Namaz kılmamak, bir Müslümanın kendisine yapabileceği en büyük zulümdür

Değerli dostlar, bir işin yanlış yere konmasına, zulüm denir. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz, geçmişe ait bir hikayeyi naklederken buyuruyor ki; Adamın biri, öküzü ile tarlasını sürüyormuş. O arada da üşenmeye başlamış, hazır sürerken bu hayvan sırtına da bineyim ben yürümeyeyim düşünmüş. Öküzün sırtına binmiş, dehlemiş hayvanı. Öküz kafasını çevirmiş be adam Allah beni binmek için yaratmadı demiş. Adam da şaşırmış, sübhanallah öküz de konuşur mu demiş. Bir işi yanlış yapmak, binilmeyecek bir öküze binmek öküzü bile konuşturur. Çünkü zulümdür bu. Zulüm, bir işi, yerinde olmayacak şekilde yapmanın adıdır. Niye, filanca kırbaçla filancayı dövdü dediğinde, insanlar bu zulümdür diyoruz. Çünkü kırbaçla insana vurulmaz. Yanlış bir uygulama olduğundan dolayı kırbaçlanması bir insanın, zulümdür deriz. İblis, Allah’a secde etmesi gerekirken, dik kafalılık yaptığı için en büyük zulümlerden birisini yaptı. Çünkü kul, Allah’ın önünde kul olarak kalmalı. Dik başlılık yaparsan, zalim olursun. En büyük zalim, zulüm çetesi’nin başı İblis’tir. İlk ve en büyük isyanı o yaptığı için. Aynı şekilde, Allah’a secde etmesi gereken bir insan, secdeyi reddettiği zaman kulluk pozisyonunu yanlış yerde değerlendirdiği için o da zalimdir, her kafir, zalimdir. Her kafir neden zalimdir? Yanlış yerde duruyor bir defa ondan dolayı. Fasık, yani Allah’ın haramlarından birisini açıkça işleyen ve tövbe etmeyen, zalimdir. Çünkü, Mü’min de olsa insan, Allah’a itaat pozisyonunda kalması gerekir. Allah’a isyan pozisyonuna geçtiği zaman bir insan, o zalimdir. Çünkü yaptığı iş, evet, 2. insana bir zarara dönüşmüyor, ama kendine zarar ediyor. İnsan kendisinin de zalimi olur. İblis, kendisinin zalimi oldu. Ama firavun, hem kendine zulmetti, hem başka insanlara zulmetti, zulümde zirveyi yakaladı. Demek ki kardeşler zulüm, bir şeyi yersiz yapmanın adıdır. İnsan, boyun büküp Allah’a itaat etmesi gerekirken dik kafalılık yapar, isyan ederse, zalim olmuş olur. Bu zulmü, kendi kendini yakan bir zulümdür, ama zulümdür.

Akıl Almaz Çin İşkenceleri (Doğu Türkistan)

Ben o zamanlar 13 yaşındaydım. Yaklaşık 15 kişi küçük bir odada Kur’an ezberlemeye çalışıyordu. Odanın ışığını açamıyorduk. Çünkü yerimiz askerlere belli olabilirdi. Kapının köşesinde küçük yuvarlak bir delik açmıştık. Oradan süzülen ışıkla ezber yapıyorduk. Ben dışarı çıktığımda belli bir süre ışığa bakamazdım. Gözlerim kamaşırdı, sanki kör olmuş gibi çok acırdı. Akşam karanlığı çöktüğü zaman gelirdik buraya. Sabaha doğru da hava aydınlanmadan tekrar çıkardık. Yolda askerlere yakalanıp arkadaşlarımın (dijital cızırtı sesleri ve gümleme) öldürülmesine şahit olmuştum. (Silah sesi) Akrabalarımdan da ölenler vardı. Sağ eline yüzük taktığı için hapse atılan insanlara şahit olmuştum. Hani erkeklerde sağ ele yüzük takmak sünnettir ya; Müslüman olduğunu belli ettiğin anda (dijital cızırtı) direk hapse gidiyorsun. (yankılı sesle) Hapis ölümden de beter bir şeydi. Hiç duydunuz mu Çin işkencelerini? Normal bir yatağı olan mahkumların vakit doldurduğu bir hapishane gelmesin aklınıza. Mahkumların kıyafetlerini çıkarırlardı, çırılçıplak bir arada bekletirlerdi insanları. Dinden dönmemiz için her türlü işkence yapılırdı. Şöyle bir hedefleri vardı: Hapisteki insanları işkencelerle (dijital ses), zulümlerle etkisiz hale getirip karşılık vermeyecek halde bırakarak, kendi düşüncelerini asimile etmeye çalışıyorlardı. Hapse giren iyi Müslümanların iyi birer kominist, ateist olmasını istiyordu. (Gök gürlemesi) 24 saat boyunca işkence uyguluyorlardı. Bir yandan Müslüman insanları dininden döndürmeye çalışırken bir yandan da henüz inanç kavramı tam oluşmamış yeni yetişen zihinlere Çin tohumu ekiyorlardı. (Dijital gürültüler) Hapse atılan insanların çocuklarını alıp (dijital cızırtı) Çinlileştiriyorlardı. Okulda ateist bir eğitim veriliyor, ateist şarkılar ezberletiyorlar çocuklara. (Dijital çınlama) Çocuğun ilk öğrendiği şey Çin başkanı yücedir (gümleme), Allah yoktur (gümleme), Çin başkanı vardır. Haşa! (Giyotin sesi ve çınlama) Aile dağılınca (dijital cızırtı) geriye kalan yaşlı, kadın, çocukların evlerinde de zorla kalıyorlardı. Amaç aileyi sürekli gözetim altında tutmak, ibadet ediyorlar mı? Sağ elleriyle mi yemek yiyorlar? Veya sofralarına domuz etinden yemekler koyunca yiyorlar mı? Dil ile söylettiklerini kalbimizle de tasdik etmemizi istiyorlar (hafif gümleme) Hangi insan böyle bir şeyi kabullenir. (Yankılı sesle) Annenle, kardeşinle yabancı bir erkeğin aynı evde yaşamasını ister misin? (Gök gürültüsü) Bekar kızları da zorla Çin’li erkeklerle evlendiriyorlar, zorla dans etmeye, inançlarını, değerlerini bir tarafa bırakıp onların sarhoşhane safsatalarına bizi de uydurmaya çalışıyorlardı. Çin bizim vatanımızı işgal etti ama zihinlerimizi işgal edemedi (Giyotin sesi) (Yankılı sesle tekrar) Çin bizim vatanımızı işgal etti ama zihinlerimizi işgal edemedi Hapiste ibadet etmek de çok zor oluyordu. Abdesti teyemmümle zor alırdık. Aldırmazlardı. Normal şekilde başımızı secdeye koyarak kılmamız mümkün değildi. Ancak göz imasıyla kılınırdı; onu bile fark ederlerdi. Fark ettikleri an işimiz bitti (gümleme sesi). Bir Çin’li nasıl olur da bir Müslümanın göz imasıyla namaz kıldığını anlardı. İşte onlar bizi bizden iyi tanıyorlardı. Hapiste verdikleri yemekleri hayvanların önüne koysanız yemez. Buna rağmen verdikleri yemeği yemenin de şartı vardı. Önce Allah yok. Çin başkanı sonsuz yaşasın diyeceksiniz, ondan sonra yemek verilirdi (Gök gürültüsü). Benim yaşadığım ev hemen caminin yanındaydı, duvarlarımız bitişikti. (Fonda çok hafif ezan sesi) Daha çok küçükken hatırlıyordum gelen ezan seslerini. Ancak sonra bir daha duyamadım. Ben oradan çıkınca haberini aldım, evimizi, camiyi yıkmışlar; yürüyüş parkı yapmışlar. Şehirdeki çoğu caminin durumuda o şekildeydi. Ya yıkıp yerine başka bir şey yapıyor ya da ahır haline getirilip içinde domuz besliyorlardı. (Gümleme sesi) (Kalemle çizme sesi.) İşte! Doğu Türkistan! Ümmetin kanayan yarası. Müslümanım dediği için insanların öldürüldüğü coğrafya. Nasıl bir histi Allah’ım dinin ve canın arasında tercih yapmak (dijital cızırtı). Bize uzak olan bir duygu. Ancak tanıdık. Asırlar öncesinden şahidiz! Firavunun kızının hizmetçisi Maşita’nın da canıyla dini arasında bir tercihe zorlanarak işkence çektiğine şahidiz (Hafif gümleme) İnandığı İslam davasında her türlü eziyete rağmen zerre kadar taviz vermeyen Hazreti Bilal’in (r.a.) merhamet yoksunu efendisi tarafından kavurucu sıcaklar altında sırtını güneşin sıcaklığından ateş parçası haline gelmiş (gümleme sesi) kızgın taş ve kumlara sürttürüp göğsüne kocaman bir kaya parçası koydurarak “And olsun sen ölmedikçe yahut Muhammed’i (s.a.v.) ve dinini inkar ederek lât ve Uzza’ya tapmadıkça (gümleme sesi) bu azabı üzerinden eksik etmeyeceğim.” diyen (gök gürültüsü) ve Bilal’in de (r.a.) “Allah birdir, Allah birdir.” diye inlediği davasından şahidiz. İslam’ın ilk şehitlerinden peygambere tabi olduğu için hem karısının hem kendisinin türlü işkencelere, eziyet edilerek öldürülen Sümeyye (r.a.) ve Yâsir (r.a.) çiftinin inleyişinden şahidiz (Gümleme sesi) İşte iman ile inkarın davası asırlar boyunca hep vardı. Öyle ya bir yandan nur akıyordu, bir yandan kir. Peki ya biz hangi saftayız? Şahidiz ama neye şahit olduğumuzu biliyor muyuz? Yoksa sadece lafta mı şahidiz? Bizim için bu mesele gördüğümüz bir kaç resimle okunan bir kaç yazıyla üzülüp ardından unuttuğumuz bir meseleyse eğer biz sadece lafta şahidiz demektir. (Ağır düşen Giyotin sesi) Sen bu videoyu izleyen kardeşim şimdi sor kendine En son ne zaman korkarak ibadet ettin? Kur’an okuduğun için gözlerin acıdı mı? Senini için namaz kılmak ölümle eşdeğer oldu mu hiç hayatında? Annen, kız kardeşin yabancı erkeklerle bir arada kalmak için zorlandı mı? Hayır! Hayır Yaşamadık Allah’ım! Bu yüzden bilmiyoruz. Bu yüzden hala kendi küçük dertlerimizi dert sanıyoruz ve şımarıkçasına bir tavırla geçiyor günlerimiz. Davamız yok, derdimiz yok. Nasıl bir ümmetin en büyük sorunu sıkılmak olabilir? Nasıl gündüzlerimiz, gecelerimiz kulağımızı, gözümüzü kapatarak sadece heva ve heveslerimiz üzerine kurulu olarak geçebilir? Derttir insanı yürüten. İçin yanacak ki anlayacaksın kardeşinin halini. Sen kardeşim, sen! Sana ne oluyor ki İslam’ı çürütmeye çalışan bu zalimlere karşı durmaktan bî habersin. Ne zaman Kur’an’ı dinleyeceksin? (Gök gürültüsü) “İnnemel mü’minine ihvetün” demiyor mu ayet? “Mü2Minle ancak kardeştirler.” Peki sen kardeşim? Sen bu acı çeken kardeşlerini ne zaman düşünmeye başlayacaksın? “Mü’minler birbirlerini sevmeleri ve birbirine karşı merhametleri bakımından bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu hastalanırsa bütün uzuvları o hastalığın acısını duyar.” demiyor muydu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)? Yoksa merhametimizi mi kaybettik? Kardeşlerimiz acı çekerken bizler nasıl acı çekmez hale gelmişiz böyle. Nasıl da uyuşturulmuşuz. Hayır! Hayır! Bilmiyoruz Allah’ım.. ve hiç bir zaman da tam anlamıyla bilemeyeceğiz. Peki bunun sebebi bize sorulmaz mı sanıyorsun? Rahat geçen günlerde Allah’a kul olmak ile yaşam ve ölüm arasında kul olmak bir mi sanıyorsun? (Gök gürültüsü) İşte kardeşim şimdi bize düşen farkında olmak. Hayat sadece gezip eğlenmekten veya bilgisayar oyunlarından ibaret değil. Kalbini saran gaflet perdesini yırt artık. Aç gözünü, bak etrafına. Onlar nasıl bizim imanımızı elimizden almaya çalışıyorlarsa biz de tam aksine iman kalemizi güçlendirmeye çalışalım. Onlar nasıl eğitime çocukluktan başlıyorsa biz de çocuklarımızı öyle bir şuurla yetiştirelim. Hakkı hak olarak gösterelim, batıla batıldır diyelim ve (batıla) taraftar olmayalım. Bizim inandığımız hakikatler utana sıkıla söylenecek şeyler değil. (Gümleme sesi) Bir Müslüman başı önde, rencide olmuş bir halde gezemez (giyotin sesi). “Zulmü engelleyemiyorsan sessiz de kalma.” demiş Hazreti Ali (r.a.) Ben ne yapacağım ki? Kime faydam olur? Daha kendime bile yok! DEME! Herkesin yapabileceği bir şey vardır. Eğer biz işe kendimizden başlarsak inan bana kardeşim bütün ümmet değişir. Sen susmazsan tüm susanlar da konuşmaya başlar. SEN! bu videoyu izleyen kardeşim madem Allah’ımız bir.. Peygamberimiz bir, dinimiz bir, kıblemiz bir.. Bir bir, yüze kadar bir bir. Öyleyse kilometrelerin bir önemi yok. Bizim kardeşliğimiz daimi, davamız aynı. Buradan zalimlere de sesleniyoruz. Ve siz ey zalimler Rasulullah Salliallahu Aleyhi Vessellem Efendimizin buyurduğu gibi: “Allah size mühlet verdi. Sizi yakaladığı zaman da kaçmanıza fırsat vermeyecek.” (Gök gürültüsü) Önünüzde kabir kapısı kollarını açmış sizi bekliyor. Sakın zalimlerin yaptığından Allah’ı gafil sanma. O sadece onları gözlerin dehşetten donup kalacağı, bir noktaya dikilip bakacağı bir güne erteliyır.” (gümleme sesi) Evet sizler kardeşlerimizin üzerine bir tuzak kurdunuz; Allah da sizler için bir tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. Sizler kendi yaptığınız zulümlerde boğulacaksınız (gümleme). Firavunun sarayında Hazreti Musa’yı (a.s.) yine o zalimin eliyle yetiştiren Allah sizin sonunuzu da o toplama kamplarında işkence ederek asimile ettiğinizi zannettiğiniz kardeşlerimizle getirecek (gümleme sesi) (Dijital cızırtı) “Zalimler için yaşasın Cehennem.” (Kuvvetli giyotin sesi ve çınlama) Ve sen Doğu Türkistan’lı kardeşim belki bizleri duymuyorsun şu anda. Belki çektiğin eziyetler, işkenceler sebebiyle çok acı çekiyorsun. Sana karşı çok mahcubuz bizler de Fakat kalbimizden geçirdiğimiz şu cümlelerimizi senin de kalbinin duyduğunu biliyoruz. Umudu kaybetme “Şu istikbal inkılabı içinde en gür sada İslam’ın sadası olacaktır. (Dijital cızırtı) Sen de bir gün özgür olacaksın. Dinini rahatça yaşayacaksın. Müslüman bir şairin dediği gibi “kanadı kırık bir kuş değiliz ki bundan dolayı zelil görünüp öldürülelim.” Kanadınız kırık değil sizin kardeşim. Tam tersi sizler Allah’ın izniyle İslam’ın sancağı altında, çift kanatlı şehit Cafer-i Tayyar gibi Cennet’e ve arşa uçacaksınız. Elbetteki Allah vaadini tamamlayacaktır. Ezanlar yükselecek minarelerden, (fonda ezan sesi) Allah birdir sadaları her yeri kaplayacak. Bizlerin şahitliği de artık sadece lafta değil kalpte olacak. Belki bu acı hatıralar hiç silinmeyecek zihinlerden. Silinmesin de zaten. Hatırlayalım ki asıl gayemizi unutmayalım, hedefimizi şaşırmayalım. Unutma kardeşim ne zulüm varsa Allah zalimi kahreder. (Gümleme sesi) Mazlumu da korur (gümleme sesi). Bize Allah yeter (gök gürültüsü) Biz birbirimize yeteriz. Bu videoyu izleyen kardeşim harekete geçme zamanı. Dualarımızda kardeşlerimizi eksik etmeyelim ve bu videoyu sesimizi duyurmak için paylaşalım. Selametle Altyazı M.K.

Allah, neden fakirlere yardım etmiyor?

İşte olay bu. Allah, o insanı bize burada anlatıyor: “Biz ne zaman o insana bir musibet versek, bir sınav versek… ‘Mâbtelâhu rabbuhu fe ekramehu ve na’amehu’ ona bir ikramda bulunsak.” Allah’ın ikramları ne kardeşler? Çalışıyorken her zaman rutin bir geliri varken hiç hesabında olmayan iki tane müşteri gönderir, hiç planında olmayan iki tane müşteri gönderir. O ay elinde normalin dört misli para olur. Bak, bu Allah’ın bir ikramıdır. Doktorlara gitmişsindir hanımınla beraber 4 yıllık evlisin çocuğunun olmasını istiyorsun, Allah vermiyor. On tane doktora gidiyorsun, para akıtıyorsun; Allah vermiyor. Sonra bir Kadir Gecesi dua ediyorsun Allah Teâlâ’ya; Allah, 2 ay sonra hanımını hamile bırakıyor. Bu nedir? İkram, “Fe ekramehu” biz ona bir ikramda bulunursak. Hiç hesabında yoktu, Allah ona bir ikramda bulundu. “Ve na’amehu” biz onu nimetlendirirsek, ne zaman onu bir ikramla ve nimetle sınarsak. Allah’ın sınavları iki türlüdür: Bir musibetle sınar, belayla sınar. “Sizi bazen bela ile sınarız, bazen nimetlerle sınarız.” bu başka bir ayettir. İki türlü sınama var kardeşler. Kulların tamamı neyle sınanmak istiyor? “Ben nimetlerle sınanmak istiyorum, belayla sınanmak istemiyorum.” Ama okulda derse girdiğinde öğretmenine, “Ben şu, şu, şu dallardan sual edilmek istiyorum.” diyemiyorsun. “Beni sadece şu derslerden, iyi olduğum şu kısımlardan soru sorun, sınav edin hocam.” diyemiyorsun değil mi kardeşim? Sınav sorularını kim belirliyor? Öğretmen belirliyor. Seni Dünyaya gönderen Allah Teâlâ sınav sorularını belirler. Kimi nereden sınav edeceğini nimetle mi, bela ile mi ? O bilir. Kim derse “Ben çok nimetle sınav edilmek istiyorum ve bunu kesinlikle başaracağıma inanıyorum. Ben kesin galip gelirim.” yanılıyorsun, aldanıyorsun. Musa Aleyhisselam zamanında bir adam vardı, çok fakirdi. Allah’ın peygamberini, bir yere doğru giderken onu gördü dedi ki: “Ben çok fakirim ey Allah’ın peygamberi!” Övgüler ve selam Musa Aleyhisselam’a olsun. Benim için Rabbinle görüştüğünde; sen çok onunla konuşuyorsun, görüşüyorsun. Rabbinin huzurunda benim ismimi zikredip, dua edersen biliyorum ki Allah beni hemen zengin edecek. Ve ben sana söz veriyorum, zengin olduğum anda çok hayırlı ve salih bir kul olacağım. Fakirlik canıma yetti! Lütfen rabbinle görüştüğünde bana dua et. Ama zenginlik için. Musa Aleyhisselam: “Tamam.” diyor. Allah Teâlâ ile görüşmesinde bu kişinin de, bu fakir kişinin de, ismini zikrediyor. Allah hemen kapılar açıyor. “Hiç ummadığınız yerden rızık kapıları açar.” ayetini unutmayın. “Eğer Allah’tan hakkıyla korkarsanız hiç ummadığınız yerden size rızık kapıları açar.” (Talâk Suresi 3. Ayet ) Hiç hesabında yok. Tak, tak, tak bir anda zengin olursun, bir anda! İlkokul bitirmemiş, bu ülkede ilkokul bitirmemiş binlerce zengin var. Daha İlkokul bitirmemiş Bir yazı versen yazıyı 10 dakikada okur, 1 sayfa yazıyı. Ama Allah verdi mi zenginliği, en cahil adama verir. Onu zenginleştirecek aklı verir önce. Bir adamı zenginleştirmek istediği zaman önce akıl verir. Doğru hamleleri yaptırır, içine o işi zorlar. “Bu işe gir, bu işe gir, bu işe gir.” ve adam o işe girer ve zengin olur. Bu fakir nasıl zengin oldu? Bir dua ile Allah Teâlâ bu fakiri zengin ediyor. Bir kaç gün sonra Musa Aleyhisselam bir bakıyor; bu fakiri -dua ettiği fakiri- ellerinden bağlamışlar, halk bunu karşısına almış taş atıyor. Mahkemeye çıkarılmış, taşlanıyor. Musa Aleyhisselam diyor ki: “Kim bu adam, ne oldu bu adama?” Biliyor o adama dua ettiğini. “Ne oldu, neden bu adamı taşlıyorlar, neden bu adam halk küfür ediyor hakaret ediyor ?” -Bu adam zengin, ahalinin zengin bir adamı, çok kısa zaman içerisinde zengin oldu ve kibirlendi. İçki içti ve bir adamı öldürdüğü için cezalandırıldı, kısas uygulanacak ve öldürülecek. Halk o yüzden tükürüyor ve hakaret ediyor bu adama, dedi Musa Aleyhisselam bu olayı görünce Allahu Teâlâ’dan utandı ve şöyle dedi: “Allah’ım beni affet!” “Kime zenginlik vereceğini sen bilirsin, kime fakirlik vereceğini ve fakirlikle sınayacağını sen bilirsin.” “Beni affet! Ben, senin murad etmediğin bir şeyi senin bilginin önüne geçerek senden istedim.” Allahü Teâlâ bu adamı fakirlikle sınav etmeyi diledi ve çünkü biliyordu ki bu adama zenginlik verdiği anda sapıtacak. Kur’an Ayetini hatırlayın. Mevlâ Teâlâ hazretleri ne buyuruyor? “Allah insanların tamamına bol rızık verseydi, o insanların hepsi azardı.” Demiyor musunuz şunu? “Ya niye Allah bütün dünyayı zengin yapmadı?” ayet açık Şuarâ suresi ayetidir. “Allah insanların tamamına bol rızık verseydi, insanlar azardı.” İki tane örnek vereceğim, bu kitabın anlattığı iki örnek: En bol rızık verdiği iki adam, ikisi de “Ben Allahım!” dedi. Kim bunlar ? Firavun, Nemrut. Nemrut önce Firavun sonra geldi. İkisininde ortak kelimesi ne? “Ne Allah’ı ne İlahı ya ben Allah’ım. Senin Allah’ın benim!” dedi. Peygamberlerine, biri İbrahim Aleyhisselam’a posta koydu, biri Musa Aleyhisselam’a posta koydu. “Ne Allah’ı? Ben de yaratırım, ben de öldürürüm, ben de diriltirim!” dedi. En bol rızık verdiği iki adam burada dünyaya hakim oldular. Nemrut da Firavun da dünyaya hakim oldu. Sonuçları ne oldu? Sapıtıyorsun işte bak gör! Örnek ortada. Bu Kur’an hikaye kitabı değil. Örnek ortada! Kibirlendiler, gururlandılar. “Dünyanın en büyük ordusu bize ait, dünyanın en büyük servetleri bize ait. Allah biziz her hâlde başka Allah olamaz, biziz her hâlde.” dediler. Peygamberlerine posta koydular. Allahü Teâlâ ikisini de helak etti.

Musibet neden gelir? Hastalanmazsan hemen şımarma, şükret!

Neden Allah bizim başımıza sınavlar veriyormuş? Şımarmayalım diye! Kibirlenmeyelim diye! Dünya hayatının ebedi olduğunu düşünmeyelim diye. Allah, bizim başımıza sınavlar veriyor, musibetler veriyor, belalar veriyor ve bizi sınıyor kardeşler. Bu gelmezse kork! Sahabeler başlarına musibet gelmediği zaman Rasulallah Aleyhisselam´a sorardı: “Ey Allah’ın Rasulü; Allah, bizi terk mi etti? Allah, bizi bıraktı mı? Hiç başımıza musibet gelmiyor?” Bunu diyen sahabeler de aç insanlar, yemekleri yok. Müşriklerden boyuna iftira, işkence, mallarına el konuluyor ve diyorlar ki: “Bize musibet vermiyor Allah.” Çok ağır musibetler bekliyorlar çünkü bu kitapta Allah, geçmiş kavimlere verdiği musibetlerden bahsediyor. Onlarla kendilerini kıyas yapınca, “Allah bize musibet vermiyor” diyorlar. Olay budur kardeşler. Bazı dönemler olur, Allah’ımız o dönemde bizi rahat bırakır. Sıkıntı vermez, musibet vermez, zorluk vermez. Sakın şımarma! “Bana bir daha musibet dokunmaz” deme! “Ben sağlıklıyım, sıhhatliyim” deme! Neden hastalık veriyor? Firavun gibi olmayalım diye, Nemrut gibi olmayalım diye bize hastalıklar veriyor. Hastalık vermediği iki adam: 1- Firavun 2- Nemrut… İkisi de “Ben Allah’ım” dedi. “Ya bunlar ne kadar aptal adamlar” deme! Sen de hasta olmasaydın hayatın boyunca, sen de “Ben, İlahım” derdin!

Dünyanın ne kadar geçici olduğunu sana anlatayım mı? – Şeddat bile ölümden kaçamadı!

Bakın İbrahim Aleyhisselamın başından geçen bir hadise var. Nakili getirdim. Cebrail Aleyhisselam geliyor ve bir vahiy veriyor. Diyor ki şu mağaraya git. Dağın içinde bir mağara var sen onu bilmiyorsun. Orada Allah’ın en büyük düşmanlarından birisi yatıyor. Allah’ın Kur’an’da en büyük üç tane düşmanı var. Bir tanesi kim? Firavun. İki Nemrut. Üç Şeddâd. Şeddâd. İbrahim Aleyhisselama vahiy geldiği zaman bu Allah’ın en büyük üçüncü düşmanı kim? Âd kavminin lideri. Hükümdarı Şeddâd. Hangi peygamber hizmet yapıyor? Hûd Aleyhisselam. Hûd Aleyhisselam ne diyor? Allah’ın hükümlerini yerine getirirseniz Allah size altlarından ırmaklar akan köşkler vereceğini vadediyor. Bütün peygamberler aynı ayetleri zikretmişlerdir. Cennet ayetleri… Yeter ki şirki terk edin. Şeddâda tapmayı bırakın. Allah’tan başkasına tapmayın ve bana tabi olun. “Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum” en çok kullandığım ayet-i kerimedir ve benim hayatımı adadığım ayetlerden bir tanesidir. “Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum benim ücretim ancak beni yaratana aittir.” Kime ait bu söz? Hûd Aleyhisselam, Kur’an da geçer. Kavmine böyle söyleyince Şeddâd ne diyor? Getirin bakayım bu Hûd’u bana! Getirin o peygamber diyormuş kendine getirin! “Ben İlahken ben seni görevlendirmemişken. Sen nasıl peygamberlik iddia ediyorsun” dedi Hûd Aleyhisselama. Allah’ından bahsetti Hûd Aleyhiselam. Bahsedince dedi ki senin Allah’ın ne vadediyor? Benim vaatlerim daha huzurlu bir yaşam. Senin Allah’ın ne vadediyor? Altlarından ırmaklar akan köşkler, cennetler, huri eşleri, zümrütler, altınlar, tahtlar vadediyor. Hiçbir terzinin yapamayacağı elbiseler vadediyor. Hastalanmayacağımız yaşlanmayacağımız. Hiç üzülmeyeceğimiz, uyumayacağımız, ölmeyeceğimiz bir yer vadediyor. Şeddâd dedi ki madem altlarından ırmaklar akan köşkler vadediyor. Ben de bir köşkler yapacağım. Sütunlar yaptırdı Şeddâd. Kocaman sütunlar. Üstlerine bağlar yaptırdı. İrem bağları diye yüzlerce şiirde geçer. İrem bağları. Nereden geliyor bu? Şeddâd’dan geliyor. O İrem bağlarını Şeddâd yaptırdı. Neye? Cennete alternatif! Allah’ın Cenneti varsa Şeddâtın da İrem bağları var. Sütunları yaptırdı. Üstlerine köşkleri dizdi. İrem bağlarını dizdi. Yüzlerce çeşit nimet meyveler sebzeler… Burayı dedi hiç kimse yıkamaz! Zaten evler dağların eteklerinde. Dağlardan kuvvet aldığı için deprem zelzele riskine karşı çok daha kuvvetli. Çok daha donanımlı. Kimse bu mekanları yıkamaz dedi Şeddâd. Hûd Aleyhisselam son duasını yapınca biliyorsunuz bütün peygamberler son duasını yapmıştır. “Bu kavmi helak et Allahım. Benimle bu kavim arasına mesafe koy Allahım.” Bu işi bitir demektir. Ben anlattım anlattım dinlemediler. Artık iş sende Allahım! Ben yüzümü çevirdim dönüyorum. O kavmini terk ettiği anda peygamber son duasını yaptı. Artık o kavme helak gelecek. Hûd Aleyhisselam son duasını yapınca Allah Cebrail Aleyhisselamı gönderdi. Dağları üzerlerine kapattı. Âd kavminin üzerine dağları kapattı. Şeddâd’ın İrem bağları yok olup gitti. Şimdi Allah İbrahim Aleyhisselama ondan yüzlerce yıl sonra vazifeye başlamış bir peygambere diyor ki: Şu dağın içine gir. Bir mağara göreceksin. Mağarada Şeddâd’ın kabrini göreceksin. Git bir bak bakalım! Şimdi Allah ibret verecek. İbrahim Aleyhisselam da kabrine bir girdi baktı. Üzerinde 70 tane ipekten örtü var kabrinin üstünde. Başına geçti. Bir lahit var bir yazı var. Yazıyı aynen getirdim. Okuyorum şimdi. Şeddâd yazmış. Ben Şeddâd Bin Ad. 1000 sene ömür sürdüm. 1000 orduyu yendim. 1000 kızla evlendim 1000 tane evladım oldu. Eski insanlar biliyorsunuz. 800 sene 1000 sene 1200 sene çok böyle uzun yaşarlardı. Bir adam 700 800 sene yaşadığı zaman erken gitti derlerdi. Erken gitti. Bizim burada 50’yi gördüğü zaman mesela, 50 yaşında giden bir adama ne diyoruz? “50 erken ya.” Genç diyoruz yani. Orada 700 800 sene gördüler mi: “Aaa çok erken gitti bu ya” diyorlar. Allah eski ümmetlere uzun zaman dilimi verdi. Şit Aleyyhisselam ev yaparken çadır kuruyor çadır. Kendisine bir çadır yapıyor. O zaman ev yapma falan olayı az. Kerpiçlerle ev yapanlar zenginler. Fakirler çadırla yaşıyorlar. Şit Aleyhisselama birisi geliyor diyor ki ya diyor. Müsadae et Allah’ın peygamberi sana bir ev dikelim. Kerpiçleri birleştirelim sana bir ev yapalım diyor. Şit Aleyhisselam diyor ki: Allahu alem şurada 100 200 sene daha yaşayacağız. Ya varız ya yokuz diyor. 100 sene daha. Mübarek zaten 600 sene yaşamış. 100 200 sene ya varız ya yokuz diyor. Ev yapıp da bana ne yapacaksın diyor. Bugün bir Yahudi’ye desen ki 100 sene kesin yaşaman garanti. Yahudi Allahlığını ilan eder. İlah olduğunu ilan eder. 100 sene yaşaman garanti! Onlar için 100 sene 1000 sene gibi görünüyor. Halbuki çok basittir. “Sizin sayıp durduğunuz 1000 yıl Allah indindeki 1 gün gibidir.” Çok kısa çok! Sen zannediyorsun ki uzun zaman dilimi. 100 sene uzun zaman dilimi. Çok kısa! Bir anda uyumuşsun kalkmışsın gibi. Allah Üzeyr Aleyhisselamı uyuttu. Kur’an’da geçen peygamberden birisi Üzeyr Aleyhisselamdır. Ne kadar uyuttu biliyor musun? 100 sene uyuttuk diyor Kur’an’da Üzeyr’i. Bir uyandı: “Aaa” dedi, “ne kadar uyumuşumdur?” 1 saat belki daha az uyumuşumdur dedi. Bakın 100 sene uyuttuğu bir peygamber. Ama ya 1 saat uyudum ya da daha az uydum dedi. Zaman dilimi bize göre 100 sene 50 sene. Allah’a göre çok kısa. Gerçek zaman dilimini ahirete gittiğimiz zaman bunu göreceğiz. Şeddâd böyle diyor. 1000 sene yaşadım. 1000 tane çocuğum oldu. 1000 tane karım oldu. 1000 sene hüküm sürdüm. Âd ve İrem kavmine reislik yaptım. Ölümüm yaklaştığında doktorları başıma topladığım halde ölümden kurtulamadım. Doktor kardeş yandın! Şeddâd bile bak 1000 tane doktorunu başına toplamış. Bulun benim çaremi. Beni ölümden kurtarın demiş. Ama kurtulamadım diyor. Bunu ölmeden önce yazıyor. Benden ibret alıp Dünyaya aldanmayın! Arkasından bıraktığı kavmine sesleniyor şimdi. Eğer ölümden kaçış olsaydı ben kaçabilirdim. Ben kaçamadığıma göre siz hiç kaçamazsınız. Çünkü benden daha fazla Dünya imkanlarına sahip olamazsınız. Benden daha çok da ömür süremezsiniz. Benden daha çok mal edinemezsiniz. Benden daha çok çocuk sahibi olamazsınız. Şunu iyi bilin ki Dünya çok aldatıcıdır. Sizinle oynar durur. İşte bak! Dünya oynuyor duruyor. Oynuyor oynuyor. Sonra adam diyor ki ben burda sanki hiç ölmeyeceğim! Kendimi öyle sağlıklı ve kuvvetli hissediyorum ki hiç ölmeyeceğim. İşte bu doktor da ölümün kendisine ne kadar yakın olduğunu anladığı idrak ettiği anda hemen araştırmaya başlar. Önce Allah’ın kitabını okur. Her şeyden önce Allah’ın kitabını okuyacaksın. Bu hafta bütün İslam düşmanı sayfalarda benim bir videom çalınmış

Neden beynimizin tamamını kullanamıyoruz? – Sadece ahiret için mi yaratıldık?

“Neden beynimizin tamamını kullanamıyoruz? Biz ahiret için mi yaratıldık?” Sual bu. Aynı sual içinde iki tane sual tevcih etmiş kardeşimiz. “Hocam, bir sorum olacak. Allah Teâlâ neden beynimizin belirli ve de bariz olarak küçük bir yüzdesini kullandırtıyor bize bu âlemde?” Biliyorsunuz, bilimsel tespittir. İnsanoğlu, istisnasız bütün insanlar yüzde iki ile yüzde beş arası beyinlerini kullanabiliyorlar bu dünyada. Yüzde iki ile beş arası… Zaten altı ya da yedi olduğu zaman ona deha deniyor. Anormal bir insan. Allah Teâlâ sınırı biraz aştırınca, delilik ile dehalık arasında küçük bir fark var. Yüzde on olsa deli olur. Çünkü Allah’ın bir çok sırrına daha dünyadayken vâkıf olur. Ve kaldıramaz deli olur. Yüzde beş maksimum limit bu. Altı ya da yedi oldu mu da deha oluyor. Neden Allah Teâlâ bunu böyle yaptı? Neden dünyada beynimizin yüzde yüzünü kullanmamıza izin vermedi? “…Ahirette akla ihtiyacımız olacak mı? Esas olarak biz ahiret için mi yaratıldık?” Kardeşimiz aynı sual içinde üç tane farklı sual sormuş. Bismillâhirrahmânirrahîm Cevap: İnsan hem dünya hem de ahiret için yaratılmıştır. Ama asıl yurdu, sonsuzluk âlemi olan ahirettir. Ölümsüz olan bir ruha sahip olması da bunun en açık delilidir. Kardeşler! Şu anda İslam’ın en büyük düşmanı olan Ebu Cehil’in ruhu hayatta mıdır değil midir? Hayattadır! Allah’ın en büyük düşmanı olan Firavun’un ruhu şu anda hayatta mıdır değil midir? Hayattadır. Ruhlar ölümsüzdür. Bedenler ölür, parçalanır yok olur. Ruhlar kıyamete kadar bâkidir. Sonra kıyamette sûr’a üflendiği anda ruh da öldürülecek. Sonra tekrar diriltilecek ikinci sura üfürülmesiyle beraber. Sonra üzerlerine bir beden, et, kemik, kas giydirilecek. Göz, akıl, dil, kulak verecek Allah Tâalâ ve hesaba çekecek. Dolayısıyla ruhlar ölümsüzdür. Ruhun sahibi olan kâfir de olsa mü’min de olsa bu hakikat değişmez. Ne dedi Hz. Ömer Radiyallahu anh? “Ey Allah’ın Resulü, Ebu Cehil’i öldürdük, adamlarını öldürdük, kuyuya attık. Sen şimdi kuyuya attığımız insanlara mı sesleniyorsun? Onlar seni duyamaz ki.” “Ya Ömer yanlış biliyorsun. Onlar, şu anda beni sizin duyduğunuzdan daha iyi duyarlar.” Çünkü ruh konumuna geçtiğimiz anda görüşümüz daha keskin olacak, işitmemiz daha keskin olacak, latifeleri hissetmemiz daha keskin olacak. Hareketimiz çok daha hızlı olacak. Efendimiz Aleyhisselam böyle buyuruyor. Allah tarafından dünyada bize verilen nimetler, ahirette vereceklerinin küçük birer örnekleridir. Ne nimet veriyorsa Allah Teâlâ, ahirette vereceğinin küçük yüzde birlik bir örneğidir. Küçük bir örnek! Burada sahip olduğumuz her şeyimiz sınırlı, ahirettekiler ise sınırsız olacaktır. Rabbimiz burada sınırlı olanlarla, sınırsız olan nimetlere özlem duyalım ve daha çok çalışalım diye her verdiği şeye bir kısıtlama koymuştur. Bak aklını seviyorsun değil mi? Kafası biraz çalışan bir adam aklını sever. Yemek yemeyi seviyorsun, lezzet alıyorsun. Bakmayı, görmeyi seviyorsun. O rüzgârın kırk derecelik sıcakta, otuz beş kırk derecelik sıcağı gördüğünde o rüzgârın püfür püfür üzerine esmesini seviyorsun değil mi? Biraz rüzgâr çıkıyor, böyle bir serinleşiyor ya hava. Cennet gibi diyorsun. O çiçeklerin kokularını, o ağaçların, erguvanların kokularını almayı seviyorsun değil mi, hoşlanıyorsun bundan? Bunların tamamı küçük birer lezzet. Cennette alacağımızın yüzde biri belki de, belki binde biri. Mâlûmât Allah’a aittir. Neden verdi Allah Teâlâ bu kısıtlıları? Bu dünyada, geçici olan bir yerde Allah bu kadar güzel ve kısıtlı yapabiliyorsa, bu geçici olanda bile bu kadar güzel yaratabiliyorsa acaba kalıcı olan yerde bize ne verecek? Bunu düşünmemiz için verdi. Şayet Allah sınırsız olan nimetleri cennette vermek yerine bu dünyada bahşetseydi, hiç kimse cenneti arzulamaz ve ahiret için çalışmazdı. Örnek, Firavun. Örnek, Karun. Örnek, Nemrut. Cennet için çalışıyor mu bunlar? Çalışmıyor. Örnek, Yahudiler. Bunlar cennet için çalışıyor mu? Çalışmıyor! Sadece dünya için çalışıyor. Neden? Dünyada zenginlik bunlarda, faiz bunlara helal, tefecilik bunlara helal, kan içmek bunlara helal, masumları öldürmek, sivilleri öldürmek bunlara helal. Tevrat’ta bir emir var: “Öldürmeyeceksin.” Tevrat’taki en meşhur on emirden bir tanesidir bu. “Öldürmeyeceksin.” diyor Allah, Yahudi’lere. Yahudiler bu emri biliyor mu, inanıyor mu? İnanıyor! Ama bu emri nasıl alıyorlar? Aynen bizim mealci hocalar gibi takla attırıyorlar ayete. Buradaki Allah’ın öldürmeyeceksin emri Yahudileri öldürmeyeceksin demektir! Yahudilerin dışında bütün ırkları öldürmek bize helaldir, diyorlar ve ayete takla attırıyorlar. İşte bu kavim, dünyayı cennet yapmış olan bir kavim. Dolayısıyla ahirette, cennetten nasibi var mıdır? Allah ve Resulüne iman etmeyen insanlara ahiretten, cennetten nasip yoktur. Eğer Allah lütfeder de bizi cennetine alırsa ahirette sadece beynimizi değil bütün hassalarımızı maksimum düzeyde kullanacağız inşallah. Biliyorsunuz oraya gitme ibadetlerle değil. İbadetler bize verdiği nimetlerin ödemesi. Küçük bir ödeme, küçük bir karşılık. İyi niyet göstergesi. Cennete gitme olayı tamamen Allah’ın rahmetine dayalı. Onun emirlerini tutarsak, ibadetleri yerine getirir, haramlardan sakınmaya çalışırsak lütfeder. Lütfeder ve vaadini gerçekleştirir, bizi cennetine koyar. Yoksa kimse namazına güvenip de cennete gireceğini falan düşünmesin! Böyle bir şey yoktur. Ayetle bitirdim suali. “İnanıp yararlı işler yapanlara altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele.” (Bakara, 25) İnanıp, yararlı işler yapanlara! “…Onlarda ki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında, ‘Bu daha öncede rızıklandığımız şeydir.’ derler. Ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere kendilerine sunulacak.” (Bakara, 25) Ne görüyorsan orada Allah sana verecek. Diyeceksin ki: “Bu bizim oradaki kavundu ya, bak aynısı kavunun aynısı.” Sadece isim benzerliği var, görüntü benzerliği var. Yediğin zaman aynısı olmadığını anlayacaksın. “…Orada çok temiz zevceler de onların. Hem de onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.” (Bakara, 25) İşte ana yurdumuz neresi? Ahiret! Peki ana yurdumuz ahiret diye Allah bize dünyayı tamamen koyuverin diyor mu? Demiyor! Toprağına sahip çıkacaksın. “Vatan sevgisi imandandır.” sözü hadislerden alınmıştır. Kim vatanını korumak için, kim toprağını sınırını korumak için nöbet tutar da nöbette öldürülürse İslam’da bunun hükmü nedir kardeşler? Şehadet, şehitliktir! İşte bu gibi hadislerden dolayı “Vatan sevgisi imandandır.” sözünü âlimlerimiz kitaplarında zikretmişlerdir. Sevgin var mı, vatanını seviyor musun? Sende iman var. Vatanı sevmiyorsun. Vatansız Vehhabi, Seleficiler gibi olursun. Vatansız Pkk’ciler, Marksistler gibi olursun. Adamın vatanı yok. Dolayısıyla burayı parçalamak istiyor. Vatanına göz koymuş, el koymak istiyor. Göz koyduğu yere el de koymak istiyor. Ama seni elde edebilmesi için bir tek yöntem var. Batılıların bin yıldır yaptığı yöntem! Böl, parçala, zayıf düşür, yut! Zayıf düşürmeden parçalamadan yutmak yok. Bir ekmeği alıp da direkt ağzınıza atamazsınız. Bu çizgi film değil, bu gerçek hayat. Bir ekmeği yiyebilmek için önce bölmeniz lazım sonra böldüğünüz parçaları da minik parçalara bölmeniz lazım. İşte ümmeti başındaki halifeyi almak suretiyle böldüler. Parçalara ayırdılar. Şimdi o parçaları da parçalara ayırmak zorundalar ki bizi tamamen bir soykırımla yok edebilsinler. Zalim Yahudilere desteği kim verdi? Dünyadaki en büyük zalim, Amerika! Yahudi’nin hizmetkârı, Yahudi’nin fino köpeği. Yahudi ne diyorsa onu yapmak zorunda hisseden Amerika. Amarika… Kararı kim aldı? Bütün Birleşmiş Milletler oylamada karşı çıktı. Adam tek başına yanındaki iki üç ülkeyle beraber dedi ki, ben bunu yapıyorum. Ben zalimlerin lideriyim, ne dersem o olur. Bu yüzyılın Firavun’u da Karun’u, Nemrut’u da benim dedi ve kararı aldı. Başkente taşıdı elçiliğini. Bütün olaylar ondan sonra patlak verdi. Bu ölüler, bu çocuklar, bu kadınların katledilmesi falan hep bu olaydan sonra oldu. Şimdi zalim burada kim? Yahudi! Diğer zalim kim? Amerika. Destekledi çünkü, işbirlikçi. Peki, kâfirin zaten işi bozmaktır. “Onlara yeryüzünde fesat çıkartmayın denildiğinde onlar der ki biz ıslah ediyoruz.” (Bakara, 11) Şimdi gidin bu Yahudilerle, Amerikalılara deyin niye bunu yapıyorsun? “Islah ediyoruz.” derler. Kur’an onların durumundan bahsediyor. Bunların durumu böyleyken, bütün hayat felsefeleri İslam’ı yok etmek, Müslümanlara soykırım yapmak üzerine kuruluyken biz ne yapacağız? Biz ya sesiz kalacağız hiçbir şey demeyeceğiz, hiçbir tepki ortaya koymayacağız. Ya da gerçek bir mü’min duruşuyla hareket edeceğiz ve tepkimizi ortaya koyacağız. Bütün sosyal medya alanlarında, gerekirse elçiliklerin kapısına dayanarak, gerekirse mitinglere çıkarak ve gerekirse bütün Yahudi mamullerini boykot ederek karşı koyacağız. En son durum ne? En son durum savaştır. Şu anda ümmet o kadar kuvvetli değildir. Ama bıçak kemiğe dayanırsa, bize diş gösterirlerse, ilk kanı onlar dökerse, toprağımıza göz koyup da istila etmek isterlerse üçüncü dünya savaşı o zaman çıkar. O zaman çıkar! Artık günah da bizden gitmiş olur. Biz çıkartmadık. Siz kaşındınız. Siz soykırım yapmak istediniz. Hitler; Alman Hristiyan’ı, Katolik bir Hristiyan’dır. Alman Hristiyan’ı Hitler Yahudilere soykırım yaparken bütün dünya çıtını çıkartmadı. En sonunda diğer ülkelere saldırıya başladığı anda birleştiler, Hitler’i bitirdiler. Aynı soykırımı şu anda Müslümanlara yapmaktan utanmaz mısınız? Hitler’in Yahudilere yaptığı soykırımın aynısını, siz şu anda Müslümanlara yapıyorsunuz. Yahudiler! Allah onların başına Hitler’i musallat etti. Şimdi Müslümanların başına da Yahudileri musallat etti. Müslümanlar toprağını muhafaza için mücadele ediyor. Yahudiler de her geçen gün katletmeye devam ediyor. Allah Teâlâ diyor ki: “Sakın kendinizden emin olmayın. Bu ateş sadece zalimlere dokunmayacak. Zalimlerin karşısında sessiz duranlara, tavır koymayanlara da dokunacak.” (Enfal, 25) Kardeşler Allah bizi onlardan etmesin.