İZLEYİNCE HAYATIN DEĞİŞECEK! – KABİRDE İLK GECE NELER OLUR?

Bakın, bir delil getirdim Muhammed aleyhisselamın; öldükten sonra başımıza ne geleceğiyle alakalı. Kabirde ilk başımıza ne gelecek? Bunu anlatıyor Efendimiz aleyhisselam. Bunu okumam gerekiyor. Çok iyi dinleyin. Müslim hadisidir, sahihtir. Sualin akabinde cevabı veriyorum. “Hocam ölüm korkumu yenebilmem için öldükten sonra ruhumuza ne olur, söyleyebilir misin?” “Bu konuda rivayetler var mı?” Öleceğimiz kesin ama bu ruha ne olacak? Bedenin ne olduğu belli. Yıkıyorlar, kefene koyuyorlar, kabre atıyorlar. Ruha ne olacak? Cevap: En evvel gözleri açılır. Ahirete dair duyduğu veya okuduğu şeylerin doğru olduğunu o an anlar. Öldüğümüz anda kesin olarak anlayacağız, imtihan bitti artık. Sınav bitti. Çünkü görüyorsun. Şu ayet-i kerime “Ona andolsun ki ‘Sen bundan gafletteydin. Şimdi gaflet perdeni açtık. Artık bugün gözün keskindir.’ denir.” Girişteki okuduğum ayet-i kerime. Bu ayet-i kerime ilk olarak o adamın yaşayacağı şeydir. Sonra olacakları da son peygamber Muhammed aleyhisselam şöyle anlatıyor. Bera bin Azip (r.a.) rivayet ediyor: “Resulullah aleyhisselam ile birlikte ensardan birisinin cenazesine katılmıştık.” “Cenaze defnedileceği sırada kabristana vardık. Resulullah aleyhisselam oturdu.” “Biz de sanki başımızda bir kuş varmışçasına sessiz ve sakin bir şekilde oturduk.” “Peygamberimiz aleyhisselam elindeki bir sopayla yeri çiziyordu.” Kabrin başına gelmiş oturmuş. Bütün sahabeler efendimizin yanında otururken nasıldı? Sanki başında bir kuş var da kaçacakmış gibi… Edebe bakın, saygıya bakın. Elinde bir sopayla yeri çiziyor şimdi, kabrin yanında. Başını kaldırdı, iki ve üç defa kabir azabından Allah’a sığınırım dedikten sonra şöyle buyurdu: Bugün reformist hocalar, Muhammedsiz Vatikan Müslümanları “Kabir azabı yoktur.” diyorlar mı demiyorlar mı? Kur’an ayetleriyle ve onlarca hadisle sadece kabir azabını delillendirdiğim yazım vardır, sohbetlerim vardır. Efendimiz aleyhisselam kabir azabının var olduğunu söylüyor mu söylemiyor mu? Söylüyor. Peki bunlar kimi inkar ediyor, kimi yalanlıyorlar? Son peygamberi yalanlıyorlar. Utanmıyor musunuz! Utanmıyor musunuz! Efendimiz aleyhisselam şöyle anlatıyor; şimdi kabirde ne olacak kardeşler. İlk an bizi içeriye koydular. Başımıza ne gelecek, olayları görmüş olan, Allah’ın gösterdiği peygamber bize anlatıyor (sallallahu aleyhi ve sellem). “Mümin kabre konulduğunda, dostları dönüp gittiği ve onların ayak sesleri henüz işitildiği sırada iki melek gelir.” Ayak seslerini işitecek miyiz, o akrabalarımızın, dostlarımızın? Hadislerle sabittir. Ayak seslerini Allah bize işittirecek. Gidiyorlar, yalnız kalıyorsun diye bize bir psikolojik gerginlik Allah daha ilk anda bize veriyor. İki tane melek geliyor. Bu meleklerin ismi ne? Münker Nekir… İnkar edilenler demektir. İki tane inkar edilen…”Hesap yok, kabir azabı yok” Bu kabir azabı yok diyenler var ya bu reformistler bunlara öyle bir gelecekler ki bütün taekwondo, kick boks, karate, aikido… Bütün bilgilere mücehhez bir şekilde bunlara gelecekler. Ellerindeki topuzlardan falan bahsetmiyorum. Bunlara öyle bir vuracaklar ki normal fasıklardan, günahkarlardan daha fazla. Çünkü bunlar inkar ediyor. Öbür adam fasık, içkici. Ama kabir azabı var diyor, ben inanıyorum diyor. Ayetleri ve hadisleri ben işittim vaazlardan diyor. Bu adamlarsa işitmelerine ve okumalarına rağmen inkar ediyor. “İki melek gelir. Onu oturturlar ve aralarında şu konuşma geçer: -Hocam nasıl oturacağız? Biz orada tabutun içindeyiz, uzanmış vaziyetteyiz. Oturamayız ki, kalkamayız. Fizik olarak hala uzanmış vaziyettesin. Ruhun oturacak. Ruh olarak oturacaksın. Karşı taraftaki o iki melek seninle konuşmaya başlayacaklar. “Aralarında şu konuşma geçer: Soru: “Rabbin kimdir?” “Rabbim Allah’tır.” “Dinin nedir?” “Dinim İslam’dır.” “Sizi doğru yola çağırmak üzere Allah tarafından gönderilmiş olan zat kimdir?” Üçüncü soru. “O zat Allah’ın Rasulüdür.” (sallallahu aleyhi ve sellem) Bakın, üç tane soru. İster zengin ol ister fukara kabirde bu üç tane soruyu göreceksin. Karşına çıkacak. -Hocam ben şu anda bunu ezberledim. Eminim ki kabirde ben bu suallere çok rahat cevap vereceğim. Diye hava civa yapabilirsiniz. Hayır kardeşim. Şu andaki ezberinle alakalı bir şey değil, amelinle alakalı. Bu dünyada amelleri yaparsan kabirde rahat cevap verirsin. Amelleri yapmazsan kitlenir kalırsın. Onu da anlatıyor Allah’ın peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem). “O zat Allah’ın resulüdür” diye cevap verir ölü. “Bunu nereden öğrendin? derler.” dördüncü sual. “Allah’ın kitabını okuyup ona iman ettim ve onun doğruluğunu kabul ettim.” der. “İşte Allah’ın ‘İman edenleri dünya hayatında da ahirette de o sağlam kelime-i tevhid ile sabit kılar.’ ayetinin manası budur.” Melekler bize bunu söyler. Biz gerçekten iman ediyorsak o kelime-i tevhitte Allah bizi sabit kılar. Ölmeden önce muhakkak o kelimeyi bize söyletir. Melekler bunu söylüyor. “Sonra gökten bir ses gelir: ‘Kulum doğru söyledi.’ Bizzat Allah… Bizzat Allah o suallere doğru cevabı verirsek ne diyecek bize? “Kulum doğru söyledi.” “Onu cennete layık bir şekilde yerleştirin.” Şimdi kabirde normal bir kabir; sıkışık bir yer, daracık bir yer. Şimdi meleklere ne diyor? Onu cennete layık bir şekilde yerleştirin. Biz daha cennete gitmiyoruz ki. Biz kabirdeyiz kardeşler. Allah’ımız ne demek istiyor? “Ona cennet elbiseleri giydirin. Ona cennete bakan bir kapı açın.” Daha kabirdeyken ruhumuza Allah cennet elbiseleri giydirecek. İki: Cennete bakan bir kapı açacak. Devamlı surette cennetteki mekanımızı göreceğiz. Bugün televizyonda öyle bir şey olsa kendini çok güzel bir sarayda görsen böyle televizyonda bakmaya doyabilir misin? Doyamazsın. Dur şu sarayın diğer taraflarını da göster falan dersin. Kaç tane eşim olacak falan dersin. Onları da göster. Hanımları da bir göreyim ya dersin kardeş. Cennetten Allah sana kabirden bir kapı açacak, bir pencere açacak. Devamlı surette o gideceğin yeri göreceksin. Neden bunu yapıyor? Diğerine nasıl psikolojik işkence yapıyorsa Allah bize de psikolojik olarak hasretimizi arttırıyor. Bir an evvel kıyamet kopsun, bir an evvel kopsun da gidelim kavuşalım şuraya ya, dersin. “Ve ona cennetin rahatlığı ve güzelliği bahşedilir. Kabri gözünün gördüğü mesafeye kadar genişletilir.” Başka hadislerde kabri doğudan batıya kadar genişletilir, diyor. “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya cehennem çukurlarından bir çukurdur.” hadisini de hatırlayın. Bu hadisi öyle anlayın kardeşler. Artık bak sorulara doğru cevap verdiği için kabri genişletildi. Şimdi… Madalyonun diğer yüzü. -Hocam diğer kısmını anlatma. -Diğer kısmını anlatma, burası bize yeter. Deme. Buraya da girebiliriz kardeşler Allah muhafaza. Girmemek için çalışıyoruz zaten. Bu çalışmalar, gayretler bunun için. Ama ikinci kısımda olanlara da ne olacak, bunu da bilmeniz gerekiyor ki teyakkuz halinde olun . “Eğer ölen kişi kafir veya münafıksa kabre konulduğu zaman ruhu bedenine iade edilir.” “İki melek gelir. Onu oturturlar ve aralarında şu konuşma geçer: Rabbin kimdir?” -Hı hı bilmiyorum. Muhammed aleyhisselamın tabirine bakın. Hı hı hı ya… Bilmiyorum. Ama bu münafık “Rabbim Allah’tır.” dedi mi Müslümanların yanında ? Bu fasık, “Ben namaz kılmam, namazın borç olduğuna inanmıyorum.” diyen adam Müslümanların yanında “Ben de Müslümanım ama namazın borç olduğuna inanmıyorum.” dedi mi demedi mi? “Ben Müslümanım ama tesettürün, baş örtüsünün farz olduğuna inanmıyorum.” dedi mi? Dedi. Allah’a inanıyorum, dedi mi? Dedi. Bu nasıl Allah’a inanmak? Onca ayet, hadis var tesettürle alakalı ve sen “Bana göre bu zamanda geçerli olduğuna inanmıyorum.” diyorsun. Bu nasıl Müslümanlık? Ve bu kabirle alakalı, suallerle alakalı meseleleri hem kitaplarda okudu hem vaazlarda da işitti ve şöyle dedi: -Ben nasılsa gittiğim zaman doğru cevapları biliyorum. Hı hı falan diyecek değilim. -Rabbin kimdir dedikleri zaman “Allah’tır.” diyeceğim. Dedi. Ama Allah demene müsaade ediyor mu? Etmiyor… Hem son nefesinde şehadetine müsaade etmiyor hem de kabirde şu basit suale “Rabbin kimdir?” “Terbiye edicin kimdir? Yaratıcın kimdir?” sualine cevap vermene izin vermiyor. “Dinin nedir?” -Hıı bilmiyorum. Hı bilmiyorum. Çok basit bir sual dinin İslam. Nüfus kağıdında da İslam yazıyor. Ama sen “Ben hacca gitmem. Arap’a para yedirmem.” dedin. İslam’ın beş şartından bir tanesini inkar ettin. Kaldı mı Müslümanlık? Kalmadı. “Size doğru yola çağırmak üzere Allah tarafından gönderilmiş olan zat kimdir?” -Hı bilmiyorum. Dünyadaki en ücra köşedeki İslam düşmanı adam bile bilir ki Müslümanların lideri Muhammed aleyhisselamdır. En ücra köşedeki adam bile… Bu sualin cevabı basittir. Vermesi lazım orada. Allah izin vermiyor. Azap edecek ya dilini döndürmüyor. “Sonra gökten bir ses gelir.” Allah ona da nida ediyor. Kafire de fasığa da nida ediyor. “Bu yalan söyledi. Ona cehenneme yaraşır bir yer hazırlayın.” Cehennem çukurlarından bir çukur. “Ona cehennem elbiseleri giydirin ve ona cehenneme bakan bir kapı açın.” Kur’an bu kapıyı nasıl anlatıyor? “Firavun ve avanesine kabirlerinde gidecekleri yer sabah ve akşam gösterilir.” Kabir azabının delillerinden bir tanesi olan ayettir. Firavun ve avanesi, askerleri her sabah ve akşam psikolojik işkence. Nereye gidecekler? Cehenneme. Onlar nasıl dua ediyor? Kıyamet kopmasın. Aman kıyamet kopmasın, kabir azabına razıyız. Gideceğim yer buradan çok daha dehşetli. Aman kopmasın, aman kopmasın. Müslüman nasıl dua ediyordu? Bir an evvel kıyamet kopsun da mekanıma gideyim. Ana vatanıma gideyim. Benim yerim orası. Sonra cehennem ateşinin sıcaklığı ve kavurucu rüzgarı gelir. Kaburga kemikleri birbirine geçinceye kadar kabri daraltılır. Bir: Cehennem ateşi, rüzgarları, harareti geliyor. Hem fiziken hem de ruhen acı görmeye başlıyor. İki: Kabir daraltılıyor o kaburga kemikleri birbirine girercesine. Efendimiz aleyhisselam cehennemin havasını şöyle anlatıyor. Bakın şu vereceğim misale çok iyi bakın. Şu anda aramızda sohbet yaparken, (sahabeleri anlatıyor bu olayı) aramıza cehennem ehlinden bir adam gelse şu anda aramıza ve bir kez nefes alıp verse, vereceği nefesle buradakilerin tamamı yanarak kül olurdu. Bakın ateşten bahsetmiyor. Ateşin içinden çıkmış gelmiş bir adam nefes alıp veren bir adamdan bahsediyor. Hal böyleyse ateşin kendisi nasıldır, sizin takdirinize bırakıyorum. “Daha sonra onun başına kör ve dilsiz bir zebani musallat edilir.” Cehennem harareti, cehennem rüzgarı, ateşi geldi, bir. Kabir cehennem çukuru oldu, iki. Kabir sıkıyor onu, üç. Yetmiyor, işkenceleri bitmiyor. Daha sonra onun başına kör ve dilsiz bir zebani… Niye kör ve dilsiz? Ne dur desen anlar ne üzerindeki azabı, kan revanı, parçalanmayı görünce durur. Vicdan olmasın diye, vicdan yapmasın diye. Hem kör hem dilsiz bir zebani… Sana azap vermeye geliyor. “Musallat edilir. Onun demirden bir tokmağı vardır ki dağa vurulsa dağı toz toprak haline çevirir.” “Bu zebani ona bu tokmakla öyle bir darbe indirir ki insan ve cinlerin dışında doğuda ve batıda Dünya’nın her tarafında bulunan bütün varlıklar bu dehşetli darbeyi işitir.” İnsan ve cinlerin dışında niye diyor Muhammed aleyhisselam? Çünkü imtihan edilen insanlar ve cinlerdir. Hayvanlara imtihan var mı?Yok. Çünkü akılları yok. Hayvanlara imtihan olmadığı için bütün hayvanlar kabirdeki o azap seslerini işitiyor. Topuz yiyen, tokmak yiyen adamların çığlıklarını hayvanların tamamı da işitiyor. Zaten insanlardan bir tanesi işitseydi dengesi bozulurdu. Bunu kaldıramazdı, çok ağır bir yük. “Ve o şahıs toprak haline döner.” Bu işkence devam ederken şahıs toprakla hemdem oluyor, toprakla bitişiyor, toprağa dönüyor. “Sonra ruhu tekrar iade edilir. ” “Bu şekilde işkence devam edip gider.” İmam Müslim’in sahihinden getirdim. İşte başımıza bunlar gelecek. Gaflet perdesi, gözümüzdeki o perde kaldırılmadan önce sen buradan gaflet perdeni kaldır. Bu yaşayacağın şeylere Müslüman kardeşim, Allah rızası için kendini hazırla. Hazırlıksız gitme. En basit tatile bile giderken iki tane bavul yapıyorsun ya, tatil. -Sekiz günlük tatile çıkacağım hocam. Nereye kardeşim? -Güzel bir yere gidiyorum hocam, dini bir otelmiş. Çıplaklık falan bir şey yok merak etme. Tamam kardeşim. Hazırlığını yaptın mı? “Yaptım hocam.” diyor. Tatile giderken yedi sekiz gün, üç güne giden bile iki tane bavulla gidiyor ya. Üç gün tatile gidiyorsun, Allah’tan kork ya. Beş saatte bir üzerindeki şeyleri değiştiriyor. Sporu var, yüzmesi var, gezmesi var, denizi var, havuzu var. Hepsine karşı farklı farklı elbiseler almış. Kendini buna hazırlıyor. Üç günlük tatile giden adam bile kendini tatile hazırlıyor. Ebedi bir hayata gidiyorsun ve hazırlık sıfır! Allah aşkına akıllı bir adamın işi mi bu? Mantıklı bir adamın işi mi bu? Yok. Hazırlık yapmıyorsan sen akıllı bir adam değilsin. Allahu Teala şu şuuru, şu bilinci daha dünya hayatımızdayken bize idrak ettirsin. Amin Ya Muin.

Neden hadislere ihtiyacımız var? Kur’an, neden detayları vermiyor?

Olay bu kardeşler. Nereden geldiler buraya, en önce nereden başladılar? Mezhep. “Hepsi boştur bunların. Mezhep diye bir şey yok, şirktir.” Sonra nereye geldi mezhebi kaldırınca? Hadislere geldi. ”Hadislerin hepsi uydurmadır.” Şimdi olay nereye geldi? ”Bize Kur’an yeter, bize Kur’an yeter.” ”Kur’an’daki bazı ayetlerin çıkartılması lazım.” Bunların hiçbir tanesi olmasın diye Allah-u Teâlâ ne buyuruyor? ”Litübeyyine linnâsi mâ nüzzile ileyhim.” (Nahl, 44) Açıklamak zorundasın. Onlara Kur’an-ı Kerim’de ne yapmaları gerektiğini, detaylarını sen vermek zorundasın. Bütün detaylar Kur’an’da yazılmış olsa ne olacak? 6 bin küsür, 6200 ayet yerine 6 milyon ayet olması lazımdı. 6 milyon ayetin de ezberlenmesi çok zor. Korunması, muhafaza edilmesi çok zor. Bu Kur’an ezber ile muhafaza edildi. 6 milyon ayeti kim ezberleyebilir? Bu yüzden Allah-u Teâlâ ana kitabı, anayasa kitabını yani Kur’an’ı 6000 ayet ile sınırladı. Ama Muhammed Aleyhisselam’ın hadisleriyle detayları bize verdi. Örnek veriyorum. Kur’an-ı Kerim’de, “Rükû edenlerle beraber rükû edin.” (Bakara, 43) “Secde edenlerle beraber secde edin.” (Ali İmran, 43) Bu iki ayrı ayettir. Rükû nasıl yapılır, secde nasıl yapılır? Araplar puta tapan insanlar. Ne rükû biliyorlar ne secde biliyorlar. Hemen Muhammed Aleyhisselam’a gittiler. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali… Arapçayı en iyi bilen insanlar. Allah onlardan razı olsun. (Amin) ”Ey Allah’ın Rasulü, rükûyu nasıl yapacağız, secdeyi nasıl yapacağız?” Bakın Kur’an Arapça indi, Arap toplumuna indi. Arap diline en vakıf olan insanlar, Muhammed Aleyhisselam’a gidiyor. Okuma, yazma bilmeyen bir insana. ”Allah bize namazı, rükûyu ve secdeyi emrediyor ama nasıl yapacağız? Göster, sen örneksin. ”Ve inneke le alâ hulukın azîm.” (Kalem, 4) ayeti senin hakkında indi, diyor. ”Muhakkak ki sen çok yüce bir ahlâk üzeresin.” “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki, Allah da sizi sevsin.” (Ali İmran, 31) ayeti senin hakkında indi. Sana tâbi olmak zorundayız. Şimdi biz sana tâbiyiz ey Allah’ın rasulü. Bize bu namazı nasıl kılacağız göster.” Namazı şöyle kılacaksınız: ”Allahu ekber.” Eller kulaklara kadar gidecek. Bütün dünyayı gerinize atacaksınız ve ”Allah en büyüktür.” diyeceksiniz. Bu namaza giriştir. Ellerinizi bağlayacaksınız. Sonra ”Sübhâneke” duasını okuyacaksınız. Kur’an-ı Kerim’de ”Sübhâneke” duası var mı? Biz niye peki yıllardan beri, 1400 seneden beri her namaza girişte ilk rekatta sübhânekeyi okuyoruz? Nereden geldi bu? Muhammed Aleyhisselam’dan geldi. Çıkarttığın zaman Muhammed Aleyhisselam’ı ne oluyor? Sübhâneke gitti. Bu mealcilere gidin sorun. ”Namazda ne okuyorsun kardeş? Profesör kardeş, ne okuyorsun namazda?” ”Ben Fatiha okuyorum. Peşinden de bir tane zamm-ı sure okuyorum.” Tamam da, Kur’an-ı Kerim’de namaza başladığınız zaman Fatiha okuyun, peşinden de zamm-ı sure okuyun diye bir ayet yok? Sen bunu nereden çıkardın? Eee… Kem-küm… Şu-bu… Kur’an-ı Kerim’de her rekatta Fatiha okunacak diye bir ayet yok. Sadece ”Kıraat yapın, Kur’an okuyun.” (Müzemmil, 20) diye ayet var. Namazda Kur’an okunur. Ama hangisini okuyacağız, ne okuyacağız? Bu yok. Kimde var bu? Muhammed Aleyhisselam buyurdu ki: ”Sübhânekeden hemen sonra Fatihayı okuyacaksınız. Peşinden besmele çekeceksiniz zamm-ı sure, bir kısa sure ya da birkaç ayet okuyacaksınız. O rekat bitmiş olacak. Sonra ”Allahu ekber.” diyeceksin, rükûya gideceksin. Rükûda ne yapacaksın? Üç defa ”Subhane Rabbiyel Azim” Azim… ”Tesbih ederim ey Rabbim! Azametli olan Rabbim.” Üç defa bunu diyeceksin. Kur’an’da yok? Yine çaktın? Reformist! Muhammedsiz Müslüman! Yine çaktın, Kur’an’da yok. Sen niye ”Subhane Rabbiyel Azim” diyorsun? Bırak benim peygamberimin yolunu takip etmeyi ya! İşine geldiği zaman peygamberime uyuyorsun, işine gelmediği zaman ”bana göre böyle” diyorsun. İşte açıklama kısmına inanmayanlar, Kur’an’daki bir kısım ayetlere inanmıyorlar demek oluyor ki, Kur’an’daki tek bir ayeti bile inanmayanın hükmünü ben söylemeyeyim, siz söyleyin. Tek bir ayet! Ne oluyor inanmayan? Kâfir oluyor. Bak, 6232’dir net ayet sayısı. 6231 ayeti ben kabul ediyorum. Şimdi mesela ”on dokuzcular” vardır. Sahte peygamber Reşat Halife’ye tâbi oldular. Kur’an’da bir on dokuz mucizesi diye bir şey uydurdular matematiğe. Peşinden de o peygamberleri öldü yerine yeni bir peygamber çıktı: Edip Yüksel! Bu da Amerika’da. Anormal bir adam. Komik, komedi bir adam. Ama peygamber (!) öyle olduğunu kitabında söylüyor. ”Vahiy aldıktan sonra ben değiştim.” diyor. Çok değiştin evet Edip, çok değiştin. Anormal şeyler yapıyorsun artık. Edip ve tâbi ümmetinin görüşü ne? Peygamberse diğerleri de, ona tâbi olanlar da onun ümmeti oluyor değil mi kardeşler? Biz Muhammed Aleyhisselam’ın ümmetiyiz. Sahte peygamberleri biz kabul etmiyoruz. Amerika bin tane de peygamber çıkarsa biz kabul etmiyoruz! Edip’in ümmeti neye iman ediyor? ”Altı bin iki yüz otuz tane ayet var.” diyor Kur’an’da. ”Tevbe suresinin son iki ayeti sonradan eklendi. Bu yok Kur’an’da.” diyor. Bak bir ayet de değil, bunlar iki tane. Çift dikiş bunlar, çift dikiş… Allah’ın ayetlerini inkâr ettiler. Allah bu insanları gittikleri bu sapık yoldan kurtarsın. (Amin) Şu okuduğum ayet-i kerimeyi idrak ettirsin, anlatsın. (Amin) Allah burada Muhammed Aleyhisselam’ı mecbur tutuyor, açıklamak zorundasın, diyor. Bunlar diyor ki: ”Kur’an apaçık bir kitaptır. Açıklanmaya ihtiyacı yoktur.” (!) Peki Allah-u Teâlâ, En’âm suresinde Levh-i Mahfûz denilen bir kitaptan bahsediyor. ”Fî levhın mahfûz.” (Büruc, 22) O bir levhada kayıtlıdır, o bilgiler. Kıyamete kadar olacak olan her şeyin bilgisini kaydettiği bir levha. Yedi kat semanın üzerinde, sadece kendisinin bildiği bir levha. ”Yerin karanlıklarında hiçbir tane yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki, o kitapta apaçık bir kitapta kayıtlı olmuş olmasın.” (Enam, 59) Apaçık bir kitap! Levh-i Mahfûz hakkında Allah, apaçık bir kitaptır tabirini kullanıyor Kur’an’da. ”Apaçık bir kitap” ayetini bu reformistler de okuyor. Peki bu reformistlere sorun. Apaçık bir kitap dediğin Levh-i Mahfûz’un ne kadarını görebildin, apaçık diyorsun? Hadi söyle bakalım Lehv-i Mahfuz’dan? On dakika sonra olacak olan bir tek şeyi söyle? Demek ki Allah bir şeye ”apaçık” derse, o senin anladığın gibi değil. Onun açıklanması lazım, bildirilmesi lazım. Madem Kur’an bize yeter. Neden Allah peygamberlerle gönderiyor? İncil’i gönderebilirdi peygambersiz. Tevrat’ı gönderebilirdi, Zebur’u, Kur’an’ı peygambersiz Kâbe’nin damına indirebilirdi. Neden gönderdi peygamberle? Onun bir göstericiye ihtiyacı var. Etli-kemikli, ayaklı bir hâle ihtiyacı var. Bütün kitaplar etli-kemikli, yemek yiyen ve yatan bir insanla gelmiştir. Her kitap bir peygamberle gelmiştir. Ama sen peygamberi kitaptan ayırdığın zaman sapıtıyorsun. Allah-u Teâlâ bu insanlara izan versin, hidayet versin. (Amin)

Neden gusül abdesti alırız?

Yani ne diyor adam? Çoğunluk böyle yaptığı için meşru olan yol budur. Çoğunluk faizle iş yapıyor, esnafın çoğunluğu bankaya gidiyor, faizli kredi çekiyor ve yeni iş kuruyor. Demek ki doğru bu! Hayır! Hayır, hayır. Doğru bu değil. Çoğunluğun yaptığı doğru değildir. Doğru, Allah’ın ve Peygamberinin bize bildirdikleridir. Bunun ötesine geçtiğin zaman sapıtanlardan oluyorsun. Sen onların çoğunluğuna uyma diyor Kur’an. Bana göre böyle, bana göre şöyle. Çin’in nüfusu kaç şu anda? Bir buçuk milyar. Sadece Çin… Bir buçuk milyar! Dünya’nın en kalabalık milleti. Sonra Hindistan geliyor. Çin’in resmi dini ne kardeşler? Budizm’dir. Kel, şişman bir tanrıya taparlar. Buda… Kendi uydurdukları bir tanrı. Bir buçuk milyar insan Buda’ya taptığı için bazı insanlar şöyle diyebilir mi? Bu kadar insan da aptal olamaz ya! Bir buçuk milyar ya! Bir buçuk milyar insan buna tapıyorsa demek ki bu doğru bir ilah, dese olur mu? Yanlış bir zan ortaya koymuş oluyorsun. Hayır! Yanlış bir zan! Muhammed Aleyhisselam ve sahabileri ev sohbetleri yaparlardı. Hazreti Erkam’ın evinde. İnşallah umreye gittiğimizde o evi sizlere göstereceğim kardeşler. İslam o evden, ev sohbetleriyle başladı. Ev sohbetleri ile dünyaya hakim oldu. Ev sohbetlerini asla bırakmayacaksınız. Hazreti Erkam’ın evinde on kişi toplanıyorlar. Müşrikler binlerce insan; Muhammed Aleyhisselam ve sahabileri on kişi, gizli saklı Allah’ın ayetlerini anlatıyor, insanlara İslam’ı öğretmeye çalışıyor. Şunu diyebilir misin? Oradaki sahabilerden bir tanesi şunu diyebilir mi? Ya müşrikler binlerce, biz on kişiyiz. Demek ki onlar doğru. Bu mantık doğru bir mantık mıdır? Hayır değildir! Onlar zanna uyuyorlar. Zanna… Adam zanna uyarak şöyle diyor: “Ya hocam, bu gusül abdesti neden var ki ne gerek var ki bu gusül abdestine ya?” Bir adam yolda yürürken sağ bacağı çamura girerse ne yapar? Sağ bacağını yıkar. Yahut da başka bir sapkın grup şöyle; gusül abdesti almıyormuş ve bir fikir ortaya koyuyorlarmış. Fikir ne kardeşler? Bize göre gusül abdesti geçersizdir, gereksizdir. Neden? Çünkü bir sepetin içinde yirmi tane salatalık olsa, bu yirmi salatalıktan bir tanesi sepetten dışarıya düşse hepsini mi yıkarsın düşeni mi yıkarsın? Mantık ne diyor burada? Sadece düşeni yıkarsın. On dokuz tane salatalık temizdir değil mi kardeşler? İşte bu mantığa bakacak olursak gusül abdesti alacağımız zaman da gusül abdesti almamıza gerek yok(!) Cinsi münasebet yaptığın organın ne ise onu yıkaman yeterlidir. Bak fikir ortaya koydu, zan ortaya koydu. Ayetin tefsirinde İmam Fahreddin Razi diyor ki: “Müşrikler bu ayetten önce Muhammed Aleyhisselam’a geldiler dediler ki: ‘Siz insanların kestiği hayvanları yiyorsunuz. Allah’ın öldürdüğü hayvanları yemiyorsunuz. Bu nasıl bir mantıktır?’ diyorlar Muhammed Aleyhisselam’a.” Biliyorsunuz, İslam’da kendi kendine ölen bir hayvan leştir ve biz o hayvanı yiyemeyiz. Hayvancılar, bir hayvan çok hasta olduğu zaman onu ölüme terk etmezler, ölmeden önce keserler. Kendi hâlinde ölürse, Allah onun canını alırsa, hayvancı almazsa hayvan leş anlamına gelir. İslamiyet’te leş yemek de haramdır. Tıpkı kan içmek gibi. Bu ayeti kerime geldi. Müşrikler dediler ki: “İnsanların öldürdüğü hayvanları yiyorsunuz. İnsanlar kesiyor ve onları yiyorsunuz. Allah’ın öldürdüğü hayvanları yemiyorsunuz. Bu nasıl mantıktır?” Bak, zan ortaya koyuyorlar! Allah Teâlâ Hazretleri bu ayeti indirdi: “Sen insanların çoğuna itaat etme, onlara uyma. Çünkü onlar sadece bir zanna uyuyorlar.” (En’âm, 116) Fikir ortaya koyuyorlar. Gusül abdesti almayan, ben Müslüman’ım diyenler var bu ülkede şu anda. Gusül abdesti almıyor. Sabahleyin rüyalanıyor ya da hanımıyla cima yapıyor ya da kendi kendini tatmin ediyor. Bu yöntem doğru bir yöntem değildir! Ya da zina yapıyor ve cünüp oluyor ama gusül abdesti almıyor. Gerekçesi ne? Sadece o uzvumu yıkamam benim için yeterlidir, benim mantığıma uymuyor, diyor. Bütün bedeni niye yıkıyoruz? Gusül abdesti neden alırız kardeşler? Bu hikmetini de söyleyeyim hepinizin aklında bulunsun. Biz insanlar, bütün insanlar ezeli ervahta, ruhların yaratıldığı ve Allah’ın bize bir sual sorduğu o and, Allah’ımıza bir söz verdik. Dedik ki: “Sen bizim Rabb’imizsin. Dünyaya vardığımız anda, bize bedenler verdiğin anda, o bedenin içine girdiğimiz anda sen bize ne emrediyorsan biz şaşmayacağız. Ve seni asla unutmayacağız.” Biz Allah’a söz verdik kardeşler. Sen bizim kural koyucumuzsun ve biz seni hayatımızın sonuna kadar asla unutmayacağız. Bunu ezelde verdik biz. Dünya’ya gönderdi Allah Teâlâ bizi ve bizi hanımlarımıza, hanımlarımızı da bize mecbur kıldı. Evlenmemizi bize mecbur kılan en önemli özellik nedir kardeşler? Şehvet. İkimizin içine de şehvet koydu. Hem kadına hem erkeğe şehvet koydu ve bizi birbirimize mecbur kıldı. Birbirimizi tamamlıyoruz. Erkek olmadan kadın yaşayamaz, kadın olmadan erkek yaşayamaz. Devamlı bedenleri birbirini arzular. Bunun adına şehvet denir. Allah bunu içimize koydu ve bizi bununla sınıyor. Helal yoldan mi tatmin edecekler, nikâhlanarak yoksa haram yoldan mı tatmin edecekler, 50 TL’ye zina ile? Bunu sınamak için yaptı. Şimdi, insan bedenindeki en yüksek haz anı hangi andır kardeşler? İhtilam anı, boşalma anıdır. Bir erkek ya da kadının bu dünyada görebileceği en büyük fiziki hazdır bu. Daha büyük bir haz yoktur! Bu boşalma anında, o bir kaç saniyelik esnada bütün kullar, istisnasız bütün kullar Allah’ı unuturlar. Öyle bir haz alır ki, öyle bir zevk alır ki yaratıcısını o anda unutur. O zevki, o hazzı bir organıyla almaz. Dikkat buyurun! Bütün bedeni titrer ve bütün hücreleri ile o hazzı alır. O hazzı aldıktan sonra Allah; Kur’an ayetiyle, o abdest ayetiyle bize gusül abdesti almayı, pislikten necasetten temizlenmeyi, bütün bedenimizi yıkamayı farz kılmıştır. Gusül abdestini aldığımız an, sözleşmeye geri döndüğümüz an demektir. Sözleşme, ezelde yaptığımız sözleşme… Pislendik biz, eşimizle cima yaptık,, ilişkiye girdik, çok büyük haz aldık. Rabbim sana hamdolsun, bizi çocuk yaparken böyle bir hazla mükâfatlandırdın. Allah isteseydi sıfır hazla bize bunu emredebilir miydi? Zekât verirken haz yaşıyor musunuz kardeşler, zekât verirken? Bak o da Allah’ın emri. İslam’ın beş şartından bir tanesi. Parayı verirken böyle bir cinsel doyum yaşıyor musunuz? Kardeşim al be iki bin TL zekât param, al be. Haah! Müthiş bir haz yaşıyorum şu anda. Var mı böyle bir şey kardeşler? Yok! Bak, Allah zekâtı verirken bırak haz almayı canından bir parçayı veriyorsun ya! Mal canın yongasıdır. Atasözleri boş değildir. Hep bir ayetten ya da hadisten alınmıştır. Mal canın yongası demek parçası demektir. Hani parmağını kopartırsın ya. Parmağının ucunu kesersin bu parçadır. Mal da bunun gibidir. Malı verirken, o zekâtı verirken bazılarında kopar böyle, eli titrer. Kardeşim al bunu ama tamam vereceğim al. Eli titrer bırak haz almayı, adam işkence görüyor. Zekât verirken işkence görüyor. Böyle insanlar var kardeşler. Ya Allah bize cimayı, evliliği mecbur kılmışken… Çocuk sahibi olmak için evlenmek zorundasın, gayri meşru çocuk yapmak haramdır. Allah bize evliliği mecbur kılmışken ya bu cinsel münasebeti bir işkenceye çevirseydi. Her cinsi münasebet bizim için on kilometre koşu yapmak gibi olsaydı. Yapabilir miydi Allah böyle bir şeyi? Yapardı, bu onun için çok kolay. “Hac meşakkattir.” diyor Muhammed Aleyhisselam hadisi şerifinde. Hac, Allah bize farz kıldığı amellerden bir tanesi. İslam’ın beş şartından bir tanesi. Oraya gittiğin zaman bütün alışkanlıklarından uzak durman gerekiyor. Evindeki konforu orada bulamıyorsun. Devamlı bir sıkıntı, koşturma içerisindesin. Fiziki olarak yoruluyorsun. Ruhi olarak on yaş yirmi yaş gençleşiyorsun ama fiziki olarak çok yoruluyorsun. Ben yirmi dokuz yaşında gitmiş bir adam olarak çok yoruldum. Ama Rabb’ime hamd olsun imanımın iki misline çıktığını da hissettim. Sanki cebimdeki iki bin TL’nin dört bin TL’ye çıkmasını bilmem gibi. Allah izin verir de giderseniz oralara, o topraklara ve bu hac vazifesini yaparsanız benim bu yaşadığım duygunun aynısını Allah size de yaşatacak inşallah. Hani birisinden iki bin TL aldın, cebinde iki bin vardı oldu dört bin. Bunu bilirsin değil mi kardeş? Bak yükseldi, arttı, paran arttı. İmanının nurunun arttığını bilmen de orada bunun gibi olacak. O Kâbe’yi gördüğün anda, bir sarıldığını anda, bir nasuh tövbesi yaptığın anda, geçmişini temizlediğin anda imanın bir kat daha fazla artacak. Allah’ım sen bu kardeşlerime yaşat Ya Rabbi. (Amin) Amin. Zanna uyuyor. İşte gusül abdestini niye alıyoruz? Allah’a verdiğimiz söze tekrar geri dönmek için gusül abdesti alıyoruz. Eşimizle cima yaptık yahut da sabah kalktık rüyalandık. Hemen nereye? Banyoya giriyorsun, gusül abdestini alıyorsun bütün bedeni… Biz Amerikalılar gibi değiliz ki, biz Budistler gibi değiliz ki. Onlar bedeninin bir kısmını yıkarlar işe giderler. Müslümanlar böyle değildir. Bütün bedenini yıkarlar ve Allah’a verdiği söze geri dönerler. Allah’ım ben seni bir kaç saniyeliğine bile olsa unuttum. Çünkü büyük bir haz yaşadım. Bana bunu sen verdin, sana şükürler olsun. Ama şimdi ben gusül abdesti aldım sırf sen emrettiğin için ve sözüme geri döndüm. Şahit ol Ya Rabbi. İşte biz, bundan dolayı gusül abdesti alırız kardeşler. Buna zan denir. Gusül abdesti almayanlar neye uyuyor? Kişisel teorilerine uyuyor. Bana göre sadece o uzvu yıkamak yeterlidir, diyor. Ve bugün bu ülkenin dörtte biri, burada istatistik okumuştum, dörtte biri gusül abdesti almıyor. Fatih’in torunları bu adamlar! Yavuz’un, Kanuni’nin, Abdülhamid’in torunları bu adamlar ve gusül abdesti almasını ya bilmiyor ya da gerek duymuyor. İslam’dan o kadar uzaklaşmış ki yüzyıllık bir tahrifatla. Bilmiyor, yapmıyor. Allah’ım sen bu milleti asli kuvvetine geri döndür. (Amin) Amin Ya Muin.

Big Bang, büyük patlamaya dair tek bir delil getirin! – Kur’an getirdi!

‘…Bizi zamandan başka hiçbir şey yok edemez, helak edemez. Bu konuda onların hiçbir bilgisi yoktur.’’ (Casiye 24) Allah onlara bilgisiz diyor. Bilgisi yoktur demek ne demek? Bilgisiz, cahil. Ateistler cahildir. Ateistlerin bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Sadece sallamayla iş yaparlar, boyuna sallarlar. Kardeşim niye ilimle konuşmuyorsunuz? Niye bilgiyle konuşmuyorsunuz? Niye delil getirmiyorsunuz? Kainatın yaratılışına dair Big Bang’i söylediniz. Araştırmalar yaptınız. Benim kitabım on dört asır önce söyledi bunu. Bana bir tane nakil getir. Bırak 14 asır önceyi 4 asır önceden büyük patlamaya dair bir tek nakil getir. Bu kutsal kitap 14 asır önce büyük patlamayı, yerler ve gökler bitişik iken biz onları ayırdık. Bitişik iken, yerler ve gökler. Biz onları ayırdık. Ayet açıktır. Benim kitabım meydan okuyor. Hadi sende bir tane nakil getir bakayım, bir bilgi kırıntısı getir, Ama getiremiyor. ‘Patlama oldu’ diyor. Bunu kabul ediyor. Ondan sonra sapıtıyor. Ve şöyle diyor ‘patlamadan hemen sonra. Bir patladı Venüs oldu. Bir kütle gitti o tarafa Jüpiter oldu. Bir kütle bu tarafa gitti Ay oldu. Bir kütle o tarafa gitti Dünya oldu. Hepsi müthiş bir sistemli yörüngeye tesadüfen oturdu ve hayat böyle ortaya çıktı. Peki, ilk insan ilk canlı. İlk canlı hücreler. Bir tane hücre kendi kendine oluştu. Kendi kendine hiçbir şey oluşmaz. Nereden uyduruyorsunuz bunları? Bir bilgi kırıntısı getirsinler bakayım diyor Allahu Teala onlara. Bir ‘Bilgi kırıntısı’ ’Delil‘ de demiyor bak. Bilgi kırıntısı demek delilin aşağısı demektir. Madem iddialarında samimiler. Bir bilgi kırıntısı getirsinler. Bilgi kırıntısı falan yok. Hiçbir şey yok. Boyuna sallıyor. ‘Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. (in hum illâ yezunnûn) Onlar ancak bir zanna uyuyor’ bir zan ediyorlar… Bir zan. Bana göre bu konu böyledir. Bakın bu bir zandır. Bu bir tahmindir. Ben bu konuda böyle düşünüyorum. Kardeşim delilin nedir? Ben ahiret hayatının olmadığını düşünüyorum. Delil? Delil söylemen lazım. Akıllı bir Müslüman sallama ve saçma konuşan bir adamı gördüğü zaman ona ne der ilk olarak? ‘Bana bu konuda bir delil getirebilir misin?’ ‘Ben şefaatin olmadığına inanıyorum. Bana mantıksız geliyor saçma geliyor’. Delilin nedir? Ben sana şefaatın olduğuyla alakalı on tane ayet söylerim yirmi tane de hadis söylerim. Sen bana delil söyle. Delil yok. ’Mantıklı gelmiyor’ diye bir açıklama olur mu? Ateistler, o üç tanrıya tapanlar. İlk tanrı neydi? Tabiat, hayat. İkinci tanrı neydi? Zaman. Tabiat yaratır zaman yok eder. Üçüncü tanrı ne? Zan. Güncel deyimle ‘ego’, ‘bence’. ‘Ben böyle düşünüyorum. Ben Müslümanlardan daha iyi bilirim.’ Ego, kibir, adamı ebedi olarak ateşe götürmek için yeterlidir. Sana bakıyor. Senin bir din adamı olduğunu görüyor. Verdiğin deliller karşısında delil üretemiyor. Ama buna rağmen ‘ya hocaların hepsi sahtekardır’ diyor. Kapatıyor gidiyor. Kardeşim nasıl genelleme yapıyorsun? Genelleme yapamazsın. Biz Yahudilerin hepsi zalimdir diyor muyuz? Yahudilerin içinde Siyonistler vardır. Siyonist ne demek? Dünyadaki tüm Müslümanları kendisinin kölesi olarak gören adam demektir. Ama Yahudilerin hepsi böyle düşünmüyor ki. Şu halde hepsine zalim demiyoruz. Sen de niye Müslümanlar içinde dini anlatan insanlar olduğu zaman insanları ahlaka, edebe, Allah korkusuna, Allah sevgisine sevk eden adamları gördüğün zaman hemen aşağılayabiliyorsun?

Nasıl yaşarsan, öyle ölürsün! İşte şok edici iki olay…

Şimdi iki tane haber okuyacağım kardeşler. Lütfen iyi dinleyin. Ama bu haberleri dinlerken… Şu Hadis-i Şerif aklınızın bir köşesinde dursun. Rasulullah buyurdu (sallallahu aleyhi ve sellem); “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz…” Mealen bir hadis söyledim. Mana rivayeti yaptım. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Bu Hadis-i Şerifi aklınızda bulundurun. Şimdi iki tane okuyacağım haberi iyi dinleyin. Artvin’de cami imamı, arızalı hoparlörün onarımı için çıktığı minarede, kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Cami imamı bu, minareye çıkıyor ki; hoparlörü düzelteyim diye. Artvin’in Şavşat ilçesine bağlı Yaşar köyünde… Cami imamı, minarede kalp krizi geçirdi. Cami imamı Özgen GÜL; bozulan cami minaresine bağlı hoparlörü onarmak için çıktığı minarede aniden kalp krizi geçirdi. Hayatını kaybettiği anlaşılan imamın cansız bedeni çıktığı minareden olay yerine gelen vinç vasıtasıyla indirildi. Şimdi kardeşler! Bu adamın vazifesi değil hoparlörü onarmak. Normalde teknik ekibin işidir, fakat belki adamın elinden bu işler de geldiği için Para vermeyeyim caminin parasını boşuna, ben çıkayım yapayım demiştir. Şimdi bu adam; Minareye çıkarken ezan okuma niyetiyle çıksa ve o anda ölseydi ne olurdu? Yine şehit olurdu. Bu adam, minaredeki herhangi bir arızayı gidermek için çıktığından ne oldu kardeşler? Yine aynı şehittir. Camideki herhangi bir hizmet… En ufak bir hizmete karşı… En ufak bir iş yapma niyetiyle orada hareket yaptın. Mesela camide… Gittin imama dedin ki, bana elektrik süpürgesini ver, cuma namazından önce şurayı bir süpüreyim. Benden! Vaktimin, yarım saatini, bir saatini buraya vermek istiyorum. Allah yoluna hizmet yapmak istiyorum. Allah’ın mescitlerini ancak; Allah’a iman edenler temizlerler, ve imar ederler diyor Kur’an da Mevla Teala Hazretleri. Bu da iman etmiş bir genç olduğu için bana müsaade et, şu camiyi bir temizleyim dedi. Kalp krizi, bunun yaşı yok. 18 yaşındaki genç kardeşime de, halı sahada vuruyor kalp krizi, ölüyor. 60 yaşındaki adama da vuruyor. Ölüyor, kalp krizi! Ani ölüm… Bu güzel bir ölümdür Müslüman için. Bu kardeşimiz camiyi temizlerken, süpürgeyle camiyi süpürürken; kalp krizi vurdu ve öldü. Bunu hükmü nedir kardeşler? Afrin’de savaşan Müslüman kardeşim var ya, o askerler var ya; Öldürülürse, ne olursa bu da aynıdır. İslam yolunda, Allah yolunda çalışırken; Herhangi bir şey gelirse başına… Kalırsa Gazi’dir, ölürse Şehittir. Bu, İslam’ın verdiği bir nimettir. Mesela şurada İslami bir vaaz yapıyoruz, ilim meclisindeyiz. Muhammed Aleyhisselamın halkasını devam ettiriyoruz. İnşaAllah kıyamete kadar devam edecek. Bir şey olsa, başımıza bir şey gelse ve buradan aramızdan birkaç tane kardeşimiz ölse, öldürülse… Hükmü nedir kardeşler? Şehittir. İlim öğrenme yolunda, atılan her adım cihat sevabıdır diyor, Efendimiz Aleyhisselam. Sen yolda gelirken, buraya gelirken bile öldürülsen; Başına bir iş gelse, Şehitsin. Burada da ölsen, Allah burada ruhunu alsa, Şehitsin. Buna hükmi şehit deniliyor. Dünya’da tabutunun üzerine Türk bayrağı asmazlar Ama ahirette, şehitler gibi karşılanırsın. Çünkü Allah yolunda gittin. İşte, bu imam kardeşimiz ne kadar nasipli bir adam ki, Camiye hizmet ederken öldü. Camiye hizmet yaparken, Allah’a hamdolsun. İnşaAllah, Muhammed Aleyhisselamın komşusu olur. Bu bir olay, bir tane daha olay var… Hiç yerinde olmak istemeyeceğiniz bir adam bu! Genelevde fenalaşarak hayatını kaybetti. İki uç, bakın! Birisi şehit gidiyor, öbürü geneleve giderken… Zina etme isteği var. Geneleve gidiyor. Orada, nasıl yaşarsan… Su testi’si su yolunda… Hadisin, ata versiyonu bu. Su testisi su yolunda kardeşler. Alışkanlık haline getirmiş, zina etmeyi… Geneleve gitmiş, orada takla! İstanbul Karaköy’de, geneleve giden 60 yaşındaki adam… Yaş kaç? Kardeş. (Gülüşmeler) 60 Allah, zina eden ihtiyara mahşer günü asla rahmet nazarıyla bakmaz. Hadis-i Şeriftir. Bak! Genç demiyor ha. Genç zaten, şehveti çok kuvvetli olduğu için; zina eder tövbe eder… Uzak kalır, bir daha da yapmaz. Allah onu affeder, rahmet nazarıyla bakar. Ama ihtiyar bu adam ya! 60’ı görmüş, 70’i görmüş, ama hala zinadan kaçamıyor. Hala nefsini tatmin etmenin peşinde. Bundan dolayı, Muhammed Aleyhisselam diyor ki; Allah zina eden ihtiyara, asla rahmet nazarıyla bakmaz. Fenalaşarak yaşamını yitirdi. Karaköy’deki genelevden bugün 02:00 sıralarında, 112 acil servisi arayan çalışanlar; Bir müşterinin fenalaştığını söyleyerek yardım istedi. Acaba merak ediyorum oradaki çalışanlar, o genelevde hizmet yapan kadınlar, hayat kadını falan diyorlar… Hayatını fuhuştan kazanan kadınlar! Vallahi yaptırdığınız her zinanın, 1 günahın 1 misli size yazılıyor. Şimdi, bir kere kendi bedenini kullandığın için; Kendi bedenini haram bir yolda kullandığın için, bunun bir zina günahı var kadına. Bu, birinci. İkincisi; Adama da kapı açıyorsun. Para karşılığı, adamı da günaha sokuyorsun! Sen bu işi yapmazsan, öbür kadın yapmazsa… Bu adam, zina yapacak bir yer bulamayacak. Ne yapacak? Mecbur gidecek, birisiyle evlenmek zorunda. Birisinin gönlünü yapmak zorunda, nikah teklif etmek zorunda. Taşın altına, elini koymak zorunda. Ama ne yapıyor? Bu olmadığı için, kolay yola gidiyor. 50-100 TL veriyor, nefsini tatmin ediyor ve evlenmiyor. Taşın altına elini koymuyor. Kadınlar da evde bekar bekar oturuyor. Evlenmeyi bekleyen binlerce, on binlerce kız var. Neden? Erkekler diyor ki; Zina 50 TL ben niye evleneyim ki, 50-100 bin TL borca gireyim diyor. Olay bu kadar kötü! Bu kadar zor. Acaba adam son nefesini verirken… O kadınlardan bir tanesi, şehadet getir! Şehadet getir! Demiş midir? Ben de bunu merak ediyorum. Orada kadının aklına bu gelir mi acaba? Ya da sadece kalp masajı falan mı yapar? Dur ya! Müşteriyi kaybetmeyelim falan 🙂 Ya SübhanAllah Ya. Acaba kadın şehadet mi getirtir? Yoksa… SübhanAllah! Şehadet mi getirtir? Yoksa kalp masajımı yapar kadın, ne yapar acaba? Bence dünyayı çok seven bir kadın olduğu için şehadet filan aklına gelmez onun. Direk kalp masajına gider, müşteriyi kaybetmeyelim muhabbeti. Bunun üzerine, olay yerine gelen sağlık ekipleri; A.K.S. adlı müşterinin, (A.K.S. adamın ismini vermiyorlar.) Hayatını kaybettiğini tespit etti. Sağlık ekipleri bir geliyor oraya, bir bakıyor yanında çıplak kadın… Bu da orada yatıyor, ne diyor? “EX!” Onların bir tabiri var. Öldü demiyor, Ex diyor Ex. Hayat kadınının ifadesi alındı. Hayatını kaybeden kişiyle ilişkiye giren hayat kadını, ifadesi alınmak üzere polis merkezine götürülürken… 60 yaşında olduğu öğrenilen müşterinin, kesin ölüm nedeni; Adli tıp incelemesi sonunda belli olacak. Şimdi; kalp midir, böbrek midir? Ne olduğu adli tıp’ta belli olacak da… Bir şey net belli! Ne o? Zina üzere öldü bu adam. Zina üzere… Yani büyük bir günah üzere öldü. Hangi büyük günah üzere ölürsen, öyle diriltilirsin. Muhammed Aleyhisselam, mahşer gününü anlattığı Hadis’inde ne diyor; Zina eden insan mahşere pis kokularla çıkar. Öyle pis kokularla çıkar ki etrafında ki bütün insanlar ondan kaçarlar. Zina eden insanın çıkartacağı koku… İçki içen de aynıdır. Faiz yiyen de aynıdır. Adam, zina üzere öldü. Bunun cenaze namazı kılınır mı? Kılınır. İçki üzere ölse, zina üzere ölse, faiz üzere ölse… Bunların cenaze namazı kılınır. Yeter ki onun haram olduğunu kabul etsin. Reddetmesin. Ama bu ihtiyar derse ki etrafına, o zina evine gitmeden “Ya bu zamanda da zina mı var kardeşim. Bana göre günah değildir ya!” “Bana göre!” diyorsa İslam’ın açık hükmünü inkar ettiği için, bu adamın cenaze namazı kılınmaz. Sen de bunu duyduysan bu adamın cenaze namazına gidemezsin. Aradaki fark budur kardeşler. Allahu Teala, bizlere hidayet nasip etsin. Ruhumuzu vermek istediğimiz hal üzere yaşamayı, devamlı bu surette yaşamayı bize nasip etsin. Amin.

Namaz kılmayan birinin kalbi, namaz kılanın kalbinden temiz olabilir mi?

En şaşırdığım soru, onu da okuyayım, hem kapatalım. Hocam, sizi YouTube’dan tanıdım ve çok şey öğrendim ve öğreniyorum. Yalnız namaz konusundaki katı tutumunuzu anlayamıyorum. Katı tutum! Ben katı bir adam mıyım kardeşler ya? Beş vakit namaz kılacaksın diyorum. Bin dört yüz senelik söylenmiş olan şeyleri naklediyorum. Ben nakilciyim. Nakilden başka bir şey yapmam. Bizim tek farkımız vardır: Bin dört yüz yıldır anlatılmış bu bilgileri insanların anlayabileceği seviyeye indirme. Verdiğim örnekler o kadar basittir ki: Hayatında hiç sohbete gitmemiş adam şuraya gelir, sohbetten çıktığı anda İslama dair yirmi tane meseleyi öğrenmiş olarak gider. Çünkü Allah Teala bir kabiliyet vermiş: çok basitleştirebiliyorum. Öğrenilmesi gereken ana meseleleri basitleştirebiliyorum. Rabbime hamdolsun. Bu onun verdiği bir hediyedir. İnşallah onun istediği şekilde ölene kadar kullanacağız. Şimdi! Ama bu kardeş bizim sohbetleri izlerken bir şey fark etmiş: Namaz konusunda bir katı tutumumuz varmış, şahsi kanaati. Bakalım ne diyor: Ben bir devlet memuruyum ve şu an namazlarımı kılmıyorum. Tehlike geliyor. Tüm namazlarımı emekli olacağım zamana tehir ediyorum. Burada kamyon asfalttan çıktı, tarlaya girdi. Burada tarlaya girdi kardeşim. Şimdi esnafın arasında gezerken ben şu ana kadar şunu duydum: Hocam ben toptancıyım. Adama diyorum ki: Niye benimle beraber camiye gelmiyorsun? Hocam ben toptancıyım, akşam evde hepsini kaza ediyorum, bunu duymuştum. Ama ilk defa bir adamdan: Ben emekli olduğum zaman hepsini kaza edeceğim, ilk defa duyuyorum. Ya şu ülkede bunu da gördüm ya, daha gözüm açık gitmez. Sübhânallâh. Sübhânallâh. “Tüm namazlarımı emekli olacağım zamana tehir ediyorum, emekli olunca hepsini kaza etmeye başlayacağım.” Garantisi var! Emekli olacak 55’te, 70’e kadar 15 yıl içinde gece gündüz namaz kılacak. Garantisi var ölmeyecek! Sübhânallâh. Böyle şey olur mu ya! Namaz kılmak ibadet yani sevap olduğuna göre, sevabı her gün işlemek yerine emekli olunca kılsam ne mahsuru var ki hocam? Püffff! Adam filozof çıktı filozof, devlet memuru ve filozof. Einstein’ın torunu mübarek. Bu bir sevap diyor yani, bunu almasam ne olur ki diyor. Ya bu iş sadece bu kadar mı ya? Sevap ile bitiyor mu bu iş? Sonuçta bunların hesabını ben vereceğime göre sevap işlemeyi geciktirmem veya hiç işlememem niye günah oluyor ki? Nakilden tamamen koptu. Şu anda tamamen fantezi yapıyor. Beyninde fanteziler kuruyor. Bu niye böyle? Bu niye günah olsun ki? Bir kızın elini tutmam niye günah ki? Namaz kılmamam günah olmaz ki. Fantezi, fantezi, fantezi… Hayal gücü. Boyuna hayal gücü kullanıyor. Böyle iş olur mu kardeşim ya! Bakın şu anda İslam ülkelerinde en büyük sıkıntılardan bir tanesi nedir? Namaz kılmak sadece bir sevap olarak görülüyor. Namaz sadece sevap değildir, namaz borçtur. Borç! Tıpkı zekat gibi, tıpkı oruç gibi bir borçtur. Bu borcu vaktinde ödemediğimiz zaman bize azap vardır: Kazaya bırakma azabı. Nedir bu hadis-i şeriflerde? Seksen sene! Bir vakit namazı atlattığımız zaman, kılmadığımız zaman demiyor hadis-i şerif, seksen yıl cehennem azabı vardır. Bu Allah hakkıdır. Nasıl ki bir müslüman kardeşimiz bize bir borç verse, biz o borcu ödemezsek, kul hakkı olarak ahirette azap görürüz. Bu namazdan da ahirette Allah hakkı olarak azap vardır. Bu orada kalıyor mu? Orada kalmıyor. Bir vakit namaz kaza geçti. Şimdi ikindi ezanı okundu, biz ikindiye gitmedik. İş, güç, oyun, şu, bu, yemek derken akşam ezanı okundu. Bu ne demek? İkindi namazı kazaya kaldı. Günah saniye saniye artıyor. Peşinden yatsı da okundu. Üstüne iki vakit kaza gelmiş oluyor, iki ezan okunmuş oluyor. İki ezan ne demektir? Günahın misli iki ezan miktarınca katlanıyor. Bu katlanma o namazı geciktirdikçe devam ediyor. Bundan dolayı sabah namazına kalkamayan kullar, güneş üstüne doğduktan sonra kalkar kalkmaz namazını kaza edecek, işine öyle gidecek. Dur ben işe gideyim de öğle yemeğinden sonra, öğle ezanından sonra kaza edeyim yapmayın. Beş dakika geç gidin ya, yahut da saati yarım saat önceye kurun. Bu namazı sabah güneş doğmadan önce kılmak zorundayız. Güneş üstümüze doğduktan sonra haram olarak kılıyoruz. Günaha girmiş bir kul olarak kılıyoruz, orada bitmiyor o. Sabah namazının ilk sünnetini kaza diye niyet edeceğiz, farzını kaza diye niyet edeceğiz, peşinden de tövbe yapacağız: Allah’ım ben günah işleyerek namazımı kıldım yani vaktinde kılmadım. Kur’an namazlar konusunda bize ne söylüyor: “Namazlar size belli vakitlerde farz kılındı” ayettir. Belli vakitler ne demek? Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı. Bunların tamamını akşam eve gittiğimizde kılsak olur mu? Olmaz. Allah belli vakitlerde diyor. Allah’ın koyduğu sistemde onun istediği zamanda kılacağım ben bunu. Oruç, ne zaman bize farz kılındı? Belli vakit yine. “Şehru ramadanellezi unzile fihil Kur’an” (Bakara 185) “O ramazan ayı ki Kur’an o ayda indirilmiştir. Oruç, sizin üstünüze o ramazan ayında farz kılınmıştır.” Şimdi bir adam ramazanın dışındaki on bir ay boyunca oruç tutsa ama ramazanı oruçsuz geçirse, bu adama mükafat mı var azap mı var? Azap var. İş sadece sevap değil. Azaptan kaçacaksın kardeşim. Size hakkımda bir itirafta bulunayım. Bu dervişi sabah namazına kaldıran güç cennetteki nimetler değil (cennette şöyle köşkler varmış, şöyle huriler varmış, şu kadar nimetler yiyecekmişiz)… Ben sabah namazına cennet nimetleri için kalkmıyorum, ben ateşten korktuğum için kalkıyorum. Beni sabah namazına kaldıran kuvvet, ateş. Ben korkuyorum kardeşim. Banyoya girdiğim zaman o suyun ısısı bana ateşleri, alevleri canlandırıyor hafızamda. Korktuğum için ezanı duyar duymaz telefonda şıp ayağa kalkıyorum asker gibi. Hemen ayağa kalkıyorum, gidiyorum, abdestimi alıyorum. Şeytanın düğümlerini elhamdülillallah çözüyoruz, namazımı kılıyorum sonra bir daha yatıyorum. Dolayısıyla bu işte azap var. Bu sadece bir sevap meselesi değil müslüman kardeşlerim. Namazlara sevap olarak baktığınız zaman böyle hafife alma ortaya çıkar. Akaid kitaplarımızda ne geçiyor: “Namazı hafife almak küfürdür.” Kim namazı hafife alırsa ve vakit atlatırsa onun küfre gireceğinden korkulur. Sahabe-i Kiram efendilerimiz o kadar hadis-i şerif rivayet etmişler. Hadislerden bir tanesi ne? Biz Rasulallah zamanında hiçbir ameli yapanı tekfir etmezdik ancak namaz kılmayanı tekfir ederdik. Namaz kılmıyorsa onu tekfir ederdik. Bu çok tehlikeli bir hadis-i şeriftir. Ehli sünnet alimleri yine ihtiyatlı davranırlar. Yine bu hadis-i şerife rağmen derler ki: Yüzüne karşı tekfir etmeyin; namaz kılmamanın, namazı hafife almanın kafir edici fiillerden birisi olduğunu söyleyin ama namaz kılmayana kafir demeyin. Demeyin çünkü bire bir onu tekfir etmiş oluyorsun, bunu yapmayın. Dört mezhepte de bu böyle söylenir. Dolayısıyla bu namaz diğer ibadetlerden çok daha önemli bir ibadettir. İslamın beş şartının zirvesidir. Şehadetten hemen sonra bu geliyor. Buna dikkat edeceğiz kardeşler ve İslami hükümler konusunda bu iki kelimeyi tekrar üstüne basarak söylüyorum: “Bana göre” ve “bence” kelimelerini Allah rızası için unutun. Kardeşlerimizin birçoğu bize bazı suallerle geliyor. Geldikleri sualler aynen bu sualler gibi. Hocam, arkadaşım şöyle dedi: Bana göre şöyle olması lazım. Böyle bir şey yok. Bana göre diyebilmen için senin peygamber olman lazım. Sen peygamber değilsin, son peygamber geldi, vazifesini yaptı; kitabı bıraktı, sünneti bıraktı, gitti. Şimdi bunu takip etmemiz gerekiyor, bu akla uymamız gerekiyor. Uymazsak hevamıza uyarız, şeytana uyarız. Şeytana uyanlar ateşe giderler. Allah Teala bizi korusun, muhafaza etsin.