Kaderim Yazılmışsa Benim Suçum Ne? – Kukla Mıyım?

Gerçekten Allah her şeyi biliyor mu, kader var mıdır? Ya da Allah her şeyi biliyorsa, o zaman bizim özgür irademiz var mı? Ya da kukla tabir edilen bir mesele içerisinde miyiz? Kaderi madem Allah zaten yazmış, Allah zaten kaderi yazmışsa benim burada suçum ne? Kader var mıdır, kader nedir meselesi, kaderi inkar etme meselesi ya da akla yatmama meselesi hep kaderi yanlış bilmeden geliyor. Yani kader konusu nedir? Tam olarak bilinmemesinden kaynaklı. Yoksa konuyu anlasak temeller çok net bir şekilde oturacak. Kader dediğimiz ağabey, Allah’ın geçmişte olan olayları, şu anda gerçekleşen olayları ve gelecekte gerçekleşecek olan tüm olayları bilmesine denir. Yani Allah bütün meseleleri biliyor ve bu meseleye de kader diyoruz. Yani bilgi nevinden. Peki burda işte ne geliyor akla? Şimdi Allah geleceği biliyor, her şeyi biliyor. Kafa burada zaten karışmaya başlıyor. Neden? Çünkü bilmek kavramı bizde nasıl? Zamana bağlı bir kısıt. 1 saat sonra ne olacağını biliyor musun? Bilmiyorsun. Niye? Çünkü zaman denizindeyiz bir bakıma değil mi? Zaman içerisinde olduğumuz için bilmede kısıtlama var. Ama böyle düşününce şimdi Allah için zaman olmadığı için kısıtlama söz konusu olacak mı? Elbette olmayacaktır. Peki burada o zaman nasıl o zaman kafa karışıyor? Tam işte dediğimiz gibi zaman denizinde olduğumuz için, zamansızlığı kavrayamayabiliyoruz. Mesela şöyle bir örnek versek. Diyelim ki bir insanın ilk defa denizi gördüğünü düşünelim. Şimdi bu insan denizi ilk defa gördüğünde veya suyu ilk defa gördüğünde şunu söylesek ona karmaşık gelecektir: Ya kardeşim, bu suyun içerisinde canlılar var. Yaşayabiliyor dediğimizde ne diyecektir? “Ya nasıl yaşar, suyun içerisinde nasıl nefes alacak, nasıl yaşayabilir?” diye bir zorlanacaktır. Bunu kavrayamayacaktır değil mi? Çünkü ilk defa görüyor ve onun yaşadığı ortamın farklı bir ortamında diye. Şimdi aslında bu da… Dedik ya biz de zaman denizinde olduğumuz için bunun dışında zamansızlık nasıl olur? Bu kavram biz de tam oturmuyor. Yani biraz daha mantık çıkarımı yaparsak, biraz daha farklı düşünürsek olay çok rahat oturacaktır. Mesela diyelim ki telefonu ben icat ettim. Tamam mı? Bunu bizzat tasarladım, içerisindeki programlarla beraber hepsini ben ayarladım. Şimdi bunun içinde koyduğum kurallara, özelliklere, kurgulara ben tabi olur muyum? Yani içindeki kurallar benim içinde geçerli olur mu? Elbette olmaz değil mi? Mesela tuş kilidi diye bir kural koyuyorum. Şimdi koyduğum bu tuş kilidi kuralına tıklayınca, kilitleyince ben de kilitlenir miyim böyle? Kitlenmeyiz değil mi? Böyle komik olur. Neden? Alakasız çünkü benim bunun içerisine koyduğum bir kuraldır bu. Tuş kilidi dediğim kural bunun için geçerlidir. Benimle alakası olmayan bir sistemdir. İşte aynı bu örnekte ki gibi de Allah da zaman kavramını, kainatı yaratmasıyla beraber içerisine ne yapıyor? Koyuyor. Zaman kuralı içerisine elbette Allah dahil olmayacaktır. Az önceki örnekteki gibi nasıl telefondaki özellikler benim için geçerli değil, kainata koyduğu Allah’ın kuralları da, zaman da bunun içerisinde bir kuraldır. Elbette Allah için bu geçerli olmayacaktır. Yani Allah için otomatik olarak bu kainatta işleyen zaman kuralı geçerli değildir. O zaman, zaman kuralı geçerli değilse bizim için yarın olan, bizim için 10 sene sonrası olan, Allah için olacak mı? Elbette olmayacak çünkü zaman yok. Zamanın olmadığı yerde elbette başlangıç da olmaz, son da olmaz. Demek ki bu basit bir telefon örneğiyle bile Allah’ın zamansızlığını anlayabiliyoruz. Zaman yoksa, elbette bilinmesi gayet normaldir. Kader kavramı karmaşık gelmemesi lazım. Değil mi? Zaten normal. Bilmesi gerekiyor. Biri çıkıp dese, ki bilemez. Bu sefer bunu sorgulamamız lazım. Yani nasıl bilemez? Bunun üzerinde aslında kafamızın karışması lazım. E diyeceğiz ki o zaman elbette zaman yoksa, Allah’ın da geleceği bilmesi gayet normal, gayet anlaşılır bir meseledir diyoruz. Yani ilk konu ne ağabey? Kaderin varlığı ve zamansızlık olayı. Şimdi geldik ikinci meseleye. Evet, kader var diyoruz. Tamam, mantıklı. Kaderin olması gayet akla uygun. O zaman şu an ikinci soru denk geliyor. Diyoruz ki… Değil mi? En çok popülerlerden birisi. Tamam Allah her şeyi biliyor. Benim yaşadığım, yaşayacağım her şeye hakim. “O zaman Allah her şeyi biliyorsa, o zaman burada bizim irademiz nasıl olur da söz konusu olabilir? O zaman biz kukla gibi mi yaşıyoruz Allah her şeyi biliyorsa?” gibi bir kavram gelebiliyor. Halbuki bu da çok basit bir konu. Elbette iradenin varlığını herkes çok rahat bir şekilde bilecektir. Buraya gelirken mesela birisi zorla mı getirdi sizi? Hani dayanamıyorum, geliyorum, zorundayım gibi bir şey mi oldu? Yok gayet kendi iradenizle geldiniz değil mi? Veya üzerinize giydiğiniz giysiler… Mesela sen mavi renk giymişsin. Niye? Senin iraden mi yoksa birisi… “Ağabey, yapacak bir şey yok, mavi oldu.” falan. Böyle bir şey var mı? Yok. Kendin seçtin değil mi? Hepimiz bunu çok rahat bir şekilde biliyoruz. Demek ki irade kavramı yani özgür irade kavramı herkes bunu çok rahat bir şekilde biliyor. Hatta kendimiz mantıken bildiğimiz gibi, bir de fen bilgisinde de yani fen ilimlerinde de aslında bize iradeyi söylüyorlar. Mesela biyoloji dersinde… Hiç düşündünüz mü? Bakalım bir soracağım. Fen dersinde mesela kas sisteminden bahsedilir. Düz kas, çizgili kas ve kalp kası diye ayırırlar. Derslerden hatırlarsınız. Ne deniyor peki tarif edilirken? İç organlardaki kaslara, düz kas deniliyor. İstemsiz olarak çalışan kaslardır deniliyor. Çizgili kaslar diye ayırdıkları ise, kollardaki ve bacaklardaki kaslardır deniliyor ve bunu tabir ederken ne diyorlar? İsteyerek, irade ile çalışan kaslara da, çizgili kaslar denilir diye tarif yapılıyor. Yani fen ilimlerine baktığında, mantıken baktığında, vicdanen baktığında dahi iradenin varlığı gayet açık bir şekilde vardır ve kesindir. O zaman diyeceğiz ki, irade ile kader kavramının ilişkisini biz tam oturtamamışız. Çünkü oradan kafa karışabiliyor. Peki nedir ağabey, kader dediğimiz olay? İradeyi devre dışı bırakıyor mu? Hayır. Kader dediğimiz ağabey, temelde ikiye ayrılıyor. Biri, izdırari kader. Diğeri ne ağabey? İhtiyari kader değil mi? İhtiyari kader dediğimiz, işte bizim özgür irademiz. Şu bardağı buraya koymak istiyorum, şu an su içmek istiyorum. Vazgeçtim. Bak bunlar hep ihtiyar-i kader. Yani bizim irademize bağlı. İkinci örnek ise, izdırari kader dediğimiz işte burada asıl o bizim tercihimiz dışındaki kader devreye giriyor. Nedir mesela? Bizim işte cinsiyetimiz. Erkek dünyaya gelmek değil mi? Kız dünyaya gelmek. Bunlar ızdırari kader. Bunlara bizim müdahilemiz yok. Veya işte anne-babamızı biz mi seçiyoruz? Hayır. Demek ki bunlar izdırari kader kavramına giriyor. Diğeri neydi? İhtiyari kader. Yani bizim özgürlük dediğimiz mesele, aslında ihtiyari kader kavramında gayet normal bir şekilde var. Bunu şöyle özetleyebiliriz: Mesela asansöre bindiğimizde ağabey, burada aslında iki temel bilgi var: Birincisi, asansörün yapım bilgisi. Mesela makine bilgisini, ip sisteminin kurulmasını… Bu tip olaylara bizim müdahalemiz var mı? Yok. “Asansör yapılmış işte.” diyorsun ve içeriye giriyorsun. Ve bilgin dahi çok fazla yok. Şimdi senin burada müdahalen yoktu ama müdahale nerede devreye giriyor? İşte hangi kata gideceğin orada senin iradene bağlı oluyor değil mi? Mesela +7’ye veya -7’ye gitme özellikleri sana bağlı. +7’de bir mescit var diyelim. +7’ye de basabilirsin. Ve -7’de bir kumarhane var diyelim, -7’ye de basabilirsin. Yani burada, asansörde demek ki iki temel mesele var. Birisi, asansörün yapım özellikleri, makine bilgileri. Aynı işte bu izdırari kader gibi. Allah’ın bizim seçmeden ayarladığı özelliklerimiz. Diğeri, asansörde hangi kata gideceğimiz, ihtiyari kadere örnek oluyor. Bu da bizim işte hayattaki, davranışlarımız, tercihlerimiz, yapmak istediğimiz özellikler. Zaten sorumlu olduğumuz mesele de, bu ihtiyari kader örneğinde geliyor. Yani senin bir şeyde tercih yapıp, yapmaman. Burada verdiğin tepki ne oluyor? Senin sorumluluk alanına giriyor. Yani iradeni burada kullanıyorsun. Artık sevap işlemek de sana ait veya tercihinle günaha da girebilirsin. Burada yani sen özgürsün. Verdiğimiz kararlarda elbette sorumlu olan da biz olmamız lazım. Şimdi zaten 3. soru temelde o. diye soru gelebiliyor. Halbuki bu olay da böyle sorulduğu gibi değil. Nedir ağabey? Elbette bizim sorumluluklarımız var. Ama burada bilmediğimiz kavram ne oluyor? …kavramı. Üstad hazretleri zaten bunu açmış. Diyor ki: “Kader ilim nev’indendir.” Yani bilmek türündendir. “İlim maluma tabidir.” Yani benim bilgim olan olaya bağlı. Yani bakıyorsun ağabey, malum olan yani bilinen mesele bu. Benim bilgim zaten buna bağlı olarak geliyor. Mesela bu kitap kırmızı değil mi? Şimdi kitap kırmızıdır bilgisi, benim beyimde mi şu anda? Evet. Şimdi ben bildiğim için mi bu kırmızı yoksa kırmızı olduğu için mi ben biliyorum? Elbette kırmızı olduğu için ben biliyorum. Yoksa aksi takdirde ne olacaktı malum ilme bağlı olsa? Ben gözümü kapattım. Kitap yeşildir. Bak bilgimi değiştiriyorum. Kitabın yeşil olması lazımdı değil mi? Halbuki öyle bir şey var mı? Böyle bir şey yok. O zaman diyoruz ki, elbette ilim zaten olana bağlı. Maluma bağlı. O zaman ne oluyor? Bizim yaptığımız amellerde Allah’ın kadere zaten yazmış olması, bir çelişki doğurmuyor. Doğru mu? Şimdi mesela buna bir örnek verelim. Sabah geliyoruz, takvime bakacağız. Sabah namazını kılmak için değil mi? Güneşin doğma saati yazıyor. Kaç yazıyor? 07:30. Şimdi kitapta yani takvimde 07:30 yazdığı için mi Güneş o saatte doğuyor yoksa zaten Güneş o saatte doğduğu için mi takvime yazıldı? Değil mi? İkincisi. Yani zaten Güneş orada, o saatte doğduğu için o takvime yazılmış. Oradaki takvimde yazan bilgi, ilim zaten olan olaya bağlı. Yoksa aksi taktirde yine tam tersi olsa ne olacaktı? Ben orayı çizip 05:30 yapacaktım, haydi bakalım. Sistem çökecekti değil mi? 05:30 doğacaktı. Böyle bir şey olmuyor. Niye? Demek ki zaten ilim maluma tabiymiş. Başka bir örnek daha verelim. İlimin maluma tabi olması. Diyelim ki ağabey, bir dağın tepesinde bekliyoruz. Ve etraftan, dağın çevresinden gelen iki tane tren var. Aynı ray üzerinde ve ben tam tepedeyken ikisini net bir şekilde görüyorum ama onlar birbirini görmüyor. Şimdi bunların hız hesaplamasına baktım, iksi de aynı hızla geliyor ve hız formülüne bakarak hesapladım ve bir kağıda yazdım. Dedim ki bunlar bu hızla geliyorsa, 10 saniye sonra çarpışacaklar. Kağıda da yazdım ilmimle bilip. Şimdi gerçekten de çarpıştılar. Yanların gidip kağıdı göstersem, “Beyler, geçmiş olsun da ben zaten bunu yazmıştım.” desem, adamlar şunu söylese mantıklı olur mu ya? “Kardeşim, yazmışsın işte, kağıda yazmışsın. Sen yazdığın için biz çarpıştık.” dese mantıklı olur mu?” Elbette mantıklı olmaz. Ne alaka yani. Benim bu kağıda yazmam zaten benim bilgimle alakalı. Bildim, bildiğim için siz zaten çarpışıyordunuz. Ben bunu sadece yazdım. İlimle alakalı. Biz dahi kısıtlı ilmimizle birkaç hesaplama yapıp, bir çıkarım yapabiliyorsak elbette sonsuz ilme sahip olan, hiçbir sınır kendisine gelmeyen, zamana bağlı olmayan zat için elbette bir şeyleri bilmesi, her şeyi bilmesi gayet normaldir. Diyeceğiz ki, elbette nasıl ki ben yazdım diye trenler çarpışmadı değil mi? Ben yazdım diye trenler çarpışmadı. Trenlerin zaten çarpışacağını ben bilip yazdım. Aynen öyle de Allah da bizim yapacağımız olayları bilip ona göre kaderimize yazdı. Yoksa Allah kadere yazdı diye, bildi diye elbette biz bu işlemleri yapmıyoruz. Allah sadece biliyor. Aynen o trenin çarpışacağını gayet normal ve basit bir şekilde bilmemiz gibi. Demek ki, ağabey neymiş? Elbette ilim maluma tabiymiş. İlim malum tabiyse, demek ki burada sorumluluk yine bize ait. Yani şu sözler geçerliliğini yitiriyor: “Ya hocam, kaderimizde varmış ya yapacak bir şey yok. Kumarhaneye biz mi istedik düşelim? Kaderde varmış, kardeşim.” gibi böyle bir mesele yokmuş ağabey. Evet kaderde var ama sen zaten onu yapacağın için, o kaderde var. Yani yoksa yine irade de var, yoksa sorumluluklar da devam ediyor. Bir de ağabey… Tamam, kader konusu oturdu. Sıkıntı yok. Kader gayet normal bir şekilde anlaşılıyormuş. Üstad çok güzel özetlemiş. Bir de şu temelde var: Yani bunu da aslında beraber düşünürsek siz de katılacaksınız büyük ihtimal. İnsan kaderle alakalı böyle bir isyanvari gibi mi desek ya da kaderle alakalı soruları sorduğunda daha çok o üzgün olduğu modlarda söylüyor değil mi? Yani belki böyle bir günahlar işlemiştir. Yani önünde tövbe etmek gibi bir seçenek varken ne yapıyor? Tam tersi yani o günahın içerisinden çıkamıyor ya, belki oradan kader kavramına tutunuyor olabilir. “Kardeşim, kaderimizde var yapacak bir şey yok. Kader de olmasa işte, ah kader.” gibi haşa bak bu tip sözler de çıkabiliyor. Yani olay aslında bizim zor dönemlerden geçerken, tövbe etmekten ziyade tutunduğumuz ve oradan çıkamadığımız, belki sorumluluğumuzu atmak istediğimiz bir mesele haline gelmiş. Halbuki hiç gerek varmı? Hiç gerek yok. Değil mi? Allah zaten tövbeleri kabul ediyor mu? Gayet ediyor. Ayette ne buyuruyor? Euzu billah. اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعاًۜ değil mi? Muhakak ki Allah bütün günahları tamamıyla, toptan bir şekilde affeder. Sen bir tövbe etsen zaten gerisi gelecek. Zaten namazla beraber aradaki o küçük günahlar da gayet net bir şekilde siliniyor. Yani olay aslında dediğimiz gibi, tövbeye yönelsek ve içerisinden çıkamadığımız durumlarda ve üzüldüğümüz ve hikmetini anlamadığımız durumlarda, kader kavramına itmektense, dediğimiz gibi biz tövbemizi edelim. Gayet normal bir şekilde Allah’a yönelelim.

Evlilik Kader midir? MUTLAKA İzleyin

Baran ders fena bugün kardeşim konumuz evlilik düşündüm dedim ki ahmet bu boşanmaların en büyük sebebi nedir dedim meğer evlilikmiş abi ve bütün bu işler ümit besenin eski kız arkadaşına nikah şahitliği yapması ile başlamış olay ondan sonra ucunu tutamamışız Mustafa abi bizim bir insan hayatını çok ciddi manada etkiliyor yani evlilik dediğin on bin tane bağı var ama sen Rıza-ı İlahiye istikametinde bu evliliğinin başlangıcını ve devamını sürdürmezsen İşin neticesi çok fena bir dolanmaca varıyor abi Benim aklıma şöyle bir hadise geliyor. Pirus diye bir zafer var tarihten Bu Romalılar Yunanlılara saldırınca bir tane Yunan kral var Pirus diye bu adamın on bin tane askeri var On bin tane askeriyle çöküyor Romalılara Şimdi bu hadiseyi özelleştiren şey nedir, Baran? On bin askeriyle çöküyor Ve işin sonunda sadece on beş kişi kalıyorlar, Fatih. ve tarihte bu olaya da zafer ismi veriyorlar, Pirus Zaferi diyorlar. şimdi biz, evliliğimizi başlangıçta Allah’ın rızası istikametinde yapmayınca bir insanın on binlerce bağı olan bir evlilik sosyal yaşamın evlilikle alakalı, ahiret yaşamın evlilikle alakalı çevren, iç huzurun. Öyle değil mi, Kağan abi. içtimaya yattın, çocuklarının ahlâkı. Namaz kılıp kılmaman bile bir çoğu zaman evlilikle çok bağlantılı, müteallik oluyor. e sen 10 bin tane bağı olan bir meseleye Böyle bodozlama dalınca, Hiç Cenab-ı Allah burda ne demiş? Resulullah, acaba bize neleri önermiş diye dalınca abi.. 10 bin tane bağdan 15 tane bağ ile Evliliğin devam ediyor, ve sen hâlâ bunu zafer olarak görebiliyosun. Şimdi burası çok tehlikeli oluyor Biz şimdi abi sosyal medyada Bazı kardeşler yazıyo yani Bazı soruları oluyor. Mesela bi tanesi yazmış işte, Eşimle şu sorunum, bu sorunum, böyle problemim , şunum var falan. Dedim, yahu kardeşim sizin eşinizle ortak özelliğiniz nedir dedim. Aynı gün evlendik dedi. 🙂 yani başka bir ortak özelliği yok abi şimdi bak şu mantıktan bir düşünelim Bedir Abi sevdiklerimiz öldüğünde, sevme kabiliyetimiz ölmüyorsa demek bu filmin bi devamı var Yani otuz, altmış, kırk, elli yıl geç. bu işin bir sonsuza bakan bir yanı var. ve madem o sevme kabiliyeti ölmüyorsa kalbimizi an ve an sevgiyi yaratan bir zat var. ama sorun şurda ! Biz acaba o zatın rızasına göre davranışlarımızı, evlilik hayatımızı kurabiliyor muyuz ? Şimdi bu kısımlar çok önemli. Geçen burada kardeşlerle konuşuyoruz. Dedim ya dedim, geçen bir arkadaş bahsetti bana… işte sevdiği ona facebook şifresini vermemiş diye ilişkileri bitmiş, terk etmiş dedim… Abi benim sevdiğim olsun Da Vinci’nin şifresini vereyim ya… Ya oradan bakma işte ya! Koparıyon konuyu ya!.. Facebook da bir tane kardeşim var böyle genç, ergen, yakışıklı, karizma ayda yirmi dört tane ilişki değiştirmiş. yazmış aşka inancım kalmadı diye. Yahu dur daha yedi milyar var ya. Bir de onları dene ya. Yani bu zaviyeden bakınca olay problem oluyor ya. Bir de Fatih sen bilirsin bu ergenlikte şey olur hani. ‘Tamam’ mesajı gelir. Ona böyle cevap yazmaya çalışırsın. Böyle hani olur ya abi o haram sevdalarda ergenlik dönemlerinde. Mesut sen de iyi bilirsin. Kız ‘ tamam ‘ yazar. Sen ona bir şey yetiştirmek için böyle titrersin. Tamam yazdı ben ne yazsam o bana geri… Üç tarafı saçlarınla çevrili yüzünde, dört mevsim yaşanır. Ya bu işin romantik kısmı. Böyle o tamama, hani konuşma devam etsin diye çabalarda çabalarsın. Bir de bunun racon tipi var: Bize taş atana biz gül atarız… ama mezarına. Birde Müslümancası var bunun: Biz senle farklı namaz vakitlerinin insanlarıyız mübarek.


İngilizce

Hayalhanem Presents Translated by: Nizzy Is Marriage Fate? We’ll speak downright today, guys. It is about marriage. I thought and said: What is the biggest reason of all marriages? It is marriage. 🙂 All these doings… started when Umit Besen became a best man for his ex. And everything went out of control from then on. Leave from this joke aside, Marriage affects us in many ways: It creates tons of bonds. But… if you ignore Allah’s consent before, during and after the marriage process, …then you bump into a dead end or a gridlock. I came up with a story. The story of a victory called Pyrrhus. When Romans attacked Greeks ruled by a King named Pyrrhus, …who had 10.000 soldiers at his disposal. He attacked Romans with those soldiers. But what makes this story so special? He charges Romans with all of those soldiers. In the end, they are just 15 people around. And they call it a victory. The victory of Pyrrhus. Likewise, when we don’t marry according to Allah’s consent in the first place, then that marriage which creates hundreds and thousands of bonds around us… …that affect your social life, your Hereafter, your peace of mind, your sense of well-being, …your kids’s morality, even the fact that you pray everyday or not, …I mean when you run head-on towards with something that will radically change your life, without even considering Allah and His Messenger Mohammad pbuh’s suggestions, you end up with maintaning your marriage with 15 bonds out of 10.000, …and you can still call this “a victory”. You know what? This is dangerous. We get so many posts from our followers every day. They talk about their problems. For example, one of them posts like “I have such and such problems with my wife.” I had to ask him: “Don’t you share anything in common?” He replied: “Our marriage date.” All in all, they share nothing in common, unfortunately. I want you to consider this: If our love for our beloved ones doesn’t go away when they die, …this proves a sequel for our life movie. I’m not talking about our limited lifespans, 50 or 60 years, I am talking about eternity. So if our love for them doesn’t fade away, there is someone who creates this sense of love with every moment. But the problem is, can we really adapt our actions to our marriage in accordance with His consent? Stay with me now. We recently mentioned this issue with our friends, One of those guys broke up with his girlfriend just because he didn’t give her his Facebook password. “Man, I would give her The Da Vinci Code if she were mine.” he said. :))) Man, that’s not what I am talking about. I have a friend on Facebook. He is young and charming. He had 24 love affairs in one month. He posted: “I have no faith in love anymore.” Take it easy, boy! There are 7 billions of them yet to come.:)) It gets quite problematic when you look at it this way. And, Fatih, you know this: In puberty, you know it, man. A text: “It’s done.” You try to reply. It happens in puberty, between those forbidden lovers, Mesut, it is in your domain. The girl texts: “Done.” You tremble with excitement, saying: “How will I text back?” I live four seasons in your face Covered by your hair real nice. He tries to be romantic. He tries real hard to maintain the conversation with the girl as much as possible. And there is a macho version: “You throw stones at me, I’ll throw roses at you.” I’ll throw them on your grave. And there is a Muslim version of this: We are too apart to come together for the same prayer. No, that’s not it. I am not talking about these. There is something coming up. Do we really have to do these all? Do we need to act according to occasionalism? Will my beloved one find me even if I do nothing sitting here? Even if I don’t resort to causality? Here comes the ultimate question: IS MARRIAGE FATE? Why do people have troubles? Who do they undergo hardships? By this, I mean to ask: Will Allah bring before me all the things I need? Or should I go after the cause and effect relation to get them? So what was the question? Is marriage fate? We’ll elaborate on this issue, but it is too late for you now, man. You are 31 now. 🙂 Before talking about marriage, I need to elaborate on 3 concepts about fate: So we need to agree on them very well. The first concept is ETERNITY. Eternity… is NOT the endpoint of the past… so it can be confined within the body of matter… …and thus be appointed a mission or a necessity. What do we know about eternity in common? Misled by that series called Eternity. We call it past times. Eternity does not mean past times. So what does it mean? Eternity encompasses… the past, the present, and the future. It overlooks them from a higher point. Let’s analyze this sentence: Does eternity mean the past? No, it doesn’t. Eternity encompasses the past, the present and the future at the same time. To illustrate, At present, I am reading a book. What will I do in the future? Drink water. In the past, I talked on the phone. First, I talked on the phone. Now I am reading. Next, I am going to drink water. Suppose that I am holding a mirror. When I look at the mirror this close, I can only see the book. I mean the present time. When I hold this mirroe a little higher, its reflection angle will widen a bit, right. …and it will comprise a small part of the past in which I talked on the phone, …and a small part of the future in which I am going to drink water, ..and all of the present time. But if I take this mirror… and lift it to the eternity point, ,the directrices of the past, the present and the future all together, being all parallel lines, they all intersect at the eternity point. So I mean, what will happen if I lift this mirror to an infinite point? All these past, present and future points will look like one single point. Therefore, it is out of question to talk about time and space at that infinite point. Eternity does NOT mean before the past. It encompasses all 3 tenses together. So…did we all get the gist? (Summarizes) So it is not true to envisage a beginning point somewhere before the past and call it eternity. ??? (Summarizes again) Now let’s go to the second sentence. We all need to understand the first term very well before we talk about the second. The first one is ETERNITY. Second, fate is a sort of divine knowledge. Divine knowledge? Knowledge means something you know, right? You mean…does fate do nothing? Yes, friends. Fate is not the doer. Fate, or more precisely predestination, is about Allah’s eternal knowledge. The doer is not fate itself. How interesting. Fate is a sort of divine knowledge. Is fate the doer? No. Good. It means “knowing”.. For example, I know how you will stand up, right? But can I make you do it? I can’t. I just know it. That’s all. The sentence is the key. Pay attention to the second sentence now. Knowledge is subject to the known. Knowledge means knowing something. And the known means something we know. Knowledge depends on the known. Will you repeat, please? Knowledge is subject to the known. In short, We don’t act the way Allah prescribed our fate. Allah prescribed our fate so because He already knew how we would act. Clear enough? Let me give an example to this: I am a Maths teacher in a town called Bitlis. Bedir, I want you to be one of my students there. OK, let me make you feel in Bitlis. While we were walking down the side slops of Bitlis, I saw you, Bedir… …hop and hop in the moors on Bitlis like a gazelle. You feel it, too? Sorry for any inconvenient words. Bedir is one of my students in Bitlis. But he is one of his kind. He is prankish and naughty. You seldom come to my lectures. And whenever I see you, I ask you: What is 3 times 5? You say: 3.5. “Bedir, what is 2 times 2”? I ask. You reply: “While buying or selling?” You have no idea about what I am talking baout. I mean your Maths is terrible. I very well know with my Maths knowledge that Bedir’s Maths is terrible. Bedir bullies his classmates, He forces them to give him their money. He steals their Taso and play cards. He is one problem child. Psychologically and sociologically, he is bad to the core. He never studies, He never becomes a good boy. He is useless. So I want you to contemplate on this: I say to Bedir: “I am going to put you into a Maths test tomorrow.” Remember Bedir can’t add numbers. Psychologically looking, he is no good at all. But I … I will put him into a calculus test. After I say this, I write a big “zero” for his mark. But Bedir, I don’t let you see it. The next day, you come to class. He takes the test. He really can’t do the calculus. Then he scores zero. But then if I go and say to him: “Look, I have already given you a zero.” Can you say “I scored zero because of you.” He can’t. But how did I know that he would get zero? Of course, with all my partial knowledge of Maths, psychology and sociology. So if I really knew he would fail with all the partial knowledge there is to know about him, How can Allah, who knows everything there is to know about you… with his Eternal knowledge that encompasses the past, the present and the future, …ever not know what you are going to do in the future? Isn’t the sentence crucial? You don’t act the way Allah prescribed your fate. Allah knew how you would act. Thus He prescribed your fate accordingly. Let me give you one more example: There is a highway here. Two cars are coming. They travel without seeing each other. I go up a hill nearby and watch them move on. As a Mathematician, this car goes on at a specific speed. And so does the other one here. The distance, you determine it. They don’t see one another. Looking downwards from the hill, They will collide each other 1 hour 32 mins and 47 secs later. It is simple to know this, isn’t it? Just formulize it. And find the result. And 1 hours 32 mins and 47 secs pass. and these two cars collide. Then if I go down to the accident scene.. …holding a piece of paper on which the formula reads, and tell them: “You have collided with each other because I prescribed it.”, would it sound logical? Of course not. So what did I actually do? I guessed the collision with some knowledge I had in my disposal. Look, here is the thing: If… If they would have collided with each other according to my formula in the first place, I could have written down here like this: They are going to turn into cotton candies on the brink of collision. Would something like that come into exitence? No. That is to say, They didn’t collide because I wrote so. I wrote because I knew they would. This is the meaning of “Knowledge is subject to the known.” What was our first concept? Eternity. Did you get it? What was the second one? Knowledge is subject to the known. That means, We do not act the way Allah has prescribed. Because Allah knew with His Eternal knowledge that how we would act, He prescribed so. We get the second one, right? Now the third concept: The third one means a lot to me. It is “Limited willpower”. People usually misunderstand this Limited Willpower. Especially those who call themselves doomed. Allah did so and such to me. They commit a very deadly sin, unintentionally. So let’s take a look at “Limited Willpower”. Human’s willpower and decision-making power is rather feeble. How is our willpower, according to the definition? It’s weak. It’s simple. I am gonna talk about it soon. It is something relative. However, Allah the Almighty, ..has made that limited willpower… an ordinary preprequisite to His Ultimate WillPower. That is, Allah puts a simple prerequisite to every incident that He is about to create. So He means to say: O my servant! It is up to you to choose. But whichever path you choose, I will guide you to that. So the responsibility is yours. How do I put it? You have erected a 50 or 100 storey building. Next you put an elevator in it. On the first floor is a pool., On the second floor is a facility with a lot of cars in it. Third floor is such. So is fourth. On the top floor, there are beautiful women, delicious dishes, an amazing party and so on. But when you press the minus first floor button, the temperature is 100 degrees celcius down there. In minus two, the temp is 200 degrees celcius. In minus 3, the temp is 300 degrees celcius You get hotter and hotter as you go down. You put a system like this. So what can I only do with the willpower I have? To press the elevator button. This is limited willpower. I hit the 10th floor button. Did I create everything in the 10th floor? No. The doors? No. Dishes? No. Women? No. So who did? The one who erected that building there. Likewise, It is Allah swt who has created the Universe and all the events that shall take place. You role here is… to press the button of the elevator, using your willpower. For instance, you drip a little of black ink in a glass of milk, and all the milk is painted black. Likewise, you have a willpower inside of you. Allah puts that limited willpower into action so that you feel you have taken a part in it. This is how Allah creates all events. Veysel, will you please stand up? You can do it, man. Veysel, did “you” stand up? Yes or no? Don’t fake out. Did you do it or not? Was it you who stood up? You may sit down. In order that you can stand up, you need to have full control over the laws of thrust and attraction. It is a really appendant issue. In order that you can stand up, the Earth must keep rotating at a speed of 1670 kmph, and 108.000 kmph around the Sun, as well as 400 billion galaxies must keep orbiting without rotating each other. The carbon cycle must be in perfect condition. All fine tuned phemonema in the universe must maintain their perfect state forever more. In order that you can stand up, you need to know which skeleton system of yours you need to put into action. You also need to know how to use your leg muscles. You also need to have your nerve cells convey signals to your respective organs. Now tell me. Don’t fake out, man! Did “you” stand up? So all in all, You decided to stand up, and Allah created your stand up action. Without even knowing which muscles I need to use, ..how can I do that? So limited willpower is not even as effective as a blink of an eye. An inner desire… and Allah creates all actions…. in accordance with your willpower… …all resulting from your tiny little desire inside of you. We are about to finish our topic. What was our question today? Forgot it? Do you remember today’s question? You are going to marry soon. How can you? Is marriage fate? Stay with me. By that, what do we mean? Does Allah know that we are going to marry? Let’s be more precise. Does Allah know about these two people? Makes no sense, right? If someone who has full knowledge about the past, the present and the future, …knows about you, of course, marriage is fate. But i mean my friend’s good intention. Ok. I got it is prescribed. It is fate. But without me doing nothing, will she run into me all of a sudden one day? Or will I be able to meet her after I make all these efforts, struggling and challenging all hardships? There are two types of fate: The first one is arbitrary. (destiny) We hustle and bustle to make our livings. We get our money afterwards, right? It is about our choices. For instance, you try to stop a taxi with reciting a chapter in the Holy book, but you will fail to do so. Because this hand gesture is all it takes to stop taxi. This is destiny. That is, Allah swt has set you free in your decisions. Yet He fully knows what you are going to do. It would be nonsense if He didn’t. Second is… Predestination. Did you play any role in your birth? No. Your birth is predestined. What about your gender? Or your physical appearance? What will you look like? How tall will you be? These are all predestined. Allah swt creates your marriage process according to the arbitrary scheme of fate. I mean, it is all up to you and your decisions. But the thing is, Allah knows who you will meet. He just wants you to resort to casuality. But sometimes, Allah swt has so distinguished servants… …they are parts of the scheme of predestination. Even if they don’t move their fingers, either Allah will bestow them a very good life partner… …so that they thank Him a lot, or He will give them a marriage full of troubles and hardships… …so that they can be as patient as they can. It’s all well and good but what is it gonna be? Let me tell you. Consequently, these two are fate. After this conversation,… I don’t want to see Aydın go to your girlfriend’s older brother and say, “Will you be my children’s uncle?” Don’t do it! If you want to hold something warm, …hold a cup of tea for now. That is one of the mistakes that young people make. They want to hold hands to feel closer, right? But what they don’t realize is… …that they get farther. They could have thought this way: Allah swt,who knows how to put all those seeds in a single pomegrenate neat and tidy, also knows in whose heart He will place me. Just have full faith in Him. Or is it no good even if you tried? They could have said: You just can’t do it no matter how you have tried. But how least favorable it turns out to be. You say, it couldn’t have been any least favorable. Then you remember: If you put your trust in fate, no sorrow will knock your gate. Al-Fatihah for the love of Allah. Hayalhanem Presented… Translated by: Nizzy (I ask forgiveness from Allah for all mistranslations)

Dinlenme Rekorları Kıran İslami RAP Parça

İman inanmak demek Sen inandığın Allah’a neden inanıyorsun? Peygamberine ne için ittiba ediyorsun? Meleklerin varlığına imanın mevcut mu? Biz bu kitapları neden okuyoruz acep? İman vesikan olmazsa bu işin akıbeti sonsuz bir cehennem olacaktır. Ürkütmüyor mu hala? Hanımının, çoluğunun, çoçuğunun, işinin önüne geçmiyor mu? Şuurunu mu yitirdin, aklını mı? Bu şu aciz nefsime ritimlerin yön verişi közleneceksin siyah bedenim ve zikir edişim, kalıcılığın olmadığı için mi günahlar işleyişin? Davamız artık farklı, hakikatten yanadır içim. Bu yüzden yanar içim, saptırdılar düşünceyi, günahlarımın keffareti, hayatımın esareti hakikat selamettir lan nerde ÖMER’in adaleti? Cehennemde bitecek iadeyi ziyareti. Derdi çektim, seni biçecem. Hakikatten bahsedicem. Sokaklarda şarap değil, bundan sonra çay içeceğiz. Belki biraz pisleneceğiz, yağmur suyu temizler… Hayatımıza dışarıdan bakan ”İNAN BUNLAR KERİZ” der. Elimde valizler, beynimdeki plan işler, dudaklarıma geçen dişler, hıçkırıklı seslenişler Rabbim unutmuş olamaz, yoksa olur son gidenler, beynimi kemiren sözler ” GEÇMİŞİNE İNAN ” dedi.. Bir TÖVBE temizler.. Bir TÖVBE temizler… (MÜZİK) RESULULLAH (s.a.v) bir dağın üzerine ayak basıyor, dağ zelzele oluyor ”YA RESULULLAH (s.a.v) benim üzerimdeyken sana bir şey olursa ALLAH beni HELAK eder.” Kalbin dağdan da mı , taştan da mı katı be adam? YA BAKİ, ENTEL BAKİ HEM ŞAHİD OLACAK HEM DE HAKİM. GÖZÜNÜN GÖRDÜĞÜ, AKLININ ALDIĞI HER ŞEYE HAKİM. HEPİMİZ FANİ Hepimiz cani, hepimiz birden hepimiz birden fail! Üç ekmek bir ay boyunca geldi kâfi. İman etmene ne mani? İman etmene nefsin mi mani? Kanser gibi ruhumdaki büyük açlık hissi.. Cehennem ebedi, insanlık ALLAH’A tabii.. Kurtar bizi abi! Koyun da çoban da fani.. Şeytanlarınız, taptıklarınız, sebeplerde bulduklarınız../veya boğulduklarınız (anlamadım) hızlandırmanız, kimyasal kanına karışır.. Bu mu size yarışır lan, bilinçaltım karışık. ALLAH sunar bi ton şık neden kafaya sıkarsın? Boşver hadi gel biraz gerçeklerden bahsedelim.. Nefsimi sokaklara attım, gururumdan kalan ayak izleri. Kadere iman etmeseydim geleceğimizi aşeremezdim. HAYAL artık HANEM , Günahlardır normalleşen… Günahlardır normalleşen…


İngilizce

Belief means to believe Why do you believe in Allah that you believe? Why do you keep up with your Prophet? Do you have faith in angels’ existence? I wonder why do we read these boks? If you don’t have belief credentials the consequence will be an endless hell Doesn’t it scare yet? Doesn’t it get ahead of your wife, your children, your job? Have you lost your consciousness or your mind? The way the rhytyms shape my incapable soul my jetblack body will burn and my remembrance (of Allah) Do you sin for that it doesn’t have permanence? Our case is slanted towards another truth That’s why it tears my heart out they’ve distorted the opinion the penance of my sins the captivity of my life The truth is the peace man where’s the justice of Umar? Your return visit will end in the hell I suffered, I’ll cut you out I’m gonna talk about the truths We’ll drink tea not wine in the streets anymore Maybe we’ll get dirty a bit rain water cleans Outsiders looking in our lives say ”Believe me they’re suckers” Suitcases in my hands, such actions in my mind, the teeth on my lips, calls with hiccups My Lord can’t have forgotten me, otherwise they go last, the words that prey on my mind said ”Believe in your past” A penitance cleans… A penitance cleans… (Music) Rasulallah of Allah sets foot on a mountain A quake occurs on the mountain: ”O Rasulallah of Allah, if something happens to you when you’re on me Allah will destroy me” Man, is your heart harder than a mountain, a stone? O Immortal, wise Immortal will be both witness and ruler ruler to all you can all you can imagine we are all mortal We’re all felon we’re all perpetrator Three breads sufficed for a month What entrammels your belief? Is the desire obstackle to your belief, feel of hunger in my soul like cancer Hell is eternal mankind is subordinated to Allah Save us bro, both sheep and shepherd are mortal Your devils, things you adore, things you find in reasons The pulse accelerates, the chemical mixes with your blood Does it behove to you my subconscious is complicated Allah offers a thousand of options why do you blow our brain out Don’t mind let’s talk about the truths I left my desire in the streets, footprints left from my pride If I wouldn’t believe in the fate I couldn’t crave our future the dream is my home now, becomes normal in the sins Becomes normal in the sins…. (Hayalhanem Production)


Arapça

الإيمان يعني التصديق لماذا تؤمن بالله الذي تصدقه؟ لماذا تتبع نبيك؟ هل لديك ايمان بوجود الملائكة؟ لماذا نقرأ هذه الكتب يا ترى؟ لو لم تكن لديك وثيقة لايمانك، سيكون مصير هذا العمل جحيم أبدي. ألا يزال غير مخيف؟ ألا تمر أمامك زوجتك وذريتك وأولادك وعملك؟ هل فقدت وعيك ، أم عقلك؟ النفس العاجزة هذه، اتجاه ايقاعاتها ستتفحم بالسواد، جسدي وذكري هل ترتكب الخطايا لأنها غير باقية؟ قضيتنا الآن مختلفة، أنا من داخلي بجانب الحقيقة لذلك يحترق داخلي، تم تضليل فكري كفارة خطاياي، أسر حياتي الحقيقة سلامة، أين عدالة عمر؟ رد الزيارة سينتهي في جهنم سحبت الهم، سوف أقطفك، سأحدثك عن الحقيقة سوف نشرب الشاي بعد ذلك في الشوارع ، وليس الخمر. ربما سنتلوث قليلا ومياه الأمطار ستنظفنا… من سيشاهد حياتنا من الخارج سيقول “صدقني هؤلاء مغفلين” حقائب في يدي ، أشياء في عقلي ، الأسنان التي تصل إلى شفتاي ، أصوات الفواق لا يمكن أن ينسى ربي ، أو سيكون آخر من يذهب ، الكلمات التي تنهش في عقلي ، “آمن بماضيك”. التوبة تطهر.. التوبة تطهر… (موسيقى) رسول الله (صلى الله عليه وسلم) يضع قدمه على الجبل يتزلزل الجبل “يا رسول الله لو أصابك شيء وأنت فوقي سيهلكني الله” هل قلبك أصلب من الجبل أو من الحجر يا رجل؟ يا باقي أنت الباقي، سيكون شاهد وحاكم، ماشاهدته عيناك وما أخذه عقلك، حاكم بكل شيء ونحن فانون جميعنا مجرمون، جميعنا نصبح فاعلون فجأة! ثلاثة قطع من الخبز كانت كافية لمدة شهر كامل ما المانع من أن تؤمن؟ هل نفسك تمنعك من أن تؤمن، الشعور العظيم بالجوع الذي في روحي يشبه السرطان. جهنم أبدية، الإنسانية لله طبعا انقذنا يا أخي! الأغنام أيضا لدى الراعي فانية انحرافاتكم التي بسبب الشيطان وجدتموها في الأسباب .. تسارعكم ، يختلط كيميائيا مع دمكم هل هذا يتنافس معكم! عقلي الباطني ملخبط يمتحن الله الناس بأشكال عديدة، لماذا تضرب رأسك؟ لا بأس هيا تعال لنتحدث عن الحقائق رميت نفسي إلى الشوارع وآثار الاقدام الباقية في كبريائي لو لم أكن أؤمن بالقدر لم أكن لأحن إلى مستقبلنا مكاني أصبح خيالا، الخطايا أصبحت طبيعية.. الخطايا أصبحت طبيعية..


Azerice

Iman inanmaq demək Sən inandığın Allaha nə üçün inanırsan? Peyğəmbərinə nə üçün tabe olursan? Mələklərin varlığına imanın mövcud mu? Biz bu kitabları niyə oxuyuruq əcəba? İman vəsiqən olmazsa bu işin aqibəti sonsuz bir cəhənnəm olacaq. Ürkütmürmü hələ? Xanımının, uşağının, işinin önünə keçmirmi? Şüurunumu itirdin, ağlınımı? Bu aciz nəfsimə ritmlərin istiqamət verişi közlənəcəksin qara bədənim və zikr edişim, qalıcılığın olmadığı üçünmü günahlar işləyişin? davamız artıq fərqli həqiqətin tərəfdarıdır içim buna görə yanar içim yoldan çıxartdılar düşüncəni günahlarımın kəffarəsi həyatımın əsarəti həqiqət salamatlığı lan hardadır Ömərin ədaləti? cəhənnəmdə bitəcək geri ziyarəti dərdi çəkdim, səni biçəcəm, həqiqətdən bəhsedəcəm küçələrdə şərab deyil, bundan sonra çay içəcəyik. bəlkə bir az çirklənəcəyik, yağış suyu təmizləyər … həyatımıza kənardan baxan “İNAN BUNLAR AXMAQ” deyər. əlimdə çamadanlar, beynimdəki plan işləyər, dodaqlarıma keçən dişlər, hıçqırıqlı səslənişlər Rəbbim unutmuş ola bilməz, yoxsa olur son gedənlər, beynimi gəmirən sözlər ” KEÇMİŞİNƏ İNAN ” dediyi .. bir TÖVBƏ təmizləyər.. bir TÖVBƏ təmizləyər.. Rəsulullah (s.a.v) bir dağın üzərinə ayaq basır dağ zəlzələyə dönür ” YA RƏSULULLAH (s.a.v) mənim üzərimdəykən sənə bir şey olsa ALLAH məni həlak edər Qəlbin dağdandamı, daşdandamı qatı bə adam? YA BAKi, ƏNTƏL BAKi HƏM ŞAHİD OLACAQ HƏM HAKİM  GÖZÜNÜN GÖRDÜYÜ AĞLININ ALDIĞI HƏR ŞEYƏ HAKİM HAMIMIZ FANİ Hamımız cani hamımız birdən hamımız birdən fail! Üç çörək bir ay ərzində gəldi Kafi İman etmənə nə mane? iman etmənə nefsinmi mane? xərçəng(xəstlik mənasında) kimi ruhumdakı böyük aclıq hissi .. Cəhənnəm əbədi insanlıq ALLAHa tabe Qurtar bizi abi! qoyunda çobanda fani.. şeytandan sapdıqlarınız, səbəblərdə tapdıqlarınız.. sürətlənir nəbz, kimyasal qanınıza qarışır.. Bumu sizə yaraşır lan şüuraltım qarışıq ALLAH təqdim edir bir ton gözəllik niyə beyninə sıxırsan? Boşver haydi gəl bir az gerçəklərdən bəhs edək .. nəfsimi küçələrə atdım qürurumdan qalan ayaq izləri qədərə iman etməsəydim, gələcəyimizi istəməzdim. HAYAL artıq HANEM, günahlardı adiləşən.. Günahlardı adiləşən.. Tərcümədə xətalarım varsa o xətaları kabuskabus24@gmail.com ünvanından bildirsəniz sevinərəm. HAYALHANEM


Fransızca

La foi veut dire croire Pourquoi crois-tu à Allah auquel tu crois déjà ? Pourquoi suis-tu ton Prophète ? As-tu foi en l’existence des Anges ? Pourquoi lisons-nous ces Livres (saints) crois-tu ? Si tu ne prouves pas ta croyance, cette vie t’emmènera à un enfer éternel. Cela ne t’effraies-il toujours pas ? N’est-ce pas prioritaire, avant même ta femme, ta famille, tes enfants et ton travail ? As-tu perdu ta conscience, ou la tête ? Ceci est la direction que les rythmes donnent à ma vanité impotente, tu seras broyé ô mon corps et mes paroles Est-ce parce que ta vie est éphémère que tu te permets de faire tant de péchés ? Notre cause est maintenant différente, je suis du côté de la vérité C’est pour ça que j’ai mal en moi, ils ont détourné la pensée, la redevance de mes péchés, c’est la captivité de ma vie La vérité est le salut, eh où est passée la justice d’Ömer (Hz.) La visite de retour se terminera en enfer. J’ai subi les malheurs, je vais te découper. Je vais vous dire la vérité. Plus de vin dans les rues, désormais on va boire du thé. Peut-être que nous nous salirons un peu, l’eau de pluie nettoiera… Ce qui voient nos vies de l’extérieur, diront “regardez ces pigeons” Des valises en main, des plans pleins la tête, des dents mordant mes lèvres, des appels hoquetés Mon Dieu n’a pas pu oublier, ou les derniers à partir le feront, les mots me rongeant le cerveau, ” CROIS AU PASSÉ ” ont-ils dits.. Une repentance nettoiera .. Une repentance nettoiera … (MUSIC) RESULULLAH (la paix soit sur lui) pose le pied sur une montagne, la montagne tremble ” Ô RESULULLAH (la paix soit sur lui) si quelque chose t’arrive Dieu va m’anéantir” Est-ce que ton coeur est plus dur qu’une montagne ou du roc, mec? Ô L’ETERNEL, L’ETERNEL SERA TÉMOIN ET JUGE. MAITRE DE TOUT CE QUE TU VOIS ET CE QUE TU COMPREND. NOUS TOUS MORTELS. Nous tous cruels, tous en même temps coupables Trois morceaux de pains ont suffi pendant un mois Qu’est-ce qui t’empêche de croire? Est-ce ta vanité? La sensation de faim dans mon âme ressemble à un cancer. L’enfer est éternel, l’homme est soumis à ALLAH.. Sauve-nous, mon frère! Moutons et berger sont mortels Vos démons, vos statuettes, les raisons que vous avez trouvées ../ ou où vous vous êtes noyés (je ne comprends pas) accélérer c’est le mélanger à ton sang chimique Est-ce ce que vous méritez, mon subconscient est confus. Allah propose une tonne de lumières pourquoi se tirer une balle ? Allons, parlons un peu de la vérité. J’ai jeté ma vanité dans les rues, empreintes de mon orgueil. Si je n’avais pas cru au destin, je n’aurais pas accouché notre avenir. Le RÊVE (HAYAL) est maintenant un FOYER (HANEM), c’est les péchés qui se normalisent C’est les péchés qui se normalisent.


Özbekçe

iymon ishonmoq degani sen ishonganing Allohga ne uchun ishonding payg’ambaringga ne uchun tobe bo’lding? malaklar borligiga iymoning mavjudmi? biz bu kitoblarni nega o’qiyapmiz ajabo? iymon hujjating bo’lmasa bu ishning oqibati abadiy jahannam bo’ladi! qo’rqitmayaptimi hali ham? xotin bola-chaqangdan ishingdan muqaddam emasmi? ongingni yo’qotdingmi? aqlingnimi? bu shu ojiz nafsimga ritmlarning sobit bo’lishi kuydiralasan qora badanim va zikr etishim, davom etishing bo’lmaganligi uchunmi gunohlar qilishing davomiz ortiq farqli, haqiqatdan yonadir ichim bu sabab yonar ichim, yo’ldan ozdirdilar tushunchani gunohlarimning kafforati hayotimning asorati haqiqat salomatdir qayda Umarning adolati jahannamda tugaydi qayta ziyorati dardni chekdim, seni qoqaman. haqiqatdan gapiraman ko’chalarda sharob emas bundan buyoq choy ichamiz balki biroz kirlanarmiz yomg’ir suvi tozalar hayotimizga tashqaridan qaragan ishon bular ahmoq deyar qo’limda chamadonlar, aqlmdagi reja ishlar,dudoqlarimga botgan tishlar, qichqiriqli baqirishlar robbim unutgan emas, yo’qsa ne bo’ladi so’ng ketganlar, aqlimni kemirgan so’zlar ”o’tmishinga ishon” dedi bir tavba tozalar bir tavba tozalar Rosululloh s.a.v bir tog’ning ustiga chiqdilar tog’ zilzilaga aylandi ”YO ROSULULLOH (s.a.v) mening ustimda ekansiz sizga biror narsa bo’lsa Alloh meni halok qilur! qalbing tog’danda toshdanda qattiqmi ya inson! YO BOQİY ANTAL BOQİY ham guvoh bo’lad hamda hokim. ko’zning ko’rgani, aqlining olgani har narsaga hokim. hammamiz foniy hammamiz jinoyatchi hammamiz birdan hammamiz birdan aybdor uchta non bir oy bo’yicha keldi kifoya iymon etishinga ne mone’, iymon etishinga nafsingmi mone’ rak misoli ruhımdagı buyuk ochlık hissi jahannam abad, insonlik Allohga tobe qutqar bizni og’a qo’y ham cho’pon ham foniy shaytonlarıngız topganlarıngız, sabablarga suyanganıngız tezlashar yurak , kimyoviy qoninga qorıshur bumı sızga yarashadı quyı ongım tarqoq, Alloh bergan buncha go’zallık nega boshıngdan otasan qo’yaver, kel ozroq haqıqatlardan bahs etamız nafsımnı ko’chalarga tashladım, g’ururımdan qolgan oyoq ızları qadarga ıymon etmasam edım kelajagımnı xohlamas edım. Hayol ortıq xonam gunohlar ham odatlashgan gunohlardır odatlashgan

Allah Cennete veya Cehenneme Gideceğimizi Biliyorsa Bizi Neden Yarattı ?

iman mesleğimizden şunu anlamamız lazım şimdi iman paket halinde bir olgu mesela.. imanın bir çok rüknü mantıklı gelse ama meleklere imanı anlamadım desen bu tam bir iman olmaz çünkü… bütün her biri, bir ötekine zincirleme bağlı yani mesela şimdi sen meleği inkar ettiğinde otomatikman vahyide inkar ediyorsun eee kuranda geçen melek bahsi var onu inkar ediyorsun RESULALLAH Aleyhisselama eee cibril gelip bir çok vahiy naklediyor eee sen o zaman bunuda inkar etmiş olabiliyorsun..! bu yüzden iman rükünleri birbirine paket halindedir bunu bozmanın imkanı yok mesela bir gün İstanbul’da bir arkadaşım birinden bahsetti öyle bir kardeşim MAŞALLAH tam böyle islami usüllere göre giyinmiş namaz kılıyor konuşuyorlar ALLAH, Kitap, Peygamber yani Şok oldum gerçekten bunu duyunca birden konu melek bahsine geçiyor çocuk melekler bana göre saçma bir mesele diyor yani böyle mesele olmaz diyor ne kadar namazını da düzgün kılsa ne kadar bu işleri de düzgün yapsa o arkadaş üzülerek söylüyorum çok acı bir şey ama..! namaz kılan bir kafir oluyor çünkü iman paket halinde bozulamaz rükünlardan oluşmaktadır yani şöyle düşün mesela..! ben senin varlığını kabul ediyorum dedenin varlığını kabul ediyorum ama baban hiç olmamıştır diyorum yani mantıken bu denklem bozuluyor bu algoritma kırılıyor aynen öyle imanın bir tane rüknü ile oynadığın anda iş tamamen çöküp bitiyor elinde bunların içinde en ince olanı Kader bahsı zaten dikkat edersen altıncı rüknü olarak yani bir çok mesele anlaşıldıktan sonra belki tam oluşacak manası olabilir mi? bir ihtimal olabilir.. mezheb imamlarından Ahmed İbni Hanbel şöyle bir cümle naklediyor çok muaazzam bir cümle ALLAH’ın kudreti idrak etmiş bir insana kader bahsini ayrıyeten ele almaya lüzum yoktur diyor yani cenabı ALLAH’ın kudret kalemi ile boyanmış şu kainatı iyice anlayan başına gelen hadiselerde zarfı açıp mazrufu okuyan insanlar kader bahsini daha net idrak edebilecek insanlar olacak bu kader bahsi ile ilgili yani üniversite camiasından bir çok genç kardeş ile oturuyoruz ve.. en çok akıllarına takılan sual şöyle oluyor yani ALLAH beni cennet’e veya cehennem’e gideceğimi biliyormu? tabi biliyor yani ezeli ilmi var eee madem biliyor benim bu dünyada ne işim var? beni niye yarattı? beni direkt gönderse olmaz mıydı?

Huzurum Neden Devam Etmiyor!

Bugünki konumuz ” Huzurum niye devam etmiyor?” Abi çok mutluyken, çok huzurluyken Birden dünyam kararıyor.Allak bullak oluyor. Bu işin devamı neden gelmiyor?Yani… huzurum niye devam etmiyor? Bugün onu ele alacağız. O yüzden herkez huzurlu olacak Yani bu hayatın heyecanı meyecanı yok demek YOK! Tamam mı beyler? Başlayalım mı o zaman? Evet dostlar. Şimdi, bu hayatın heyecanı meyecanı yok diyoruz ya. Aslında hayatın çok heyecanı var. Yani tekdüze olan bir hayatta elbette heyecan olmaz. Ama inişli çıkışlı,macera dolu bir hayatta elbette heyecan olur. Doğru mu kardeşim? O yüzden Cenab-ı Hakk, bu hayatta heyecanımızı koruyalım diye Ne yaptı kardeşim,inişli çıkışlı bir hayat sundu bize. Şimdi buna ,insana, gelmeden önce kainatı konuşmak lazım. Çünkü, “İnsan kainat gibidir.” “İnsan kainatın misal-i musağğarıdır.” diyor Bediüzzaman Hazretleri. Kainatı dürsen insan olur, insanı açsan kainat olur. O yüzden bugün ne yapacağız biliyor musun? Tümden gelim yapacağız Kainattan insana doğru indirgeme ile yaklaşacağız hadiseye. O da şöyle birşey. Bugün kainat bile değişim içinde. Yani,bakıyorsun mevsimlerin olması, Gece gündüzün olması, Bakıyorsun abi hava güneşli, çok güzel yani masmavi gökyüzü… Markete giriyorsun abi diyorsun yani bir sakız alayım,bir çikolata alayım… Dışarı bir çıkıyorsun,etraf kara bulutlarla kaplanmış, Her yer karanlık ve şiddetli bir yağmur yağıyor. Şunu demeye çalışıyorum Hava değişimleri, işte mevsimlerin olması… Yani bu gibi hadiseler kainatında sürekli bir değişim halinde olduğunu söylüyor. Dünya bile durağan değil , sürekli bir hareket halinde. Ondan sonra bakıyorsun cansız atomlar dahi sürekli bir değişim halinde Orada bir tahavvülat (büyük değişiklikler) var. Bir tegayyür (halden hale geçmek,değişmek) var. Bir değişim var. Bir teceddüt (tazelenme,yenilenme) var Bir yenilenme var Şimdi kainattan insana doğru gideceğimiz için bunu söylüyorum. Hatta ve hatta şöyle bakabilirsin olaya Bir elma çekirdeği ,bir karpuz çekirdeği O çekirdek halinden bir değişime uğradığı için Toprak altında bir kimyevi müdahaleye maruz kaldığı için O güzelliklere eriyor Aynı şekilde , gördüğün bir odun bak ne oldu? Ağaçtan işte kesildi, sonra işlendi, bir değişim halinde Böyle bir sanat eseri ortaya çıktı. Bakıyorsun porselen değil mi? Maddesi toprak bunun yani Ya da işte mermerden yapılan şeyler Ham mermeri düşün O işleniyor, Toprak işleniyor. Ondan sonra böyle sanat eseri çıkıyor. Elma çekirdeğinin işte elma olması da böyle. Şimdi olaylara baktığın zaman,ha demekki kainatta sürekli bir değişim var. Durağan bir hayat yok. İnsan da öyle işte. Bir damla sudan bu hale geldik. Gelişim evrelerimizden ne oldu bir değişim halinde Zaman nehrinde değişimlerle biz bu hale geldik Burada ne demek istiyorum? Tekrar ediyorum. İnsanın hayatı durağanlığı kabuletmiyor Yeksenak (tekdüze) olan Tekdüze olan bir hayatı kabuletmiyor Bu yüzden insanlar bu hayatın heyecanı meyecanı “yok” diyorlar. Ama bizim konuşacağımız meselelerde Bu hayatın heyecanı meyecanı “VAR” abi Neden var? İnsan kainatı şu gözlerden izliyor. İman penceresinden , inşallah imanlıysa, Tefekkür (düşünme) penceresinden bakıyorsa İman gözlüğünü takıyorsa Kainata, hangi gözlüğü takıyorsa onunla görüyor Siyah gözlüğü takan etrafı siyah görür Kırmızı gözlük takan etrafı kırmızı görür Şeffaf bir gözlük takanda etrafı şeffaf ,olduğu gibi, görür İşte iman gözlüğü de böyle. İman gözlüğünü takan bir adam herşeyin şeffaf tarafını görmeye başlıyor. Olumsuz gibi görünen hadisenin dahi arkasındaki, hayır kısmına bakabiliyor. Onun için herşey bir tefekkür (düşünme) meselesi aslında Kainatta güneşli bir hava sadece tefekkür vesilesi olmuyor. Veya böyle kuş cıvıltılarının olduğu bir ortamda yapılan bir muhabbet değil Yağmurlu , çamurlu… Kar yağdığı zaman ; etrafta fırtına , kıyamet olduğu zaman dahi İnsan iman penceresinden bakarsa Onu aslında Yani böyle uyuşukluktan, Tekdüze yaşamdan kurtarır Her olumsuz hadisenin arkasındaki Hayır taraflarını görür. Hayata her zaman pozitif bakar. Bir mü’minin böyle olması lazım. O yüzdende dedik ya insan kendi penceresinden kainatı seyrediyor diye, Buna da misal olarak şöyle söyleyebiliriz aslında. İnsan çok huzurlu, mutluyken; Böyle neşeliyken Etrafta herşeyi neşeli görmeye başlar. Cenaze arabası geçse dahi Onu düğün arabası gibi tahayyül (hayaletmek) etmeye çalışır. Bunu ,siz öğrencisiniz, genelde izleyen kardeşlerim, 100 aldığınız zaman sınavdan Sıfır alan arkadaşların o hali seni çok ilgilendirmiyor Yani o üzülse dahi Bir parça ortak olmaya çalışırken Aslında sen kendi mutluluğuna odaklanıyorsun. Aynı şekilde çok üzüntülü ve ümitsiz olan bir insanda Kainata baktığı zaman ,herşeye, kendisi gibi görmeye başlıyor. Üzüntülü,karamsar,melankolik bir tarzda… Bu halde olan bir insan böyle gördüğü zaman e bu adam düğün arabasını görse ona cenaze aracı gibi gelir Yani insan hangi halde ise kainatı öyle görüyor. O yüzden biz kainatta sürekli güzel göreceğimiz bir gözlük takmamız lazım. Di mi? Onu ele alacağız. Hah! İşte bu yüzden insan kendi hayatını değerlendirsin Herkez kendine baksın Bir an oluyor kainata sığmıyorsun Bazen bir an oluyor, bir hatıranın içine giriyorsun; zindanda boğazı sıkılmış adam gibi oooof of demeye başlıyorsun. Şimdi buradaki olayı değerlendirirken aslında bu hal sana kazandırıyor. Geçmiş derste de bahsetmiştik ya ruhum daralıyor.Bunun çaresi nedir diye. Bu videodan sonra inşallah onu da izlersiniz. Bu tarafta linkini vereceğiz. Ama işte bu haller, senin canını sıkan hadiselerin, hayır tarafı ne biliyor musun? Kabz hali dediğimiz mesele var. Senin ruhun daraldığı zaman günahlara mı meylin uyanıyor, yoksa acizim hissedip Allah ‘a (cc) mı yöneliyorsun? İşte bu iki ayrımı iyi yapmak lazım. Sen ruhun daraldığı zaman gün içindeki o haletlerinde (hal,durum), o değişimlerde Rabbine karşı bir yöneliş oluyorsa bu kazandıran bir hadise, Kabz hali dediğimiz; yani aslan pençesinde sıkılan bir ruh gibi… bu sefer ne yapıyorsun, Allah’a (cc) olan o yakarışın, o yalvarışın artıyor. Kulluğunda mertebe katediyorsun. Ama diğerinde ruhun daraldığında,canın sıkıldığı zaman günahlara bir meyil uyanıyorsa o halinden hemen çıkmak için gaflete dalmaya çalışıyorsan bu kaybettiren yani şu tarafı “Sıkıntı sefaatin muallimidir” diyor. Yani sıkıntı ; yasak, zevk ve eğlencelere bizi yönlendiren en büyük muallimdir, eğiticidir. Bu da kötü bir hadisedir. O yüzden olaya imani bir pencereden bakacağız. Çünkü insan, aydınlık bir odadan çıkıp başka bir odaya geçerken o odanın da lambalarını açması gerekiyor. Bazen oranın işte lambasının yanmasına vesile olan anahtar kısmı, içerde çok basit bir şekilde içeri giriyorsun,karanlık olsa dahi, el yordamıyla napıyorsun kapı diyelimki sağa doğru açılıyor sol tarafında elinin yordamıyla o anahtara dokunuyorsun içerisi aydınlanıyor mu kardeşim? Bazende çok alakasız yerde oluyor. Napıyorsun? El yordamıyla aramaya çalışıyorsun. İşte insan hayatı böyle. Hayatımızda çok aydınlık bir haldeyken birden karanlığa geçiyoruz ya işte o karanlık alemimizi, o halimizi, o tavrımızı aydınlatacak birşeyler lazım. Yani oranın anahtarını bulmamız lazım,o alemin. İşte o alemin anahtarı arkadaşlar “La ilahe illallah’tır.” O yüzden hadis-i şerifte söylüyor ya Ceddidu imanekum bi la ilahe illallah La ilahe illallah ile imanınızı yenileyin diyor Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam Ayet-i kelimede ne diyordu Cenab-ı Hakk (cc) Ey iman edenler. iman edin diyor.Bize sesleniyor. İman etmişiz ama halimiz,tavrımız sürekli değiştiği için o imanımızı yenilememiz lazım. Zaten bir yer okuyacağım Bu konunun özeti olacak Allah’ın (cc) izniyle tam böyle öz kısmını sunacağız. Ve hadis-i şerifte şöyle de buyuruyor, Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam “İmanınız elbisenizin eskidiği gibi eskir.” “Nasıl elbisenizi yeniliyorsunuz, imanınızı da yenileyin.” diyor Efendimiz. Cidden de öyle Yani bugün çok kaliteli bir elbise alsan dahi onu yıkamazsan, bakmazsan belli bir zaman sonra ne olacak üzerinde çürüyüp gidecek Kokuşacak Bugün en kaliteli arabayı alsan,en lüks arabayı alsan dahi ferrari olsa, o ferrarinin belli periyotlarla bakımını yapmazsan, benzinini koymazsan işe yaramayacak. İnsanın imanı da böyle işte. Allah (cc) , sürekli imanımızı yenileyelim, buna ihtiyaç olduğu için bizi alemden aleme geçirirken diyorki “imanını yenile” Oradaki imanın, buradaki hadiseye mukabil (karşılık gelme) noktasında zayıf düşebilir Onu o hali kaldıramaz o imanın O yüzden sürekli,yani bizdeki mevcut imanın üzerine koymamız lazım. Onu yenilememiz lazım. Çünkü Marifetullahta, Allah’ı (cc) tanımakta sınır yok. O yüzden Marifetullah ilmi, Allah’ı (cc) tanıma ilminde, ne kadar mertebe katedersek ne kadar böyle vukufiyet keşfedersek o halden o hale geçerken; oradaki hadiselere karşı, maruz kaldığımız değişik hallere karşı silahımız,siperimiz sağlam olur. O yüzden bu da diyorki La ilahe illallah’tır. Onunla ilgili bir yer okuyacağım dostlar. Şimdi, çok önemli burası Az önce söylediğim “Ceddidu imanekum bi la ilahe illallah ” ” La ilahe illallah ile imanınızı yenileyiniz” Bu ne demektir, yani buradaki sır ne? Biz değişik hallere giriyoruz ya Bu huzursuzluktan kurtulmanın çaresi ne? Bak şimdi dikkat et! İnsanın hem şahsı, hem alemi her zaman teceddüt ettikleri için, sürekli yenilendiği için, her zaman tecdidi imana muhtaçtır. İmanı yenilemeye muhtaçtır. Çünkü insanın her bir ferdinin, her bir şahsının çok efradı var. Bak mesela ben kendim Serkan Aktaş olarak söylüyorum bugün çok hırslıyken bakıyorsun iki saat sonra o hırs gitmiş. Çok meraklıyken aynı meseleye merakım gitmiş. Çok mutluyken birden huzursuz olabiliyorum En dertli adamken en huzurlu adam olabiliyorsun. Veya en huzurlu senken bir bakıyorsun abi birden dünyanın en huzursuz insanı olabiliyorsun. Yani gün içinde farklı şahıslara giriyoruz. Bir fert birden çok fertlere bürünüyor. Ömrünün seneleri adedince belki günleri adedince belki saatleri adedince birer ferd-i ahar (başka fert) sayılır. Harbiden öyle. Ömrümün, günümün, dakikalarımın her bir saatinde her bir dakikasında sürekli ferd-i ahar dediği farklı bir şahsiyete girebiliyorum Bugün birden çok hırslıyken birden çok meraklı olabiliyorum. Çok meraklı olduğum bir meseleye çok lakayt kalabiliyorum. Çok mutluyken en dertli ben olabiliyorum. En huzursuz ben olabiliyorum veya en huzursuz bir şahısken birden en mutlu insan sen olabiliyorsun. Ne oldu? Aynı oradaki dediğimiz gibi odalardan odaya geçtiğimiz bir alemdeyiz. Aydınlık odalardan sürekli karanlık bir aleme orayı aydınlatıyoruz, başka bir aleme geçmeye çalışıyoruz. Amma ve lakin bir tehlike var. İnsan, o alemi kararıp, başka aydınlık bir aleme geçme ihtiyacı varken karanlık alemde kalıyor. Diğer alemi aydınlatacak anahtarı bulamıyor. Bu sefer şüphelerin, vesveselerin geldiği bir alemdeyse veya ebedi hayatını kaybettirecek bir merak veya bir inat içine, bir hırs içine girdiği zaman bazen o halden kurtulamıyor, bulunduğu halle gaflete düşüp devam ediyor. Yani o bulunduğu halet (durum) ,o bulunduğu mevcut halden çıkmasına, o imanı yeterli olmuyor. O yüzden imanımızı sürekli yenilememiz lazım. Çünkü insan zaman altına girdiği için o ferd-i vahid (tek fert), tek şahıs olan Serkan Aktaş bir model hükmüne geçer, hergün bir ferd-i ahar şeklini giyer. Bunu şöyle açıklamak istiyorum. Bir şahıs nasıl birden çok şahsa girer. Yani Allah (cc) bizi insan olarak, bir bedeni olarak, bir ruhi olarak bir yaratmış İşte ferd-i vahid dediğimiz hadise bu. Amma ve lakin cansız mankenleri düşünün vitrinde Sürekli elbiseleri değişiyor. Bir modeldir, sürekli mevsimlere göre veya işte o zamanın modasına göre çıkan elbise üzerine giydiriliyor. Biz de öyleyiz aslında. Zaman nehrinde olduğumuz için Cenab-ı Hakk (cc) ruhi olarak bize farklı farklı elbiseler giydiriyor. Yani bu zaman altına girme olayını şöyle de değerlendirebiliriz Diyelimki bir kilometrelik bir nehir düşünün. Bu bir kilometre nehirde her yüz metrede tabana böyle plakalar koyalım ,tamam mı? Yüz metrede bir kırmızı, siyah, mavi, yeşil, turuncu … Sonra kaliteli bir suyu salalım. Kaliteli su dediğim yani berrak ve kokusuz olan bir su diyelim. Onu saldık. O su, o nehirde aktığı sürece hangi plakanın üzerinden geçiyorsa o renge bürünüyor Kırmızı plakanın olduğu yerden geçiyorsa kırmızı, yeşilin üzerinden geçiyorsa yeşil… İnsan da böyle. Zaman nehrinde devam eden bir su gibi. Hangi aleme giriyorsa oranın rengini alıyor. Önemli olan o rengi kendi lehine çevirmesi. İşte burada, o halden başka bir hale geçiş evresinde, bazen bizim imanımızı kaybettirecek olan o hadiseden başka bir hale geçerken iman devreye giriyor. Diyorki iman ise, hem o şahıstaki her ferdin nuru hayatıdır. Bir kafa feneri gibi düşün. Yani aydınlık bir alemken karanlığa bürünüyorsun ve başka bir odaya geçmen gerekirken o odayı da aydınlatacak kafa feneri. Yani iman nuru dediğimiz hadise devreye giriyor. Hayatımızı aydınlatan neymiş, imanın nuruymuş. Hem girdiği alemin ziyası olur, girdiğimiz alemin aydınlığı bizim imanımız olur La ilahe illallah ise o nuru açar bir anahtardır. Olay zaten burada bitiyor dostlar. Serkan abi, Serkan kardeşim! Ben La ilahe illallah dedim, bu halden kurtulamıyorum. E nasıl olacak bu hadise? E sen anlattın ama diyorsun yani bu odadan o odaya geçerken bunu söyle. Tamam da güzel kardeşim bizde iman var. Söylüyoruz ya! Sen de söylüyorsun hamdolsun. Ama o imanın nurunu, o hadisede maruz kaldığın, o hadiseyi sana olumlu bir tarafa çekecek veya olumlu gösterecek ,o lambayı açacak bir anahtar lazım. İşte o anahtar da La ilahe illallah’tır. Bizde cevherlerden daha değerli olan, hazinelerden daha değerli olan iman var. Ama sen o imanı kapalı bir hazine içinde tutarsan, kapalı kasalar içinde tutarsan bir işe yarar mı? Onu açacak bir anahtar lazım işte. O anahtarda La ilahe illallahmış. O yüzden dostlar, insan hayatına bu açıdan baktığı zaman ya bendeki La ilahe illallah neden tesir etmiyor? Bunu söylüyorsun. Neden tesir etmiyor biliyor musun? Elinde bir tohum bulunsa, dünyanın en değerli bitkisinin tohumu olsa, beş para eder mi? Sadece tohum kıymetinde olur. Benim o tohumu yeşerecek bir ortama ekmem lazım Ona uygun toprağa, ona uygun mevsimde ekmem lazımki ne yapsın, o çekirdek değerli meyveleri verecek bir ağaç haline gelsin. E o zaman bizdeki, ağzımızdan çıkan La ilahe illallah nedir, bir tohumdur. O tohumun ekileceği yerde , en güzel yerde elhamdülillah namazdır kardeşim. Yani bir kardeşimin hayatında namaz yoksa bu gibi sıkıntılara maruz kalması çok normal. İşte Cenab-ı Hakk bize bir fırsat veriyor. Her namazdan sonra tesbihat yaparken tesbihatımızın sonunda, 33 kere Subhanallah 33 kere Elhamdulillah,33 kere Allah-u Ekber diyoruz. Ve ondan sonra “La İlahe İllallahu Vahdehu Laşerike Leh” diye devam ediyoruz ya Ardından duamızı yapıp bitiriyoruz. İşte duanın ardından, şafiilerde var bu biz de yapmalıyız. 33 kere La ilahe illallah. Kalben bunu söylememiz lazım. Çünkü gün içinde çok farklı haletlere giriyoruz. Onu da şöyle söylüyor, dikkat et. Hem insanda madem nefis,heva (heves,istek) , vehim (kuruntu) ve nefsani istekler ve şeytan hükmediyorlar. Çok vakit imanımızı rencide etmek için gafletimizden istifade ederek yani gafletinden istifade ederek çok hileler ederler. Şüphe ve vesveselerle iman nurunu kaparlar. İmanımızın nurunu ne yaparlar,örterler,kapatırlar. Hem insan zahir-i şeriatta, yani bulunduğu görünür yaşadığı alemde, hem zahir-i şeriata muhalif düşen, yani yaşadığımız günlük hayatta belli olan şer-i hükümlere muhalif düşen, zıt düşen, hatta bazı imamlar nazarında küfür derecesinde tesir eden, yani bu küfür, imanı götürecek derecede, inkara götürecek derecede tesir eden kelimeler ve hareketler eksik olmuyor. Onun için her vakit, her saat, her gün tecdidi imana (imanın tazelenmesi) ,imanımızı yenilemeye muhtacız. Abi bizi küfre götürecek kelimeler neler olabilir? Bazen şöyle hadiseler yaşayabiliyoruz. Diyoruz ki ; ya bu sarı kızım (inek adı) beni hiç aç bırakmaz. Günde 20 litre süt verir. Bak ne oldu hacı? Sen esbaba (bir şeye vasıta olan,sebep olan) taptın. Sebeplerden bildin. İstemeden söylüyorsun bunları anlatabildim mi? Halbuki inek onu yapamaz. İnek sütü yapmaya bir sebeptir. Tavuklarım beni hiç aç bırakmaz. Aç bırakmayan Allah’tır. Yumurtanın gelmesine sebep olan tavuktur. Yumurta ile tavuk arasında dağlar kadar fark var. Yani o acziyetiyle onu yapacak ilim onda yok. Bulut ne güzel bizi serinletti. Bu gibi şeyler kullanıyoruz. Bazen yağmur yağıyor ne diyoruz gün içinde? Ya şimdi vakti miydi? Veya tavrımızla, dilimizle demesek bile, tavrımızla memnuniyetsizliğimizi dile getiriyoruz. Gördün mü bak nankörlüğü gerektiren hallerde bulunuyoruz. Bazen dinlediğimiz şarkılar,dinlediğin şarkılar; Küfrü gerektiren sözler söylüyor; Batsın bu hayat tarzında Hay böyle kaderin, hay böyle feleğin diye başlayan sözler kulağımızın her yerinde… Aklımızın her yerinde olduğu için imanımızı zedeliyor aslında farkında değiliz Ve bu hadiseler bize ülfet (alışma) olmaya başladıktan sonra normalleşmeye başlayınca o iman eskidiği için mesela diyelimki bir müslüman o halinden çıkamıyor ya şüpheler, vesveseler aklını kaplamış, ruhunu kaplamış… Ateist oluyor sonra , agnostik oluyor, deist oluyor. Çünkü düştüğü halden çıkmaya yarayacak imanı yok. Düştüğü durumdan kurtaracak bir ip bulamıyor, o halde saplanıyor La ilahe illallah diyemediği için İmanın nuru o alemini aydınlatmadığı için o alemi hakiki alem görüyor ve imanını kaybediyor. O yüzden ben çok mutluydum abi önceden çok huzurluydum sonra baktımki başıma kötü hadiseler geldi ya Allah olsaydı bana yardım ederdi. Diyen insan imanını yenilemediği için bu hale düşüyor. Ben müslümandım, diyor. Sen sürekli müslüman olmak zorundasın. Müslümanlığın üzerine müslümanlığını, mü’minliğini arttırarak devam etmezsen o mevcut olan iman böyle düz düz düz gidiyor, bir duvar geldiği zaman şöyle atlaması lazımken duvara toslayıp kalıyor. İşte la ilahe illallah o küfür duvarlarını delip geçiyor kardeşim. Anlaşıldı mı abi? Ne diyordu hadis-i şerifte? Ceddidu imanekum bi la ilahe illallah. Yani la ilahe illallah ile imanınızı tazelendirin. Bak şu ortamda biz tefekkür ediyoruz. Allah’ı (cc) zikrettiğimiz için imanımız tazeleniyor. O yüzden ibadet etmeyen adam,kainatın ibadetini görmez, göremez; belkide inkar eder. Peki ” La ilahe illallah” ne demek arkadaşlar? Yani bunu kuru kuruya söylemek ayrı, içini doldurarak, kalben tasdik ederek tüm manasıyla söylemek apayrı birşeydir. Hani namazımızda diyoruz ya “Eşhedü en lâ ilâhe illallah” Ben şehadet ederimki Şahitlik ederimki, Allah’tan (cc) başka ilah yoktur. Evet, Allah’tan (cc) başka ilah yoktur diyoruz. Aslında bunun derinliğine bakarsak şu Halık ve Rezzak senden başka yoktur ya Rab. Yaratan ve rızk veren sensin. Ve aynı zamanda zerrelerden yıldızlara kadar herşeyi kabza-i tasarrufunda tutan, onları ilmiyle iradesiyle, kudretiyle ; onları bu kainatta kontrol eden tasarrufunda tutan Sensin diyerek, bu manayla söylerse insan geceyi gündüzü yaratan sensin Rabbim, ve güneşi gaz yağsız, kömürsüz, odunsuz yandıran sensin Rabbim Bu mevsimleri yaratan, beni yaratan, ruhumu o haledleri yaratan Sensin . Benim hayatımdaki zarar ve menfaat bunlar Senin elinde diyerek söyleyen bir adam kalbi dehşetler içinde kaldığı zamanda, bu manayla dediği zaman Rabbim, bu kainatı idare ettiğin ve çevirdiğin ve aynı zamanda tüm kainattaki canlıları idare ettiğin gibi beni de idare eden Sensin.Ben buna iman ettim. Benim karanlığa düştüğüm, ümitsiz olduğum şu durumdan beni çıkar manasında, insan “La ilahe illallah” derse, yani ondaki imanın meyvesi kainatı aydınlatır arkadaşlar. Elhamdülillah.

Dertlerini Sana Sevdirecek 11 Yöntem! – Serkan Aktaş

Çayımı bekliyorum. Kusura bakmayın Sen kralsın. Sen kral, biz .. paketçi O zaman başlayalım. Derdin sana dermandır. Yetmez mi? Bunu konuşacağız. Harbiden derdimiz bize dermanmış. Biz derman olan şeyi başımızdan defetmeye çalışıyoruz Bu yaptığımız acaba doğru mu ? Onun üzerine konuşup İnsan tabi bu dünya hayatında, nasıl ki nefes alıp veriyor Yiyor içiyor. Değil mi ? uyuyor – yatıyor kalkıyor bu hayatta Herkesin yaptığı ve yapmak zorunda olduğu işler E şimdi. Bunun gibi Aynı şekilde insanın hayatı Dertlere, sıkıntılara, musibetlere hastalıklara da maruz kalıyor Bu da aslında yaşamın şartlarından birisi Çünkü niye? Çoğu derste diyoruz ya Tek düze bir yaşam, yaşam değildir İnişli çıkışlı olursa, o hayat kaliteli olur diye. ve şu da çok önemli Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam buyuruyor. ve üstad da bunu Mehmet almış Risale-i Nur da bi’ yerde bir abiye mektupta söylüyor ya. Tabi bu küsme meselesi Kesben değil. Kalben küsme.. Kalben küstürme. Çünkü niye? Abi Adetullah dairesinde bi sebeplere müracaat etmek zorundayız. Onlarla yaşamak zorundayız. Buradaki mesele, Kalben Bağlanmamak Yani dünyayı sabit görmemek. Kendini de dünyada sabit görmemek. ve dünyaya Cenab-ı Hak tarafından bakıp öyle kıymet vermek İşte Böyle kıymet verelim diye Bazen sıkıntılara, musibetlere, hastalıklara giriftar oluyoruz dertlere giriftar oluyoruz. O yüzden Bu dertlerden Nasıl sıyrılırız? Acaba sıyrılmak doğru mu? ve ya bunlarla mücadele noktasında Sabır noktasını nasıl kullanmalıyız. Hakikat tarafından nasıl bakmalıyız. Onu Konuşacağız Allahın(c.c) varlığına ve birliğine iman etmek Yani Cenab-ı Hakkın bir olmasındaki hikmet nedir ? Bir olması ve benim sıkıntılarımın olması nasıl bağdaştırılır Burası Çok Önemli Diyor ki; İnsan, Allahın bir olduğuna inanırsa Şöyle söyler Vahdehû Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, Onlara tezellül edip minnet çekme, Onlara temelluk edip boyun eğme, Onlara dalkavukluk yapma Kendini onlara beğendirmeye, minnet altına giripte kendini rezil etme. Dikkat et! Onların arkasına düşüp zahmet çekme, Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kainat birdir, herşeyin anahtarı O’nun yanında, Her şeyin dizgini O’nun elindedir, her şey O’nun emriyle halledilir. O’nu bulsan, her matlûbunu (isteğini) buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun. İşte insan, bunu hayatına bir rehber yapması lazım. Yahu, Evet ya benim sıkıntılarım var ve bu sıkıntılar kimin elinde? benim derdim var bunlar kimin elinde ? Bu kainatın dizgini kimin elinde? diye insan bunu tahayyül ederek yaşasa Zihnine yerleştirse Hayat felsefesi yapsa Sıkıntılara ve dertlere bakış açısı hemen birden değişecek zaten. Bir kul. Namazında ne diyor kardeşim ? ” Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden resulullah ” hah. Eşhedü enla ilahe illallah Sen. Gerçekten şahitlik ediyor musun? Cidden görür gibi bunu söyleyebiliyor musun? Eğer bunu görür gibi söylüyorsan, o zaman şöyle demen lazım. ”HALIK ve REZZAK ONDAN BAŞKA YOKTUR” Çünkü sen şahittin Allah’ın var olduğuna O’ndan başka ilah olmadığına. Halık ve Rezzak ”O” ise İnsanın hayatında zarar ve menfaat vardır. o zarar ve menfaat kimin elindedir? Allah(c.c) ‘nın elinde değil mi? O zaman sana gelen zararın menfaat kısmı Allah’ın elinde ise Sen niye tevekkül edip, Allah’a teslim olup, duayla o kapıyı çalmıyorsun? Kalbi imanla bezenmiş olan bir adam, bir sıkıntı geldiği zaman şunu söyler: Bu sıkıntı Rabbimden geliyor. Rabbimden gelmişse Derdi veren oysa Dermanı da ondadır diye Safi, darasız bir şekilde ona teslim olmaktır. Elhamdülillah. Mesela bir terzi örneğini veriyor Bediüzzaman Hazretleri. Hastalar Risalesinde de bunu söylüyor dimi mi? 24.Mektupta da söylüyor. Bunu ordan isteyen kardeşlerim okuyabilir. Şimdi şurası çok önemli. Mesela ben bir terzi olayım. Terziyim ama herkes tarafından tanınan bir terziyim. Kainattaki değerli taşlarla, Altınıdır, zümrüttür, elmastır Bunlarla, süslendirilmiş bir gömlek dikiyorum. Bir elbise dikiyorum Tamam mı bir ceket dikiyorum, artık ne diyorsan ve bundaki o sanatları görmek ve göstermek istiyorum ben Bunun içinde bana bir model lazım. O model de kim olsun. Mehmet olsun Mehmette miskin, cebinde beş kuruş parası olmayan, avare bir şekilde gezen bir şahıs olsun. Ona diyorum ki ”Gel. bana bir saatlik modellik yap. Sana 10.000 TL vereyim İyi paramı ? bir saatlik. Çok zor bi iş değil dimi? (Mehmet: Çok iyi para) İyi para Sonra bak o elbiseyi ona giydir. Sana giydirdim. Yani seni ileri geri yaptırıyorum, otur kalk diyorum Bazen bakıyorum Bir yerler uzun kalmış orayı kısaltıyorum tekrar dikiyorum falan filan Sana biraz zahmet veriyorum. Biraz meşakkat çekiyorsun Haa bu arada Parasını peşin almış ha. Tak 10.000 TL yi vermişim. Bana dese ki : ”Bana zahmet verdin, oturup kaldırmakla beni perişan ettin beni güzelleştiren bu elbiseye zarar verdin” demeye hakkı var mı? Yok Neden? Çünkü ücretini aldı. Oraya modellik yaptı. Doğru değil mi kardeşim E şimdi. İnsan kendine baksın Cenab-ı Hak ta isimleriyle esmalarının sıfatlarını bizde göstermiyor mu? Bizde kainat sergisinde, Cenab-ı Hakkın isimlerine, o esmasına bir model değil miyiz kardeşim? Ve bize ücret olarak zaten yokluk aleminden varlık alemine getirerek hayatı vermemiş mi? Bu kadar güzellikleri bize vermemiş mi? Sen sadece bir iki hadiseden dolayı neden şikayet ediyorsun? Öyle değil mi Açlıkla neyi anlıyoruz biz? Onun Rezzak ismini anlıyoruz. Aynı şekilde hastalıklarla gelen sıkıntılarla Cenab-ı Hakkın Şafi ismini tanıyoruz biz. Olaya böyle bakmak lazım. O Nefret ettiğin hadiselerin arkasında o kadar güzellikler saklı ki İnsan keşke bunu görebilse Olaya da şöyle baksana Mesela bu elimdeki bir ayna olsa Mehmet, Bu ayna, Güneşe tutsan kaç tane ayna görürsün bunda? 1 tane görürsün. Peki 2’ye bölsem bunu? 2 tane görürsün bin parçaya bölsem yere koysam bin parçayı Bin tane güneşim olmuş olur. İşte aynı şekilde Cenab-ı Hak seni dertlerle sıkıntılarla bazen böyle bin parçaya bölüyor Her parçada sende ismini gösteriyor. Senin sevinmen lazım Cenab-ı Hakkın isimlerine esmasına model oldun. Beni ne kadar çok sıkıntıya sokarsa o kadar çok ismi bende tecelli ediyor. Elhamdülillah ya! İnsan böyle baksa, insanda dert sıkıntı kalır mı kardeşim? Yani iman gözlüğünü takıp ta o pencereden baksa insan neye üzülür ki? Buna sabredemediğine üzülür. Ha bu arada musibet istenilmez. Verildiği zaman da ona şükredilir. Hamdolsun! Çünkü neden Bazı evliyalar musibet sıkıntı gelmeyince, ”Acaba biz ne yaptıkta bize böyle sıkıntı gelmiyor? ” Çünkü onlardaki sıkıntılar musibetler yani bir şükür vesilesi Allah’ı tanıma vesilesi O yüzden sana gelen sıkıntılar musibetlerle o dertlerle Haa demek ki bazı şeyleri hatırlama zamanı değil, olaya bu pencereden bakmak lazım Elhamdülillah İşte insan bunu anlaması lazım biz biraz hoddam, biraz bencil olduğumuz için hep kendi nefsimize bakan tarafıyla bakmak istediğimiz için öyle görmek istediğimiz için Hemen olayları görünen yüzüyle değerlendiriyoruz. Abi sen bunu bilemezsin ki Cenab-ı Hakkın Kader planında Senin görebildiğin yer belli olduğu için Senin o hayır zannettiğin şer olabiliyor. Ama Cenab-ı Hak bunu görüyor. Seni o yoldan kurtarıyor seni o yoldan çeviriyor bu sıkıntılarla Ama önemli olan zaten bunun farkına varmak İşte sıkıntılar musibetler, başımıza gelen o haller bunun bir nevi bize habercisi oluyor aslında Ve bir diğer kısmını söylüyorum. o da Asıl musibet dine gelen musibettir diyor abiler. Diğerleri Rahmani bir ikazdır. Cenab-ı Hakkın Şefkatli bir şekilde bize uyarısıdır. Şimdi asıl musibet dine gelen musibetse diğerleri neydi? Tekrar ediyorum orayı çok önemli Cenab-ı Hakkın şefkatli bir şekilde Rahmani ikazlarıdır. Bu Rahmani ikazlarıda bize nerde anlatıyor Koyun örneğini vermiyor mu abi? Bugün düşünsene burada mesela böyle koyunlar olsun ben çoban olayım O koyunlar uçuruma doğru giderken ve başkasının tarlasına hücum vaziyetinde olduğunda çoban bunları görürse Onlara taş atar değil mi? Taş atar ki uçuruma gitmesinler ve başkasının tarlasına hücum etmesinler tecavüz etmesinler diye Şimdi! Burada çok önemli bir kavram var Bu olayı zaten oturtursak hayatımıza çoğu şey çözülecek Kardeşim uçuruma doğru giden koyunlara Hani başları önde otlanıp gidiyorlar ya Çobanda ben olsam. Tak diye taş atsam. Şimdi taş kafana gelse , kafan kanasa bacağın incinse, belin incinse N’aparsın? Ama o anda devam eder misin yoksa nerden taş geldi diye arkanı dönüp bakar mısın? İşte o taş gelenler uçurumdan kurtuluyorlar arkalarına dönüp bakıyorlar taş nerden geldi diye Ve o büyük uçurumdan kurtuluyorlar. Ölümden kurtuluyorlar. Bir kısmına taş gelmiyor onlara hiç. Hiç sıkıntı gelmiyor, musibet gelmiyor Onlarda diyor ki Bak gördünüz mü siz ona itaat ediyorsunuz onun sözünü dinliyorsunuz.. Onun her dediğini yapıyorsunuz bak başınızdan sıkıntı musibet eksik olmuyor. Bak bize. Biz onu dinlemiyoruz. Ona itaat etmiyoruz. Hayatın her türlü keyiflerini lezzetlerini alıyoruz. ve tadıyoruz, tattırıyoruz. Bak ne kadar keyifliyiz. Siz öyle perişan olun diyorlar Halbuki nereye gidiyorlar? Uçuruma doğru gitmiyorlar mı ? İşte insan. Aynı şekilde. O Allah yolunda gitmeye çalışan insanların başına sıkıntılar gelmiyor mu? Geliyor. Ve işte bazen de biz isyan ediyoruz Diyoruz ki: Allah’ım biz sana n’aptık ki bunlar bizim başımıza geliyor? Biz ne yaptık ta.. Yani biz o sana inanmayanlar, sana itaat etmeyenler gibi değiliz. Biz güzellikler içinde yaşamaya çalışırken sen bize her türlü sıkıntıyı veriyorsun. Bir önceki Ayet i hatırla. İleri tarafını bilmiyordun işte uçuruma gidiyordun Allah seni ondan kurtardı. Başına sıkıntı gelmeyenler nereye gitti? Bu dünya hayatını güzel gördüler değil mi kardeşim. Hastalanmayarak, sıkıntı çekmeyerek… Bu dünyada kazanmış gibi görünüpte asıl kaybedenler onlar olmadı mı? Varsın dünya onların olsun. Ahiret bizim olsun. Varsın onlar çok böyle mutlu mesut hiç bir şekilde derdi musibete sıkıntıya giriftar olmadan yaşasın Ama biz bunlardan mahrum kalmayalım. Çünkü bir demirin dahi bir sanat eseri olması için Dövülmesi lazım, ısıtılması lazım yakılması lazım, soğutulması lazım değil mi? Belki kırılması lazım. Belki ikiye bölünmesi lazım Aynı şekilde.. Kum tanelerinden oluşan o cam parçası o vazolar O zaman demekki İnsan da İnsan-ı Kamil olması için bu gibi hallere giriftar olmak zorunda. Bunları yaşamak zorunda çünkü o zorluklar bizi insan yapıyor. O meşakatler bizi insan yapıyor. O sıkıntılar Allah’ın kapısına bizi itiyor. o yüzden İnsan şikayet etmeyecek. İnsan sabredecek. Bütün mesele bu zaten Elhamdülillah! Ve şunu da söyleyelim. Asıl musibet dine gelen musibet demiştik ya O zaman bu dine gelen musibet ne? Dünyevi musibetler dünya hayatımızı bize kaybettirirken Öyle görünüyor da. Halbuki o da değil. dünya hayatını da bize kazandırıyor. Amma velakin İnsan, namazını kılmazsa.. Günahlara girdiği zaman pişmanlık hissetmezse ve Allah’a karşı tövbe etmezse o üzüntüyü duymazsa bundan daha büyük musibet yok. Çünkü o musibet ona ebedi hayatını kaybettiriyor. O yüzden sendeki musibet hangisi Daha hayatında haram helal seçemiyorsan Daha namazlarını kılamıyorsan Başka musibet arama zaten. Başka dert arama Dünyanın en büyük derdi, en büyük musibeti senin başına gelmiş farkında değilsin sen Yaa.. Beterin beteri var. Böyle bakmak lazım. Yani diyor ya: Senin kolun kırıksa kolu olmayana bak. Senin bir gözün görmüyor, İki gözü görmeyene bak Onunla alakalı da çok güzel bir yer var onu da okumak istiyorum Risale-i Nur dan Sen, kendinden yukarı mertebelerdeki sıhhatli olanlara bakıp şikayet edemezsin. Belki sen, kendinden sıhhat (sağlık) noktasında aşağı derecelerde bulunan biçare hastalara bakıp şükretmekle mükellefsin (sorumlusun) Senin elin kırık ise, kesilmiş ellere bak. Bir gözün yoksa, iki gözü olmayanlara bak ve Allah’a şükret. Bak kendi hayatına. Her zaman senden daha kötüsü var Senden yukarıda olanlara bakıpta şikayet etme, Aşağıda olanlara bak haline şükret. Evet bu dünya çünkü geçici. Yerinde durmuyor. Hayatı veren O’dur. Buna biz iman ettik. Hayatı veren O’dur dedik. O zaman hayatı veren O’ysa, bu hayatı rızık ile idame eden de O değil midir ? Cenab-ı Hak değil mi? Hayata lazım olan şeyleri izhar eden bize veren de O değil mi Ve hayatın, meyvelerinin yüzde 99’u neticesi Cenab-ı Hak’ka bakmaz mı? Amenna Hayatımız O’nun elinde mi, Buna inandık mı biz. İnandık O zaman fani ve aciz olan beşer şunu anlaması lazım ‘ki bize hitabı da öyle oluyor zaten Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini ağır tekliflerini işlerini, o sıkıntılarını omuzuna alıp zahmet çekme Hayatın fenâsını düşünüp hüzne düşme Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp, dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme Bunları yapma diyor. Belki, o sefine-î vücudundaki hayat makinesi Bak. Sefine-î vücud ne demek? Vücut gemisindeki bu hayat makinesi, kime aittir ? Hayy-ı Kayyûma aittir Cenab-ı Hakka aittir Senin hayatına lazım olan şeyleri tedarik eden de yine O’dur. O zaman sen kendi üstüne düşen vazifeyi yap. Acizliğini anla fani olduğunu anla. O sıkıntıların da Allah’ın elinde olduğunu anla. O’na teslim ol be kardeşim. O’na teslim olduğun zaman zaten ardı gelecek bunun ama Sen gerçekten teslim oluyor musun? Yani sebeplere müracaattan sonra Cenab-ı Hakka teslim oluyor musun Yoksa yine neticeleri sebeplerden mi bekliyorsun? Böyle olduğu zamanda zaten asıl tevekkül olmuyor. Şöyle bir ibare geçiyor Risale-i Nur da diyor ki: Çok güzel birşey değil mi? Yani insan sıkıntılara, musibetlere giriftar olduğunda Haa demek ki ben bazı şeyleri yanlış yapıyordum belki de Hatalar yapıyordum. Cenab-ı Hak beni Ahirette yanına temiz almak için bu dünyada bedelini ödetiyor bu sıkıntılara o yüzden ben düşüyorum. Ve ardından şunu söyleyecek: ”Haa ne kadar büyük bir sıkıntı geliyorsa, ardından gelecek mükafatta o nisbette büyük oluyor.” Bazen o hayır cihetindeki o büyük mükafatlar Dünya gözüyle görünmeyebilir. ‘ki zaten dünya gözüyle görünse ne olur ki abi kısacık bir hayatta ahiretin meyvesini yemek olmaz ki bu adama kaybettirir. Ama ahirette o meyveyi yemek Baki dir. Bitmez, sürekli devam eder. O yüzden insan sıkıntıya düşünce kendinde hata araması lazım. Yani demek ki birşeyler yanlış gidiyordu. Kader benim bunu yaşamama fetva verdi Ben kadere teslim olmalıyım. Sonuçta bu sıkıntıyı veren Allah’tır Demek zaten insana kazandırıyor. Elhamdülillah! Mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf eder değil mi? Burası benim olsa, buraları istediğim gibi maviye de boyayabilirim yeşile de boyayabilirim. Kimse gelip bana hesap soramaz. Hesap sorsa tapusunu gösteririm. Orada tasarruf hakkının bende olduğunu ispat ederim. E şimdi insan kendi hayatına bakması lazım. Bu mülk senin mi? Bu mülk sana emaneten verilmiş Elini, ayağını, gözünü, burnunu bir tezgahtan satın almamışsın bir yerde yaptırmamışsın. Biri kaybetmişte yolda bulmuş değilsin. Sana emaneten verilmişse emanet verenin izni dairesinde kullanmak lazım. ve bazende bize verdiklerinin kıymetini anlamamız için N’apıyor ? Elimizden alıyor İnsan çünkü; Kaybettiği zaman bazı şeylerin değerini anlıyor. O yüzden insan şunu diyecek. Evet ya! Yeme içme gibi basit bir şeyde dahi senin tasarrufun ne kadar ki? Tek bir tasarrufun var ha.. ”Yemek yemeyi ve içmeyi istemek” Gerisindeki fiiliyatları yaratan Allah Yediğin gıdalarda vücudunun istenilen yerlere dağılımını sen yapmıyorsun, yapamazsın zaten Nereye ne lazım bunu sen bilmiyorsun. Karaciğerin 500 ‘e yakın görevi var. Bunlardan Allah aşkına bana 30 tanesini say desem Kaç tanesini sayabileceksin? Demek ki bu beden senin değil sana emaneten verilmiş. Bir damla suyun içinden yaratılmışsın sen. Bir damla suyun içinde 80 yıllık – 100 yıllık hayatın derç edilmiş. E bırakta bu hayatı oraya derç eden hayat onun olduğu için gerisini de o sana ayarlayacak zaten. Sen yeter ki Teslim ol. Abi Ölüm! Mehmet ölüm gibisi var mı kardeşim ya? İnsan harbiden böyle, ölümü düşününce çok rahatlıyor. bazen biz hanımla konuşuyoruz böyle Dertler sıkıntılarımız olduğundan değil ha. Çevreye bakıyoruz, dışarıya bakıyoruz. Tabi kendimize de bakıyoruz. Diyoruz ki: ”Bir insan, ne kadar dertli olursa olsun Dünya, bütün hepsi dert olup o adamın başına yüklense dahi Hepsini sıfırla çarpacak bir kavram var bir hakikat var.” Ölüm bütün sıkıntılarını sıfırla çarpacak Ama işte o ölüme doğru hazırlanmak, düzgün hazırlanmak.. Burası senin elinde. O yüzden bence, ölüm çok büyük bir nimet ‘ki öyle zaten Bencesi yok bu işin ve en büyükte sebepler dairesinde bir kurtarıcı. Beni ferahlatıyor ya ölümü düşünmek. Tek korkumuz işte Cenab-ı Hakkın huzuruna lâyıkıyla gidebilcez mi Bir mü’min zaten ölümden hangi cihetten korkar? O’nun huzuruna temiz gidebilmek Emanete hîyanetlik etmeden gidebilmek Budur derdimiz zaten. Dedik ya: Derdi veren Allah olduğu gibi, dermanı veren de Allah tır. Demiyor mu: (Bakara, 2/286) Allah sabredenlerle beraber midir? Allah sabredenlerle beraber ise, biz buna iman ettiysek Burada şu oluyor bu sefer Abi ben sabrediyorum sabrediyorum. Olmuyor Hayır. Sen sabrı yanlış kullanıyorsun. Sen, o sabır noktasını geçmişe ve geleceğe dağıttığın için Hali hazırdaki sıkıntıya veremiyorsun. Öyle değil mi? Bak burda nasıl oluyor biliyor musun Semme, burdan bir saldırı oluyor sana Bütün kuvvetini oraya doğru vermen lazımken, sen diyorsun ki ya soldan da, ve ya işte ya sağdan da gelirlerse diye ordunu oralara dağıtıyorsun Merkez zayıf kalıyor. İşte Sabır kuvveti de böyle. O yüzden senin hakiki ömrün, bulunduğun gündür. Sen bir sıkıntın bi musibetin varsa bulunduğun ana bakacaksın Hepsini bulunduğun ana sarfetmeye çalış. Geçmişe ve geleceğe dağıtma. Dağıtırsan, Sende malesef dağılırsın kardeşim. Şunu demek istiyorum Yani insanın bazen böyle manevi cephesi zayıflayabilir. Sıkıntılara düşebilir. Bu sıkıntılar onu ümitsizliğe de götürebilir. O zaman da Zümer Suresi 53.Ayet Zümer Suresi 53.Ayet Bunu Hatırlamak lazım. O’na sığınıyorum ben. Kalbim huzur buluyor ya. Elhamdülillah! Birde bu sıkıntılar içindeyken Allah(c.c) ‘ı unutmamak. Namazlarını kılmak, İbadetlerini etmek, Allah ‘la irtibatını artırmak Çünkü bu sıkıntılar, musibetler hep Allah ‘la olan irtibatımızı artırmak için Hiç sıkıntıda olmayanlar Allah ‘ı unutuyorlar ya Bu dünyayı lezzetli görüyorlar. Ahireti unutuyor. Kabri unutuyor Vazifesini unutuyor. Bu insanlara özenme, Bu insanlara özenme çünkü Eğer hastalık kötü birşey olsaydı, sıkıntılar kötü birşey olsaydı En sevdiği abidi olan, kulu olan Habibi olan Efendimiz aleyhissalatu vesselam ‘a hastalık vermezdi. Ona sıkıntı vermezdi Değil mi kardeşim, Müşrikleri ona bela etmezdi başına. Ama ne yaptı? O, İşin maiyetini bildiği için sabretti. ‘ki evliyalar asfiyalar ve diğer peygamberler de buna giriftar olmuşlar. O yüzden musibet istenilmez. Verilirse de şükredilir. Video yu izlediysen kardeşim Kendine faydalı taraflarını gördüysen Ve ya işte Ben bunları biliyordum da diyebilirsin Belki bilmeyenler vardır. Belki ihtiyacı olanlar vardır. O yüzden video nun daha farklı kitlelere ulaşması için video yu beğenmeyi ve yorum yapmayı unutma. Çok mu şey istedik? Değil de mi? O zaman varsa imkanın Ne diyelim bi de paylaşın artık ÇAY HOUSE SİZİN KANALINIZ!