Evleneceğin kızda neye bakarsın?

Bu, Dünya denilen gezegende yaşayan insanların başarı kıstasları, maalesef görünen şeylerle alakalı. Görünmeyen şeyleri başarılı olarak düşünmüyorlar. Başarılı olarak addetmiyorlar. İnsanların kafasındaki başarı oranı, o adamın ne kadar zengin olduğuyla orantılı. Bu adam zengin bir adamsa bu adama başarılı diyor. Bu adam kariyerli bir adamsa, üniversitede belli bir yere geldiyse, hoca olduysa bu adama başarılı diyor. Hiç bakmıyor ahiretini gözetmeye çalışan bir adam mı değil mi? Bakmıyor! İdeolojisine bakmıyor, fikirlerine bakmıyor. Allah ve Rasulu’ne teslim olmuş mu olmamış mı? Buna bakmıyor! Değer yargılarımız çok düşük, seviyeler çok düştü. İnsan, Müslüman bir erkek, bir bayanla evleneceği zaman dış görünümüne bakıyor. Güzel mi değil mi? Giyimi nasıl? Kaliteli şeyler mi giyiyor pasif şeyler mi?Pazardan mı alıyor giysileri? Buna bakıyor. Ama bu düşük bir zekânın göstergesi oluyor. Müslüman bir erkek evleneceği bir kadında en çok neye bakar? İman kalitesine bakar, iman kalitesi. Tesettürüne dikkat ediyor mu? Dışarıya çıkarken makyaj yapıyor mu? Konuşurken sırıtıp kırıtıyor mu? Yoksa hanım hanım bir kadın mı? İbadetinde daim mi? Müslüman erkeğin kıstası, kriteri budur. Namazı var mı? İbadeti var mı? Budur! Beni namaza kaldıracak bir kabiliyeti var mı? İlmi var mı ? Yani ben Allah ve Rasulu’nun yolundan biraz ayrılırsam bu kadın beni ikaz eder mi? Bak sabah namazına kalkmıyorsun ne zamandan beri sen. İşe gidiyorsun tamam, çalışmaların güzel ama namaza kalkmıyorsun bey! Bu nasıl iştir? Benim evleneceğim kadın böyle bir kadın mı? Yoksa sadece benim ekmeğimi getir, ihtiyaçlarımı karşıla, ayakkabımı çantamı al. Parfümlerimi getir, nasıl yaşarsan yaşa! Bunu diyen bir kadın mı? Yargılar çok değişti. İnsanların bakışı çok değişti!.

Ders çalışırken düzen ve istikrar sağlayamıyorum. Ne yapabilirim?

Soru: Ders çalışırken düzen ve istikrar sağlayamıyorum. Ne yapabilirim?
Cevap: Toprağa atılan her tohum koca bir ağaç olmaz. Bazen 3 tane atılır bir tane kalır. Yani gerçekçi bir takvim sana göre yaptın ama biraz önce izah ettim biyolojine, karakterine, kabiliyetine aykırı olduğu için uygulayamazsın onu, hiç bir zararı yok. Bu moralsizlik nedenimiz olmamalı. Tıpkı ne gibi biliyor musun? Sabah namazına da kalkmadığın oluyor mudur diye sormayayım seni mahçup etmeyeyim, ama olmuştur muhakkak. Yani gençken ara sıra kalkamıyorsun. Madem bu hafta bir kere kalkmadım deyip namazı bırakmıyorsun. İstiğfar edip kazasını yapıp devam ediyorsun. Koyduğun ders ilim planında da sıkıntı olacak muhakkak. Şeytan seni sabah namazında ara sıra tökezlettiği gibi, ilimde de tökezletecek. Burada arkadaşlar, eski ulemamız, bu sorunu bizim gibi yaşamadılar neden? Diploma peşinde koşmuyorlardı, başıboş da değillerdi. Gitti Süyûtî’nin dizinin dibine oturdu. Süyûtî’nin evladı gibi oldu. Süyûtî onu peşinde dolaştırdı, çantayı dolaştırır gibi talebelerini dolaştırdı, 20 sene sonra da icazet verdi onlara. Biz bir miktar boşlukta tur atan yarışçılarız. Parkurda yarış etmiyoruz da boşlukta yarış ediyoruz. Bu açığı büyük oranda bir mürşide evlat gibi teslim olarak kapatabilirsiniz. Bu çok faydası olur. Yani haftada bir seni çağırıp, oğlum ne durumdasın getir bakayım derslerini soran birisi velev ki, haftada bir seni çağırsın bir hafta yeter o. Sorgulanmak insanın, istemese de hoşlandığı şeydir. Bu ilimde de böyle..

Namaz kılmayan birinin kalbi, namaz kılanın kalbinden temiz olabilir mi?

En şaşırdığım soru, onu da okuyayım, hem kapatalım. Hocam, sizi YouTube’dan tanıdım ve çok şey öğrendim ve öğreniyorum. Yalnız namaz konusundaki katı tutumunuzu anlayamıyorum. Katı tutum! Ben katı bir adam mıyım kardeşler ya? Beş vakit namaz kılacaksın diyorum. Bin dört yüz senelik söylenmiş olan şeyleri naklediyorum. Ben nakilciyim. Nakilden başka bir şey yapmam. Bizim tek farkımız vardır: Bin dört yüz yıldır anlatılmış bu bilgileri insanların anlayabileceği seviyeye indirme. Verdiğim örnekler o kadar basittir ki: Hayatında hiç sohbete gitmemiş adam şuraya gelir, sohbetten çıktığı anda İslama dair yirmi tane meseleyi öğrenmiş olarak gider. Çünkü Allah Teala bir kabiliyet vermiş: çok basitleştirebiliyorum. Öğrenilmesi gereken ana meseleleri basitleştirebiliyorum. Rabbime hamdolsun. Bu onun verdiği bir hediyedir. İnşallah onun istediği şekilde ölene kadar kullanacağız. Şimdi! Ama bu kardeş bizim sohbetleri izlerken bir şey fark etmiş: Namaz konusunda bir katı tutumumuz varmış, şahsi kanaati. Bakalım ne diyor: Ben bir devlet memuruyum ve şu an namazlarımı kılmıyorum. Tehlike geliyor. Tüm namazlarımı emekli olacağım zamana tehir ediyorum. Burada kamyon asfalttan çıktı, tarlaya girdi. Burada tarlaya girdi kardeşim. Şimdi esnafın arasında gezerken ben şu ana kadar şunu duydum: Hocam ben toptancıyım. Adama diyorum ki: Niye benimle beraber camiye gelmiyorsun? Hocam ben toptancıyım, akşam evde hepsini kaza ediyorum, bunu duymuştum. Ama ilk defa bir adamdan: Ben emekli olduğum zaman hepsini kaza edeceğim, ilk defa duyuyorum. Ya şu ülkede bunu da gördüm ya, daha gözüm açık gitmez. Sübhânallâh. Sübhânallâh. “Tüm namazlarımı emekli olacağım zamana tehir ediyorum, emekli olunca hepsini kaza etmeye başlayacağım.” Garantisi var! Emekli olacak 55’te, 70’e kadar 15 yıl içinde gece gündüz namaz kılacak. Garantisi var ölmeyecek! Sübhânallâh. Böyle şey olur mu ya! Namaz kılmak ibadet yani sevap olduğuna göre, sevabı her gün işlemek yerine emekli olunca kılsam ne mahsuru var ki hocam? Püffff! Adam filozof çıktı filozof, devlet memuru ve filozof. Einstein’ın torunu mübarek. Bu bir sevap diyor yani, bunu almasam ne olur ki diyor. Ya bu iş sadece bu kadar mı ya? Sevap ile bitiyor mu bu iş? Sonuçta bunların hesabını ben vereceğime göre sevap işlemeyi geciktirmem veya hiç işlememem niye günah oluyor ki? Nakilden tamamen koptu. Şu anda tamamen fantezi yapıyor. Beyninde fanteziler kuruyor. Bu niye böyle? Bu niye günah olsun ki? Bir kızın elini tutmam niye günah ki? Namaz kılmamam günah olmaz ki. Fantezi, fantezi, fantezi… Hayal gücü. Boyuna hayal gücü kullanıyor. Böyle iş olur mu kardeşim ya! Bakın şu anda İslam ülkelerinde en büyük sıkıntılardan bir tanesi nedir? Namaz kılmak sadece bir sevap olarak görülüyor. Namaz sadece sevap değildir, namaz borçtur. Borç! Tıpkı zekat gibi, tıpkı oruç gibi bir borçtur. Bu borcu vaktinde ödemediğimiz zaman bize azap vardır: Kazaya bırakma azabı. Nedir bu hadis-i şeriflerde? Seksen sene! Bir vakit namazı atlattığımız zaman, kılmadığımız zaman demiyor hadis-i şerif, seksen yıl cehennem azabı vardır. Bu Allah hakkıdır. Nasıl ki bir müslüman kardeşimiz bize bir borç verse, biz o borcu ödemezsek, kul hakkı olarak ahirette azap görürüz. Bu namazdan da ahirette Allah hakkı olarak azap vardır. Bu orada kalıyor mu? Orada kalmıyor. Bir vakit namaz kaza geçti. Şimdi ikindi ezanı okundu, biz ikindiye gitmedik. İş, güç, oyun, şu, bu, yemek derken akşam ezanı okundu. Bu ne demek? İkindi namazı kazaya kaldı. Günah saniye saniye artıyor. Peşinden yatsı da okundu. Üstüne iki vakit kaza gelmiş oluyor, iki ezan okunmuş oluyor. İki ezan ne demektir? Günahın misli iki ezan miktarınca katlanıyor. Bu katlanma o namazı geciktirdikçe devam ediyor. Bundan dolayı sabah namazına kalkamayan kullar, güneş üstüne doğduktan sonra kalkar kalkmaz namazını kaza edecek, işine öyle gidecek. Dur ben işe gideyim de öğle yemeğinden sonra, öğle ezanından sonra kaza edeyim yapmayın. Beş dakika geç gidin ya, yahut da saati yarım saat önceye kurun. Bu namazı sabah güneş doğmadan önce kılmak zorundayız. Güneş üstümüze doğduktan sonra haram olarak kılıyoruz. Günaha girmiş bir kul olarak kılıyoruz, orada bitmiyor o. Sabah namazının ilk sünnetini kaza diye niyet edeceğiz, farzını kaza diye niyet edeceğiz, peşinden de tövbe yapacağız: Allah’ım ben günah işleyerek namazımı kıldım yani vaktinde kılmadım. Kur’an namazlar konusunda bize ne söylüyor: “Namazlar size belli vakitlerde farz kılındı” ayettir. Belli vakitler ne demek? Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı. Bunların tamamını akşam eve gittiğimizde kılsak olur mu? Olmaz. Allah belli vakitlerde diyor. Allah’ın koyduğu sistemde onun istediği zamanda kılacağım ben bunu. Oruç, ne zaman bize farz kılındı? Belli vakit yine. “Şehru ramadanellezi unzile fihil Kur’an” (Bakara 185) “O ramazan ayı ki Kur’an o ayda indirilmiştir. Oruç, sizin üstünüze o ramazan ayında farz kılınmıştır.” Şimdi bir adam ramazanın dışındaki on bir ay boyunca oruç tutsa ama ramazanı oruçsuz geçirse, bu adama mükafat mı var azap mı var? Azap var. İş sadece sevap değil. Azaptan kaçacaksın kardeşim. Size hakkımda bir itirafta bulunayım. Bu dervişi sabah namazına kaldıran güç cennetteki nimetler değil (cennette şöyle köşkler varmış, şöyle huriler varmış, şu kadar nimetler yiyecekmişiz)… Ben sabah namazına cennet nimetleri için kalkmıyorum, ben ateşten korktuğum için kalkıyorum. Beni sabah namazına kaldıran kuvvet, ateş. Ben korkuyorum kardeşim. Banyoya girdiğim zaman o suyun ısısı bana ateşleri, alevleri canlandırıyor hafızamda. Korktuğum için ezanı duyar duymaz telefonda şıp ayağa kalkıyorum asker gibi. Hemen ayağa kalkıyorum, gidiyorum, abdestimi alıyorum. Şeytanın düğümlerini elhamdülillallah çözüyoruz, namazımı kılıyorum sonra bir daha yatıyorum. Dolayısıyla bu işte azap var. Bu sadece bir sevap meselesi değil müslüman kardeşlerim. Namazlara sevap olarak baktığınız zaman böyle hafife alma ortaya çıkar. Akaid kitaplarımızda ne geçiyor: “Namazı hafife almak küfürdür.” Kim namazı hafife alırsa ve vakit atlatırsa onun küfre gireceğinden korkulur. Sahabe-i Kiram efendilerimiz o kadar hadis-i şerif rivayet etmişler. Hadislerden bir tanesi ne? Biz Rasulallah zamanında hiçbir ameli yapanı tekfir etmezdik ancak namaz kılmayanı tekfir ederdik. Namaz kılmıyorsa onu tekfir ederdik. Bu çok tehlikeli bir hadis-i şeriftir. Ehli sünnet alimleri yine ihtiyatlı davranırlar. Yine bu hadis-i şerife rağmen derler ki: Yüzüne karşı tekfir etmeyin; namaz kılmamanın, namazı hafife almanın kafir edici fiillerden birisi olduğunu söyleyin ama namaz kılmayana kafir demeyin. Demeyin çünkü bire bir onu tekfir etmiş oluyorsun, bunu yapmayın. Dört mezhepte de bu böyle söylenir. Dolayısıyla bu namaz diğer ibadetlerden çok daha önemli bir ibadettir. İslamın beş şartının zirvesidir. Şehadetten hemen sonra bu geliyor. Buna dikkat edeceğiz kardeşler ve İslami hükümler konusunda bu iki kelimeyi tekrar üstüne basarak söylüyorum: “Bana göre” ve “bence” kelimelerini Allah rızası için unutun. Kardeşlerimizin birçoğu bize bazı suallerle geliyor. Geldikleri sualler aynen bu sualler gibi. Hocam, arkadaşım şöyle dedi: Bana göre şöyle olması lazım. Böyle bir şey yok. Bana göre diyebilmen için senin peygamber olman lazım. Sen peygamber değilsin, son peygamber geldi, vazifesini yaptı; kitabı bıraktı, sünneti bıraktı, gitti. Şimdi bunu takip etmemiz gerekiyor, bu akla uymamız gerekiyor. Uymazsak hevamıza uyarız, şeytana uyarız. Şeytana uyanlar ateşe giderler. Allah Teala bizi korusun, muhafaza etsin.

Son nefeste imanı kaybetme riski! Dehşet örnekler…

İmanı kurtarmak diye bir şey ölünceye kadar yoktur. Bu iş neye benzer? Bir iki temsil vereyim; Allah’ın izniyle anlayacağız. Bir plan yaptınız. Doğuya arabayla seyahate gideceksiniz, alacaklarınızı tahsil edeceksiniz. Arabaya bindiniz, benzini doldurdunuz. Sekiz yüz kilometrelik bir yol. Bastınız gaza; çok dikkatli bir şekilde gidiyorsunuz. Yedi yüz doksan beş kilometre gittiniz, son beş kilometrede, zafere ermiş bir koşucu gibi, ellerinizi açtınız. ”Tamam. Buraya kadar kaza yapmadım; bundan sonra da bir şey olmaz.” dediniz. Ellerinizi açtınız ve direksiyonu saldınız. Direksiyon hafif bir kıpırdamayla yüz kırk yüz elliyle giderken araba şarampole yuvarlandı ve öldünüz. Şimdi, siz başarılı bir şoför mü oldunuz, başarısız bir şoför mü oldunuz? Başarısız, ahmak bir şoförsün sen. Ahmak! Yerine ulaşmadıkça, hala arabanın hakimiyeti sende, en ufak bir yanlış hareketinde kaybedebilirsin. Yetmiş sene boyunca İslamı yaşamışsın, artık bastona tutunarak yürüyorsun ama son dönemlerinde de dedin ki: ”Ya bugüne kadar namaz kıldık, ettik; hiçbir şey olduğu yok, bundan sonra koyvereceğim kardeşim ya.” ”Ne olursa olsun.” dedin ve imandan yüz çevirdin. Bu adamın hükmü nedir? Kafirdir. Bak! Dikkat buyurun. Mesele o kadar ciddi ki: yetmiş sene ibadet etsen bile, Allah son nefese bakar. Bu yetmiş yıllık ibadet; son nefeste iman yoksa, geçersizdir. Çöldeki serap gibidir. Yahudi, hristiyan, ateistin ibadetleri, hayırlı işleri, güzel işleri gibidir: bomboştur. Kutuptaki yaz gibidir: boştur. Bilgisayarda oynadığın oyunda çay içmek, kola içmek gibidir. Oyundaki karakterin orada çay içiyor, kola içiyor; sen içmiş oldun mu? Olmaz. Sen içeceksin; hatun, çayı getir ya. Lütfen! Burada dünyayı kurtarıyorum; bilgisayarda ciddi bir işim var. ”Çayı getir.” diyeceksin ve çay içeceksin. Oradaki çay içen kahraman çay içerken, sen çay içmiş olmazsın. Şu halde imanı garanti altına almak diye bir şey bu dünyada yok. Son nefese kadar çok dikkatli bir şekilde yaşam var bu dünyada. Başka bir şey yok. Bir temsil daha getireyim. Devlet dairesinde (vergi dairesinde) çalışıyorsunuz. Yirmi dört sene altı ay boyunca çalıştınız. Son altı ay kaldı emekliliğinize. Dediniz ki: ”Yeter be. Yeter ya. Emir, emir, emir: şuraya getir, buraya götür, bu davayı al, bu kağıdı götür. Bıktım.” ”Emekliliğinizi istemiyorum kardeşim.” dedin, istifa ettin. Bu adam altı ay sonra emekli maaşı alır mı devletten alamaz mı? Alamaz, bütün haklarını kaybetmiştir. Ama hocam yirmi altı sene altı ay boyunca bu adam devlete hizmet etti ya. Böyle şey olur mu? Böyle bir şey var işte. Kendi ihtiyarıyla, hiçbir zorlama ve baskı olmadan, yaptığı devlet işinden istifa ettiği zaman bir adam: devletin nimetlerinden istifade edemez. Çünkü istifa etti. İstifade bitmiştir. Bir müslüman kendi ihtiyarıyla yetmiş yıllık ibadet yaşamını bir tarafa bırakıp, son döneminde İslam dairesinden çıkarsa… …”Ben bundan sonra hristiyanım: nasılsa namaz yok, oruç yok, zekat yok, hac yok, son birkaç senemi de boş boş yaşayayım ya” derse Allah bu yetmiş seneyi çöpe atar. Yetmiş sene uçar gider. Bu iş bu kadar kritiktir. Bu cahil sofular, kuru sofular bunları bilmiyor. İslamı bilmedikleri için; ”Gel benim şeyhime: kurtulursun.” diyor. Yaşamadan kurtuluş yok. Son nefese kadar devamlı ihtiyat halinde olacağız. Devamlı birbirimizden hayır dua isteyeceğiz, devamlı namaz, devamlı sohbet, devamlı ilim, devamlı kitap, devamlı Kur’an, devamlı sünnet. Bu askerlik, bu nöbet, bu içtima ölene kadar bitmeyecek. Bitmeyecek. Bir temsil daha getireyim. Bunu çok daha iyi anlayacaksınız inşallah; uzmanlık alanınız. Takımınız rakibi eziyor, dakika seksen altıya kadar 1-0 önde. Rakibin tek şutu yok, tek korner kullanmamış. Sizin takım karşı tarafla, Barca’nın Fenerbahçe’yle oynaması gibi oynuyor. Top, hep Barca’da. Dakika seksen altıda takımınız rehavete kapılmaya başlıyor: ”Nasılsa kalemize gelemedi bunlar, hiçbir şey yapamazlar, bu maç da bitti zaten.” diyorlar ve gevşemeye başlıyorlar. Alan savunmasını bırakıyorlar ve makara yapmaya başlıyorlar. Sonra karşı taraf bir kızıyor; tak tak iki dakika içinde iki tane gol atıyor ve maç 2-1 mağlubiyetle bitiyor. Şimdi, sorum şu: 2-1 mağlup olan bu takımın ne kadar iyi oynadığı, ne kadar üstün olduğu, hangi topçusunun ne kadar yıldız aldığı önemli olur mu, yoksa boşa mı çıkar? Hiçbir değeri yoktur. Neden? Üç puan kaybedilmiştir. Bir maçta amaç: üç puan almaktır. Anlatmak istediğim meseledeki üç puan: imanlı gitmek demektir. İmanlı gidenler kurtulmuştur. İmansız gidenler mahvolmuştur. Ebedi olarak ateşte kalmıştır. Allah, bizi imanlı gidenlerden etsin. İmanlı gidebilmek için, Allah’ımızın bize vaat etmiş olduğu o cennet nimetlerini elde edebilmek için, cennet nimetlerinden daha önemli şey: cehennem azabından kurtulabilmek için. Tamam, burada cennet var da. Ben kendimden bir itirafta bulunayım: beni sabah namazına kaldıran cennet nimetlerinin hayali değil, beni sabah namazına kaldıran kuvvet: ateş korkusu. Ben ateşten korkuyorum. Neden? Çünkü sadece mesele cennet nimetleri olsa şöyle derim: ”Yav, yetmiş tane huri olmasın bana, altmış beş tane olsun.” ”Üç tane köşk vermesin Allah bana, bir tane versin. Yeter.” Doksan metrekare dairede yaşıyorum, kral gibiyim evimde; bana oradaki bir köşk yeter. Mesele sadece cennet değil; mesele cehennem korkusu. Akıllı bir mümin ateşten korkar. Çünkü ben biraz sobanın yanına yaklaştım mı: başlıyorum korkmaya, titriyorum, aklıma ateş geliyor. Banyoya girdiğim anda, sıcak suyu açtığım anda benim aklıma ilk gelen şey: cehennem ateşidir. İlk o ısı bana ateşi hatırlatır ve derim ki: ”Allah’tan kork. Allah’tan kork.” Bizi sabah namazına kaldıran cennet sevdası değil, cehennem korkusudur. Bunun bir öte imani olarak zirvesi nedir? Bu, burada kalmıyor. Bu, ebrarın işidir. Bunun bir üstü vardır. Üstü nedir? Allah korkusu. Bu, direk Allah’tan korkuyor. Ateşten de değil, direk Allah’tan korkuyor. Bu, imanın üst mertebesidir. Allah, bize nasip etsin. Amin.

Sabah namazında şeytanın üç düğümü: 3-0’dan 4-3 yaptım maçı!

Yine Buhari hadisidir. Efendimiz Aleyhisselam, sabah namazına kalkamayan müslümanları anlatıyor. Bak şimdi! Bir istatistik vereyim: Türkiye’deki müslümanların 3/4’ü beş vakit namaz kılmıyor. 1/4’ü kılıyor! Bu 4’te 1’in de 4’te 1’i sabah namazına kalkıyor, 4’te 3’ü kalkamıyor! Namazlarını kaza olarak kılıyor. Ne kadar zayıf müslüman olduğumuzu bu rakamlardan da anlayabilirsiniz. Sabah namazına neden kalkamıyoruz? Burada Efendimiz Aleyhisselam bir hadiste, bize şeytanın attığı üç düğümden bahsediyor. Bu üç düğümü iyi anlayalım, bu şeytanı tokatlayalım. Biriniz uyuyunca; şeytan, ensesine üç düğüm atar. Her düğüm atarken, düğüm attığı yere eliyle vurarak; “üzerine uzun bir gece olsun, yat, iyi yat.” dileğinde bulunur. Bak! Düğümleri atarken, dileği nasıl? “Uzun bir gece olsun, huzurla, ferahla yat. Sakın kalkma! Aman kalkma!” İnsan uyanır ve Allah’ı zikrederse bir düğüm çözülür. Buradaki Allah’ı zikrederse yi alimlerimiz nasıl açıklıyor? “Eûzu billahi mine’ş-şeytani’r-racim” Bismillahirrahmanirrahîm. Şimdi… Sabahleyin ezanı duydun. Biz akıllı müslümanlar ne yaparız? Akıllı müslümanların, akıllı telefonu olur! Akıllı telefonu kurar sabah namazına! Öyle işini boşluğa bırakmaz müslüman! Teknolojiyi kullanacaksınız kardeşim! Akıllı telefonu nereye koyacaksın? Yatağının başına değil! İlerideki dolabının yanına koyacaksın! Yatağının başına koydun mu, yarım gözle tak tak tak kapatıyorsun! Otomatiğe bağlamışsın! Kapatmamak için uzakta olacak! Ayağa kalkmak zorunda kalacaksın! Bir de… Sabah seni uyandıracak müziği, seni rahatsız edecek bir müzik olarak kullanacaksın. Michael Jackson, Metellica koy, kesin kalkarsın! Kesin kalkarsın. Bu latifeydi. Bir ezan koy, bir şey koy mübarek be! Uzakta olsun, ses yüksek olsun! Kabe imamlarından Cüheyni koyuyorum ben. Sabahleyin bir çıkıyor, “Elhamdü lillâhi rabbil’alemin.” Bir diyor. Hanım diyor ki “kapat artık, yeter!” Sen de kalk mübarek, sen de kalk! Ne var yani? Şu fatihayı bitirsek ne olur? “Çocuklar uyanacak” diyor. Bak şimdi bahaneye bak! Kendisi kalkmayacak, “çocuklar uyanacak” diyor. Efendiler, bak! Burda şeytan bizi çok kandırıyor. Allah rızası için iyi dinleyin bu dervişi! Telefon yahut da saat yanımızda olmayacak, uzakta olacak! Kalkmak zorunda kalacağız. Kalktığın anda ne olacak? Yatakta bir oturacaksın, hala çalmaya devam ediyor. “Euzu billahi mineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim.” “Kovulmuş olan şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım Rabb’imin adıyla.” Dedin mi? Düğümlerden bir tanesi buradan gitti. Bir tanesi çözüldü. 3-0 öndeydi. Şimdi 3-1 yaptı durumu. İnsan uyanır, Allah’ı zikrederse bir düğüm çözülür. Abdest alırsa ikinci düğüm çözülür. Gittin hemen, şeytan yine yanına gelir. O teslim olmaz, o vazgeçmez! Şu şeytandaki sadakat ve teslimiyet… Şu şeytandaki irade, samimiyet biz de olsa var ya, evliya oluruz! Bu çok samimi bu! Kendisini bir davaya adamış. “Ben cehenneme gittim, bunların hepsini cehenneme sokacağım!” Bu davaya çok samimi, kendisini adamış. Aptallık! Kabul ediyorum ama samimiyim! Biz müslümanların da Allah’a karşı böyle samimi olmamız gerekiyor. Bak! Abdest alırsın ikinci düğüm çözülür. Abdestle beraber o şeytan yanımıza geliyor diyor ki: “Ya bırak abdest almayı kardeşim. Otur biraz dinlen” diyor. Bir ezan bitsin, bir dinlen, biraz uzan.” Hala bizi kandırmaya çalışıyor. Abdest aldığımız anda enseden ikinci düğüm de çözülür. Sonra… Namaza durduğu anda üçüncü düğüm çözülür. Allahu Ekber! Dediğimiz anda ne oluyor? Maç 3-3 ‘e geliyor. 3-0 mağlup başladık, şu anda kaç kaç? 3-3. Gol ne zaman? Es-selamü aleyküm ve rahmetüllah. Es-selamü aleyküm ve rahmetüllah. Ayvayı yedin kardeşim! Sabah namazını kıldın. Ayvayı yedin! Rabbim benim hakkımda buyurdu ki: “Sabah namazını kılan kul, Allah’ın emanındadır.” “Eman, koruması altında demektir.” Efendimiz Aleyhisselam buyuruyor: “Sabah namazını kılan kul, Allah’ın emanındadır. Sakın ola ki sabah namazını kılan bir kulla münakaşaya girmeyin! Ona bir zarar vermek istemeyin. Eğer o gün sabah namazını kılmışsa; ona zarar vermek istersen sen yanarsın! Çünkü Allah’ın emanında. Dolayısıyla bu üç düğümü çözeceğiz. Orada kalmayacağız, 4-3 öne geçeceğiz. 3-0’dan 4-3. Olmaz böyle şey hocam demeyin! Ben izledim oldu! Yıllar önce seyrettiğim bir maçta oldu. (Gülüşmeler) Hadis devam ediyor: “Böylece kul; canlı ve hoş bir halet-i ruhiye ile sabaha erer.” Mutlu mesut. Oh çok şükür namazımı kıldım ya!… “Şimdi işime gidebilirim” “Aksi halde böyle yapmazsa; habis ruhlu, içi kararmış ve uyuşuk bir halde sabaha erer!” İmanları biraz kuvvetlenmiş müslümanlar; namaz kılmadan işine gittiği zaman yani üstüne güneş doğarsa… Kaza ile o namazı kılarsa… Üstümüze güneş doğduğu zaman sabah namazı “kaza namazı” olmuş oluyor! Yani “günahkar” olarak o namazı kılmış oluyoruz! O gün kendini iyi hissetmezsin! O gün huzurlu ve mutlu bir şekilde hissetmez. Şu halde bu namazı üstümüze güneş doğdurmadan kılacağız. Allah bize yardım etsin !

Çocuğunu şımartma sakın! Her şımarık Cehennemdedir…

Katı kalpli, her kibirli, her şımarık. Aaa… Bu da yeni nesil çocukların çok fazla üstüne bende ettiği bir ahlak. Şımarıklık! Bu ahlak bir adama nereden gelir? Havadan şıp diye inmez! Bu ahlak bir adama anasından, babasından gelir. Bir çocuğa anası, babası istediği her şeyi alırsa o çocuk şımarık bir çocuk olur. Ve bilinç altına şu gelir: Ben istediğim her şeyi elde edebilirim. Ben sadece bir ağlamayla, zırlamayla, anneme babama verdiğim rahatsızlıkla bu dünyada gördüğüm her şeyi elde edebilirim. Bu şımarıklıktır! Annenin babanın ne yapması gerekir, edep nedir? Edep, çocuk kendisinden on şey isterse çocuğa bir ya da iki şey vermektir. Bu çocuğun bilinçaltına şu mesajı verir: Bu dünyada asla istediğin her şeye sahip olmazsın. Asla! Hep sahip olamayacağın bir şeyler olacak bu dünyada, bu dünya böyle bir yer. İstediğin her şeye sahip olacağın tek yer cennettir. Allah Teâlâ, Kur’an’da o mekanın özelliklerini bize tarif etmiştir. Allah’ın peygamberi Efendimiz Aleyhisselam, hadislerinde o mekanın özelliklerini bize tarif etmiştir. Şu hâlde istediğin her şeye sahip olacağın yer için çok fazla çalış. Bu dünya için çok fazla çalışma, çok koşturma. Çünkü ne yaparsan yap istediğin her şeye sahip olamazsın. İnsanlar her gün kafasında yapamadığı bin tane planla toprağa gömülüyorlar. Sen de gömüleceksin! İşte bu bilinci çocuklarımıza verebilirsek o çocuk şımarık olmaz. Ama veremezsek çocuk şımarıklaşır. Ve büyüdükçe şımarıklığı ve kibri artar, doyumsuzluğu artar. Ne alırsa tatmin olmaz. Anası babası evlendirmek ister kız beğenmez. Babası araba alır, araba beğenmez. Annesi bayramlık elbise alır, elbise beğenmez. Hiçbir şey beğenmez! Hiçbir şeyden memnun olmaz. Çünkü o şımarıktır. Şımarık adam, tatminsiz adam demektir. Allah şımarıkları hiç sevmez. Hâlbuki biz Efendimiz Aleyhisselam’dan şımarmayı görmedik. Hep mütevaziliği gördük. Hep mahcubiyet gördük, hep mahviyet(alçak gönüllülük) gördük. Mü’min asla şımarık olamaz! Şu hâlde çoluk çocuğumuzu yetiştirirken nasıl yetiştirdiğimize çok dikkat edelim. İstediği her şeyi almamaya çalışalım. Çünkü Efendimiz Aleyhisselam hadiste cehenneme girecek üç zümreden bahsediyor. Çocuğunu kendi ellerinle ateşe götürebilirsin, dikkat et! O sabah namazına kalktığı anda, “Dur çocuğun uykusu bölünmesin, sabahleyin 11:00’de okula kalkacak. Namaza kaldırmayayım.” diyenler, çocuğunuzu kendi elinizle ateşe atıyorsunuz, onu şımartıyorsunuz. Yorganı, üşümesin diye üstüne çekenler, çocuğunuzun üstüne ateşten bir yorgan çekiyorsunuz, şımartıyorsunuz. Allah’tan korkun! Allah’tan korkun, çocuğunuzun yüzüne su serpiştirin Allah Resulu Aleyhisselam’ın yaptığı gibi. Soğuk bir su serpiştirin ki çocuğunuzu kaldırın, şımarıklığını giderin. Allah’ın huzuruna sizinle beraber kalksın ve namazını kılsın. Ve onu cehennemden kurtarın. Hocam insan insanı cehennemden kurtarabilir mı? Kurtarır. Allah böyle buyuruyor. “Ey iman edenler kendinizi ve ehlinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz.” (Tahrîm, 6) “Koruyunuz.” Biz koruyabilir miymişiz? Allah buyuruyor, koruruz. Nasıl koruyacaksın? Sabah namazına kalktın mı şu hanımını da kaldır. Hanımını da kaldır. O kadındır hocam sabah kalktığında kılsa da olur. Ya sabah kılsa da olur da kaza oluyor. Üstüne güneş doğduğu anda kaza oluyor namaz. Ve bu kadın günahkâr olarak namaz kılıyor. Yani meleklerin deyimiyle, “Ey gafil, kalk ve sabah namazını kıl!” diyor melekler, güneşi üstüne doğuran insana. Sen meleklerin gafil diye hitap ettiği adam mı olmak istiyorsun? Yoksa ey Allah’ın güzel kulu, kalk ve sabah namazını kıl diyen bir adam mı olmak istiyorsun? Sen hangisi olmak istiyorsun? Biz Müslümanların bunları iyi idrak etmesi lazım. Çoluk çocuğumuzu şımartmamamız lazım. Sabah namazına kaldırmamız lazım. Efendimiz Aleyhisselam, cennetlik bir karı kocadan bahsediyor. Cennetlik, cennetin en güzel yerlerindedir, diyor o karı koca. Özellikleri nedir ey Allah’ın Resulu? Özellikleri şudur: “Birisi gece namazına kalktığı zaman yatan, uyuyan kişinin yüzüne su serpiştirir. O da yumuşak bir şekilde kalkar ve beraber namazlarını kılarlar, sonra tekrar yatarlar. Bunlar cennetin en güzel köşesindedir.” Var mı şimdi böyle kadın? Yok! Hep sırtını dönen kadın var şimdi. Namaz yok, sabah namazına kalkmıyor. Kur’an okumuyor. Çoluk çocuğuna dua etmiyor, zikretmiyor. Dizi izliyor. Oturmuş evde dizi izliyor. Sonra, benim kalbim niye katı? Ben Kur’an okuyamıyorum, Kur’an okuma sevgisi içimden gelmiyor. Benim içimden niye namaz kılma sevgisi gelmiyor? Niye namaz bana zor geliyor? Demeye başlıyor. Kalbin katılaşmış. Kalbin katılaşmış! Müslümanlara benzemeyenleri izleye izleye kalbin katılaşmış, sertleşmiş. Kalbin sertleşmesinin bir alameti de odur ki ibadetlere karşı soğukluk gelir. Hâl budur.