İbadeti abartıp kendinizi yıpratmayın. Siz yorulursunuz ama Allah yorulmaz!

Bu ümmet, vasat ümmettir. Uç ümmet değiliz biz. Hiçbir işimiz de uç değildir. Aşırılık bizde yoktur. Namazda yoktur, oruçta yoktur, hacda yoktur, cihadda yoktur, bedenimizi yormakda yoktur. Hani, hani bir tane kadın, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’e övüldü, Aişe anamız dedi ki; ya Resulullah filanca kadın var ya, filanca kadın hani onun da tanıdığı bir kadın. Yahu kadını anlatıyorlar da, hiç ara vermeden namaz kılıyormuş. Uyku yok, hep namaz. Namaz namaz namaz. Övüyorlar. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in huzurunda Aişe anamız övüyor. Bırakın, bırakın, bırakın buyurmuş. Bırak bırak bırak kadını. Siz, yorulursunuz, Allah yorulmaz. İnatlaşmayın buyurmuş. Dikkat edin! Yahu ben ölmeden de ümmetimden böyle saliha kadınlar çıktı, ne mutlu bana yaa, yaa.. al benden selam söyleyin, çok memnun oldu Peygamber deyin mi diyor, Allah’la yarışamazsınız! Siz bıkarsınız da, Allah sevap vermekten bıkmaz! Takatiniz kadar yapın, yıpranmayın buyurmuş. Kim için söylüyor bunu? Namazda aşırı giden bir kadın için. İsrafçı kadın. Namaz israfı yapıyor. Çünkü, sabaha kadar, namaz kılan kadın, akşama kadar dinlenen kadın olması gerekecek. Onun üç gün üst üste böyle dinlendiğini gören şeytan, kocası ile arasındaki gerekli yatırımı yapacak, aile çökecek, karı-koca’lıkları zayıflayacak. Kıyamet günü nikahlı bir kadın, sabaha kadar nafile namaz kıldığını göstererek, nikah faturası ödeyemez Allah’ın huzurunda. Çünkü Peygamberi ona ne demişti? Perşembe pazartesi nafile orucunu bile kocana izin tutarak tutacaksın buyuruyor. Kocandan izin alacaksın. Çünkü senin nikahının hakkını vermen, bir erkeğin iffetini muhafaza etmen, Ümmet-i Muhammed’in namus ordusunda mücahit olman demektir. Sen orduda görevlisin, ümmetin namus kalesini bekliyorsun, ama bireysel bir işinle, görevin arasında tercih yapıp, bireysel işini, görevini ezecek şekilde kullanıyorsun. Bu Allah’ı memnun etmez demiş oldu, o kadına, sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. İbadette de israf yok. İnsani ilişkilerimizde de israf yok. İnsanlar, büyük küçük ilişkisi görürler. Küçük, büyüğe hürmet etmelidir. Ama ayağını öpmeli değildir. İsraftır bu. Hürmette saygıda da israf. Biz Peygamberimize, Aleyhissâlatü Vesselâm onca muhteşem, hürmet ve saygıyı gösteririz. Ama, abartır da, Allah’ın oğludur haşa dersek, Cehennemi boylarız. Bu sevgi israfı çünkü. Hristiyanların İsa aleyhisselam’a, Yahudilerin de Üzeyir aleyhisselam’a yaptıkları gibi. Abarttılar, israf ettiler sevgiyi, ve orda boğulup kaldılar.

“ALİ ALLAH’TIR DİYECEKSİN!” – Alevi dedeleri insanlara ne anlatıyor?

“…gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn.” (Fâtiha, 7) Gazap ettiğin kullarının yoluna bizi sevk etme. “Maġdûbi” Gazap ettiğin kullar. Kim bu gazap ettiği kullar? Muhammed Aleyhisselam bu ayeti nasıl tefsir ediyor? Kur’an’ın her ayetini en önce Muhammed Aleyhisselam’la okuyacaksınız. Çünkü Kur’an-ı o kalbine indirmiştir. En iyi o bilir, en güzel o okur ve en iyi de o anlamıştır. Ve en iyi kim yaşamıştır kardeşler? Son Peygamber Sallallâhu aleyhi ve sellem. Şu hâlde “gayril magdûbi aleyhim” kim? Gazap ettiğin kullarının yolundan bizi uzak tut. Bizi onların yoluna iletme, diye biz dua ediyoruz Fâtiha’da. Kim bu “gayril magdûb”? “gayril magdûbi” Allah’ın gazap ettiği kullar Yahudiler’dir. Yahudilere Allah yüzlerce binlerce Peygamber gönderdi. Bunları katlettiler, öldürdüler. Sırf tebliğ ettiği için öldürülen iki tane Peygamber var. Baba ve oğul. Zekeriyya Aleyhisselam, Yahya Aleyhisselam. Parça parça yaptılar Yahudiler. “Bize bunları anlatma, biz Tevrat’ın tamamını biliyoruz.” “Ayetleri tefsir etme, size ihtiyacımız yok.” “Biz Tevrat’ın âlimiyiz. Sizin gibi sahte peygamberlere ihtiyacımız yok.” dediler. Ve sadece tebliğ vazifesi yapan Zekeriyya Aleyhisselam’ı ve Yahya Aleyhisselam’ı param parça yaptılar. Bakın iki parça falan değil. Yahya Aleyhisselam tefsirlerde, vücudunun her azası farklı bir ülkede diye geçer. Farklı bir ülkeye götürdüler. Yahudilerin şu peygamberlere olan düşmanlığına bakın. Sen Allah’ın gönderdiği elçilere böyle düşmanlık edersen Allah da sana bu kitapta lanet eder. Biz onlara lanet etik diyor, Yahudilere. Lanet ettik! Ahirette ne yapacağını hep beraber göreceğiz. Bu dünyada zaten iki defa soykırıma uğradılar. Sırf Allah lânet ettiği için. Bir de bunun ahiret boyutu var. Ahirette bu dünyada çektiklerinin çok daha büyüğünü çekecekler. Ya hocam akıllanmadılar mı bunlar? Akıllanmış olsa Filistin’deki Müslümanlara soykırım yapar mı? Bu adamlar Hitler denilen bir adamın soykırımdan kurtulmadılar mı? Az kaldılar. Sayıları şu anda dünyada çok azdır. Çok büyük soykırıma uğradıkları için. Önlerinde Hitler denen bir adam var. Katolik bir Hristiyan, Hitler. Alman ırkının dünyanın en gelişmiş, en üstün ırk olduğunu iddia etti. Ve bunun karşısında en zengin millet olan Yahudilerin zenginliklerini yok etmek ve ırkını sonlandırmak istedi. Altı milyon yedi milyon kadar Yahudi’yi katletti, soykırım yaptı. Bugün dünyada on, on beş milyon kadar Yahudi vardır. Yedi milyonunu Hitler katletti. Yarısını adam götürmüş ya! Bu yaptı. Şimdi, bu Yahudiler biraz akıllanmış olsa aynı soykırımın birebir aynısını Filistinlilere yapmıyorlar mı bugün? Yapıyorlar. Toprakları… Otuz sene önceki İsrail’e bakın şimdiki İsrail’e bakın. Filistin bu kadar, İsrail bu kadar. Şimdi tam tersi. Filistin’e şu kadar bir yer bıraktılar. Devamlı yayılma, devamlı işgal, devamlı öldürme. Faili meçhul, faili meçhul… Beş tane Filistinli kayıp, on tane Filistinli kayıp, her gün birileri yok oluyor. Soykırım yapıyorlar. Nüfusu azaltacaklar. O bölgenin, Kudüs’ün tamamına sahip olacaklar. Hesapları, planları bu. Allah bunlara gazap etmiştir. Ve biz her gün Fatiha’da diyoruz ki: “Allah’ım bu gazap ettiklerininden biz değiliz, biz onlardan değiliz, biz onlardan uzağız. Sen bizi onların yoluna iletme!” diyoruz. Peşinden bir şey daha söylüyoruz. ”… ve lâd dâllîn.” (Fâtiha, 7) Ve sapıtanların yoluna bizi iletme. Sapıtanlar kim? Hristiyanlar. Allah, İsa Aleyhisselam’a indirdiği kitapta da, Musa Aleyhisselam’a indirdiği kitapta da tevhit akidesinde bahsetmedi mi? Tek ilah olduğundan bahsetmedi mi? Bahsetti. Ama Yahudiler dediler ki: “Üzeyir Allah’ın oğludur.” İlahı ikiye çıkarttılar. Hristiyanlar dediler ki: “İsa Allah’ın oğludur. Meryem Allah’ın karısıdır.” İlahı üçe çıkarttılar. Haşa ve kella. Ve biz Müslümanlar her gün Fâtiha’yı okurken diyoruz ki: “Allah’ım biz ne ‘İlah ikidir.’ diyen Yahudilere benzeriz, ne de ‘İlah sayısı üçtür.’ diyen Hristiyanlara benzeriz. Bizi onların yollarından uzak et, biz onlara inanmıyoruz. Biz onlara doğru gitmiyoruz. Bizim ayaklarımızı “sırâtel mustakîm”de daim kıl. İşte bu Fâtiha suresidir kardeşler. Bakın, tevhidi anlamak için bu Fâtiha’yı çok iyi idrak etmemiz lazımdır. Bir tane mesaj geldi geçen hafta paylaştım. Bir Alevi kardeşimden gelen mesaj, birebir kelimesi kelimesine okuyacağım. Tevhit ne demek anlayacaksınız. ‘Kahreden bir Alevi mesajı’ başlığıyla paylaştım. “Hocam, ben bir Alevi’yim. Yaklaşık üç aydır elhamdülillah hidayeti nasip etti Allah’ım.” Şükürler olsun kardeşim. “Okuldan memlekete dönünce ailem fark etti namazımdan.” Üniversiteye gitmiş kardeşim, orada sohbetleri falan dinleyip namaza başlamış. Okuldan eve dönünce ailesi bir bakıyor bu çocuk odaya geçiyor, namaz kılıyor. “Ailem fark etti namazımdan.” diyor. “Haşa ve kella. Hazreti Ali Allah’tır, başka kim o zaman dediler bana.” “Ali Allah’tır.” diyor. Bakın! Biz buna inanmıyoruz Allah’ım, biz bunu reddediyoruz. Alevilerin bir kısmı Nusayrilik’e çok yakındır. Nusayrilik ne demek? “Allah Ali’nin içine hulûl etmiştir. Ali Allah’tır.” Bu da bunlardan bir tanesi demek ki. Babası, annesi bu çocuğa demişler ki: “Ali Allah’tır. Ali değilse, Allah Ali değilse başka kim?” Yani illa Allah bir insan olmak zorunda mı? Bir insanın içine hulûl etmek zorunda mı? Şu sakat mantığa bakar mısınız? O zaman ne olacak “… leyse ke mislihî şey’un” (Şûrâ, 11) ayeti? “O yarattığı hiç bir şeye benzemez, dengi yoktur.” (Şûrâ, 11) Ne olacak o ayet? Neden başka kim o zaman diyor? Çünkü bu Kur’an’ı okumamış. Bu Alevi, bu Kur’an’ı okumamış. Okusaydı, Allah’ın benzeri hiçbir şey olmayacağını, hiçbir şeyin içine girmeyeceğini, hulûl etmeyeceğini bilirdi. Ama bilmiyor. Bilmediği gibi oğlunu da doğru yoldan sapık bir yola sevk etmeye çalışıyor. “Ali Allah’tır diyeceksin!” diyor. “Başka kim o zaman?” diyorlar. Anlatıyorum ama şunu söylüyorlar: “Biz yanlışsak bile, bizimle aynı gemide yanacaksın gerekirse.” Kafa kol. Yanlış mıyız biz? Yanlışız. Sende bu yanlışta bizimle aynı gemide batacaksın. Ya göz göre göre insan ateşe götürülür mü ya? Önünde büyük bir ateş yanıyorken “Oğlum biz buraya gidiyoruz, sen de gideceksin.” denir mi? Akıllı bir adamın işi mi bu? Ama diyor ki: “Biz böyle gelmişiz, böyle gideceğiz. Doğrular ve hakikatler güneş gibi karşımıza çıksa bile, Ali’nin Allah olduğuna iman etmek zorundayız.” diyor ve çocuğu bozmaya çalışıyorlar. “Annem ve babam ağlıyor.” Niye ağlıyor? Namaza başladığı için ağlıyor. Allah’ım sen bu insanlara hidayet nasip et Ya Rabbi! (Amin) Bak çocuk içki içiyordu, kumar oynuyordu, Allah-u alem belki zina yapıyordu. Annesi, babası ağlamıyor. “Normal, gençler bunu yapar.” diyor. Ne zaman ki namaza başladı, Allah yoluna girdi ağlamaya başladı. “Ay bizim oğlumuz bozuldu. Namaza başladı bizim oğlumuz.” Şu cehalete bakın ya! Savaştığın şey ne farkında mısın? Namazla savaşıyorsun, Allah’ın emriyle savaşıyorsun. Sen bir pire kadar bile olamayacakken bir deveyle nasıl savaşırsın? Kaldı ki verdiğim misalde Allah ile kul, pire ve deve arasındaki fark gibi değildir. Mümkün değildir. Nasıl savaşacaksın Allah ile? Namaza karşı düşman. “Annem, babam ağlıyor. Babam yarına kadar zaman verdi yoksa git evden dedi.” Arkadaşlar, ya tevhit ya şirk. Bu kardeş şimdi ayrımda, yol ayrımına geldi, köşeye geldi. Ya tevhidi seçecek… Ne yaparsanız yapın, ben Allah’ın dininden vazgeçmem. Çünkü bana elleri, ayakları, gözleri, kulakları sen vermedin baba, anne. Allah verdi diyecek ve tevhide devam edecek. Bir, iki ay kavga, gürültü küfür yiyecek. Sonra alışacaklar. Allah yoluna bizim vesilemizle dönen yüzlerce Alevi kardeşimden aldığım mesajlar bu yönde. İki ay sürdü, benimki dört ay sürdü. “Benim ailem çok baskıcı, altı ay hakaret etmeye devam ettiler altı ay sonra şimdi süt limanız hocam.” “Hatta annem bile namaza başladı.” diyen bir sürü Alevi kardeşim var. Bu baskılar yıldırmak içindir. Bir kaç ay sürer, bazısında birkaç hafta sürer. Sen Allah’ın dininden taviz veremezsin. Bakın şimdi, babanın söylediği bir cümle var. Bunu da çok dikkatli dinleyin! “Yoksa evden git.” diyor. “Ya namazı terk et, Ali’nin ilahlığını kabul et ya da evden git.” diyor. “Namazlarım bazen ağlayarak geçiyor. Benim şirk koşacak bir şey yapmamı istiyorlar. Onu yaparsam namaz kılmama izin vereceklermiş.” Bak, Ali Allah’tır dersen evimde istediğin kadar otur, namaz kıl diyor. Şu cehalete bakın! Bir insanın ilahlığını kabul edersen sabahtan akşama kadar yeme, içme, devamlı namazı kıl. Allah senden o namazları kabul eder mi? Hizmetimin başında kâfirlerle alakalı ayetleri söyledim, onların iyiliklerine ne olacağına dair. Başka ayette, Furkan süresindeki ayette: ” Toz zerrelerine çeviririz.” (Furkan, 23) diyor. “Kâfirlerin yaptıkları iyilikleri toz zerrelerine çeviririz mahşer günü.” diyor. Rüzgâr bir eser, o zerreler havada uçar yok olur giderler. Ben şu kadar şey yapmıştım, bu kadar fakir fukaraya yardımda bulunmuştum, bu kadar güzel bir buluş yapmıştım. Toz zerreleri… Gölgeler ve toz… Gölgeler ve toz… Kâfirlerin iyiliği böyle işte. “Şirk koşarsam, Ali Allah’tır dersem namazıma izin verecekler hocam.” diyor. “Ben yapmak istemiyorum. Kalpten olmadan, içimden gelmeden onların istediğini yaparsam kâfir olur muyum?” Evet kardeşim, kâfir olursun. Ali Allah’tır diyebilmen için, İslam’ı reddedebilmen için bir tek şart var. Ölüm riski… Anan baban seni ölümle tehdit ederse, hakikaten o kadar zalimlerse, ölümle tehdit varsa o zaman tamam. İslam’a inanmıyorum diyebilirsin dil ile. Kalbin ile reddeceksin, ben Müslüman’ım diyeceksin ama. Tıpkı Ammar bin Yasir gibi. Allah Ondan razı olsun. (Amin) Ama böyle bir durum söz konusu değil. Sadece evden kovmakla tehdit ediyor. Ne olur iki gün git sokakta, yat arkadaşında yat? Üçüncü gün çağıracaklar mecbur. Evlat bakkaldan alınmıyor, mecbur çağıracak. Üçüncü gün vazgeçecek, geleceksin eve. Bağıracak, çağıracak, bir iki küfür edecek. Ama bir iki hafta içinde ya da bir iki ay içinde vazgeçecekler. Anlayacaklar ki bu adam yolu bulmuş, bu adam artık dönmez. Kessen dönmez, diyecekler ve seni rahat bırakacaklar. Ben askere gittiğimde bana dediler ki: “Askerde namaz kılamazsın.” O zaman solcular baştaydı. İslam düşmanları baştaydı. Namaz kılanlara çok ters bakılıyordu. Şimdiki kadar rahat değildi. İki gün, üç gün, beş gün namaz kıldığım dönemde arkamda devamlı cemaat geliyor. Sekiz kişi, on kişiye imamlık yapıyorum. Karakol komutanı dedi ki: “Namazları burada kılamazsın.” Askerliğin bitince on sekiz ay sonra git evinde istediğin kadar namaz kıl, kimse sana karışmaz. Ama askeriye içinde namaz yok. Hâlbuki askeriye içinde namaz kılmayı yasaklayan hiçbir şey yok. İnisiyatif kullanıyor. İslam düşmanlığı içinde gözümü korkutmaya çalışıyor. “Kılmaya devam edersen ceza yersin.” dedi bana. Ben dedim ki: “Komutanım, hayatım boyunca kıldım, hiç bırakmadım ve kılmaya da devam edeceğim.” “Sen bilirsin.” dedi. “Sonuçlarına katlanırsın.” “Ahiretteki sonuçlarından daha fazla korkuyorum komutanım.” dedim. Kılmazsam ahirette çok daha büyük sonuçlar var. Burada ne olur? İki tane ceza verir, on gün, on beş gün içerde yatırır? Onu da yapamaz, kanun yok çünkü. Sadece korkutmaya çalışıyor. “Peki sen git bakayım evladım.” dedi. Ne oldu sonra? Hiçbir şey yapmadı. Çünkü kanun da yok. Korkutmak için sert konuşabilirler. Dinden taviz vermeyeceksin. Senin Allah’ın var ya! Onun arkasında Ahmet varmış, Mehmet varmış, üst rütbeli komutanlar varmış, burada çok yıldızları varmış. Göklerdeki bütün yıldızların sahibi olan Allah senin arkanda. Korkma! Korkmadım, kılmaya devam ettim. Allah’ıma şükürler olsun bir tane namazım da kazaya kalmadı askeriyede. Acemi birliğinde kazaya kalıyordu ama usta birliğinde bir tane namazım kazaya kalmadı çok şükür. Hepsini kıldım. Acemi birliğinde otuz gün boyunca çok yoğun olduğu için sabah namazını kılıp çıkıyorduk. Yatsı namazına kadar devamlı dışarda… Bir sürü eğitimler, sürünmeler, bilmem neler, temizlik yapmalar falan namazların hiçbir tanesini kılamıyorduk. Yatsıda bir geliyorduk koğuşa, koğuşta öğle, ikindi, akşam kaza ediyorum. Peşinden de yatsıyı kılıyorum günü öyle kapatıyorduk. Allah günahlarımı affetsin. (Amin) Amin. Keyfi olarak yapmadığımız için… Allahu alem belki günah olarak da yazılmaz. Çünkü keyfi olarak bırakmadık. Şimdi giden askerlerden duyuyorum ki her şey çok rahat, istediğin zaman gidiyorsun namazını kılıyorsun. Tekrar geliyorsun, vazifeni yapmaya devam ediyorsun. Bizim zamanımızda çok zordu. Çok hakaret ediyorlardı, küfür ediyorlardı. Üç yüz kişilik bölük… Bizim bölük üç yüz kişiydi acemi birliğinde. İki kişi namaz kılıyorduk. Üç yüz tane genç adamdan, yirmi yaşında delikanlıdan, iki tane adam kılıyordu kardeşler. Şu durumun zorluğuna bakın ya! Nereden nereye. İşte kardeşler, bu kardeşimize Allah ayaklarını İslamiyet üzerinde sabit tutmayı nasip etsin. (Amin) İlmini, muhabbetini, aşkını bol bol arttırsın. (Amin) Şimdi ben bu mesajı yazdım, peşinden de birkaç soru yazdım. Soruları da okuyayım hem kapatacağım. “Sorularım var! Alevi vatandaşlara Allah’a bir insana şirk koşmayı kim öğretiyor?” Alevilerin birçoğu bizim gibi iman eder, tek Allah vardır der. Hazreti Ali, Efendimizin, son peygamberin sahabilerinden bir tanesidir. Allah’ın selamı onların üstüne olsun, der. Birçoğu böyle bizim gibidir. Ama bir kısmı da onun peygamber olduğunu yahut da ilah olduğunu kabul eder. Bu açık şirktir. Bu bilgiyi bunlara kim öğretiyor, kim veriyor? Sorum bu. “Bu namaz ve İslam düşmanlığını kimler empoze ediyor?” Herhangi bir Alevi kardeşim sohbetlerimi seyredip namaza başlayınca, oruca başlayınca ya da tesettüre girince hemen ailesinden bir mahalle baskısı görüyor. Neden bu namaza, oruca, başörtüsüne düşmanlık, neden? Bunları size kim öğretti? Namaza, oruca düşmanlığı size kim öğretti? Sorum çok basit. “Üç, bu Alevi dedeleri ne iş yapar?” Bunların dedeleri var. Yani yaşlı insanlar, hürmet edilen, saygı duyulan ve dini öğretmesi gereken insanlar. Bu Alevi dedeleri namaz düşmanlığı mı öğretiyor, tesettür düşmanlığı, oruç düşmanlığı, İslam düşmanlığı mı öğretiyor? Bu adamların işi ne? Bir tane genç kardeşim de gelip bana demedi ki: “Ya hocam, Alevi dedemiz var, aynı senin anlattığın şeyleri anlatıyor. On dört asırlık İslam’dan bahsediyor.” Bir tane adam demedi ya! Hangi Alevi dedesine gitseler Aişe’ye küfür, Ömer’e küfür, Ebubekir’e küfür, Osman’a küfür… Küfürden başka bir şey öğretmez misiniz siz bu insanlara ya? Niye küfür ediyorsunuz Allah’ın dostlarına? Neden? “Son sorum, Allah’ın dinine küfür ve hakaretten başka insanlara ne öğretiyorlar?” Allah rızası için İslam’ı öğretin bu insanlara. Bu adamlar, bu Alevi kardeşlerimiz sohbetlerimiz vesilesiyle meclisimize geliyor. “Gusül abdestini bana tarif eder misin?” diyor, köşeye çekiyorum. “Biz bugüne kadar böyle bir şey duymadık.” diyor. Bilmiyorum, diyor. Otuz yaşına gelmiş adam ya! Otuz yaşına gelmiş. Ve soruyorum, “Müslüman mısın?” diyorum. “Evet hocam, ben Müslüman’ım.” diyor. Otuz yaşına gelmiş gusül abdesti almamış. Bu Alevi dedeleri bir kere öğretmediler mi bu adama gusül abdesti nasıl alınır? Peygamber ve sahabileri, İmam Ali gusül abdesti böyle alırdı. İnsan bir öğretir be! Ne iş yaparsınız kardeşim siz ya? Allah Ali’siz Alevilere, ülkemizdeki Ali’siz Alevilere hidayet nasip etsin. (Amin) Ali’siz alevi olur mu? İşte bizim ülkemiz böyle garip bir ülke. Hem Alevi’yim diyor ama Hazreti Ali’ye düşman. Yok Ali’nin gittiği yol bizim yolumuz değil. Biz onu çok seviyoruz. Ama yolu bizim yolumuz değil. Oğlum bu nasıl iş ya? Seviyorsan ona benzemen lazım. Sevginin ölçüsü var. Sevginin delilinin ortaya konması gerekiyor. Muhammed Aleyhisselam’ı seviyorum diyorsan onun gibi yaşaman gerekiyor. Onun gibi namaz kılacaksın, oruç tutacaksın, zikredeceksin, sadaka vereceksin, zekat vereceksin, hac yapacaksın, umre yapacaksın. Eğer Muhammed Aleyhisselam’ı sevdiğini iddia ediyorsan. İmam Ali’yi sevdiğini iddia ediyorsan onun gibi abdest alacaksın, onun gibi namaz kılacaksın. Onun gibi Allah yolunda cihat edeceksin. İslam ilimlerini onun gibi dağıtacaksın insanlara. İmam Ali dediğiniz zaman aklınıza ilk ne geliyor? İlim. Sahabe içindeki en âlim adam. Allah ondan razı olsun. (Amin) Rabb’imiz Teâlâ cennete ellerini öpmeyi bize nasip etsin. (Amin) Amin ya Muin. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana. Belki sen kavuşursun biz varamadıksa da.

Ebu Hanzala’ya nasihat!

Hidayet mesajı okuyayım. Hem gidelim kardeşler. Yasin kardeşim sabote mi ediyorsun sohbetimi ya? 🙂 Problemin nedir kardeşim ya? 🙂 “Rüyamın anlamına bakarken karşıma çıktınız hocam.” “Önce tıklamadım.” YouTube’a giriyorsun… Biliyorsunuz YouTube’da her kanalda, her mesele var. Bu da neye girmiş bu kardeşimiz? Rüyasının anlamına bakmak için girmiş. Bizim rüya sohbetimize denk gelmiş. Bakmış şöyle tipimize… “Önce tıklamadım.” “Cübbeli’yi dinledim.” Cübbeli Ahmet Hoca’yı söylüyor. “Çünkü herkes sizi kötülediğinden dolayı korktum.” Sübhanallah, beni kim kötülüyor ya? Kardeşim, bizi şu beş sınıftan başkası kötülemez: Bir, Mealciler. Muhammed bize hitap etmiyor, biz sadece Kur’an mealine, hocamızın yazdığı Kur’an mealine bakarız, diyen reformistler. Bunlar bizi kötüler. İki, Vehhabi Seleficiler, DAEŞ’çiler. Bunlar bizi kötüler. Üç, Şia. Kur’an eksiktir diyen, sahabilere kâfir diyen, on sahabi hariç binlerce sahabenin hepsi münafıktır, kâfirdir diyen Şia, bana düşmandır. Dört, Fetöcüler. Bunlar bana düşmandır. Çünkü biz 2010 yıllarında bunlara reddiye yapmaya başladık. Yahudi, Hristiyanlar cennete girecek dediği anda biz şüphelendik. Burada ciddi problem var, Kur’an’ın bir kısmını reddetme var, Muhammed Aleyhisselama yalancı deme, var olduğundan dolayı biz reddiye yapmaya başladık. Oradan itibaren bize kafayı taktılar. Fetöcüler bize düşmandır. Dört tane düşman. Beş, komünistler, ateistler, faşistler. Bunlar bize düşmandır. Bunlardan başka, Ehli Sünnet olan bütün Müslümanlar bizi sever. Dostlarımızın sayısı çok fazla, düşmanlarımızın sayısı azdır. Ama devamlı surette plan kuruyorlar. Herhâlde bu düşmanlar dediği bunlardan bir tanesidir. Vehhabiler mesela benim hakkımda video yapmışlar iki üç tane video yapmışlar. Müşrik hoca, laik hoca, demokratik hoca gibi video yapmışlar. Allah Teâlâ aldı bunların hocasını, hapse attı. Ve daha dünyadayken öyle bir rezillik verdi ki bunların hocasına… Bunların hocası ne dedi? Bu ülkede memur olan, bu ülkede askere giden, bu ülkede vergi veren ne kadar insan varsa hepsi müşriktir, hepsi kâfirdir. Yetmiş milyonun tamamına kâfir dedi. Allah ne yaptı? “Avukat olursan kâfirsin, hâkim olursan kâfirsin, polis olursan, asker olursan kâfirsin, ehliyet alırsan kâfirsin…” dedi bunların hocaları. Allah ne yaptı? Allah bir adamın helakini dilerse daha dünyada rezil eder. Bu adam, gitti hapse girmemek için avukat tuttu. Oğlum sen demiyor musun avukat kâfir, avukat müşrik? Avukata vekâlet verdiğin zaman kâfir olursun fetvasını sen verdin mi vermedin mi Vehhabi? Verdin. Daeşliler benim kardeşim dedin mi demedin mi? Dedin. Kerem Hoca müşrik, kâfir; Daeşliler senin kardeşin he. Dünyada Müslüman kesmekten, Yahudi ve Hristiyan’a hizmet etmekten başka, tek hiçbir gayesi yok. DAEŞ… Amerika’nın ve Yahudilerin, İngilizlerin yarattığı yeni bir Frankenstein. DAEŞ… Bunlar senin kardeşin; Biz, kelleyi koltuğa almışız 20 senedir İslam’ı anlatıyoruz, nasıl insanları cehennemden kurtarırız bunun planını yapıyoruz, ben müşrik. Allah, adamı daha dünyada rezil eder, yerin dibine sokar. Gitti avukata para verdi, “müşrik avukat kardeş beni kurtarır mısın?” dedi. Kurtarabildi mi? Kurtaramadı. Cezaevinde. Allah Teâlâ hidayet nasip etsin. Beddua etmiyorum. Onlar bize küfrediyor, biz onlara hidayet diliyoruz, hidayet duası yapıyoruz. Onlar bize lanet okuyor, biz onlara hidayet duası yapıyoruz. Allah Teâlâ bu kardeşime, bidat ehli olmasına rağmen Müslümandır, kardeşimdir, Orada, o dört duvar arasında hidayet nasip etsin. (Âmin) Şu kalbindeki Müslümanlara olan düşmanlığı, ümmet-i Muhammed’e olan düşmanlığı gidersin. (Âmin) Kinini yok etsin. (Âmin) Tekrardan on dört asırlık ana caddeye, ehlisünnet ve’l-cemaate döndürsün. (Âmin) Yahudi’nin, Hristiyan’ın kölesi olmaktan kurtarsın bu kardeşlerimizi. (Âmin) Kardeşim, biz sizin kurtulmasını istiyoruz ya. Fena mı olur o üç tanrıcılara köle olmaktan kurtulup da, Allah ve Resulüne itaat etmeniz, fena mı olur. Safları sıklaştırırız, gücümüz, kuvvetimiz artar. Ama üç tanrıcılarda para var, üç tanrıcılarda güç var. “Onlar bizi destekliyor, yerlerimizi tutmamız için kiralarımızı üç tanrıcılar veriyor.” diyorsunuz, onları destekliyorsunuz, bize kâfir diyorsunuz. Bunlar bize düşmandır. Bize, Ehli Sünnet olan kimse düşman olmaz. Bütün cemaatlerden hayır dua alıyorum. Bizim derviş kardeşlerden daha fazla etrafımdaki insanlar, sohbetlerimi izleyen insanlar bana dua ediyor. Allah hepsinden razı olsun. (Âmin) “Herkes sizi kötülediğinden dolayı korktum fakat sonra devamlı ve devamlı karşıma çıktığınız için videolarınızı izlemeye başladım.” Zorlen, zorlen… 🙂 Benim videolar devamlı çıkıyor orada karşısına. “Ya kim bu ya, tamam be…” en sonunda tıklamış bir tane. Zaten tıklayış, o tıklayış. Beni bir kere tıklarsan, daha bırakamazsın canım. Kardeş ne diyor? “En sonunda tıkladım hocam.” diyor. Sübhanallah. “Dini videolar izlediğim için konuşmalarınız çok akıllıca. Zaten örnekleriniz de harika. Allah sizden razı olsun hocam. Sizden öğrendiğim her bilgiyi aileme anlatıyorum. Çok memnun kaldım. Allah sizden razı olsun.” Kardeşim Allah senden razı olsun. Bak, şimdi bu kardeş önce bir toparlanmış, bir şekil değişimi olmuş, İslamiyeti yaşamaya başlamış, orada kalmamış artık bir davetçi… Ben halife olmak istiyorum diyor. Allah’ın, Rasulünün ve Kur’an’ın yeryüzündeki halifesi olmak istiyorum diyor. İslam davetçisi… Efendimiz Aleyhisselam buyurdu: “İslam davetçisi Allah’ın, Peygamberin ve Kur’an’ın yeryüzündeki halifesidir.” İşte sana halife olmak için bir yol. Öğrendiğin her şeyi komşuna anlat, arkadaşına anlat, pes oynadığın arkadaşına anlat, işe beraber gittiğin dostuna anlat, eve git hanımına anlat… Kapat o diziyi televizyondaki; tak kumandayı al, diziyi kapat. Hızlı bir şekilde, hızlı bir el hareketiyle pilleri çıkart. Tık tık tık. “Hay Allah ya bak pillerde… Neyse kapatalım” de. Bir numara yap ya, her şeyi ben mi öğreteceğim ya. Kapat o televizyonu, öğrendiğin meseleleri anlat. Anlattığın zaman sen Allah’ın ve Resulünün yeryüzündeki halifesi olursun. Bu kardeş de ne yapmış? Sadece öğrenmekle kalmıyor, öğrendiğim her şeyi diyor aileme anlatıyorum. “Recep bak, bugün şöyle öğrendim, hoca böyle anlattı falan dur şu videoyu izleyelim ya.” Oyun videosu izleyeceğine arkadaşına bizim videoları seyrettiriyor. Bu sefer o da bağımlı oluyor. İslam ilimleri öyle bir şeydir ki, öyle bir bağımlılık yapar ki bunun sonu yok. Devamlı daha fazlasını istersin. Dur şu kitabı da okuyayım, dur bu sohbeti de seyredeyim, dur şu bilgiden eksiğim, bunda da kendimi geliştireyim. Hep daha ileriye gidersin. Biz sekiz yaşında bu ilimleri okumaya başladık. Ve okudukça, öğrendikçe cahilliğimiz daha fazla arttı. Anladık ki biz olayın daha içine dahi girememişiz. İslam ilimleri çok derin bir okyanus, bize Allah’ın verdiği bir damla. Yirmi senedir ben o bir damlayı anlatıyorum, daha hâlâ bitiremedim, ikinci damlaya geçemedim. O kadar, o kadar derin bir damla ki, daha hâlâ o damlayı anlatıyorum. Ve her sohbetimde başka başkadır. Hep başka ayetleri anlatırım, hep başka hadis-i şerifleri zikrederim ve bitmez. Allah’ın ilmi; denizlerin tamamı mürekkep olsa, ağaçların tamamı kalem olsa Allah’ın ilmini yazarak bitirecek değildir. Mevlâ Teâlâ Hazretleri ibret almayı, idrak etmeyi, anlamayı bize nasip etsin. (Âmin) Âmin ya Muin. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana, belki sen kavuşursun biz varamadıksa da. Kardeşler, ben buna karşılık bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Velhamdülillahi Rabb’il âlemîn el-Fâtiha.

Eğer ahiret ve hesap günü olmasaydı, Allah’a, zalim Allah diyecektiniz!

Allah’ımız devam etti: “O Allah, gökleri ve yeri yarattı.” “…bil hakki.” “bir hak ile yarattı. Hakikati ortaya çıkartmak için yarattı, gerçeği ortaya çıkarmak için yarattı.” (Ankebut, 44) Bu hakikat nedir kardeşler? Hakları ödemek, hakkı ortaya çıkartmak nedir? Şimdi… Allah Teala hazretleri, bu dünyada fakiri yarattı, zengini yarattı. Fakir de var, zengin de var. Âlim de var, cahil de var. Her iki türden insan var. Sağlıklı da var, hasta da var. Şimdi, zenginlerden bazıları, fakirlerden bazılarına zulmediyor mu etmiyor mu bu dünyada? Zekâtını vermemek zulüm değil midir? Allah, sana bir nimet, bir mal, servet verdiği zaman senden ister ki yüzde iki buçuğunu her sene devran döndüğü anda, bir sene dolduğu anda fakir fukaraya dağıtacaksın. “Ben dünyada bu kadar fakir yarattım. Zenginlerin vereceği zekât, fakirlere yetmeseydi ben zalim bir Allah olurdum.” “Fakirleri yarattım ki sizi, zenginler, sınav ediyorum. O zekâtınızı vereceksiniz, bu fakirler aç kalmayacaklar.” Dünyada açlık olmazdı. Şu dünya nizamı, şu Birleşmiş Milletler… Boyuna toplanıyor toplanıyor, dağılıyorlar. Hiçbir halta çözüm bulamıyorlar. Yüz doksan tane ülke. Bir İslam kanunlarını ortaya koysalar dünyada bir tane aç kalmaz. Dünyada bir kişi açlıktan ölmez. Yapacağın tek şey, İslam kanunlarıyla bundan sonra hareket ediyoruz, de. İnsanlar huzuru bulur. İşte Osmanlı… Bırak fakir fukarayı, dağdaki kurtların bile rızkını düşünen bir devlet. Şu güce, kudrete bakın! Neden Allah böyle bir kuvvet verdi? Çünkü İslam’ı yaşıyor. İslam’ı yaşadığın zaman Allah güç kuvvet verir. Bazı kuvvetliler bazı zayıfları bu dünyada ezdi. Eğer Allah, ahiret âlemini yaratmasaydı zalim bir Allah olmuş olurdu. Çünkü burada adam mazlum, adam fakir; öbür adam zengin, bunun hakkını parasını bastırarak gasp ediyor. Bunun hakkına giriyor. Burada adam fiziki olarak kuvvetli; öbürü zayıf, cılız. Her gün iğne yemiş, her gün enerji haplarından içmiş, her gün spora gitmiş, yüz kilo olmuş. İri yarı. Buradaki adam elli kilo, fakir, bakımsız. Bakımsız olduğu için bu adam geliyor her akşam gelirken arkadaşlarının gözünün önünde adamı dövüyor. Bu zalim, bu mazlum. Şimdi bu dünyada, bu adam bundan hakkını alamıyor. Ahiret olmasaydı burada bir adaletsizlik olmuş olmayacak mıydı kardeşler? Neden ahiret var? Ahiretin varlığının en büyük delillerden bir tanesi bu ayettir. “Gökleri ve yeri yarattı.” “…bil hakki.” “hakkı ortaya çıkarmak için yarattı.” (Ankebut, 44) Eğer gökleri ve yeri yaratmasaydı ve insanları burada bir sınav etmeseydi o zaman zalim olanlar, mazlum olanlara karşı kârlı çıkmış olacaktı. Yaptıkları yanına kâr kalmış olacaktı. Adam kadına tecavüz ediyor. Bugün dünyada tecavüzün en çok işlendiği ülke hangisi kardeşler? İsveç. En çok ateistin olduğu ülke hangisi? İsveç. Dünyadaki en çok ateist, zaten resmi dini yok. İsveç ateisttir. En çok tecavüz nerde? İsveç’te. Bir sual daha sormam iktiza ediyor: En çok intihar vakası nerede? İsveç’te. Yaşam ferah, maddi gelir durumu en rahat yer İsveç. Neden peki en çok tecavüz burada, en çok intihar burada? Neden bu ülkede? Dinsiz bir yaşam. Bak! En zayıf, en kötü, en tahrif olmuş din bile Hristiyanlık ve Yahudilik… Onu bile yaşasalar ateizmden çok daha iyidir. Onu bile, tahrif olmuş dini bile yaşasalar. Bir de İslam’ı yaşasalar ne olacak? Çok daha huzurlu, çok daha bir yaşam ortaya çıkacak. En büyük delili ne olacak? Tecavüzler azalacak bir, ikincisi intiharlar azalacak. İnanç ne kadar zayıfsa ölme isteği o kadar fazla artar. Ben burdan kurtulmak istiyorum, bu dünyadan kurtulmak istiyorum, der. İnanç kuvvetli olduğu zamansa daha fazla ibadet yapma isteği ortaya çıkar. İslam ve İslamsızlık böyle bir şeydir kardeşler. İşte, İmam Razi Hazretleri ayetin bu kısmını tefsir ederken diyor ki: “Eğer Allah ahiret alemini yaratmamış olsaydı zalim bir Allah olmuş olurdu!” Bizim Allah’ımız asla zalim değildir.

Arkadaşım, “Ben Aleviyim, bizde namaz yok” deyip namaz kılmıyor!

Yanlış bir din öğrenirsen, elli yıllık yüz yıllık yeni uyduruk dinleri öğrenirsen; müslüman diye zannedersin kendini ama hakikatte müslüman olamazsın. Bakın; bir arkadaşım iki hafta kadar önce bana bir sual sordu. Cevabını yazdım buraya getirdim, nakledeceğim inşallah. İnsanların durumuna bakın, ”ben müslümanım” diyen adamların durumuna bakın; ”Hocam selamun aleyküm hayırlı kandiller. Bir sorum olacaktı: Benim bir arkadaşım ”ben aleviyim, bizde namaz yoktur” diye namaz kılmıyor. Bu doğru bir davranış mı?” Kardeşim ne demek bizde namaz yoktur ya? ”Ben aleviyim” ne demek? ”Ben Hz. Ali’yi çok seviyorum” demek. Peki, ehl-i sünnet vel cemaat müntesipleri Hz. Ali’yi sevmez mi? Biz hepsinden daha çok severiz. Neden? Çünkü imam Ali’ye en çok biz benzeriz. Sevginin ölçüsü ne ile ölçülür? Kim daha çok benziyorsa imam Ali’ye, o daha çok seviyor demektir. Bir tane ehl-i sünnet müslümanı gördünüz mü siz, ”ben İmam Ali’yi çok seviyorum ama namaz kılmam.” diyen? Böyle bir şey olabilir mi? Arkadaşı ne diyormuş? ”Arkadaşım, ben aleviyim. Bizde namaz yoktur.” ”Bizde namaz yoktur.” ne demek ya? İmam Ali’nin namazsız olduğunu düşünebiliyor musunuz? Hayal edebiliyor musunuz? ”Hz. Ali namaz kılmaz. Namaz kılmayan bir imam.” Olabilir mi böyle bir şey? Subhan’Allah ”Ve aleykümselam kardeşim, aleviler iki sınıftır. Bir sınıf, tıpkı bizler gibi namaz kılar, oruç tutar, hacca gider.” Böyle aleviler vardır. Bana fetva sorarlar. ”Biz namaz kılarız, oruç tutarız, zekat veririz, hacca gideriz.” Bizim bunlarla bir farkımız var mı? Hiçbir fark yok. Meşrebi alevilik. Babası, anası alevi kalmış adı. Tıpkı bizim meşrebimizin nakşibendilik olduğu gibi, hanefilik olduğu gibi. Alevi. Var mı bizden farkı? Namaz kılıyor, oruç tutuyor, hacca gidiyorsa bizden hiçbir farkı yoktur. ”Bunlarla aramızda hiçbir fark yoktur. Meşreplerinin alevilik olması hiçbir şeyi değiştirmez. Dünya-ahiret din kardeşlerimizdirler. Çünkü Hz. Ali (radiyallahu anh) gibi yaşarlar. Kıyas nedir? -”Sen alevi misin?” – ”Aleviyim.” ”Hz. Ali gibi yaşıyorsan sen benim kardeşimsin. Yok onun gibi yaşamıyorsan kardeşim değilsin, vatandaşımsın.” Şeyhim İsmail Efendi’ye geldi bir kardeşimiz. Dedi ki: ”Efendim bu benim mahallemden komşumdur, alevidir bu kardeş ona ne dersiniz?” Şeyhimiz ne dedi: ”Kardeşim, alevi olabiliyor musun?” ”Efendim” dedi ”ben zaten aleviyim.” ”Hayır kardeşim” dedi. ”Onu sormuyorum. Alevi olabiliyor musun? Yani ”Hz. Ali’yi seviyorum, ben aleviyim” derken Ali gibi yaşayabiliyor musun?” ”Namaz kılmıyorum şeyhim” dedi. Sen alevi değilsin. Sen, alevilik adı arkasına saklanıyorsun ve dinsiz bir yaşam istiyorsun. Takiyye yapıyorsun. Şimdiki fetöcüler gibi Ne diyor? ”Biz müslüman. Biz var müslüman olmak.” Bu nasıl müslümanlık ya? Bu nasıl müslümanlık? İçki serbest, karının başını aç, namaz kılacağın zaman, duvara elini sür yüzüne sür, tamam abdestini aldın. Namazı kılacağın zaman duvara bak, bir noktaya bak, rükû, secde hayal et. Namazını kılmış sayılırsın(!) Dinde var mı bu ya? ”Biz var müslüman olmak.” Böyle bir şey yok kardeşim. İşte bunlar da böyle. Uydurma alevilik olmaz. Alisiz alevilik olmaz. Devam ediyor: ”Bunlar ne kadar aleviyse biz de o kadar aleviyiz. Ancak bir sınıf da vardır ki; namaz kılmaz, ramazan orucu tutmaz, zekat vermez, hacca gitmez. Bunlar İmam Ali’nin isminin arkasına saklanan ama keyfî bir yaşam süren Ali’siz alevilerdir. Dördüncü halifemiz Hz. Ali’ye benzemeyen ve Onun gibi yaşamayanlar din kardeşimiz değil ancak vatandaşımızdırlar. Seçimleri kendilerini bağlar lakin mahşer günü, çok sevdiklerini iddia ettikleri ama benzemeyi reddettikleri o imam ile yüzleşmekten de kaçamayacaklardır.” Şimdi, kimin adını anıyorsun sen? Kime bağlı olduğunu söylüyorsun? İmam Ali. -Allah ondan razı olsun.- Hem onu sevdiğini ve onun yanında olduğunu iddia ediyorsan, hem onun adını kullanıyorsan ve hem de onun gibi yaşamıyorsan ne olur? Mahşer gününe gittiğin zaman İmam Ali senin gırtlağına yapışır. Senin gırtlağına yapışır ve hesap sorar. ”Siz benim adımı kullanmadınız mı?” Tıpkı kim gibi hesap soracak? Hz. İsa’nın Hristiyanların gırtlağına yapışıp hesap soracağı gibi. ”Ben size hayatımda yaşıyorken beni Allah’ın oğlu edinin dedim mi?” Hz. İsa (aleyhisselam) Dünya’da ne kadar Hristiyan varsa, kıyamete kadar gelecek olan ne kadar Hristiyan varsa mahşer günü bize bu sahneyi Allah gösterecek. Hepsinin teker teker gırtlağına yapışacak. Ve diyecek ki ”Ben hayatımda yaşıyorken, benim ağzımdan, ”ben tanrıyım” ya da ”ben Allah’ın oğluyum” diye bir kelime duydunuz mu?” Yok. Bugünkü tahrif edilmiş dört tane incilde bile İsa aleyhisselamın ağzından “ben tanrının oğluyum” kelimesi yoktur. ya da ”ben tanrıyım” kelimesi yoktur. ”Ben tanrıyım.” Yok. Bunlar nereden çıkarttı bunu? ”Biz İsa’nın yolundayız, biz İsa’yı çok seviyoruz.” Sende namaz yok, sende oruç yok, sende zekat yok. İsa aleyhisselamda bunların hepsi vardı. Meryem suresini okumadınız mı? Ne diyor İsa aleyhisselam daha kundaktayken annesinin kucağında: ”Allah, yaşadığım sürece bana namazı ve zekat vermeyi emretti.” İsa aleyhisselam söylüyor ”Yaşadığım sürece bana namazı ve zekatı emretti.” İsa aleyhisselama emredilen, O’nun kavmine emredilmiş olmuyor mu? Oluyor. İmam Ali’ye emredilen namaz, oruç, zekat, hac Onu çok sevdiğini iddia edenlere emredilmiş olmuyor mu? Oluyor. Peki siz neyi yaşıyorsunuz? Burada büyük çelişki var. Burada büyük problem var. Devam ediyorum Hz Ali efendimiz sahib-i tertibtir. Bir günlük namazı kazaya kalmış değildir. ”Hal böyleyken nereye gidiyorsunuz?” ”Fe eyne tezhebun” diyor Kur’an. ”Nereye gidiyorsunuz?” Sahib-i tertib ne demek biliyor musun? Şu anda ülkemizde yüz binde bir kişidir belki sahib-i tertib. Bizim küçük Muhammed de bunlardan bir tanesidir. Buluğ çağına erdiği günden itibaren bir günlük namazı, beş vakit namazı kazaya kalmazsa bir adamın buna sahib-i tertib denir. Peygamberimiz ve sahabisinin dört vakit namazı kazaya kalmıştır. Hendek savaşında. Beşinci vakit kazaya kalmadı. Elhamdulillah Yatsıyı beraber cemaat ile kıldılar. Sonra dört vakti peş peşe kaza ettiler. İmam Ali de bunlardan bir tanesidir. O cemaatin içinde imam Ali de vardı. Allah onların hepsinden razı olsun.(Amin) İmam Ali sahib-i tertib, Onun yolunda olduğunu iddia eden sen, bir vakit namaz kılmıyor, bırak sahib-i tertibi. Tersten sahib-i tertib. Tersten. Namazsızlık sahib-i tertibi. Allah’tan korkun! Kimin adından bahsettiğinizden haberiniz var mı? Bir alevi kardeşim geliyor sohbetlerimize birkaç haftadan beri. Allah’a hamd olsun hayatını çok değiştirdi. Namazında, niyazında… Geçen hafta bana açıldı ”Hocam” dedi ”Hayatımda büyük değişiklikler var elhamdulillah beş vakit namaza başladım. Fakat aile bireylerimden garip tepkiler alıyorum.” Dedim ”kardeşim ne tepkisi alıyorsun?” ”Babam beni namaz kılarken gördü. Odama geçiyorum, kıbleye dönüyorum, seccadeyi seriyorum, namazımı kılıyorum. Babam kapıyı bir açtı bana seslenmek için bir baktı ben namaz kılıyorum. Homurdanmaya başladı.” diyor Namaz kılarken bir adamı, gördüğün zaman ne yaparsın? Susarsın, kapıyı kapatırsın çıkarsın. Babası ne yapıyor? Homurdanmaya başlıyor. Bu ne ya?! Ne yapıyorsun sen burada ya?! Yahu oğlunu içki içerken görmüyorsun mübarek, namaz kılıyor bu adam ya. ”Elhamdulillah” de kapıyı kapat. Elin Almanı bile namaz kılan bir işçi müslümanı gördüğü zaman ne yapıyor? ”Muhammedi Muhammedi” diyor. Kapıyı çekiyor gidiyor. Alman bu. Hristiyan. Muhammediye saygısı var. Namaz kılarken sesini çıkartmıyor. ”Muhammedi” diyor. Kapıyı çekiyor gidiyor. Bizim müslüman alevi oğlunu görüyor namaz kılarken diyor ki: ”Bu ne ya?! Böyle iş olur mu ya?” ”Amcam telefon açtı hocam” – Alo yeğenim İsmail ”Buyur amca” – Namaza başlamışsın. Şimdi İsmail de bekliyor amcam beni tasdik edecek, beni gaza getirecek. ”Evet amca hamd olsun.” – Evladım yanlış yoldasın. Amcanın verdiği tepkiye bakın kardeşler… Bir adam ”namaza başladım” derse siz ona yanlış yoldasın der misiniz ya? Bu adam bu adam ciddi bir gelir kapısı açtı kendisine. Namaz demek her kıldığımız vakitte on binlerce sevap yazılması demek bu tarafa. Şeytanın kendi kendisine intihar etmesi demek. Ölümsüz, intihar acısını hissediyor, kafasını duvarlara vuruyor kendisini bıçaklarla kesiyor acıyı hissediyor ama ölmüyor. Şeytana bu acıyı yaşatıyorsun her namaz vaktinde. Sen, yeğenin böyle bir ibadete başladığı için keyiflenmen lazım gelmez mi? Tam tersi adam diyor ki ”Yanlış yoldasın oğlum.” Subhanallah! Vallahi sen yanlış yoldasın amca. Sen fena bir yanlış yola girmişsin. Tam tersi bu genç kardeşimizi teşvik etmeleri gerekiyor, sevk etmeleri gerekiyor. Askerde bir alevi kardeşimle tanışmıştım. Orada yaptığımız sohbetler vesilesiyle etkilendi. Hayatında ilk defa otuz günlük ramazan orucunu tuttu. Elhamdulillah. Bizden Kur’an’ı Kerim öğrendi. Beş vakit namaza da başladı ama bana şunu devamlı söylüyordu: ‘ ‘Hocam, ben aileme döndüğüm zaman ciddi tepkiler alacağımı biliyorum.” ”Kardeşim” dedim ”İslamiyette cihad ve sabır iki ana şarttır cennet için. Cihad edeceksin ve bunda daim olacaksın. Bunlara sabredemezsen, alacağın tepkilere sabredemezsen, ahirette Allah’tan tepki alırsın.” Kimin tepkisi daha sert olur kardeşler? Sana bu elleri, ayakları, gözleri, kulakları verenin tepkisi mi daha sert olur yoksa geçici olan tepkiler mi daha sert olur? Kaldı ki bir şeyi garanti ederim ailenin sana vereceği tepki beş ay, altı ay en fazla bir sene sonra kanıksayacaklar . ”Tamam bu adam Allah yoluna girdi daha döndüremeyiz.” Çok fazla insanla muhattap olduğum için tespitimi söylüyorum. Bakacaklar ki sende istikrar var, geri adım atacaklar, seni öyle kabul edecekler ama Allah’ın tepkisi böyle değil. Allah öfkelendiği zaman bir kuluna, ateşe atar. Allah’ın gazabı cehennemdir. Cehenneme atar ve o bizim gördüğümüz ateşler gibi değildir Allah hepimizi oradan uzak etsin. (AMİN) Amin.

Tevhid nedir? – Abdülkadir Geylâni’den ümmete nasihat

Velilerin piri, on iki hak tarikattan ilki hangisidir? Abdul Kadiri Geylani Hazretlerinin piri olduğu Kadiri tarikatıdır. Allah ona rahmet etsin. (Amin) Hanbeli mesebi âlimidir. Aynı zamanda bir hadis âlimi. Mübarek zat şöyle diyor: “Bizim yolumuz çok dikenlidir, ayağını seven gelmesin.” İnsan bir kişiyi kendi memleketine, kendi yoluna davet ederken böyle bir davet şekli seçer mi? “Bizim buralar çok güzeldir kardeşim.” Farklı beldelerde oturan kardeşlerimiz var. Bizi yazlıklarına davet ediyorlar. “Hocam, hafta sonu şuraya gel. Hocam, buraya gel” Nasıl anlatıyorlar mekanlarını? Cennet gibi. Bize bu daveti yaparken şöyle deseler olur mu? “Hocam, her taraf dikenlik. Kargalar uyutmuyor. Gece sivrisinek baskını var. Çok rahat edeceğiz, emin ol hocam.” Böyle bir davet olur mu? Olmaz. Zaten hocanın gelecek vakti yok. Bu davete hiç gelmez. Abdülkadir Geylani Hazretleri nasıl davet yapıyor? “Bizim yolumuz dikenlidir kardeşler. Ayağını seven gelmesin.” Ne demek istiyor mübarek? Allah yolu meşakkatle kuruludur. Bu dünyada o bir saatlik zaman dilimi içinde, o kısa anda Allah için bazı meşakkatlere katlanacaksın. Şunu da söyleyeyim, sana meşakkatli geliyor da kâfire gelmiyor değil. Onlara da geliyor. Sana meşakkat geliyor da ateiste, deiste, Budist’e, putpereste gelmiyor değil. Onlara da geliyor. Bizim farkımız bu. Bize biraz daha fazla gelir. Dünyadaki günahlarımızı temizlemek için. Allah günahlarımızı temizlemek için bu dünyada biraz daha fazla verir. Bunun dışındaki meşakkat nedir? Nefsimizle daimi olarak cihat hâlindeyiz. Mesela nefis öfkelendiği anda küfrü basmak ister. Birine öfkelendin mi, düşman mısın, sevmiyor musun? Nefs ona küfretmek ister. Ama Allah: “Sözü güzel söyleyin.” (İsrâ, 53) diyor. Ama Allah’ın Peygamber’i Aleyhissâlatü vesselâm: “Ağızlarınız Kur’an yoludur, onu kirletmeyin.” diyor. O zaman küfür edemeyiz, küfür haramdır, yasaktır. Bu nefisle mücadele değil midir, nefisle cihad değil midir? İşte Geylani Hazretleri diyor ki: “Nefsine çok düşkünsen, keyfine düşkünsen, bu yol sana göre değil!” Başka bir hadisle yakınlaştıracağım. “Hac meşakkattir.” Sallallahu aleyhi ve sellem. “Hac meşakkattir.” buyuruyor. Meşakkat ne demek? Zorluk, zorlukla kurulu… Bir adam hacca gittiği zaman büyük zorluklar çekecek demektir. Evdeki alışkanlıklarını terk ediyor. Hep alışmadığı şeylere muhatap. Zorluk üstüne zorluk geliyor. Ama orada aldığı muhabbeti, orada aldığı feyzi ve aşkı bir tarafa koyduğunuz zaman… “Keşke bana bir kere daha çıksa da bir daha gitsem.” diyor. Ben gitmeden önce onlarca insandan şu kelimeyi duydum: “Ne bu Araplara para yediriyorsunuz ya! Anlamıyorum beş defa on defa giden insanları ya! Bir kere git, gel. Zaten bir sürü para veriyorsun, bir de zorlukları var.” Bunu diyen onlarca adama şahit oldum. Hepsi de gitti ve bir sene sonra umreye gitti. Gidiyor, öyle bir muhabbet alıyor ki, öyle bir feyiz alıyor ki bir sene sonra da umreye gidiyor. Niye kardeşim? Sen böyle atıp tutuyordun bize, Müslümanlara atıp tutuyordun. “Ne yapıyor bu adamlar, ne buluyor orada, ne yapıyor?” diyordun. Orada aşk var, orada muhabbet var. Orası dünyanın merkezi. Feyzin menbaı Kabetullah’tır. Bütün bedenlerin kıblesi orasıdır. O evin tarihi on binlerce yıllıktır. İlk evdir, Kabe evlerin anasıdır. Beytül atik, evlerin anası. Şu hâlde oranın feyziyle, dünyadaki başka bir yerin feyzi bir olamaz. İşte, nefs terbiyesi bu yolda çok önemli. Nefsi nasıl terbiye edeceğimiz konusunda, kalbi nasıl düzelteceğimiz konusunda, tevhidin mahiyetini nasıl anlayacağımız konusunda, o büyük zat olan Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin nasihatlerini getirdim. İnşallah bu nasihatleri okuyacağım. Çok kısa yorum yapacağım. Fazla uzatmadan kapatırız Allah’ın izniyle. Bakın şimdi! İmam şöyle başlıyor: “Ey oğul, sen hiçbir şey üzerinde değilsin. Senin Müslümanlığın da sıhhatli değil.” Sert bir giriş, karşı tarafın üzerindeki tozları almak için, kilime vurmak gibi talebesine vuruyor şeyh. “Senin Müslümanlığın sıhhatli değil, ey evladım, ey talebem! İslam, üzerinde bina bulunan temelin ta kendisidir. Senin şehadet getirmen de tam olmamış, eksik.” Nasıl tam olmamış? Biz hepimiz şehadeti biliyoruz. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasuluh. Buradaki bütün Müslümanlar bunu bilirler. Şehadetimiz eksik mi şu anda? Eksik değil. Bizim şehadetimiz mealcilerin şehadeti gibi değil, modernistlerin şehadeti gibi değil. Şu anda mealizm, modernizm diye yeni bir din uydurdular, yüz yıllık. Biliyorsunuz bunu. Bunların şehadeti nasıl? Eşhedü en la ilahe illallah. Bitti! “Ee devam.” “Devamı yok, şirk.” Devamını getirirsen, Muhammedun rasulullah dersen müşrik olursun. Bak, bu sapıklara dikkat edin ha! Bunlar Muhammed Aleyhisselam’ın en büyük düşmanıdır. Sorsan, biz Müslümanız derler. Ama Allah’ın isminin yanına peygamberin ismi konulmaz, derler. Allah bu kitapta yüzlerce ayette: “Kul etîûllâhe ver rasûl.” (Âl-i İmrân, 32) der. Allah’a itaat edin, rasule itaat edin. Allah, peygamberinin adını kendi adının yanına koyuyor yüzlerce ayette. Yani bu şu anlama mı geliyor? Allah bizim şirk koşmamızı mı istiyor? Haşa ve Kella! Bu kitap baştan sonra tevhidi anlatır, tek ilahı anlatır. Şu hâlde sen arızalı zihninle ve arızalı kalbinde bir şeyleri yanlış anlamışsın. Mealist! On dört asırlık İslam’ı bırakırsan, yüz yıllık yeni bir dine tabi olursan, işte böyle peygamber düşmanı olursun. “Camilerde Allah, Muhammed ismi varsa bu şirktir.” diyor. Taş düşsün senin kafana! (Amin) Yolda yürürken elinde o cep telefonuyla, o köy oyunlarından oynarken saksı düşsün kafana! (Amin) Allah’ım ya Rabbim ya! İnsan nasıl peygamber düşmanı olur? Allah’ın Peygamber’i olmasaydı, sen şu anda neydin ya? Ne idin? Şimdi Müslümanların çoğunun ağzında bir tekerleme vardır. Atamız Fatih buraları almasaydı biz ne olurduk? Çok doğru bir sual, çok doğru bir sual. Bir adım geriye götürelim. Allah, Peygamberi Muhammed Aleyhisselam’la bizi tanıştırmasaydı, bizim halimiz nice olurdu ya! Hemen örneği veriyorum. Batımızda Yunanistan, Bulgaristan, İtalya, Fransa, İsviçre, İspanya… Batıya doğru gidin. Tamamı kaç tane Allah var diyor? Kaç tane Allah var diyor? Üç tane. Baba, karısı Meryem, oğlu İsa. Üçtür, ilah üçtür, diyor. Muhammed Aleyhisselam olmasaydı biz ne yapacaktık? Çok yüksek ihtimal, çünkü Hristiyanlık eski bir din ve çok fazla yayıldı. Bizde üç tane Allah var diyecektik. Allah bizi korusun. (Amin) Allah bizi korusun. İşte soruyu, olayı buraya götürmen gerekiyor Müslüman kardeşim. İmam devam ediyor. “Zira dilinle ‘la ilahe illallah’ (Allah’tan başka ilah yoktur.) diyorsun. Fakat kalbinle bunu yalanlıyorsun. Kalbinin içinde birçok ilahlar var.” Bak şimdi! Allah dostları, veliler kalp doktorlarıdır. Nasıl bedeninde bir rahatsızlık ortaya çıkarsa doktora gidersin. Ruhunda ve kalbinde bir rahatsızlık ortaya çıkarsa kime gideceksin? Âlimlere gideceksin, velilere gideceksin. “Bana bir zikir, bana bir dua, bana bir ibadet bir şey öğret. Kendimi toparlayayım, arızalarım var benim. Ben beş vakit namaz kılan bir adamdım, iki aydan beri namaz kılmıyorum. Problem var!” Bir adam her gece uyku uyuyorken, iki ay boyunca uyku uyuyamazsa bu adam kime gider? Kerem Hoca’ya gelmez. Kime gider? Doktora gider. Problem var, benim hayatımda problem var. Beni bir kontrol et! O, onu nereye yollar? Psikoloğa yollar. Aynen bunun gibi, hayatında yıllar boyunca namaz kılmış bir adam, bir şey oluyor ve aylar boyunca namazı bırakıyor. Bu adamın kime gitmesi lazım? Dünyanın en mütehassıs doktoruna gitse, hiçbir ilaç kar etmez. Bu adamın kalp doktoruna, ruh doktoruna gitmesi lazım. Peygamberler, mürşidler, âlimler kalp doktorudur, ruh doktorudur. Bak şimdi, kalp doktoruna bak! “Sen dilinle ‘la ilahe illallah’ diyorsun, kalbinde tek olan ilahtan başka bir sürü ilah var.” diyor. “La ilahe, hiçbir ilah yoktur dediği zaman, bununla toptan bir reddi, nefy onaylıyorsun.” İlah namına her şeyi inkâr ediyorum demektir, la ilahe. Burada ateistlerle aynıyız. Çünkü onlar da ilah yoktur diyor, biz de ilah yoktur diyoruz. “İllallah, ancak Allah vardır dediğin zaman ise yine Allah için toptan bir kabulü, ispatı onaylamış oluyorsun.” Bizi ateistlerden ayıran fark ne oluyor? La ilahe illallah, ilahların tamamını reddettik; illallah, Allah’tan başka. Burada toptan bir ispat var, görmüş gibi iman ettik ki o ilah var. “Bu durumda, her ne zaman kalbin haktan gayrı bir şeye dayanır, güvenirse o zaman yukarıdaki külli ispatında yalancı durumuna düşmüş yani kendi kendini yalanlamış oluyorsun. Kendisine dayanıp güvendiğin o şey de senin ilahın olmuş oluyor. Gerçek ve fiili durum budur, zahire itibar yoktur.” Şimdi sen demiyor musun? “Oğlumu şu okula yazdıracağım da, bir tanıdık var. Onunla bu işi çözersem inşallah olur.” Demiyor musun bunu? Diyorsun. Kime güvendin? İnsana güvendin. “Ankara’da bir tanıdığım var, tayinimi isteyeceğim. O bana aracı olur.” dedin. Kime güvendin? İnsana güvendin. Kime güvenmen lazımdı? Allah’a güvenecektin. En evvel Allah’tan isteyeceksin. Allah’a güveneceksin. Bunlar aracılardır, vesilelerdir. Vesile demek şirk demek değildir. Ama aracıyı ilahın önüne koyduğun zaman ne oluyor? Ondan istemiş oluyorsun, ondan istemeyeceksin. Sen Allah’tan isteyeceksin. Ona ne diyeceksin? “Böyle bir işim var. Bende bu işe ehil olduğumu düşünüyorum. Geçmişim, backroundum budur. Aracı kardeş, şu işe bana bir yardımcı olur musun? Ben de Rabb’ime dua edeceğim. İnşallah hakkımda hayırlısıysa bu iş olsun.” İşte bu normal olandır. Ancak bunu yapmadığın zaman, ilk istediğin zat Allah olmadığı zaman ne oluyor? Aracıyı ilahlaştırmış oluyorsun. Bu büyük sıkıntıdır. Şimdi türbelere giden bir sürü insanlar var. Türbeye gitmek, kabre gitmek, dua etmek, Kur’an okumak caiz midir? Caizdir. Ancak bir yere kadar. Neresi o? Türbedeki yatan zattan dünyaya dair herhangi bir şey istersen bu şirk demektir. Mesela… Ey Merkez Efendi Hazretleri… Merkezefendi Camii bizim oradadır. Karşısına geçtik, Fatiha’mızı okuduk Rasulullah Aleyhisselam’ın yaptığı gibi. İhlas-ı şerifleri de okuduk. Bir Fatiha, on bir İhlas-ı şerif okurdu Efendimiz Aleyhisselam. Okuduk. Peşinden ne yaptık? Bu duaların sevabını Efendimiz Aleyhisselam’dan aşağı doğru bütün sahabilere bağışladık. Bütün geçmişlerimize bağışladık. Peşinden ne geldi? İstek zamanı… Dualarımızı bağışladık, Kur’an’ımızı da okuduk. Peşinden bir şeyler isteyeceğiz. Kimden isteyeceğiz? Burada tevhid ehli ne yapar? “Allah’ım senden şunu istiyorum. Alalh’ım bana, bunu ver.” Şirk ehli ne yapar? “Ey Merkezefendi Hazretleri! Kızım evlenecek, kızıma hayırlı bir kısmet ver.” Ne oldu bu? Açık şirktir! Kimden istemesi lazımdı? Allah’tan istemesi lazımdı. Ancak şunu diyebilir. “Allah’ım, burada yatan güzel sevdiğin kulun hürmetine, bu Musa Muslihiddin hürmetine, benim kızıma hayırlı bir kısmet ver.” Şimdi kimden istedi? Allah’tan istedi. Kimi vesile kıldı? Buna İslam’da tevessül denir. Orada yatan zatı vesile kıldı. “Allah’ım, sen bunu seviyorsun. Duası makbul bir kul, etrafında binlerce mü’min var çünkü, işaret belli. Bu sevdiğin kulun hürmetine benim kızıma hayırlı bir kısmet ver.” İşte bu caiz olandır. Diğeri nedir? Ey Merkez Efendi Hazretleri, bana bir Murat yüz yirmi dört… Ne oldu? Şirk oldu, açık şirk. Hayır kardeşim! Allah’ın kulundan dünyaya dair bir şey istemeyeceksin. Manevi olarak dua istersin. Yardım istersin. Beni nefsime bırakma, bana hayır dua et. Nazarını, himmetini üzerimden eksik etme. Bu manevi isteklerdir. Ruhlar ölümsüzdür. Bedenler kabirde ama ruhlar ölümsüzdür. Hele ki mü’minlerin ruhları, âlimlerin ve şehitlerin ruhları dirilere yardım eder. Bu manevi yardım istenebilir. Ama dünyaya dair bir yardım istemek şirktir. Buna dikkat edeceğiz kardeşler. “Kalbinde birçok ilah varken, sen nasıl ‘La ilahe illallah’ diyebilirsin? Allah’tan başka güvenip dayandığın her şey senin putundur. Kalbinde şirk yani ortak koşma bulunduğu müddetçe, dilinle kelime-i tevhidi söylemen sana fayda vermez. Kalp pis oldukça bedenin temiz olması sana yarar sağlamaz.” Rasulullah Aleyhisselam hadis-i şerifte buyurmuyor mu? “Mahşer gününe gittiğinizde, Allah sizin mallarınıza, evlatlarınıza ve bedenlerinizin, elbiselerinizin temizliğine bakmaz. Ancak kalplerinize bakar.” Neremize bakıyormuş? Kalbimize. Senin dışın istediğin kadar temiz olsun; kalbini temizlemedikçe, zikirle, ibadetle ve ilimle temizlemedikçe Allah sana buğz eder. İmam devam ediyor. “Ey Ahali! Nefisleriniz uluhiyet, ilah olma iddiasında.” Bakın! Her nefsin bir tek gayesi vardır: İlahlığını iddia etme. Ben burada bir iki hafta önce, “Ben tanrıyım.” diyen futbolcuyu anlattım. “Ben tanrıyım.” diyor adam ya açık açık. Futbolcusun oğlum sen! Her gün on defa tuvalete giden bir adamsın. Nefisleriniz, ilah olma iddiasında. İlah olma iddiasında! İçinde bu duygu hep vardır. Bunu ne yapacaksın? Sen bunun üstüne gitmezsen, bunu terbiye etmezsen, suratına her gün Osmanlı tokadını vurmazsan o sana vuracak. Ya sen ya o! Birisi bu tokadı vuracak. Şu hâlde, kontrol bizim elimizde olmak zorunda. Çünkü bu kitap bizim elimizde. “Fakat sizin bundan haberiniz yok. Zira nefisleriniz, Hakk’a karşı büyükleniyorlar, kibirleniyorlar. Onlar Allah’ın muradının gayrını istiyorlar. Onlar Allah’ı sevmiyorlar. Bilakis O’nun düşmanı, lanetlik şeytanı seviyorlar. Allah’ın ezelde takdir ettiği kaderleri gelmeye ve vuku bulmaya başladığı zaman…” Dikkat! “Olanlara boyun eğmiyorlar, teslim olmuyorlar. Sabredip, tahammül göstermiyorlar. Bilakis itiraz ediyorlar. Kaderle çekişiyorlar, İslam’ın hakikatinden onların haberi bile yok!” Başına bir sıkıntı geliyor, bir musibet geliyor. “Ya Rabbim, namazımı kılan bir adamım, orucumu tutuyorum, zekâtımı veriyorum. Sen niye benim başıma musibet verdin?” diyor. Kaderle çekişmeye başlıyor. Allah bu musibeti senin kaderine yazdı. Tövben temizlemedi, sadakan kaldırmadı. Ve Allah seni o musibetle sınav etmeyi takdir etti. Sen niye şimdi Allah’a posta koymaya çalışıyorsun? Neden bütün hayırlarını yoka çıkartıyorsun, sıfırlıyorsun? Bakın kardeşler, bu elfaz-ı küfür olayı bir kelimeye bakar. Kadere olan itirazımız tek bir kelimeye bakar. “Beni mi buldu ya?” Basit bir kelimedir, halkımızın çoğu bu kelimeyi kullanır. “Bu bela beni mi buldu ya?” Bu açık bir isyandır! Kadere isyan eden bir adam, kadere teslim olmayan ve çekişen bir adam, “La ilahe illallah”ı kalbine indirmemiş demektir. Şimdi, burası bütün ümmeti ilgilendiriyor. Ümmetin hâli neden böyle? Bakın, imamı tespitine bakın! “Bu zamanda insanların çoğu Musa Aleyhisselam’ın kavmine benzedi. Yahudilere benzedi. Onlar altın buzağıyı kendilerine mabut, tanrı edinmişlerdi, ilah etmişlerdi. Bu zamanın insanının altın buzağısı da paradır. Parayı kendine ilah edinmişsin, Rabb edinmişsin. Paraya tapıyorsun, senin Allah’ın para olmuş.” Rasulullah Aleyhisselam ne buyurdu? İmam altıncı asırda geldi. Abdülkadir Geylani Hazretleri… Rasulullah Aleyhisselam altı asır önce ne buyurdu? “Ümmetin hakkında en çok korktuğum şey mal sevgisidir. Bütün ümmetlerin helakı şirkten olmuştur. Benim ümmetimin helakı mal sevgisinden olacaktır.” Mal sevgisi, para sevgisi… Yahudilere benzediniz, diyor. Musa Aleyhisselam Turi Sina’ya çıktı. Dedi ki: “Ben bir ay içinde döneceğim inşallah, Rabb’imle görüşeceğim.” Yahudiler, münafık Samiri’nin önderliğinde ne yaptılar? “Musa çıktı. Ee, başımızda bir peygamber yok.” Hâlbuki Harun Aleyhisselam başlarında. “Ee, biz tanrısız duramayız. Bir put yapmamız lazım.” “Ne yapacağız?” “Bütün kadınlar altınlarını versin, bir buzağı yapalım. Musa gelinceye kadar tapalım, sonra o ne derse onu yaparız.” Harun Aleyhisselam karşı koymaya çalıştı. Ölümle tehdit ettiler. “Seni öldürürüz, bize karışma!” dediler. Musa Aleyhisselam bir geldi, bir baktı. Bunlar puta tapıyor. “Ben bu kadar mücadeleyi bunun için mi verdim? Sizi bundan kurtarmak için verdim. Nasıl Allah’a bu kadar nimet vermesine rağmen şirk koşarsınız? Kendi ellerinizle yaptınız bir put, bir buzağı… Nasıl?” dedi. Biz Kur’an’da bu olayı okuyoruz, okurken de geçip gidiyoruz. Aynı putu, aynı buzağıyı şu anda Müslümanlar yapmışlardır. Arabaya tapan var, dolâra tapan var. Dolar değil, dolâr. Euroya tapan var. Akrabasına tapan var. “Ooo, benim dayımın oğulları mermiye kafa atıyor hocam!” Bir özgüven patlaması… “Amcamın oğlu, dayımın oğlu, önüme geleni döverim hocam. Kimse bana bir şey yapamaz.” Kimse Allah’a güvenmiyor. Kimse Allah’tan korkmuyor! İmanlar bozuldu, itikatlar bozuldu. Bu ümmetin putu para oldu. Allah bizi kurtarsın. (Amin) Amin. “Sen namazda iken bile yalan söylüyorsun.” Ya bu sözlerin her biri birer tokat mesabesinde. İmam’ın attığı birer tokat… “Mesela namaza dururken ve gene namaz sırasında, Allahu ekber, Allah her şeyden büyüktür diyorsun. Böylece yalan söylemiş oluyorsun. Çünkü senin kalbinde Allah’tan başka bir ilah vardır. Kendisine güvenip, bağlandığın her şey senin ilahındır, mabudundur. Kendisinden korktuğun ve kendisine ümit beslediğin her şey, senin ilahındır, taptığındır. Kendisinde Allah’tan başka bir şey bulunduğu müddetçe, senin kalbin için kurtuluş yoktur.” “Eğer sen taşlar üzerinde Allah’a bin yıl secde etsen, değil mi ki kalbinle ondan başkasına yöneliyorsun. Sana bu secdeler hiçbir fayda vermez.” “Mevlasından başkasını sever oldukça o kalp için iyi bir akibet yoktur. Allah’tan başka her şeyi kalbinden yok etmedikçe, saadete eremez, bahtiyar olamazsın.” Son paragraf… “Şu hususu iyi bil ki, bütün eşya sadece Allah’ın hareket ettirmesi ile hareket eder, durdurmasıyla durur.” Şimdi; İmam tokatları vurdu, vurdu, vurdu… Şimdi kalpteki bu pisliği nasıl kaldıracağız? Kalbe tevhidi nasıl indireceğiz? Tespiti ortaya koyuyor, doktor şimdi reçeteyi veriyor. “Şu hususu iyi bil ki, bütün eşya sadece Allah’ın hareket ettirmesi ile hareket eder, durdurmasıyla durur.” Kendi kendine olan bir şey var mı? Yok! “Eşşemsu velkameru bihusbân.” (Rahmân, 5) Güneş ve Ay bir hesap ile akıp gitmektedir. Kimin hesabı bu? “Benim yaptığım bir hesap ile.” Allah her şeyi bir kaderle, bir ölçüyle, bir hesap ile noktası noktasına oturtmuştur. “Onun iradesi ve kuvveti olmadan, ne duran bir şey harekete geçebilir ne de hareket etmekte olan bir şey durabilir.” O güvendiklerin, o dayandıkların, Allah müsaade etmedikçe sana hiçbir faydada bulunamazlar. Üstat Necip Fazıl anlatıyor: “Şeyhim, Abdulhakim Arvasi Hazretleri’ni aldılar.” O dönem, solcuların başta olduğu dönem. Bütün şeyhleri, bütün velileri alıyorlar. Bizim şeyhimiz İsmail Efendi’yi de seksen gün içeriye aldılar. Seksen dervişiyle beraber. Sebep ne? Şeyh! İslam’ı anlatan herkes devletin düşmanıdır. Hemen içeri alıyorlar, korkutmaya çalışıyorlar. “Cemaatini dağıt, kimseye İslam’a dair bir şey anlatma. Çünkü biz yeni bir akım getirmek istiyoruz. Dinsizlik dini…” Dinsizlik dini! Komünizm de çökmek üzere… Bu yüzden biz ne yapalım? Avrupa Hristiyanlık üzerinde. Biz ne yapalım? Yeni bir din, dinsizlik dini. Bu milletin dini olmasın. Laiklik diye bir şey bulalım. Böyle bir hayat sürsün, yeni bir nesil gelsin. Plan buydu. Tutturamadılar. Allah tuzaklarını başlarına çevirdi. Bu planları yapanlar, bir saatlik kısa dünya hayatında taklaya gitti. Şu anda hepsi hesap veriyor. Âlimler, hapislere alındı. Şeyhler hapislere atıldı. Bir tanesi de kim? Abdülhakim Arvasi Hazretleri. Son dönemin mürşid-i kamillerindendir. Allah ona rahmet etsin. (Amin) Kimin şeyhi bu zat? Üstat Necip Fazıl’ın şeyhi. “Bir geldim şeyhimin dergahına sohbet dinlemeye, dediler ki: ‘Şeyhimizi götürdüler.’ ‘Nereye?’ ‘Hapse.’ Necip Fazıl da devlet ricali tarafından tanınan bir ınsan. Yazıları, şiirleri… Ülkenin en büyük şairlerinden bir tanesi. Bir handikapı var, Müslüman. Müslüman olursan çok fazla öne çıkarılmıyorsun. Komünist olsaydın, Nazım Hikmet gibi, tavana çıkartırlardı. Benim Allah’ım Stalin deseydi Necip Fazıl… Nazım Hikmet ne dedi? “Benim Allah’ım Stalin’dir.” Öbür tarafta Stalin seni kurtarsın şimdi. Necip Fazıl ne dedi? “Allah’tan başka ilah yoktur.” Bundan dolayı, bunun kadar yüceltilmemiştir bu ülkede. Şimdi, yeni yeni, gençler hamdolsun hak ettiği değeri vermeye çalışıyorlar. “Şeyhim için çalmadığım kapı bırakmadım devlet ricalinden.” diyor. “Bir sürü insanla görüştüm, hiçbir fayda sağlayamadım.” Şimdi, İmam diyor ki: Allah her şeyi olduran ve her şeyi durdurandır. O durdurmadıkça ya da başlatmadıkça hiçbir şey harekete geçemez. Şu hâlde sen kime dayanırsan dayan, kime güvenirsen güven, Allah’a güvenmedikçe sana bir fayda sağlayamayacak. Şu tespite bakar mısın? Şu bilgiyi kalbimize indirdiğimiz anda, bütün putlar yıkılacaktır. Allah bize yardım etsin. (Amin) “Kişi bu hususu böylece bilip kabul ettiği zaman artık insanları ve diğer varlıkları, Allah’a ortak tanıma yükünden ve suçundan kurtulur, Allah’a şirk koşmaz.” Abdülkadir Geylani. Allah ona rahmet etsin. (Amin) İşte bunların her biri birer altın nasihat hükmündedir. Allah Teâlâ idrak etmeyi, yaşamayı nasip etsin. (Amin) Amin.

Neden flört ediyorsun? “Ama biz ciddiyiz hocam!”

Buluğdan sonra seçim yapma hakkı vardır. Artık nefsi uyandı, şehveti galebe çaldı, aklı başına geldi. Seçimlerini yapmakta özgür, serbest. İster İslam’ı seçer, ister Hristiyanlığı, ister ateizmi. İster kolay, ister zor. Allah seçim şansını ona vermiştir. Şimdi, bu adam diyelim ki Hristiyanlığı -kolay olan tarafı- seçti. Hiçbir ibadet yok, hiçbir sorumluluk yok, her şey serbest. İstediğin kızla öpüşürsün, gezersin, tozarsın, el ele, kol kola çıkmalar, gezmeler, flörtler her şey serbest. İslam böyle değil. İslam bozulmamış bir din olduğu için çizgileri çok hassastır, çok kritiktir. Müslüman kardeşime soruyorum: ”Kardeşim, niye bir kızla flört yapıyorsun? Nikahın yok senin.” Kardeşim kendisini savunuyor: ”Hocam biz ciddiyiz.” He, ciddi ciddi cehenneme gidiyorsunuz (!) yani ciddi ciddi gidiyorsunuz, lakayt değil. Bu haramdır. Flört denilen mesele, bir Müslüman erkek ve kızda olamaz. Müslüman erkek ve kız ancak nikahlanır, ondan sonra gezmeye çıkar. O zaman birbirlerine helal olurlar.

Hristiyanlıkta baba, oğul ve kutsal ruh inancı! – Teslis şirktir!

Çin’e gitti esnaf arkadaşım. Diyor ki: “Hocam Çin’de sahabe kabri ziyaret ettim.” Ben de düşünüyorum. Bu adamın Çin’de ne işi var? Uçak yok! Aylar sürer, bir adamın oraya gitmesi aylar sürer. Şu anda uçakla yirmi dört saatte gidiliyor. Bu insan Kabe’de oturup namaz kılmak varken, Kabe’de oturup Allah’ı zikretmek varken, ilim öğrenip bulunduğu mekanda durmak varken, Çin’e niye gitmiş bu insan? Tek bir derdi var. Cehenneme doğru koşturan insanları, Allah’a doğru sevk etmek. Tek derdi bu. Ama senin Müslümanın, mahallesindeki Hristiyanlaşmış Müslümanları İslam’a sevkedemiyor. Hristiyan, kendi dinine sevk ediyor ama Müslüman İslam’a sevk edemiyor. Neden? İlmi yok. İlmi yok! Karşındaki adam şöyle diyor: “Biz üç tane Allah’a inanıyoruz. Baba, oğul, kutsal ruh.” Hristiyanların inancında ne vardır? Teslis vardır. Şöyle derler: “Baba ilahtır. Oğul İsa’dır, o da ilahtır. Anne Meryem, o da ilahtır.” Baba şahıstır, oğul şahıstır, anne şahıstır. Ama aslında üç değildir. Üçü birdir. Teslis inancı budur. Bir, artı bir, artı bir eşittir bir derler. Matematiği kökten inkar ederler. Müslümanları kandırırlar. Neden kanar Müslüman? Çünkü İncil’in arasında elli dolar görüyor. Çünkü çok kolay bir şeriat görüyor karşısında. Madem Yahudi ve Hristiyanlar da cennete girecekmiş (!) Sapık bir grup türedi ya şimdi, diyorlar: “Yahudi ve Hristiyanlar da cennete girecek.” Vay arkadaş ya… Nereden çıktı bu? Bin dört yüz senedir bir tane İslam alimi böyle bir şey söylememiş. Siz bunu nereden çıkarttınız? Ayetler ve hadisler tam tersini söylüyor. “fi nari cehennem…” (Tevbe, 35) Yahudi ve Hristiyanlar ve puta tapanlar, “fi nari cehennem…” (Tevbe, 35) Onlar cehennemdedir. “…hum fiha ḣalidûn.” Ebedi olarak ateşte kalacaklardır. Allah Teâlâ onlar hakkında, cehennemdedirler ve ebedi olarak ateşte kalacaklardır, diyor. Müslüman diyor ki: “Yok hocam onlar da girecekmiş.” Müslümanlar söylüyor! Bunlar da kitap okuyor. Bunlar da namaz kılıyor. Diyorlar ki: “Yahudi ve Hristiyanlar da cennete girecek. Bu nasıl bir şey hocam?” Efendiler! Cahil Müslüman kadar tehlikeli bir adam dünyada yoktur. Cahil Müslüman’ın İslam’a verdiği zararı, kafir bile veremez. Kafir bile veremez! İşte bundan dolayıdır ki İngilizler, Osmanlı Hicaz’a, Arabistan bölgesine sahipken, Osmanlı’yı yıkamadıkları ve zarar veremedikleri için Arabistan’da Necid bölgesinde, Abdulvehhap denen sapık bir adamı bulmuş ve Vehhabilik mezhebini kurdurarak, İslam’ı bölmeye çalışmıştır. Alternatif bir din üretmeye çalışmıştır. Neden? Dini az bilen, hükümleri tam olarak bilmeyen insanlara, Vehhabilik denen yeni bir akımı beyan edelim, farklı bir din söyleyelim. Daha kolay bir din. “Hadisleri reddeden, bize sadece Kur’an yeter.” diyen bir din, Vehhabilik dini. Kendi görüşlerinin dışında olan bütün Müslümanlara kafir diyen bir mezhep, Vehhabilik mezhebi. Kanlı bir mezhep. “Vehhabiliğe girmeyen insanların tamamının kanı, canı, malı ve namusu bize helaldir.” diyen kanlı bir mezhep. “Böyle bir mezhep kuralım ve İslam’ı bölelim.” demişler. Ve cahil Müslümanlar arasında başarılı olmuşlardır. İşte Müslümanlar, “Sadece ben kendi inancıma bakarım, komşum ne yaparsa yapsın.” diyen Müslümanların birçoğu, savunmada kaldıkları için buna aldanmışlardır.

Mucizeler Ayettir; İnkâr eden kâfirdir!

Bu kalbi güzel meclislerde bulundurmaya çalışırsak, hayır dua alırız inşallah. İnşallah. Ama bozuk meclislerde de bulundurursak, hiç farkına varmadan küfre girebiliriz. Allah muhafaza. Mesela, kalp arkadaşa meyleder. Arkadaş seni bir sohbet meclisine çağırdı. “Gel kardeşim! Oturacağına burada, gel bir sohbet mekanına gidelim. Seni götüreyim. Falanca yerde bir profesör var, sohbetine gidelim.” dedi. Sen de boş bulunmayayım, boş durmayayım dedin ve sohbete gittin. Sohbeti anlatan kişi, lafın arasında şöyle dedi: ”Mucize diye bir şey yoktur, Kur’an’da mucize yoktur, mucizelere inanmak zorunda değilsiniz. Bu uydurmadır. Hep hadislerde geçer, ayetlerde mucize yoktur.” dedi. Senin de ilmin olmadığı için ”Ya, bu adam koca profesör. Mucize yoktur diyorsa demek ki mucize yoktur.” dedin. Onun söylediği batıl şeye tasdik getirdin. “Tamam ya, mucize yokmuş demek ki.” dedin ve dille ikrar ettin. İslam’da mucize yoktur diyen adamın hükmü nedir? Küfürdür, dinden çıkmıştır! Elfaz-ı küfür derslerinde işlediğimiz konulardan bir tanesi nedir? Mucizeyi inkâr, küfürdür. Muhammed Esed gibi sapık mealcilerin kitaplarından dini öğrenmeye kalkanlar, mucizeyi inkâr ederler. Hâlbuki mucize ve keramet ayetlerle sabittir. Ama bu adamın kötü bir niyeti yoktu. Bu adam sohbete davet edildi. İlmi olmadığı için, ilmi olmayan adam küfre düşme konusunda çok kolaydır, çok savunmasızdır. Hemen düşebilir. Gözü görmeyen bir adamın çukurlu bir yerde yürümesi gibidir. Belediye çukurlar kazmış, bu adamın da gözü görmüyor. Bastonla yol bulmaya çalışıyor. Bu adam düşer. Düşer bu adam, ilmi yok çünkü. İlim nur demektir, gözlerin açılması demektir. Bu adam da davet edildi, davet edildiği yere gitti. Ama davet edildiği yer, ehl-i sünnet dışı sapık bir yerdi. Ve şöyle dedi: ”Mucize diye bir şey yoktur.” Ama Allah Kur’an’da böyle söylemiyor. Allah Teâlâ Kur’an’da bazı peygamberlere verdiği mucizelerden bahsediyor. Siz bu Kur’an’ı nasıl okuyorsunuz? Siz bu Kur’an’ın neresine bakıyorsunuz? Eğer niyetiniz hakikaten dini bozmak, reformist bir kafayla tahrif etmekse, açık açık söyleyin. “Biz yeni bir Kur’an yapmak istiyoruz.” deyin. Biz de bilelim dostu düşmanı. Ama siz diyorsunuz ki: “Bugüne kadar gelmiş olan Müslümanlar, dört mezhebe tabi olan Müslümanların tamamı yanlış bir Kur’an okudu. Yanlış bir inanışta, bunlar bozuk yolda. Biz bu dört mezhebi lav ediyoruz. Biz bu sahabeyi lav ediyoruz, sadece Kur’anla hükmetmeye başlayacağız.” diyorsunuz. Ve insanları Kur’an bize yeter deyip, aldatmaya çalışıyorsunuz. Şu sözümü kaydedin, aklınıza kaydedin. Bu ülkedeki en büyük sahtekârlar, Kur’an bana yeter diyenlerdir. Herhangi bir yere gittiniz. Birisinin ağzından şu söz çıktı: “Kur’an bize yeter.” Bu adam sahtekârdır. Bu adam en büyük sahtekârdır, yalancıdır bu adam. Çünkü Kur’an yetseydi, Allah peygamberler göndermezdi. “Yüz yirmi dört bin peygamber gönderdi.” diyor Efendimiz Aleyhisselam. Bu peygamberlerin ne işi var o zaman ya? Madem vahiyler, İncil, Tevrat, Kur’an bize yeterdi. Bu peygamberler niye geldi? Ne işi vardı bunların bizim yanımızda? Niye Allah bizim nefsimizden, bizi ikaz eden insanlar gönderdi? Ne gereği vardı? Cebrail gökten inerdi. Bir kanadından bir kitap uzatırdı bize: ”Ben Allah’ın meleğiyim. Hiçbir aracısız Allah Teâlâ size bu kitabı uzattı. Alın, okuyun. Namazı kılın, orucu tutun.” derdi, olay biterdi. Allah böyle murad etmedi. Allah bizim gibi namaz kılacak bir varlık, bir insan gönderdi bize. Bize namazı tarif ederken biz baktık, o da namaz kılıyor. Bize içki içmemeyi tarif ederken, bizi ondan men ederken biz baktık, peygamber de içki içmiyor. Bize güzel konuşmayı, yumuşak konuşmayı anlatırken biz baktık, bizden çok daha yumuşak konuşuyor. Bize bizim nefsimizden bir insan gönderdi O. Allah’ın adeti böyledir. Bütün kavimlere peygamber göndermiştir. O zaman bize Kur’an yeter sözü nereden çıkıyor? Bu ne sapıklık? İşte bize Kur’an yeter dediğin zaman Kur’an’daki açık mucize ayetlerini de inkâr ediyorsun ve kâfir oluyorsun. Hocam delil getirir misin? Getiriyorum. Kamer suresinin ilk ayetinde, Allah Teâlâ bizim Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam’ın bir mucizesinden bahseder. Nedir o? ”İkterabeti-ssâ’atu venşakka-lkamer.” (Kamer, 1) Vakit geldi. Zaman yaklaştı. İşaret etti ve ay ikiye bölündü. İşaret etti. Allah Allah? Kim işaret etti? Cebrail mi işareti? Allah’ımız mı işaret etti? Hayır! Müşrikler geldiler Efendimiz Aleyhisselam’ın yanına. ”Bize bir mucize gösterirsen sana iman edicez ya Muhammed” dediler. Sallallahu aleyhi ve sellem. Efendimiz Aleyhisselam ne dedi? “Ne istiyorsunuz, nasıl bir mucize istiyorsunuz?” “Şu ayı ikiye bölebilirsen, biz de sana iman ederiz.” Dünya’nın dışında bir yerden bir delil istediler ki, büyücüler dünya içinde herhangi bir şeyi, bir şey yapabilirler. Ama bunlar ne istedi? Dünyanın dışında bir cisme işaret yapabilir misin? Efendimiz Aleyhisselam, işaret parmağı ile ayın ortasını çizdi. Ve ay üç gün, üç gece boyunca ayrı kaldı. Ayrı! Dikkat buyurun, ayrı kaldı! Bu, Kamer suresinin ilk ayetidir. Peygamberimizin açık mucizesini Allah Teâlâ bu surenin başında zikretmiştir. Ancak bu olayı görmelerine rağmen bu müşrikler: ”Senin kadar büyük bir büyücüyü hayatımızda görmedik!” dediler. Ama bu sapıklar diyor ki: “Mucize yoktur.” Allah diyor ki: “İşaret etti, ayı ikiye böldü.” Bunlar diyor ki: “Yok öyle bir şey!” Küfürdür! Gittiğiniz yerlere dikkat edin. Başka bir peygamberden delil getireyim. Allah Teâlâ Kur’an’da Süleyman Aleyhisselam’ı anlatırken şöyle der: “Biz rüzgârı Süleyman’ın emrine verdik.” (Sebe, 12) Süleyman Aleyhisselam’ın en büyük mucizelerinden bir tanesi neydi? Rüzgâra hükmederdi. Ordularını taşısın diye büyükçe gemiler yaptırmıştı. Bir yerden bir yere seyahat edeceği zaman, ”Ey rüzgâr, gel ve bizi falanca beldeye götür.” derdi. Ayetle sabit, ”Bir aylık mesafeyi bir günde giderdi.” (Sebe, 12) diyor Mevla’mız. Bu bir mucizedir. Bir peygambere Allah’ımızın verdiği açık bir kuvvettir. Mucize! Mucize, acizde bırakan demektir kelime itibarıyla. Hâlbuki “Allah’ım sen bunu yap.” derdi. Kendisi hiç olaya müdahil olmadan Allah Teâlâ kudretiyle o işi yapardı. O zaman, Allah yapınca o işe mucize denmez. Allah’ın kudreti denir. Ama bu olaylar mucize diye zikredilir. Neden? Çünkü peygamberin elinden ya da dilinden, bir işaretle o olay ortaya çıkarsa, buna mucize deniyor. İşte, mucizeyi inkâr bu sebeple küfürdür. Nasıl iş, nasıl inkâr edersin? Nasıl yaparsın? Bismillahirrahmanirrahim Bir örnekte İsa Nebi’den vereyim. Bu konuyu atlayacağım. Allah’ımız Kur’an’da İsa peygamberden bahsederken, onun ağzından şöyle diyor: “Ben, Allah’ın izniyle körleri gördürürüm. Ben, Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim.” (Mâide, 110) Dikkat buyurun! Ayette Allah diriltir demiyor. “Ben ölüleri diriltirim.” diyor. Ama ”illa bi iznih” Allah’ın izniyle. Şimdi, olayı yapan, yaparım dediği için buna ne deniyor İslam’da? Mucize. Allah’ın seçtiği peygamberden sadır olduğundan dolayı, buna mucize deniyor. Bu mucizelerden herhangi bir tanesini inkâr eden yani hiçbir insan, hiçbir insanın gözlerini açmamıştır diyen kâfir olur. Ayetle sabit çünkü. Ben açarım, diyor! Açtı mı? Bütün tefsir kitaplarına bakın. İsa Aleyhisselam’ın körlerin nasıl gözlerini iyileştirdiğini görürsünüz. Yine ayette ne diyor? “Sen, eline bir çamur aldın. Çamura üfledin ve biz onu bir kuş ettik, dirilttik.” (Mâide, 110) Çamurdan kuş olur mu? Kardeşim biraz aralar mısın burayı? Çamurdan kuş olur mu efendiler? Çamurdan kuş şekli yapabilirsin, hadi uçur bakalım! Uçuramazsın! Çünkü sen ve ben sıradan insanlarız. Peygamberler Allah’tan yardım istediği anda anormal şeyler yaparlar. Tıpkı kim gibi? Musa Aleyhisselam’ın denizi ortadan ikiye yarması gibi. Ama siz bu olayı Muhammed Esed’in mealine baktığınız zaman, bu gibi sapık hocaların, sapık reformistlerin kitaplarını okuduğunuz zaman nasıl görürsünüz? “Musa Aleyhisselam Kızıldeniz’in oraya geldiği anda, asasını suya vurduğu yerde, hâlbuki orada fazla su yoktu, kara vardı. Gelgit, medcezir olayları çok fazla olduğundan dolayı sular çekilmişti zaten. Dolayısıyla bir mucize söz konusu değildir.” Dersiniz ve Allah’ın açık ayetlerini inkâr edersiniz. Neden? Çünkü siz sapık reformistlerin peşinden koşuyorsunuz. Siz ehl-i sünnet hizmetkârlarının peşinde değilsiniz. Ehli sünnet yolundan karış kadar ayrılan, cehenneme gitmekten kurtulamaz. İşte delil! Mucizeyi inkâr ediyor. Kerameti de inkâr ediyor. Ya hadi o bir tarafa. Kerameti inkâr etmesi ayrı bir sapıklık. Ama mucizeyi inkâr etmek açık küfürdür. Kerametten de Kur’an’da deliller vardır. Konum değil, meselem değil başka bir zaman girmem lazım. Efendiler! Çağrıldığınız yerlere dikkat edin. Çünkü kalp meyleder. Kalp meylettiği anda Allah’ımızın buğz edeceği bir ameli işlersek bir daha da geri dönemezsin. Siz görmüyor musunuz? Mahallenizde bazı arkadaşlarınız da sohbete gidiyor. Ve size şöyle diyorlar: “Yahudi ve Hristiyanlar da cennete gidecekmiş. Öyle değil mi?” Ya kardeşim! Bu nasıl sohbet? Sen nerede hizmet görüyorsun? Bin dört yüz yıldır bir tane İslam âlimi Yahudi ve Hristiyan’ı cennete sokamamış. Sen nasıl bunların cennete gireceğini söylüyorsun? Allah Teâlâ ayetlerinde onlara kâfir diye hitap ediyor. Sen kimi cennete sokmak gayretindesin? Allah’a akıl verme gayretinden ne zaman ayrılacaksın? Nasıl bir sapık mantıktasın ? Allah Teâlâ bunların kalbini çevirmiştir. İnşallah tekrar İslam’a geri döndürür. Çünkü bu sözü söyleyen, Allah’ın ayetlerinin tersini söylüyor demektir. Allah Teâlâ Kur’an’da herhangi bir şeye ak demişse, bir kul da buna kara derse ona kâfir denir. Söz onun sözüdür. Hüküm ona aittir. Allah sözünden dönmez. Allah’ın vaadi haktır, bunlar iki ayrı ayettir. Ahmet sözünden döner, İsmail sözünden döner. Münafıklık alametidir. Ama Allah sözünden dönmez! Allah Teâlâ yapacağımız işlerimizin neticesinde ayağımızı dini üzere sabit kılacağını vadetmişse, kılar. O sözünden dönmez. Allah bizi bozmasın.

İsa Mesih, Allah’ın oğludur sözü açık bir iftira!

Direkt olarak Allah’ın oğlu demeleri, Allah’ın oğlu demeleri. Ama Allah’ımız, bu iftirayı Kur’anda çürütüyor, reddediyor. Şöyle buyuruyor; “O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır.” Bak şimdi. Örnekleri yokken yaratandır. Biz birşey yapmak istediğimiz zaman, bize bir örnek lazımdır. Mesela; bir adam bizden bir çanta isterse, biz ona deriz ki kardeşim nasıl bir çanta istiyorsun? O adam da bize der ki, numunesini getireceğim. Örnek. O adam bize numuneyi getirmedi mi, biz o adamın kafasındaki numuneyi, örneği bilemeyiz. Örnek getirecek bize, örneği getirir, biz de o örneği alırız, sökeriz, aynı çantayı yaparız. Ona teslim ederiz. Allah’ımız burada gücünü anlatıyor. Diyor ki; Yerleri ve gökleri örneksiz yarattım. Bunu yaratırken bir örneğe ihtiyacım yok çünkü benim ilmim sınırsız. Size verdiğim gibi sınırlı bir ilmim yok benim sınırsız. Örneksiz yaratandır ayet devam ediyor. Onun bir eşi olmadığı halde nasıl bir çocuğu olabilir? Şimdi, aranızdan herhangi bir evli kardeş dese ki, hocam benim bir oğlum var. Ama bu çocuğu evlenmeden yaptım. Bir kadına ihtiyacım olmadan yaptım dese, bu adamı Bakırköy’e kapatırlar mı kapatmazlar mı? Olur mu böyle bir şey? Mümkün mü? Bir hanım lazım sana nikahlanacağın bir kadın lazım. Onunla anlaşacaksın Hayatımın sonuna kadar sana ben bakacağım Ey Hatun! Benimle evlenip, bu İslam’a, bu davaya hayırlı nesiller yetiştirmeye var mısın yok musun? Dedin mi nikahlandın demektir. Bunu yaptıktan sonra çocuk sahibi olabilesin, eğer Allah verirse. Bunu yapmadan çocuk sahibi olamazsın. Olamazsın. Şimdi Allah’ımız diyor ki; Allah’ın bir eşi yok ki çocuğu olsun. Çocuğu olabilmesi için denk kuvvette bir eşi olması lazım. Yani bir hanımı olması lazım. Hanımı yok. Hristiyanlar bunu da kapatıyor. Heee bir hanım olması lazım ne yapalım? “Meryem Allah’ın hanımıdır.” Haşa ve Kella. İnkar ediyoruz ve kabul etmiyoruz tam aksini söylüyoruz. Böyle bir şey olmaz. Haşa ve kella. Bu iftiradır. Kafir olmalarının bir sebebi de oğlu ve hanımı var demeleridir.