildiğinde aynı anda 3 kapıdan birden çıkıyor. Benim bu anlattığımı az önce kuantum da anlattı çift yarık deneyinde. Biz böyle söyleyince yobaz oluyoruz, kuantum söyleyince bilim oluyor. Burası üzücü işte! Anladın mı olayı? Sizden rica ediyorum makalelere, videolara bakın hani ben bu işin erbabı değilim eksiğim, kusurum varsa kusura bakmayın ama anlatmaya çalışıyoruz. Cibril (a.s), Efendimiz (s.a.v.) ile görüşürken abi Dıhye diye çok yakışıklı bir sahabenin kılığına giriyor. Duymuş muydunuz hiç? Dıhye diye bir sahabenin kılığına giriyor. Olaya bak şimdi; Cibril (a.s) normalde nuraniyet vasfına haiz doğru mu? Yani latifliği çok üst seviyede düşünün. Yani Estağfirullah bila teşbih, yanlış olabilirse kusura bakmayın benzetmelerim bir enerji gibi düşün. Ama Dünya’ya vazife için inmesi gerekirken, kesifleşmesi lazım bu gidişle Cibril (a.s) parçacık haline dönüşerek bu sefer Dıhye (r.a) kılığına giriyor. Yani latifken, kesif olup hem sahabelerin içinde bulunuyor, hem de Efendimiz(s.a.v)’e vahiy getiriyor. Nasıl olduğunu anladın mı? Çift yarık deneyinde elektron tabancasındaki olay, insanları şok etmezken, bizim İslam’ın içindeki olay genellikle algılara biraz uçucu geliyor. Neden? Çünkü İslam ile bilimi bağdaştırmıyoruz. Bir tanesi yani Kur’an’ı Kerim Cenab-ı Allah’ın Kelam sıfatından doğmuş bir kitap, şu Kainat Kitabına baktığında tekvini emirler mecmuasına baktığında Allah’ın başka isimlerinin tecellisi olan bir kitap görüyorsun. Demek ki iki kitabı birbiriyle birleştirdiğimizde muazzam bir idrak çıkıyor Şeref ortaya… Sıkıntı var mı burada? İsra Suresinin birinci ayetinde diyor ki: “Hz. Muhammed (s.a.v.) bir gecede Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şanı yücedir.” Ne kadar zamanda Ali? Bir gecede. Şimdi insan bu nasıl oluyor diyor? Şimdi Mescid-i Haram yani Hicaz bölgesi, Mescid-i Aksa Kudüs bölgesi. Mesafesi ne kadar abi? Bir gecede nasıl oradan oraya çıkabiliyor? İşte bu şekilde… Kesif bir haldeyken Efendimiz (s.a.v.)’in ruhu o kadar ulvi, o kadar yüce ki birden Allah’ın izni ve inayetiyle istediği bir şekilde bu cihette latif bir hal alabiliyor. Var mı buraya kadar sıkıntı? Devam ediyorum Veli abi hazır mıyız? Şimdi okuduğum bazı makalelerde Ömer, ‘Karanlık Madde’ diye bir şeyden bahsediyor. Yani buna karanlık demelerinin sebebi göremediklerinden yoksa kötü bir şey olduğundan dolayı değil! Mesela şuan kainat gitgide büyüyor mu küçülüyor mu? Büyüyor değil mi? Peki Şeref, bir şey büyüyorsa enerji girişi olmak zorunda mı? Zorunda. Kainata bakıp diyorlar ki: “Bu enerji girişi nasıl oluyor?” “Demek ki karanlık madde diye bir şey var bu kainata sürekli enerji girişi yapıyor” diyorlar Bu söylediklerimi bir kabul olarak algılamayın, bir birikimi aktarmaya çalışıyorum. “Karanlık madde diye bir şey var” diyorlar Mesela; kainatta biliyorsunuz Galaksilerin yıldızların birbirleriyle bir çekim kuvveti vardır değil mi? Hani bahsederler; m1 x m2/d² kütlelerin çarpımı bölü uzaklığın karesi diye. Değil mi? Şimdi kainatta hesap yapıyorlar bakıyorlar ki bu çekim kuvveti için yeterli değil! Bunların; yıldızların, galaksilerin dengesini sağlayacak bir enerjinin daha olması lazım diyorlar. Bu enerjiye de kara enerji diyorlar. Buraya kadar sıkıntı var mı? Yani kara; kötü manasında değil henüz görünmeyen bir enerji manasındadır. Şimdi Hicr Suresinde bir ayet geçiyor: “Cinleri de, dumansız ateşten yarattık.” Hicr/27 Dumansız ateş demek, görünmeyen bir ateş demek. Az önce bahsettiğimiz ‘karanlık enerji’ görünüyor muydu? Görünmüyordu… Bir varsayıma göre deniliyor ki: “İşte bu cinlerin yaratıldığı dumansız ateş var ya, bu o karanlık enerjidir.” Yani karanlık enerji demek, letafeti çok yüksek bir enerji çeşidi demek. Az önce anlattık değil mi letafeti? Onun çok yüksek bir enerji çeşidi demek. Bu varsayım şöyle devam ediyor. Tekrar söylüyorum Seyyidi abi, bu söylediklerim kabul değil varsayımdır! Hani insan masada dostuyla hasbihal eder ya öyle alın yani. Bu direk doğrudur gibi almayın. “Cinleri de, dumansız ateşten yarattık.” Derken bu dumansız ateşi o karanlık madde, karanlık enerji olarak addediyorlar. İşte; cinler eğer dumansız ateşten yaratılmışsa ve bu dumansız ateş bu karanlık madde ise bilim ilerledikçe bu karanlık madde manipüle edilirse hüküm altına alınırsa, demek ki bir insan cinleri de artık yönetebilir demek! Cinleri de artık yönetebilir demek! Ben bazen duydum, hiç şahit olmadım ama belki sizde duymuşsunuzdur. Derler ki abi: “Bazı istihbarat servisleri cinleri elinde tutup onları yönetip bu şekilde istihbarat sağlayabiliyor.” Diye bir cümle söylerler. Bak tekrar söylüyorum bunlar kabul değil yani doğru demek değil. Siz nasıl duyduğunuzu anlatıyorsanız, ben de bu cihette duyduğumu anlatıyorum. Peki soralım: “Bu zamana kadar cinler hiç yönetilebilmiş mi?” Soralım mı abi? Cinleri bırak Şeytan bile yönetilebilmiş. Bak şimdi; Neml Suresinde hani Belkıs’ tahtı olayını bilir misiniz abi? Belkıs’ın tahtı birden bir yere götürülüyor. Şöle geçer ayet-i kerimede: “Cinlerden bir ifrit, sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm.” Neml/39 Onu derken? Tahtı. “Cinlerden bir ifrit: ‘Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim’ dedi.” Neml/39 Demek ki cini kontrol edebilmişler mi Şeref? Peki Şeytan’ı kontrol edebilirler mi? Edebilirler, bak şimdi; Süleyman (a.s.)’ın cinleri ve şeytanları kontrol edebildiğini biliyorsunuzdur. Enbiya suresinde bir ayet geçiyor. Ayette diyor ki: “Denize dalarak, onun için cevherler çıkaran ve başka işlerde gören şeytanları yine onun emrine verdik.” Enbiya/82 (*”Onun için..” yani Süleyman a.s. için.) Kimin emrine? Süleyman (a.s)’ın. Demek ki az önceki tezimizde; desek ki: “Cinler ve İfrit dumansız ateşten yaratıldı, bu dumansız ateş dediğimiz karanlık enerjidir, demek ki Cenab-ı Allah bazı kullarına bu İfritleri yönetebilme yeteneği vermiş. Demek ki bu karanlık enerji denilen şey manipüle edilse, hüküm altına alınsa bir insanda cinleri yönetebilir.” Diye bir varsayım var. Yani bu doğru mu? Gördün mü? Öyle bir şey yok. Sadece bir varsayım bu. Yani %100 doğru olarak kabul etmeyin olur mu gardaşım? Bunlar varsayım ama, baktığınızda silsile silsile mantıklı gidiyor. Şimdi ben size Mülk suresindeki ayeti tekrar hatırlatarak, yavaş yavaş dersi bitiriyorum. Ayette diyordu ki: “Yaradan bilmez olur mu?” Neyi? İçindeki her şeyi. Neden? Çünkü Yaradan’ın esması kesif mi latif mi Veli abi? Latif. Eğer latifse Güneş’in ışığı gibi her yeri ihata eder mi? Kalbimi? Böğrümü? Yanımı? Ciğerimi? İşte Cenab-ı Allah her yeri ihata edebildiğinden dolayı şah damarımdan daha yakındır. “Biz ona şah damarından daha yakınız.” Kaf Suresi/16 Çünkü esması latiftir… Sana şah damarından yakın olan latif Allah dururken, kesif olan haram sevdalarda, haram yollarda medet ve umut arıyorsan da artık sana yazıklar olsun denir başka bir şey denmez… Şimdi bu ayeti tekrar okuyacağım: “Yaradan bilmez olur mu? O latiftir, habirdir.” Mülk/14 Habirdir, yani her şeyden haberdardır. “Latiftir”i herhalde anladık değil mi? Şimdi şöyle bir varsayım yapalım; Hacı Abi ben ismini unuttum ya? -Abdullah Şimdi Abdullah, evli misin? Çocuk var mı? -İki tane eyvallah Allah bağışlasın. Abdullah, o çocuğu kucağına alınca huzur buluyor musun? Buluyorsun. Abdullah, huzur latif bir şey midir kesif bir şey midir? Latif. Çocuğun latif mi kesif mi? Kesif. Kesif bir şey latif bir şey veremez. Demek ki sana o huzuru çocuğun veremez. Latif olan bir yaratıcı olmak zorunda! Yani Allah veriyor o huzuru kardeşim… Nasıl ağacın dallarıyla portakal veriyor, yoksa portakalın tadı o kuru dalda yoktur, senin çocuğunu da sebep kılarak kalbinde huzuru bizzat yaratan Allah’tır… O zaman huzurun kaynağı çocuğun mu Allah mı? Allah Abdullah böyle bazen insan mesela eski dönemlerde haram sevdalara düşer Murat. Bu haram sevdalara düştüğünde gerçekten bir ergen için çok zor bir durumdur, kendini mahveder abi yırtar, parçalar, deli eder kendini şimdi baktığında onun sevdiği haram sevda latif midir kesif midir? Kesiftir. Peki üzüntüsü kesif midir latif midir? Latiftir. Kesif bir şey latif bir şeyi haşa estağfirullah yaratamaz ki demek ki haram sevdası bile vesileyken, üzüntüyü de yaratan yalnız ve yalnız latif olan Allah’tır. Madem kainata böyle bakılırsa az önceki sorumuzu tekrarlayalım. Ben dertliyim arkadaş, derdimin dermanı kimde? Böyle bakılırsa derdinin dermanının çoluğunda çocuğunda, hanımında bulamazsın! Bunlar yalnız birer perdedir, esbaptır. Çünkü senin arzu ettiğin huzuru, üzüntünün gitmesini mutluluğunu an ve an yaratmak için letafet özelliğine sahip bir zat lazımdır. Yani Allah Azze ve Celle lazımdır. Son bir örnekle bitiriyorum. Çok sıktım mı? Abdullah yine seninle bir örnek yapsak olur mu? Abdullah, ben ağzı maskeli bir adamım. Elimde de çakıyı çıkardım. Örneğim abes olmaz inşaAllah. Hanımını da bu tarafa aldık Abdullah. Senin de önüne cam kapattık. Her yer karanlık sadece bizi görebiliyorsun Abdullah. Bak olayı bilmiyorsun ha. Ben neyim Abdullah? Ağzı maskeli, eli bıçaklı bir adam. Abdullah, birden 4 kişi geliyor hanımının elinden, ayağından tutup bir masaya yatırıyor kardeşim. Bak olayları bilmiyorsun. Ne hale gelirsin camın arka tarafında? Çıldırırsın değil mi? Camı kıracak gibi olursun. Camın arkasındasın ve 4 kişi birden hanımını masaya yatırıyor. Bir kişi de o esnada hanımının ağzını şöyle tutuyor, ve hanımının artık çırpınması da gidiyor. Ondan önce “Abdullah yardım et!” Diye bağıran hanımın artık bir şey de diyemiyor. Ve ben ağzı maskeli adam geliyorum Abdullah bıçağı çıkarıyorum, karının karnından bıçağı vuruyorum. Ne hissedersin camın arka tarafında? Öldürürsün kendini değil mi? Vura vura, beni böyle yaşatmayın diye yalvarırsın doğru mu? Abdullah birden ışıklar açıldı. Hanımının elini ayağını tutan 4 kişi hemşireymiş, ağzını tutan anestezi uzmanıymış, ben de cerrah doktorum. Karında kanser tümörü varmış, Karnını yarıp o kanseri alıp karını kurtaracağım. Şimdi senaryo nasıl oldu? Birincide karımı kesmeyin diye yalvardın doğru mu? İkincide ışık açıldı, karın kansermiş bu yüzden kesiyormuşum, “Doktor bey lütfen karımı kes sana 10 bin dolar vereceğim.” Der misin demez misin? Dersin değil mi? Demek ki olay ne burada? Bıçağı yemekte değil, bıçak kimin elinde! Kainatta başınızdan geçen her şey, yalnız ve yalnız latif olan Allah’ın elindeyse, ve sebepler bir perdeyse neye üzülüyorsunuz arkadaş siz? Allah rızası için El Fatiha…

Yağmur ve kar, ölçüyle indirilir…

Rabbimiz şöyle buyurdu: “Ve-in min şey-in.” “Hiçbir şey yoktur ki” “illâ ‘indenâ ḣazâ-inuhu” “hazinesi bizim yanımızda olmamış olsun.” Sandıkları, kökü, menşei bizim yanımızda olmamış olsun. Ne varsa bizim dağıttığımız, ne varsa bizim kullara verdiğimiz gökten zemine, arza indirdiğimiz hiçbir şey yoktur ki hazinesi bizim yanımızda olmamış olsun. Arkadaşlar iki gün önce kar yağdı burada. Normalde, İstanbul’da biliyorsunuz mart ayında falan asla kar yağmaz. En çok ocakta yağar, en çok şubatta yağar. Martta falan olmaz. Allahü Teâlâ ol dedi mi oluyor mu kardeşler? Oluyor. Arabistan’da senede iki defa yağmur olur, üç defa yağmur olur. O da hep biz umreye gittiğimize denk gelir. Bu sene de umreye gittik, Arabistan’da yine şırk olduk. Müthiş bir yağmur yağdı. Allah ol dedi mi oluyor. Peki bu yağmurların miktarı, bu karların miktarı Allah’ın indinde belli midir? Bellidir. Bu ayeti tefsir eden Abdullah ibni Abbas, Allah ondan razı olsun (amin) ne diyor? “Allah’ın her sene yeryüzüne indireceği yağmur miktarı bellidir. Bu onun hazinesinde gizlenmiştir ve onun verdiği taktirden bir damla fazla ya da eksik bu yağmur inmez. Bu miktarı Allah belirlemiştir. Kulların ne kadara ihtiyacı varsa Allah o kadar indirir. Bazen de bazı beldesindeki kullar faizle uğraşır, kumarla uğraşır, içkiyle uğraşır, zinayla uğraşır, zekâtlarını vermezlerse Allah o beldeye indireceği yağmuru kısıtlar.” Buna halk arasında ne diyoruz? Kıtlık! Kıtlık! Yağmur olmadığı zaman ne olur? Ekinler bitmiyor. Ekinler bitmediği zaman iki kiloluk domatesi kaç liraya alıyorsun? Yedi liraya alıyorsun. İki kiloluk domatesi yedi liraya alıyorsun. “Bu sene domates çıkmadı abi.” diyor. Yağmuru kısar! Sen Allah’ın kullarına zekâtı kısarsan, Allah da yağmuru kısar. O karı, iki gün yağdırdı. İstanbul’a yirmi gün boyunca o karı yağdırdığını düşünün. Hayat durur mu durmaz mı kardeşler? Kitlenirsin. Yok işim vardı, yok gücüm vardı, yok ben Fener’in maçını seyretmeye gidecektim. Gidemezsin! Bir karla Allah bütün maçları tatil eder. İşini, gücünü iptal ettirir sadece bir karla. Teknolojimiz çok üstün hocam, bizim belediyeler çalışıyor bütün yolları açarız. Açamazsın! Açamazsın! Bir yağmur oluyor, seller götürüyor her tarafı, iki gün hiçbir tarafa çıkamıyorsun. Yağmur bu daha kar değil. Türkiye’nin birçok yerinde haftalar boyunca insanlar bakkala gidemiyor. Doğu bölgeleri, Güneydoğu bölgelerini biliyorsunuz. Kar bir yağıyor iki hafta, üç hafta durmaksızın! Evlerin kapıları kapanıyor kardan. Tabii hepsi tedariklerini ona göre yapmışlar. Bu Allah’ın hazinesindendir kardeşler! Çocuk! Herkes istiyor ki çocuk sahibi olayım. Kökü Allah’tadır. Kime çocuk vereceği onun hazinesinde saklıdır. Kime çocuk vermeyeceğine O karar vermiştir. Takdir bellidir. Sen istediğin kadar ben sağlıklıyım de, ben kuvvetliyim, ben güçlüyüm de. Allah sana kısır bir eş verir ve çocuk sahibi olamazsın. Tam tersi de olabilir. Kadın çok sağlıklıdır. Allah senin spermlerinin canlılığını bitirir ve çocuk sahibi olamazsın. Bunların tamamı Allah’ın indindedir, Allah’ın hazinelerindedir.

Sen acele ettiğin için Allah acele etmez! Deli gibi ne koşturuyorsun?

İşte, hayat bu. Bu kadar kısa. Biz eski ümmetler gibi 500 sene, 600 sene yaşamıyoruz kardeşler. Allah Muhammed ümmetine (sallallahu aleyhi ve sellem) 60, 70 sene ömür vermiştir. Kısa! Bu kadar kısa bir zaman dilim içinde Allah’a başkaldırmaya değer mi? Allah Teâlâ’ya kafa tutmaya değer mi? Kime şekil yapıyorsun? Bak! Muhammed Aleyhisselam’ın bir hadisi şerifini getirdim. Allah Resûlü Aleyhisselam buyurdu: “Muhakkak ki işler Allah’ın izniyle cereyan eder.” Ne kadar iş varsa, O izin vermedikçe o iş ortaya çıkmaz, cereyan etmez. “Sakın herhangi bir işin gecikmesi sizi onu acele yapmaya itmesin.” Bir işi yapmak istiyorsun, bir şeyi başarmak istiyorsun, bir dükkan açmak istiyorsun ama gecikiyor. Devamlı gecikiyor. O konuda seni aceleye itmesin o iş. Allah ol dememiş daha. “Çünkü Allah Teâlâ hiç kimsenin aceleciliği için acele etmez.” Sen istediğin kadar acele et o işi yapmak için, Allah sen acele ettiğin için; “Dur bakayım ya bu kulum çok acele ediyor bu işte. Hadi ben de acele edeyim.” demez. O işin bir zamanı vardır. O zaman yerine gelmedikçe Allah ona ol demez. Şu hâlde sendeki bu telaş, bu acele, bu koşturma neden? Kendi kendini niye yıpratıyorsun? Zaten kaderinde varsa senin çalışman da ortada; çalışmanın sonunda Allah sana verecek. Neden daha erken olmasını istiyorsun ikinci evinin, ikinci arabanın? Geçen hafta da anlattım. Yalı sahibi oldu. Kadın, yalı sahibi, yalıdan kira alıyor. Hayatı garanti. Gündüz vakti telefonunda oyun oynarken; gemi giriyor ya, yatak odasına gemi giriyor, kocaman gemi. O videoyu gördünüz kardeşler. Hayatı garanti olan bir insan telefonunda oyun oynarken; “Bir baktım” diyor, “yatak odama gemi girdi.” diyor ya, “kocaman gemi girdi.” diyor ya! Bak! Garantin yok. Her an evinden içeri bir ufo dalabilir haberin olsun. Şu hâlde güvenecek hiçbir şeyin yok. Ölüm sana bu kadar yakın. Musibet sana bu kadar yakın, her an gelebilir. Her an gelebilirse Allah’ın kitabından yüz çevirme! Öleceksen bari adam gibi öl. Mümin gibi öl, Müslüman gibi öl. Bu kitabın deyimiyle: “Müslüman olmaktan başka hiçbir din üzere ölmeyin. Son nefesinizi vermeyin hiçbir din üzerine. Verdiğiniz zaman ben sizi ebedi olarak ateşte yakarım, ebedi olarak. Çıkamazsın! Seni peygamber bile kurtaramaz.” Şu hâlde, şu özel gecede yapacağımız en önemli dualardan bir tanesi ne? ‘İmanla ölmeyi istemek.’ “Allah’ım son nefesimize geldiğimizde Muhammed Aleyhisselam’ı yanımıza temessül ettir. (Amin) Bize şehadeti Efendimiz Aleyhisselam yaptırsın.” (Amin) Amin ya Muin. İşte bu! Allah Resûlü Aleyhisselam öyle buyurdu: “Kimsenin aceleciliği için Allah acele etmez. Kim Allah ile pençeleşirse Allah onu mağlup eder.” Pençeleşme tabiri nedir? Araplar da bunu kullanır. Şimdi gençlerde bir güç göstergesi var kardeşler. Ne yapıyor iki tane spora giden genç? Ver diyor bileğini. Eskiden eski insanlar ne yaparmış? Bilek güreşi yaparmış. Şimdi işler değişti. Pençeleşme yapıyorlar. İki tane eli, Muhammed kardeşim gel. Ben tekvandocuyum kendine dikkat et! Bak! Bu, pençeleşme bu. Şimdi, o bileğini bana doğru bastıracak, ben bileğimi ona doğru bastıracağım. Hangimiz daha kuvvetli pençeleşmeden ortaya çıkacak tamam mı? Muhammed’in kollarını kırmamam lazım. Bu, sosyal medyada faal bir kardeş. Aman kardeşim! Böyle biraz ittiğin zaman ben baskın çıkarsam ne ortaya çıkıyor burada? Hoca daha kuvvetliymiş. Ben de orada ego yapıyorum. Buna pençeleşmek denir. Şimdi bunu kul kula yapabilir. Sen kulsun, her gün tuvalete gitmek zorunda olan bir adamsın ya! Allah ile nasıl pençeleşirsin? Nasıl ona dik başlılık yaparsın? Sabahları ezan okunuyor ama ben kalkmam! Ben kalkmam! Beş vakit namazını kılmayan bu gece nasıl affolmayı bekleyebilir? Allah’ın kendisine merhamet nazarıyla bakmasını nasıl bekleyebilir? Üç vakit yemeğini sektirmiyorsun ama beş vakit namazı her gün sektiriyorsun. Utanmıyor musun Allah Teâlâ’dan? O midene o gıdaları öğütme kuvvetini veren, o aklını her gün çalıştıran ve sana işine gidip para kazanma nimetini öğreten Allah’a karşı biraz utanman yok mu ya? Resullulah buyurdu: (sallallahu aleyhi ve sellem) “Secdeleri çoğaltınız. Çünkü her secdede Allah bir günahınızı siler, size bir sevap verir ve derecenizi bir kademe arttırır.” Her secdede ya! Dört rekatlı bir namazda biz kaç defa secde yapıyoruz? Sekiz defa. Her rekatta iki tane secdemiz var kardeşler. Sekiz defa secde yapıyorsun; sekiz günah siliniyor, seksen sevap kazanıyorsun ve sekiz derece… Maneviyattaki dereceler asla sonu yoktur. Ölünceye kadar dereceler yükselmeye devam eder. Böyle bir nimet var, bu secde nimetleri var. Neden bu nimetlerin peşinde koşturmuyorsun? Muhammed Aleyhisselam’ı duymadın mı hiç, işitmedin mi? Hadi kitap okuma sevdan yoktu. Hayatında eline bir tane siyer kitabı almamışsın. Boyuna roman okuyorsun ama Muhammed Aleyhisselam… Ya bir tane peygamberim var benim. Allah binlerce mucize vermiş. Dünyanın en çok sevilen insanı. Kendisine ondan daha çok tabi olan bir insan yok. Kıyamete kadar gelecek olan insanlar ona tabi olmazsa ebedi cehenneme gidecek. Kâfir olarak addediliyor Kur’an’da. Bu insanı benim tanımam lazım ya! Filmlere verdiğim önemin ve değerin küçük bir kısmını benim bu insana vermem lazım, demedin! Bilmiyorsun, onu tanımıyorsun. Ben sana ufak bir tanıtma örneği vereyim. Muhammed Aleyhisselam’ın peygamberliğinin en önemli delillerden bir tanesi, Aişe anamız anlatıyor: “Berat gecesi Muhammed Aleyhisselam’ı gördüm, gece yatağa gelmedi.” Özel gecelerde Efendimiz Aleyhisselam yatağa hiç girmezdi, hep ibadette. Hani o Mealciler diyor ya: “Ya özel gece falan yok. Kandil nedir ya!” diyorlar ya, tamamı yalancı bu sahtekârların! Hepsi yalancı! Hoca hoca diyorsun. Hoca hoca deyip Darth Vader diye bildiğin adam bir bakıyorsun sonra çıkıyor ki Anakin Skywalker. Şekil Darth Vader, siyahi bir elbise giymiş. Ama meğer bizim Anakin Skywalker’mış bu. Dönüşüm geçirmiş, karanlık taraf bunu dönüştürmüş Darth Vader olmuş. Bizdendi bu adam ya! Hocaydı bu adam. Yurt dışına çıkmadan önce ehli sünnetti bu adam. Ama yurt dışına bir çıkıyor, bir anlaşma yapıyor iki tane yabancı devletle. İki tane anlaşma yapıyor, küçük bir dünya menfaatine Allah’ın ayetlerini satmaya başlıyor. Şu ayet yoktur, bu ayet mucize değildir. Peygamberlerin mucizesi yoktur, hadislerin hepsi yalan. Sahabilerin hepsi yalancıdır. Darwin’e iman etmiş adam. Darwin ya! Yüz sene önce gelmiş bir adam. Darwin’in sözlerine iman etmiş. “Kayıtsız inanıyorum ben. Ben Darwinist evrimci bir teistim.” diyor adam. Profesör. İlahiyatta profesör bu adam. “Evrimci bir teistim.” Bir adam ben evrimciyim derse ne olur? İlk insan Adem değildir demiş olur ve Allah kitabında bize yalan söyledi demiş olur. İlk insan kim diyor bu kitap? Adem. Allah’ın selamı onun üstüne olsun. (Amin) Kim dese ki ilk insan Adem değildir, maymundan geldik. Vallahi Bruce Lee gibi kâfirdir. Stalin gibi kâfirdir. Ama adam ilahiyatta hoca, “ben evrimci bir teistim” diyor. Hem dinlere inanıyorum hem de maymundan geldiğimize inanıyorum diyor. Bir çıkıyorlar yurt dışına. Bir dolaşıyorlar, bir geliyorlar; Anakin Skywalker oluyor Darth Vader. Oğlum sen Anakin’din, bizdendin, beraber savaşıyorduk. Işın kılıcı falan muhabbeti ya. Ne oldu ya? Karanlık taraf beni de ele geçirdi, orası daha tatlı. Orası çok tatlı, çok güzel. Allah bu insanlara hidayet versin kardeşler. (Amin) Amin. İşte bu iş böyle. “Kim Allah ile savaşırsa Allah ona karşı galip gelir. Allah onu yener.” Hadis bitiyor: “Kim Allah’ı kandırmaya çalışırsa Allah onu kandırır.” Sen Allah’ı kandırmaya çalışıyorsun. Allah’ın ayetlerini okuyorsun, taklalar attırıyorsun. Ve diyorsun ki sarhoş olmayacak kadar içki içmek helaldir, devam edin diyorsun. Ben bunu Kur’an’dan böyle anladım diyorsun. Milleti kandırmaya çalışıyorsun. İçkinin helal olduğunu iddia ediyorsun. Efendimiz Aleyhisselam buyurdu: “Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır.” Bir damla bile içmek içki haram oluyor mu olmuyor mu bu hadisi şerife göre? Haram oluyor. İstersen sarhoş olma problem değil. Ama bu ilahiyatçı hocanın deyimine göre: “Sarhoş olmayacak kadar birkaç kadeh içebilirsin. O senin kuvvetine bağlı.” diyor. Vallahi bu adam gâvur gider. Tövbe etmeden ölürse bu adam gâvur gider. Aişe anamız anlatıyor: “Allah’ın peygamberini gördüm. (sallallahu aleyhi ve sellem) Gece uzun zaman namaz kıldı. Ayakları şişinceye kadar namaz kıldı. Secdede çok fazla kaldı. Namazını bitirince ben ona dedim ki: “Ey Allah’ın Resulü, geçmiş ve gelecek bütün günahların affolmuş olmasına rağmen neden bu kadar ibadet yapıyorsun?” Bakın ortada bir peygamber var; bize beş vakit namazı farz kılmış, “Allah beş vakit namazı farz kıldı.” diyor bize. Biz beş kılıyoruz. Altıyı tövbe billah! Altı, nafile falan yok bizde. Millete beşi kıldırsak zaten biz kendimizi evliya zannedeceğiz. Nafile falan söylemiyorum ben, beşi kıl kardeşim! Kıl beşi kurtar başı. Efendimiz Aleyhisselam herkese beş vakit namazı tavsiye ediyor ama kendisi on vakit kılıyor. Ayakları şişinceye kadar namaz kılan bir peygamber. “Ben” diyor, “peygamberimize dedim ki: “Niye bu kadar fazla ibadet yapıyorsun? Senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını Allah affetti. Sen onun peygamberisin. İmanla öleceğin de kesin. Peygamberlere imanla ölmek kesindir. Neden? Bana dedi ki: “Allah’a çokça şükreden bir kul olmayayım mı ey Aişe? Çokça şükreden bir kul olmayayım mı?” Şimd, bu Muhammed Aleyhisselam’ın Allah’ımıza bakışı, Allah’ın kendisine verdiği nimetlere karşı bir şükür ifadesi. Herkes kendini check etsin. Allah sana herhangi bir nimet verdi. Yeni bir elbise giydin. Bir hastalığın vardı Allah şifanı verdi. Yahutta çalıştın bir araba verdi Allah sana, araba aldın. Şükür secdesi yaptın mı? Allah’a şükrettin mi? Allah’ımın bana verdiği bu arabaya karşılık ben de beş vakit namaza başlıyorum ya! Söz verdin mi? Yok. Yok! Parti yapalım dedin, kutlayalım dedin, kutlayalım dedin. Ve Allah’a daha çok yaklaşacağına Allah’tan daha bir fazla uzaklaştın. Bu nasıl bir Müslümanlıktır? Allah’ımız Kur’an’da buyuruyor ki: “Şükrederseniz elbette nimetimi arttırırım. Ama nankörlük ederseniz bilin ki azabım çok şiddetlidir.” Ne kadar çok şükür o kadar çok Allah’ın nimeti arttırması. Neden şükretmiyorsun? Neden bu nimetleri arttırması için ona biraz daha fazla yönelmiyorsun? Muhammed Aleyhisselam, Allah’ın peygamberi…

İçki bırakma seansına giden sofi! ???? – Gülmekten kırılacaksın!

Allah’ın Resulü Aleyhiselam şöyle buyurdu; “Hayra sebep olan, hayrı işleyen gibidir.” Diğer hadiste ne buyurmuştu? “Şerre sebep olan şerri işleyen gibidir.” “Hayra sebep olan da hayrı işleyen gibidir”, buyuruyor Allah’ın peygamberi Aleyhisselam. Kardeşlerimizden bir tanesi bu hadisi öğrenmiş ya. Sabah namazını kılıyor, tam yatacağı sırada aklına şöyle geliyor; Ya neden ben annemle babamı kaldırmıyorum? Allah’ın Resulü Aleyhisselam böyle buyurdu Onları da sabah namazına kaldırırsam, onlar da sabah namazını kılarlarsa, onların kıldığı namazlardan bir misli sevap da bana yazılacak. Sadece onları kaldırdığım için. Niye kaldırmıyorum? Hemen koştura koştura anne babasının yatak odasına tak kapıyı açıyor içeri giriyor. “Anne baba kalkın sabah namazına, haydi! Babası kalkıyor patlak gözlerle, “ne oluyor kardeşim ya, ne oluyor” diyor. “Ne yapıyorsun sen” diyor. Bu derviş hadisi anlıyor mu? Anlamış Gerçekten hadis böyledir. Her hayırlı işimizi bu insanlara öğretmemiz gerekiyor ve insanları hayra teşvik etmemiz gerekiyor ama bu kardeşin yaptığı yanlış. Neden? Çünkü bir anne ve babanın odasına girmeden önce kapıyı tıklatacaksınız. “İçerdekiler namaz uykudan hayırlıdır, sizi Allah’ın davetiyle davet ediyorum! Kalkın ve namaz kılın!” Baban Arnavut değilse dayak yemezsin korkma, ama Arnavutsa bu daveti yapma. Sen sadece şunu yap; Namaz! Başka bir şey deme Allah’ ın daveti falan deme sen buraya girme. Arnavut’sa tehlikeli tepkilerle karşılaşabilirsin. Çünkü Arnavutların özelliğidir, beysbol sopasıyla yatarlar. Herhangi bir hırsız gelebilir, şu olabilir falan filan diye kapıları açık bırakırlar. Gün içerisinde yaşadıkları stresi, Allah vere de hırsız gele bacaklarını kırayım diye beysbol sopasıyla yatarlar. Daveti yaparken yumuşakça davet yapmak lazım. Babamızın kim olduğuna dikkat etmemiz lazım. Arnavutlardan girdim mi ben duramıyorum kusura bakmayın. Derviş kardeşlerimizden bir tanesi ehliyetini kaptırıyor. Nasıl kaptırıyor. Bu derviş kardeşimizin kardeşi biraz kopuk bir tip, free bir tip. Kafasına göre takılan, namaz niyaz yok sohbet falan yok. Abisi koyu derviş, kardeşi alemci. Abisine şöyle diyor; “abi benim ehliyetim yok biliyorsun, sen bana ehliyetini ver nasılsa kardeşiz kemik hatlarımız falan birbirine uyuyor polisler bizi görünce meseleyi çakamazlar. Ya olur mu böyle şey, bunun adı sahtekarlıktır, olmaz öyle şey caiz değil, şu, bu, derviş başlıyor İslam’dan konuşmaya ama kardeş baskın çıkıyor. Abisinin ehliyetini alıyor. Arabayı kullanırken polis çeviriyor. Üç gün görmedi, beş gün görmedi, bir gün bu polis denk gelecek. Polis bunu çeviriyor kenara. Şimdi polis geçiyor şoför mahfilinin sol tarafına. “Ehliyet ruhsat kardeşim” diyor. Bu kardeş tak çıkartıyor ehliyeti ve polise veriyor ve şöyle yapıyor; Şirin gözükmeye çalışıyor polise, ehliyeti veriyor. Şimdi polis ehliyetteki resme bakıyor. Eğer adama bakarsa olayı kesin çözecek. Bu içinden dua ediyor, bana bakma, bana bakma, bana bakma. Polis önce resme bakıyor, sonra çocuğun suratına bakıyor, sonra bir daha resme bakıyor ve şöyle diyor kardeşim bu sen değilsin. Çocuğun tepkisi şu: “Olur mu öyle şey ya?” Sen biliyorsun bu sen değilsin ama önüne bir zırh koymaya çalışıyor. Olur mu öyle şey ya diyor. Polis diyor ki kardeşim ben bu işin eğitimini gördüm yıllarca, ben bu işi biliyorum, beni kandırmazsın, diyor. Bu sen değilsin, kemik yapın uymuyor, yüz hatların kemik yapın uymuyor, diyor. Sen gel bakayım buraya, bir üfle bakayım şu alete. Alete bir üflüyor bu dervişin kardeşi, içkili. Şimdi ceza kime yazılacak? Ceza ehliyet sahibine yazılıyor. Adam diyor ki ehliyetine el koydum. Ne kadar? Bir sene! Dervişin ehliyeti içki içmekten bir sene polisin elinde duruyor. Şimdi hocam ne olur? Bir sen araba kullanmaz bir sene sonra ehliyeti geri alır onlardan. Öyle değil. O bir yılın sonunda, iki ay kala, on ay sonra bu dervişi neye çağırıyorlar. Psikolojik tedaviye. İçki bıraktırma kurslarına. Hayatında ağzına bir damla içki sürmemiş adam nereye gidiyor? içki bırakma kursuna gidiyor. İmtihan var, imtihan var kardeşim. Allah her şeyle imtihan edebilir. Böyle bir kardeşle de imtihan olabilirisin. Dikkat et. Abi diyor gittik içki bırakma kursuna, tutuştuk otuz kişiyle el ele. Aynı o Amerikan filmlerindeki gibi. Sandalyelerin içinde otuz tane adam el ele tutuşuyor ve şöyle dedik diyor; “İçki kötü bişe, içki kötü bişe” Bu kelimeyi diyor otuz defa kullandık diyor. Bak “bir şey” değil “bişe”. Aşağılamaya çalışıyorlar. İçki içen adamları aşağılamaya çalışıyorlar. Bitti mi diyorum abi işkence, bitmedi diyor. Benden kompozisyon istediler diyor. Konu nedir? Bahset kuşlardan, çiçeklerden, araba kullanma, iş yapma onlardan… Hayır konuyu onlar seçiyor diyor. Konu nedir? Neden içki içiyorum? Efendiler kendinizi bu adamın yerine koyun on saniyede. Hayatınızda içki içmemişsiniz ve bir kompozisyon yazmanız gerekiyor. Neden içki içiyorum? Hadi bakayım hayal gücünü kullan. Çeşitli fanteziler üret. İçki içmedin ki sen nerden bileceksin bunu. Ama ben bunu şuna bağlıyorum. Bu kardeş Dexter’i çok seven bir adam olduğu için olmadığı bir adam rolüne soktu Allah Teala bunu. Devamlı Dexter’i seyrediyor. O da olmadığı bir adam rolüne girdiği için bu da olmadığı bir adam rolünde. İçki içmeyen bir adam ama içki içtiğini söylüyor. Bu Arnavutlar çok tehlikeli. Bu yüzden Allah Teala’ya devamlı dua etmek lazım; Allah’ım bizim gücümüzün yetmeyeceği yükü bize yükleme diye dua etmemiz lazım. Yine Arnavutlardan gideyim. Ramazan vakti… Ramazanda biz ne yaparız? Kur’an okuruz. Otuz kırk tane Kur’an’ı bir tane kardeşimiz arabasına alır evine götürür. Üç tane derviş, Arnavut bunlar. Gece vakti saat 12’de Kur’an’ları arabaya koyuyorlar, çıkıyorlar. Üçünün de kafasında takke var. Zikirli ilahileri açmışlar. Kafalar böyle gidiyor… Bir bakıyorlar ilerde çevirme var, polis. Arabayı kullanan şöyle diyor “Eyvah polis!” Sanki kaçakçılık yapıyor. “Eyvah polis!” diyor adam. Sağdaki şöyle diyor; “Takkeleri çıkartın!” Arkadaki şöyle diyor. “Kur’an’ları ne yapayım?” Ya Allah’ın Kur’an’ı bu ya, sana bir şey yapmazlar be kardeşim korkma ya. Ama bunu şuna bağlıyorum. O zamanlar başta İslam’a karış olan hükümetler vardı. Belki ondan korkmuşlardır. “Kur’an’ları ne yapayım” diyor. Şoför de şöyle diyor; “Koltuğun altına koy.” Ya bunlar nasıl insanlar kardeşim ya. Siz neyden korkuyorsunuz kardeşim ya? Polis bir açıyor camı, nerden gençler diyor. Abi gezmekten diyor. Ne gezmesi kardeşim, sen sohbetten geliyorsun. Polis diyor ki niye sizin gözleriniz parlıyor. Sizin gözleriniz parlıyor diyor. Yemiş burada nuru, yemiş burada nuru. Gözler parlıyor. Polisin aklına direkt olarak bir şey mi içti acaba geliyor. Yeni gelen kardeşler bunlar dört tane Arnavut yine sabah namazına gidiyorlar. Son model bir arabayla sabahın beşinde yollardalar. Polis çeviriyor. İnin bakalım aşağıya diyor. Şimdi bir adam son model bir arabayla sabahın 5’inde bir yerden çıkıyorsa bu ya Laila’dan çıkmıştır ya Reina’dan. Bir yerden çıktı bu. Son model araba görünce hemen çekiyor inin bakayım aşağıya diyor. Bu dört tane derviş aşağıya iniyorlar. Polis başlıyor aramaya. Bir elini cebine atıyor, bakıyor takke. Allah’ım ya! Arabanın torpidosuna gidiyor. İlk olarak nereye bakar? Torpidoya bakarlar. Torpidoyu açıyor bir bakıyor elifba cüzü. Yan tarafa bir bakıyor seccade. “Kardeşim siz hayırdır ne yapıyorsunuz?” “Abi sabah namazına gidiyoruz.” Tamam diyor kardeşim hadi gidin. Nereden nereye? Önceki dervişler nerede, bak bunlara nerede? Şimdi bu dervişler diyor ki hocam artık sabah namazına arabayla giderken muhakkak takkeler başımızda gidiyoruz. Polisler bakınca başımızda takke var haydi geç diyor. Devam diyor. Efendiler insanın ibret alması lazım. Her şey ibrettir bu derviş kardeşlerden ibret alın. Edebe mugayir işler yapmalım inşallah.