SABAH NAMAZINA KALKAMAYANLARA ALLAH MESCİDİ AKSAYI MI TESLİM EDER?

Onun için aziz kardeşlerim, Kudüs’ü konuşmak da bir vebaldir. Abdestsiz Kur’an tutulmayacağı gibi, ciddiyetsiz Kudüs de konuşulmaz. Kudüs, ne zaman evlerimizi fethederse Allah’ın izniyle, yani o anlayış yüreklerimizi doldurursa, ekonomimize yön verirse, o zaman biz, Kudüs için hizmet etmeye aday duruma geldik demektir. O zaman, o zaman, insanları toplayacak İHH’ya bile gerek yok, yüreklerimiz vakıftır Allah’a zaten o gün. İHH’ya da gerek yok. İHH, temelini attığı için ecrini alsın gitsin o gün, Tekirdağ’a bile yeter bu ümmet o zaman. Allah’ın izniyle. Kardeşlerim, Kudüs’ü konuşmak ciddiyet istiyor, sadakat istiyor. Sağımızda solumuzda melekler, geçen sene konuştuklarımızı biliyorlar. 10 sene önce konuştuklarımızı biliyorlar. Seçim meydanlarında konuşulanları da biliyorlar. Törenlerde yapılan edebiyatları da biliyorlar. Ve her konuşulan sözün, şimdiki sözün de, geçen senekinin de, hesabını soracaklar bir gün. Yalan haram! Kudüs üzerinden yalan haram değil mi? Kudüs’ü fethetmek için form doldurmak, sabah namazına kalkmaktır. Yataklarını feth edemeyenlere, Allah Mescid’i Aksa’yı mı teslim eder? İlk fetih yataklardır. Ezanla beraber, sıcacık da olsa terk edilen yataklar. Yalan konuşmaktansa, haram işle meşgul olmaktansa, göze haram değdirmektense, karanlıklarda kalmayı tercih eden yürekli Müslüman, imanına sadık Müslüman, Kudüs’ün fethettiği Müslümandır. Allah’ın rahmet eli, yardım eli, o Müslümanın üzerindedir. O gencin üzerindedir. Diplomaların fethettiği çocuklar, Kudüs için çalışamazlar. Bir sevda uğruna, 40 yalan konuşanlar, 41. yalan olarak Kudüs’ü konuşmasınlar. Bari Kudüs bulaşmasın bu işe. Kardeşlerim, Allah’a duamız Kudüs’ün fethedilmesini bize göstersin diye olmalı ama, Ey Rabbim! Kudüs bizi fethetsin de, biz de onu fethetmeye hazır olalım! diye de dua edelim. Allah’a emanet olun. Selamunaleyküm.

SABAH NAMAZINI KILMAMIŞ MÜSLÜMAN, ÜZERİNE ŞEYTANIN İŞEDİĞİ ADAMDIR!

Ben bugün sabah namazını kılmadım ama, akşama kadar 10 cüz Kur’an okudum diyen etiketlerle oynuyor. 10 cüz Kur’an okumak, muhteşem bir sevap yumağıdır. Asla sabah namazı değildir. Asla değildir. On fakiri giydirdim, on fakirin karnını doyurdum, on fakire birer daire verdim. Bunlar mübarek işlerdir. Asla sabah namazı değildir. Asla! Sabah namazı, Mü’min’in, Mü’min’liğinin şartelidir. O şarteli açarsan, devre işliyor demektir. Aksi takdirde, sabah namazını kılmamış insan, Peygamber Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in, sözünü aynen tekrar ediyorum, affedersiniz efendim diye benzetme de yapmıyorum. Hiç affınızı da istemiyorum. Çünkü Peygamberimin ağzından çıkmış bu Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Özür dilenecek bir şey değil. Sabah namazını kılmamış Müslüman, üzerine şeytanın işediği adamdır buyuruyor Sallallahu aleyhi ve sellem. Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem. Sen istediğin kadar, orjinal, güzel işler yaptığını düşün, ya üstünde şeytan idrarı var bir defa. Ertesi sabah olacak da, akıllanacaksın da, sabah namazına kalkacaksın, şeytan necasetinden temizlenmiş olacaksın. Sabah namazı, Ümmeti Muhammed’in şartelidir. Günü, sabah namazı ile başlatır.

İzlersen Namaz Kılmak Zorunda Kalırsın

Bir seyahat uçağına biniyorsunuz. Kontroller tamam ve kalkış yapılıyor. Yurt dışına ilk çıkışınız olacak ve gidilecek yer Amerika Yolculuğun 11 saat olduğunu duyunca bari biraz uyuyayım diyorsunuz. Tam 4,5 saat sonra müthiş bir gürültü ile uyanıyorsunuz. Her taraf duman ve siz kan kokusu alıyorsunuz. Gözünüzü açacak haliniz yok. Ve tekrar bayılıyorsunuz. Bu sefer kuşların cıvıltısı uyandırıyor sizi uyandığınızda yaralarınız sarılmış, yeni kıyafetler giydirilmiş, çok güzel bir koku var etrafınızda. Hiç tanımadığınız hatta aynı dili bile konuşmadığınız insanlar var. Ve işin garip tarafı bu insanlar size yardım ediyor. ”Ama neden beni tanımadıkları halde bu insanlar bana yardım ediyor?” diye merak ediyorsunuz. Yani benim ismimi bile bilmeyen bu insanlar benim dediklerimi anlamayan bu insanlar neden bana hizmet ediyor? Kimdir bunlar? Ve merak edip araştırmak istiyorsunuz o kişiyi yanınıza biri yanaşıyor? Ve diyor ki: ”Bu kağıtta yazanları seni yaralı haldeyken kurtaran senin ihtiyaçlarını karşılayan ve bunca insanı senin hizmetine sunan senin merak ettiğin O zat gönderdi. Ve şöyle söyledi: -Eğer bu kağıttakileri yaparsan seni daha güzel bir yere göderecekmiş. Siz de daha o zatı tanımadan kağıdı yırtıyorsunuz. ”Beni o uçakta bıraksaydınız da ölseydim.” diyorsunuz. ”Banane istediği kadar bana yardım etsin. Ben O’nun dediklerini yapmam. Zaten beni daha güzel bir yere de gönderemez.” diye itiraz ediyorsunuz. Ama garip bir şey var. Bunca yaptığınız saçma hareketlere rağmen insanlar hala size yardım etmeye devam ediyor. İstediklerinizi yapıyor ve ihtiyaçlarınızı karşılıyorlar. Bu sefer birinin sizi dürtmesi ile uyanıyorsunuz ve gelen ses babanıza ait. Meğerse gördüğünüz her şey rüyaymış Babanız sizi sabah namazına kaldırmaya çalışıyor. Ama kalkmak istemiyorsunuz. Şimdi biraz düşünün o an ki kalkmamanız rüyanıza benzemiyor mu? Sizi küçücük bir sudan yaratan ve Dünya’ya geldiğinizde bütün istek ve ihtiyaçlarınızı karşılayan. Bunca hayvanları ve bitkileri sizin hizmetinize sunan O zatın yine sizin iyliğiniz için sizi daha güzel bir aleme göndermek için size verdiği namaz gibi bir ibadeti ”Hayır! Yapmam.” diyorsunuz. ”Çünkü beni daha güzel bir aleme göndermeye gücün yetmez. Keşke beni yaratmasaydı.” diye haykırıyorsunuz. Ama bu sefer rüyanın sonu ölümle bitiyor. Ölümle uyandırılıyor. Peki tanısaydı hayır der miydi O’nunla tanışmaya? O’nun huzurunda eğilmeye peki bu nankörlük niye? Yoksa hatırlamaz mı insan Peki bu nankörlük size yapılsaydı? Çocuğunuz havale geçiriyor. Ve hemen en yakın arkadaşınızı arıyorsunuz. ”Bizi acilen hastaneye bırakır mısın?” diyorsunuz. Arkadaşınız ”Maalesef arabam çok yakıyor. Şuan da müsait değilim.” diyerek. Telefonu yüzünüze kapatıyor. Ve hastaneye yetişemeden çocuğunuz ölüyor. En yakın dostum dediğiniz arkadaşınız hakkında artık ne düşünürsünüz? Peki bu nankörlüğü unutur musunuz? Sizin elli altmış senelik bir Dünya hayatında bir kere çağırdığınızda gelmedi diye kin beslediğiniz belki öldürmeği hayal ettiğiniz bir nankörlüğün siz şuan daha büyüğünü yapıyorsunuz. Her gün beş vakit sizi huzuruna çağıran Allah’a karşı Siz de ”Gelemem.” diyorsunuz. Siz de nankörlük yapıyorsunuz. Peki ya sizce zamanı yaratana ”Zamanım yok.” demek nankörlük değil mi? He bir de işin şu tarafı var. Rabbimize karşı ihmal ettiğimiz o secde varya Bizi başkalarına karşı bin secdeden kurtarır. Şimdi kalk ayağa git bir abdest al. Ser seccadeni. Ve deki ”Kırılsın kalbim umrumda değil. Nasılsa çare Rabbim de. Hem dermanla dert aynı kişideyse o derde dert mi denir? O dert O’na kavuşmak için bir vesile. Sonunda huzur iki kelime değil mi? ALLAH AZZE VE CELLLE Dünya’da bu hakikatlere muhtaç binlerce insan var. Bunlardan biri sizin çevrenizde de olabilir. Paylaşıp onlara da ulaşmasını sağlayabilirsiniz. Allah razı için El-Fatiha.

ŞİRK NEDEN EN BÜYÜK TEHLİKEDİR

Aziz kardeşlerim, bir insan, ve Müslüman, ne kadar bu kulluk kelimesinden, haz duyuyorsa, Müslümanlığı o kadar iyidir. Müslümanlık, Allah’a kul olduğunun tadını almakla başlar. Bu tadı alamayan, gerçek bir Müslümanlık yaşayamaz. Tadamaz ondan birşey. Bu nedenle bizim, kelime-i şehadet söylerken, ben şahitlik ederim ki, derken Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’i bile, Allah’ın, kulu olarak tanıttığımızdan başlayıp, kendimizi de, ben senin kulunum Allah’ım değişteki dudaklarımızdan çıkan ifadenin kalitesi, bunu söylerken duyduğumuz lezzet, biiznillahi teala cennet ırmaklarının kulaklarımızda yankılayan sesidir. Ben, Allah’ın, kuluyum. O, benim rabbim, ben onun kuluyum sözünü ne kadar samimi, ne kadar ciddi, ve ne kadar içten, heyecanlı söyleyebiliyorsan, o kadar sabah namazına ciddi kalkabilirsin. O kadar, faizden, zinadan, piyangodan, haramdan, kul hakkından, kaçabilirsin. Çünkü insandaki enerjinin adı, Allah’a kulluk hattından bağlanabiliyor olmaktır. Neden insanoğlunun işleyebileceği, en büyük cinayet, şirk cinayetidir? Yani Allah’a ortak koşmaktır. Çünkü şirk, yani Allah’a ortak koşmak ki bunu hep, mekkeli müşrikler, yapıyor, zannediyorduk. Halbuki, bütün çağlarda kıyamete kadar şirk vardır hep. Ve en büyük tehlikedir. Şirk neden en büyük tehlikedir? Çünkü, şirkte Allah’a kul olma itirafını, aşağıya çekme vardır. Allah’ın tek ve yegane yaratan, rızık veren, idare eden, kerem sahibi olan, lütuf sahibi olan, her şeyin mütebbiri, yan idare edicisi, olan bir Allah olduğu anlayışı, ben kulum, bütün insanlar da Allah’ın kullarıdırlar, bütün cinler, Allah’ın kullarıdırlar, her mahluk, Allah’ındır neticede gerçeğini ne kadar yüksekten kabullenirse Mü’min, o kadar imanı güçlü olur. Bu gerçek ne kadar darbe yerse, o kadar mü’min olma gerçeği de aşağıya düşmüş olur. Bunun için şirk en büyük günahtır. Neuzübillahi teala..

NAMAZ KILMAYANLARA 3 SORU

Namaz kılmayan herkes ama herkes bu üç soruyu cevaplamak zorunda! Burada bitirelim, herkes çatlasın 🙂 Şimdi birinci problem şu: ”İnsan eğer yatsı namazını vaktinde kılmaz ise daha sonradan kılacağı zaman bir üşengeçlik, bir ağırlık, bir tembellik üzerine biniyor.” Binmiyor mu Sinan? Sinan: Biniyor abi. Değil mi? Böyle her geçen dakika da sanki daha çok ağırlaşıyor. Tık tık, tık. Şey yapamıyorsun yani anında kılmazsan devamı çok zor ya. Sinan: Evet. Ne zaman kılıyorsun? İmsaktan 3 dakika önce 🙂 Değil mi ? O kadar ağırlaşıyor ya. Bir şeyi nefsimde çok iyi analiz ettim. Eğer namazlarımı vaktinde kılarsam hele hele bir cemaatle birlikte yirmi yedi kat fazla sevapla vaktinde kılarsam muazzam bir rahatlık hissediyorum. Sanki böyle o an kıyamet kopmuş hadi bakalım gir cennete demişler öyle bir rahatlık geliyor. Gelmiyor mu? Hadi bunuda cevaplayın. He ? Namazda kıldın ettin böyle vazifeni yapıp bitirmenin verdiği rahatlık. Mesela üniversite sınavından ilk çıktığım dönemlerde dışarı çıkmıştım. Annem, ”Al oğlum su iç.” diye su vermişti. Şöyle oldu olay. Suyu aldım kafamdan döktüm böyle. O rahatlığı yaşadım. Anladın mı? İçerde böyle bir hararet var. Suyu döktüm bi rahatlık geldi. Ya da evleniyorsun. O stres, düğünler şunlar bunlar falan stresler yani düğün yapmadımda nikah yaptım yani o bile stres oluyor bir cihette. Tam böyle bitiyor değil mi? Seni uğurluyorlar arkada. Son el sallanıyor falan. Bir rahatlıyorsun. Niye ? Vazife bitti. Onda öyle bir rahatlık var mesela. Oruçta da öyle bir lezzet… Yok mu ? Çat diye iftarı açtın ama o an açlık hissetmiyorsun. Dedin ki: ”Ya şurda otuz yıl daha yaşasam otuz tane daha ramazan yaşayacağım.” O otuz ramazanda da işte yirmi dokuz, otuz. Toplam otuz gün daha ramazan yaşayacağım. Bak biri daha bitti. Öyle değil mi ? Sinan: Evet abi. Otuz çarpı otuz desen dokuz yüz gün. Dokuz yüz günün biri daha bitti. Allah Allah! Ne kadar kısa ömür ya. Ama eğer vaktinde kılmazsam ve o vakit sürekli her geçtiğinde nefsimde bir tembellik oluşur ve bana muazzam bir ağırlık biniyor. Hele de vakit şöyle 12’yi 1’leri görür birde uyku bastırır gözlerimin perdeleri film bitti diye aşağıya çekilirse sorma o namaz, ahh ahh nasıl da ağırlaşıyor. İçimden sürekli ”Şimdi kalkıp kılacağım, şimdi kalkıp kılacağım” diye senaryolar dönüyor. Ama bir türlü bu film beni kaldırmıyor. Yine sevdiğin bir işi bırakarak ara vererek namaza geçtiğimde, namaz kılarken içimden gelen ”Haydi namazını hemen kılda şu sevdiğin işe geri dön.” çağrısı namazın bütün lezzetini iptal ediyor. Mesela, playstation ortasında. Tam böyle dört kişi toplanmışsın. İrfan deli olmuş, çıldırmış böyle. Tokat üstüne tokat. Bir ona atıyorsun, bir ona atıyorsun. Tam ordan namaza kalktın. Kafa oraya gidiyor ya. Namazın hiç anlamı ve tadı kalmıyor. Çünkü o an namazı aklının olduğu işin geri planına ,arka planına yani ikinci planına atarak namazın değerini daha başlamadan düşürmüş oluyorsun. Özellikle, namaza karşı bir tembellik hissetiğimde ki ekseriyetle yatsı ve sabah namazları olur bu. Nefsime bunun münafıkların bi özelliği olduğunu hatırlatıyorum. Ve şu ayeti kerime geliyor aklıma. ”Onlar yani münafıklar, namaza kalktıklarında tembelce kalkarlar insanlara gösteriş yaparlar Allah’ı da pek az hatıra getirirler.” Gelelim sorumuza. Nefsimde bu tembelliği hissetiğim anda şu soruyu soruyorum: Lütfen cevap verir misin ? Kur’an, namazın huşû sahipleri için asla ağır gelmeyeceğinden söz eder. Ve ayette, “Gerçek şu ki namaz Allah’a karşı huşû duyan kişilerden başkalarına ağır gelir.” diye beyan eder. Ve nefsime şunu sormak istiyorum. İkinci soruya geliyoruz. Sen, ey nefsim Allah’ı sevdiğini iddia ediyorsun. İddia ispat ister. Bir gün onun huzuruna çıkacağına ve ona hesap vereceğine inanıyorsun. Cennete ona kavuşmak ”Ruhiyet-i Cemal” yani cemalini görmek istiyorsun. Ve bununla birlikte aynı zamanda namazı ağır bir yük şeklinde görüyorsun. Huşû sahipleri için namaz, gönlündeki yaraların sabır ipliğiyle dikilmesidir. O saat aralığında ”Ya Rab, ben geldim huzuruna. Sana şu saatlerde kainatı seyredip duyduğum haşyeti haber vermeye geldim.” demenin bir ifadesidir. ”Ya Rab, canım çok yanıyor senden başka şifacım yok.” demenin bir şeklidir. ”Ya Rab, secde ettim rahmet kapının tokmağına vurdum beni almaz mısın içeri?” demenin bir şeklidir. Madem huşu sahipleri namazda bunları der. Sorsana nefsine. Karnı acıkmış bir kimse, hiç tantuni yemekte tembellik eder mi ? Nefsime sorduğum üçüncü sual ise… Efendimiz aleyhisselam, Allah’ın en sevgili kuluydu. Geçmiş gelecek, daha dünyaya gelmeden cenneti müjdelenmiş hatta bazı rivayetlere göre cennet onun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştı. Gündüz cihata çıkması, sahabenin bir çok işiyle ilgilenmesi, anlaşmazlıkları çözmek için gayret göstermesi gibi gün boyu bir çok iş yapardı. Buna rağmen her gece ayakları şişene kadar namazını kıldığını biliyoruz. ”Neden böyle yapıyorsun?” diye sorulduğunda da ”Ben şükreden bir kul olmayayım mı ?” diyor. Sende bu ümmeten olmak istiyorsun ama efendimiz aleyhisselamın gözünün nuru diye tâbir ettiği en sevdiği şeyi namazı sevmiyorsun. Çok önemli bir kaidedir: Seven sevdiğinin sevdiklerini de sevmek zorundadır. Mesela, sen eşini seversin. O yüzden o seviyor diye ailesini de seversin. Sen bir dostunu seversin. O seviyor diye onun yanındaki dostlarını da seversin. Çünkü sevmek bir fedakarlıktır. Aynı iddiada efendimiz için bulunuyor onun sevdiğini iddia ediyorsun. Ama onun gözünün nuru dediği ve bütün muhabbetini sunduğu namazı sevmiyor musun ?


İngilizce

People who don’t pray salah have to answer these 3 questions! Let’s finish the video here, fell like trolling people The first problem is this: If you delay to pray your Isha’a prayer When you pray later, you’ll feel lazy and it will be cumbersome to perform Ain’t that right Sinan? Sinan: Of course! Right? It feels harder each passing minute Tick tock, tick tock… If you don’t pray it immediately, it’s tougher to do later Sinan: -“Yes” When do people perform it? 3 minutes before Fajr 🙂 Right? Because it feels cumbersome I was able to analyze one thing If I offer my prayer right on time Especially if… I pray on time with other people to gain 27 times the rewards I feel very relieved Almost as if it was the day of judgement and they told me that I could march to heaven That’s how relieved I feel Doesn’t that happen? Answer that! You prayed your salah and it’s a relief that comes from knowing that you’ve performed your responsibilities For ex., when I was done with an exam in college I walked outside and… my mom gave me a cup of water This is how it happened: I took it and just dumped it over my head Felt so relieving, there was a feeling of a burn inside of me and it felt so relieving afterwards Or you get married, it’s stressful. The wedding, reception etc. Even just nikah without wedding is so stressful Right when the wedding is over, they’re waiving at you and you feel relived… Why is that? Your duties have been performed, that’s why you feel such a relief Doesn’t fasting give you a similar joy? You break your fast so fast but you don’t even feel hungry You think: If I live 30 more years, I’ll have 30 more Ramadans ahead of me One of them has just sadly gone by, a total of 30 days but it’ll be gone so fast Isn’t it how that goes? Sinan: -“Yes brother” 30 times 30 is 900 days 1 out of 900 days has gone by Our lives are so short man! But if you don’t pray on time, than you’ll feel laziness within you and it’ll become cumbersome Especially after 12 or 1am, you’ll start feeling sleepy When your eyelids start closing involuntarily At that moment, salah is one of the toughest things You always repeat to yourself: “i’ll get up and pray now, I’ll get up and pray now” “But I can never let go of this movie that I’m watching And when you interrupt something you like doing to go pray salah Then you always want to immediately go back to it as soon as prayer is over It destroys all of the joy that comes with prayer For instance, in the middle of a Playstation party, there are 4 people playing together You’re destroying everyone, winning games after games. If you get up for salah then, your mind will be stuck in the game You won’t feel any joy Because you placed salah in a lower priority, salah has lost its value long before you even began When I feel lazy towards salah, which happens especially during fajr and ishaa prayers I tell myself that this is a sign of the munafiqeen And I remember this verse: – “Behold, the hypocrites seek to deceive Allah, but it’s them who are being deluded by Him. When they rise to Prayer, they rise reluctantly, and only to be seen by men. They remember Allah but little” Let’s answer our question When I feel reluctant about salah, I ask myself this question: “Will you also be reluctant to pray like the munafiqeen?” Please answer that The Quran says salah is not ardous for the believers In the verse: “And seek help through patience and prayer, and indeed, it is difficult except for the humbly submissive [to Allah ]” Here comes the 2nd question: You claim to love Allah but claims require evidence. You believe that one day you’ll be raised to Him and be questioned by Him You want to go to heaven and meet Allah in person But you see salah as cumbersome For those who are submissive to Allah, salah is the sewing of the injuries in your heart by using a thread made of patience Its, In those hours, being able to say: “The Creator, I’ve come to you to testify the awe that I feel about the universe” It’s a way of saying: “I’m in such a great pain, there’s no healer besides you” “Creator, I’ve knocked on the doors of your mercy, will you let me in?” If those who submit to Allah say these things during Salah 2nd Question: -“You claim to be submissive to Allah but how can you be reluctant in your prayers?” Can you ask yourself this question? You think, Will a hungry person be reluctant to eat a great meal? The 3rd question to ask yourself is: Prophet S.A.V. was a loved servant of Allah. He received glad tidings of entering heaven even before he was born Some sources state that Heaven was created for his homage He’d go on fights in the morning, Fix the sahaba’s problems He’d fix so many problems throughout the day But we know he’d pray salah all night until his legs were swollen When they asked him why, he said: -“Am I not supposed to give thanks to my Creator?” You want to be a part of this ummah/community But you do not enjoy performing salah, which is something that the prophet claimed to be “apple of his eye” This is a crucial fact: If you love someone, you’ve to love the things that person enjoys as well For instance, you love your wife but because of that you’ll love her family or Love her friends You love the people that she loves because love is self-sacrificing You also claim to love the prophet but … But you don’t love salah which prophet S.A.V. called the apple of his eye? Did I get that right?


Almanca

Jeder, der das Gebet nicht verrichtet, absolut JEDER, muss diese 3 Fragen beantworten. Lass uns das ganze hier beenden, jeder soll vor Neugierde platzen. [Gelächter] Also, unser erstes Problem ist das: Wenn jemand das Nachtgebet(das letzte Gebet des Tages) nicht verrichtet, und es auf später verschiebt, kommt eine Trägheit, eine Schwere, eine Faulheit in ihm auf. – Kennst du das nicht, Sinan? + Kenne ich. Ge? (Meinst du nicht auch?) So, als würde es mit jeder Minute immer schwerer werden. [Uhrengeräusch: Tick-Tack..] – Du schaffst es irgendwie nicht. Wenn du das Gebet nicht pünktlich verrichtest, fällt dir die Fortsetzung davon richtig schwer. + Yep. Wann betest du dann? Drei Minuten vor Imsak/Morgendämmerung (Ab dann ist die Zeit für das Nachtgebet vorbei). Stimmt’s? So eine Schwere kommt auf. Es gibt eine Sache, welches mein Ego/innere Triebseele betrifft, die ich sehr gut beobachten konnte: Wenn ich meine Gebete pünktlich verrichte, Vor allem, wenn ich mit einer Gemeinde zusammen zeitlich das Gebet verrichte und somit 27 mal mehr Sevap (Gutschrift/Lohn für gute Taten) dafür erlange, verspüre ich eine enorme Leichtigkeit/Gelassenheit. So, als wäre in dem Moment die Welt untergegangen und Sie sagen zu dir: “Los, trete ins Paradies ein.” SO eine enorme Leichtigkeit kommt auf. Tut es das etwa nicht? Los, beantwortet mir das mal. Ja? Die Gemütsruhe, deinen Auftrag erledigt zu haben/etwas erreicht zu haben. Zum Beispiel, nach Ende meiner Uni-Prüfung: Ich kam raus, meine Mutter sagte: “Hier mein Sohn, trink”, und gab mir etwas zu Trinken. Es war so: Ich nahm das Wasser und schüttete es direkt über meinen Kopf. Ich habe diese Geruhsamkeit erlebt. Verstehst du? Drinnen herrschte eine hohe Temperatur, ich schüttete das Wasser über mich und erlebte eine Erleichterung. Oder du bist am heiraten. Dieser Stress Die Hochzeit, dies das, der ganze Stress.. ich habe zwar keine Hochzeit gemacht, sondern nur die Trauung; Aber selbst das war sehr stressig. Du bist genau am Abschluss. Sie verabschieden sich alle und winken euch zu; Und du spürst eine enorme Erleichterung. Warum? Du hast deine Aufgabe erledigt. Darin liegt eine andere Art von Erleichterung. Liegt im Fasten denn nicht auch so etwas erfreuliches? Du brichst am Abend dein Fasten, doch spürst keinerlei Hunger in dem Moment und denkst dir: “Ey, angenommen, ich würde noch 30 weitere Jahre leben und noch weitere 30 Ramadane erleben, dann würde ich in all den 30 Ramadanen genau wie jetzt auch insgesamt 30 Tage lang fasten. Jetzt ist einfach noch ein Ramadan vorbei (so schnell).” – Ist es nicht so? + So ist es, Bruder. 30 mal 30 macht 900 Tage. Es ist einfach noch einer von insgesamt 900 Tagen vorbei. Allah Allah (Ein Ausdruck der Verwunderung), was für ein kurzes Leben. Aber wenn ich das Gebet nicht pünktlich verrichte und je mehr Zeit vergeht, in mir eine Faulheit und eine immense Trägheit entsteht; Vor allem, wenn der Zeiger auf 00:00 Uhr, 01:00 Uhr steht, mich dann auch noch die Müdigkeit einholt und meine Augenlieder den Vorhang nach dem Motto: “Der Film endet hier” zuziehen, Oh frag bloß nicht. Dieses Gebet.. ah ah (türkische Seufz Laute) wie schwer es dann wird.. In meinem Kopf drehen sich ständig diese Szenarien: “Ich werde jetzt aufstehen und beten!” Doch irgendwie lässt mich der Film nicht auf die Beine kommen. Ebenfalls; Wenn ich während einer geliebten Beschäftigung eine kurze Pause einlege, um das Gebet zu verrichten, dann ruft es mir innerlich folgendes zu: “Los, verrichte das Gebet so schnell es geht und kehre zu deiner Beschäftigung zurück, die du so liebst.” Das löscht den gesamten Genuss deines Gebetes aus. Zum Beispiel mitten beim Playstation spielen. Du hast dich eben mit 4 Leuten versammelt. Irfan (ein Bruder dort) spielt verrückt. Backpfeife über Backpfeife. Mal hier ein Pas, mal dort; Und genau dann gehst du das Gebet verrichten. Deine Gedanken sind beim Spiel und das Gebet verliert an Bedeutung und Genuss.. Dadurch, dass du das Gebet in dem Moment in den Hinter-Plan hinter deine anderweitigen Gedanken, an zweite Stelle wirfst; senkst du den Wert dieses Gebetes schon bevor du überhaupt angefangen hast. Vor allem, wenn ich gegenüber dem Gebet eine Trägheit verspüre, -was hauptsächlich beim Morgen- und Nachtgebet der Fall ist- erinnert mich das daran, dass dies eine Eigenschaft der Heuchler ist. (Die, die so tun als wären Sie gläubig, es jedoch nicht sind und versuchen ihre Mitmenschen vom Rechten Weg abzuleiten) Und folgender Vers aus dem Koran kommt mir in den Sinn: “Wenn sie(die Heuchler) sich zum Gebet hinstellen, dann stehen sie ungern/schwerfällig auf; (sie tun dies nur), um sich vor den Menschen zur Schau zu stellen; Und sie gedenken Allah nur selten.” ~Nisa/142 Kommen wir jetzt zu unserer Frage, die ich mir stelle, wenn mein Inneres diese Trägheit/Schwere verspürt: 1. Frage: ‘Oh mein Ego(innere Triebseele), wirst du dich etwa auch wie die Heuchler nur müßig/schwer zum Gebet hinstellen?’ – Beantworte das doch bitte mal. Im Koran wird erwähnt, dass das Gebet den Menschen, welche Erfurcht(Respekt/Liebe) besitzen, niemals schwer fällt. So im Vers: “Wahrlich, außer für den Erfürchtigen/Demütigen, liegt im Gebet für jeden Anderen eine Schwere.” ~Baqara/45 Und ich möchte meinem Inneren eine Frage stellen; -Jetzt kommen wir zur zweiten Frage. Du (mein Nafs/innere Triebseele) behauptest, dass du Allah liebst. -Wobei eine Behauptung auch Beweise verlangt.- Du glaubst, dass du Allah irgendwann gegenübertreten und in seine Rechenschaft gezogen wirst. Du willst im Paradies (nach langer Sehnsucht) endlich zu Allah gelangen und möchtest ‘Ruyet-i Cemal’ (seine Manifestation/sein Abbild) sehen. Jedoch siehst du das Gebet zugleich als eine schwere Last an. Für die Ehrfürchtigen ist das Gebet doch ein Faden der Geduld, welches das verwundete Herz(Seele) wieder zusammen flickt. Es ist die Form, in diesen gewissen Zeitspannen folgendes zum Ausdruck zu bringen: “Ya Allah! Ich bin zu dir gekommen (in dein Beisein getreten)! Ich sehe mir in jenen Stunden das Universum an(,dass du erschaffen hast) und verkünde dir dabei die Ehrfurcht(Bewunderung/Liebe), welches ich für dich verspüre!” Es ist die Art zu sagen: “Ya Allah, ich verspüre innerlich viel Leid.. Es gibt niemanden außer Dir, der mich heilen kann.” Die Art und Weise zu sagen: “Ya Allah! Ich neige mich dir hin und klopfe an die Tür deiner Barmherzigkeit. Wirst du mich hineinlassen?” Wenn die Ehrfürchtigen schon all diese Dinge über das Gebet behaupten, (dann): 2. Frage: ‘Oh mein Ego(innere Triebseele), wie kannst du im Gebet, von dem du tiefen Respekt/Ehrfurcht zu spüren behauptest, nur Trägheit(Gleichgültigkeit) vorweisen?’ Frag dein Inneres das mal. Würde jemand der Hunger hat jemals eine Trägheit beim essen von Tantuni(Wrap mit Lammfleisch) vorweisen? Es folgt die dritte Frage an mein Inneres. Unser Prophet (Sav.) war Allah’s meist geliebter Diener(Mensch). Schon bevor er auf die Welt kam, wurde ihm das Paradies versprochen/verkündet. Nach manchen Überlieferungen zufolge wird sogar gesagt, dass das Paradies ihm zu Ehren erschaffen worden ist. Unser Prophet (Sav.) ist beispielsweise früh morgens in den Dschihad gezogen; [Dschihad: Es gibt den großen & kleinen Dschihad. Der große Dschihad ist die moralische und religiöse Anstrengung(Kampf) gegen das eigene Innere; Mit dem Ziel, für ein besseres Ich-Selbst. Der kleine(körperliche) Dschihad bezeichnet militärische Kampfhandlungen zur Verbreitung oder Verteidigung des Islams.] Oder hat sich mit vielerlei Angelegenheiten seiner Weggefährten befasst. Oder hat danach gestrebt, Konflikte/Streitigkeiten zu lösen. Er hat sich im Alltag -wie in diesen Beispielen- sehr vielen Beschäftigungen zugewendet. Und trotz dieser Tatsachen wissen wir, dass er jede Nacht so lange Gebetet hat, bis seine Füße angeschwollen sind. Und als man ihn gefragt hat wieso er dies tut, sagt er: “Soll ich als Diener Allah gegenüber denn nicht Dankbar sein?” Du sagst, dass du auch Teil seiner Gemeinschaft (Ummah) sein möchtest? Doch das, was unser Prophet (Sav.) als sein Augenlicht (das Bedeutsamste) betrachtet; Das, was er am meisten liebt: Das Gebet liebst du nicht. Eine sehr wichtige Regel: ‘Der Liebende muss auch die Dinge lieben, welches seine Liebe liebt.’ Zum Beispiel liebst du deine Frau. Und weil sie ihre Familie liebt, liebst du Sie automatisch auch. Du liebst einen Freund. Und liebst gleichzeitig seine Freunde, weil dein Freund Sie auch liebt. Weil Liebe eine Hingabe/Aufopferung ist. Die selbe Behauptung stellst du gegenüber unseren Propheten (Sav.) dar. Du behauptest, ihn zu lieben. 3. Frage: ‘Doch das Gebet, welches er als sein Augenlicht/das Bedeutungsvollste betrachtet; Und zudem er eine tiefe Zuneigung verspürt, liebst du nicht? ..

Bizde Söz Namustur! – Ahde Vefa

Arkadaşlar burada devekuşu yumurtası gibi bir şey var O bu ne olmuş ya böyle? Niye böyle? Yaladınız mı bunu? Efendim? Bu limon kardeşim Şaka şaka greyfurt diyecektim pardon Çınaraltı logosu Hz. Ömer zamanında 3 tane genç varmış Hz. Ömer’in huzuruna gelmişler ve aralarındaki bir kişiyi göstererek demişler ki: “Ya Emirü’l Müminin, biz bu kişiden davacıyız. Biz bu kişiden had uygulanmasını, kısas uygulanmasını istiyoruz, davacıyız. Bizim babamızı öldürdü.” Hz.Ömer hemen o kişiye dönüyor soruyor: “Durum doğru mu, gerçekten böyle mi, babalarını mı öldürdün, niye öldürdün?” Durumu tahkik ediyor tabi ki. O kişi diyor ki: “Evet Ya Emirü’l Müminin, babalarını öldürdüm ama durum şöyle oldu: Ben geldiğim yerde zengin bir insanım, malvarlığım çok, çok da güzel bir atım var. Yani bu atı gören dönüp bir kez daha bakıyor, bir kez daha bakmak istiyor, öylesine göz alıcı bir at. Bu atla bu gençlerin bahçesinin yanından geçerken bir şekilde engel olamadım Atı kontrol edemeyince bahçeden bir meyve ısırdı ve kopardı. Gençlerin babası da bu durumu görünce çok sinirlendi fazla bir tepki verdi, bir hışımla çıktı ve eline kocaman bir taş alıp atıma doğru fırlattı. Atımı başından yaraladı, atım yere düştü ve öldü. O benim en sevdiğim malım olduğu için, en sevdiğim hayvan olduğu için dayanamadım, ben de (nefsime çok dokundu çok ağır geldi) bir taş alıp ona fırlattım. Daha sonra onun babası da başına o taş isabet edince o da vefat etti. Bu şekilde oldu olay.” Hz. Ömer diyor ki: “Öyle ise sen suçunu kabul ediyorsun. Evet sen bu kişiyi öldürmüşsün” “Evet.” diyor, “Kabul ediyorum.” Öyleyse sana kısas uygulanacak. Gençler babamızın kanı yerde kalmasın diyorlar ve dava ediyorlar. -Bu ölüm cezasını kabul ediyor musun? +”Evet.” diyor, “Kabul ediyorum, babalarını öldürdüm, suçluyum.” “Öyle ise uygulanacak.” diyor. Genç diyor ki: “Son bir arzum var, yerine getirilmesini istiyorum.” “Nedir?” diyorlar arzun. Diyor ki: “Bana 3 gün müsaade edin, bizim malımız mülkümüz çok fakat bu malı, mülkü, bu serveti saklayabilecek bir yer bulup sakladım. Benim de kardeşim geride mirası bırakabileceğim tek kişi yetim bir çocuk.” Şimdi ona bu malı ulaştırmam lazım ama saklı olduğu için yerini bulamadığı için ulaştıramam. Siz bana 3 gün müsaade edin bu yetimin hakkını ortada bırakmayalım, mağdur etmeyelim, gideyim ben ona o sakladığım yerden malı mülkü çıkartıp vereyim. O da kurtulsun, sonra ben de geleyim. Vaat ediyorum geleceğim. Hatta burada bir kişiyi de kefil bırakayım.” diye genç böyle o yetimin hakkını savundu. Dediler ki: “Kimi kefil bırakacaksın arkanda?” Şöyle, o genç, etrafında sahabelerin simalarına tek tek bakarak birisinin üstünde gözlerini durdurdu ve parmağıyla onu gösterdi. Gösterdiği kişi hiç tanımadığı bir sahabeydi “Amr bin As” (r.a) Sahabelerin en seçkinlerinden olan Amr bin As’ı kefil olarak gösterdi. Bu kişi benim yerime kalır, dedi. Amr bin As’a sordular: “Kalır mısın, kefil olur musun? “Evet olurum.” dedi. “Ama bu genç gelmezse onun bedeline senin kanın akacak, kabul ediyor musun?” Evet, dedi. “Kabul ediyorum.” Genç gitti. Beklediler. Bir gün geçti, iki gün geçti, üç gün geçti. Tam vaadedilen süre dolmaya başlayınca sahabenin büyükleri geldiler, dediler ki: “Yapma etme, Amr bin As çok değerli bir sahabedir. Onun yerine bu gençlere diyet ödeyelim, kan bedeli ödeyelim.” Gençlere bunu teklif ettiler fakat gençler bunu kabul etmedi, “Hayır, biz babamızın ille de kanının bedelini isteriz, ille de babamızın karşılığında bir kişiyi isteriz.” Böyle diyince, Amr bin As dedi ki: “Benim sözüm sözdür. Hayır, sözümüzü verdik. Ben idama hazırım. Buyurun işte boynum.” dedi. Böyle cesaret gösterince sahabeler duygulanmıştı. En yakın arkadaşlarından birisi, hatta Allah Rasulü (sav) en yakın arkadaşlarından birisi bu şekilde, belki hiç alakası olmayan bir meseleden dolayı, belki canını verecekti. Daha sonra, tam idama hazırlıklar yapılırken uzaktan kalabalık yarıldı ve esas ölümle mahkum edilen genç uzaktan çıktı geldi. Hz. Ömer dedi ki: Ey genç! Gelmemek için çok geçerli bir sebebin vardı, yerine de kefil vardı neden geldin? Dedi ki: “Ahde vefasızlık etti dedirtmemek için geldim.” “AHDE VEFASIZLIK ETTİ DEDİRTMEMEK İÇİN GELDİM.” Bir Müslüman asla ahde vefasızlık etmez. Verdiği sözü yutmaz, çiğnemez. İşte sözü tutmak bu kadar önemlidir müminin dünyasında. Canı bedeline, kanı pahasına ahdini tutar. Bize sahabe döneminden bir ders. Hz.Ömer çok duygulandı. Dedi ki: “Bu kadar kahramanca bir hareket yaptın, seni tebrik ediyorum.” Döndü Amr bin As’a sordu: “Sen hayatında hiç tanımadığın bu adam yerine neden kefil oldun?” Hz. Ömer böyle sorunca Amr bin As dedi ki: “Bu kadar insan varken bana baktı ve beni seçti. İnsanlar içinde insanlık ölmüş dedirtmemek için ben de bu işi kabul ettim.” İşte Müslümanların canı pahasına korumaya çalıştıkları ahlaki değerler. Gençler bu manzarayı görünce onlar da bir ibret dersi aldılar. Kalplerine bir nur düştü. Dediler ki: “Ya Emirü’l Müminin! Biz konuştuk da karar verdik Aramızda anlaştık. Biz davayı geri çekiyoruz, hiçkimsenin kanı aksın istemiyoruz. Babamızın bedelinin ödenmesini istemiyoruz, geri çekiyoruz.” Hz.Ömer dedi ki: “Az önce babamızın kanı yerde kalmasın diye sürekli ısrarcıydınız. Neden vazgeçtiniz?” Dediler ki: “Bu manzarayı gören kalbin titrememesi mümkün mü? Merhamet göstermemesi mümkün mü? Müminlerde merhamet kalmadı demesinler diye geri çektik.” İşte üç tane duruş, üç tane tavır. Peki, onlar bu tavırları gösterirken onlar duruşları sergilerken bugünün insanlarına baktığımız zaman, acaba aramızda rastgele seçtiğimiz 3 kişiden bu duruş ortaya çıkıyor mu çıkmıyor mu? Eğer ortaya çıkmıyorsa, bizde olaylara bakış eksikliği bakış problemi var demektir. Bakın Bediüzzaman hazretleri diyor ki: “Benim 40 senelik hayatımda, 30 senelik tahsil hayatımda öğrendiğim şu 4 kelimedir.” diyor. Nedir o 4 kelime? Birisi niyet, birisi nazar, birisi mana-yı ismi birisi de mana-yı harfi Yani Mana-yı ismi ne demek? Her şeye zahir gözüyle bakmak. Mesela burada bir limon var. Bu, arkadaşlar kavun değil, bu ananas değil. Ayva zannediyorlar genelde. Neredeyse kafamın büyüklüğünde Arkadaşlar bu özel bir çeşit. Sen kulağını tıka, arkadaşımızın tiki var. Bu, -ingilizcesini söylesem olur mu?- Limona tiki varmış da. Bu arkadaşlar Özür diliyorum 🙂 Sen kulağını tıka ben limon dedikçe 🙂 İstemdışı oluyor valla 🙂 Bu, kafam büyüklüğünde olan şey, arkadaşlar limon. Ben senin için bundan sonra ayva diyeceğim tamam mı? Arkadaşlar bu ayva dediğimiz Müslümanları kandırmayalım 🙂 Abi ben ayva diyim, siz anlayın ne demek istediğimi. Kardeşim renkten renge giriyor. O yüzden ben buna ayva diyeceğim. Şimdi baktığınız zaman mana-yı ismi gözüyle, yani sadece bunun zahirine baktığımız zaman burada bir meyve görüyoruz Siz ne olduğunu biliyorsunuz, ben ayva diyeceğim ayva görüyorsunuz. Ama Perde arkasında o zahiri gördüğümüz işte, maddelerin Buna rengini veren pigmentlerinden tut içindeki onun sıvısının barındırdığı özelliklerine kadar bu onun zahiri özellikleridir. Bir de perde arkasında bunun hangi esmaya dayandığı yani Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden hangisine intikal ettiğimiz bu işin mana-yı harfidir işte. Yani Allah’a bakan yönü. Bu çok önemli. Kainatta herkes zaten Elmaya elma, armuta armut Bu meyveye, adını koymak istemediğimiz bu meyveye 🙂 o gözle bakıyor. Kediye kedi veya bir file fil gözüyle bakıyorsun ama perde arkasında Allah’ın hangi isimleri tecelli ediyor diye tefekkür edersen o bir saat tefekkür, bir sene nafile ibadetten daha üstündür. İşte eğer biz bu bakışı kazanırsak kainata Allah’ın sanat eseri gözüyle bakabilirsek kainatı okumaya başlarsak Efendimizin (asm) sahabelere yaptırdığı bu tevhid talimini doğru anlarsak işte o zaman bütün kainat Allah’ın bir eseri gözüyle, yazılmış bir kitap gibi bize kendini okutmaya başlar. Biz onu okudukça, -E sahabeleri sahabe yapan neydi? Efendimizden (asm) aldıkları bu La İlahe İllallah dersiydi.- Baktığımız zaman bu limon aslında, -hani ayetlerde geçiyor ya: “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tespih eder.” Canlı cansız her şey Allah’ı zikrediyor, tespih ediyor. Biz duymuyoruz ama perde arkasında her birisi La ilahe İllallah diyor, Subhanallah diyor, Elhamdulillah diyor, Allahu Ekber diyor. Nasıl diyor? İşte bu bakışı kazanırsak, okumayı öğrenirsek ve kainata mana-yı harfiyle bakarsak işte o zaman sahabelerin o anlatmaya doyamadığımız güzel ahlakları bizde de tecelli etmeye başlayacak. Niye biliyor musun? Çünkü onları o hale sokan, o hassasiyetlere getiren Allah aşkını elde etmeye başlayacağız. Allah’ı tanıdıkça kalbimizde bir sönmeyecek alev, bir Allah aşkı ateşi yanmaya başlayacak. O Allah aşkının ateşiyle işte şu sorularına cevap bulacaksın: Abi, sabah namazına kalkamıyorum. Abi, namazlarımda huşu duyamıyorum. Şu ibadetimi yapamıyorum, şu konuda iradem çok zayıf Sürekli şu konuda günah işliyorum ama tövbe etmeye o günah yine iflah olmadan devam etmeme sebep oluyor. Tövbe etsem de tekrar o günaha düşüyorum. Bu gibi bütün arızalarımız imanın güçlenmesiyle çözülür. İman nasıl güçlenirmiş? Allah’ı tanımakla. Allah’ı tanıdıkça peşinden gelen Allah aşkı ve işte ahlaka sirayet ediyor. Bugün bütün Müslümanlarda gördüğümüz problemleri alt alta koyun Ne görüyorsunuz kardeşim? “Müslümanların şu problemi var.” dediğiniz ne varsa hepsinin temelinde şu limona o gözle bakamamak vardır. Sahabelerle bizi ayıran temel noktayı Bediüzzaman hazretleri fark ettiği için bakın bize nasıl bir dersle bakmayı ve görmeyi öğretiyor. Diyor ki: “Gel! Bütün bu ovaları, bu meydanları bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et. Bizi nereye sevkediyor kardeşim: Dikkat et! Dikkat çok önemli, senin namusun gibidir dikkat. O yüzden İslam düşmanları seni gaflete ve dikkatsizliğe itmeye çalışır. Sen de inadına ne yapacaksın? Dikkatini bir zırh gibi giyineceksin. “Bak!” diyor. Kur’an sana “bak!” diyor. Sürekli seni bakmaya teşvik ediyor. “Fenzur” diyor kaç ayetin başında değil mi? Bak! Bir nazar et, gözünü çevir bir bak. Bakmazsan ne oluyor? İşte bakmazsan kör olmaya başlıyorsun. Görememeye başlıyorsun. Allah hesabına bakmayınca, gözlerin kör bakmaya başlıyor. İşte bize bakmayı öğretiyor. Diyor ki: “Gel bütün bu ovaları Bu meydanları, bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et! Boş bakma, dikkat et. Bunun perde arkasında bir şey var.” Yani insan doğmuş, büyümüş, 15 yaşına gelmiş, artık ülfet peyda etmiş. Alışkanlık besliyor. Artık gördüğü bir gül onu şaşırtmıyor. Fevkalade bir çiçeğin kokusu onu şaşırtmıyor. Bir arının uçuşu, bir sineğin kanadını çırpması Bir ineğin kan ve pislik arasından bir damla kan bir damla pislik karışmadan bembeyaz sütü akıtması onu şaşırtmıyor. Normal görüyor. Basit bir isim takıyor. İsim takınca sanki olayı çözdü 🙂 Adiyat perdesine atıyor. Halbuki senin gözünün -bir et parçası olan gözünün- görmesi ne kadar mucizeyse, güneşin orada asılı durması da o kadar mucizedir, bir çiçeğin kokması ve et parçası olan burnunun onu koklaması o kadar mucizedir. Bir limonun tadına baktığın zaman dilinin ondan tat almasını sağlayan mekanizmayı diline koyan ile limona dilinin tadabileceği tadı yerleştiren Zat’ın aynı Zat olduğunu bilmeden, bulmadan Nasıl Allah’ın bir olduğunu iman ederek şehadetle söyleyebilirsin ki? Bu ifadelerini halin, aklın, hayatın yalanlıyor. Çünkü sen Allah’ın bir olduğu öyle dilinin ucuyla söylüyorsun. Kainata şöyle bir bak, ikinci elin karışma ihtimali var mı? Bir kalemle iki kişi yazı yazabilir mi? Yazamaz. Bütün kainat La ilahe İllallah diyor. Şu limon bütün diliyle bize bağırıyor, kendi lisanıyla bize bağırıyor: “Ey insanlar! Bana bakın!” diyor. “La ilahe İllallah diye bağırıyorum. Beni duyun!” diyor. “Beni görün.” diyor, “Beni okuyun.” diyor. İşte mana-yı harfi bu demek. Onun bu sessiz çığlıkları bize ders veriyor. “Bakın, Allah birdir!” diyor. “Benim bağlı bulunduğum ağacın dallarını, yapraklarını fotosentez ile çalışarak bir besin ürettiren ve bana fayda sağlattıran aynı zamanda senin vücuduna bu limonu faydalı hale getirten bir ilah var.” İkinci bir el karışsa her şeyi karıştırır. Zaten hakimiyetin şe’ni gayrın müdahalesini reddeder de mi? Bir padişah bile, -ikinci bir el kendi saltanatına karışsa- kardeş katli vaciptir demiş bazı dindar padişahlar. Dindar olmasına rağmen kardeşinin katlini vacip ilan etmiş sırf saltanatı korumak için. Öbür türlü ne oluyor? İşte bir Cem Sultan olayıyla 17.000 kişi ölmüş mesela. Saltanata ikinci bir el karıştı diye. E dünyalık işlerde bu böyle. Kainatta en ufak bir elin karışabileceği boşluk var mı? Kainat o kadar hassas bağlarla birbirine bağlanmış ki hiçbir el karışamayacak derecede iş, adeta fabrikanın çarkları gibi işliyor. Bu limon bize haykırıyor işte. Bak diyor: “Beni yaratan kim ise dalımı yaratan da O. Benim yapraklarımın güneş ile bağlantısını sağlayan, o fotosentezi işlettiren aynı el.” diyor. “Benim bağlı olduğum toprak ve benimle beraber bütün türlerimin bütün cinslerimin bağlı olduğu toprağın sahibi aynı el.” diyor. “Beni yaratan kim ise güneşi yaratan da O.” Ne kadar büyük bir bağlantı var. Ne diyor üstad: “Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş’i de o halketmiş, o yaratmıştır.” Sivrisineğin gözünün görebilmesi için güneş lazım. Güneş olsa, göz olmasa ışığın ne anlamı var? Görecek bir göz lazım değil mi? İşte limon bize bağırıyor. Bak mesela limonda ne özellikler var? Bakıyorsun mesela C vitamini var. Antioksidan özelliği varmış limonun. E limon yediğin zaman bağışıklığın kuvvetleniyor. Kanın sulanıyor. Başka? Baş ağrısına, boğaz ağrısına tedavi. Özellikle böbreklere çok faydalı, böbrek taşına çok faydalı, karaciğere çok faydalı, sindirim sistemine çok faydalı. Kansere karşı, romatizmaya karşı, diş etine karşı stres hormonunu azaltmasına karşı bir sürü özellikler Cenab-ı Hakk bunun içine koymuş. Sadece o değil. E tadı diline göre, kokusu burnuna göre, şekli gözüne göre dizayn edilmiş. İçindeki faydalar da vücuduna göre dizayn edilmiş. Demek ki bunu yaratan kimse seni yaratan aynı Zat. Bunu yapan o odun parçası olamaz. Bu harikulade sanatı odundan bilmek odunluktur. Odunun da akıbeti yanmaktır. İşte kainata sadece mana-yı ismiyle bakan mana-yı harfiyle bakmayan adam böyle körlükler yaşadığı için böyle nankörlükler yaşadığı için perde arkasındaki eli görmüyor. Düşünsene mesela. Şunu perde varsay. Ben böyle bir kalemi aldım, kalemle yazı yazıyorum. Perde arkasındaki eli görmeyen adam bu perdenin yazdığını iddia etse ne kadar ahmakane durum olur. Desen ki: “Ya kardeşim! Sen görmüyorsun ama o perdenin arkasında bir el var. O el kalemi tutuyor. Senin görmemen onun olmadığı anlamına delalet etmez ki.” O sana dese: “İspat et.” Nasıl ispat edersin? “Ya o kalemin bu şiiri yazabilecek bir ilmi yok. İlim olabilmesi için hayatı olması lazım, kalem cansız, hayatı yok. Kudreti yok. Bıraksan perdeyi yere düşer, gücü yok. Hikmeti yok. Faydaları gözetemez, bilemez. Merhameti yok. O şiiri yazabilecek hissiyatı yok.” Böyle uzar gider. Demek ki bu sıfatlara sahip bir Zat olabilir. Her şeyi bilen, -Güneşi de bilen, toprağı da bilen- toprağı da yaratan; hükmü, gücü bulutlara, fırtınalara, her şeye yeten bir Zat olabilir ancak. İşte bu limon başlı başına bağırıyor. “La ilahe İllallah” diyor. “Allah’tan başka ilah yoktur.” diyor. Haykırıyor bize. Başka? Bütün bu işleri yapabilmesi için kusursuz bir limon yapabilmesi için “Subhan” olması lazım. Kusursuz olması lazım. Bütün kainata sözünü geçiren “Subhan” bir Zat olabilmesi lazım. Kendi başına Subhanallah diyor. Kimden kime ne kadar övgü varsa hepsi Allah’a aittir. Böyle bir işi yapmak övülmeye layıktır. Elhamdulillah diyor. Ve kendi lisanıyla bağırıyor: “Allahu ekber” Bu işi yapan sonsuz büyüklükte bir Zat ancak olabilir. O’nun büyüklüğünden bahsettiğimiz zaman her şey sonsuz küçüktür. İşte bize bütün bu bakışları kazandıran şu satırları dinleyelim: Evet gel, bütün bu ovaları bu meydanları bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et! Her birisinde o gizli Zat’tan haber veren işler var. Adeta her biri birer turra, birer sikke-mühür, birer hatem gibi o gaybi Zat’tan, o gizli Zat’tan haber veriyorlar. İşte gözünün önünde bak! Bir dirhem pamuktan ne yapıyor? Pamuk nedir? Tohuma işarettir. Mesela zerre gibi bir afyon büzrü, bir dirhem gibi bir zerdali nüvatı çekirdeği, bir kavun çekirdeği nasıl çuhadan daha güzel dokunmuş yapraklar, patiskadan daha beyaz ve sarı çiçekler, şekerlemelerden daha tatlı ve köftelerden ve konserve kutularından daha latif, daha leziz, daha şirin meyveleri hazine-i rahmetten getiriyorlar, bize takdim ediyorlar. Meyveleri hiç bu gözle görüp bu gözle yediniz mi? Baksanıza, şunun ambalajını yapan Zat nasıl bir ilme sahip! “Hadi kardeşim şöyle bir işi yap.” desen -bütün ateistlerden de destek alabilirsin- “Yap kardeşim.” desen yapamazlar. Bir elmayı, bir portakalı, bir limonu yapmaktan acizler. Tavuklar dese ki: “Siz misiniz ateistler?” “Tamam.” dese, “Bundan sonra yumurtlamıyoruz. Hadi ateistler bir araya gelin yumurtlayın bakalım.” Yumurtlayabilirler mi? Yapamazlar abi. Senin o hakir gördüğün tavuk, haberi yok ne iş yaptığından. Ya, sen bedavaya götürüyorsun. “İşte romatizmama şu iyi geliyor, karnımın açlığına bu iyi geliyor, şuraya bu iyi geliyor bu iyi geliyor.” diyerek bedava diye götürüyorsun. Hiç mümkün mü kardeşim, senden hesap sorulmasın, bedel istenmesin? Bu kadar mucizeleri senin için çalıştıran, bütün kainatı “La ilahe İllallah” diye bağırttıran bir Allah elbette, sen bu koca musikaya karşı, bu koca zikre karşı kör ve sağır kalırsan, onların zikirlerini duymaz ve tasdik etmezsen, onların her emrine itaat ettikleri sonsuz kudret sahibi olan Rabb’e itaat etmezsen, arı balını yaparken sen de kendi balın olan secdeni yapmazsan işte cehennem de seni çağırıyor. Cehennem de bu itaatsizliğini, bu secde etmeyip başkaldırışını cezalandırmak için sabırsızlıkla bekliyor. Allah muhafaza. Rabb’im böyle bir yanılgıdan bizi korusun. Ve bütün kainat böyle sana Rabb’ini tanıtmak için adeta haykırıyor, La ilahe İllallah diye bağırıyor. Sen bunu görmezsen, seni bu kadar sevdiğini ilan eden Zat’ı sen de secde ederek o sevgisine mukabele ederek sevdiğini göstermezsen sevildiğini bildirip sevdiğini ilan etmezsen ne kadar büyük bir körlük, ne kadar büyük bir nankörlük oluyor Ve bugünün insanıyla ve Asr-ı Saaddet’teki ve ondan sonraki halifelerin Hulefa-i Raşidin dönemindeki kalite farkını ortaya koyuyor. Onları o seviyeye çıkaran yoldan biz de gitmezsek bize kalite kazandıran tevhid gözlüğünü takmazsak işte biz bugünün dünyasında yuvarlanıp gideriz, sürekli dizimizi dövmeye başlarız. Rabb’im o günlerin hasretini sizlerin güzel ahlakıyla dindirsin inşallah. El- Fatiha. Çınaraltı logosu