Sözler Köşkü’nün Bilinmeyen Hikayesi! – DUYGULANACAKSINIZ

Bir… iki… üç… diye kırka kadar saydığımız zaman dünyanın bir yerlerinde birisi intihar edecek. Düşünsenize bir, iki, üç dediğinizde 9 kişi dünyada ölüyor. Ve bir kısmı imanlı, bir kısmı hayatın anlamını bulmuş Rabbini bulmuş. Bir kısmı imansız ebedi bir helaket kapısını kendine açmış bu dünyadan ayrılmış geri dönüşü olmayan bir yola girmiş. Bir gün Allah Resulü (asm)’a haber geldi, Yahudilerden birisinin çocuğu vefat etmek üzereydi. Allah Resulü (asm) cübbesini topladığı gibi yola çıktı. Ve eve yaklaştığında, evden bir tabutun çıktığını gördü. Ve gözleri yaşardı Allah Resulü (asm)’ın. Defalarca arka arkaya şu cümleyi söyledi. ”Yetişemedik elimizden kayıp gitti, yetişemedik elimizden kayıp gitti…” Peki 7.7 milyar insanın olduğu şu dünyada, her gün 250 bin insanın bu dünyadan ayrıldığı belki de imansız ayrıldığı bu dünyada bize düşen nedir? Neme lazım demek midir? Yoksa, yetişemedik bugün yüz binlerce insana yetişemedik, neden çalışmadık, neden gafletteyiz? Neden gecemiz gündüzümüz boş işlerle geçiyor, bize zerre kadar faydası olmayacak işlere neden ömrümüzü gömüyoruz da bu kadar hakikate muhtaç olan insanları görmezlikten geliyoruz? Ufak bir şeyi kaybetmiyorlar. Ebedi hayatını ebediyyen kaybediyorlar! ”Yetişemedik…” diye diye 10 yıl önce bir serüvene başladık. Birkaç gençtik biz. Sözler Köşkü, ”Yetişemedik.” dediğimiz insanlara nasıl ulaşabiliriz? Fiziksel olarak kapı kapı dolaşsak, insanlara anlatsak broşürler versek biter miydi 7.7 milyar insan? Bunun kolay bir yolu olmalıydı, bir kamera bir internet kablosuyla 1.7 milyonluk kocaman bir YouTube ailesi olmayı nasip etti Allah. Kiminin namazına vesile oldu bu, kiminin tesettürüne, kiminin gayr-ı meşru hayatı tamamen terk etmesine. Kimisi ateizmin girdapları içerisindeyken ”Kafamdaki sorulara cevaplar arıyorum.” diye gelipte cevaplarını alanlar oldu. Sadece bir YouTube kanalı değil, aynı zamanda bir medrese. Her ay binlerce insanın gelip, sorularına cevaplar bulduğu, çayını kahvesini içip, Kuran’ını, kitabını okuyup kendini manevi olarak geliştirdiği bir medrese. Yaklaşık 10 yıl önce başlayan serüven, elhamdulillah şu an milyonlara ulaştı. Ufak bir kamera ve bir internet kablosuyla evlerin içine girip ailelerin misafiri olduk. Peki yetişebildik mi? Bitti mi bütün dünya artık bu hakikatlerle mi tanıştı? Dünya çok büyük ve biz ilk gün başladığımızda bizi milyonlara ulaştıran Rabbimize, güveniyor ve tevekkül ediyor ve dua ediyoruz. Diyoruz ki, Rabbim bizi milyarlara ulaştır. Sonsuz güç sahibi olan Sensin, biz nefsimiz için istemiyoruz Allah’ım… Senin davay-ı Kuran-iye’ni dünyada güneşin doğup battığı her yere ulaştırıp… ”Yetişemedik.” dediğimiz bir kişi bile kalmayıncaya kadar, kanımızın son damlasına kadar, alacağımız son nefese kadar Senin davanı her yerde haykırmak, anlatmak istiyoruz, diye dualar ediyoruz niyazlar ediyoruz. Ve bunu izleyen ve dinleyen binlerce, yüz binlerce, milyonlarca kardeşimizin de ”Amin.” sadalarını işitiyoruz. Gözümüzün önünde birisi bir havuzda boğulsa ve çırpınmaya başlasa ve bizim de elimizde bir can simidi varsa ona o simidi atmazsak eğer, biz katil oluruz. Peki gözümüzün önündeki manzara çok farklı mı? Ebedi hayatını kaybeden, ebediyyen boğulan, ebediyyen yanan insanlar varken! Ve bizim de elimizde Kuran gibi bir hakikat varken, sadece izlemek bizi katil yapmaz mı? Pencerenin perdesini neden aralamıyorsun? Mahalle alevler içinde yanıyor. Ama sen siyah perdeleri örtmüşsün, gaflet kumunu üzerine çekmişsin sen görmeyince bir şeyler olmadı mı zannediyorsun? İşte bu simitleri atıyoruz, insanlara bu simitleri ulaştırıyoruz. Sadece Türkiye değil bütün dünya insanlarına, İngilizce bir çok dilde içerikler üreterek onların kalplerine dokunacak vesileler arıyoruz. (İngilizce) Ve başaracağız Allah’ın izniyle. Şu ana kadar milyonlarca insan bu can simitlerine kavuştu. Rabbimizden istiyoruz, Allah’ım çoğalt bunları, Allah’ım aç yolumuzu…. Allah’ım bu can simitlerini milyarlar yap, yetişemedik dediğimiz bir kişi bile kalmayıncaya kadar bizi bu davayı Kur’aniye de hizmetkar eyle… Amin.

HİÇBİR ŞEY BANA LEZZET VERMİYOR – (Konfor Alanı)

Rahat zahmette, zahmet de rahattadır. Said Nursi tam olarak böyle diyor. Anladın mı, İhsan? Ne anladın? Şimdi var ya bu, ımm. Heyecanlı adam… Anladın değil mi abi beni sen? Yoo. -Gülerler- Ben hiçbir şey anlamadım. -Bence anladınız. Sinan, ne diyor bu? Ben anlamadım. Ben de hiçbir şey anlamadım. Müteheyyiç mi diyordu mesela? Onun sahibi olanlar işte… Tamam. Çalıştıkça rahatlar gibi bir şey diyordu. Bu bende oluyordu, önceki hayatımda da oluyordu. Bunu fark etmiştim… …boş duramadığımı. Onu diyor işte. Vaay. Peki öteki? Rahat zahmette, zahmet rahattadır. Zahmet rahattadır…Şey yani. Yatmak batıyor. -Güler- Özet bu kadar mı? Yatmak batıyor. Şimdi bir gün arabayla giderken böyle arkamdan son kasa, son model bir araba selektör yaptı. Neyse çektim köşeye. Bir baktım. Böyle çok kodaman, kallavi bir arkadaş. Tanıyorum arkadaşı. Kalabalık bir sülalenin çocuğu. Kendi karizma. Ticareti iyi. Her yerde sözü geçer falan. Öyle bir arkadaş. Dışardan görülüp bu kadar imrenilecek hayat yaşayan bu arkadaşı ben bir saat intihar etmesin diye ikna etmeye çalıştım. Neden? Çünkü o gözüken rahat ve ihtişamlı, görkemli hayatı var ya? Onun altında bir zahmet yatıyor. Fıtratına, nefsine ters hareket ettiğinden; yaratılış gayesine aykırı davrandığından dolayı ruhunun esas yaratılış sistemini bozuyor… …ve dünyada ne yaparsa yapsın tatmin olamayacağı, lezzet alamayacağı bir uçuruma, bir bataklığa doğru düşüyor. Dışardan görülünce böyle imrenilecek hayat yaşayan bir adamı bir saat intihar etmesin diye ikna etmeye çalıştım. Bunun tam zıttı olarak da Hayalhanem’de sürekli böyle insanların, buranın yoğunluğu, meşguliyeti, dertleri, sıkıntıları… Hiçbir şey olmasa, bugün huzurluyuz desek duvarın ortasından dam akıyor yani hiçbir şey olmasa. Böyle mutlu olduğumuzu düşündüğümüz zamanda bile hep Allah azze ve celle bir sıkıntı çıkarıyor ve şunu anlıyoruz: Hakikat yolunda gidenleri Allah üç kere üst üste güldürmüyor. Yani bazen birincide bir gülüyorsun böyle ‘haa’ falan diye bir bakıyorsun sağa sola, iyi, bir şey yok. İkincide ‘ha ha’ falan bir daha gülüyorsun. ‘Aa iyi, başıma bir şey gelmedi.’ Üçüncüde bir gırtlağına giriyor mutlaka. Allah azze ve celle üç kere üst üste güldürmüyor. Ama bunun neticesinde ne oluyor? Derdini dinlemek için denk geldiğimiz, buluştuğumuz insanların anlattığı dünyevi dertler… …bizim buradaki arkadaşlara artık dert olarak gelmiyor. Ne olmuş oldu yani? Zahmetin içindeki rahatı bulmuş oldular. Birinci örnekte rahat, zahmette hakikati ortaya çıktı. Güya rahat bir hayat yaşayayım diye ruhunu hiç beslemeyen bir adamla bir saat intihardan dönmesi için konuşmak zorunda kaldım. İkinci örnekte ise zahmet rahattadır meselesini anladık. Sürekli bir sıkıntı ve problemle uğraşan insanların ruhları terakki ettiğinden dolayı… …dışarda dert olarak insanların düşündüğü şeyler, boğulduğu sular; onların artık topuğunu dahi ıslatmaz hale geldi. Makul ölçüde aç kalırsa vücutta onarım başlar. Yeni bir dil öğrendiğinde zihninde yeni hücreler ve yeni alanlar oluşmaya başlar. Belli ölçüde stres yaşarsan vücudun savunma ve onarım mekanizmalarını daha ciddi oyuna sokmaya başlar. Yani konforun bozuldukça, hayatında arıza çıktıkça tekamül eder, gelişirsin. Hayatta mücadele edeceğimiz veyahut bize arıza çıkaran bir şey olmadığında ise tefessüh ederiz, yani çürümeye başlarız. Önüne aşılacak bir duvar çıktığında mücadele edip duvarı aşmak yerine önünde oturup ağlamayla vakit geçirirsen tefessüh eder, çürürsün. Ama insan genellikle kendisini, çevresini, geleceğini güvence altına alabileceği ve etliye, sütlüye karışmak istemediği bir konfor alanına kendisini hapseder. İnsanın başına gelebilecek en büyük bela ise bu konfor alanından çıkmayarak uyuşukluğa saplanma belasıdır. Yanlış bir şey yapsan onu düzeltmek için giriştiğin mücadele, muazzam bir tövbe sayılabilir. Ama şeytan ‘Otur bakalım şuraya, rahatını bozma.’ diyor ya, oturduğun yerden bir şeyleri düzeltebilme ihtimalin yok. Uyuşukluk seni çürütür. Konforun başka bir kıyafet giymiş hali de kişinin en çok garantiye almak istediği mesele olan istikbal endişesidir. ‘Ben geleceğimi lütfen garanti altına alayım.’ İnsan ne yapar en çok geleceğini garanti altına almak için? Memur olur. Kişinin memur olup geleceğini garanti altına alması aile için o kadar önemlidir ki o çocuğun ruhunu geliştirebileceği… …en önemli evrelerde asla gelişim sağlayabileceği alanlara çocuğu sürüklemez… …ve otur çalış, otur çalış, otur çalışla çocuğu memur yapmaya çalışır. Ahlak olmuş bu erteleme hastalığı olgunlukta da devam eder ve kişi eline gelen ilk parayla ne yapar? Ev alır. Daha önce hiç deprem yaşamamışsanız her şeyi eve yatırma kulağa biraz mantıklı gelebilir. Daha önce hiç deprem yaşamamışsanız. İnsan yarını öngörebilmenin rahatlatıcılığını iyi bir şey zanneder. Ama insan sistemi asla böyle çalışmıyor. Mesela sürekli aynı şeyi yersek bizde metabolik bir stres oluşturuyor. Sürekli aynı hareketleri yapmak kemik yapısını bozuyor. Dağlarda hiç hoplamayan bir çocuk, denge sistemini nasıl geliştirebilir ki? Yeni evliler koltuk almaya gittiğinde o pofuduk koltuklar hemen dikkat çeker. Elinize bir kitap alın ve o koltuklarda okumaya çalışın. Maksimum on beş dakika dayanabileceksiniz. Ama sert bir sedirde önünüze rahle koyarak okumaya çalışın, dikkatinizi muazzam toplayacaksınız. Çünkü konfor devreye girince beyin devreden çıkar. Ve biz hemen dinlenip rahatımıza bakmak isteriz. En konforlu yer mezar. Uykunun en rahat hali. Çalışan bir duyun bile yok ama entropi (düzensizlik) yasası gereği orada çürürsün. Canlılık ise bir mücadeledir. İnsan denilen makina tam manasıyla anlaşılabilse asla hazlarda huzur ve mutluluk aramazsın. Rabbini memnun edebilmek için sünnet-i seniyyeye ittiba ederek giriştiğin o zahmetli yolculukta nasıl bir mutluluk ve huzur olduğunu bilsen hayret ederdin. Gaye-i hayal ve ona giden yolda kişinin giriştiği o mücadele var ya, ölüyü dahi mezardan kaldırır. Şimdi sizden bir şey rica edeyim. Elinizi kaldırabildiğiniz yere kadar kaldırır mısınız? Şimdi biraz daha kaldırmanızı rica ediyorum. Bir parça daha şöyle rica edeyim, son böyle bir parça daha. Allah razı olsun. Şimdi aslında birinci verdiğim talimat çok kolay bir talimattı. Elinizi kaldırabildiğiniz yere kadar kaldırın. Ama siz hala bir dudak payı bıraktınız. İkincide tekrar kaldırın diye rica ettiğimde bir parça daha yükselttiniz. Öyle değil mi? Üçüncüde biraz daha dediğimde bir parça daha kaldırdınız. Niye? Çünkü bir konfor alanımız var. Onu bozmak istemiyoruz. Şöyle bir dudak payı illaki bırakıyoruz konfor alanında. Anlaman gereken şu: konfor alanını bozmalı ve sonuna kadar mücadele etmelisin. Eğer bir kere ağladıysan üç kere güleceksin. On yedi katlı binan yıkıldıysa on sekiz katlısını yapacaksın. Elli beş kez düştüysen elli altıncı kez ayağa kalkacaksın. Çünkü bazı savaşlar böyle kazanılır. Bir müşkül ve çözülmesi gereken bir sorun varsa beyin hemen ayılıyor ve onunla mücadele ederek gelişiyor. Tıpkı kol kaslarımızın ağırlık kaldırması gibi. Ama sorun ve dert yoksa anında çürümeye başlıyor. Tıpkı mezardaki gibi. Yani konfor bizi çürütür. Çünkü durgun bir deniz asla iyi bir gemici yetiştiremez. Selametle… Altyazı: Ceyda D.


İngilizce

“There is comfort in inconveniences and inconvenience in comfort” -That’s what Said Nursi says -Did you get it Ihsan? -What does it mean then? -You know how there are nervous people…. -You know what I mean right!? -No, not at all… -Laughs- -Didn’t understand a word What is he saying, I didn’t get it -Dude, I didn’t get it either -Was he saying the nervous one in the book? The ones who are always nervous… -Okay? -Nerves go away as you work on it. This used to happen to me as well -I couldn’t stand still, that’s what the quote talks about -Really, how about “There is comfort in inconveniences and inconvenience in comfort” -Sleeping stinks -In summary, sleeping stinks -I was driving one day, behind me a guy with a brand new car was flashing me -i pulled over, he was a very high status dude -I knew him -Son of a big family, has charisma, great in business -People admire him -I tried to convince this guy for an hour not to commit suicide even though his life looks perfect. Why? -Underneath that comfortable and luxurious life, there lies such an inconvenience -Because he’s always acting against the purpose of his creation, it messes up the true reason why his own soul was created -Whatever entertainment he does, it pushes him further to a cliff where he doesn’t enjoy anything -Such a man where if you look on the outside, you’d be so jealous but I tried to convince him not to commit suicide for an hour -Quite contrarily, here there’s so much stuff to do, so many issues, problems, things we have to fix -Even on the best days with no issues, the roof starts leaking… -Even when we think we’re so happy, Allah (c.c) gives us a problem to deal with and we understand that: -God does not allow those on the right path to laugh for more than 3 times -After the first laugh, you check your surroundings to see if everything’s still okay -After the 2nd one, you laugh again but have to be even more cautious -After the 3rd laugh, some problems will find you. Allah never allows for 3 consecutive laughs in this world -What happens as a result of this? When people come to us with those wordly problems, materialistic issues… -It doesn’t feel like an issue to us -How is that possible? -Because they found comfort in the inconvenience… -In the first example, comfort brought out the truth from inconvenience -I spent an hour with a dude who was trying to live life comfortably trying to stop him from suicide -In the 2nd example, we learned that there’s comfort in inconvenience -Those small issues that drown normal people immensely, don’t bother us even a tiny bit If the body stays hungry for a right amount of time, repair mechanism begins When you learn a new language, new neurons and connections are made in the brain If you undergo mild, healthy amount of stress, your body will improve its defense and repair mechanisms So, as your comfort zone is broken, you’ll improve yourself and mature When there’s nothing in life that challenges us, we will start to decay and lose most of our abilities When there’s a wall in front of you, instead of trying hard to jump over it, if you sit there and just cry, you’ll decay… But people want to protect themselves where they’re not challenged by the status quo, they’ll imprison themselves in this comfort zone The worst thing that can happen to a person is being stuck in this comfort zone and falling into the trap of sluggishness If you do something wrong, your fight to fixing this could be a cause for your forgiveness by God But the devil says: “Sit there and don’t mess with anything. You can’t fix anything on your own anyway” -Sluggishness/laziness will destroy you Another issue of comfort is in worrying about the future. This is where people try to avoid any risks -“Let me guarantee my future please” -What do most people do to guarantee their future? -They become government employees (9-5 workers) -For the family, guaranteeing the future and become a 9-5 worker is so crucial that…. …they’ll never push the child to fields where he can improve his soul -Sit down and study, sit and study… They’ll try to make him obedient This delaying the future becomes embedded in the person and what do they usually do with their first income? -Buy a house If you’ve never seen an earthquake, then investing in a home may sound good That’s if you’ve never experienced an earthquake People think that the comfort of being able to predict the future is a good thing But that’s not how the human body works For ex., if you eat the same food all the time, metabolic stress develops Doing the same moves damages your function If a kid never jumps or hops, how can he improve his balance? When newly-weds go for shopping, they buy those giant puffy couches Get a book and try to read on those couches You won’t last 15 minutes dude But if I put a book in a small desk while sitting on a tough chair, you’ll concentrate better Because when you’re out of the comfort zone, your brain will work differently But we’ll want to rest and enjoy ourselves The most comfortable place on Earth is the grave… The most relaxed form of sleep… You won’t have a working organ but because of the law of entropy, you’ll even decay in the grave Being alive is a struggle/challenge If we understood the machine called the human body, we’d never look for happiness in Earthly pleasures You’d be shocked to see that the tough, enduring journey you took, in the path of Sunnah and in teaching the right path, would give you much more joy and happiness. The divine purpose and the challenges that you take for that purpose can bring the dead back to life… That’s how powerful it is Let me ask for a favor from you guys -Can you raise your hand as much as you can? -Now I want you to raise it a bit more.. -Now, just a tiny bit more, tiny bit… -God bless you -My first command was very simple right? “Raise your hand as high as you can” -But you still left a little bit of wiggle room -After the 2nd command, you raised it a bit more.. Is that correct? -After the 3rd command, you raised it a bit more -Why? -Because we’ve a comfort zone that we don’t want to mess with -We always leave some room within that zone -Just grasp this: You should leave you comfort zone and fight until the end If you cried once, you’ll laugh 3 times If your 17-story high building has collapsed, you’ll build an 18-story high one If you fell 55 times, you’ll get up for the 56th time Because that’s how certain wars are won… If there is a problem that has to be overcome, your brain becomes alert and starts challenging the situation. Sort of like weightlifting But if there are no challenges or issues, it starts to decay and weaken itself So comfort decays us… “Because still waters can never prepare a good sailor”… -Stay with peace…


Almanca

Die Leichtigkeit ist in der Bemühung, in der Bemühung ist die Leichtigkeit. Said Nursi beschreibt es so. Hast du es verstanden? Was verstehst du davon? Also wenn man aufgeregt ist, hmm.. verstehst du wie ich das meine? Ich hab nichts verstanden. Sinan, was meint er? Ich hab es auch nicht verstanden. Also bei aufgeregten Menschen.. Ja? Also desto mehr sie arbeiten, desto bequemer ist es für sie.. Und das Zitat? Ich glaube so in etwas wie “Wenn es einem zu gut geht also zu bequem ist, dann geht es einem psychisch nicht mehr gut. Also kurz gesagt; zu viel Komfort schadet. Als ich eines Tages mit dem Auto fuhr merkte ich wie das Auto hinter mir, ein sehr neues und teures Modell, mit seinen Blinkern Warnhinweise gab. Ich bin an den Fahrbahnrand gefahren und merkte das es ein Bekannter war, ein sehr großer Mann. Er kommt aus einer großen Familie. Sehr charismatisch, Groß in der Wirtschaft tätig. Kann sich überall durchsetzen. Diese von außen so starke und respektierte Person musste ich ca. eine Stunde lang versuchen davon zu überzeugen, dass sie sich nicht das Leben nimmt. Warum? Weil unter diesem bequem und einfachen Leben sehr viel Arbeit steckt. Wenn man gegen seine menschliche Veranlagung, seinen eigentlichen Lebenssinn handelt, dann bringt man das Gleichgewicht der Seele durcheinander. Und so kommt es, dass man an nichts auf der Welt noch Freude verspürt und dadurch in ein riesiges Loch fällt. Diese Person die von außen so bewundernswert erscheint musste ich versuchen zu überreden damit sie sich nicht das Leben nimmt. Im Gegensatz dazu stehen wir Menschen in diesem Bildungscenter mit all dem Stress, der Verantwortung, der Not, dem dauerhaften Betrieb hier.. Wenn wir dann eines Tages mal vollkommen friedlich sind und es keine Probleme gibt, fängt es plötzlich an an durch das Dach zu sickern. Selbst wenn wir denken das wir glücklich sind zeigt uns Gott ein Problem auf und wir merken; Wenn sich jemand auf dem richtigen Weg befindet, dann lacht er keine 3 mal hintereinander. Manchmal lacht man zum ersten Mal “Haa” und guckt sich um und sieht das alles in Ordnung ist, Beim zweiten Mal lacht man dann “Haha” und freut sich das alles noch friedlich ist, Aber beim dritten mal passiert auf jeden Fall etwas und man ist zu beschäftigt um zu lachen. Aber was haben wir davon? Wenn jemand der hier her kommt von seinen ganzen Problemen in diesem Leben berichtet, dann kommt es uns Arbeitern hier gar nicht mehr als Problem vor. Was ist also passiert? Sie haben in der Bemühung, in der Arbeit die Leichtigkeit und Ruhe gefunden. Im ersten Beispiel war es anders; da sorgte die Leichtigkeit und Bequemlichkeit für die Unruhe. So neigte eine Person zum Suizid, die es vernachlässigt hat die eignen Seele zu füttern und an sich zu arbeiten, weil sie ein bequemes Leben genießen wollte. Im zweiten Beispiel aber haben die Menschen die in ständiger Arbeit und Bemühung waren mit ihrer Seele den Einklang gefunden, so dass sie gegenüber Problemen von denen andere Menschen die Lebenslust und – Mut verlieren, abgestumpft sind und ihren inneren Frieden gefunden haben. Wenn der Körper zu einem vernünftigen Maß hungrig bleibt, fängt die Zellerneuerung an. Wenn man eine neue Sprache lernt, bilden sich viele neue neurologische Verbindungen im Gehirn. Wenn man zu einem bestimmten Grad Stress ausgesetzt ist, fangen die Abwehrmechanismen und Reparaturmechanismen des Körpers an effektiver zu arbeiten. Das bedeutet also; desto mehr man aus der Komfortzone raus kommt, desto mehr Problemen man begegnet, desto mehr wächst man daran. Wenn wir aber bestimmte Sachen nicht mehr benutzen oder herausfordern, dann bilden sie sich zurück. Wenn vor dir eine Mauer steht und du statt sie zu erklimmen dich davor setzt und einfach weinst, dann bildest du dich nicht weiter.Du bildest dich zurück. Aber wir Menschen lieben es uns, unsere Umgebung, unsere Zukunft in Sicherheit wissen und uns in eine Komfortzone einzusperren. Das schlimmste was uns Menschen passieren kann, ist es nicht aus dieser Zone raus zu kommen und faul und träge zu werden. Wenn du etwas falsch machst und dafür kämpfst es wieder gut zu machen, dann ist es eine enorme Reue. Aber der Teufel und unser Schweinehund sagen zu uns; “Setz dich, entspann dich”.. Du wirst niemals etwas verbessern können von dem Platz aus wo du gemütlich sitzt. Eine andere Art von dieser Komfortzone ist es die dafür sorgt, dass man versucht die Zukunft unter Garantie zu haben. “Bitte lass mich meine Zukunft garantiert haben.” Was macht man dazu um sich das zu garantieren? Man wird Beamter. Das ist so fortgeschritten dieser Gedanke, es ist so wichtig für die Familien das man die Zukunft sicher hat, das man dem eigenen Kind in der Zeit in der es seine wichtigste Entwicklung durchmacht nicht beisteht und hilft seinen Sinn im leben zu finden oder seine Potenziale aufzeigt und hilft diese auszubauen sondern es dazu drängt sich hinzusetzen und zu lernen, hinzusetzen und zu lernen. Diese Art von Denken ist schon zu einem Wert in der Gesellschaft geworden, also wird was mit dem ersten Gehalt gemacht? Ein Haus gekauft. Falls ihr noch nie von einem Erdbeben betroffen wart, dann klingt es sehr logisch all sein Geld in ein Haus zu investieren. Falls ihr noch nie ein Erdbeben erlebt habt. Menschen glauben es sei was gutes die Leichtigkeit davon zu haben, dass wir wissen was morgen auf uns zu kommt. Aber so funktionieren wir nicht. Wenn wir z. B. jeden Tag das gleiche essen würden, dann würde unser Kreislauf außer Kontrolle geraten. Die gleiche Bewegung ständig immer wieder auszuführen schadet dem Knochenbau. Wie kann ein Kind sein Gleichgewichtssinn entwickeln, wenn es niemals in der Höhe steht. Wenn man in ein Möbelhaus geht, zieht besonders die weichen Sitzkissen viel Interesse auf sich Nimmt euch ein Buch zur Hand und versucht zu lesen, ihr werdet es maximal 15 Minuten durchhalten. Aber wenn ihr auf einem harten Untergrund sitzt, das Buch vor euch auf dem Tisch, dann werdet ihr ein maximales Konzentrationsvermögen erreichen. Wenn Komfort und Bequemlichkeit einsetzt, setzt das Gehirn aus. Und wir wollen uns sofort ausruhen und entspannen. Der bequemste Ort ist das Grab. Die entspannteste Art von Schlaf. Nicht mal ein Sinn arbeitet aber wegen dem Gesetz der Entropie verfaulen wir dort, wir, unsere Zellen bilden uns zurück. Lebendig zu sein hingegen ist ein Kampf. Wenn wir Menschen uns ganz verstehen würden, dann würden wir merken dass wir niemals in der Lust den Frieden und die Ruhe suchen. Wenn du wüsstest wie es die Seele mit Ruhe füllt wenn man sich bemüht und versucht Gott zufrieden mit einem zu stellen und die Angewohnheiten der Propheten umzusetzen, du würdest staunen. Wenn man für den Sinn des eigenen Lebens arbeitet und diese Arbeit und Bemühung auf sich nimmt. Ich will euch jetzt um etwas bitten. Könntet ihr eure Hand so hoch strecken wie es nur möglich ist? Ich bitte euch jetzt darum sie etwas mehr zu heben. Ich bitte euch noch um so ein kleines Stückchen mehr, so ein letztes Stückchen. Möge Gott zufrieden mit euch sein. So; eigentlich war meine erste Bitte eine sehr leichte. Die Hand so hoch heben, wie es nur geht, Aber trotzdem habt ihr noch ein Stückchen übrig gelassen. Als ich euch zum zweiten mal geben habe, habt ihr sie noch ein Stück gehoben. Stimmt´s? Als ich euch zum dritten mal gebeten habe, habt ihr sie noch ein Stückchen gehoben. Warum? Weil wir eine Komfortzone haben. Wir wollen sie nicht verlassen. Immer so ein kleines Stückchen Komfortzone lassen wir immer. Was ich sagen will ist das; du musst aus dieser Komfortzone raus und bis zum ende kämpfen. nicht aufgeben. Wenn du ein mal weinst, wirst du drei mal lachen. Wenn dein 17-stöckiges Haus zusammen gebrochen ist, musst du ein 18-stöckiges bauen. Wenn du 55 mal hinfällst, musst du 56 mal aufstehen. Denn einige Kriege kann man nur so gewinnen. Wenn es ein Hindernis, eine Schwierigkeit, ein Problem zum lösen gibt, dann wird das Gehirn sofort wach und entwickelt sich während es versucht es zu lösen. Genauso wie unsere Armmuskeln sich entwickeln wenn wir Gewichte tragen. Aber wenn es keine Probleme oder Hindernisse gibt, entwickelt es sich zurück und zerfällt. So wie unsere Zellen im Grab. Also lässt uns der Komfort zurück entwickeln. Denn ein ruhiges Meer wird niemals einen guten Seefahrer ausbilden. Möge Gott euch Frieden geben.

Mahrem Fotoğraflarımla Tehdit Ediyor! Aşkı İçin Tesettürden Vazgeçti

Aldanan bir hanım kardeşimin bana yazdığı mesaja bakar mısın? Okuyacağım abi. Bunu anlatırken şüphesiz.. ..çok utanacağım. Ama böyle yaşarsam.. ..dediğim gibi intihar etme derecesine gelebilirim. Resim falan istiyor bende salak gibi inandım. İşte ne olduysa o günden sonra oldu. Ne mesajlar geliyorda okuyamıyoruz biz burada. Ancak dert babası oluyoruz yani. Vallahi diyor çok tövbe ettim. İffetimi kaybediyorum filan diyor. Abi yediremiyorum kendime böyle hadiseleri. yazık ya Bir hanım kardeşin hayatı bu kadar ucuz olamaz. Harama Allah’ı ortak ediyor ha. Evet. Şu an on ikiye çeyrek var. Az önce özel dersten çıktık. Doğru mu? Bugün video günü bende.. hadi bakalım Valla konumuz. İlk önce kalemimi bulayım. Bu kalem ucuz bir kalem değil. Buna dikkat etmek lazım yani. Şimdi konu şu. Hani biz bir kere bir mesaj okumuştuk. Evleneceğiz diye kandırdı tecavüz etti videosu vardı ya. Gelen mesajları okumuştuk. Ondan sonra çok mesaj geldi bana. Tabi ben onları.. ..kenara aldım. Kardeşlere de yardımcı olduk. Lakin bazı mesajlar vardı. Bizim bu.. ..anlattığımız oradaki o meseleler ve ardından.. ..sunduğumuz o çözüm noktalarının.. ..farklı bir boyutu. Bugün biraz onu konuşacağız. Yani bu işin çirkinlik yönü daha.. ..farklı yerlere varıyor. Mesela gelen mesajlardan bir tanesi. Tabi mesajlara geçmeden önce bugünkü.. ..meseleyi de söyleyelim mesela neler yapacağız diye. Evleneceğiz diye kandırdı tecavüz etti videosu. Orada hani işte.. ..daha ortaokul öğrencilerinin yaşadığı hadiseler üniversite öğrencileri filan. Yani hep böyle.. işte evlilik vaatleri, o pembe hayaller o rüyalar, onların içinde giden o gidişat ve ardından gelen felaketler. Şimdi ondan sonra bana çok mesaj gelmeye başladı. Yani bir abimiz, bir kardeşimiz. Yani bu konuda tecrübeli. Çünkü bir sürü mesajlar geliyor. Bende derdimi yazayım tarzında çok mesajlar geldi. Elhamdülillah.. ..yardımcı olmaya çalıştık kardeşlerimize gerektiğinde birebir aradık. O sorunun çözülmesi için. Çünkü yani.. ..bunalıma ve intihara sürükleyen hadisler dahi oluyor. Kimseye bu konuyu açamıyor. İçinde dert oluyor. Allah muhafaza kadere şekvalar.. ..ve neticesinde iman gidebiliyor. O yüzden bugünkü konuşacağımız.. ..mesele de hani biz haram sevdalar.. ..meselesi diyoruz ya. Halbuki bugün bizim işimiz gençlerle. Yani biz takip eden gençlerin.. ..yüzde doksan beşi ehl-i iman. Belki yüzde doksan dokuzu. Ama gaflet dediğimiz hadise var. Allah var deyip yokmuş gibi yaşamak. Ahirete iman ettiği halde dünya hayatını tercih etme yolunda. Niye? Ehl-i dünya, ehl-i dalalet, ehl-i safahet bütün nazar-ı dikkatleri dünyaya veriyor. Değil mi? Oraya celb ediyor oraya çekiyor. Bugün dizilerle.. ..yapılan programlarla, filmlerle youTube’deki çok farklı farklı, değişik içeriklerle.. ..insanların o nefisleri galeyana getiriliyor. Sorguluyor adam kendini. “Ben niye böyle değilim?” Hani dedik ya kimlik bunalımı yaşıyor gençler diye O kimliğini ararken kim bir kimlik uzatsa ona yapışıyor. İşte o nasıl bir kimlik onu konuşacağız. Ve neticesinde gelen o sıkıntılar hep ayrılık acısı.. ..işte haram sevdadan çektiği elemler. Yani şimdi bunu sadece bir haram sevda bir ayrılık acısı olarak nitelendirme abi. Yani bir genç kardeşim o yaşadığı sıkıntılardan dolayı.. ..o manevi şikayetlerden dolayı tesettüründen çıkıyorsa.. ..olay sadece aşk acısıyla kalmamış demektir. Ya da bir kardeşim namazını terk ediyorsa ve ya “artık ben -haşa- Allah’a inanmıyorum. Allah olsaydı bunlar benim başıma gelmezdi.” diyecek dereceye varıyorsa demek ki bu sadece aşk acısıyla alakalı bir şey değil. Bu bambaşka bir hadise. İşte onu konuşmamız lazım. İnsanların terk edilişleri, o ayrılık acıları.. ..yaşadığı manevi sıkıntılar.. ..bağlandığı şeyler onu terk ediyor. Ona Allah’a ısmarladık demeden gidiyor. Peki biz seveceğiz.. ..yani her seferinde biz bunu söylerken sevmeyin anlamında değil. Elbette seveceğiz ama nasıl sevmeliyiz? O sevgiyi hangi yolda kullanmalıyız? Bunun doğrusu nedir? Değil mi? Bunları ele alacağız işte. O yüzden çok önemli konuşacağımız meseleler. Bakalım inşaAllah. Ben birkaç tane mesaj okuyacağım. Ağır bir mesaj. Bir tanesi çok çok uzun onu özet olarak sunacağım. Ama birinci mesajı okuyayım mı size? Hani bu sosyal medyadan herkes.. ..dindar ya. Öyle gözüküyor ya. Hani dindarlığı biz sadece böyle namaz kılmak olarak algılıyoruz ya. Bir adam namaz kılıyorsa “ooo kral” Yok böyle bir şey. Onu yapması gerekiyor. Bugün nasıl ki yemek yiyen bir adama “ooo yemek yiyor” diyor musun sen? Su içen bir adama “ooo adam su içiyor ya. Harika. Bravo. Alkışlar. Tebrikler.” Böyle bir mana var mı? O zaman bir adam namaz kılıyorsa niye şaşırıyorsun sen? Namaz da aynı onun gibi en büyük ihtiyacı ya o adamın. Nasıl yemek yemek, su içmek… Abi hayatın bir parçasıdır namaz. “Namaz olmasıyla bir adam dindardır.” Hayır ya. “Bir adam takvalıdır namazı var diye.” Hayır değil. Namaz olması gereken. Farz ya. Onu yapacak. Onun üzerinden prim yapamaz bu adam. Amma velakin işte ahir zaman öyle dehşetli bir hal almış ki. İnsanlar için önceden normal olan şeyler şimdi anormal. Önceden de anormal olanlar şu an normal karşılanıyor. Yani işte normal olan namaz şimdi anormal. “Aa adam namaz kılıyor.” “Bu zamanda namaz kılan bir genci bulmak çok zor.” Ya namaz bir parçası. O namaz hayata tesir ediyor mu ona bakmak lazım. Adamın hayatına namaz tesir etmedikten sonra.. ..herkes alim olmuş. Abi bugün bir ateist de, Allah’a inanmayan birisi de çıkıp.. ..benim şu hazırladığım doneleri.. ..adam alır kendisine ayna karşısında kendini tekrarlar.. ..çalışır eder gelir burada çıkar anlatır. Burası(ağız) yorulur sadece. Buraya(kalp) inmedikten sonra beş para eder mi? Herkes alim. Önemli olan o ilmiyle amel edebilmek. Hakim olabilmek. Hikmetli iş yapmak. Allah bizi hakim eylesin. Alim değil yani. Öncedendi o. Önceki alimler.. ..hakim ve alimler aynı anda zikrediliyordu. Alim dediğin zaman o da içine giriyordu. Şimdi konuştuk ya o gün derste.. ..sıdk ve hizb.. ..doğru ve yalan, şer hayır omuz omuza vermiş aynı tezgahta aynı çarşıda satılıyor. İman ve imansızlık adamın kalbinde aynı anda bulunuyor ya. Bak öyle olunca aldanan bir hanım kardeşimin.. ..bana yazdığı mesaja bakar mısın? Okuyacağım abi. İsmini vermeyeceğim tabi. Ben bu kardeşime yardımcı da oldum hamdolsun. Çok şükür kurtuldu da rahatladı da. “Harun abi senden bir konu hakkında yardım etmeni istiyorum.” “Yoksa intihar etme derecesine gelebilirim. Allah muhafaza.” yazmış. “Bunu anlatırken şüphesiz çok utanacağım. Ama böyle yaşarsam dediğim gibi intihar etme derecesine gelebilirim.” “Şimdi Harun abi ben bundan iki üç yıl önce çok pis işler yapıyordum.” “Instagram’dan birisinin bana mesaj atmasıyla başladı.” Erkeğin biri mesaj atıyor. “İlk başta da çok dindar birisiydi. Gerçekten de öyleydi. Çok bilgiliydi.” Bak görüyor musun? Bana sorular sorduğu için bende cevap veriyordum. Aynı zamanda – uzun ya ben ara ara okuyacağım- “Aynı zamanda ben ona soruyordum o da cevap veriyordu.” “Dini konular hakkında sadece konuşuyorduk.” Öyle oluyor ya. “Abi biz sadece dini konular konuşuyoruz.” filan diye. Yapma Allah aşkına ya. Yapma. Şeytan nasıl kandıracak seni? Hemen müstehcen şeyler konuş diye sizi buluşturmayacak ki ya. Böyle bu kanaldan girecek be kardeşim. “Sonra yine bana mesajlar attı. Ben artık istemiyorum bana mesaj atma dedim.” “Ama yine de attı.” Sonra abi nasıl oldu bilmiyorum. Konu…konu nereye geliyor? Bak dini konuşma başlıyor. Abi mastürbasyona kadar gidiyor. Kız ve erkeğin yaptığı muhabbete baksana. Dini bilgisi için başlanılan bir muhabbet abi mastürbayona kadar gidiyor. Cinsel içerikli mesajlar. Hayatını anlatmış çocuk. Bak şimdi olay.. ..bir şeytan nasıl işliyor onu görüyoruz. Çocuk hayatını anlatmaya başlamış. Şimdi geriye sarıyoruz. Diyor ki abi hayatını falan anlattı. Bir kez nişanlandım kadın beni aldattı demiş. Abisini bazı adamlar öldürmüş. Onun öfkesi varmış. Bak ne oldu? Şimdi hanım kardeş şefkat kahramanı.. ..karşısında şu an kim oynuyor? Mağdur bir adam oynuyor. Doğru mu? Mağdur bir adam.. Ve diyor ki: “Kolunun her yerinde jilet izleri vardı. Bende bunları duyunca yardım etmek istedim.” Yapma etme bunlar haram dedim. İşte falan filan.. ..ama diyor işe yaramadı. Sonrasında muhabbet ileri gidiyor. Bundan resim falan istiyor. Kalpler birbirine karşı oynamaya başlamış mı? Resim filan istiyor. “Aklıma girdi. Bende salak gibi inandım. İşte ne olduysa o günden sonra oldu.” “Bir daha mesaj atma dedim. Beni bırakırsan iyi olmam dedi.” “Aradan uzun zaman geçti mesaj attı. Senin yüzünden ateist oldum diye.” Hadi bakalım. Mağduriyetin level 3. Doğru mu hacı? “Bak ateist oldum diye. Senin yüzünden dedi.” Anne ve babası ölmüş o arada. Ne ara öldüyse bu da yani. “Sonra senin yüzünden oldu dedi. Tabi ben şok oldum. Kendime benim yüzümden oldu demeye başladım.” diyor. Benim yüzümden oldu demeye başlamış kendine. Çocuk psikolojik bir baskı yapmış. “Hakkımı sana helal etmem dedi.” Hatta sonrasında şunu yazmış. “İşte seni hep rüyamda görüyorum. Uçurumun kenarında beni hep kurtaran sensin.” “Sensiz yapamam.” Sonra bir daha resim istemiş bundan bu kızımız da resim atmış. Sonrasında vazgeçmeye çalışıyor. Tövbe ediyor bak kız. Kız kardeşimiz tövbe ediyor. Bir daha yapmayacağım. Abi nefsine yenik düşüyor. Onları konuşacağız bugün. Yani nasıl olur? Yani şimdi dinleyenler şunu söylüyor. “Ya yok artık be. Serkan abi abartma ya. Bu kadar salaklık olmaz ya.” Olur. Olur olur. Bundan daha beteri de olur. Ne mesajlar geliyor da okuyamıyoruz biz burada. Ancak dert babası oluyoruz yani. Elhamdülillah. Dert bize derman oluyor işte. Bak o bizi ateşliyor işte. Fedakarlığa itiyor. Yapmamız gereken bir şeyler var diye bizi gaza getiriyor aslında. Sonrasında abi… bak sonrasında Kız diyor ki abi Allah’ın huzuruna utanarak gidiyorum. Vallahi diyor çok tövbe ettim. İffetimi kaybediyorum filan diye. E tabi çocuk abi ne yapıyor? “Bana mesaj atmazsan bana resim, video göndermezsen.. ..bunu her yerde paylaşırım.” Tabi bizde elimizden geldiğince kardeşimize yazdık yani. Öyle bir şey olduğu zaman polise gideceğini ben bu konuda sana yardımcı olacağımı “O tarzda bir şey oluyorsa bana atıyorsun mesajları.” Hatta “telefonunu filan ver” e kadar gitti yani olay. Abi yediremiyorum kendime böyle hadiseleri. Yazık ya. Bir hanım kardeşin hayatı bu kadar ucuz olamaz. Ha… Kızın hatası yok mu? Var. Amenna. Çok yanlışı var hemde. Çok yanlışı var. İnşaallah samimi tövbe eder ve o hale bir daha düşmez. Ama işte bunun olması da gerekiyor biliyor musun? Bunun niye olması gerekiyor? Yani o tehdidi almasaydı belki de bambaşka yerlere gidecekti. Cenabı-ı Hak o yoldan çevirmesi için bir tokat vurdu işte ona. Görüyor musun olayı? Sonra diğer mesaj. O çok uzun. Özet söyleyeceğim abi. Üniversite de birini çok sevdim abi diyor. Daha birinci sınıftan filan başlıyor. Zaten bu olaylar abi birinci sınıfta ikinci sınıfta başlıyor yani. Yani ne biliyim abi gitmeden önce o tercihlerde “hemen kendine koca adayı bul” Veya işte “eş olacak bir hanım bul” diye bir seçenek mi var yani? Onu mu işaretleyip gidiyorlar? Anlamıyorum ki ya. Okula girdiği gibi radarları açıyor. Evlenecek böyle birini aramaya çalışıyor. Yani niçin okuduğunu da şaşırıyor artık. O dereceye gelmiş. Neyse bu abi çocuğa aşık oluyor. Tamam. Güzel. Devam ediyorlar muhabbete filan. Sonrasında bu şiddetli, hararetli muhabbet öyle bir hale geliyor ki buna deli gibi bağlanıyor abi. Deli gibi bağlanmış. Hırsla. Bağlanıyor. Çocuk bunu aldatıyor. Aldatmaya başlamış. Ondan sonra bu kızda saplantı haline geliyor ya. Abi bunun peşini bırakmıyor. “Nasıl beni terk eder?” “Şey yapar…” filan diye. Sonra bu çocuk, diyor ki kominist kızlarla takılmaya başladı. Bana yazdığı mesajı söylüyorum. Kominist kızlarla işte… o tarz insanlarla abi partilere falan filan böyle farklı yerlere gitmeye başladı diyor. Yani şimdi tesettürlü kardeş diyor ki bizim cenahın tam zıttında.. ..hatta diyor benim tesettürüme karşı olan taraflarla takılmaya başladı. Sonra bu kız öyle bir hale geliyor ki herhalde diyor bu açık kızlardan hoşlanıyor. O zaman ben açılayım. Tesettürden çıkmış biliyor musun? Tesettürden çıkmış. Tabi yine o… Abi mukaddesatı ayak altına aldın sen. Yani sen Allah için mi kapanmıştın? Yoksa nefsin için mi? Onun imtihanı. Neyse hanım kardeşimiz yazıyor. O sevdadan o şeyden pişmanlıkla vazgeçiyor. Bak görüyor musun abi? Ne kadar dehşetli bir hal. Haram sevdanın açtığı yaralar… Yani bunu konuşurken ben utanıyorum ya. İşte niye oluyor biliyor musun? Bak güzel kardeşim bak bunun böyle olmasının asıl nedeni Bu neden oluyor? Hisler akıl ve kalbin önüne geçiyor. His…bunu çoğu derste söylüyoruz değil mi? Aklın ne diyor diyorduk hani konuşurken? Aklın yapma yanlıştır kalbin yapma üzülürsün dediği halde bir adam bile bile o yanlışı niye yapıyor? Veya niye yapıyoruz? Veya niye yapıyorum? Abi hislerime mağlup olduğum için. O hisler nefsin de yardımıyla beraber o aklın ve kalbin önüne perde oluyor. Öyle bir perde ki onu var ya hülyalara götürüyor böyle. Çok farklı hallere girmeye başlıyor. Uyurgezer bir vaziyete getirdi mi seni? Haa. Şimdi senin hislerin ve nefsin sana tasmayı taktı. Seni istediği yerde sürüklemeye başladı mı abi? Sonrasında bak. Şimdi o tasma takıldı seni istediği yere sürüklerken senin nefsinin hissesini de veriyor. Senin nefsinde oradan tatmin oluyor. Ücretini alıyor anladın mı? Çünkü şeytan günahlarda lezzet olmasa insanları kandıramaz. Oradan yöntemi bulmuş zaten. Oradan seni alıyor istediği yere götürüyor. Şimdi bu olay niye oluyor biliyor musun? Bak şimdi.. Bu hanım kardeşimizin yaşadığı hadise ve bu benzer hadislerin olması şu abi Şu abi şu.. Mektubatta bir yer var diyor ki şimdi Cenab-ı Hak bize fıtrat olarak sevgiyi vermiş mi? Bize aşkı vermiş mi? Kalbe mukabil bir kalbi buluyor mu insan? Ona göre yaratılmışız değil mi? Ama bunun kullanım yönünü bize bırakmış. Buna iki tane yön vermiş. Biri hakiki biri mecazi. Sen nereye kullanacaksın diye sana bir akıl fikir ciheti verdiğinden dolayı sana bir irade verdiğinden dolayı ey kulum diyor doğrusu bu yanlışı bu. Ama bak şimdi ne diyor aşkla alakalı. Diyor ki: “Aşk şiddetli bir muhabbettir.” Fani mahbublara -geçici olan dünyevi sevgilere veya sevgililere- müteveccih olduğu vakit ya o aşk kendi sahibini daimi bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazi mahbup -o sevdiği o bağlandığı şey. Bunu dünyevi mal mülk olarak da algılayabilirsin.- O şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, baki bir mahbubu -ebedi bir sevgiliyi- arattırır. O mecazi aşk hakiki aşka döner. İşte bütün mesele bu. Demek ki Cenab-ı Hakkı tanımaya ve sevmeye endeksli bir cihazat verilmiş bize. Doğru mu? Kalbimiz ona göre verilmiş. Şimdi yani Cenab-ı Hakkı bulman için verilen akıl ve kalbini sen nereye sarf ettin? Sonsuzluğu isteyen kalbini sonsuzu bulamadığın için sonlu şeylerle tatmin etmeye çalışıyorsun işte. Ne oldu? Ne diyorduk? Anahtar kiliit ilişkisi gibi değil mi? Anahtar kilit birbirine uyduğu zaman o kapı açılır mı? Sonsuzluğu isteyen kalp ve sonsuzluk gelirse onlar empoze olurlar. O anahtar o kiliti açar. E şimdi sen sonsuzluğu isteyen kalbe sonlu mahbubları sokmaya çalışırsan ana merkezi onları yaparsan Parantez açıyorum. Sevmeyecek miyiz abi? Fani mahbublara bağlanmayacak mıyız? Onu da konuşacağız. Kapatıyorum parantezi. Ne oldu abi? Şimdi sen oraya sonsuzluğu isteyen kalbe sonlu şeyleri taktın. Takmaya çalışıyorsun. Uyar mı? Ha? Uymaz değil mi? Bu neye benziyor biliyor musun? Yani bir anahtar yuvasına, bir kilide yanlış anahtarları sürekli takıp çıkardığını düşün. Elli tane denemişsin. Elli tane denemişsin. Belli şeyden sonra yanlış anahtarları oraya takmaya çalıştığın için orası yalama olur mu? Yalama olduktan sonra orijinalini takmaya çalışsan yani oraya uygun olan anahtarı takmaya çalışsan da artık işe yarar mı? Yuva yalama olmuş. Kalp de böyledir işte abi. Kalp yalama olduktan sonra -onlar gelmiş oradan çıkmış o oraya o oraya filan- Bu sefer Allah’a yer kalmıyor işte. Yaa. Bazen kalbi kendi eliyle paramparça edip öldürebiliyor. Ne kadar dehşetli ya. İşte o yüzden diyor ki o şiddetli muhabbet onu -sahibini- daimi azap ve elemde bırakır. Ya böyle olması güzel bir şey zaten. Anlar olayı. Veyahut diyor o mecazi mahbup o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için baki bir mahbubu arattırır. İşte bak bu haram sevdalardan çekilen aşk acıları bir yandan güzel. Demek ki anlaman lazım ya. Artık aklını önüne al ya. Şu kendini bir muhasebe et artık ya. Bir konuş. Demek ki senin kalbin buna tatmin değil. Bak üzülüyorsun. Mutlu olmak için seviyordun sen. Mutlu olmuyorsun. Yüz kere dedik değil mi? Haram sevda da bir kıskançlık elemi var diyoruz ya. Bunu yaşıyorsun işte. Üniversite öğrencileri bunu daha çok yaşamıyor mu? Farklı yerlerde. Diyor ki Serkan abi diyor biz farklı yerlerde okuyoruz hiç günaha bulaşmıyoruz. Yani arada bir mesajlaşıyoruz. Biz diyor yüz yüze bile gelmiyoruz. Abi olmuyor işte böyle anlamıyor musun ya? Kıskançlık krizlerine giriyorsun. “Neredesin aşkım?” “Şuradayım aşkım.” “Nereye gittin?” “Şuraya geldin mi?” “Orada mısın?” “Burada mısın?” “Benden habersiz bir yere gitme.” falan filan. İki taraf o baskıya dayanamıyor zaten. Sonra ne oluyor hacı? Sonra mesaj geliyor. “İşte ben seni sevdiğim gibi sen beni sevmiyorsun.” Karşılık görmemek elemi başladı mı? Sonra çok bağlanmaya başlayınca ayrılık acısı geliyor mu? “Ya beni terk ederse? Ya ayrılırsam?” Gördün mü? Art arda sıralanıyor. E ne oldu bunlar mutluydu hani? Ha? Kalpler pır pır. Aşk mesajları falan. Böyle sabah namazına birbirlerini kaldırmalar. Cuma mesajları filan. Seviyorum seni canım. Sonra hayaller kurmalar. İşte ben imam olurum sen arkamda kamet getirirsin. Ki kadın kamet getiremiyor değil mi? Ama hayali var adamın onu yapıyor ya. Onu söylüyor yani. Ya hayaller güzel. Sen bir de daldın abi. Yok işte senin sakalından süzülen abdest suyuyla ben abdest almak istiyorum. O günler gelecek. Abdest suyunu şalımla sileyim. Bak ne kadar güzel başlıyor hayaller değil mi? “Canım ben yatıyorum aşkım. Ben yatıyorum. Beni sabah namazına kaldır.” Ya birader bu olacak iş mi ya. Harama Allah’ı ortak ediyor ha. Ne kadar değişik değil mi? İşte ondan sonra tokat yediğinde birisi uyanıyor bir kısmı uyanmıyor. İşte o tokatlar o elem…o elem bazen uyandırıyor bak. O kardeşler uyanmışlar. Görüyor musun abi? Ne kadar farklı bir durum işte. O yüzden de kabahat kusur insana ait oluyor biliyor musun? Çünkü o kabahat o kusur niye sende? O istidatı o kabiliyeti sen yanlış yerde kullandın. O hatayı sen yaptın. Ona da müstahak oluyorsun işte. Hanım kardeşlerin böyle erkeklere aldanmaması lazım. Tekrar ediyorum. Bir adam namaz kılıyorsa -ya zaten abi bu bir kıstas değil. Bize bazen diyorlar ki abi hep hanım kardeşler üzerinden konuşuyorsunuz. Abi siz şefkat kahramanısınız. Yani erkek laf anlamıyor. Erkek laf anlamıyor. Enaniyeti kavi olduğu için. Yani kardeşim biz size söylüyoruz siz gardınızı alın. Onların o şerefsizliğine o adiliğine yem olmayın. O adam zaten o şerefsizliği kendine meslek edinmiş. Niye? Alnı ak şekilde geziyor olan hanım kardeşlerimize oluyor. Biz kim tarafından çok üzüntü duyuyorsak onu savunmaya çalışıyoruz. Bundan dolayı. Abi erkeğe bizim toplumda… Allah katında çok şey oluyor. Elbette Cenab-ı Hak kardeşim intikam alanların en hayırlısıdır. Doğru mu? Ama işte dünya cihetiyle adalete bakamıyorsun ki. Bu dünyadan mazlum zilletiyle zalim izzetiyle göçüp gidiyor. Demek ki bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor. Cenab-ı Hak ihmal etmez imhal eder. Yani erteler. Tehir eder. Elbette hesabı gelecek. O kardeşimizin sabır göstermesi lazım. Sabredecek. Sen tövbe et. Cenab-ı Hak setredendir. Nasıl ki kainatı geceyle setrediyor. Senin de günahlarını setreder. Sen yeter ki samimi ol. O yüzden yani bizim hanım kardeşlerimize yönelik gibi gözüküyor ama değil. Yani sizi şefkat kahramanı görüyoruz abi. Elmas. Sen kendini muhafaza et. Dışarıdan ok gelse de bir şey olmaz inşaallah. Ama sen o elması ortaya çıkarırsan çok eller uzanır. Derdimiz o. Sen evlat yetiştireceksin ya. Sen anne olacaksın. Yani çok çok böyle dikkatli gitmek lazım. Kalkanı sağlam tutmak lazım. O kalkan o siper Kur’an ve sünnet-i seniyye dairesinde terbiye-i islamiye dairesinde yaşamak lazım işte. Bizim derdimiz o. Onu vermeye çalışıyoruz. Onu anlatmaya çalışıyoruz. Bak. Sonrasında gelen hadise ne biliyor musun? Şöyle bir yer okuyacağım. Abi niye bunlar oluyor? Niye bunlar bizim başımıza geliyor? Abi gelir. Gelir gelir. Yani bunu herkes delikanlı gibi kendine alsın üstüne alsın ya. Müstahak oluyoruz biz buna. Bak ne diyor? Diyor ki “Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir.” Bak. Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi. Uygun olmayan Allah’ın istemediği tarzda İslami bir çerçeveye uymayan Gayr-i meşru bir muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir. Kaidesi sırrınca siz fıtratınızdaki Cenab-ı Hakkın zat ve sıfat ve esmasına sarf edilecek muhabbet ve marifet istidatını Allah’ın isim ve sıfatlarını sevmeye ve onu tanımaya olan o kabiliyetinizi şükür ve ibadat yani ibadet cihazatınızı nefsinize ve dünyaya gayr-ı meşru bir surette sarf ettiğinizden bil’istihkak cezasını çekiyorsunuz. Hak ediyorsunuz. Doğru mu? Doğru değil mi abi? Çünkü Cenab-ı Hakka ait muhabbeti nefsinize verdiniz. mahbubunuz olan o sevgiliniz olan nefsinizin hadsiz belasını çekiyorsunuz. Çünkü hakiki bir rahatı, o mahbubunuza vermiyorsunuz. Hem onu, hakiki mahbub olan hakiki sevgili olan hakiki sevilecek olan Kadir-i Mutlaka tevekkül ile teslim etmiyorsunuz daima elem çekiyorsunuz. Yani her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki rahat edesin. Üstüne düşen vazifeyi yap sen. Yani burada o kdr çok meseleler var ki konuşulacak. Önceden bir aile sohbeti olmuştu. Bir yere çağırmışlardı. Ailelere yönelik çocuk eğitimine yönelik bir konuşma istemişlerdi. Bende direk pervasız şekilde şunu söyledim. Dedim kimse kusura bakmasın. Bugün konuşacağım mesele belki biraz damarlarınıza dokunacak. Ama ben hakkı söylemek zorundayım. Onun için beni çağırdınız. Önceden hafız mektebinden alınan çocuklar Avrupa’ya gönderildiği zaman ne denirmiş biliyor musun? “Ya o çocuğun imanı kurtarılmadan nereye gönderiyorsun?” “Oralar tehlikelidir, şöyledir, böyledir…” Hatta…hatta o çocuk diyor ki -Risale-i Nur’da geçiyor Emirdağ Lahikası’nda Orayı verirsin sana zahmet tamam mı? Ben bil mana söyleyeceğim.- Diyor ki o çocuk anne babasından şikayetçi olacak. Neden benim imanımı tam muhafaza etmeden beni dünyaya saldınız diye. Beni oradan alıp Avrupa’ya gönderdiniz diye. Şefaatçi olacak yerde ondan soğur ölmesini temenni eder diyor. Peki şimdi soruyorum. Gel olaya bağlayalım. Herkesin çocuğu Avrupa’ya mı gidiyor? Ha? Hiç gerek var mı Avrupa’ya gitmesine? Bugün ailenin yanından başka bir yere gidip okuması bir hanım kardeşimizin veya bir erkeğin Fark etmiyor abi. Ailesinin yanından eğer ki bu şekilde imanını tam manasıyla almışsa ayrı. O terbiye-i İslamiye kısmını almışsa bir şey diyemiyorum yani. O konuda tabi ayrı bir şekilde konuşulur. Tam detaylı bir şekilde girmeyeceğim. Bana sorarsan abi hanım kardeşler okuyacaksa anne babasının olduğu yerde okuyacaklar. Bu okul meselesini başka bir videoda biraz detaylı bir şekilde ele alırız inşaallah. Keşke kardeşler evlenip öyle okusalar. Daha güzel olmaz mı? O imkanlar sağlansa aileye değil mi? O imkanlar sağlansa. İşte onun için masraflar çok veriyorsun zaten. Evine harcasın onu yani. Evlensinler. Evlendir abi sevdiği varsa. O şekilde okusun yani. Keşke böyle olsa ne güzel olur değil mi? Neyse bugün bir kardeşimiz -kız veya erkek fark etmez- ailesinin yanından başka bir ile gittiği zaman Allah aşkına Avrupa’dan farkı var mı? Var mı? Zerre kadar farkı var mı Avrupa’dan? Sonra “Biz ne yaptık da bu çocuk böyle oldu?” Ya bugün abi gidiyorsun Görükle tarafına veya işte hangi üniversitenin… Bak şimdi belli bölgelerde kafeler barlar diskolar var. Hangi adama sorsan hangi anne babaya sorsan “Bizim evladımız temiz kalplidir. Okumaya gitti.” Şöyledir, böyledir. E tamam. Tamam ya. Tamam anladık yani. Helal süt emmiş. Onu sürekli gözümüze soktun. Söyledin. Peki binlerce genç var o kafelerde diskolarda barlarda. Bunlar kimin çocuğu? Kimin çocuğu bunlar ya? Yani öyle bir zıvanadan çıkılmış ki artık. Tesettürlü olan kız ne diyor biliyor musun? Diyor ki yani ben ailemin zoruyla tesettürdeyim. Aslında bir yandan da iyi oluyor. Çünkü bana güveniyorlar diyor. Tesettürlü olunca. Nasıl? Abi olacak bunlar ya. Ahir zamandayız olacak yani. Sadece tesettürle güzel göründüğü için tesettüre giren var. Tesettür yakışıyor bana diyor. Bunu nereden söylüyorsun? E mesajlar geliyor. Abi diyor böyle bir arkadaşım var bunu söylüyor ona nasıl cevap vereyim? Ona Allah’a imanı anlat diyorum bende. Ona Allah’a imanı anlat diyorum. Evet, evet. Bizim mücadelemiz bu işte. Yani her şey tozpembe görünüyor da Sen bir sorunu görürken şu mecrada bin sorunu görüyoruz kardeşim. Anlayış göster bize. Kızma yani. Kızma. Bir kardeş deyip geçmemek lazım işte. Görünmeyen neler var? Şöyle bir mesele var. Ona da gireyim. Şimdi bir de şey meselesini ele alalım. “Abi biz sevmeyecek miyiz? Biz aşık olmayacak mıyız?” Ya elbette olacaksın. Bununla alakalı videolar var mı kardeşim? “Flört etmeden nasıl evleniriz?” O videoyu izle. İşte nasıl olsa evleneceğiz videomuz var. Hani nasıl olsa evleneceğiz abi. Sonra ailemizden habersiz imam nikahı -yani dini nikah- olur mu? Bu tarz videoları sana zahmet buraya bir sırala abi. Hangi taraf boşsa. Şura filan. Oraya bir sırala tamam mı? Kardeşlerimiz onları da izlesinler. Ayrılık acısı. Onunla alakalı ders de var. Şimdi ben şey kısmını okuyacağım. “Abi biz severken nasıl sevmemiz lazım?” “Bir şeye bağlanırken nasıl bağlanmalıyız?” Şimdi bu konuda da şöyle bir mesela var. Yani bir farklı tarafa değineceğiz. Diyor ki Cenab-ı Hakkın masivasına Ne demek masiva? Cenab-ı Haktan gayrı olan her şeye yapılan muhabbet iki çeşittir diyor. Şimdi birisi…birisi yukarıdan aşağıya birisi de aşağıdan yukarıyadır diyor. Bunlardan birincisi. Bir insan en evvel muhabbetini Allah’a verirse onun muhabbeti dolayısıyla Allah’ın sevdiği her şeyi sever. Bak ilk önce Allah’a muhabbeti verirse yani yukarıdan aşağıya doğru giderse. Allah’ın sevdiği her şeyi sever. Ve mahlukata taksim ettiği -mahlukata dağıttığı- o muhabbeti Allah’a olan muhabbetini azaltmaz. Onu daha fazla ne diyor? Tezyid eder, arttırır diyor. Şimdi bu mesele ne biliyor musun? Allah namına sevmenin tarifi yaplıyor. Allah namına sevdiği zaman bir insan birisinden kazık yiyebilir bir sıkıntı görebilir. Bunu haram sevda kısmında demiyorum ha. Başka bana da söylüyorum bunu. Bu sefer adam ne yapar? Şimdi hani bzen diyoruz ya. “Ya bir daha insanlara güvenmeyeceğim.” “Bir daha şöyle yapmayacağım.” İşte bu ilk önce muhabbeti Allah’a verip sonra mahlukata vermediği için. İlk önce mahlukata vermiş sonra Allah’a veriyor. O ikinci kısımda. Onu söyleyeceğiz. Şimdi böyle olduğu zaman insan Allah namına sevince rıza gözüyle bakınca Ya sonuçta…sonuçta ben diyelim ki Emircan’ı sevdim. Tamam mı? Allah…ilk öce Allah’ı seviyorum. Sonra Allah namına Emircan’ı seviyorum ya. Emircan bana yanlış yapınca şunu derim ben. O da bir kul. Yanlış yapabilir. Sonuçta ben Cenab-ı Hakkı seviyorum. Cenab-ı Hakkı biliyorum. “Sonra bana sevdirecek başka insanlar zaten karşıma çıkarır.” der rahatlarım. Doğru mu? İşte bu ne oluyor biliyor musun? Bu meseleyi bilmeyen birisi dindar birisinden İslamiyeti yaşıyor gibi görünen birisinden bir sıkıntı gördüğü zaman İslamiyetten soğuyor. Allah’tan soğuyor. Çünkü muhabbeti direk ona vermiş. Ondan Allah’ı bulmaya çalışmış. Gördün mü bak? Yukarıdan aşağıya gelmedi. Bu zaten tehlikeli kısım yani. O yüzden abi her şeye Allah namına bakacaksın Allah namına seveceksin. Bunda bir sıkıntı olmuyor zaten. Ama ikinci kısım. İkinci kısımı biraz detaylı işleyelim ki. Haram sevdalara değiniyor. İkinci kısım ise aşağıdan yukarıyadır. Tekrar ediyorum. Bu yukarı tarafta ne vardı? Bu yukarı derken böyle yukarı aşağı değil ha. Çizelge olarak. Verirsin sen bunu tamam mı? Yani yukarıdan aşağıya Allah’ı sever. Allah’tan mahlukata iner. Esbaba iner değil mi? Bu birinci kısımdı. Bu zararsızdır. Bu güzeldir. Allah namına seversin sen. İkincisi. İlk önce diyor esbabı -mahlukatı- sever sonra Allah’ı sever. Bu çok tehlikelidir. Bu çok tehlikelidir. Çünkü namaza başlıyor -haram sevdası namaza vesile oluyor ya- Ayrılıyor. Ben namazı bıraktım diyor. Tesettüre giriyor -haram sevda içerisindeyken. Hani bir yandan yıkıyoruz bari bir yandan yapalım derken.– O kardeşimiz tesettüre girmek istiyor. Allah yolunda bir şeyler yapmak isityor. Namaza başlıyor. Ayrılınca tesettürden çıkıyor. Allah için olmamış demek ki esbab için olmuş. Çünkü ilk önce orayı sevmiş sonra Allah’a havale etmeye çalışmış. En evvel bu ikinci kısım olan…en evvel esbabı sever. Ve bu muhabbetini Allah’ı sevmeye vesile yapar. Bu kısım muhabbet topluluğunu muhafaza edemez dağılır. Ve bazen de kavi bir esbaba rast gelir. Onun muhabbetini Allah namına değil mana-yı ismiyle nefsi hesabına tamamen cezb eder ve helakete sebep olur diyor. Bu da nasıl bir şey biliyor musun? Bu da Allah için seviyorum diye başlayan bir muhabbetin Haramlara girmesi Safiyane bir niyetle seviyor. Seviyor. Sonra işte dine bağlanıyor. Hani iki taraftan biri dindarsa güzel şeyler yapıyorsa birbirine benzemeye çalışıyorlar ya. Dini yaşantısı olan tarafa benzemeye çalışıyor. İlk başta diyorsun ki ne kadar güzel bir şey ya. “Allah’a kavuşuyorlar.” ” Bak Allah için bir şeyler yapıyorlar.” Evet. Oradan Allah’a varmaya çalışırken kavi bir esbab karşısına çıkar diyor. Güçlü bir sebep. Nefis Şehvet duyguları Şeytan Ne oldu abi? Normalde “aa biz harama bulaşmayacaktık.” “Biz Allah için birbirimizi seviyorduk.” Değil mi? “Biz birbirimize yanlış yapmayız.” “Basacağım nikahı alacağım seni.” “Sakın ha sakın. Telefonda görüşmeyeceğiz.” “İffetimizi muhafaza edeceğiz.” Ne oldu? Esbab ikisi de. Esbablardan Allah’a varmaya başladılar. Zaten Allah namına olsa ilk önce Allah’ı sever. Sonra Allah’ın sevdiği tarzda yapar. Zaten öyle olmaz o da. Öyle değil mi? Çünkü Allah öyle istemiyor. Yani anne babadan habersiz flört sağda solda buluş sarıl tokalaş. Böyle bir şey istemiyor Allah. Allah’ı ortak edemezsin sen. Sen esbabı ortak ettin Allah’a. Bak görüyor musun ne hale geldi? Kavi bir esbab. Şehvet. Hisler. Duygular. Sonra iş işten çıkamayacak dereceye gelen o hadiseler birbirine bir giriyor kardeşim taak Allah’a olan kavuşma yarıda kaldı mı? Topluluğunu muhafaza edemez diyor bu muhabbetler. O yüzden Allah nasıl istiyor o tarzda yapmak lazım. Allah nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? Sevgilim nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? Annem nasıl istiyor o tarzda yapmak mı? İlk önce Allah. Annenin babanın veya işte o sevdiğin kız erkeğin yaptığı davranışlar Allah’a uymuyorsa demek ki burada bir yanlışlık var. Burada bir hata var. Düzeltilmesi gereken bir şeyler var demek lazım. Bu imanda da böyledir ha beyler. İman meselesinde de böyledir. İlk önce insan bir cemaate bir topluluğa giriyor o topluluğu mesela Allah için seviyorsa Topluluktan o cemaatten o tarikattan biri yanlış yapsa bile der ki ben Allah için buraya geliyordum. O adam bana yanlış yapabilir. Bu adam yanlış yapıyor diye ben dinden mi soğuyacağım? Parayı kullanan adamlar yanlış yapıyor diye sen paradan soğuyor musun? Değil mi? Kullanıyorsun yani çatur çutur. Aynı onun gibi. İlk önce ne yapacaksın? Allah’ı seversen bana Emircan yanlış yapabilir abi sıkıntı yok. Emircan gider başkası gelir. Ama işte ikinci kısım olduğu zaman. İkinci kısım olduğu zaman Emircan yanlış yapınca “Ben o cemaate bir daha gitmem.” “O tarikata bir daha gitmem.” “Müslümanlar böyle.” “Onlar şöyle” Gördün mü hacı abi? “Kur’an okuyanlar hep böyle.” “Hafızlar hep böyle.” Bir hafızdan yanlış görmüş ya. Ondan sonra saydırıyor hepsine. İşte bu muhabbet diyor yanlıştır. Bu iman noktasında da böyledir abi. Bugün ilk önce biz Allah’ı seviyoruz sonra Allah Rasulü’nü seviyoruz. Doğru mu? İlk önce Allah’ı seviyoruz. Sonra üstadı seviyoruz. Biz Allah’ı seviyoruz. Sonra buradaki dostlarımızı kardeşlerimizi dava arkadaşlarımızı seviyoruz. İşte bu iman meselesinde de aynen böyle oluyor abi. Diğer türlü -Allah muhafaza- adam sebeplerden Allah’a gitmeye çalışırken yolda tıkanıyor işte. Kavuşsa da o topluluğunu diyor muhafaza edemez. Bu nasıl bir şey? Şöyle özet verirsem daha rahat anlaşılır. Biz spontane yapıyoruz. Saatte on iki buçuk oldu. Ya bize buraya su gelmesi lazım. Ya burada suya ihtiyaç var. Bunun iki yolu var. Birinci yol. Nerede su var? Uludağ’da su var diyelim tamam mı? En yakın yer Uludağ. Uludağ’dan ne yapacaksın abi? Kanallar açacaksın borular döşeyeceksin değil mi? Bir alt yap oluşturacaksın. Veya üzerinden borular falan filan. Çok zahmetli değil mi? Teker teker boruları döşe falan. Onlara yol yap. Şöyle böyle. Getir suyu buraya. Tamam. Oldu mu sence? Bitti mi bu? Hayır. Su kesildiği anda “Hayda. Acaba nereden kesildi?” diye o yolu tekrar en başa kadar kontrol etmek zorunda mısın? Peki. Bir kere gittin. Buldun. Tamam yama yaptın. Düzelttin. Boruyu değiştirdin. Geldin. Bir daha. Bir daha. Bir daha. İkinci üçüncü olmaya başladıktan sonra yoruldun mu? Susuz kalırsın. Perişan olursun. Bir de ikinci yol var. Asayı vurduğu gibi su çıkarmak var. Sondaj yapmak var. Olduğun yerden su çıkarırsın. Oradan su kesilse ileride vurursun oradan su çıkarırsın. Oradan kesilse oraya gidersin. Değil mi? Ama diğer adam oraya muhtaç. Hep oradan kanallar yapmaya çalışacak. Kavuşsa dahi tedirgin oluyor değil mi? Üç kere dört kere Üç kere dört kere orayı tamir etmiş. Sonra “Acaba bozulacak mı? Acaba sıkıntı var mı?” diye o topluluğu muhafaza edemiyor. Ama diğer türlü adam vurduğu yerden su çıkarıyor. İşte bizim iman cihetimiz yani mahlukata olan sevgi cihetimiz böyle olması lazım. Allah namına sevmek. İşte Risale-i Nur bunu yapıyor biliyor musun? Risale-i Nur ahir zamanda kardeşim her şeyden hakikatı çıkarıyor. Asa-yı Musa nasıl vurduğu yerden su çıkarıyor değil mi? Aynı şekilde diyor Risale-i Nur eserleri bulunduğu yerde hakikatı çıkarıyor. Sen yeter ki vur. Sondajı yap diyor işte. Ahir zamandaki her meseleye oradan cevap alabiliyorsun işte. İman-i meselelere İman-i meselelere dikkat et. O yüzden çok önemli. Yani burada ehl-i tarik kardeşlerim de var. İlk önce şeyhini sevip Allah’a kavuşmaya çalışırsan hata yaparsın. İlk önce Allah’ı sev. Şeyhini Allah namına sev. Yoksa şeyhinden bir hata daha gördüğün zaman ne olur? İmanını bile kaybedersin. “Ben ona güvenmiştim.” “Şeyh böyle yapıyorsa falan İslam dini şöyledir.” Hep böyle işte ateist olan gençler İslamiyette birisinin hatasını gördüğü için böyle yapmıyor mu? Hiç güzel yaşayanları görmüyorlar. Niye? Çünkü o esbabdan Allah’a gitmiş. Yaa. O yüzden de işte kardeşim bu gibi meselelerden dolayı bir adamdan yanlış görünce -nefsiyle yaptığı hatadan dolayı yanlış görünce- “Ben intihar edeceğim.” “Ben şöyle yapacağım.” “Ben artık müslümanlardan soğudum.” “Ben İslamiyetten soğudum.” Sonrasında olay nereye geliyor biliyor musun? Daha dehşetli. Haşa “Ben Allah’a inanmıyorum.” “Ben Allah’a güvenmiyorum.” “Allah olsaydı bana yardım ederdi.” Hepböyle alt yapılarda sıkıntı var görüyor musun? O yüzden diyoruz değil mi? Risale-i Nur eserlerini okuyun abi. Okuyun diye. Okuyun. Okuyun. Okuyun ya. Bir kere ya Allah aşkına. Bir kere al şunu bir oku ya. Ömründe kaç kere kitaplar okudun. Kitaplar soru bankaları… Dünyevi bir menfaat için. Ya ebedi hayatın için Allah aşkına al bir oku ya. Çok mu zor ya? Şurada konuştuğumuz her mesele buradan çıkmış. Serkan Aktaş’tan değil. Öyle olsaydı sekiz sene önce de ben bunları biliyor olurdum zaten. Değil mi? Rabbim kardeşlerimi haram sevdadan muhafaza eylesin. (Amin) Evet. O derde o sıkıntıya düşen kardeşlerimize de Rabbim sabır ihsan eylesin. Zor bir mesele. Zor ama şunu diyeyim. Musibetler yapılan hataların neticesidir. Gelecek mükafatların da başlangıcıdır. Gelecek mükafatı düşün bari. Demek ki Cenab-ı Hak dünyadan seni soğutuyor. Bunun da bir bedeli olması lazım. Yaptığın hatanın bir bedeli olacak ki bir daha o hataya düşmeyesin. Yapılan hataların bedeli ödenmediği için hep o hatalara bir daha düşülüyor. Ama Cenab-ı Hak bir tokat vuruyor. O işin bedeli oluyor. Senin o acıları çekmen gece gündüz uykusuz kalman Değil mi? O kalbinin iniltilerinin artık ciğerini yakması İşte demek ki burada bir hakikat tarafı var. Sen o musibeti o sıkıntıyı çekmelisin ki bir daha yapmayasın. Çünkü çekmeyenler o hata içinde yapa yapa yapa laçka oluyor zaten. Anlattık ya yalama oluyor. Sonra bir dahasında pişman olmaya kalkıyor ama kalbinde Allah’a yer kalmamış ki. Hakikata yer kalmamış ki. Oyüzden Allah’a kavuşma… İlk önce Allah’ı seveceğiz sonra mahlukata. Niye? Niye öyle dedim? Çünkü Allah namına seviyorsun ya. Allah’ın hoşlanmadığı bir şeyden elinin tersiyle uzaklaşabilirsin. İlk önce mahlukata bağlanıp oradan Allah’a gidersen mahlukat gittiği zaman Allah’a olan yolda kapanıyor işte. İlk önce Allah sonra esbab. Allah nasıl istiyor öyle yapmak. Allah nasıl razı öyle yapmak. Evet. İzledi kardeşler inşaallah. Buraya kadar geldiysen kardeşim tebrik ediyorum. Yani ben kendime tahammül eder miydim bilmiyorum. Aynen. Buraya kadar gelip izlediysen ihlaslısın. O zaman şöyle yapalım mı? Aynen yoruma… yoruma…öyle anlarız. İhlaslıyım yaz. Şimdi ama izlemeyenler de şöyle diyecek ihlaslıyım yazanları görecek. “Ne burası ya hep riyakarlar dolmuş buraya” filan. Evet. O zaman bir işaret bir parola verelim mi sonuna kadar izleyenlere? Şimdi sonuna kadar izleyen kardeşler şu cümleyi yazsınlar. “Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi merhametsizce azaptır.” Burada da yazarlarsa… anlarız. Ha? Niye vereyim ya? Buraya kadar konuştuk ya. Bundan daha özel hediye mi olur? Şöyle yapalım o zaman. Madem öyle. Bunu bana söylemiştiniz. Ya bardak filan. Evde bardak dolu ya. Biz hakikat verelim abi o zaman. Şöyle yapıyoruz. İşte bu son cümleyi yazanlar arasından bir çekiliş yaparız. Oradan iki kişiye de ben iki tane kitap var ya “İçiyorsak Sebebi Var.” ve “Allah Diyen Pense” Onlardan ikili set halinde isme özel imzalı göndeririz. Tamam. Öyle yaparız. Parasını senden alırız. Talha. Madem böyle bir fedakarlığın var kardeşim. O zaman Çay House ‘a o şekilde bağışını alırız senin. Tamam. (Anlaşılmıyor.) Yok yok. O da şifreli olsun. İyi bakalım. Tamam. Artık Allah razı olsun.

Eğer ahiret ve hesap günü olmasaydı, Allah’a, zalim Allah diyecektiniz!

Allah’ımız devam etti: “O Allah, gökleri ve yeri yarattı.” “…bil hakki.” “bir hak ile yarattı. Hakikati ortaya çıkartmak için yarattı, gerçeği ortaya çıkarmak için yarattı.” (Ankebut, 44) Bu hakikat nedir kardeşler? Hakları ödemek, hakkı ortaya çıkartmak nedir? Şimdi… Allah Teala hazretleri, bu dünyada fakiri yarattı, zengini yarattı. Fakir de var, zengin de var. Âlim de var, cahil de var. Her iki türden insan var. Sağlıklı da var, hasta da var. Şimdi, zenginlerden bazıları, fakirlerden bazılarına zulmediyor mu etmiyor mu bu dünyada? Zekâtını vermemek zulüm değil midir? Allah, sana bir nimet, bir mal, servet verdiği zaman senden ister ki yüzde iki buçuğunu her sene devran döndüğü anda, bir sene dolduğu anda fakir fukaraya dağıtacaksın. “Ben dünyada bu kadar fakir yarattım. Zenginlerin vereceği zekât, fakirlere yetmeseydi ben zalim bir Allah olurdum.” “Fakirleri yarattım ki sizi, zenginler, sınav ediyorum. O zekâtınızı vereceksiniz, bu fakirler aç kalmayacaklar.” Dünyada açlık olmazdı. Şu dünya nizamı, şu Birleşmiş Milletler… Boyuna toplanıyor toplanıyor, dağılıyorlar. Hiçbir halta çözüm bulamıyorlar. Yüz doksan tane ülke. Bir İslam kanunlarını ortaya koysalar dünyada bir tane aç kalmaz. Dünyada bir kişi açlıktan ölmez. Yapacağın tek şey, İslam kanunlarıyla bundan sonra hareket ediyoruz, de. İnsanlar huzuru bulur. İşte Osmanlı… Bırak fakir fukarayı, dağdaki kurtların bile rızkını düşünen bir devlet. Şu güce, kudrete bakın! Neden Allah böyle bir kuvvet verdi? Çünkü İslam’ı yaşıyor. İslam’ı yaşadığın zaman Allah güç kuvvet verir. Bazı kuvvetliler bazı zayıfları bu dünyada ezdi. Eğer Allah, ahiret âlemini yaratmasaydı zalim bir Allah olmuş olurdu. Çünkü burada adam mazlum, adam fakir; öbür adam zengin, bunun hakkını parasını bastırarak gasp ediyor. Bunun hakkına giriyor. Burada adam fiziki olarak kuvvetli; öbürü zayıf, cılız. Her gün iğne yemiş, her gün enerji haplarından içmiş, her gün spora gitmiş, yüz kilo olmuş. İri yarı. Buradaki adam elli kilo, fakir, bakımsız. Bakımsız olduğu için bu adam geliyor her akşam gelirken arkadaşlarının gözünün önünde adamı dövüyor. Bu zalim, bu mazlum. Şimdi bu dünyada, bu adam bundan hakkını alamıyor. Ahiret olmasaydı burada bir adaletsizlik olmuş olmayacak mıydı kardeşler? Neden ahiret var? Ahiretin varlığının en büyük delillerden bir tanesi bu ayettir. “Gökleri ve yeri yarattı.” “…bil hakki.” “hakkı ortaya çıkarmak için yarattı.” (Ankebut, 44) Eğer gökleri ve yeri yaratmasaydı ve insanları burada bir sınav etmeseydi o zaman zalim olanlar, mazlum olanlara karşı kârlı çıkmış olacaktı. Yaptıkları yanına kâr kalmış olacaktı. Adam kadına tecavüz ediyor. Bugün dünyada tecavüzün en çok işlendiği ülke hangisi kardeşler? İsveç. En çok ateistin olduğu ülke hangisi? İsveç. Dünyadaki en çok ateist, zaten resmi dini yok. İsveç ateisttir. En çok tecavüz nerde? İsveç’te. Bir sual daha sormam iktiza ediyor: En çok intihar vakası nerede? İsveç’te. Yaşam ferah, maddi gelir durumu en rahat yer İsveç. Neden peki en çok tecavüz burada, en çok intihar burada? Neden bu ülkede? Dinsiz bir yaşam. Bak! En zayıf, en kötü, en tahrif olmuş din bile Hristiyanlık ve Yahudilik… Onu bile yaşasalar ateizmden çok daha iyidir. Onu bile, tahrif olmuş dini bile yaşasalar. Bir de İslam’ı yaşasalar ne olacak? Çok daha huzurlu, çok daha bir yaşam ortaya çıkacak. En büyük delili ne olacak? Tecavüzler azalacak bir, ikincisi intiharlar azalacak. İnanç ne kadar zayıfsa ölme isteği o kadar fazla artar. Ben burdan kurtulmak istiyorum, bu dünyadan kurtulmak istiyorum, der. İnanç kuvvetli olduğu zamansa daha fazla ibadet yapma isteği ortaya çıkar. İslam ve İslamsızlık böyle bir şeydir kardeşler. İşte, İmam Razi Hazretleri ayetin bu kısmını tefsir ederken diyor ki: “Eğer Allah ahiret alemini yaratmamış olsaydı zalim bir Allah olmuş olurdu!” Bizim Allah’ımız asla zalim değildir.

İntihar etmek istiyorsan izle!

”Yaratan, yarattığını bilmez mi?” diyor Kur’an! Senin ne kadar yaşaman gerektiğini O bilir! Yaşamına kendi ellerinle son vermek demek, Allah’a şunu demek; ” Sen benim yaşamım hakkında doğru karar veremedin!” Sen kimsin Allah’a akıl veriyorsun? Kimsin Allah’a kafa tutuyorsun? -Her şey üstüme geliyor. Kimin gelmiyor ki? Askerimiz şuan da -15 derecede, -20 derecede kefere ile savaşıyor, -20 derecede… Yemek bulursa yiyor, bulamazsa yemiyor. Gece buz, eller donmuş, nöbet tutuyor asker. Sen evinde sıcacık oturuyorsun. Efendim o arkadaş benimle konuşmuyor, bu arkadaş benimle konuşmuyor… Boş boş meseleler, küçük küçük meseleler. Kafanda büyütüyorsun, büyütüyorsun şeytanın vesvesesiyle, kendine sorun yapıyorsun. Sorunun yokken kendine sorun yapıyorsun. Ve peşinden şunu diyorsun; -”Ben intihar edeceğim, yaşamıma son vereceğim.” Önünde daha kağıt üzerinde yirmi beş, otuz senelik bir yaşam var. Otuz yaşındaki bir adam, altmışa kadar normal şartlarda yaşar. Ne olur, Allah bilir! Ama sen bunu diyemezsin. -”Yaşamıma son vereceğim!” diyemezsin.

Neden ben de onlar gibi zengin değilim? Neden sıkıntılar beni buluyor?

Bize olayı şöyle özetliyor. Allah aşkına tedaviye bakın. “Sizden biri mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana bakınca, bakışına bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin.” Mal ve mevkice muhakkak bu dünyada bizden üstün olanlar var. Resulullah Aleykisselam buyuruyor ki: “Ona baktığın zaman, senden zengin olana orada durma, bakışını senden aşağıdakine de çevir.” diyor. Devam ediyor: “Böyle yapmak Allah’ın üzerinizdeki nimetini küçük görmemeniz için gereklidir.” Eğer bakışını aşağı çevirmezsen, bakışın orada sabit kalırsa ne olur? Allah’ın sana verdiklerini tamamını unutursun. “Allah’ım sen buna niye bu kadar çok fazla verdin ya? Bana vermedin bunları. Demek ki sen bana zulmettin.” Haşa ve kella. Bunu dersin. Dememen için ne yapacaksın? Bir adım aşağı bakacaksın. Bir adım aşağı. Sahabelerden bir tanesi diyor ki: “Ben devamlı zenginlerle beraber olurum. Devamlı onların davetlerine giderdim. Devamlı onlarla gezerdim ve devamlı hâlimden şikayetteydim. Neden ben onlar gibi değilim? Benim onlardan neyim eksik? Ne zaman ki Resulullah Efendimizden bu hadisi şerifi işittim sallallahu aleyhi ve sellem, zenginlerle düşüp kalkmayı bıraktım ve artık kendimden daha aşağıdakilerle beraberim.” Bu gururlanmamak için yapmamız gereken bir meseledir kardeşler. Zengin arkadaş düşünün ya, basit bir örnek vereceğim. Aynı mahallede oturan iki arkadaş yine. Aynı mahalle örneklerime dikkat edin! Zengin olan arkadaş diğer arkadaşını evine çağırıyor. “Kardeş, gel eve playstation oynayalım.” diyor. “Yeni babam playstation aldı 4, ekran bir metre.” O tabirleri bilmiyorum o yüzden bir metre düz gidiyorum, anlayın beni. “Kocaman bir metre ekran var, playstation 4. Pes turnuvasına var mısın kardeşim?” diyor. Şimdi bu fakir de diyor ki: “Ya bende playstation 2 var, benim de babam aldı.” diyor. Ama karşıdakini bu tarafa davet edemiyor. Ekran minicik, eski televizyonlar, arkası tüplü. Öbüründe HD ekran, kocaman ve playstation 4. Orada oynayacağın maçta sanki tribünde gibi olursun, burdaki gibi olmaz. Bu playstation 2 sahibi gariban kardeş, arkadaşının evine gidiyor. Bir saat iki saat boyuna oyun oynuyorlar orada. Tabii namazlar mamazlar hepsi uçup gidiyor. Arkadaş tabii zenginliğin verdiği kibirle annesine emir veriyor, babasına emir veriyor: “Baba yarın bana şunu da al, baba kol bozuldu bana yeni bir kol al, baba şu tişörtü istiyorum bana al!” Babası da hep şu cevabı veriyor: “Peki oğlum, tamam oğlum.” Baba, oğlu kaybetmiş. Annesine diyor ki: “Anne bize çay getir, anne bize kola getir, anne bize cips getir.” Anne, oğlunun sözünü iki yapmıyor. Annesi de oğlunu kaybetmiş. Gariban çocuk bunu görüyor. Çocuk ne diyorsa evde iki denmiyor. Playstation 4, kocaman ekran, çocuğun özel odası… “Bizdeki hayat mı ya?” diyor. “Bizdeki baba mı ya?” Böyle çok çocuk var kardeşler. “Bendeki de anne mi ya. Şu anneye bak melek gibi.” diyor. “Devamlı çocuk ne istiyorsa getiriyor.” diyor. Tostlar mostlar, çikolatalar havalarda uçuşuyor. Aşağılıyor, kendi evini aşağılıyor. Sonra çocuk evine gidiyor, ne oluyor? Babasına gider yapıyor, anasına gider yapıyor, atarlı giderli konuşuyor. “Nasıl insanlarsınız ya, bırak playstation 4’ü, 3’ü bile alamadınız bana.” diyor. “3’ü bile alamadınız.” diyor, atar yapıyor ya. Hâlbuki baba gariban adam, faturaları ödemekle meşgul. Adamın derdi, ay sonuna faturaları yetiştireyim. Sıkıntısı bu. Çocuk onun hesabını yapmıyor ki, çocuk keyfinin derdinde. Çocuk zekâsı. Memnun kalmıyor, hayatından memnun olmuyor ve devamlı kardeşleriyle huzursuz, aile bireyleriyle huzursuz. Bunun olmaması için ne yapması lazım? Çocuğun bu arkadaşına devamlı gitmemesi lazım. Ara ara bu arkadaşını evine davet etmesi lazım. “Kardeşim hep senin evde olmaz kusura bakma. Sen de geleceksin benim evime.” “Ama işte sendeki pasif falan…” “Öyle bir şey yok nefsini tatmin edeceksin kardeşim. Nefsini terbiye et, sen de benim evime gel.” Bunu demesi gerekiyor. Kontrol devamlı zengin çocukta olduğu zaman fakir onun tahakkümü altına geçer. Sonra fakir ne olur? İtikadi olarak çok zayıfsa, bu işin sonu intihardır. Sonra bu ana baba bize mesaj yolluyor: “Oğlumuz böyle iken böyle, şöyle iken şöyle.” Başlıyorlar bize dert anlatmaya. Soru bir sayfa, cevap iki satır. Allah Teala bu insanlara izan versin. (Amin) Akıl, fikir versin. (Amin) Dolayısıyla kardeşler, her zaman bir adım alttakine bakacağız ve hâlimizden memnun olacağız. Bütün bu olaylar, Resulullah Aleyhisselam’ın bütün bu tavsiyeleri kalbimizdeki hasedi atmamız içindir. Haset; yaptığımız amelleri yoğa çeviren, yaptığımız işlerin temeline dinamit koyan bir ameldir. Bak güzel ameller yapıyorsun ya, Resulullah Aleyhisselam’dan delil getiriyim. Efendimiz Aleyhisselam buyurdu: “Ateşin odunu yemesi nasılsa, haset de güzel amelleri öyle yer.” Kış geldi ateşe odun atıyoruz. Ateş ne yapıyor odunları? Sıfıra indiriyor, sıfır. Haset nedir? Çekememezlik. Başkasının elindeki nimetin ondan gitmesini ve kendine gelmesini isteme. Bir kulun kalbinde bu varsa, bak İslam nasıl içimize müdahale ediyor. İçime bile karışıyor Allah. İçimizden geçen duygulara bile karışıyor. “Şuramıza karışsın, buramıza karışmasın.” “İşime karışmasın, eşime karışmasın, camime karışsın!” diyen Müslümanlar. Sahte Müslümanlar. Allah aşkına şu ayetleri bir okuyun ya. Kalbimizden geçen duygulara bile Allah müdahale ediyor. “Bunu geçirmeyeceksin kalbinden, bunu yapmayacaksın!” diyor. Şu hâlde kardeşler buna dikkat edeceğiz.