İlk insanlar neden uzun yıllar yaşadı? Ömürleri neden uzun kılındı?

Almanya’dan Müslüman kardeşim geldi ziyaretimize. Bir mesele anlattı. Bakın daha önce hiç duymadığınız bir mesele nakledeceğim. Yaşanmış bir olay. Hocam dönerci dükkânıma bir ateist geldi, diyor. O mekanda çalışıyor. Ateist de sıradan bir ateist değil, makine mühendisi. İki gün döner, dört gün döner konuşmaya başladık, diyor. Türk, Türk vatandaşı. Ahiretten bahsettim, Kur’an’dan, sünnetten bahsettim. Adam bana dedi ki: “Ben inanmıyorum ya!” “Nasıl yani?” dedim. “Ben ateistim.” dedi. Kardeşim diyor ki: “Ben de ölümden girdim. Bunlara ölümden girmek lazım hocam.” diyor. “Ölümden bahsedince bunlar korkmaya başlıyor. Peki yarın öbür gün öleceksin sen. Yaşın gelmiş kırk beşe. On beş sene, yirmi sene ya varsın ya yoksun.” Ateist ne cevap verse beğenirsin? “Ölüm diye bir şey yok siz yanlış biliyorsunuz.” Sübhanallah, Sübhanallah. Bakın şimdi, dayandığı noktaya bakın! Kişi nakil ile çalışmazsa akılla çalışırsa uydurur. Sağır duymaz uydurur, cahil bilmez uydurur. Dayandığı noktaya bakın! “Ölüm programlamayla alakalıdır. İnsanlar dünyaya geliyor. On beş yirmi yaşına gelince ben bir gün nasılsa öleceğim diye kendisini programlıyor. Altmışa yetmişe gelince, tamam artık ölme vaktim geldi, diyor ve ölüyor. Ben öleceğimi düşünmüyorum ki!” diyor. “Eee, sen ölümsüz müsün yani?” “Ben ölmeyeceğim, ölümsüzüm ben.” diyor. Ya oğlum! Mortal Kombat mı bu ya? Sen ne ayaksın ya? O oyunda oğlum oynuyor. Birisini öldürüyor ve parçalara bölüyor. Yaratığı, dövüştüğü kişiyi parçalara bölüyor. Tamam diyorum bu artık bir daha canlanmaz. İkinci raunt diyor, adam bir daha canlanıyor. Mortal Kombat mısın sen ya? Ölüm bana yok, diyor! Makine mühendisi ateist, buyur! Zekâ seviyesine bak. Ölüm yok diyor. Milyonlarca insan gelmiş gitmiş. Hepsi ölmüş krallar mırallar. Birileri ölmese bu krallar ölmez, ülke liderleri ölmez. Bunlar gidiyorsa sen havada gideceksin kardeş kusura bakma. Havada gideceksin! Bu kafa uydurukçu kafasıdır. Uydurukçu kafası! Bir nakil getirdim. Bir sual sormuştu, onu nakletmeden geçemeyeceğim kardeşler. Şimdi ateistlerle şu anda ülkemizde en yakın olan Müslüman grubu hangisi? Ateistlerle mealciler. Mealciler… Peygamberi reddeden, Peygamberimiz Aleyhisselam’ın sünnetini tamamen reddeden iki grup. Şu anda ittifak halindeler. Tek gayeleri var İslam’ı yıkmak. Bir sual geldi, naklediyorum. “Ateistler ve mealciler eski insanların uzun yaşamadığını iddia ediyorlar. Ne dersiniz?” Bütün Müslümanlar bilir ki evvelki insanlar ilk yaşayan insanlar bizden çok daha fazla yaşadı. Ama ateistler bunu reddediyor, mümkün değil diyor. Onlar zaten inanmıyor reddetmesi normal. Bizim içimizden Müslüman gibi görünen bir grup da, Allah’ın ayetlerini ve Peygamberimiz’in bu konudaki hadislerini reddediyorlar. Uzun yaşamak diye bir şey yok, mantığımıza uymuyor, diyorlar. Soru bununla alakalı. “Selamün aleyküm. Hocam ateistlerle mücadelede size bir fikir danışmak istiyorum. Hocam ateistler eski insanların ömrünün ortalama yirmi sene olduğunu söylüyor.” Kur’an ve sünnet diyor ki, bizden çok daha fazlaydı. Bunlar ne diyor? Tam tersi…Onlar çok daha az yaşıyordu. Yirmi sene… “Ve bunu sözde bilimsel bilgi olarak sunuyorlar. Efendimizden önceki peygamberlerin uzun yaşamalarını nasıl açıklarız bunlara? Mealistler, bu ayetleri de tahrif ve tevil etme uğraşında. Ehli sünnet âlimlerinin buna cevabı nedir? Selametle.” Ve aleyküm selam. Biz Müslümanlar inanışlarımızı teorilere ve hipotezlere göre değil, Allah ve peygamberlerinden öğrendiğimiz açık delillere göre belirleriz. Ateistlerin Kur’an’a inanmaması normaldir. Allah’a değil hevalarına tapma yolunu yani kolayı tercih etmişlerdir. Şimdi bir ateist için yalan söylemek, iftira etmek günah mıdır? Kumar oynamak, içki içmek, zina etmek günah mıdır? Adam zaten inanmıyor. Bunların tamamı serbest! Haluk Nurbaki Hoca’nın deyimiyle: “Ateistler kadar dünyada yalancı yoktur. Ben bir ateiste saat bile sormam. Onu da yalan söyler!” Kanser bilimci bir doktordur Haluk Nurbaki Hoca. “Ben bir ateiste saat bile sormam, onu bile yalan söyler.” diyor. Şimdi bunların hayatı yalan. Adam maymundan geldiğini söylüyor ya! Bundan büyük yalan olur mu? Bundan daha büyük yalan yok! Biz insanlar hayvandan türedik diyor, hayvandan dönüştük diyor. Hadi ateistin bunu söylemesi normal. Hocalara ne dersin? Bugün ülkemizde Adem’in de babası vardı, onun da babası vardı, diyen hocalar yok mu? Biz maymundan evrildik, diyen hocalar yok mu? Var! İttifak hâlindeler. İslam’ı evrimle yıkmaya çalışıyorlar. Allah bunları kurtarsın. (Amin) Amin. Mealciler ise hem Kur’an’a inandıklarını söylüyor hem de Allah’ın kudretini delillendiren onlarca mucize ayetini inkâr edebiliyorlar. İşte asıl şaşılması gereken nokta burasıdır! Konu hakkındaki ayet ve hadislere baktığımızda, ilk insanların yaşının bizden çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Mesela, Kur’an-ı Kerim’de Hz. Nuh Aleyhisselam’ın yaşıyla ilgili olarak şöyle buyrulur: “Andolsun ki biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik de o, dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı.” (Ankebût, 14-15) Kaç yıl kalmış kardeşler? Dokuz yüz elli yıl! Bu ne demektir? Bir peygambere, peygamberlik kaç yaşında verilir? Kırk yaşında! Dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldığına göre, peygamberlik kırk yaşında geldiğine göre dokuz yüz doksan sene boyunca kendi kavmine tebliğde bulunmuş. Sonra helak olmuş tufanla beraber. Ondan sonra bir dönem daha yaşamış. Âlimler bin elli sene, bin yüz sene civarı yaşadığını söylüyor. Yeni insanlığın neşvünemasıyla (gelişme, büyüme) beraber. Allah’ımız diyor ki: “O dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi. Fakat biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere de bir ibret yaptık.” Ankebut suresi 14 ve 15. ayetler… Şimdi ben önümde bu kadar açık ve net bir ayet varken uyduruk hipotezlerle Allah’ı ve Resulü’nü yalanlayan ateistlere mi inanayım? Aklına uymayan ayetleri tevil ve tahrif eden mealistlere mi inanayım? Yoksa, “Hak ancak Rabb’indendir, artık sakın şüpheye düşenlerden olma.” (Bakara, 147) buyuran yerlerin ve göklerin yaratıcısına mı inanayım? Kime inanayım? Uzun yaşamanın hikmetlerinden birini söylemek gerekirse; başlangıçta yeryüzündeki insan sayısı az olduğu için Allah tarafından ömürleri uzun kılınmıştır. Sonraları dünya nüfusu çok arttırıldığı için ömür miktarları kısaltıldı. En doğrusunu Allah bilir. Allah diyor ki ben yaşattım, bunlar diyor ki mümkün değil. Mealciler ne diyor? “Aklımıza uymuyor.” Sen zaten nasıl başladın? Hadislerden aklımıza uymayanları atarız, aklımıza uyanları alırız. Ama o orada kalır mı? Dinden taviz verdiğin anda Vatikan İslam’ına dönersin. Hristiyanlığa dönersin. Hadislerden geçtiler şimdi ayetlere. Aklımıza uymayan ayetleri… Dokuz yüz elli sene bir adamın yaşaması mümkün değil. Aklımıza uymayan ayetleri de atabiliriz, dediler! Bu kafa ateist kafasıdır. Müslüman! Ateisti Müslüman yapacağım diye gavur olma. Aklını kullan! Kapı komşun olan eş cinseli, erkeğe dönüştüreceğim diye sen de eş cinsel olma. Aklını kullan! Adamın yan komşusu erkek iken dönmüş. Ovalimsi bir hâle dönmüş. Fıtratını bozmuş. Şimdi bu Müslüman da onu eski hâline döndürmeye çalışıyor. Kardeşim bunlar yanlış şeyler, diyor. Gel benimle beraber namaza, sohbete diyor. Eş cinsel de buna diyor ki: “Sen benle beraber, benim takıldığım ortamlara gelirsen bir ay; sen de benim gibi ovalimsi tavırlarda bulunursan, kadınsılaşırsan senin samimi olduğuna inanırım ben de seninle camiye gelirim.” diyor. Bu ne diyor bu? Güya hayır sahibi Müslüman! “Tamam ya, beraber takılırız. Ben seni erkekleştireceğim.” Ama bu adam eş cinsel oluyor. Bana gelen binlerce garip mesajdan bir tanesi: “Hocam bende de bazı gariplikler var, değişiklikler var ya!” diyor. Kardeşim! Sübhanallah. Kiminle takılırsa o olursun. Kimle takılırsan o olursun! İnsan fıtratı böyledir. Dört tane kız kardeşi olan erkek kardeşe bakınız! Erkek kardeş beşinci, dört tane ablası var. Bunlar hep aynı evde yaşıyorlar. O erkeğe bakınız! Tavırları, hareketleri bir erkek gibi değildir. Daha çok kadınsı gibidir. Çünkü devamlı kızlarla muhabbet ediyor, devamlı onlarla konuşuyor. İlgi yönleri, alakaları hep onlara doğru teşvik olur. Bu böyledir. Sen bir eş cinselle dostluk yaparsan, arkadaşlık yaparsan meyledersin. Harama meyletmek helale, doğruya meyletmekten çok daha kolaydır. Hadise bu! Ateistin bir tanesi de mesaj göndermiş. Bu da çok garip bir mesaj. “Hoca! Hoca!” Ben bunlardan ‘Hocam’ diye hitap edeni görmedim. Hep beni aşağılama tabiri kullanıyor. Hoca! Hoca! Marstan geldim ben çünkü, hoca diye hitap ediyor. “Senin inandığın Allah’a inanırsam Valhalla’ya gitme ihtimalimi kaybederim.” Ateistin mesajı… Valhalla ne biliyor musun, valhalla? İskandinav ülkelerindeki insanların… Bu Norveç İsveç filan var ya, bunlar İskandinav insanı. Bunların geçmiş dönemdeki tanrıları… Valhalla bunların cenneti. Bizde nasıl cennet var, cehennem var. Bunların da cenneti Valhalla. İskandinav cenneti… Onların tanrıları falan var. İşte Odin’di Thor’du falan. Filmlerde bunları görüyorsun zaten. Ateistin dediği lafa bak! Ben senin Allah’ına inanırsam diyor Valhalla’ya gidemem. E sen de bir dine inanıyorsun işte. Batıl bir dine inanıyorsun. Madem batıl bir dine, saçma bir dine inanmak senin için normal. Bunu yapabiliyorsun, gel hak dine inan. Kurtar kendini, kurtar ebedi hayatını. Ama yok, kolayına geliyor. Valhallaya gitmek için içkiyi bırakmak zorunda değilim, namaza başlamak zorunda değilim. Zekâttı, sadakaydı falan hacca gitmek yok böyle bir şey, diyor. Sohbet meclisleri, ilim meclisleri yok. Kitap okumak, gerek yok. Her şey serbest, Valhalla’dasın! Vallaha sen cehenneme gideceksin. Valhalla falan değil, vallaha. Bu kafayla gidersen cehenneme gidersin, başka bir yere gidemezsin. Allah bu insanları kurtarsın.

Kapalıydım, kocamın isteğiyle açıldım. ‘Günahı benim boynuma’ dedi!

Ablanın durumuna bakın. ”Kapalıydım, eşimin isteğiyle açıldım. ‘Günahı boynuma’ dedi.” Aynı fetva, Fatih abinin tarikatından. Allah aşkına yapmayın bunu ya. Ne demek günahı boynuma ya? Böyle bir şey yok! Uydurmuşsunuz! Uyduruk! Soru: ”Hocam hayırlı akşamlar, benim bir sorum olacaktı. Ben Kur’an’ı hatmettim defalarca ve kapalıydım.” ”Eşim evlenince açtırdı, kapalı olmamı istemedi.” Bir kere burdan abla çaktı. Sen bu kadınla nasıl evlendin? Kapalı mıydı açık mıydı bu kadın? Kapalıydı. Sen bu kadını açamazsın! Kadın da imanı, itikadı kuvvetli olsaydı ne diyecekti beyine: ”Sen ne yapıyorsun? Ben, Allah’ın emriyle seninle evlendim.” ”Sen beni öyle beğendin. Ne demek açıl?” Zayıf olduğu için iradesi, kolayına da geldiği için… Yazın da sıcakta açık gezmek mi daha kolay gelir kadınlara, kapalı gezmek mi daha kolay gelir? Kolayına da geldiği için suyuna gitmiş. ”Ben ise halen daha kabir azabı ve Mahşer Günü dedim. Ne yapacağım hocam?” O bana dedi ki günahı benim boynuma, ben dedim ki kabir azabı var Mahşer Günü var. Ne yapacağım hocam? ”Eşim, ben günaha giriyorum sen değil.” dedi. Var mı böyle bir şey? Uyduruk! Yeni bir uydurma, yeni bir fetva. Günaha giren benim diyor, sen değilsin diyor. ”Ben de benim bedenim yanacak, ben kendim acı çekeceğim diyorum.” ”Yok öyle şey ben çekerim acıyı diyor.” Cehennem’e girerim üç beş sene çıkarım diyor. Çok basit, çok kolay bir şey yani bu(!) Girip çıkacağım… Nasıl görüyorlarsa artık Cehennem’i… Hollywood filminden seyredersen Cehennem’i, girip çıkılacak bir yer olarak görürsün. Hollywood’da görüyor, süper kahraman şeytan, Cehennem’e giriyor çıkıyor, kızlarla görüşüyor… Bazen Cehennem’dekini çıkartıyor, Dünya’ya getiriyor biraz takılıyorlar tekrar Cehennem’e gidiyorlar(!) Orası da böyle Cennet’in biraz daha karanlık ortamı(!) Bunu görünce Müslüman ne diyor: ”Ya girer çıkarız be kardeşim, bir şey değil ya.” diyor. Cehennem böyle bir yer değil siz napıyorsunuz ya ? Rasûlüllâh Aleyhisselâm, Cehennem’ i tarif ederken buyuruyor ki: ”Dünya ateşinin yetmiş derece daha üstünüdür.” Cehennem ateşi, Dünya ateşinin yetmiş derece daha üstünüdür. Böyle bir ateşe gideceksin ve diyorsun ki: ”Girer çıkarız ya.” ”Hocam burada en büyük günaha kim giriyor?” Şimdi abla son kelimesinde diyor ki iki taraf da günaha giriyor ama en büyük günaha kim giriyor? Cevap: Selamun aleyküm. Ayet-i Kerime ile girdik. ”Hiçbir günahkar başka bir günahkarın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse bir başkasını, günahını yüklenmeye çağırırsa ondan hiçbir şey yüklenilmez. Çağırdığı kimse yakını dahi olsa.” (Fâtır 18) Birisi gelse dese ki: ”Ben senin günahlarını üstüme yüklendim.” Allah Teâlâ diyor ki, kabul olur mu olmaz mı? Olmaz… Koca ne diyor şimdi karısına: ”Ben senin günahlarını yüklendim.” diyor, bu konuda. ”Sen korkma.” diyor. ”Devam et, açık gez.” Ben seninle hava atacağım etrafımdaki insanlara diyor. Kadın ne diyecek burada? Bu Ayet-i Kerime’yi söyleyeceksin. Napıyorsun ya, kimse kimsenin günahını alamaz. Kocanız hiç bir ilme dayanmadan, hevai bir istekle dini bir hüküm vermiş ve hiç hakkı olmadığı halde, örtülüyken açılmanızı emrederek büyük bir günah işlemiştir. İslam’da, ana babaya ve kocaya itaat esastır. Lakin bir şartla ki, dinin koyduğu sınırları çiğnemiyorlarsa… Anaya itaat, babaya itaat, kocaya itaat bizim için en önemli üç esastır. Müslümanlar! Bir tek şart var, Allah’ın hükmünü çiğnemeyecekler. O konuda, bize emir verdiği konuda, Allah’ın hükmünü çiğniyorsa itaat etmeyeceğiz. Rasûlüllâh Aleyhisselâm buyurdu: ”Allah’a isyan olan bir noktada kula itaat etmek helal değildir.” Malesef eşiniz bu sınırı çiğnemiş ve Allah’ın ‘Örtünün’ emrinin tam tersine, ‘açılacaksın’ emrini vermiştir. Burada siz de masum değilsiniz. Konuyu ilmi olarak soruşturmalı ve eşinizin hayatınızın hangi alanlarına karışabileceğini araştırmak zorundaydınız. Bu büyük örtünmeme günahının bir misli size yazılmış, lakin sizi zorladığı ve vesile olduğu için iki misli de kocanıza yazılmıştır. Kadın kurtuldu mu? Kurtulmadı… Kararı veren kadındır. Koca emri verdi, kadın direnecek! Çünkü koca, İslâm’a karşı gelmedikçe emirleri dinlenir. Burada ne diyor, Allah? Allah diyor ki: ”Örtünün!” Bu koca diyor ki: ”Hayır örtünme, ben emir veriyorum.” diyor. Kadın ne diyecek? ”Kusura bakma, bu kaşları, bu gözleri, bu elleri, bu ayakları, ey kocam bana sen vermedin.” ”Bana Allah verdi, ben seni dinlemem. Bu konuda bana karışamazsın.” Bir an evvel tövbe etmenizi ve her ikinizin de Allah’a itaat etmenizi tavsiye ederim. Size bu yaşamı veren ne babanız ne de kocanızdır. Şu halde Allah’ı dinleyin: “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar…” (Nur 31) 1) Yüz ve eller hariç, ziynetlerini kimseye göstermesinler. Kadınların ziynet yeri neresi? Bileklerinde bilezikler, kulaklarında küpeler, boyunlarında gerdanlıklar. Buralara ziynet yeri denir. Ziynet yerlerini kimseye göstermesinler ayeti geldiği anda iki tane kayıt koymuş: Yüzü açık, elleri açık. Burası mahrem bölge değil, açabilir. Bunların dışındaki bütün ziynetlerini kapatacaksın, bir! İkincisi, nasıl kapatacağız? Nasıl kapatacağız? Allah, bunun da açıklamasını şöyle yapmış: ”Başörtülerini yakalarının, göğüslerinin üzerine örtsünler.” Açık mı ayet? Ayet açık. Ayetler bu kadar açıkken Müslüman abla, Müslüman abla bana mesaj yolluyor. ”Hocam ben Kur’an’ın mealini iki defa okudum. Kura’an’ın mealinde başörtüsü emri diye bir emir görmedim. Sen yalan söylüyorsun.” Hadi Kerem Hoca yalancı(!) 14 asırdan beri gelmiş olan binlerce, onbinlerce Ehl-i Sünnet Alimi, Peygamber, sahabeler bunların hepsi yalancı mı? Karşındaki insanı sevmiyor olabilirsin, kin bile güdebilirsin. Kirli kalp var temiz kalp var. Kalbin kirlenmiş, şeytan ve nefis devamlı kinini artırmaya çalışıyor. Olabilir, bize kinlenmiş olabilirsin. Ama beni inkar ederken hangi ayetleri ve hangi silsileyi inkar ettiğini düşünmen lazım. 14 asırdan beri gelmiş olan bir din var. Ben dün gelmiş bir dini anlatmıyorum, 50 yıllık bir din anlatan sahte hocalar gibi… Benim anlattığım din, 14 asırlık din: İslâm! Ben İslâm’ ı anlatıyorum. Ve sen diyorsun ki: ”Ben iki defa okudum bu Kitabı, ben başörtüsü emrine… Öyle bir ayet görmedim.” Sen bu Kitabın aslını değil mealini okursan, tefsirini değil, tahrif eden hocadan okursan… Hocanın mealini almışsın 50 ₺’ye, hocan mealinde diyor ki: ”Buradaki, başlarını örtün emri, ahlaklı olun anlamındadır.” Bir tevil yapıyor senin de hoşuna gidiyor. Ben öyle bir şey görmedim diyorsun. Allah Teâlâ başörtülerini yakalarının üzerine örtsünler demiyor mu? Kur’an’daki bu ayette geçen baş örtüsü arapça hangi kelimedir? “Hımâr (خمار)” ‘dır, Başı örten demektir hımâr (خمار). Sen bu kelimeyi biliyor musun? Yok ben bilmiyorum. Zaten mealistlerin en önemli özelliği: Kur’an’ı Arapça okuyamıyorlar. Meal okuyabiliyorlar. Sadece Türkçe meal okuyor, tefsiri okusa yine daha az hata yapar. Tefsir de okumuyorlar. Meal okuyor ve bu abla gibi hüküm veriyorlar. Kur’an’da başörtüsü emri yok dediğin zaman ne olur? Elfâz-ı küfürdür. Bu ayeti inkar ettin, Rasûlüllâh’ı inkar ettin! Sallallâhu Aleyhi ve Sellem. Yine Kur’an’da içkiye ne denir, içkiye? (ﺧﻤﺮ) Hamr Ne demektir ” (ﺧﻤﺮ) Hamr ” Arapça’ da? Aklı örten demektir. İçkiye ” (ﺧﻤﺮ) Hamr ” denmesinin sebebi içildiği zaman aklı örtüyor ve o insan düşünmesi gereken şeyleri düşünememeye başlıyor. Çok güzel cümle kuran bir adam, içki içtiği zaman takılmaya başlıyor. Cümle kuramıyor. İçki aklı örter. Kullanılan kelime ne? ” (ﺧﻤﺮ) Hamr ” . Başörtüsünde kullanılan kelime ne? “Hımâr (خمار) ” . Başı örten. Kur’an’da var ama sen istemiyorsun. Yaşamak istemediğin için kaçıyorsun abla, böyle yapma.

Nasuh tövbesi yapınca bu günahı hiç işlemedim diyebilir miyim?

İki hafta önce bir sual geldi. Hem suali nakledeceğim hem de yazdığım cevabı nakledeceğim inşa’Allah. Nasuh tövbesi ile alakalı, çok önemli. “Selamun aleykum hocam. Bir sorum var. İnsan geçmişinde bir günah işleyip tövbe-i nasuh yaptıysa ve ona sorarlarsa “bu günahı işledin mi?” diye. O kişi de hayır yapmadım derse yalan söylemiş olur mu?” Şimdi, geçmişte büyük bir günah işlemiş. Diyelim ki içki içti, diyelim ki zina yaptı. Arkadaşı da geldi. Dedi ki: “Kardeşim, sen böyle bir günah işledin mi?” Ama bu adam da nasuh tövbesi yapmış. Geri dönmemelisin. Bir daha işlemeyeceksin. Arkadaşı geldi, dedi ki: “Sen böyle bir günah işledin mi işlemedin mi?” Adam bunu soruyor. “Bir insan tövbe ederse hiç yapmamış gibi olur deniliyor hocam. Bir de zorla ikna edildiyse bir kişi bir günaha, o zaman şahitler olmuş oluyor. O kişi tövbe-i nasuh ederse durum yine aynı mıdır? Yapmadım diyebilir mi?” Yani gizlemek istiyor. Açıklamak istemiyor. Cevap: “Ve aleykum selam. “Günahlarından tövbe eden kimse hiç günah işlememiş gibidir.” Efendimiz Aleyhisselam. Nasuh tövbesi yapmış olan bir kişinin geçmiş günahları affolunur.” Sıfır olur kardeşler. Nasuh tövbesi demek nesh eden tövbe demektir. Geçmişi sıfırlamış olursun. Tarikata girdiği zaman bir adam ne deniyor ona? “Kardeşim sen bu Allah yolundan Mevla’ya ve Peygamberimize daha çok yaklaşmak istiyor musun? İstihare namazı kılacaksın. İstihare namazının sonucunda güzel bir işaret görürsen senin nasibin bu yoldan demektir. Bir tövbe yapacaksın Allah’ın huzurunda. Bu tövbeye nasuh tövbesi denir.” Yani “otuz yaşına geldim Allah’ım. Birçok günahım oldu. Bu günahların tamamına tövbe ediyorum. Nasuh tövbesi yapıyorum.” Bu tövbe ne olmuş oluyor? Nesh ediyor. Geçmişteki bütün günahlarını temizliyor. Eğer bir daha işlemezsen. Şart budur. Bir daha işlemeyeceksin. “Ancak şu günahı işledin mi diye soran kişiye işlemedim demek de yalan olur ki yalanla iman bir arada bulunmaz.” Şimdi de kardeş sana geldi. Sen de tövbe ettin bu Allah yolunda. O günahı işledin mi? İşledin. Adam da sana geldi. “Ya sen geçmişte böyle bir günah işlemiş miydin?” Ne diyeceksin sen? İşledim desen ne olur? Şahit tutmuş oluyorsun. İslam’da yasaktır şahit tutmak, gizleyeceksin. İşlemedim desen ne olur? Yalancı olmuş olursun. Ne yapacaksın? “Geçmişte bazı günahlarım oldu Allah beni affetsin. Tövbemi de yaptım. Bir daha işlemeyeceğim.” Ama şu günahı işledim demeyeceksin. Nokta atışı yapmayacaksın. Kendinle alakalı sırrı vermeyeceksin. Allah’ta kalsın o. Ben bu günahı işledim deme. “Tövbe ettim bütün günahlarıma. Geçmişime tövbe ettim.” de. Devam edeyim. “Evet o günahı işledim dese bu kez soruyu soranı şahit tutmuş olur ki insanları işlediğimiz günahlara şahit tutmak da caiz değildir.” Şahit tuttuğun zaman affedilmiyor. Gizli işlediğin bir günahı, şahit tuttuğun zaman affedilmiyor. Ne yapacaksın? Gizli mi işledin, gizli kalacak. “Ben de kalacak. Kimseyi şahit tutmayacağım. Allah’ıma tövbe edeceğim. Rabbim beni affetsin.” Böyle diyeceksin. “Bu soruyu soran kişiye şu söylenebilir: “Geçmişte çok günahlarım oldu. Ama ben nasuh tövbesi yaptım ve Rabbimin beni affettiğini ümit ediyor, önüme bakıyorum.” Ne dememiz gerekiyor? Hepimizin geçmişte günahları var. Biz peygamber değiliz. Âliminden, velisine masum olan yoktur, korunmuş olan yoktur. Hepsi günah işleyebilir. Bu payları vardır. Ee… İşlediği bazı günahlar; bu günahlar gizli olabilir, açık olabilir. Açık olanda şahit bırakmışsa tövbe ettiğini söyleyecek. “Ben bu günaha tövbe ettim ve bir daha işlememeye kast ettim.” Gizliyse açıklamayacak. En sağlam sırlı arkadaşınızı düşünün kardeşler. En sırlı dostunuz, ahiret kardeşiniz. Bu adam sana geldi, dedi ki: “Kardeşim, bana işlediğin büyük bir günahı söyler misin? Ben de sana bir sırrımı vereceğim.” Söyleyebilir misin İslam’a göre? Söyleyemezsin, şahit tutmuş oluyorsun. “Kardeşim, senin de günahların var benim de günahlarım var. Ama bu gizli işlediğim günahlardandır, ben tövbe ettim. O defterleri açma. Biz o defterleri sildik. İnşa’Âllah Rabbim de silmiştir.” Bunu diyeceksin kardeşim.

Cehennemde en hafif azap gören kişi… – Allah’ı memnun et, insanları değil!

Enes radiyallahu anh rivayet ediyor: “Resulullah Aleyhisselam buyurdu ki; “Allah Teala Hazretleri, azabı en hafif olan cehennemliğe şöyle der.” Bakın şimdi, mahşer gününden bir sahneyi bize kim getiriyor? Muhammed Aleyhisselam. Mahşer gününden birçok sahneyi gören kişi. Sadece o gördü, biz görmedik. Şimdi biz hayatı boyunca yalan söylememiş olan insandan (sallallahu aleyhi ve sellem) bir sahneyi göreceğiz. Azabı en hafif olan cehennemliğe şöyle der… Cehenneme insanlar gitmişler, orada bir tane adamdan bahsediyor. En hafif olan kişi. Başka hadisinde bunu nasıl anlatıyor? Cehennemde azabı en hafif olan, ayakları çıplaktır. Bir kaynar suyun içindedir. Ateş onu yakmıyor. Kaynar su bacaklarını devamlı yakıyor. Kulaklarından ve başının üzerinden buhar çıkar. Onun göreceği azap devamlı budur. Cehennemdeki en hafif azap budur! Şimdi o adama, Allah Teala Hazretleri bir soru soruyor. “Eğer Dünya her şeyiyle senin olsaydı; şu azaptan kurtulmaya bedel, fidye olarak verir miydin?” diye soracak. Adamın, hepimizin Dünya’da sahip olduğunu düşündüğü bazı şeyler var. Halbuki bizlerin tamamı emanetçidir. Hiçbir şeyimizin sahibi değiliz. Delilim nedir? Delilim; kabre girdiği zaman playstationunu yanına alan varsa, sahibisin diyebilirsin. Var mı aranızda bir akrabanız konuk, amcaoğlu hala kızı? Xbox yanına alabilen? Yok. Kabirde Assassin’s Creed oynayamazsın kardeş! Öyle bir şey yok. Oraya çıplak elle gideceksin, çıplak bedenle gideceksin. Bir kefenle… Üzerine hiçbir işleme yapamayacağın, hiçbir enteresanlık serdedemeyeceğin. Ben daha fazla para vereyim, daha güzel bir kumaştan olsun diyemeyeceğin bir kefen. Parçalanacak bu. Solucanlar gelecek, akrepler gelecek parçalayacak. Kanuni Sultan Süleyman, atamız. Allah ondan razı olsun. Amin. Ne diyor? Bak hiç kimsenin adetinde olmayan bir şey söylüyor. “Ben vefat ettiğim zaman” diyor. “Ey Şeyhülislamlar! Vasiyetimdir. Vefat ettiğim zaman sağ elimi tabutumdan dışarı çıkartın, kabre gidinceye kadar sağ elim tabutumdan dışarda olsun.” Neden? Bütün insanlar görsünler ki, koca Sultan dünyaya hükmetmiş. Bütün süper güçlere emirler yağdırmış Sultan, çıplak elle gidiyor. Hiçbir şey götüremiyor, herkes görsün! Şu verdiği misale bak! Şu verdiği örneğe bak! Allah senden razı olsun. Amin. Böyle atalarımız var bizim, böyle büyüklerimiz var. Bunlardan kopartmaya çalışıyorlar bizi. Şimdi, herkesin sahip olduğunu düşündüğü şeyler var. Allahu Teala diyor ki: “O Dünya’da sahip olduğun şeyler var ya, onların hepsini senden istesem.” Onları da bir tarafa bırak. Dünya’nın tamamına sen sahip olsaydın, Dünya’da bu mümkün değildir. Bizim gibi sıradan insanlara bu olmayacak. Dört kişiye oldu. İkisi kafir, ikisi Müslüman. Beşincisi Hz. Mehdi olacak. Efendimiz Aleyhisselamın soyundan gelecek olan kişi. Dünya’ya hakim olacak, kısa bir dönem. Sonra tekrar İslam’ın gerilemesi ve vefat etmiş olacak. Şimdi, Dünya’nın tamamına sahip olsaydın ve sana deseydim ki: “Fidye olarak şu cehennemden çıkarmak için bana verir misin?” Verir misin, vermez misin? Allah’ın kuluna soracağı soru bu. Devam ediyor Resulullah Aleyhisselam. Adam, “Evet” diyecek. Rab Teala bunun üzerine: “Sen daha Adem’in sülbünde iken, ben senden bundan daha hafifini istemiş, bana hiçbir şeyi ortak kılma da, seni ateşe sokmayayım. Cennete koyayım, demiştim.” “Sen buna yanaşmadın, şirke girdin.” Diyecek. Buhari, Müslim Hadisi. Bakın, çok hafif bir şey istedim diyor senden. Nerede istemiş? Daha Adem’in sülbünde iken. Daha Dünya’ya gelmemişsin. Adem’in sülbünde, Adem’in bedeninde yumurta halindesin, sperm halindesin. Ruhlar aleminde ben seni yarattım ama daha Dünya’ya göndermedim. Ve ben sana orada seslendim. Dedim ki: “Bana hiçbir şeyi ortak koşma!” “Hocam, namaz kılacağım ama patronum bana müsaade etmiyor.” Deme! Ortak koştun, patronu ortak koştun! Yapma bunu! Senin rızkını patron vermiyor, Müslüman. “Hocam, sakal bırakacağım ama hanım bana müsaade etmiyor.” Yapma bunu! Hanımı dine ortak koşma! Sakalı bırakmak zorundasın, az bile olsa bu sakal olacak. “Hocam, ben hacca gideceğim ama dedem müsaade etmiyor. Daha çok erkenmiş, yaşım 40.” Ya mezara gireceksin! 40 yaş mezar demektir. Bitti artık. Tepeden aşağıya gidiyorsun. 30 olduk mu neredeyiz? Dağın tepesine çıktık. 31 oldun mu, tepeden aşağıya gidiyorsun. Artık ölüme doğru koşturuyorsun. Tepeden aşağıya iniş, tepeye doğru çıkıştan daha hızlı gider, haberiniz olsun. Mesela şuan da ne diyor hepiniz? Hocam, benim yaşım yirmi, çok hızlı geçti. Bir anda geçti. Hocam, benim yaşım kırk. Nasıl geçti anlamadım. Bundan sonrası inşaallah daha ağır geçer. Tam aksi. Bundan sonrası daha da hızlı geçecek. Bir bakacaksın, Azrail’i bekliyorsun. Yatak odanda. “Hanım bir çay yap.” diyorsun. Ama bir anda Azrail geliyor içeriden. Çay beklerken Azrail geliyor. Kardeşler, bu böyle. Sen farkında olmadan gelecek. Ölüm kıyamet gibidir. Bir anda gelecek. Zaten hadis-i şerifte ne buyuruyor; “Ölüm, küçük kıyamettir.” Her kimsenin küçük kıyameti ölümdür. Şimdi, Allah Teala Hazretleri diyor ki; “Çok ufak bir şey istedim ben senden.” “Bana ortak koşma!” Sana dine dair verdiğim emirlerde, insanları ortak yapma. Şu şöyle der mi, bu böyle der mi? Deme! Size hayatın mutlu olma sırrını söyleyeyim mi kardeşler? Allah ne der, diye bakın! İnsanlar ne der, diye bakmayın! Ya sohbet yapıyoruz, çok tepki alır mıyız? Vehhabi ne der, Şii ne der? Modernist ne der, insanlar beni düşman bellemesin. Çok düşman edinirim. Konu komşu ne der? Bu kadar genç sohbetimize geliyor, soruşturma başlamasın hakkımızda, bizi içeriye almasınlar. Düşünme insanları. Sen Allah’ın dinine hizmet et. Bırak Allah ne istiyorsa o olsun. Korkma! Resulullah Aleyhisselam bilmez miydi, bütün Mekke tarafından sevilmeyi? Bütün Mekke Resulullah’ı seviyor. Aşıklar Resulullah’a. Ama “Davayı açıkla!” emri geldi. Ben bu Mekke’nin ve tüm kainatın hakimiyim, Allahım. Benim Allahlığımı açıklayacaksın. Kimseyi bana ortak koşmayacaklar. Şimdi, Resulullah şunu diyebilir mi, şöyle bir hakkı var mı? “Ben bunu yapamam, ya Rabbi.” diyebilir mi? Diyemez, derse emri çiğnemiş olur. Asilerden olur. Şu hitaba muhattap olur, Allah’ın Kur’an’da ki şu hitabına muhattap olur: “Benim emrimden çok ufak bir şekilde ayrılırsan, benim sana emrettiğim şeyleri insanlara aktarmazsan, senin şah damarını keserim.” Bu hitap kime? Dünya’da Allah’ın en sevdiği insana, Muhammed Aleyhisselama yaptığı bir tehdittir bu. Birebir aktarmazsan, benim sana söylediğim şeyleri insanlara aktarmazsan, senin şah damarını keserim. Yaşatmam diyor, Allahu Teala. Ne yapacak Muhammed Aleyhisselam? Ya bu kadar insan bana düşman olmasın, dur anlatmayayım. Yapamazsın bunu! Sen de Muhammed Aleyhisselamın ümmetisin. Allah’ın yeryüzündeki halifelerinden bir halifesin Müslüman. Bu İslam’ı insanlara anlatmak zorundasın! Mutlu olmak istiyorsan, insanlar benim hakkımda ne der, deme! İnsanların reytingine bakma! Sen Allah’ın reytingine bak! Allah’ın reytingine bakanlar mutlu yaşarlar, mutlu olurlar. Bir sürü cahil cühela sizi eleştirir. Siz neye bakacaksınız? Benim yaptığım bu hizmetle iki tane adam namaza başlamış mı? Başladı, başarılıyım. Bitti! Benim futbol takımım sene sonunda şampiyon oluyor mu? Üç seneden beri benim tuttuğum takım şampiyon oluyor. Efendim teknik direktörü böyleymiş, oyuncularla arası iyi değilmiş. Oyuncular çok kibirliymiş. Çok fazla para veriliyormuş. Bunların hepsi laf-ı güzaf, boş iş. Kim şampiyon oldu? Yirmi sene sonra neyi sorarlar? -Kim şampiyon oldu? Bu takım şampiyon oldu. Demek ki başarılı. Müslüman, bizim başarı ölçümüz nedir? Bir Müslümana içkiyi bıraktırabildin mi, sen şampiyonsun. Bir Müslümanı ilim meclisine alıştırdın mı, şampiyonsun sen. İnsanların ne dediğine bakma. Bir Müslümanı günde bir vakit namaza, bak beş vakit demiyorum. Beş vakite başlangıç, bir vakitte olur. Bir vakit namaza başlattın mı, sen şampiyonsun. İnsanlar ne der bakma. İnsanları tatmin edemezsin. Bak yine külli bir kaide söyleyeyim: Ne yaparsanız yapın, şu Dünya’da havaya uçun, ağzınız ile kuş tutun. Parenda atın havada böyle parenda atın… İnsanları tatmin edemeyeceksiniz. Muhakkak sizden memnun olmayacak olan birileri çıkacak, muhakkak. Allah’ın koyduğu sistem böyledir. Kimi tatmin edelim biz? Eğer bana bu gözleri veren, bu aklı veren, şuraya gelme kabiliyetini ve istediğini veren insan olsa, insana tapacağız. Ama insan veremedi. İnsan kendi burun akıntısını gideremiyor. Bana hayat mı verecek? Bana bunları Allah verdiği ise ben kime tapacağım? Allah’a tapacağım! İşte Allah Teala bu hadis-i şerifte, o kula bunu söylüyor. Çok ufak bir şey istedim, bana hiçbir şeyi ortak koşma. Hiçbir insanın istediğini benim istediğimin önüne geçirme! Ben senden bunu istedim, ey kulum! Ama maalesef, üzülerek görüyorsun. Büyük çoğunluk, büyük yığınlar insanların isteğini Allah’ın isteğinin önüne koymuş. Bakın şu anda sohbete yüz tane genç gelmiş. Ama şu anda kahvelerde, üç yüz beş yüz tane yığın var, yığın… Küfür ede ede kağıtları önüne koyuyorlar. O taşları diziyorlar, küfür ede ede… Taş çalıyorlar, bilmem ne yapıyorlar. Plan kuruyorlar, kaş göz işareti yapıyorlar. -Şşşt çaldım ordan taşı. Tamam diyor, tostları buna giydirdik. İddialı oynuyorlar ya, hem kumar. Şimdi orda puanlar var, puanları kim daha fazla alırsa diğeri kaybediyor, çayları ona ödetiyorlar. Bunun adı nedir İslam’da? Biri kaybedip, diğeri kazanıyorsa kumardır. Yani haramdır! Orada oyun oynuyor, eğleniyor. Şeytanlar içeride. Beş yüz tane adam var, beş yüz tane de şeytan var. “Ne süper bir alem burası, böyle güzel bir dergah olur mu?” diyor şeytanlar. “Yiyin, için, eğlenin.” diyor. Çaylar sol elle içiliyor, küfürler gırla, gıybet gırla… Taşları dizerken, mahalledeki sohbete giden gençleri aşağılıyorlar. “Bizim mahallede İsmail var, takmış kafayı altı aydan beri sohbetlere gidiyor, hacı hoca olmuş.” “Bir de sakal bırakmış, dengesiz bu ya. Yirmi yaşında namaza mı başlanır kardeşim?” Hem kahvede, hem şeytanın hizmetinde, hem de onu aşağılıyor. Şimdi, ey insan! Sen bu ahmak adamın, hayatını kahveye adamış olan bu ahmak adamın sözüne mi bakman lazım? Onun rızasını mı alman lazım? Yoksa sana ebedi cenneti vaad eden, sonsuz bir hayatı vaad eden Allah’ın rızasının peşinde mi olman lazım? Senin kimin peşinde olman lazım, ey insan? Allah Teala Hazretleri bizi aldananlardan, kananlardan etmesin! Amin ya Muin. “Allah yaptığınız amelleri bilir.” Ne yaptın, ne ettin. Hepsini bilir. Hepsi kitaplarda yazılıdır. Yanımızdaki o melekler devamlı, sabah akşam yazıyor. Bugün kaç tane hastaya baktın. Yirmi tane hastaya baktım. Allah rızası için yaptıysan, vatana millet sevdası niyetiyle yaptıysan, yirmi hastanın sevabı sana yazıldı. Hocam bu zaten benim işim, ben bundan para kazanıyorum. Sen niyetini para kazanmak yapma. Sen niyetini dünya kariyeri yapma! Sen niyetini Müslümanlara hizmet yaptın mı, hem para kazanacaksın, hem doktorluk vazifeni yerine getireceksin, hem de sevap kazanacaksın. Bu iş bu kadar güzel bir şeydir. Niyeti düzelt, Allah her şeyini düzeltir.

Neden şeriat? – Fabrikada patron kimse, kuralları o koyar!

Neden Allah’ın sistemi olmak zorunda? Çünkü bu dünya denilen fabrikanın sahibi, patronu Allah Teala. Sahip, patron kimse kuralları o belirler, kuralları o koyar. Bir örnekle yakınlaştıracağım inşallah. Bulunduğunuz mahallede çok geniş bir alan kazıldı. Bir zengin geldi Ankara’dan, oraya bir tane fabrika dikti. Fabrikanın içine beş yüz tane işçi aradığını beyan etti gazetelerde, reklamlarda. İşçileri buldu, makinalara dizdi fabrikayı açtı. Sorum şu: Bu fabrikada emir koyma yetkisine sahip olan kişi kimdir? İşçi midir, ustabaşı mıdır, müdür müdür, patron mudur? Kimdir? Yatırımı kim yaptı, o fabrikayı kim kurdu, sermayeden kim harcadı kim kullandı? Patron. O iş yerinde emri patron verir. “Ey işçi, işçi kardeşim, elemanım, sabah saat sekiz buçukta geleceksin! Saat on bir buçukta çay paydosu sonra tekrar iş, saat birde yemek paydosu, ikide geleceksin. Saat dörtte çay paydosu, akşam yedide paydos. “Benim çalışma sistemim bu, kuralı böyle koydum. İstiyorsan gel, istemiyorsan gelme.” İşçi burada patrona şunu diyebilir mi? “Ben çay paydoslarını istemem. Akşam yedi bana geç, her akşam halı saha maçım var. Saat beşte çıkarım.” İşçi bunu diyebilir mi? Patrona bunu derse patron işçinin suratına tükürür. Haydi kardeşim başka kapıya, der. İşçi bunu diyemez! İşte, ben hem işçiyim hem Müslüman’ım hem de şeriatı istemiyorum diyen bir adam, patronlar patronu olan Allah Teala’ya bunu demiş olur. Kuralları ben belirlemek istiyorum. Sen kural belirleyici olamazsın, sen kurallara uyucu olabilirsin. Bir futbolcu düşünün. Her şeyin bir kuralı olduğu gibi, her işin bir kuralı olduğu gibi futbol denilen bu sporun da bazı kuralları var. Bir futbolcu düşünün, futbolcu söyle diyor: “Ben ayakla gol atmak istemiyorum, ben elle atmak istiyorum ya.” Kardeşim, kural bu değil. Bu futbol denilen mekanizmayı, sporu ortaya koydukları zaman kural ayak topu demektir futbol. Burada İngilizce dersine başlattırmayın beni kardeşler. Ayak, top; foot, ball. Sen kuralı kendin belirleyemezsin. Elinle topu alıp da kaleye doğru koşamazsın bu Amerikan futbolu değil, İngiliz futbolu bu. Dolayısıyla Müslümansan kurallara uyacaksın, Allah’ın verdiği hükümlere uyacaksın. Her Müslüman’ın önüne çizilmiş sınırları vardır. Zina yasak, içki yasak, kumar yasak. Bu yasaklamaların cezasını bu dünyada çekmezsek ahirette çekiceğiz.

Bir kızdan zina teklifi aldım… / Kerem Önder

Böyle iş olur mu? Allah-u Teala bize bunu yasakladı mı? Yasakladı! Öyle bir yasaklayış ki bu… Kuran’ın deyimi ile: “Vela tekrabu zina!” “Zinaya yaklaşmayın!” Bak, Mevla Teala yapmayın demiyor. Yaklaşmayın! Hissettiğiniz anda, bulunduğunuz bir ortamda, zina olma ihtimali ortaya çıktığı anda; kaçabilecek en ücra köşeye kaçın. Hissettiğiniz anda kendinizi kurtarın! Allah bizi böyle sakındırıyor. Yaşadığım bir olayı anlatayım; inşallah ibret olur. Askerlik yaptığım yer İslamiyet konusunda biraz zayıf bir yerdi. Zinanın çok kolay işlendiği bir yerdi, o belde. Bir gün çay içiyordum, bir telefon geldi. Telefon kulübesine beni çağırdılar, gittim. “Muhtemel bir akrabamdır” dedim. Yahut bir arkadaşım telefon açmıştır. Telefonu bir aldım, bir bayan. Dedi ki: “Siz şu arabayı kullanan kişi misiniz?” “Evet” dedim, benim. “Ben sizi gördüm ve çok beğendim, haftasonu çıktığınızda buluşabilir miyiz?” Elim ayağım titremeye başladı. Rabbime hamd olsun, o güne kadar ne bir zina, ne bir içki, ne bir kumar… Büyük günahlardan Rabbim beni korudu. Çok şükür. İnşallah bundan sonra da olmaz. Amin. Şimdi orada ne oldu? Bir teklif geldi, zina teklifi… Dışarıya çıkmak ne demek? Ya birinci buluşmamda ya ikinci buluşmamda ben bu zinayı kesin yapacağım. Çünkü ortam bu. Bütün askerler dışarıya çıkıyor ve bozuk insanlarla beraber oluyor, zina yapıyorlar. Gelince de anlatıyorlar. Övüne övüne; Allah’a nasıl isyan ettiklerini anlatıyorlar. Biz hep bunları gördük. Böyle bir teklif geldi. Korkmaya başladım, titredim. Ve şöyle dedim, yalan attım, “Hanımefendi ben evliyim, üç tane de çocuğum var.” O zaman bekardım. Ama beni bir daha rahatsız etmesin diye, bir daha beni kandırma yoluna gitmesin diye yalan attım. Allah beni affetsin! Amin. “Ben evliyim hanımefendi, üç tane de çocuğum var.” Cevap: “Yasak aşkın heyecanı farklı olur.” Dedim ki: “Allah senin belanı versin!” Telefonu yüzüne kapattım. Bela okudum. Normalde Müslüman’ın Müslüman’a bela okuması sıkıntılıdır, iyi değildir ama karşı taraf Müslüman gibi değil. Şeytan gibi… Şeytanın kadın kılığına girmiş hali. Çağırıyor yani… Kelimenin hikmetli durumuna bak! Ne kadar derin bir cümle; “Yasak aşktaki heyecan farklı olur.” Vay be! Beddua ettim, suratına telefonu kapattım. Rabbime hamdolsun, bir daha beni hiç rahatsız etmediler. Muhtemel diğer arkadaşlarıyla da konuşmuştur, “Buna bulaşmayın, bu dengesiz.” demiştir. Bir daha beni kimse aramadı, çok şükür. Elhamdülillah , büyük bir titizlikle ve özenle koruduğum namusumu bugüne kadar korumak nasip oldu, çok şükür. Rabbim bundan sonra bozmayı nasip etmesin. Amin. Kardeşler! Neden böyle davrandım? “Hocam, ne olurdu ya gitseydin, bir iki çay içeceksin, gezeceksin. İşte bir sarılma, çay içme, ondan sonra son bir öpüşme, geri gelme. Başka bir şey olmazdı hocam.” “Sen iman ehli bir adamsın, hocam.” O zaman da sohbet veriyordum hala. 17-18 sene oldu sohbet vermeye başlayalı. Hala sohbet veriyordum. “Sen ilim sahibi bir adamsın, hocam.” “Seni kandıramazdı, hocam.” Geç onları, geç onları… Kur’an, zina yapmayın demiyor. “Vela takrabu zina!” diyor. “Zinaya yaklaşmayın!” diyor. Efendimiz Aleyhisselam’la teyit edeyim. Allah’ın Peygamberi buyurdu: “Sizden kimse ben zina etmem demesin. Ben Allah’ın izni ile zinadan kaçarım, desin.” Bak bak, hadise bak hadise! Alim, hoca, hacı, hafız… Sizden kimse ben zina etmem demesin! Öyle bir pozisyon olur, öyle bir durum olur ki; kilitlenir, kalırsın. Ben Allah’ın izni ile kaçarım desin. Dolayısıyla öyle bir durum olduğunu hissettiğin anda ortamdan kaçacaksın. Aptal rolü oynayacaksın, deli rolü oynayacaksın. Kaçacaksın! Ve imanını kurtaracaksın. Kardeşler, işte bu böyle bir iştir. Allah Teala şeriatında, hükümlerinde bize bir şeyi yasakladı mı? Kesin onda bizim için fayda vardır.