AÇIN KUR’AN’I OKUYUN HOCAYA NE GEREK VAR ! – Tevessül – Özel Video

Acın gitti mi? Acısı gitti mi? Sinan’ın bileği hastaydı da ona bir ilaç verdik daha doğrusu sen ilaç istedin doğru mu? Niye istedin, niye kendin doğadan toplamadın? Mesela senin bileğine sürdüğün şey nebatattan terkip olunuyor, değil mi? Yani doğada şu ot, şu bitki, şu tür. Şu bakteri falan, bunların terkibi sonucu oluyor doğru mudur? Sen aracı olarak beni seçtin. Ben aracı olarak eczaneyi seçtim. Yıldız eczanesi mi? Eczacı ablamı seçtim. Ablam aracı olarak ilaç deposunu seçti. İlaç deposu aracı olarak büyük ilaç yapım firmalarını seçti. O büyük ilaç yapım firmaları da muhtemelen aracı olarak bunları deneyler yaparak insanlığa nasıl daha şifalı olur diye üreten profesörleri seçti, doğru mudur? Kimyagerleri, profesörleri, bu deneyleri yapan kimlerse. Yani baktığında senin bugün bileğine sürdüğün ilaç bir sürü deneyden geçmiş. Şimdi maddi düzene baktığımızda biz çok fazla aracıya ihtiyaç duyuyoruz o zaman. Bugün mesela benim dizde bir sorun var bir bant takıyorum az önce saydığım şeyler o bant için de geçerli. Ve muhtemelen bandın içindeki bütün şeyler kimyasal varsa bilemiyorum hep doğadaki nebatattan tertip edilerek yapılmış şeyler. Ya da az önce Uğur grip oldu, Uğur bir ilaç içti. Onun içtiği ilacın içindeki aynı şekilde. Şimdi insana bir gün desek ki, mesela Uğur geldi yanıma dedi: Ya Mehmet abi, Çok grip olmuşum, ellerinden öpmüşüm şöyle sende Belçikadan getirdiğin o ilaçlardan var mı? Bu arada ilaç sektörünü geliştirdim yani Belçikalarla çalışıyorum. Ben de dedim ki Uğur’a: Kardeşim bunların hepsi bitki değil mi zaten Git kendin topla dedim. Çok saçma, mantıksız, vicdansız, merhametsizce olur değil mi abi? Hatta bizzat muhal olur. Yani içimizde hiç kimse yılları hatta asırlarını, çünkü bazı ilaçlar yıllar geçmiş değil de yeni geldiğinde bulunabiliyor değil mi? Sürekli gelişim halinde bir sektör. Yıllarını, asırlarını, hatta bir organizasyon içine girmeden üç tanesi bir noktasına yardımcı oluyorsa diğer beş profesör başka bir noktasına yardımcı oluyor. Çalışanlar üretimine yardımcı oluyor. İlahir, çok uzun zahmetli bir süreç. Yani hiç kimsenin ağrıyan bir yerini aracı kullanmadan tedavi edebilme ihtimali yok. Hatta bırak aracı kullanmayı, bileğin ağrıyor ya, bileğin ağrıdığında hangi aracı olan ilacı kullanman gerektiğini öğrenmen için bile aracı olan bir doktora gitmen gerekiyor. Doğru mu abi? Yani maddi düzen tamamen aracılık üzerine gelişmiş mi? Gelişmiş. Mesela ben geçen gün Ozan’a bir gömlek sözü verdim. Gruptaki soruyu sen bilmiştin, di mi? Fünun-u Cedide sorusunu. Neyse ondan sonra dedim Ozan sana bir gömlek hediye falan. Şimdi Ozan gelse dese ki Mehmet abi soruyu ben bildim, sürprizim nedir? Git kendine bir gömlek dik desem, kaç ayda dikebilir bu gömleği? Ona gömlek denebilir mi? Tipi gömleğe benzer mi? Acaba yakası nerede olur? Düğmelerini nereye koyar? Üste mi giyilir alta mı giyilir, hepsi şüpheli. Kumaşını yapması lazım, değil mi? Yani senin o gömleği giymen için dahi ciddi aracılara ihtiyacın var değil mi? Var. Peki sen bir gün gömleğin nasıl yapıldığını izlesen, senin gömleği yapabilmeni sağlar mı? Hatta eğitim değil, o iş birliğini yapabileceğin insanları da bulman lazım. Yani bir cem olman, cemaat olman lazım o gömleği oluşturabilmen için. Sadece ya ben geçen gün abi o gömleğin yapılışını izledim, bir şey yok onda ben odaya geçer menemen yaparken yanında o gömleği de yaparım diyemez bir insan. Onun için ciddi aracılara ihtiyacı var. Şimdi aracı diyorum ama beynimin altı çok dolu, çalışan ekip ayrı, kumaşı üretenler ayrı, pamuğu toplayanlar ayrı, boyası ayrı, markasını basan ayrı, e düğme dediğin plastikten yapılıyor, demek işin içine bir de plastik fabrikaları girdi. Orada çalışanlar ayrı, e plastik neyden üretiliyor ayrı ayrı ayrı. Yani arada tonla aracı var. Senin izlediğin video 10 dakika, bir insan 10 dakikalık gömlek nasıl yapılıyor videosunu izleyip insan ya arkadaş ben kendim yaparım ya saçmalamayın aracıya ne gerek var diyebilir mi? Diyemez. Ama İslam için bunu diyorlar. Arkadaş Kur’an benim elimde, ben okuduğumu anlarım zaten aracıya ne gerek var, diyorlar mı demiyorlar mı? Diyorlar. Maddi düzende dedikleri onların yüzlerine tokat gibi çalınır, her biri gömleksiz kalır, atletsiz kalır, ilaçsız kalır, doktorsuz kalır, televizyonsuz kalır, gözlüksüz kalır. Yani “yav arkadaş aracıya ne gerek var?” cümlesini dediğin anda sen artık ondan mahrum oldun demektir. Ama İslam için içlerinde barındırdıkları yüksek egodan dolayı, Kur’an’ı okuduklarında Kur’an’ın tamamını anladıklarını düşündüklerinden dolayı, hatta size çok daha üzücüsünü söyleyeyim Kur’an’ın mealini okuduklarında İslam’ın tamamını anladıklarını düşündüklerinden dolayı o insanlar evde böyle Kur’an’ın mealini okuduklarını iddia ediyor. Bu arada “Ben Kur’an okudum abi” diyenlere 10 tane ayet söyler misin diye rica edin. %99’u okumamış maalesef. Böyle geçerken birinden duymuş, okudum diyor maalesef üzücü bir durum. İş İslam’ı öğrenmeye, dini öğrenmeye gelince insanların ilk ortaya koydukları şey nedir? Abi aracıya ne gerek var ya? Bu hafta yine yolda yürürken bir arkadaş geldi yanıma. Geldi, tanıştık, muhabbet ettik. Sonra dedi ki abi ben sizi izliyorum, muhabbet ediyorum, seviyorum, çok mantıklı makul sorular da pek sormadı açıkçası. Ama şey dedi, işte ben bu aracı vs. bu tür noktalarda bunlara karşıyım dedi. Ben de dedim ki, o zaman bizim videomuzu da izlememen lazım o da bir aracı dini öğrenmende. Öyle değil mi abi, video da bir aracı. Senin dinlememen lazım o da bir aracı. Yani olay o kadar saçma bir hale geliyor ki. Her şeyi bırak eline bir çocuk siyer kitabı al, çocuk siyer kitabı. Allah Resulü’nün bu işi nasıl yaptığını çocuk siyer kitabında gör. Nasıl cem olmuşlar, nasıl cem’aat olmuşlar, nasıl birbirleriyle teşhik-i mesai yapmışlar, bir manevi ürün ortaya koyabilmek için nasıl bir ciddi bir ekip çalışması sarf etmişler. Ve birbirlerinden nasıl tefeyyüz etmişler. Birbirlerinden nasıl rol model almışlar, birbirlerinin bıraktıkları bayrakları nasıl güzel taşımışlar ve bunların tamamını bir aracılık sistemiyle yapmışlar. Sadece İmam Buhari’yi ele aldığında eğer yanılmıyorsam, yanlışım varsa düzeltin, sahabeden sonra herhalde 5. Katman oluyor, değil mi? Sahabe, tabiin, tebe-i tabiin diye beşinci katmanda yani. Bugün Kütüb-i Sitte’de birçok istifade ettiğimiz hadislerin derlenmesinde başrol oynayan bir zat, İmam Buhari ve yanılmıyorsam 5. Katman. Şimdi ona denilse (haşa) ya bu ara 4 katmandaki aracılara ne gerek vardı arkadaş, sen kendin otur şöyle bak kainata o hadisleri yaz. Ne kadar saçma olurdu değil mi? İnsanlar İslam’ı çok ucuz görüyorlar. Kendi kalitesi üç kuruş adamlar İslam’ın kalitesini de her zaman öyle ucuz ve dandik görürler. Ucuz görmek ne demek? Düşünelim. Markete girdim, markette külçe altın da var 1 litre su da var. Hepsi ucuz, tamam mı Fatih abi? Bana göre ucuz. Ne demek bu? Canım çeksin çekmesin, lazım olsun olmasın. Canım ne istiyorsa onu alırım onu bırakırım onu alırım onu bırakırım, bu o malların ucuz olduğunu gösterir, haşa. Kişilerde kendi üç kuruşluk olduğundan Kur’an’ı da böyle telakki ediyorlar ve diyorlar ki benim Kur’an’ı canım böyle istiyor böyle ele alırım, Kur’an’ın sadece menkıbe kısmı hoşuma gidiyor orayı ele alırım, Kur’an’ın sadece bu bölümleri hoşuma gidiyor onu ele alırım e ben meal olarak zaten İslam’ın tamamını okuyup anlayabiliyorum Kur’an’ı böyle alırım diyen haşa kişi üç kuruşluk olunca bu işleri de ucuz görüyor, bir çobanlık da bile metodoloji varken kuzu önce böyle beslenir, bir doğum olunca böyle olur, değil mi, soğuk havada böyle olur sıcak havada böyle olur yünleri böyle kırpılır gibi, değil mi, bir çobanlıkta dahi eminim 10-15 adımlık bir metodoloji varken İslam için hiç böyle bir metodoloji olduğu onların akıllarına gelmiyor maalesef. Ucuz görüyorlar ve ucuzluklarından dolayı ağızdan çıkan bir cümle de sürekli aynı cümle oluyor: Arkadaş aracıya ne gerek var ya? -Abi sohbete gelsene bak faydalı olur sana. Niye faydalı olur? Sahabeler ne diyor sürekli: Gelin, tecdid-i iman edelim diyorlar değil mi? İmanımızı tazeleyelim, yenileyelim diyorlar. Hatta aralarında ahir zamanı konuştuklarında falan ellerini toprağa geçiriyorlarmış o kadar dehşetli bir şekilde geliyormuş ki şu yaşadığımız dönemi bahsediyorum ha. Sahabeler aralarında konuşurken konu ahir zamana gittiğinde böyle parmaklarını geçiriyorlarmış toprağa. O kadar dehşet veren bir zamanda bir insanın hayatında görebileceği en büyük ama en büyük neyi ortaya katarsanız katın en büyük nimet Rabb’ini bir adım daha tanıyabilmesine yarayacak marifetullah ilmi, Kur’an’ı bir adım daha anlamasına yarayacak herhangi bir araç, Efendimizin (a.s.m) hayatını bir adım daha fehmetmesine yarayacak herhangi bir algı, herhangi bir kişinin vesile oluşu, şu asırdaki en kıymetli şeyi ona sunduğunda sohbete gel dediğinde ya da bu kitapları oku dediğinde “Ya arkadaş ne gerek var ya? Kur’an’ı anlamam için bir aracıya gerek var mı?” diyor. İslam’ın genetiğinde 350 bin tane tefsiri yazılmış şimdiye kadar. Bak bu İslam’ın bir genetiği. Yani benim sana, Ya Koyuncu, çelikçisin ama çelik kullanmak çok saçma demem gibi saçma bir olay oluyor Bu kadar saçma bir olay oluyor, bu kadar cehalet akıtıyor içinden. İslam’ın genetiğinde 350 bin tefsir yazılmış -Ya tefsir falan ne gerek var açın Kur’an’ı kendiniz okuyun kardeşim tamamını anlarsınız gibi bir algıya saplanıyorlar. Kur’an haşa o kadar basit ki sadece Mehmet’in aklı kadar haşa. Düşünebiliyor musun? Bir insan Kur’an’ı okuduğunda çalıştığında insaflı bir kalple düzgün bir metodolojiyle bir şey öğrenemez mi demek istiyoruz? Hayır canım, öğrenemez olur mu hem, öğrenir tabii ki, tamamını öğrenebilir mi? Asla. Bunun için insanların birbirine ve aracı denilen bu işi daha iyi bilen mütehassıslara mutlaka ihtiyaç vardır. Mutlaka ihtiyaçları vardır. Hele hele böyle bir asırda benim vicdanım diyor ki “Bu işi kim biliyorsa kişi onun dizinin dibinden ayrılmasa hayırdır” diyor. Benim vicdanım öyle diyor. Dizinin dibinden ayrılmamak gereken bir asır. Ama insanlar ne gözle bakıyor? Aracıya ne gerek var diyorlar, insanlara Allah’a yaklaşma açısından benim elimde en kıymetli araç Risale-i Nur var. Şimdi bugün birbirimizle muhabbet ettiğimizden dolayı birbirimize menfaat sağlamak isteriz. Mesela sen bir sporcu olsan ben de o sporla ilgili çok iyi bir gelişim sağlayan hareket bilsem sana göstermek isterim, değil mi? Sana sevgimden dolayı bu kısa ve kestirme yolu göstermek isterim. Ya da bu bölgede bu muhitte ciddi bir hastalık yayılsa ben de o hastalığın nasıl çözüleceğini bilebilsem sana ciddi bir şekilde peşinden koşarak göstermek isterim. Seni sevdiğimden ve sana değer verdiğimden dolayı. Böyle insanların zihninin perişan olduğu bir asırda insanların kalbini tekrar tevhid edebilecek, biz sadece kalpten oluşmuyoruz, biz sadece akıldan oluşmuyoruz, biz sadece ruhtan oluşmuyoruz, sırlarımız var, latifelerimiz var, bir sürü hassalarımız ve özelliklerimiz var. Bunları bir anda doyurup tesir edebilen elimde bir ilaç var ve bunun adı Risale-i Nur. Bu Risale-i Nur’u sen de kullan demek asla Risale-i Nur’un propagandası olmaz. Çünkü beni Allah’a yaklaştırabilecek şekilde kullanabileceğim en kuvvetli araç şimdilik budur. Allah’a yaklaşmak ne demek Sinan? Şimdi maddeten Allah’a yaklaşabilir mi? Hayır, haşa. Çünkü Allah mekândan ve zamandan münezzehtir. Yani bir yerde midir? Haşa, değildir. O zaman biz, haşa, Allah’a maddeten yaklaşamayız. Bunu sildik. Manen Allah’a yaklaşmak mümkün mü Sinan? Mümkün değil, neden? Çünkü yine mertebesi yine sınırsız ve sonsuz olan birine sen mertebeyle yaklaşamazsın. Çok önemli. Bak onu mertebe gibi düşünme, tamam mı? Haşa O’nun mertebesine, O’nun zat-ı Uluhiyetine manen de terakki ile yaklaşma ihtimali yok. O zaman Allah’a yaklaşmak ne demek? Başka bir şey demek Ne demek biliyor musun? Allah azze ve celleyi Marifetullah dediğimiz, Allah’ı tanıma ilmiyle gün be gün an ve an daha fazla tanıyıp idrak perdelerinin gaflet perdelerinin aralanmasına Allah’a yaklaşma deniyor. Oldu mu? Madden Allah’a yaklaşmam mümkün mü Sinan? Değil. Manen Allah’a yaklaşmam mümkün mü Sinan? O da değil. Haşa mertebesi mi var da ben mertebe atlayınca ona yaklaşabileyim? Demek ki marifetullah cihetiyle Allah’a yaklaşabilirim, doğru mu? Çok önemli bir ince. Çünkü mertebe yok. Aynen öyle. Madden zaman ve mekândan münezzeh olduğu için. Bir gün Hz. Ali (r.a) vaaz etmek için bir kürsüye çıkıyor. Kürsüde diyor ki: Her kim sual etmek isterse sorsun ben de cevaplayayım. Biri sual ediyor, biri sual ediyor, biri… Bir sual edilince Hz. Ali (r.a) ona cevap veremiyor. Birisi çıkıp diyor ki: Ya Ali, madem her şeye cevap veremeyecektin, madem her şeyi bilemeyecektin, o mekâna neden çıktın? diyor Her şeyi bilen mekândan münezzeh olduğu için ben bu mekandayım diyor. Anladın mı Sinan inceyi? Bir mekânda kayıtlı kalan, her şeye vakıf olamaz. O yüzden her şeyi bilen mekanda değil de mekandan münezzeh diyor. Anladın mı Sinan? Risale-i Nur propagandası, ikinci başlık aracı şart mı? İki başlık var. Sürekli eseri zikrettiğimizden dolayı bunu propaganda zannediyorlar. Öyle diyenler oluyor değil mi? Abi neden sürekli Risale-i Nur anlatıyorsunuz? Abi neden sürekli Risale-i Nur’dan bahsediyorsunuz? Diyen valla oluyor açıkçası az oluyor çok fazla olmuyor. Soru sahiplerinin yaşam tarzlarına da baktığımda da bir şeyleri öğrenmeye meraklı insanlar görmüyorum. Ya da böyle insanlarla bir gönül birliği kurmaya meraklı adamlar da pek görmüyorum açıkçası. Sürekli eseri zikrettiğimizden dolayı bunu propaganda zannediyorlar. Aksine neyden nemalandıysak biz onu referans olarak gösteriyoruz. Fatih abi, biz bu kadar bilgiyi, bu kadar konuştuğumuzu Risale-i Nur Külliyatı’ndan almışsak, nemalanmışsak yıllarca bunu anlatıp referans vermesek sence ayıp olur mu olmaz mı? Hem bencillik olur. Hatta zulüm bile işlemiş olabiliriz, doğru mu? Şu mekanın olmasındaki temel omurga, bir şeyleri konuşmaya çalışıyorsak temel omurga, birilerinin gönlüne girmeye çalışırken ki hareket tarzımız metodolojimiz temel omurga bu eserse, bu esere referans vermemek bu esere zulüm ve müellifine hakaret olur ve hiç etik olmaz. İçtiğim kahve güzelse, yediğim tantuni hoşsa markasını söylesem bu propaganda olmaz, ancak tavsiye niteliğinde olur. Bence geçmişten kalan bazı ön yargılardan dolayı siz bu ön kabulle davranıyorsunuz ama bu faturayı bize kesmeye çalışıyorsunuz. Geçmişten kalan hep ön yargılar ön yargılar ön yargılar, aynı şeyi gördüğünde tahkik etmek ve araştırmak kişi için çok zahmetli olduğundan ne yapıyor? Fatura keseyim, alakamı keseyim, kabirde böyle bir şeyin benim işime yarayabileceği ihtimali kafamdan çıksın. Her videoda ele aldığım konularda ciddi şekilde farklı yaklaşımlarda bulunmuş ve bana kaynak olan bu eseri referans olarak vermezsem bu hiç de etik olmaz. Bir de aynı zümre şu meşhur soruyu sorar: Kardeşim, Kur’an’ı anlamak için bir hocaya ihtiyaç var mı? Bir aracıya ihtiyaç var mı? Bu kitaplarda aracı hükmündeyse bu kitaba da ihtiyaç var mı? Diye sürekli aynı soruyu sorarlar. O zaman doktora da gitme, ilacını tabiattan kendin yap. Bütün ilaçlar nebatattan yapılıyor, topla kainattan kendin yap, aracıya ne gerek var. Akıl referans ve aracı olarak bir eczacı istiyor, çünkü dozajı yanlış ayarlarsa ilaç değil zehir olacak bunun farkında. Bugün maddi düzende benim bir hastalığım olsa hastalıktan dolayı bir eczacıya gitmem gerekse o eczacının yaptığı da değil sattığı ilacı yapanlar milimetrik oranlarla yapıyor. Yani sana şifa olacak olan o ilaç bir dirhem bir maddesi fazla veya bir dirhem bir maddesi eksik olsa Sinan, ilaç iken zehir hükmüne geçer. Sen bu kadar sıkıntılı olabileceğini biliyorsun hatta bazen kuvvetli hastalığımızı tedavi etsin diye yan etkilerini bile bile kullandığımız olur o ilaçları. Bu kadar ince ayar fenomeni olarak üretilen ilaçların her birinin bitkilerden nebatattan toplandığını bile bile aklın gereği ben bunun mütehassısını bulayım, bir aracı ile yürüyeyim diye bir arzu uyanıyor içinde. Doğru mu abi? Doğru, hem de kaç tane aracı. Doktora gidiyorsun, burandaki hastalığın tespit ve teşhisi doğru mu ya da nedir diye. Hem doktorun yazdığını eczaneye götürüyorsun hatta o kadar hassassın ki eczacı bazen o ilacın muadilini veriyor sen ona bile razı gelmiyorsun. Hayır, hayır doktorun yazdığını bana ver diye. Doktoru kafasına baş bir imam belirliyor dünya saadeti temin olsun diye sen ahiret saadetinde senin huzurunu temin edebilecek bir adam buluyorsun ve diyorsun ki hayır hayır ben onun dediği gibi yapmak istiyorum dediğinde “ya çok bağnazsınız ya, nasıl böyle, iradeni mi veriyorsun adama?” Allah Allah. Sen doktora neyini veriyorsun? Canını verecen la doktorun kapısının önünde, ne için? 10, 20, 30 yıllık bir saadet için, temin etmek için doğru mu? Beden saadetini. Hadi orada da aynı babayiğitliği aynı delikanlılığı yapsana. Bana aracı gerekmez birader, ben eczacıyı aracıyı da istemiyorum, doktor aracıyı da istemiyorum. Ben kendim çalar kendim oynarım diye. Ağız uçuğundan başlar, kullandığın ilaçlardan sonra idrak yolları enfeksiyonuna kadar gider bu olay. Bir bakmışsın ağzında uçuk çıkmış filmin sonunda basur olmuşsun. O kadar yanlış yanlış kürler kullanmış durmuşsun ki. Maddi düzende aracısız hareket edemeyen bir adam, konu kabir ve manevi hayata geldiğinde o kadar ucuz görüyorlar ki! Bu işin mütehassısına ne gerek var ki? Ben bir okuyuşta bu işi anlarım, cüretine düşüyorlar. Bizim her konuda aracıya ihtiyacımız var. Az önce sanki konuştuğumuzda her konuda lazım. Tüm eğitim sisteminde, sosyal yaşantımız bunun üzerine. Birçok ayetin tam ne dediğini anlayamazken Risale-i Nur okuduktan sonra Kur’an’a ve hadislere, sünnete hangi nazarla hangi metodolojiyle bakacağımı öğrendiğimden dolayı Kur’an’ı çok daha iyi anladım. Ben bunu yaşadım kendi hayatımda. Şimdi ben Risale-i Nur’la tanışmadan önce Kütub-u Sitte’nin birçoğunu okudum, defalarca da siyer okudum. Kur’an’ın mealini de çok defa okudum zaten hayatımda en çok vesvesede problem yaşadığım dönem sadece Kur’an meali okuduğum dönemdi. Kur’an mealinden istifade ettim demiyorum sadece meal okuduğum dönem en problemli dönemimdi hayatımda. Ardından Risale-i Nur okuduktan sonra tabii ki de sürekli hem Kur’an okuyorum, hem siyer okuyorum hem Siret-i Nebi okuyorum hem Megazi okuyorum hem hadislere bakıyorum. Risale-i Nur ne şekilde bakmam gerektiğinin formülünü bana verebildiğinden dolayı şu an onları çok daha net anlayabiliyorum. Benim buradaki olayım ne? Şu: Amacım Kur’an’ı iyi anlamak, Risale-i Nur bu noktada çok iyi bir araç oldu bana. Amacım Efendimiz aleyhisselamın hayatına benzemeye çalışmak ve Üstad Hazretleri çok iyi bir araç oldu bana. Yani bu noktada Risale-i Nur’a ve Said Nursi’ye ne nazarla baktık? Araç nazarıyla. Ama çok güzel bir araç. Lamborghini gibi yani. Son süratte gidiyor menziline vardırıyor seni. Birçok ayetin tam ne dediğini anlayamazken Risale-i Nur bunları anlamamda fehmetmemde vesile oldu. Tıpkı matematiği hocaların yardımıyla daha iyi anladığım gibi. Aracı istemeyen adama aynı şeyi desek abi sen çocukları okula gönderme, benim bunu burada anlatmamla okulda anlatmam arasında ne fark var ki? Bana bir fark söyle, okulda da gönderme bana. Kitaplarda benden daha fazla bilgi var mı yok mu? Var mı? Var tabii. Otursun kitaptan çözsün o zaman. Profesör olsun bakalım olabiliyor mu? Doğru kitapta aracı, çok güzel yere geldik. Kitabı da kullanma ya! Otursun kendi yazsın kardeşim. Üçgenin iç açılarını kendi bulsun yani. Allah Allah. Tıpkı matematiği hocaların yardımıyla anladığın gibi o zaman video da izlememen lazım, birisini de dinlememen lazım o da aracı sayılmaz mı? Sayılır mı? Sayılır. Şimdi aracı noktasında “Aracıya gerek yoktur” diyen zümrenin en çok tuttuğu meselelerden biri Kur’an’ın mealini sadece mealini okuyarak İslam’ın tamamını anlayabileceğini zannediyor bu kişiler. Nereden biliyorum? Kendimden biliyorum. Ben de böyle girdim, yani her vatan evladı gibi. Anladın mı yani? Bir gün bir olay yaşıyorsun, aydınlanma geliyor, kaç kez devirdiğimi hatırlamıyorum yani çok değil de iki-üç kez devirdim. Sadece mealini saf mealini. Hayatımda en çok vesveseye düştüğüm dönem o dönem oldu. Mealle tefsir arasında tahmin edilmez, dağlar kadar fark var. Şimdi mesela meal cihetiyle dünyaya ve güneşe bakayım Sinan. Güneş Dünya’nın etrafında dönüyor, doğru mu? Meal böyle değil mi? Sat’i bakmak değil mi meal? Bakıyorsun ne görüyorsan o. Meal olarak bakıyım böyle. Lan derim bu Güneş bu Dünyanın etrafında dönüyor. Ama ben bunu tefsir edeyim, ne demek tefsir etmek? İşin mütehassıslarının konuya girmesi demek. Ölçsünler biçsinler astronomik kozmografya vs. ilimleri ortaya koysunlar ve derler ki “Hayır canım, Dünya Güneşin etrafında dönüyormuş. Tam zıttını biliyormuşsun keko” derler adama. Derler mi demezler mi? Mealle tefsir arasındaki uçurum bu kadar farklı penceredir. Anladın mı? Bir iki konuya daha gireyim ufaktan. Sen de bizim yemek aracımızsın. Şimdi abi, bir dili bir dile çevirdiğinde o dilde çok kayıplar yaşanır. Bunun sebebi şudur: Dilde bir normal lafız karşılığını tam verebilen buna lafız mana diyelim, kelimeler vardır. Mesela “sefine” kelimesini tam Türkçeye çevirdiğinde gemi demektir biri derki en fazla kayık demektir. Hiçbir anlam kayması yaşamazsın. Lafız karşılığı olan kelimelerde bir anlam kayması yaşar mısın? Yaşamazsın. Sefine kelimesini al istediğin dile çevir hiçbir problem yok her dilde karşılığını bulursun. Ama terminolojik kelimelerde o karşılığı asla ve asla sağlayamazsın. Mesela ben matematik öğretmeniyim, buradaki birçok arkadaş matematik gördü. Matematikte fonksiyon diye bir kelime var, tam Türkçesi dönüşüm demek. Bu bilgiyle bütün fonksiyon problemlerini çözebilir misin İmkanı yok, çünkü terminolojik bir kelimedir ve altında ders almaya muhtaç manalar vardır. Bir örnek daha verelim, az önce dedik ki sefineyi istediğin dile çevir problem olmaz. Neden? Lafız karşılığı di mi? Peki “rububiyet” kelimesi, Türkçesi terbiye edici demektir. Rububiyetin Türkçesi terbiye edici demek. Ne anladın bundan? -Bazı şeyleri, yapmaması gereken şeyleri engellemesi. Evet, gördük ki anlaşılmıyor. (Gülme sesleri) Saçın uzayıp, kaşın uzamaması Rububiyet. Ceylanın beden elbisesiyle benim beden elbisemin farklı olması Rububiyet. Bir balığın içerisinden havyar çıkaracaksın ya, o havyarın balığın kesesine sığacak kadar olması, balığın üç katı olmamasının sebebi yine Rububiyet. Bugün benim sağ ayağımla sol ayağımın müsavi olmasının sebebi yine Rububiyet. Buramdan saç çıkarken buramdan saç çıkmamasının sebebi yine Rububiyet. Proteinlerin buradan sonra birleşip keratin oluşturup tırnağa dönmesi yine Rububiyet Hani böyle çocuklar yaramazlık yaparken anne baba “Hşşt terbiyesizlik yapma!” derler ya, ne demek o? Sınırlarını bil. Kainatta gördüğünüz bütün mevcudat ve mahlukatın tam sınır ve çizgilerince idare edilmesine işte Rububiyet deniyor. Bugün konuşmaya çalışalım 5 gün aralıksız 10 gün aralıksın Rububiyeti konuşabiliriz. Atomdan gireriz partikülden gireriz Adana’dan çıkarız. Adana bile Rububiyet tecellisi. Adanalıların Adana’da olması bir Rububiyet tecellisi. Elhamdülillah 😊 şimdi böyle bir kelimenin sadece terbiye edici karşılığını vererekten o manayı vermenin imkanı var mı? Yok. İşte Arapçada 60 bin tane terminolojik kelime mevcut. Sen bu 60 bin tane, Türkçede ders almadan anlamını veremeyeceğin kelimeyi meale çevirdiğinde, 60 bin kelime nazarında kör, sağır, dilsiz olmuş olursun. O yüzden asla meal demek, Kur’an demek değildir. Ve ben arkadaşlarıma saf şekilde, ne demek bu? Mealden istifade etmeyin demiyorum. Sadece meal okuyarak dinimi öğreneceğim gibi bir hülya, bir dünya mevcut değil bilginiz olsun. O ayetlerin mealindeki mana ayetle kıyas edildiğinde, nispet edildiğinde çok sati ama çok sati. -Abi az önceki terminolojik kelimeleri bilse bile bir insan orada ne yazdığını anlar. Ama o ayetin ne demek istediğini yine anlayamaz. +Eyvallah. -Çevirisini yapabilir ama anlamını anlayamaz yani. +Yapamaz. -Çünkü sebeb-i nüzülünü de bilmesi gerekiyor. Ayetlerin birbiriyle bağlantısını da bilmesi gerekiyor. Ve onla alakalı hadis-i şerifleri de bilmesi gerekiyor ki, ona bir yorum getirebilsin. Bir de az önce aklıma geldi. Şimdi bir hikmeti olabilir diye, onların bir hikmeti olabilir diye, Huruf-u Mukattaa aklıma geldi. Mealden anlıyorum diyen insana Huruf-u Mukattaa’yı soralım. +Mesela Elif-Lam-Ra. -Ne anladın bundan sen? Madem her şeyi anlıyorsun kendi başına, hadi çevir bakalım. +Hadi çevir. -Hadi. +Görelim. Bu yanlış anlamaları meal okuyarak ateist olan arkadaşlarda sık görüyoruz. Okudum dediği de üç buçuk ayet. Bu sebepten müfessirlere kainat ve Kur’an kitabını okumada bırak aracı olmayı muhtacız muhtaç! Ne aracısı?! İlaç için adamların kapısında perişan oluyoruz. Yok mu bu derdime bir çare, yok mu bu derdime bir deva diye. Kapılarında peyleniyorsun, ömrün geçiyor. Benim sonsuz hayatım için bu Kur’an’ın derinlik ve inceliklerinden ne manalar var? Kapılarında kurban olunur be! Matematikten ders alacak olsanız iyi ve kendini kanıtlamış bir hocanın fiyatı çok yüksektir ve insanlar onu tercih eder. Siz de hakikati anlamak için en iyi hoca misali en uzak mesafeleri bile ücret olarak aşın gelin. Adam sohbete gelmeye üşeniyor, üşeniyor! Senin içindeki iman, başını secdeye götürmüyor, sen daha neye üşeniyon ya be adam! Vallahi bazen üzüntü sinir karışımından denk gelip konuşamadığım oluyor, o kadar üzülüyorum ki o adama. Ben çiçeğe bakınca en fazla bundan reçel de yapılır derim, ne oldu? Meal. Ama işin mütehassısı bakınca fotosenteze kadar derinine iner. Bu yüzden aracı da tefsir de önemlidir. Tefsir müfessir. O tefsir nasıl çıkıyor? Ağaç kabuğunda yetişmiyor. Ağaç kabuğunda yetişmiyor o tefsir. Müfessirin eliyle geliyor değil mi? Güzelin gölgesi de güzeldir, hepsi güzel. Müslümanların hareket tarzında gaye aynı olur, vesile ise farklılık gösterir. Ne anladınız? –“Ümmetimin ihtilafı rahmettir” diye bir hadis var ya, maksat aynı. Hepsi İlahi kelimetullahı istiyor yani Allah’ın dinini yüceltmek istiyor. Kimisi sosyal medya üzerinden yapıyor, kimisi bunu okuyarak hani, Kur’an-ı Kerim okuyup göstererek insanlara. Hani farklı alanlarda yaparak. Hepsinin amacı aynı. +Olması gereken bu, değil mi? Peki ortak bir gaye var mı? Gaye bozulabilir mi? Bozulamaz. Ne bu gaye? Rıza-i İlahi. Önce Allah’ın rızasını kazanmak, di mi? Asıl gaye. Peki burada vesileler farklılık gösterebilir mi? Tabii ki de gösterebilir. Hem de ne kadar farklılık gösterebilir, biliyor musun Uğur? İnsan adedince. Kainatta insan adedince fıtrat vardır. Atom adedince fıtrat vardır ve her birinin yürüdüğü adım doğru olduğu müddetçe ayrı bir metodoloji demektir. Bu kainatta halk edilmiş insan adedince farklı vesileler olabilir. Bizler nasıl birbirimize benzemiyoruz, niye benzemiyoruz? Her birimizde Allah’ın esması farklı farklı karıştığından bizler nasıl birbirimize benzemiyoruz, demek bize ulaşabilecek, bizim gibilere ulaşabilecek vesileler de birbirine tabii ki de benzeyemez. Müslümanlar gayeyi bırakmış, gayede bir olmayı, tevhid olmayı bırakmış, vesile de benimle aynı olsun diye savaşıp duruyor. Omurgayı bozmadan her vesile, her farklı mantıki izah şekli bir rahmettir. Bugün durum ne? Biz gayede ortak vesile de farklı olmamız lazım ya, gaye diye bir şey zaten unutulmuş durumda. Bu adam benimle aynı vesileyle, aynı tarzda, aynı metodolojiyi kullanmıyorsa haindir. Bitti, selamın aleyküm. Çok üzücü di mi? Benle aynı çizgilerde, aynı tavırlarda, aynı ses tonunda, benim okuma tarzımda konuşmuyorsa bitmiştir. O adam bitmiştir, o adam haindir, o adam ajandır, o adam şudur budur. Ne oluyor? Gaye köşeye atılmış vaziyette, vesilede güya tevhidi yakalamaya çalışıyorlar. İnsan fıtratınca farklılıklar ortaya konulan vesilelerde tevhidi yakalamak mümkün mü? Senle benim sevdiğim yemeklerin aynı olması mümkün mü? Senle benim giyindiklerimin aynı olması mümkün mü? Her insan güzel giyinmek ister, doğru mu Ömer? Doğru mu abi? Kaliteli, markalı giyinmek ister. Peki kaliteli ve markalı giyinemeyen bir insanı çıplak mı bırakalım? Öyle mi yapalım abi? O adamda kendi ölçüsünde, kendi mertebesinde, kendi gücü ve iktidarı yettiği ölçüde kıyafet giymesi lazım. Peki her insan hakikati en doruk noktada anlamak zorunda mı? Hakikati doruk noktada anlayamayan adamı çıplak mı bırakalım? Hayır. Demek burada hakikati anlayan adam için burada bir vesile lazım. Burada anlayanlar için burada bir lazım. Okullarda liseli gençlerin anlayacağı tarzda, okullarda liseli gençlere vesile olmak lazım. Sokakta hakikatten uzak kalmış insanlar, belki daha olayı hiç bilmiyor, emekleme noktasına gelememişse onlara da ona göre bir vesile olmak lazım. Ben ayran içiyorum, ayran içmeyen hiçbir içecek içmesin denebilir mi? Ben böyle bu hakikati anladım, benim gibi anlamayan hiç anlamasın denilebilir mi? Müsaade et, o adam da o kadar anlayabilsin. Kimisi bu işe tutunmaya cumadan cumaya başlıyor değil mi? Abi ben bu hafta, bence çok zahmetli bir adamla konuştum. Böyle tevafuk etmiş, videoları izlemiş biz de konuşuyorduk falan tak denk geldik. Biz de oturduk 1-1.5 saat sorularını sordu çok mesele konuştuk ben bir noktadan başlayacağım. Şimdi kafasında şunu oturtmuş: Ben 5 vakiti hayatta kılamam diyor, hayatta kılamam. Şu an kılma imkanı yok, yaşlanınca falan kılarım diyor 5 vakit. Kafada oturtmuş onu yani. Dedim ki sen neye dayanarak bunu diyorsun? Dedi ki bir şeyi yapıyorsan adam akıllı tam yapacaksın dedi. Dedim ki sen Allah’ın adetullahına muhalefet ediyorsun dedim. Nasıl yani abi dedi? Dedim ki şer’an, çok önemli cümle, şer’an bir şey bütün bütün elde edilmiyor diye parça parça adım atılana elden bırakılmaz. Bir şey bütün bütün elde edilmiyor diye, parçası elden bırakılmaz. Allah’ın adetullah kanunu buyken, senin egonun içinden çıkardığın şey seni bataklığa sürükler dedim. Ne yapayım o zaman, söyle dedi. Dedim şu an 1 vakit namazdan sorumlusun günde de 5 vakit namazdan sorumlusun. Eğer nefes alıp verebilirsen. Dedim ki bana 5 milyar borcun olsun mu isterdin 4 milyar borcun olsun mu isterdin? Dedi ki abi 4 milyar isterim dedi. Her akıl sahibi insan bunu ister, değil mi? Dedim ki aynı muameleyi yüzsüz bir şekilde Rabb’ine de uygula. Ya Rabb, şu an bu vakti kılabildim ve 1 milyarlık borcum silindi de. Kılmış biliyor musun? Ve bu cümleden dolayı kılmış. Elhamdülillah. Çocuk kılmış, videoları izlemeye devam ediyor, konuşmaya devam ediyor. Ve bugün cumaya da gitmiş, ve daha iştahlı bir şekilde İslam’ı konuşuyor şu an. Eğer niyetinde samimiyse, orasını biz bilemeyiz aracıyız, o gün iki vakit kılıp, sonra üç sonra dört sonra beş kılamadan hayatına devam edemez hale gelecek. Nereden biliyorum? Ben de böyle başladım oradan biliyorum. Böyle bir anda ufak yaşında beş vakit namaza başlayan arkadaşlar vardır. Benim hayatım böyle geçmedi. Önce bir bir, iki iki, üç üç derken sonra bir baktım kılmadığım zamanlar azap çekmeye başladım. Kalp açılmış ya, hissiyat açılmış ya. Ondan sonra dedim ki olmaz yani ben bunu kılmak zorundayım. Her gittiğim yerde birinci vazife bunu anlayabilecek bir mantık oluştu derken bir baktım beş vakit oturmuş. Bu da bir adetullah mı? Bir şey bütün bütün elde edilmiyor diye o parça elden bırakılmaz. Şu az önceki örnekten dolayı o arkadaş ufak ufak başladı elhamdülillah. Bir adam kaliteli markalar giyinse iyidir. Peki, buna gücü yetmezse çıplak kal mı demeli? Biz maddede bu mertebeyi düşünüyoruz da manada fazilette niye düşünmeyelim? Normalde bu ihtilaf rahmettir ama işin hakikatini bilmeyenler işi zahmete çeviriyor. Neden egosundan, sadece benden dinlesinler, ancak bana benzesinler demelerinden. Kendi meşrebin Risale-i Nur’un tamamını yansıtamaz. Biz yansıtabilir miyiz? Başkası da yansıtamaz. Hatta videolardan bir insan bizden hakikat dinlese ve dese ki “Tamam, bu hakikati anladım tamamı bu adamın anlattığı gibi” dese zihni inkıta’ uğrar, ancak bizim anlatabildiğimiz kadar anlar. O yüzden dinlenilenden fayda istifade edilip onun üzerinde nazarı dikkatini verirse o hakikat ona çok daha fazla açılacaktır. Kendi meşrebin Risale-i Nur’un tamamını yansıtamaz. Senin kendi meşrebinden sıyrılman da imkansız. Demek bu ancak bütün bütün bir şahsı maneviyle sağlanması, tesis edilmesi mümkündür. Bize düşen en büyük hizmet, bu okuduğum cümle klasik gibi gelmez inşallah çok inanarak yazdığım bir cümle. Bize düşen en büyük hizmet bir adama “Al, oku!” dediğimiz kitabın kıymetini güzel göstermektir, kıymetini bilmeden okuma gayretini neden göstersin o adam? Kur’an’ı bilmiyorsunuz, İslam’ı bilmiyorsunuz, bir gün metroda gidiyorsunuz. Birisi size bir kitap uzatıyor ve diyor ki “Al bu kitabı oku bak hayatın değişecek, sonsuz hayatın kurtulacak” diye eline veriyor. Okur musun? İmkanı yok. Neden? Çünkü eline verilen kitabın kıymetini bilmiyorsun ki. O kitabı sana uzatıyorlar, o kitap Kur’an dahi olsa iki cihanın saadetini temin eden tesis eden bir kitap dahi olsa metroda ay ne yapıyor bu deli burda der kitabı bir köşeye bırakır evine gidersin. İnsan fıtratı bunu kabul etmez. İnsan fıtratı bir şeye adım atacaksa onun önemini, anlamını, manasını, mahiyetini kabul etmek ister. Ve bunu bir anda değil yavaş yavaş ister. Bugün sana 40 derecelik su atayım, anam yandım der bağırırsın. Ama senle bir termal otele gidelim, önce bir buhara girelim sonra saunaya girelim ondan sonra böyle senle bir 70 derecelik suya girsek dersin ki abi ya etim kemiğimden ayrıldı dersin. Neden? Adım adım oldu çünkü. Bugün insanlar hakikati anlaması için adım adım, tedrici bir biçimde, neden önemli olduğunu bilmek zorunda bence. Bugün bizlerde insanlara tebliğ ederken “ya al şu Risale ya, şşş” o adam o kitabın mana mahiyetini ne için önemli olduğunu anlamak zorunda mı? Zorunda. Bizler de bir gün bunu anlamak zorundaydık, anladık okuduk. Empati kurmayı unutmamamız lazım. Anladın mı? Daha kapıdan girene böyle çay vermeyip Risale verip “Anlamıyor lan bu” o olmaz. Kapatıyorum bu konuyu. Sübhaneke la ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimul hakîm. ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn el-Fatiha.

KUR’AN MEALİ İLE İLGİLİ DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR – Mealcilik

Evet şimdi abiler Canlar ciğerler kadının bir gün Hocaefendi’ye gitmiş Hocaefendi’den bir konuyla ilgili fetva istemiş Bu sefer de sormuş sana bu istediğin fetvayı Kur’an ve sünnete göre mi vereyim yoksa İmamı Azam Ebu Hanife’ye göre mi vereyim deyince kadında Tabii ki de imam Ebu Hanife’ye göre var fetva demiş hoca efendi bir Hayret etmiş Allah Allah demiş ya Sen bu soruyu kendinize sorun bir fetva istiyorsunuz fetvanın cevabını ve karşılığı neye göre istersiniz Kur’an’a ve sünnete göre mi istersiniz yoksa İmam Şafi’ye İmamı Azam Ebu Hanife Ahmet bir hamile İmam Malik’e göre mi istersiniz sorun bakalım içinde kadın cevap vermiş bana fetvayı İmam Azam Ebu Hanife’ye göre verdiğince Hayret etmiş Allah Allah sen İmamı Azam’ın görüşünü Kur’an ve sünnetten üstünü örtüyorsun demiş kadın cevap vermiş Hayır İmamı Azam Ebu Hanife’nin Kur’an ve Sünnet anlayışını senin Kur’an ve Sünnet anlayışına üstü tutuyormuş şimdi Kuran’ı okumak başka bir şey Kuran’ı bu hüküm istinbad etmek bambaşka bir şimdi ben bu Kur’an’dan bir hüküm çıkarmanın inceliklerini ne kadar zahmetli Yollar olduğunu anladığımda burada bu yolları bizim gibiler anca anlayabilir O gidilecek yollar bizim gibiler onların açtığı onlar hiçler geniş Yollar karşısında onların önemini Ben bir kez daha anladım Çünkü Kur’an’dan özellikle veyahut bir hadisten onu öyle derin mânâsıyla anlamak için hele hele hüküm çıkarmak için irfan Evet bu ayette Allah’ın muradı budur diyebilmek için bunu diyecek Kişinin bütün ayetlere Vakıf olduktan sonra bütün ayetlerin çıktığı manada bu ayette Buradan mı istiyor denebilir ancak birisi böyle ben 3 tane ayet buradan alayım iki tane daha this buradan alayım istediğim görüşüyor vurayım ve böyle bir hüküm çıkarayım ortaya ki bunu akılcılık cihetiyle yapmak istersen 3 adet alıp iki tane ayet yanına koyup Evet bu mana buradan anlaşılmıyor mu diye değil mi yarım yamalak bir şekilde bunun istediği şekle sokabilir Öyle değil mi o yüzden Kur’an’dan özellikle hüküm istimal etmek için hüküm çıkarmak için ve bu O da yollar açabilmek için ancak Kur’an’ın tamamına sünnetin tamamına Vakıf birisi bu işi Allah da onu güzel günü verdiyse o güzel ilmi verdiyse Ancak böyle bir kişi bu işe başarabilir Şimdi mesela İmam Azam Ebu Hanife Onun zaten neler çektiğini anlatmaya gerek yok değil mi Ümmet için o dönem Abbasi Devleti’nde imam Ebu Hanife’ye Kur’an mahluktur ne demek bu yani sonradan yaratılmıştır diyeceksin diyor ve bu birkaç kelimeden oluşan cümleyi söylemek için ki zaten Müslümanlık onu gerektirir bunu söylemek için Zindanda yıllarca işkence altında şehir ediyorlar koca imam şimdi imam Ebu Hanife’nin çok ilginç başka yönleri de var şimdi biz burada Mesela ne kadar dünya küreselleşmede Her Yer Köy gibi oldu demek küreselleşmek ten bana gerçekten Çat diye birkaç saat içinde Almanya’da sınır saat içinde oradan Çat diye birkaç saat içinde başka bir yerdesin Yani bir gün içerisinde üç dört ülkede aynı anda olduğunu oluyor vücut dışarı çıktığımızda yaşadığı sınırları dip dibe arabayla aynı anda bir günde üç ülke geçtik bir günde Yani dip dibe hücrelerde şimdi küreselleşen Köy gibi olan bir dünyada insanların iyi bilmesi daha kolay bir özellik ama İmamı Azam Ebu Hanife zamanında İnsanlara böyle kalabalık şekilde toplama çok zahmetli iken imam Ebu Hanife 40000 talebeyle Ders yapıyormuş 40000 ve asıl şurası Bana çok mertek geldi o dersleri yaptığı günlerden bir tane bir hüküm söylüyor ve sabaha kadar Kuran’ı Tekrar baştan gözden geçiriyor ve sabah talebelerine bu hükümde size bunu dedim ama asıl burada bu olduğunu sabah anladım diye bir de kendisini de düzeltebilir ya böyle de inanılmaz bir şey şimdi kim yapabilir bunu topluluk karşısında biri çıkacak birinin bir programda söylediği bir cümleyi üç gün sonra çıkacak diyecek ki ben bu cümleyi yanlış söylemişim Doğrusu buymuş diye işteki kalmadan karşıdan tepki almadan çok zor zahmetli olur babailik istiyorum yolu İslam’da ayetle Hatta hadisle Ondaki Murat’ı manayı anlama meselesi ve hüküm çıkarma meselesi başka ölçülerde sunulmuştur Kur’an’da bir ayeti muradını anlamanın en sağlıklı yolu tüm ayetleri bilen birisinin o ayete bana vermesidir O sebepten amel edilmesi gereken şey senin dar algıların dan iki üç ayet 23 acı çekmek değil ve mezhepler dir yaptıkları iş kolay gibi gözüküyordu egonun anladığını ben nasıl anlayamam diyebilir ya bir adam açmış okumuş anlamış arkadaş ben bunu nasıl anlamam yani bunu diyebiliriz Peki aynı şeyi egona bir Tıp veyahut bir ilaç yapımı için de söyleyebilir misin Eğer olanlarda değilsen oğlanlar da şu anda başka bir şey söylenebilir gittin eczaneye dediğim Sizin yaptığınız ilacı Eczacılar yapmasıyla onun kimya fabrikaları yapıyorsa Eczacı ancak onun muhteviyatında bir satabiliyor hadi diyelim gittin Eczacı kafa tutuyor musun Ne var yani oynadı nereden takip ediyorsunuz doğadan yani bilmem kaç gram şu bitki bilmem kaç gram şunda şunda sizinle var yani muhtevası bilmiyor bunların hepsini Aynısını ben de yaparım diye diye biliyorlar mı Eczacı diyemiyorlar bir doktora gittiğinde şu an buram ağrıyor dediğinde onu yaptığı bir teşhise zıttıyla karşılık verebiliyor musun manasını mahiyetini bilmesen bile veremiyorsun ne diyorsun tamam mutlu biliyorsun Niye Çünkü o alanın bir dahası onlar bir insan için takvimi 50 60 70 yıllık dünya hayatı için bir mütehassıs A bu kadar İtimat etmesi ama sonsuz bir hayat için Kur’an gibi derin bir ilim Kainat kitabı gibi Bu ellere içinde barındıran ve bu alanı yorumlayan alan sahiplerine mütehassısları eğitim at etmemesi hem de egosunu da bende onlar gibi anlayıp hüküm çıkarabilirim demesi ne kadar Güneş bir durum Halbuki buyuk hakikatlere muhatap olup oradan yaşayabilecek İslamı çıkarıp bize sunmuş uzaklar Çünkü bunların bu yaptıkları çok büyük bir şey biliyor musun benim gözümde Yusuf kubbeli Bina eski yapılarda var şöyle bir kubbe hükmüne geliyor her bir taş istinadı nereden alıyorum yanındaki taş Tamam peki oradan bir taş çeksen ne olur hepsi çok mu işte Kur’an’daki ayetlerin tamamı okul beni taşlar gibi birbirine dayandığından Hatta ayet ayet değil kelime kelime Hatta kelime kelime değil harf var olduğundan Kur’an’ın muazzam mucizesinin bir kısmı da buradan geliyor peki bütün ayetler birbirine belli taşlar gibi dayanmışsa oradaki arzu ettiğin bir taşın muradın hükmü anlayabilmek için neye de sahip olman lazım bütün taşların tamamını da sahip olmanız O yüzden özellikle hüküm çıkarma çok çok başka bir iş şimdiye kadar 350.000 tefsir yazılmış sonsuz manalar içeren kelâmı ilahinin bir bu manaları İslam geleneğinde ancak ve ancak bir tefsire muhatap olanlar tarafından anlaşılmış hepsi nedir hepsi Kur’an’ı anlama faaliyeti Allah’ın muradını keşfetme çabasıdır ne Al bir beşerin o ayetin lafından anladığını kendi yorumuyla aktarmasına derim elde ne var yorum var hiç Kur’an’ın tamamını verme ihtimali var mı asla Burada dikkat edilmesi çok önemli bir husus lütfen asla Meral okumayın demiyoruz sadece mücerret meal okuyarak Ben Kur’an’ın tamamını anlayacağım gibi bir yanılgı tamamen batıldır diyoruz Şimdi benim hayatımda vesveseye düştüm dönem oldu lisede bunu yaşadığım dönemde de mücerret bir şekilde Meral okuyordu ne demek oluyor musun Sadece meal okuyarak İslam’ın tamamını anlayacağımı düşünüyorduk Yani İslam geleneğinde Önce yollar var ki yani bütün noktalarda İslam’a dair bölümü Bala gibi göreceksiniz de en ufak adımı atmak için bir ulemânın sana bir şehre açması şart Yani bu noktalarda Mesela bir Uhuvvet diyoruz kardeşlik diyoruz tebliğ ediyoruz falan üstat bu kadar basit dille anlatıyordu ya bu olay bu kadar basit geldi Evet arkadaşlar Ondaki o ayetleri o birbirine bakması içindeki o hükmü bir yanlış çıkardım Düşünsene yani ya da yanlış çıkan birinin eline düştüğünü düşünü eşit oluyor işte sonucu öyle olmuyor onlarda bellibaş ayetlerle mesaj zamanında Hz Ali efendimizin şehit edenler hakem olaylarında Muaviye ile düştüğü durumdan dolayı tekrar iman etti Onu dindışı belirlemişler İmam Ali ya düşündüğün 4 TL boş olduğum bize atar iman et yağ ediyorlar Bu nasıl yapıyorlar kurallar hüküm çıkararak yapıyorlar neye göre kendilerine göre ya bugün yani Kur’an’dan ayetten tamamından Böyle üç beş tane ayeti alıp istediğim manaya yorumlayabilmek o kadar kolay bir iş ki aklın şaşar Yani şu anda zaten bu sadece meali eline alan bir Hani Kur’an’ın kendisinden de kopararak bu modernizm kolay anlaşılma acılık vesaire getirdiği belli başlı hediyeler oluyor ardından bencilliğin de arttığı bir dönem insan gömleğine bile soy adını yazdırmak Tan keyif alıyor Ben ben ben Merkez benim hayatım denen bir dönemde Kuran’ı herkes anlayabilir şekilde insanlara sunar sanki Kuran’ı herkes anlayabilir burada hüküm çıkarma ve yol açma çok ayrı bir olay Bu ilacı herkes kullanabilen herkes yapamaz diyorum onun içeride birden fazla veya eksik olsa çekerken zehirli bu ne geçecek ki burada bir hüküm çıkarma kısmı senin benim elimi ulaşabileceği bir kısım değil ama istediğin birkaç ayeti istediğim birkaç adresi yan yana alıp bunu yorumlama kısmını çok basit yolu Bunu ancak kimler mukavemete bile temeline vurun insanlardan doğru sabiteleri almış kişiler ancak Mesela şimdi biz sahabenin dindeki yerini bilmeseydik olmuş usul esastan Mukadder Yani biz İslam öğretiminde bunla başlamasaydık sahabenin ne demek Enes abi sen ona benzemeye çalışacaksın Hangi birine tutsanız yıldız gibi sen ona hareket etmeye çalışacaksın ama yedi düvel toplansa bir sahabe edebilir mi yani ona benzemek için her şey yapacaksın ama makam olarak ben zaman imkansız hapları Yani bugün özellikle mucolit sahabe diye efendimize Selamlar aldıklarını direkt nakletmiş daha sonra o Efendimiz aleyhisselam da süreç uzadıkça ne olmuş daha böyle anlamlandırma yorumlama derinin ve derin emilmeden daha çok mânâ landırma değişim Efendimiz’in yakındayken onu anlamanın deliği başka biraz daha uzaklaşmış sonra artık bir anlama yani ve bu asla nasıl bakıyor dediği maliyet kendisini tefsir etme ihtiyacını sana veriyorum bu ayetler Hadi bir kitap değilmiş yani 23 çalışırsın de toplumsal birçok vakalara gelecek markalara geçmiş vakalara bina edilmişse Kur’an zaten kendisinin içerisinde temsil edilme ihtiyacı veriyor sana yani bu asrın Kur’an Eczanesinden kendi ilaçlarınızı Buyurun alın Çünkü Kuran’ı eczane sen ona Kendi ilaçları anlayacağı ediyorsun bu kadar ince hassas bir zamanlar Üzerinde Kurulu Bir Kuran’ı düşüyor birilerinin gelip böyle bebeklikten Hiçbir İslam mitolojisi bilmeden üç ayet oradan İki dışından aldığını düşün bir sahabeyi dünyanın en kötü adamı yapabilirler artık ne yapıyorlar da yani Çok kolay şeyler bunlar veren süre olmadıktan sonra Bunu anlamanı istiyorum Hadi bugün matematiğe başlayalım piramit Tepe başlayalım kabul olmaz yani Bak şimdi niye herkese az çok mu tedrisattan geçti yani İki kere iki dört bilmeden nasıl gideceksin yani Türüt şimdi Kur’an’ın Bu ince yolunu Bugün bizim konuşurken rahatça konuştuğumuzu Bir saniye kameti kıymetini söylüyorsun bir insana hitap ederken ne kadar hassas olduğunu söyleseler değil bu söyle bir konuşma esnasında kavganın caiz olmadığını biliyorsun Nereden biliyorsun yani sahurda Eğer bir tefsirde Bu ince dakika sonra kolaylık ve arka sunulmuş uzakların ne kadar önemli olduğunu ya ben bu derse yaparken buradaki karşı tarafın perişan edelim Ah verelim ya boş ver oraya vakit kaybetmeye gerek yok Bunun kıymetini anlatmaya var mıyız onu anlatalım ben zıttına baktığımda saf meali Ne demek olduğunu Kuran’ı sünnetlerden koparıldığında ne demek olduğunu anladım da benim başka birini duymama gerek yok ki zaten Bunun kıymetini anlıyor değer kuyumcu ysa elinde Zümrüt düşmüşsem başka bir şey ona ifade etmene gerek yok ama bir adam burada cisa elinde Zümrüt düşmüşse Vay onun halini ama burada zümrütü kalmadı adamın de meslek yaptığıyla ilgili suç mesleği sürekli tahribat sa bu işte modernizm değil mi o asırda rasyonalist naturalist Doğa içinden şey kendini halleder falan bu akımlardan etkilenmiş bu benlik Aslında uyumuşsun o benliğinin ortaya çıkması burada şekil olacaksa orada Yapacak bir şey yok şehrin anlayamayacaksın Kur’an’da kelime çeşitleri çok farklı Mesela ıstılahi kelimeler var terminolojik dediğimi Bir de direkt böyle lafının karşılığı olan kelimeler var Anladın mı Mesela bu kelimeleri kendi aramızda örnek değil mi Evet kelimesi bu kelime ne demek ölüm demek Mert kelimesini istediğini dile Ç o zaman kaybı yaşamaz ingilizce’ye çevir daire şey Türkçe’ye çevir ölümde Arapça çevirme başka bilen var mı Kürtçe Mırın Zazaca sonra şimdi bunu istediğini dile çevir bir problem yaşamazsınız niye bunu bir lafız karşılığı var ama zahiden kelimeler mesela matematikten örnek vereyim zekisin atıyorum Otomotiv fonksiyonları hatırlıyor musun ya şeydi formül sormayacağım konuyu hatırlıyorum size ki hemen soru yaptı Zeki bana o değil yani konuyu hatırlıyor musun şimdi fonksiyonlarla ilgili en az 20 30 40 50 100 tane denklem yapmışızdır değil mi ya Baksana fonksiyonları anlatıyorum vesaire şu diyorum üniversite sınavı birinde fonksiyonları Modüler Aritmetik de birleştirip soru sormuşlardı Ben o gün dedim Bunu soran sanatlar dedi gerçekten Bilmem burada Oil giren varmı Sorun önemseyen Kim ağabey kurallara şimdi aksiyon dediğin yüzlerce böyle formül karşılığında netice aldım bir matematiğin alanı opsiyonu tam Türkçesini bilen var mı tanrıçası dönüşüm demişim ben bu bilgi vereyim sana adama göz geldi derse eşler bugün konumuz Fonksiyon ve Valla Baba ne demek Fox’un dönüşüm demek seni almaya o herkes bütün problemleri imkan var mı ya Niye Çünkü bu akşam kelimesi ıstılahi Bir Mana ne demek terminolojik onun alanında mütehassıs larla ders alması zorunlu olan bir kelime Kur’an’da mesela rububiyet Türkçesini söyleyeyim terbiye edicilik demek rububiyet kendiniz bir insan Bu kelimenin karşılığında terbiye edicilik mânâsıyla bu kelimeyi nasıl anlayabiliriz hayattaki olaylara Bak mesela bir şaşırıyoruz ya şimdi güneşte sürekli hayvan patlamalar ve şaşırıyor Ya abi Biz klimayı açınca sıcak soğuk dengesini ayarlayamıyoruz dünyanın milyon küçük atlıyor Güneş her yıl patlamaları ile bize ısı ve ısısını çekmesi sonucu soğukluk yaşıyoruz mevsimlerin insan diyor ki ağabey mide niye aynı ölçüleri koruyor yaz Niye hep yazdı akışını Yani bir Coşkun bugün iki kat patlasın bir şurada bir şey diye ejderha böyle tükürmüş yatıyor diye böyle bir şey alsın mesela onun neden dengesini sağladığını cevabı Allah rububiyeti terbiye edici oluyor mesela Ecmel Vera ile geziyoruz diyelim burada bütün bardaklara salça oluyor böyle her şeyi çok seviyor böyle için evde ne kadar saklama kabı varsa Üstüne çıkıp çıkıp Çat düşüyor Bu çok Teşekkür alıyor diye falan böyle şimdi tam elini uzatsa Ben eline vurur ederim Ecmel terbiyeli olurum o terbiyeyle biliyorsun hat Hudut sınırı bilmek Ceylan’ın beden elbisesiyle benim beden elbisemin farkı rububiyet oluyor ihtiyacı binaya benim bedenimi sen böyle terbiye edilmiş ve ben büyük kilo aldıkça zayıfladıkça terbiyesi devam ediyor Öyle değil mi Ceylan’ın ki de aynı şekilde terbiye edilmiş şimdi buradan rububiyet demiyorum sen buraya bir odun sobası yapsam Ama odun da onu yaksam Uğur sen de orada izlesen hemşireyiz yani Ey Hemşerim diye hitap ettiği hemşireyiz dedim diye hitap edersin bana ya bu kadar devam yok mesela Hemşehrim ne yapıyorsun falan oğlum soba var geldi sobaya Bir şey demeyecek misin odun sobası yapmışım içinde odun yapıyorum Başka garip bir şey değil mi yani odundan odun sobası yapıp içinde olduğunu yaksan herkes sana güzel değil mi Çimen etmiyor muyum diyorum Her de pişiyor Evet sobada pişiyor işte Etin içinde et pişirmesi ruyete giriyor ya çok garip bir şey sadece rububiyet nedir bu manayı konuşacak olsak sabahlara kadar başka hiçbir ders yapamayız Arapçada 30000 böyle terminoloji kelime geçiyor Şimdi hadisleri de katalım biraz eski sana bin kere söyledim Bana öyle bakma diye ya Desem gerçekten bir kere söylemiş miyim demek bugün mecaz oluyor şimdi bir hadiste bir manayı anlamak için Ekstra neler lazım O hadiste geçen o kültürü ayrıntılı tanıman lazım yine bütün ayrıntılı tanıyan mesela Benim dedem köyde doğmuş köyde büyümüş Köyü vefat etmiş ya bu ne yapıyorsun Bir kimya laboratuvarında çalışan birisinden daha çok oturacak görmüştüm ben onu daha fazla görmesi onlar gibi ilaç yapabileceği anlamına mı geliyor Allah’ın mütehassısı olacaksın Bir de hususi şimdi herkes Çat diye Ben doktor mu şunu hemen olayım olabiliyor musun Hayır onu ayrı bir yetenek ayrı bir tat var çoğu zaman ilmin yetiyor bakan görmeye gitmiyor yani orada tıkanıyorum geri çekiyorsun kendini gibi gibi Çünkü bu kadar dediğin kelimeler sacı kelime konuştuk a bunu cümlesi var onun manası var bütün çıkarma olayı var o kadar derin yapılar barındıran bir Kuran’ı Evet bu manası var Bunu demek istiyor falan diye gerçekten insan kendisinde selahiyeti nasıl görüyor hayret ediyorum oluyor mesela Eskiden Dünyada yaşayan insanlar şöyle yukarıdan baktığında güneşi görmüş Güneş nasıl gündüz geliyor gece gidiyor hareket ediyor Şimdi onu İnsanlar bir bakış açısıyla güneşe baksalar ne derler dünyamı dönüyorlar Güneş dönüyorlar Güneş duruyorlar değil mi Bu meallim bir bakış açısı oldu yani gördüğüm neyse o demektir aradan yıllar geçtikten sonra bu işin mütehassısları devreye girmiş astronomi cihetiyle fen cihetiyle bir dikten sonra bir ölçmüşler bir bakmışlar ne dönüyor demişler Hayır ya Güneş dönmüyor bir güneşin etrafında dönüyor Demişler bu da bu işin ne oluyor meal ile tefsir arasındaki fark bu kadar uçurum seviyede içtim kadar mı önemli bu kadar öğrenmiş Yani senin mealden anlamaya çalışın olayla tefsirdeki onun Murat’ı arasında uçurumlar vardır mı İşte İsmi Azam müsait okuduk da talim ettiği 30 lira Orada mesela bazen sayfalarca 7.30 8.00 saatler yaptığımız oldu aralıksız 18 saat boyunca yaptığımız derste okuduğumuz yerin başını hatırlayan var mı rabbinin yoluna hikmetle çağırmak bir ayete bakıyor bir A7 muradını anlamak için 7-8 saat burada Mütalaa müzakere yapıyoruz ve binde birini anlayabiliyor muyuz emin değilim yani sen bu kadar derin manalar barındıran muhteviyat barındıran bir ayet için diyeceksin ki bunu meali benim karşımda olsun Ben o Keskin bakışımla baktığımda ne burada diyor ben bunu anlarım Hatta üç tanesini yanyana alır döküm çıkabilecek komik değilmi bir deste yaparken mühendis var Eczacılar doktoru var matematikçi var maliyeti var mimarı var iktisatçısı var fizyoterapisti var talebesi var ya bu kadar adam var bu kadar adamı anladığımız ben söylüyorum sana al e-posta Diğerleri de kaynatalım pozitif ilimlerin ek kaynak kitabı bilmediğim meal Kur’an da denebilir ama Kur’an dönemez okyanustaki bir bardak su kazandırmaya meal veya tefsir okuduk kendimiz oradan bir ders çıkarabildi kaynak çıkarabiliriz ama hüküm çıkaramayız bunu da vurgulamak zorundayız Çünkü hüküm çıkarmak çok ayrı bir alandır işi mütehassısı mı Yapabilir Ha senin bebeklerde sorun var diye işin ancak tıp alanında mü kansızmı yapabilir Çünkü çıkarmadan müfessiri olmanın ötesinde Fatih olman gerekiyor hüküm istihbaratında Yani en büyük mu istinbât etmek için sadece nefes ile olmakta değil vakit olmam gerekiyor muhaddis olman lazım şimdi bu sloganları çıktı ya Kuran’ı yurtkuran tek başına yeter Kur’an Müslümanlığı kur’ancılık ne demek Bu sadece Kur’an’a Hadi sünnet hepsini köşeye Afedersiniz Bırak hiçbir sıkıntı olmaz Kur’an’a herkes okuyor Bütün İslam anlayabilir bu kelimeleri ne demek istediğini o insanların neler yapmak istediğini nasıl tarif etmek istediğini anlama seviyor bu kelimeleri bir konuyu anlatırken bile kullanamazsın Sen kullanarak ne ediyorsun diye seni tepeler Belki de şu an anlayamıyorum ciddi bu noktada kurayım Niye Çünkü lafı çok üstüne hızlı yani Zaten direkler Sağ ol fırından başlıyor kardeşim Kur’an her şeyi yeter şimdi kim Hayır etmezdim kardeşim ayette geçiyor yaş kuru ne varsa apaçık bir Kuran’dır ay etmek Emrah Hayır diyecek Anladın mı demek istedim işte tek ayet çektiğinde boğuluyor Kur’an tek başına bütün hayatımıza Yeter mi yetmez ve yetmez mi Sen namaz kılacak Kur’an’da namaz vakti var peki namazının ayrıntılarını nasıl anlayabilirsin mesela soralım Kuran’ı açalım ve bakalım Namazın nasıl kılınacağı bahsedilmiş nereden biliyoruz nasıl kılınacağını sünnetten biliyoruz Efendimiz Aleyhisselam bildirmiş bize civril Emine Allah azze ve celle demiş git Habibi Zişan namazı göster demiş cibril-i Emin efendimize selamlarımızı gösteriyor ben zarar sana bize gösteriyor yani bugün sünnetçi kopardığın bir Kur’an sonucunda Sen namazı kılmaz Kur’an sünnet kıyas İcma değil mi İslam’ın özünü yani sadece Kur’an’ın meali okuyup bütün İstanbul çözüm böyle bir şey yok ya İstanbul kendi genetiği uyandım namaz vakitleri hangi vakitler Buyur konuşalım nereden anlayacak namaz vakitlerini sünnetten amca Nereden alacaksın Hadi buyur bakalım namazı bölükmeşe namaz vakitlerini konuşalım nereden bulacaksın sünneti kopardığın da oradan mı geliyorsun işte orada yaşayamıyoruz zekat hiç geçiyor Tamam sünnetleri koparalım Haraç nedir Cizye nedir üşümedi kırılabilir Buyur açıklama silah namazı hata yaptık servis edeceğiz ve hatta bir adam farz namazını üçüncü rekatta yetişti ne yapacak çok güzel çok güzel çok derinden Yani yaşanabilecek bildiğin kalamaz elinde sünneti kopardı anda az önce mesaj at Örneğin nasıl yapacaksın zekatı yani sünnetleri çıkardığını anda ne oluyor elinde hiçbir şey kalmıyor hafizanallah 10000 muhaddis 4 yüzyılda hadisleri toplayacak ve sen bir günde onların hepsini al anlayacaksın bana ne güzel dünya [Müzik] abone ol


İngilizce

dear brothers, we are starting now one day a woman went to cleric asked for a fetwa from the cleric(müslims) cleric asked will i give this fatwa according to the Quran and sunnah? or will I give according to imam-ı azam ebu hanife of course the woman said give according to imam-ı azam ebu hanife cleric was suprised for example ask yourself this question you want fatwa how do you want your answer to be according to the Quran and sunnah do you want or according to the imam-ı şafi, imam-ı azam ebu hanefi, ahmet bin hambel,imam-ı mali do you want ask yourself when woman said according to imam-ı azam, cleric was suprised Do you think the view of Imam-Azam is more important than Quran and Sunnah? ” woman answered–no,I find imam-ı azam’s understanding of the Quran and sunnah better than your understanding of the and sunnah.👍👌 reading the Quran is something different derive idea from Quran is somthing different When I understand that it is difficult to derive ideas from the Quran also we just understand this challenge once again I understood their importance for they give a lead Because in order to fully understand a verse, it is necessary to have knowledge of all verses. Let’s get 2 verses from here, let’s get 3 sunnah from here,Let me present the opinion,there is no such thing .no one can give a definitive conclusion with 1-2 verses and sunnah. so To make certain judgments from the Qur’an, it is necessary to being a foundation(so know) all verses. imam-ı azam made a lot of effort for her ummah for example abbasi state in the time imam-ı azam fell into dungeon for not saying “Quran is a creature” died in the dungeon after years of persecution he was a very good muslim ebu-l hanife had many different features the global world has improved a lot, right? you are in germany in a few hours after a few hours later you are somewhere else so you can be in 3-4 countries in 1 day sometimes we had this We visited 3 countries close to the borders in one day It’s easier for people to get together imam-ı azam’s in time When it was very difficult to bring people together, the imam brought together 40,000 student 40.000 student another feature is Another feature is that she reads the Quran from the beginning when she thinks she gave wrong information from the Quran. when he taught the wrong information he made a lot of effort to fix it. which cleric makes this maturity Which Teacher realizes that the information she says is wrong and explains it in the program 3 days later. this situation is very difficult this situation want bravery There are conditions for producing meaning from verses The best way to understand the meaning of verses is that someone who knows all the verses makes sense of this verse so what I’m trying to explain They interpreted not to a few verse they created sects.their work looks easy, right? their job is not easy at all your ego can think how you can’t do what they do if you are not familiar with the pharmacy, egon can say the same sentences for the pharmacy When you go to the pharmacy, can you ask your pharmacist how she made this medicine and what she put in it? can you tell the pharmacist, you can’t say can we challenge the doctor’s diagnosis we don’t object even if we don’t know its meaning what do you saying? you are saying” okay doktor” why? because they are experts in this field in their short life they are very relying on to their field but for an eternal life deep knowledge like the Quran, containing these deep topics like the universe guide their not rely to experts who interpret this area “I can interpret it like them” says ego a very ridiculous situation these experts gave us the meanings of difficult-to-understand sentences a very big thing they did in my view there is a building that stones are formed by referring to each other Well, when you pull a stone from there, the building collapsed the Qur’an = building all the verses(even all words, letters) in the Quran=the each stone in the building this is one of the wonderful miracles of the Qur’an if all the verses are interconnected like stones, To understand the judgment of a stone there, you must have the judgment of all stones so interpreting is a very different and difficult task 350,000 commentaries have been written until today The meaning of some of the Qur’an, which contains endless meanings, can only be interpreted by experts. what is commentary(tafsir) TAFSİR means activity of understanding Allah(god) TAFSİR is an effort to discover God’s purpose MEAL(it is arabic so it is not english) is to convey what she understands from the verse with her own interpretation what is in the MEAL? there are comments is it possible for him to give the whole Quran.Never the point to be considered here I am not saying never read MEAL The Quran is not understood only by reading the MEAL. now There was an delusion period in my life I lived this period in high school I was just reading tafsir at that time do you know what this means I thought that I would understand all of Islam just by reading MEAL there are very difficult ways in islamic tradition you will think I’m exaggerating but in such cases for even to take a step You need a leader our master tells in simple language but this is not that simple interconnectedness of verses in Quran, the meaning it contains, imagine we misunderstood or you are go to someone who misunderstands same result,right? for example those who killed Hz.Ali in the time, due to an incident related to muaviye in the referee case for believe in God again they determined his out of religion can you think?imam-i aliye they did this they are saying” believe in religion”to imam-ı ali who contributed a lot to our religion how they do it they are giving a meaning to quran according to what according to them nowadays according to of 2-3 verses from the Quran it is so easy to impose meaning You will be surprised Currently, there are a lot of people who care about MEAL only. modernism and easy understanding are among the main gifts of this situation. then a period when selfishness also increased the people even enjoys printing her surname on a his shirt me,me my life at a time called ,in such a period If you say to people as “Anyone can understand the Quran” Anyone can understand the Qur’an anyway, but I say it is very different to interpret the Quran I say ” everyone can use the medicine but everyone can not medicine create” if you are create wrong to medicine, medicine turn to poison The Quran is not something everyone can comment on It is very simple to create your own interpretation from the few verses and hadiths you want,but this is very wrong Do you know who can resist this? people who have received the right information from the right people can resist for example If we didn’t know the place of the Companions in religion methods comes before basis so,If we didn’t start our Islamic teaching with this What does the Companions mean? you will try to behave like her whichever you hold, like a star you will try to imitate Could it be like a Companion even if the whole world is brought together? you will do everything to look like her but impossible to be in her position[ because Those who are in the assembly of our Prophet (alayhissalatu vesselam) are called the Companions(sahabe).] there are companions known as mukalit sahaba who directly conveyed what they received from our prophet What happened as the process after the death of our prophet was prolo nged? situations such as understanding,situations such as understanding and interpretation have increased and interpretation have increased Going deeper doesn’t mean adding more meaning when the prophet is close to our master, the depth of understanding it is different as we get a little further away you want to add meaning what do you think this verse means to this century because the verses did not come as a finished book According to the social events that have taken place, and will take place, it has become a whole in 23 years so the Quran makes us need commentary so take your own medicines from this century’s Quran pharmacy Quran a pharmacy you need to take your own medicines from her from such subtle, delicate verses without knowing any Islamic mythology Imagine that someone who knows nothing adds her own interpretation based on 3 verses and 2 hadiths. can make a companion(sahabe) the worst man in the world and they are already doing those are easy things why is that there is no way to understand when it isn’t method let’s start to maths today from zero we start with the derivative integral Do you accept almost everyone went through this teaching,right? How can you learn the derivative and integral without knowing 2 * 2=4 imagine that we talked about this detailed way of Quran today comfortably (i don’t understand this word) how sensitive we are when addressing a person, right? for example during a religious speech you know that fighting is not right how do you know fine information like this is easily explained in tafsir (risale-i nur) while telling you this lesson I don’t humiliate the other side when I explain how important those people are never mind, no need to waste time on that topic the important thing is to explain the value of tafsir we must explain this when we look at the opposite of that when I understand what pure tafsir means and what the Qur’an means apart from sunnah I don’t need to listen to anybody (i don’t understand ” kametikemet like a word”) If you are a jeweler and have an emerald, we don’t need to tell you about emeralds if you are a wrecker and have an emerald what can this man do now but the emerald has no crime here the problem is related to the man’s profession, right? there are different kinds of words in the Quran for example there are “istilahi words” ,this means words that not everyone can understand and there are words that get the exact meaning of the word,do you understand? Let’s exemplify these words among us for example “mevt word” what is the meaning of this word means death the word mevt is the same in all languages translate to english ” death” translate to turkish ” ölüm” translate to arabish “mevt” Does anyone know another language translate to kurdihs “mırın” translate it to the language you want, no problem why? because this word has exact meaning but There are words called “istılahi” i give example from maths before zeki ,do you remember maths? do you remember functions I don’t ask a formula do you remember subject? dont worry😂,I will not ask you to solve question I asked if the subject remembered in general we wrote at least 90-100 equations related to functions, right? also we’re just talking about pure functions for example i never forget in the university exam they asked the function and modular arithmetic in the same question I said “question like a piece of art” I’m really saying I don’t know if anyone is facing that question now You are saying “Who cares about this question, the Qur’an is more important than that”😂 now function is a field of mathematics Do you know the exact meaning of “function” not transformation(dönüşüm)? now I gave this information to you your maths teacher came to class teacher–hi guys, topic today”function” students–okay teacher students–what does function mean? teacher–that means transformation can you solve all the questions with this information? this is impossible,right? why? because this word doesn’t has exact meaning so “istılahi” how words terminological words so, we have to learn from experts of the field of that word for example “rububiyet” word from Quran, there are the rububiyet adjective adjective of Allah the meaning of this word means educatory (interpreter–I really had a hard time finding the English of the word :)) how can we understand this word with “educator” meaning Let’s look at the events in the universe Helium eruptions occur continuously in the sun, which is 100 times the size of the world we are very surprised that despite the size of the sun, it sends constant heat to the world but, We cannot achieve heat balance in our homes even with air conditioning, the formation of seasons, etc. right? people are saying “why does sun always explode to the same extent?” Why are summers always the same, why are winters always the same for example, let the sun blast twice today (like the dragon’s flame spread) The answer to how the sun is balanced is based on this attribute of Allah. so, allah’s “rububiyet” adjective for example imagine we’re walking here with my daughter she plays with all the cups here also she likes to play with kitchen tools the other day she pressed to all plates with her foot in us house and fell to the ground 👶 and şhe gives herself effect “aha”😂😂 (laughing) If şhe try to touch the cups, what do I say by hitting her hand? I say “be decent ” do you know “the decent” i use here means “know your limit” The difference of Ceylan’s body dress from my body dress is based on this “rububiyet”. due to your need. Dressage of my body dress go on as long as i losing weight or gain weight right? Gazelle’s body suit continues the same as mine this is also called “rububiyet” for example if i make wood fireplace here if i flame fireplace uğur, you are watching me too we are from the same city call me “O citizen” how would you address me? uğur(his friend)—O citizen (laughing) is that all? no more? for example O citizen! how are you? uğur—How is it going my son,wood fireplace is burning here don’t you say anything for fireplace? uğur–you made a very beautiful fireplace I made a fireplace from wood and I’m burning wood in it uğur–I say “are you crazy” go on uğur–I say “your psychology is broken” Isn’t it strange? If you make a fireplace from wood and burn wood in it, everyone will laugh at you,right? now, am i eating meat? i am eating where is it cooking? meat is cooking in the fireplace so, God’s cooking meat in meat is called rububiyet. do you understand me? something very strange If we talk about “rubub”, we cannot teach any other lessons. there are 30 thousand terminological words in arabic like this Let’s add hadiths “Oh zeki, I said 100 times don’t look at me like that” if i say did i really say 100 times Isn’t that a figurative meaning? now,to understand the meaning in any hadith what do we need extra? we also need to know the culture in that hadith in detail. for example, my grandfather was born in the village grew up in the village died in he village do you know what this means? my grandfather saw more weed,bugs than someone working in the chemistry lab well,Does his seeing more herbs mean he can do better medication? you also need to be an expert in the field this is a particular issue now, If someone says “I want to be a doctor right away” can s e be a doctor right away? no s e can’t be doctor, requires a separate skill often you know enough but you can’t stand seeing blood you’re stuck on that and you have to retreat so deep works -we just talk about deep words,there are also deep sentences,deep meaning,interpretation I do not understand how some judgments are given to the Qur’an with very deep meanings I don’t really understand how people see this authorization in themselves for example in the old times of the world when people looked in the air, they saw the sun how is the sun? it comes in the mornings and goes in the nights. so,in motion well,what do those people say when they look at the sky do they say the sun is turning or do they say earth is turning audiences–they say “the sun is turning” right? this Meal’s will be a perspective 20 years later the experts of this field came into play with the field of astronomy, with the field of science As a result, experts conducted experiments and observations what did the experts say? experts—no, the sun is not turning we are (world)turning around the sun- they said this is the tafsir of this work The difference between Meal and tafsir is as big as the cliffs is it so important? it’s so important so, with the meaning you are trying to understand from the Meal its meaning in tafsir is as different as the mountains We read the risale-ismi azam , right? sometimes we spend 7-8 hours of classes here, we read pages of books uninterrupted Anyone remember the beginning of our lesson for 8 hours? viewer- Nahl suresi 125. verse we negotiate 7-8 hours to understand the meaning of a verse We talked a very small amount of the meaning it contains. for the verse with such deep meaning you will say May this verse’s Meal be in front of me Let me understand what it means with my sharp look even, I take 3 of them and make judgments is not it funny while we do these lessons there are here engineer, doctor, pharmacist, mathematician, financier, architect, economist, physiotherapist, university student bla bla there are so many men I telling you things we understand with many men ultimately the science of universe in others isn’t it positive science? yeah “the Meal is from quran but Meal isn’t quran” Meal is as much as a glass of water in the ocean “we read Meal or tafsir and we can learned a lesson from their we can learn moral lesson but we cannot judge!!. we have to highlight that too because judging is a very different field. the expert of field just can do it “your kidneys have problems” only the doctors can say this sentence In addition to being a good commentator in making judgments, it is also necessary to be a scholar of fiqh. just being a good commentator is not enough to make a judgment you must be your fiqh scholar audience–it is necessary to be a muhaddis some slogans occurred quranism, quraniyyun the Quran alone is enough, quran muslimism what does this mean bases only on the Quran sorry, Put aside the hadith and sunnah there is no problem If everyone reads only the Quran, everyone understands Islam. if you don’t understand how they wants to destroy, what these people want, the meaning of these words you cannot use these words even when describing a topic They may say you are talking bad about the Qur’an maybe they can beat you 🥴 now the people who understand this are serious quranism… why is that because this word is a very high word a word that already started the race 10 steps ahead “my bro, Quran is enough for everything” who will say “no can’t be enough” brother, the Qur’an is telling us clearly “whatever is wet and dry is clearly in this quran” this is a verse from the Quran who will say no do you understand what i mean? if you write a comment from a single verse, it is like this is Quran enough for our whole life not enough what for? for example you will to pray(namaz) quran is telling this(namaz,pray) well, how can you understand how prayer is performed? for example, i’m asking Let’s open the Quran and see Did it tell you how to pray? no, it didn’t well, where do we know how to pray?🤔 we know from the sunnah our prophet (pbuh) has informed us Allah said to Gabriel, “teach prayer to hz.muhammed(sav)” gabriel teaches our prophet(sav) to pray our prophet (pbuh) is showing us so today, If you separate the sunnah from the Quran, you cannot pray Quran-sunnah-comparison (islamic law)-ijma(islamic law),right? The essence of Islam consists of these you cannot just read the meaning of the Qur’an and solve all Islam no such thing!😠 the structure of Islam is like this when is the prayer time? let’s talk where will you understand your prayer time? you will understand from sunnah Divide prayer times by five..random..LOL how do you know When we separate circumcision from the Quran, everything is broken the alms..Is it mentioned in the Qur’an? yes, it is let’s separate from sunnah what is tribute? what is cizye? what is tax? what is 1\40? spit it out audience–for example, we made a mistake while praying what will we do? very beautiful, very deep meanings Things change when leaving circumcision recent alms example how will you do alms? When you remove the sunnah, you have nothing in your hands 10,000 experts will gather hadiths in 400 years and you will deny them all in one day what a beautiful world subscribe to channel because they will show you the right way if you watched this video, you did awesome something we wait everyone to hayahanem

Hadisler 200 yıl sonra mı yazıldı? – Mealciler, Ateistlerden daha yalancı!

Mürîb… Mürîb, insanları şüpheye düşüren… “Hadis-i Şerif okumak istiyorum. Muhammed Aleyhisselam’ı, dünyanın gördüğü en kaliteli peygamberin sözlerini öğrenmek istiyorum. Hayatıma monte etmek istiyorum. Hangi hadis kitabını okusam acaba?” diye geliyor adam sahte hocaya. Sahte hoca diyor ki: “Hadislerin hepsi yalan! Yalan! Muhammed Peygamber konuşmadı.” Onlar Muhammed Aleyhisselam demezler. Muhammed derler. Amca oğluna hitap eder gibi konuşurlar. Aşağılık insanlar oldukları için son peygambere sıradan bir insan gibi davranırlar. Sıradan bir insan olması için vahiy almaması lazım. Bu insan vahiy aldı. Bu kitabın tamamı onun kalbine indi. Kalbine inmesi demek, kalbine inmesiyle beraber ezberledi demektir. Yirmi sene sonra, yirmi yıl önce ezberletildiği o altı yüz sayfayı, üç yüz yaprak altı yüz sayfadır Kur’an, yirmi üç yıl sonra; sanki yüzlerce defa okumuş gibi, kitaptan okumuş gibi bir anda okuyabiliyor. Her Ramazan’da Muhammed Aleyhisselam hatim yapmaz mıydı Cebrail Aleyhisselam ile beraber? Her Ramazan adetidir. Cebrail Aleyhisselam gelir, Muhammed Aleyhisselam o güne kadar inen ayetlerin tamamını ezberden okur. Bakın! Neden melek geliyor? Kontrol yapıyor. Şaşma var mı? Kalbine indirdi Allah Teâlâ. Şaşırma olma ihtimali yok. Allah’ın peygamberinin kalbine bu Kur’an indirildi. Ama bu sahte hocanın aklında ve kalbinde yirmi tane ayet ezberi yok ve diyor ki: “O Peygamber… Gerek yok onun sözlerini ezberlemeye. Benim Kur’an mealimi al, oku.” diyor. “Benim Kur’an mealimi satın al, onu oku.” diyor. Allah’ın peygamberi hakkında şüpheye düşürmeye çalışıyor. “Hadisler iki yüzyıl sonra yazılmış.” diyor. Sizden daha büyük yalancı var mı? Ateistler bile utanır bu kadar yalan söylemez ya! Muhammed Aleyhisselam’ın etrafında yüz bin sahabi var. Ve bu yüz bin sahabi içinde âlimler var. Bu âlimler devamlı hadis kitapları yazıyor, hadis yaprakları yazıyor. Tıpkı ayetleri yazmak gibi. “Bu benim sözümdür, bu Allah’ın sözüdür. Benim sözümü başka yere yazacaksınız, Allah’ın sözlerini başka yere yazacaksınız.” Muhammed Aleyhisselam yasaklardı eğer öyle olsaydı. Yasakladığı ilk hadisler, Kur’an-ı Kerim ayetleriyle karışmasın diye yasaklamıştır Muhammed Aleyhisselam. Sonra söylediği Hadis-i Şerif’te ne buyuruyor? “Yaz, bu ağızdan çıkan her şeyi yaz. Çünkü bu ağızdan haktan başka bir şey çıkmaz.” Hani Muhammed Aleyhisselam’ın hadislerini yazan bir sahabiye arkadaşları diyor ki: “Yazma! O da bizim gibi bir insandır. Öfkelendiği an olur, sinirlendiği an olur, unutkan olduğu an olur ağzından bir sözler çıkar, onu alırsın kaydedersin uygun olmaz. Yazma.” deyince hadisleri kaydeden sahabi yazmaktan vazgeçiyor. Efendimiz Aleyhisselam ikaz ediyor. Diyor ki: “Sen hep benim sözlerimi kayıt altına alırdın. Bizden sonra gelecek Mü’min nesillere, ümmetime haber ulaşması için kayıt altına alırdın. Bakıyorum artık benim sözlerimi kayıt altına almıyorsun. Neden?” O sahabilerin sözlerini naklediyor. Muhammed Aleyhisselam diyor ki: “Hayır, sen bu ağızdan ne çıkıyorsa kayıt altına al, yaz. Çünkü bu ağızdan haktan başka bir şey çıkmaz.” Olay bu. Hazreti Ali’nin yaprakları var. Ebû Hüreyre’nin yaprakları var. Abdullah İbni Mes’ûd’un yaprakları var. Bu yapraklara hadisler yazılıyor, ayetler yazılıyor. Hepsi ayrı ayrı. Bunların tamamını inkâr ediyorlar. Tıpkı o sohbetimin başında söylediğim adam gibi. Hadisler iki yüzyıl sonra yazılmış, diyorlar. Böyle yalan olur mu? İslam’a böyle iftira olur mu? Allah’ın peygamberine ve sahabilerine böyle iftira olur mu? Siz hiç mi Allah’tan korkmuyorsunuz? Sahtekârlar! Dünyada en kolay yalan söyleyen millet ateistlerdir. Ateistlere saat bile sormayın. Onu bile yalan söylerler. Onlardan daha kolay yalan söyleyen bir millet yok. İnsan maymundan gelmiş, diyor ya bundan daha büyük yalan olur mu? İnsan maymundan geldi, diyor. Bizim dedemiz maymun, diyor. Dünya bundan daha büyük bir yalan görmedi. Onlarca yıl geçti en sonunda akıllandılar. Darwin Teorisi’ni, saçma sapan teoriyi, zırvayı kaldırdılar bütün ders kitaplarından. Bizimkilerde yeni fark etti. Son iki-üç yıl önce kaldırdılar Darwin Teorisi’ni. Teoriyi aldılar getirdiler bize, deden senin maymun, dediler okullarda çocuklarımıza bunları öğrettiler. Böyle bir rezalet olur mu? “Mürîb” “…insanların kafasına şüphe koyanlar atın bunları cehenneme.” Sen, nasıl insanların kafasına şüphe koyarsın? Hakkı ve adaleti dümdüz bir şekilde aktarman lazım gelirken nasıl insanların kafasına şüphe koyarsın? Utanmıyor musun?

Neden hadislere ihtiyacımız var? Kur’an, neden detayları vermiyor?

Olay bu kardeşler. Nereden geldiler buraya, en önce nereden başladılar? Mezhep. “Hepsi boştur bunların. Mezhep diye bir şey yok, şirktir.” Sonra nereye geldi mezhebi kaldırınca? Hadislere geldi. ”Hadislerin hepsi uydurmadır.” Şimdi olay nereye geldi? ”Bize Kur’an yeter, bize Kur’an yeter.” ”Kur’an’daki bazı ayetlerin çıkartılması lazım.” Bunların hiçbir tanesi olmasın diye Allah-u Teâlâ ne buyuruyor? ”Litübeyyine linnâsi mâ nüzzile ileyhim.” (Nahl, 44) Açıklamak zorundasın. Onlara Kur’an-ı Kerim’de ne yapmaları gerektiğini, detaylarını sen vermek zorundasın. Bütün detaylar Kur’an’da yazılmış olsa ne olacak? 6 bin küsür, 6200 ayet yerine 6 milyon ayet olması lazımdı. 6 milyon ayetin de ezberlenmesi çok zor. Korunması, muhafaza edilmesi çok zor. Bu Kur’an ezber ile muhafaza edildi. 6 milyon ayeti kim ezberleyebilir? Bu yüzden Allah-u Teâlâ ana kitabı, anayasa kitabını yani Kur’an’ı 6000 ayet ile sınırladı. Ama Muhammed Aleyhisselam’ın hadisleriyle detayları bize verdi. Örnek veriyorum. Kur’an-ı Kerim’de, “Rükû edenlerle beraber rükû edin.” (Bakara, 43) “Secde edenlerle beraber secde edin.” (Ali İmran, 43) Bu iki ayrı ayettir. Rükû nasıl yapılır, secde nasıl yapılır? Araplar puta tapan insanlar. Ne rükû biliyorlar ne secde biliyorlar. Hemen Muhammed Aleyhisselam’a gittiler. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali… Arapçayı en iyi bilen insanlar. Allah onlardan razı olsun. (Amin) ”Ey Allah’ın Rasulü, rükûyu nasıl yapacağız, secdeyi nasıl yapacağız?” Bakın Kur’an Arapça indi, Arap toplumuna indi. Arap diline en vakıf olan insanlar, Muhammed Aleyhisselam’a gidiyor. Okuma, yazma bilmeyen bir insana. ”Allah bize namazı, rükûyu ve secdeyi emrediyor ama nasıl yapacağız? Göster, sen örneksin. ”Ve inneke le alâ hulukın azîm.” (Kalem, 4) ayeti senin hakkında indi, diyor. ”Muhakkak ki sen çok yüce bir ahlâk üzeresin.” “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki, Allah da sizi sevsin.” (Ali İmran, 31) ayeti senin hakkında indi. Sana tâbi olmak zorundayız. Şimdi biz sana tâbiyiz ey Allah’ın rasulü. Bize bu namazı nasıl kılacağız göster.” Namazı şöyle kılacaksınız: ”Allahu ekber.” Eller kulaklara kadar gidecek. Bütün dünyayı gerinize atacaksınız ve ”Allah en büyüktür.” diyeceksiniz. Bu namaza giriştir. Ellerinizi bağlayacaksınız. Sonra ”Sübhâneke” duasını okuyacaksınız. Kur’an-ı Kerim’de ”Sübhâneke” duası var mı? Biz niye peki yıllardan beri, 1400 seneden beri her namaza girişte ilk rekatta sübhânekeyi okuyoruz? Nereden geldi bu? Muhammed Aleyhisselam’dan geldi. Çıkarttığın zaman Muhammed Aleyhisselam’ı ne oluyor? Sübhâneke gitti. Bu mealcilere gidin sorun. ”Namazda ne okuyorsun kardeş? Profesör kardeş, ne okuyorsun namazda?” ”Ben Fatiha okuyorum. Peşinden de bir tane zamm-ı sure okuyorum.” Tamam da, Kur’an-ı Kerim’de namaza başladığınız zaman Fatiha okuyun, peşinden de zamm-ı sure okuyun diye bir ayet yok? Sen bunu nereden çıkardın? Eee… Kem-küm… Şu-bu… Kur’an-ı Kerim’de her rekatta Fatiha okunacak diye bir ayet yok. Sadece ”Kıraat yapın, Kur’an okuyun.” (Müzemmil, 20) diye ayet var. Namazda Kur’an okunur. Ama hangisini okuyacağız, ne okuyacağız? Bu yok. Kimde var bu? Muhammed Aleyhisselam buyurdu ki: ”Sübhânekeden hemen sonra Fatihayı okuyacaksınız. Peşinden besmele çekeceksiniz zamm-ı sure, bir kısa sure ya da birkaç ayet okuyacaksınız. O rekat bitmiş olacak. Sonra ”Allahu ekber.” diyeceksin, rükûya gideceksin. Rükûda ne yapacaksın? Üç defa ”Subhane Rabbiyel Azim” Azim… ”Tesbih ederim ey Rabbim! Azametli olan Rabbim.” Üç defa bunu diyeceksin. Kur’an’da yok? Yine çaktın? Reformist! Muhammedsiz Müslüman! Yine çaktın, Kur’an’da yok. Sen niye ”Subhane Rabbiyel Azim” diyorsun? Bırak benim peygamberimin yolunu takip etmeyi ya! İşine geldiği zaman peygamberime uyuyorsun, işine gelmediği zaman ”bana göre böyle” diyorsun. İşte açıklama kısmına inanmayanlar, Kur’an’daki bir kısım ayetlere inanmıyorlar demek oluyor ki, Kur’an’daki tek bir ayeti bile inanmayanın hükmünü ben söylemeyeyim, siz söyleyin. Tek bir ayet! Ne oluyor inanmayan? Kâfir oluyor. Bak, 6232’dir net ayet sayısı. 6231 ayeti ben kabul ediyorum. Şimdi mesela ”on dokuzcular” vardır. Sahte peygamber Reşat Halife’ye tâbi oldular. Kur’an’da bir on dokuz mucizesi diye bir şey uydurdular matematiğe. Peşinden de o peygamberleri öldü yerine yeni bir peygamber çıktı: Edip Yüksel! Bu da Amerika’da. Anormal bir adam. Komik, komedi bir adam. Ama peygamber (!) öyle olduğunu kitabında söylüyor. ”Vahiy aldıktan sonra ben değiştim.” diyor. Çok değiştin evet Edip, çok değiştin. Anormal şeyler yapıyorsun artık. Edip ve tâbi ümmetinin görüşü ne? Peygamberse diğerleri de, ona tâbi olanlar da onun ümmeti oluyor değil mi kardeşler? Biz Muhammed Aleyhisselam’ın ümmetiyiz. Sahte peygamberleri biz kabul etmiyoruz. Amerika bin tane de peygamber çıkarsa biz kabul etmiyoruz! Edip’in ümmeti neye iman ediyor? ”Altı bin iki yüz otuz tane ayet var.” diyor Kur’an’da. ”Tevbe suresinin son iki ayeti sonradan eklendi. Bu yok Kur’an’da.” diyor. Bak bir ayet de değil, bunlar iki tane. Çift dikiş bunlar, çift dikiş… Allah’ın ayetlerini inkâr ettiler. Allah bu insanları gittikleri bu sapık yoldan kurtarsın. (Amin) Şu okuduğum ayet-i kerimeyi idrak ettirsin, anlatsın. (Amin) Allah burada Muhammed Aleyhisselam’ı mecbur tutuyor, açıklamak zorundasın, diyor. Bunlar diyor ki: ”Kur’an apaçık bir kitaptır. Açıklanmaya ihtiyacı yoktur.” (!) Peki Allah-u Teâlâ, En’âm suresinde Levh-i Mahfûz denilen bir kitaptan bahsediyor. ”Fî levhın mahfûz.” (Büruc, 22) O bir levhada kayıtlıdır, o bilgiler. Kıyamete kadar olacak olan her şeyin bilgisini kaydettiği bir levha. Yedi kat semanın üzerinde, sadece kendisinin bildiği bir levha. ”Yerin karanlıklarında hiçbir tane yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki, o kitapta apaçık bir kitapta kayıtlı olmuş olmasın.” (Enam, 59) Apaçık bir kitap! Levh-i Mahfûz hakkında Allah, apaçık bir kitaptır tabirini kullanıyor Kur’an’da. ”Apaçık bir kitap” ayetini bu reformistler de okuyor. Peki bu reformistlere sorun. Apaçık bir kitap dediğin Levh-i Mahfûz’un ne kadarını görebildin, apaçık diyorsun? Hadi söyle bakalım Lehv-i Mahfuz’dan? On dakika sonra olacak olan bir tek şeyi söyle? Demek ki Allah bir şeye ”apaçık” derse, o senin anladığın gibi değil. Onun açıklanması lazım, bildirilmesi lazım. Madem Kur’an bize yeter. Neden Allah peygamberlerle gönderiyor? İncil’i gönderebilirdi peygambersiz. Tevrat’ı gönderebilirdi, Zebur’u, Kur’an’ı peygambersiz Kâbe’nin damına indirebilirdi. Neden gönderdi peygamberle? Onun bir göstericiye ihtiyacı var. Etli-kemikli, ayaklı bir hâle ihtiyacı var. Bütün kitaplar etli-kemikli, yemek yiyen ve yatan bir insanla gelmiştir. Her kitap bir peygamberle gelmiştir. Ama sen peygamberi kitaptan ayırdığın zaman sapıtıyorsun. Allah-u Teâlâ bu insanlara izan versin, hidayet versin. (Amin)

Kadın müftü isteyen reformistler, kadın imamın arkasında namaz kılsınlar!

Şimdi, reformist hoca ne diyor? Diyor ki: ”Kadın müftü yapın.” Şimdi biliyorsunuz kadınları çok koruyucu kanunlar falan çıkarttılar. Bunlardan sonra ne yaptı mealciler? Hızını alamadı, kadın takipçilerimiz çok fazla olsun, bizim kitaplarımızı satın alsınlar diye kadınlara şirin görünmek için ne yapıyorlar? ”Kadın müftü yapın” dediler. Şimdi bunu diyen reformist hocaya da ben bir yazı yazdım. Dedim ki: ”Madem bu kadar meraklısın kadın müftüye, her hafta vaaz verdiğin camiide, mescidde, imam var ya orada bir tane vazifeli imam imamı çıkart oradan, kadın bir tane imam ata. Orada cemaat gelsinler kadın imamın arkasında namaz kılsınlar. Bu millet de sizin gerçek yüzünüzü görsün. Yapın bakalım. Küçük bir dünya menfaati için Allah’ın dinini satıyorlar. Küçücük dünya menfaati… Kitaplarım üç yüz tane fazla satılsın, cebime daha fazla para girsin diye. Ama ölüm çok yakın, zannettiğimizden çok daha fazla yakın.

Mehmet Okuyan’ın Kur’an ayetlerini nasıl tahrif ettiğine şahid olun!

Şimdi kardeşler, bir kardeşim bana bir video gönderdi. Reformist, son dönemin meşhur hocalarından reformist Mehmet Okuyan’ın bir videosu. Reformist ne demek? İslamiyet’ten memnun değil, Muhammed Aleyhisselam ve sâhâbilerinin getirdiği Kur’an’ı ve sünneti beğenmeyip son yüzyılda ortaya çıkan Afgâni, Abduh, Reşit Rıza üç kellenin aklına ve fikrine tâbi olanlar, Yeni bir din getirmek isteyenler. Tıpkı Fetö gibi İslam’dan memnun kalmayıp yeni dinler ortaya çıkartmak isteyenlere reformist denir. Yenilikçi. Artık İslam’ı böyle anlamamamız lazım, farklı şekilde anlamamız lazım. Muhammed Aleyhisselam ve sâhâbilerinin anlayışı onları ilgilendirir, biz artık farklı bir şekilde anlamamız lazım, diyenlere reformist denir. Bunların önde gelenlerinden bir tanesi kim? Mehmet Okuyan. Tersten okuyor ama. Bu tersten okuyor. Bakın, çok açık bir şekilde İbrahim Aleyhisselamla İsmail Aleyhisselam arasında geçen, Sâffat süresi ayetlerini, çok açık bir biçimde… Ben bu videoya rast gelmemiştim. Kardeşin bir tanesi kesmiş, bana göndermiş. İki dakikalık bir video. Bir kadının programında yanında bir felsefeciyle, Caner Taslaman… Felsefeciyle beraber ikisi oturmuşlar. Şimdi kadın buna soruyor. Reformist Mehmet Okuyan’a diyor ki: Konu kurban. “İbrâhim Aleyhisselam’a oğlunu kesme emri geldiğinde…” diyor kadın. Şimdi bu oradan zıplıyor. “Hop diyor. Ne kesme emri. Allah’ın İbrahim Aleyhisselam’a oğlunu kesme emri diye bir şey yok! Öyle bir şey yok!” diyor. Kadın şaşırıyor. “Ya hocam, sen ne yaptın ya?” diyor. Kadın bile devamlı programına reformistleri davet eden bir kadın. Ama o bile şaşırıyor. “Ne yapıyorsun hocam? Nasıl olmaz?” diyor. “Rüyasında görmedi mi İbrahim Aleyhisselam oğlu İsmail’i kurban ettiğini? Peygamberlerin rüyası vahiy değil midir?” diyor kadın. Kadın da bir şeyler görmüş, geçirmiş, işitmiş. Orada boyna insanları davet ede ede. İşittiğinden anlatıyor hocaya. Hoca diyor ki: “Öyle bir şey yok!” diyor. “Peygamberin rüyası vahiy değildir.” diyor. İki… İki cinayet, iki çam devirme, iki ev yaktı. İslam’dan iki hükmü inkâr etti. Muhammed Aleyhisselam ne buyurdu? Buhâri hâdisidir. Sallahu aleyhi ve sellem. Şöyle buyurdu: “Peygamberlerin rüyası vâhiydir.” Vâhiydir! Bir peygamber rüyada herhangi bir şey gördü mü bizim gibi değildir. Bizim rüyalarımıza şeytan karışabilir. Peygamberin rüyasına şeytan karışamaz. O vâhiydir, Allah’tan gelmiştir. Bir peygamber üç şekilde vâhiy alır: Bir, gün içinde direkt olarak Cebrail Aleyhisselam’ın getirmesiyle. Birebir konuşur, anlatır. O vâhiydir. İki, Cebrail Aleyhisselam getirmez. Bir zil sesi eşliğinde ağır bir ağırlıkla peşinden âyetler işitir. Bir melekle, ayetler işitir. İkinci yöntemi budur. Üçüncü yöntem nedir? Rüyasında alır. Kur’an bu üç şekildeki vâhiyle bize gelmiştir. Peygamberin rüyası vâhiy değil dediği zaman ne demiş oluyor bu reformist Mehmet Okuyan? Rüyasında aldığı âyetlerin tamamı âyet olmaktan çıkıyor. Rüya diyor, rüya. Ne yapmak istediğini anladınız mı kardeşler? Ali Cengiz oyunu yapıyor. Ali Cengiz oyunu yapıyor. Dini tahrif etmek için âyetlerle oynuyor. Kelimesi kelimesine oradan videodan dinledim, peşinden yazdım. Kelimelerini okuyacağım. Mehmet Okuyan’ın dediği kelimeye bakın. “Sonra, Allah neden çocuğunu kesmesini emretsin? Olmaz böyle şey ya!” diyor. Ne demek bu? “Allah zalim mi ya? Bir peygambere çocuğunu kesmeyi niye emretsin?” diyor. Bunlar Allah’tan daha merhametli ya! Allah sınav edemez, diyor yani. Allah kimi nasıl sınav edeceğini sana mı soracak Mehmet? Mehmet, lütfen! Allah kimi isterse, nasıl isterse öyle sınav eder. Allah Teâlâ Hazretleri Eyüp Aleyhisselam’ı on tane evladını öldürmekle sınav etti. Allah zâlimdi diyebilir miyiz? En sevdiği insan, bir peygamberdir Allah’ın. Eyüp Aleyhisselam’ın on evladını aldı yaşıyorken ya! Zâlim diyebilir misin Allah’a? Kimi nasıl dilerse öyle sınav eder. Kimse karışamaz! İbrahim Aleyhisselam’a da sadece bir sözüne binâen, bir adağına binâen… “Allah’ım ben bu Kâbe’yi yapacağım da, tek başınayım. Sen bana şu yaşımda bir erkek evlat verirsen ben bu Kâbe’yi inşa ederim. Ve ben eğer erkek evlat verirsen sana söz veriyorum, en sevdiğim olmasına rağmen seni o kadar fazla seviyorum ki onu, senin yoluna kurban ederim.” Allah insanları ağzından çıkan kelimeyle imtihan eder. Bu kelimeyi söylediği anda İbrâhim Aleyhisselam konu bütün tefsirlerde, istisnasız bütün tefsirlerde böyle geçer. Ayetin açıklamaları tefsirlerdir. Mehmet ne diyor? “Yok öyle bir şey. Allah zalim mi ya? Nasıl, niye emretsin ya çocuğu kesmesini?” Bu kelimenin altında bu mana vardır. Allah zalim mi? “Allah zalim mi?” kim der? Ateist der ancak. “Niye cehennemi yapmış, Allah zalim mi?” Bu sözü ateistler söyler. Sen hoca adamsın Allah’tan kork ya! Hadi biz ateistleri düzeltiyoruz, seni de mi düzeltelim Mehmet? Ateiste anlatırsın. Devlet zalim mi? İçki içmiş, arabayla mahalleden 160’la geçiyor. Üç yaşında çocuğunu, bisikletle oynayan çocuğunu eziyor. Sonra devlet alıyor bu adamı yirmi sene hapse atıyor. Zalim mi bu devlet? Hayır! “Elli sene atsın, öldürsün bu adamı!” diyorsun Ateist. Diyor musun, demiyor musun? Elli sene atsın, diyorsun. Öldürsün bu adamı, diyorsun! Benim üç yaşındaki çocuğumu öldürdü içki içtiği için, diyorsun. İçkiye hiç karşı olmayan medeni ateist, çocuğunu içkiden sebep öldürdüğü için adamın elli sene hapiste yatmasını istiyor. Ama aynı ateist: “Cehennem zalimce bir yer.” diyor. Allah’tan kork ya! Allah sana yetmiş sene ömür vermiş. Her türlü pisliği yapmışsın ve sonra diyorsun ki: “Bana hesap sormasın! Bu yaptığım işlerin hesabını sormasın. Lokantaya gideyim, yiyeyim, içeyim lokantacı bana hesap sormasın.” Sen böyle diyorsun. Ben bunu ateiste anlatırım. Sen hoca adamsın ya! Böyle laf denir mi ya? Sonra devam ediyor Mehmet. Allah’ın İbrahim Peygamber’e çocuğunu kes emri yok. Peygamberlerin rüyaları var da… Şimdi, bak rüyayı inkâr etti ya… Peygamberlerin rüyaları var da, o rüya ertesi gün ya da bir süre sonra vâhye dönüştürülürse vâhiydir. Şimdi Mehmet’in isteğine göre olacak bu. Ertesi gün olursa o rüya, tamam o zaman vâhiy. Ama ertesi gün ya da bir süre sonra, bu muallak bir cümle. Konuya hazırlıklı gelmediği için o anda bir şey uyduramamış. Ertesi gün ya da bir süre sonra gerçekleşmezse o artık bir vâhiy değildir, diyor. Allah sana hidayet versin. (Amin) Bu kadar uydurukçuluk olmaz ya. Bu kadar uydurulan dincilik olmaz ya! Sonra yanındaki felsefeci Caner de diyor ki: “Bir kere Kur’an’da rüyalar vâhiydir, diye bir ifade yok.” Evet, Kur’an’da böyle bir âyet yok. Ama Kur’an’da olmayıp da bizim yaşadığımız yüzlerce mesele var, binlerce mesele var. Kur’an’da her rekatta iki defa secde edeceksin diye bir âyet de yok Caner. Sen nasıl secde yapıyorsun? Caner kaç tane secde yapıyor bir rekatta? İki tane secde yapıyor. Kur’an’da âyet yok, sen bunu nerden yapıyorsun? Muhammed Aleyhisselam iki tane secde yaptığı için her rekatta, biz de böyle yapıyoruz. Caner gaz çıkarttığı zaman abdest alıyor. Sen niye abdest alıyorsun? Kur’an’da gaz çıkarttığın zaman abdest almamızı emreden bir âyet yok ki! Neden? Muhammed Aleyhisselam sâhâb,lerine: “Gaz çıkarttığınız zaman gidin, abdest alın.” buyuruyor. Yüzlerce mesele sayarım. Kur’an’da eşek eti ve köpek eti yememizi engelleyen hiçbir âyet yok. Sadece Kur’an’a bakarsak, sünneti reddedersek köpek eti ve eşek eti helal. Ama İmam Ali Radıyallahu Anh ne buyurdu? “Resûlullah Aleyhisselam Mute savaşından sonra bize Mutâ nikahını yasak kıldı, bize eşek eti yemeği yasak kıldı.” Hatta hâdiste haram kıldı, diyor. Haram kıldı! Yüzlerce, binlerce mesele var Kur’an’da olmayıp da İslamiyet’te olan. Muhammed Aleyhisselam’ın hâdisleri yüzünden… Ama siz peygamberimizi reddettiğiniz için, Muhammed Aleyhisselam’ı susturup Yahudi Goldziher’i konuşturmak istediğiniz için öyle bir şey yok diyorsunuz. Öyle bir şey yok! Şimdi bayan orada kuduruyor. Bunları dinleyince oradaki bayan kuduruyor ve şöyle diyor: “Burada çelişki var hocam. Ayet sana ne emrediliyorsa onu yap.” diyor. Kadın âyetten bunlara delil getiriyor. “Siz ise emir değil.” diyorsunuz. Hoca orada öfkeleniyor. Çünkü âyette açık bir ifade var. “Sana emredilen neyse, onu yap.” (Sâffât, 102) diyor, İsmail Aleyhisselam babasına. Emrolunduğun şey neyse onu yap babacığım. Şimdi âyetleri okuyacağım. Emrolunduğun şey demesine rağmen âyet sen diyorsun ki: “Emir değil.” Orada Mehmet Okuyan ses tonunu biraz daha yükseltiyor, biraz daha kırmızılaşmış bir vaziyette konuyu başka bir mecraya çevirip kapatmaya çalışıyor. Şimdi Allah’ın ayetlerini okuyalım. Çok açık ve net bir şekilde bu reformist hocanın âyetleri nasıl tahrif ettiğini izleyin ve konuyu kapatalım. Sâffât suresi, ayet 100: “Ey Rabbim, bana sâlihlerden bir oğul ihsân et.” Bu duayı kim yaptı? İbrahim Aleyhisselam. “Ey Rabbim, bana bir oğul ihsân et sâlihlerden.” Sâffât suresi, ayet 101: “Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.” Sâffât suresi, ayet 102: “Oğlu yanında koşacak çağa gelince: ‘Ey oğlum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?’ dedi.” Koşacak çağ ne demektir? Dört, beş yaşlarında belki altı yaşlarında. Koşacak çağ bu. Rüya görüyor. Allah, İbrahim Aleyhisselam’a yaptığı adağı hatırlatıyor. Rüyasında ne görüyor? Oğlunu boğazladığını görüyor. Bir, iki, üç… Üçüncüde bir de ses duyuyor. Adağını yerine getir. Ey İbrahim, Allah’a verdiğin vaadi yerine getir. Ne vaadi vardı? “Bana bir oğul verirsen, seni o kadar çok seviyorum ki Allah’ım, onu bile sana kurban ederim.” Hemen rüyayı görüyor. Rüyada oğlunu boğazlıyor. Boğazlamak ne demektir? Bıçakla kesmek. Şimdi çocuk da: “Babacığım sana ne emrediliyorsa onu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi. Çocuk kim? İsmail Aleyhisselam. Ne emrediliyorsa onu yap. Rüya vâhiy değilse çocuk niye ‘Ne emrediliyorsa onu yap.’ desin? Niye bunu bir emir telakki etsin? Çocuk bile biliyor ki babam peygamberdir. Peygamber bir rüya görürse bunun geri dönüşü yoktur. O yapılacaktır. Peşinden ne diyor? Beni sabredenlerden bulacaksın. Konu bir hayvanı kesmek değil. Konu bizzat kendisinin kesilmesi. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın. Sâffât suresi, ayet 103: “Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah’a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.” İbrahim Aleyhisselam da için de konu bir imtihandı, bir sınavdı. İbrahim Aleyhisselam oğlunu şakağı üzerine yatırdı ne demektir? Şakaklar buralardır. Sağ tarafı üzerine yatırır göğsü nereye bakar? Kıbleye doğru bakar. Oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Bıçağı gırtlağına koydu. Sâffât suresi, ayet 104: Biz de ona şöyle seslendik: ‘Ey İbrahim!’ Sâffât suresi, ayet 105: “Rüyana gerçekten sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz, iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” Hemen Allahü Teâlâ İbrahim Peygamber’e sesleniyor. Sadakat gösterdin, sınavı kazandın. Biz iyilik yapanlara mükafâtlar veririz. Sâffât suresi, ayet 106: “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandı.” dedik. Eğer oğlunu kesme durumu yoksa, böyle bir emir yoksa niye imtihan desin Allah Teâlâ? İmtihan ne yani? Hayvanı kesmek için mi imtihan ediyor? Açık açık Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar. Bunlar hiç Allah’tan korkmaz mı? Hiç Allah’tan utanmaz mı? Allah’ım sen kurtar bu adamları. (Amin) Sâffât suresi, ayet 107: “Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.” Allah neden fidye olarak söylüyor? Bir kurbanlık indi, diyor. İsmail Aleyhisselam’ı kesme olayı olmayınca bıçak gırtlağını kesmeyince ve aynı bıçağı taşa vurduktan sonra taş ikiye bölününce Allahü Teâlâ peşinden ne yapıyor? Bir fidye indiriyor, fidye! Oğluna karşılık bir kurban. Kurban kimin kurbanı? Hazreti Hâbil’in kurbanı. Hâbil’le Kâbil iddiaya girşiyorlar ya, bakalım Allah kimin kurbanını kabul edecek diye. Hâbil’in kurbanını kabul ediyor ve semaya çekiyor. Yüzyıllar sonra Hazreti Hâbil’in kurbanını Allah İsmail Aleyhisselam’a fidye olarak veriyor. Artık bundan sonra insan kesmek yasaktır. Tâhrif olmuş bütün inançlarda insan kesmek vardı. Allah insan kesmeyi yasak kılıyor ve yerine hayvan kesilmesini istiyor. Hayvan kesme. Bundan dolayı bir koçu fidye olarak gönderiyor. Biz ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. Bu ayeti kerimeden sebep Muhammed Aleyhisselam ne buyuruyor? “Allah indinde kurbanların en makbulû boynuzlu koçtur.” Kardeşler en makbulû budur. “Ya hocam ben dana etini daha çok severim.” deme! Dana etini daha çok severim deme! İstifçi olma. Müslümanların bir çoğunun şu anda evlerinde koca buzluklar var. Onlara ne deniyor bilmiyorum. Buzdolabından başka bir şey o. Et için, sadece kurban bayramı için almış onu. Kocaman bir buzluk. Büyükbaş hayvanı kesiyor. Hayvanın 9/10’unu kendisine alıyor. 1/10’u olan kemikleri dağıtıyor. Kemiklerin dibinde minik minik et parçacıkları var. 9/10’unu olan löp etleri kendisine alıyor ve nereye koyuyor? Bu kocaman buzluğa koyuyor. Hâni o dondurmaları koydukları falan buzluk var ya kardeşler! Bakkallarda var. Adam evine buzluk koymuş ya! “Bütün senelik et ihtiyacımı karşıladım hocam.” diyor ya. Subhanallah! Ben de bu adama hâdis-i şerif söylüyorum. “Allah indinde kurbanların en makbulu boynuzlu koçtur.” kardeşim. “Hocam, ben dana etini daha çok severim.” diyor. Allah’ımız devam etti. Sâffât suresi, ayet 108: “Kendisine sonradan gelenler için de iyi bir nâm bıraktık.” Yüzyıllar boyunca biz kimi anlattık İbrahim Aleyhisselam ayetlerini konuşurken? İşte bunları anlattık. Allah’ın Peygamberi İbrahim Aleyhisselam’ın bize nâmı kaldı. Sâffât suresi, ayet 109: “Selam olsun İbrahim’e.” Sâffât suresi, ayet 110: “İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.” Şüphesiz Allah doğru söyledi. Arapçalarını söylemiyorum çünkü uzun gider. Şüphesiz Allah doğru söyledi. Allah’ımız âyetlerde apaçık bir şekilde olayı böyle anlatırken bu reformist felsefeciyle, bu reformist hoca ne diyor? “Yok öyle bir şey. Ne rüyalar vâhiydir ne de Allah’ın İbrahim’e, İsmail’i kesme emri vardır.” diyor. Ve İslam’ı âyetlerle oynamak şekliyle tâhrif etmeye devam ediyorlar. Peki biz susacak mıyız? Biz ne yapacağız? Küfretmek yasak. Şiddet uygulamak yasak. Bir Müslüman ilim ehli ne yapar? Reddiye yapmaya devam edeceğiz, hiç bıkmadan usanmadan. Onlar nasıl, ne kadar, kaç defa Allah’ın âyetlerini yalanlarlarsa yalanlasınlar, biz aynı defa onlara reddiye yapmaya devam edeceğiz. İstedikleri kadar sıkılsınlar, utansınlar, ne yaparlarsa yapsınlar. Allah’ın dinini yalanladığınız kadar sizi yalanlamaya devam edeceğiz. Allah’ın Peygamberini susturmaya çalıştığınız kadar sizi susturmaya çalışmaya devam edeceğiz. Hiç bir şey yapamasak bile karınca kadar bile olsa bu yolda bir gayretimiz olur. Yarın mahşere gittiğimde bu kardeşler bana şahitlik edecek. Yaptığım yazılar, yaptığım videolar, hizmetler bana şahitlik edecek. “Allah’ım bu dini tahrif etmek isteyen sahte din adamlarına karşı mücadele verdi, bir karınca kadar bile olsa mücadele verdi.” diyecekler. Allahü Teâlâ alnımızın akıyla bu sınavdan çıkmayı bize nasip etsin inşallah. (Amin) Amin Ya Mûîn. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana. Belki sen kavuşursun biz varamadıksa da. Velhamdullahil Rabbil Alemin. El Fâtiha.

İlk insanlar neden uzun yıllar yaşadı? Ömürleri neden uzun kılındı?

Almanya’dan Müslüman kardeşim geldi ziyaretimize. Bir mesele anlattı. Bakın daha önce hiç duymadığınız bir mesele nakledeceğim. Yaşanmış bir olay. Hocam dönerci dükkânıma bir ateist geldi, diyor. O mekanda çalışıyor. Ateist de sıradan bir ateist değil, makine mühendisi. İki gün döner, dört gün döner konuşmaya başladık, diyor. Türk, Türk vatandaşı. Ahiretten bahsettim, Kur’an’dan, sünnetten bahsettim. Adam bana dedi ki: “Ben inanmıyorum ya!” “Nasıl yani?” dedim. “Ben ateistim.” dedi. Kardeşim diyor ki: “Ben de ölümden girdim. Bunlara ölümden girmek lazım hocam.” diyor. “Ölümden bahsedince bunlar korkmaya başlıyor. Peki yarın öbür gün öleceksin sen. Yaşın gelmiş kırk beşe. On beş sene, yirmi sene ya varsın ya yoksun.” Ateist ne cevap verse beğenirsin? “Ölüm diye bir şey yok siz yanlış biliyorsunuz.” Sübhanallah, Sübhanallah. Bakın şimdi, dayandığı noktaya bakın! Kişi nakil ile çalışmazsa akılla çalışırsa uydurur. Sağır duymaz uydurur, cahil bilmez uydurur. Dayandığı noktaya bakın! “Ölüm programlamayla alakalıdır. İnsanlar dünyaya geliyor. On beş yirmi yaşına gelince ben bir gün nasılsa öleceğim diye kendisini programlıyor. Altmışa yetmişe gelince, tamam artık ölme vaktim geldi, diyor ve ölüyor. Ben öleceğimi düşünmüyorum ki!” diyor. “Eee, sen ölümsüz müsün yani?” “Ben ölmeyeceğim, ölümsüzüm ben.” diyor. Ya oğlum! Mortal Kombat mı bu ya? Sen ne ayaksın ya? O oyunda oğlum oynuyor. Birisini öldürüyor ve parçalara bölüyor. Yaratığı, dövüştüğü kişiyi parçalara bölüyor. Tamam diyorum bu artık bir daha canlanmaz. İkinci raunt diyor, adam bir daha canlanıyor. Mortal Kombat mısın sen ya? Ölüm bana yok, diyor! Makine mühendisi ateist, buyur! Zekâ seviyesine bak. Ölüm yok diyor. Milyonlarca insan gelmiş gitmiş. Hepsi ölmüş krallar mırallar. Birileri ölmese bu krallar ölmez, ülke liderleri ölmez. Bunlar gidiyorsa sen havada gideceksin kardeş kusura bakma. Havada gideceksin! Bu kafa uydurukçu kafasıdır. Uydurukçu kafası! Bir nakil getirdim. Bir sual sormuştu, onu nakletmeden geçemeyeceğim kardeşler. Şimdi ateistlerle şu anda ülkemizde en yakın olan Müslüman grubu hangisi? Ateistlerle mealciler. Mealciler… Peygamberi reddeden, Peygamberimiz Aleyhisselam’ın sünnetini tamamen reddeden iki grup. Şu anda ittifak halindeler. Tek gayeleri var İslam’ı yıkmak. Bir sual geldi, naklediyorum. “Ateistler ve mealciler eski insanların uzun yaşamadığını iddia ediyorlar. Ne dersiniz?” Bütün Müslümanlar bilir ki evvelki insanlar ilk yaşayan insanlar bizden çok daha fazla yaşadı. Ama ateistler bunu reddediyor, mümkün değil diyor. Onlar zaten inanmıyor reddetmesi normal. Bizim içimizden Müslüman gibi görünen bir grup da, Allah’ın ayetlerini ve Peygamberimiz’in bu konudaki hadislerini reddediyorlar. Uzun yaşamak diye bir şey yok, mantığımıza uymuyor, diyorlar. Soru bununla alakalı. “Selamün aleyküm. Hocam ateistlerle mücadelede size bir fikir danışmak istiyorum. Hocam ateistler eski insanların ömrünün ortalama yirmi sene olduğunu söylüyor.” Kur’an ve sünnet diyor ki, bizden çok daha fazlaydı. Bunlar ne diyor? Tam tersi…Onlar çok daha az yaşıyordu. Yirmi sene… “Ve bunu sözde bilimsel bilgi olarak sunuyorlar. Efendimizden önceki peygamberlerin uzun yaşamalarını nasıl açıklarız bunlara? Mealistler, bu ayetleri de tahrif ve tevil etme uğraşında. Ehli sünnet âlimlerinin buna cevabı nedir? Selametle.” Ve aleyküm selam. Biz Müslümanlar inanışlarımızı teorilere ve hipotezlere göre değil, Allah ve peygamberlerinden öğrendiğimiz açık delillere göre belirleriz. Ateistlerin Kur’an’a inanmaması normaldir. Allah’a değil hevalarına tapma yolunu yani kolayı tercih etmişlerdir. Şimdi bir ateist için yalan söylemek, iftira etmek günah mıdır? Kumar oynamak, içki içmek, zina etmek günah mıdır? Adam zaten inanmıyor. Bunların tamamı serbest! Haluk Nurbaki Hoca’nın deyimiyle: “Ateistler kadar dünyada yalancı yoktur. Ben bir ateiste saat bile sormam. Onu da yalan söyler!” Kanser bilimci bir doktordur Haluk Nurbaki Hoca. “Ben bir ateiste saat bile sormam, onu bile yalan söyler.” diyor. Şimdi bunların hayatı yalan. Adam maymundan geldiğini söylüyor ya! Bundan büyük yalan olur mu? Bundan daha büyük yalan yok! Biz insanlar hayvandan türedik diyor, hayvandan dönüştük diyor. Hadi ateistin bunu söylemesi normal. Hocalara ne dersin? Bugün ülkemizde Adem’in de babası vardı, onun da babası vardı, diyen hocalar yok mu? Biz maymundan evrildik, diyen hocalar yok mu? Var! İttifak hâlindeler. İslam’ı evrimle yıkmaya çalışıyorlar. Allah bunları kurtarsın. (Amin) Amin. Mealciler ise hem Kur’an’a inandıklarını söylüyor hem de Allah’ın kudretini delillendiren onlarca mucize ayetini inkâr edebiliyorlar. İşte asıl şaşılması gereken nokta burasıdır! Konu hakkındaki ayet ve hadislere baktığımızda, ilk insanların yaşının bizden çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Mesela, Kur’an-ı Kerim’de Hz. Nuh Aleyhisselam’ın yaşıyla ilgili olarak şöyle buyrulur: “Andolsun ki biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik de o, dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı.” (Ankebût, 14-15) Kaç yıl kalmış kardeşler? Dokuz yüz elli yıl! Bu ne demektir? Bir peygambere, peygamberlik kaç yaşında verilir? Kırk yaşında! Dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldığına göre, peygamberlik kırk yaşında geldiğine göre dokuz yüz doksan sene boyunca kendi kavmine tebliğde bulunmuş. Sonra helak olmuş tufanla beraber. Ondan sonra bir dönem daha yaşamış. Âlimler bin elli sene, bin yüz sene civarı yaşadığını söylüyor. Yeni insanlığın neşvünemasıyla (gelişme, büyüme) beraber. Allah’ımız diyor ki: “O dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi. Fakat biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere de bir ibret yaptık.” Ankebut suresi 14 ve 15. ayetler… Şimdi ben önümde bu kadar açık ve net bir ayet varken uyduruk hipotezlerle Allah’ı ve Resulü’nü yalanlayan ateistlere mi inanayım? Aklına uymayan ayetleri tevil ve tahrif eden mealistlere mi inanayım? Yoksa, “Hak ancak Rabb’indendir, artık sakın şüpheye düşenlerden olma.” (Bakara, 147) buyuran yerlerin ve göklerin yaratıcısına mı inanayım? Kime inanayım? Uzun yaşamanın hikmetlerinden birini söylemek gerekirse; başlangıçta yeryüzündeki insan sayısı az olduğu için Allah tarafından ömürleri uzun kılınmıştır. Sonraları dünya nüfusu çok arttırıldığı için ömür miktarları kısaltıldı. En doğrusunu Allah bilir. Allah diyor ki ben yaşattım, bunlar diyor ki mümkün değil. Mealciler ne diyor? “Aklımıza uymuyor.” Sen zaten nasıl başladın? Hadislerden aklımıza uymayanları atarız, aklımıza uyanları alırız. Ama o orada kalır mı? Dinden taviz verdiğin anda Vatikan İslam’ına dönersin. Hristiyanlığa dönersin. Hadislerden geçtiler şimdi ayetlere. Aklımıza uymayan ayetleri… Dokuz yüz elli sene bir adamın yaşaması mümkün değil. Aklımıza uymayan ayetleri de atabiliriz, dediler! Bu kafa ateist kafasıdır. Müslüman! Ateisti Müslüman yapacağım diye gavur olma. Aklını kullan! Kapı komşun olan eş cinseli, erkeğe dönüştüreceğim diye sen de eş cinsel olma. Aklını kullan! Adamın yan komşusu erkek iken dönmüş. Ovalimsi bir hâle dönmüş. Fıtratını bozmuş. Şimdi bu Müslüman da onu eski hâline döndürmeye çalışıyor. Kardeşim bunlar yanlış şeyler, diyor. Gel benimle beraber namaza, sohbete diyor. Eş cinsel de buna diyor ki: “Sen benle beraber, benim takıldığım ortamlara gelirsen bir ay; sen de benim gibi ovalimsi tavırlarda bulunursan, kadınsılaşırsan senin samimi olduğuna inanırım ben de seninle camiye gelirim.” diyor. Bu ne diyor bu? Güya hayır sahibi Müslüman! “Tamam ya, beraber takılırız. Ben seni erkekleştireceğim.” Ama bu adam eş cinsel oluyor. Bana gelen binlerce garip mesajdan bir tanesi: “Hocam bende de bazı gariplikler var, değişiklikler var ya!” diyor. Kardeşim! Sübhanallah. Kiminle takılırsa o olursun. Kimle takılırsan o olursun! İnsan fıtratı böyledir. Dört tane kız kardeşi olan erkek kardeşe bakınız! Erkek kardeş beşinci, dört tane ablası var. Bunlar hep aynı evde yaşıyorlar. O erkeğe bakınız! Tavırları, hareketleri bir erkek gibi değildir. Daha çok kadınsı gibidir. Çünkü devamlı kızlarla muhabbet ediyor, devamlı onlarla konuşuyor. İlgi yönleri, alakaları hep onlara doğru teşvik olur. Bu böyledir. Sen bir eş cinselle dostluk yaparsan, arkadaşlık yaparsan meyledersin. Harama meyletmek helale, doğruya meyletmekten çok daha kolaydır. Hadise bu! Ateistin bir tanesi de mesaj göndermiş. Bu da çok garip bir mesaj. “Hoca! Hoca!” Ben bunlardan ‘Hocam’ diye hitap edeni görmedim. Hep beni aşağılama tabiri kullanıyor. Hoca! Hoca! Marstan geldim ben çünkü, hoca diye hitap ediyor. “Senin inandığın Allah’a inanırsam Valhalla’ya gitme ihtimalimi kaybederim.” Ateistin mesajı… Valhalla ne biliyor musun, valhalla? İskandinav ülkelerindeki insanların… Bu Norveç İsveç filan var ya, bunlar İskandinav insanı. Bunların geçmiş dönemdeki tanrıları… Valhalla bunların cenneti. Bizde nasıl cennet var, cehennem var. Bunların da cenneti Valhalla. İskandinav cenneti… Onların tanrıları falan var. İşte Odin’di Thor’du falan. Filmlerde bunları görüyorsun zaten. Ateistin dediği lafa bak! Ben senin Allah’ına inanırsam diyor Valhalla’ya gidemem. E sen de bir dine inanıyorsun işte. Batıl bir dine inanıyorsun. Madem batıl bir dine, saçma bir dine inanmak senin için normal. Bunu yapabiliyorsun, gel hak dine inan. Kurtar kendini, kurtar ebedi hayatını. Ama yok, kolayına geliyor. Valhallaya gitmek için içkiyi bırakmak zorunda değilim, namaza başlamak zorunda değilim. Zekâttı, sadakaydı falan hacca gitmek yok böyle bir şey, diyor. Sohbet meclisleri, ilim meclisleri yok. Kitap okumak, gerek yok. Her şey serbest, Valhalla’dasın! Vallaha sen cehenneme gideceksin. Valhalla falan değil, vallaha. Bu kafayla gidersen cehenneme gidersin, başka bir yere gidemezsin. Allah bu insanları kurtarsın.

Her sabah uyandığında senden 8 şey isteniyor!

Bir sabah namazdan sonra evine dönerken, yolda birine rastlar. Adam önce selam verir. İyi dilek ve duada bulunduktan sonra da… Hayırlı sabahlar manasında; -Nasıl sabahladın Üstadım? der. Şimdi İmam’a soruyor, -Nasıl sabahladın? Birisi bize sorduğu zaman, ”Nasıl sabahladın?” Biz nasıl cevap veriyoruz? -Ya akşamleyin bir pilav yedim, pilavı fazla kaçırdım akşam… Bir ‏sağa dön, bir sola dön, uyku tutmadı sabaha kadar be… Bizim sabahlayışımız bu! Şikayet, şikayet, şikayet… Allah’tan şikayet, Peygamberden şikayet , hanımdan şikayet, çocuktan şikayet, hep şikayet! Şimdi İmam nasıl sabahlamış? Bir adam müctehid olduğu zaman, İslam alimi olduğu zaman, nasıl tefekkür sahibi… Hz. İmam, nasıl sabahladığını şöyle anlatır: -Sekiz tane şeyin benden istendiğini düşünerek sabahladım. Adam şaşırır! -Ey imam! Kim sizden sekiz tane şey isteyebilir ki… Sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur? İmam tebessüm eder ve saymaya başlar; -”Bak! Benden her sabah kimler, neler istiyorlar” der ve izahate başlar; Bir; Rabbim benden farzını istiyor. Her gün Allah bizden farzını istiyor mu, beş defa? Huzuruna bekliyor bizi… Bakın, Allah bizim uykumuza bile karışıyor. İsteyen bir adam, ülkemizde saat on ikiye kadar uyuyabilir mi gündüz? Bir adam 12’ye kadar uyuduğu için hapise atarlar mı? “Sen niye sabah namazına kalkmadın lan, kalk! Hapise gidiyorsun.” Var mı ülkemizde böyle kanun? Yok… Sabah namazına kalkmak zorundasın dört buçukta! Allah senin uyku vaktine bile karışıyor; ”Benim için kalkacaksın ondan sonra istersen öğle vaktine kadar uyu…” Bak, Allah uykumuza bile karışıyor. Böyle bir dinin sahibiyiz kardeşler… Öyle, ”Allah beni yarattı ama bana karışmasın.” yok! Allah her gün benden farzını istiyor. İki; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem benden sünnetini istiyor. Muhammed Aleyhisselam’ın gün içinde üç bin dört bine yakın sünneti vardır, yapabileceğimiz. Biz Müslümanlar, elimizden geldiği kadar bu sünnetlere ittiba etmeye çalışırız. Kim, ne kadar fazla yaparsa sevabı o kadar fazla olur. Alacağın mükafat, nimet o kadar fazla olur. Sünnet’e en çok ittiba eden Sahabe kimdir? Hz. Ömer’in oğlu desem size, kim dersiniz? Halifemiz Ömer radiyallahu anhın çok oğlu vardı. Ama bir tanesi, İslam tarihinde öne çıkmıştır. Kimdir o? Abdullah İbn Ömer… Abdullah İbn Ömer, Allah ondan bin kere razı olsun. Sahabenin fakihlerindendir. Şafiler, Hadisleri Abdullah İbn Ömer’den aldılar. Biz Hanefiler Hadisleri kimden alırız? Abdullah İbn Mes’ud. Bizim silsilemiz odur. İmam-ı Azam peşinden… Hocası Hammad… Üstadı kim? İbrahim Nehai, Üstadı kim? İbn Mes’ud radiyallahu anh. Silsile böyle gider. Şimdi Abdullah İbn Ömer’in Sünnete bağlılığına bakın. Nerede Resulullah Aleyhisselam hayatında bir tek sefer bile bir şey yapsa… Bir tek sefer bile olsa, mesela; Muhammed Aleyhisselam bir yere doğru seyahat ederken bir ağacın kenarında oturdu. Abdullah İbn Ömer bunu duysun. Oradan giderken muhakkak o ağacın kenarında bir kere oturur. Bir kaç dakika bile olsa bulunur. Etrafındaki insanlar derler ki; “Niye burada oturuyorsun?” -Çünkü benim Peygamberim bir kere burada oturmuş. Bana bu nakledildi. Bu sünneti yapmadan ölmeyeyim. Bir yerde bir akarsu varsa, Efendimiz Aleyhisselam oradan bir şeyler içtiyse, Abdullah İbn Ömer muhakkak oraya gider, hayatında bir kere bile olsa, “bu sünnetten de geriye kalmayayım” diye. Gider o akar suya, Efendimiz Aleyhisselam içtiği gibi suyu içer. Buna ”Sünnete Tabiiyet” denir. Neden sabahabe bir yıldız? Neden böyle? Çünkü Sünnete çok ittiba etmişler, Abdullah İbn Ömer bunların en önde gelenlerindendir. Ölüm döşeğine yattı, son dönemlerinde yatalak oldu elini, kolunu, ağzını, gözlerini kıpırdatamıyor. Son dönemlerinde… arkadaşları geldi ona abdest aldırdılar. Namazını ima ile gözlerle kılacak. Fakat abdesti aldırdıktan sonra, Abdullah’ta bir sıkıntı ortaya çıktı. Bir rahatsızlığı var. Fakat söyleyemiyor. Dili kitlenmiş, vücudu hareketsiz, sadece gözleri hareket ettirebiliyor. Başka bir arkadaşı geldi, dedi ki: “Siz ne yaptınız Abdullah’a?” Dediler ki: “Abdest aldırdık.” -Ama bir sıkıntı var burada, nasıl aldırdın abdesti tarif et bana. “Şöyle yaptık, böyle yaptık.” Dedi ki arkadaşı Abdullah İbn Ömer’in arkadaşı: -Kulakların arkasını mesh ettiniz mi? Muhammed Aleyhisselam’ın Sünnetidir. Biz abdest alırken ne yapıyoruz? Elleri yıkıyoruz. Serçe parmakları kulağın içine koyuyoruz. Peşinden de baş parmakları mesh ediyoruz, arka tarafı… Sünnettir. -Kulakları, baş parmaklarınızla kulaklarının arkasını mesh ettiniz mi? “Etmedik… Bu sünneti yapmadık… hastadır diye yapmadık.” -”Yapacaksınız! Abdullah, Muhammed Aleyhisselam’ın yerine getirmediği, Muhammed Aleyhisselam’ın yaptığı ve bunun yapmadığı bir tane bile sünnet yoktur. Rahatsızlığı bundan dolayıdır.” dedi, gitti ellerini ıslattı, kulaklarının arkasını mesh etti, Abdullah İbn Ömer rahatladı. Sahabe budur, din bize bu insanlardan geldi kardeşler… Ama bugün televizyonlara çıkan etiketli adamlar diyor ki: “Sahabeye ne gerek var ya, onlar anlamışsa biz de anlarız. 14 asırda bizlere bir sürü şeyler nakletmişler, gerek yok, aç Kur’an Mealini oku yeter.” Peygambere lüzum yok, sahabeye lüzum yok, mezheplere lüzum yok, hadislere lüzum yok… Adem’den de önce başka Adem’ler olabilir… Meryem tecavüze uğramış olabilir… Adem’in de babası vardı… Bana göre evrime inanmakta sorun yok… Bir sürü sapık sapık görüş ortaya çıkıyor. İşte sahabeden ayrılırsan! Muhammed Aleyhisselam’dan ayrılırsan, yeni yeni dinler ortaya çıkartırsın… İmam diyor ki: “Resulallah benden sünnetini istiyor. Her gün o Peygamberin bende hakkı var. Bu dini bana getirdi. Ve O’nun sünnetini yerine getirmem lazım.“ Üçüncü madde; Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor. Burada gelen kardeşlerin büyük çoğunluğu evlidir. Kime bakmak zorundayız biz, İslamiyete göre? Hanıma, çocuğa bakmak zorundayız. Onların masrafı biz erkeklere aittir. Aile benden sabah uyanır uyanmaz bunları istiyor, hanım ne diyor? “Hadi, hadi işe geç kaldın çabuk git, perde alacağım daha, bana maaş getirmen lazım, perde alacağım.” Kadının derdi perde ya, perde. Faturaları düşünmüyor kadınlar. Perde alacağım, elbise alacağım. Naciye’nin kınası var dört elbiseyle çıkmam lazım. Kadınlar böyle… Abla yapmayın bunu abla yapmayın, şu kocaya biraz destek, biraz yardımcı olun ya. Dört; nefis kendine tabi olmamı istiyor. Allah farzını istiyor, Rasulullah Sünnetini, nefis ne istiyor? Şeytan kanılı; -”Bana tabii olacaksın.” diyor. Peki nefsimiz bizi nereye götürmek istiyor? Allah’a isyana ve ateşe, onun tek bir derdi vardır. -Ateşe gidelim! Orada güneşlenmek, orada tenimizin bronzlaşması çok daha caziptir. Nefis bronzlaşmayı sever kardeşler… Denize gidecek kardeşleri uyarıyorum bak! O bronzlaşmayı seven kardeşler var ya… Denize gidiyorsunuz bir de paralar veriyorsunuz orada. -“Hocam bizim gittiğimiz yerde fazla çıplak yok.” Falan numarası yapmayın bana. Çıplaklar her tarafta var, her tarafta var. Denizlerden mesafeli durun biraz. Havuz falan olabilir, sadece erkeklerin bulunduğu havuzlar. Avret mahalinizi örter, girebilirsiniz ama denizlerde sıkıntı var kardeş! Ne kadar takvalı olsan bile, o çıplaklar her tarafında geziyor senin. Şu halde kovadan suları dökme bak, ben de taekwondocuyum. O hoca sopayla vuruyor ama ben sopa kullanmam! Silahsız ve tehlikeliyim aynı zamanda, dikkatli ol! Allah bizi korusun kardeşler ya (amin). Beş; şeytan arkasından gitmemi istiyor. Nefs, ona tabi olmamı istiyor, şeytan da kendisine tabi olmamı istiyor. Biliyorsunuz nefsin mürşidi kamili kimdir? Şeytandır! Ona aklı şeytan verir. Altı; Kiramen Katibin melekleri, iyi şey yazdırmamı istiyor. Bakın iki tane meleğimiz var. Sağdaki amir, soldaki memur. Bu çift kazık, bu tek kazık onbaşı. Bu ne diyorsa, bu uymak zorunda! Şimdi, soldaki melek günahları yazıyor ama vazifesi olduğu için yazıyor. Ne istiyor bizden? Günahları yazma vazifesi olmasına rağmen istiyor ki; ”Bana bir şey yazdırma, hep sağdaki yazsın.” Bizim Cennet’e gitmemizi istiyor. Çünkü bu meleklerimiz var ya bizimle beraber Cennet’e gidecek. Kardeşler! Hepimizin vücudunda 360 tane melek var. Ve bu melekler bize gece gündüz nasıl dua ediyor? -“Allah’ım bu kulunu Cennet’ine al” Neden? Onun da menfaati var. Bizimle beraber onlar da Cennet’e gidecek. Bundan dolayı kardeşler… Yedi; geçen günler ihtiyarlamamı istiyor, zaman bizim aleyhimize işliyor. Ve devamlı bizim ihtiyarlamamızı, bedenimizden kurtulmamızı ve ruh olarak Rabbimize kavuşmamızı istiyor. Zaman bizim düşmanımız değil! Zaman her geçen gün bizim Allah’a kavuşmamızı istiyor. Allah’a kavuşmak da şu beden ülkesine girmişken mümkün değil. Bedenden kurtulmadan, ruh buradan sıyrılmadan, müşahede yoktur. Allah’a kavuşmak yoktur. Beden bizim en büyük engelimizdir. Allah ruhu bu beden içine hapsetmiştir ve bir özlem içinde devamlı Allah’ı arar ruh. Tatminsizdir, hep sonsuzluğu ister. Hasta olmayacağı, acıkmayacağı, ağlamayacağı, hüzünlenmeyeceği, devamlı mutlu olacağı, istediği her şeyin bir anda önünde olacağı bir yerde olmak ister, içimizdeki ruh. Ama bu bedenle ve bu dünyada mümkün değil! Neden bunu istiyor? Cennet diye bir yer olduğu için bunu istiyor. Cennet’in var olduğu delili nedir? İçimizde bu istek var. Sonsuz olarak yaşamak isteği, ölümsüzlük isteği… İşte bu ruhtur, işte bu Cennet’in varlığının delilidir. Sekiz; son olarak da Hazreti Azrail hazır olmamı istiyor. Azrail Aleyhisselam herkesin canını almaya gider. Ama Müslümanlardan hazır olmasını ister. -”Eninde sonunda geleceğim… Ama hazır olarak sana hazır bir şekilde gelmek istiyorum. Beni gördüğün anda şoka girme, dilin tutulmasın… Beni tanı… Öleceğini bil, buna göre hazırlık yaparsan şoka girmezsin. Ben sana güzel bir suretle görünürüm. Güzel bir suretle göründüğüm zaman şehadeti çok kolay söylersin. Şehadeti söyledin mi paçayı kurtardın. Allah’ım sen bize nasip et ya Rabbim (amin). Bakın! Bütün veliler bütün alimler en çok korktuğu şey ne biliyor musunuz? Son nefes, son nefes… Daha çok korktukları hiçbir şey yok… Aç kalır mıyız? Çocukların bakımını nasıl yapacağız? Bu çocukları nasıl evlendireceğim? Hacca gidebilir miyim acaba? Boş, boş,… Bu korkular geçici! Bir korku var ki son nefesini kaybeden her şeyini kaybeder. Ebedi hayatını kaybeder. Şu halde, o farz namazlarından sonra yaptığınız dualar var ya kardeşler… Son nefesi muhakkak arada zikredin. -“Allah’ım şu kitabın Kur’an hürmetine, isimlerin sıfatların hürmetine, şu son nefesimde bana şehadet getirmeyi nasib et Allah’ım (amin).” Bunu söyleyin kardeşler. İmam diyor ki: -Azrail hazır olarak ölmemi istiyor. İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum, her sabah bu sualler cevap bekliyor. Hz. İmamı dinleyen adam düşünmeye başlar bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar: -Ya İmam, bu saydığın şeyler sadece senden mi isteniyor, yoksa benden de isteniyor mu? Sadece senden mi yoksa benden de isteniyor mu? İmam tebessüm eder ve şöyle der: “Orasını ben bilmem artık, sen düşün.” Bu tekliflere muhatap olan sadece müctehid bir alim olan İmam-ı Şafi mi? Yoksa bütün Müslümanlar mı? Aklı olan bütün Müslümanların, aynı teklife bizde muhatabız. Aynı sekiz istek sabah, her sabah uyandığında senden de isteniyor kardeşim, benden de isteniyor… Şu halde bir seçim yapacaksın, ya hazırlık yapacaksın… ya da kolay yolu tercih edeceksin; ”Bana ne ya.” diyeceksin. Allahu Teala bizleri aldananlardan, kananlardan, sapanlardan etmesin kardeşlerim (amin). Bak! Kolay yolu tercih etmeyin! Kolay yol Ateizmdir, Deizmdir, Mealizmdir, Vehhabizmdir, Şiizmdir bunlar kolay yoldur. Siz zor olan yolu tercih edin, 14 asırlık İslamı tercih edin! Kim bu 14 asırlık dinden bir gram, bir karınca kadar ayrılırsa… Vallahi sapar! Vallahi yanılır! Şu halde dualarımızda muhakkak; -”Allah’ım ayaklarımızı şu Ehli Sünnet caddesinden kayırma ya Rabbi (amin)” diye de dua etmemiz lazım.

Kur’an’da mucize yok diyenlere, Kur’an’dan tokat!

Bu nasıl iş ya? Şimdi, bakalım Allah’ımız ne diyor. Kur’an’da mucize var mıymış yok muymuş okuyalım. Sebe suresi 12. ayet: “Ve li Suleymâne” “Biz Süleyman’ın emrine verdik.” Onun hizmetine verdik. Onun bir sözüne verdik. “er rîha” “Rüzgârı onun emrine verdik.” Kime vermiş Allah? Rüzgârı kimin emrine vermiş? Süleyman Aleyhisselam’ın emrine vermiş. Peygamberimizden önce gelmiş olan büyük peygamberlerden bir tanesi. Babası Davud Aleyhisselam’dır. Zebur’un indiği peygamber. Süleyman Aleyhisselam’a kitap inmemiştir. Zebur ile hükmetmeye, Tevrat ve Zebur ile hükmetmeye devam etmiştir. Ancak Allah’ın en çok mucize verdiği peygamberlerden bir tanesi kimdir? Bu peygamberdir. Allah’ın selamı üstüne olsun. (Amin) “Ve li Suleymâner rîha guduvvuhâ şehrun” Bakın. “Biz Süleyman’a rüzgârı verdik sabah esişi bir aylık mesafe olan.” Bir rüzgâr esiyor. Bir adamı alıyor ve bir aylık mesafeye… Tıpkı kim gibi? Efendimiz Aleyhisselam’ın Mekke’den Kudüs’e Mescid-i Aksa’ya götürmesi gibi. Allah Teala “Ben götürdüm.” diyor. “Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ innehu huves semîul basîr.” “Kulumuz Muhammed’i bir gece aldık ve bir yolculuğa çıkarttık.” Nereden? “Minel mescidil harâmi” “Kabe-i Muazzama’dan, Mescid-i Haram’dan” “ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu” “Etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götürdük, bir gece.” Allah İsra suresinin hemen başında anlatıyor. “li nuriyehu min âyâtinâ” “Ayetlerimizden bazısını göstermek için” Neden götürmüş Allah? Ayetlerinden bazısını göstermek için. Şimdi burada Allah hangi mucizeden bahsediyor? Süleyman Aleyhisselam’a verdiği bir rüzgâr mucizesinden. İsra suresinde Efendimiz Aleyhisselam’a verdiği bir gece yürüyüşü mucizesinden. İsra demek “gece yürüyüşü” demektir. Süleyman Aleyhisselam’a bir mucize veriyor. “guduvvuhâ şehrun” “Sabah çıkışı bir aylık yol o rüzgarın.” “ve ravâhuhâ şehrun” “Akşam gelişi de bir aylık mesafe olan ona bir rüzgârı emrine verdik.” İmam Fahreddin er-Râzî ayeti tefsir ederken diyor ki: “Tıpkı bir iş verenin emri altındaki bir adama emretmesi gibi.” – “Alper al şu arabanın anahtarını. Git şu atölyeciye. Altı yüz tane çanta bitirmiş. Al bana getir.” Bu iş verenin emri altındaki adama bir emir vermesidir. Râzî Hazretleri diyor ki: “Allah Süleyman Aleyhisselam’a sanki bir işçi gibi, bir hizmetçi gibi bir rüzgârı musahhar kılmıştır. Onun emrine hizmetkâr kılmıştır.” Süleyman Aleyhisselam ordusu ile beraber bir yere seyahat edeceği zaman karalarda gemiler yapmıştır. İnsan karada gemi yapar mı? Bir, Nuh Aleyhisselam yaptı karada gemi çünkü daha su gelmemişti. İki, bizim ceddimiz yaptı: Fatih Sultan. Allah’ın selamı onların üstüne olsun. (Amin) Karada gemi yaptı, onları yürüttü karanın üstünde. Süleyman Aleyhisselam da karada gemi yapanlardan bir tanesi. Niye karada yapıyor? Karada gemiyi yaptıktan sonra ordusuna ve emri altındaki hayvanlara diyor ki: “Gemiye binin.” Bunların tamamı gemiye biniyor. Sonra Allah kime emir veriyor? Rüzgâra emir veriyor. Rüzgâr Süleyman Aleyhisselam’ın bir emri ile gemiyi havaya kaldırıyor. Ve bir aylık mesafeyi bir anda götürüveriyor. Orduyu savaşın ortasına gemi ile beraber atıveriyor. Zaten düşman olan insanlar böyle bir sahneyi gördüğü anda otomatikman bu futbol maçına iki sıfır mağlup başlıyor. “Karşımızda bizden çok daha anormal bir kuvvet var. Belli ki tanrılar ona yardım ediyor.” Tabii ki onlar tek Allah’a iman etmediği için tanrılar deyip geçiştirdiler. “Tanrılar bu adama yardım ediyor.” diyorlar savaşı baştan kaybediyorlar. Dünyada müminler içinde dünyanın tamamına hükmetmiş olan iki tane insan vardır. Hadisi şeriftir. Bir tanesi Zülkarneyn Aleyhisselam’dır. Yecüc ve Mecüc’ü setin arasına koyan peygamber. Kıyamette koyduğu set yarılacaktır ve o iki grup setlerden ayrılıp fitne çıkartacaktır. Bir tanesi de kimdir? Süleyman Aleyhisselam’dır. Dünyanın tamamına hükmetmiştir. İki tane de asi vardır. Dünyanın tamamına hükmetmesine izin verdiği. Bir tanesi kim? Nemrut’tur. Bir tanesi de Bühtü Nasır’dır. Zulmü, ilahlıklarını bütün dünyaya ilan etmiş olan iki tane adam. Cehennemi boyladılar. Allah Teala Hazretleri bir zata daha dünyanın tamamına İslam’ı sevk etme, götürme kuvvetini verecektir. Kimdir o? Allah nasip eder ise Hazreti Mehdi gelecektir. Kıyamete yakın bir zamanda. Hazreti İsa da yardımcısı olacaktır. Şimdi Mevla Teala Hazretleri bu ayet-i kerimede bir mucizeden bahsediyor mu bahsetmiyor mu? Başka ayetlerde: “Davud’a demiri yumuşattık.” diyor, Davud’a. Süleyman Aleyhisselam’ın babası Davud Aleyhisselam’dır. Her ne kadar çok büyük bir peygamber olsa da Süleyman Aleyhisselam kadar saltanat sağlayamamıştır. Özelliği ne? Allah ne mucize verdi Davud Aleyhisselam’a? Demircileri bilirsiniz. Bir demirci demiri yumuşatmak için ne yapmak zorunda? Bu demiri alacak ve çok sıcak olan bir yere koyacak. Demir orada kıpkırmızı bir hâle gelecek. Sonra demiri çıkartacak ve örsün üzerinde çekiç ile vurmaya başlayacak. Isıtmadan demire çekiç ile vursa ne olur? Şekil verebilir mi? Mümkün değil. Isıtmak zorundadır. Peki Davud Aleyhisselam’a Allah nasıl bir mucize verdi? Tıpkı bir insanın kas liflerini çevirmesi gibi. Tıpkı bir çantacının bitmiş olan bir çantayı çevirmesi gibi ve ona şekil vermesi gibi. Davud Aleyhisselam bir demir parçasını alıyor ve ona istediği gibi eli ile hamur gibi şekil verebiliyor. Kardeşler bu bir mucize değil midir? Bu kadar teknik ve bilim ilerledi. Hadi bakalım alın bir demir parçasını, bir çelik parçasını elinizle bükün de göreyim. Mucizeleri inkâr eden mealistler, al bir tane demir parçası, bük. Bu nasıl iş ya? Bu kadar kolay mı? Allah’ın verdiği mucizeleri yalanlamak, Allah’ın peygamberlerini yalanlamak bu kadar kolay mı? Oğluna ne verdi? Oğluna birçok mucize verdi. Allah Teala Hazretleri Süleyman nebiye ne verdi? Bir, rüzgârın hakimiyeti iki, hayvanlarla konuşmak. Bu kitap bir insanın hayvanlarla konuştuğundan bahsediyor. Bu bir mucize değil midir? Hayvanlarla konuşabilmek bir mucize değil midir? Mucizedir. Ama mealistler ne yapıyor? “Bunların hepsi uydurma.” “Başka bir şeydir o.” “Başka bir şeydir.” diyor. Ve mucizeyi inkâr ediyor. Mucizeyi inkâr etmesinin sebebi ne? Ümmetin Allah’ın gücüne olan itimadını sarsmak. Allah’a olan inançlarını bitirmek. “Allah’tan bize yardım gelemez.” “Bu mümkün değil.” “Allah harikulade şeyler beceremez, yapamaz böyle şeyler.” bilincini vermek için mucize inkârı yapıyorlar. Bunu yaptıkları zaman ne olacak? Ümmeti Muhammed Aleyhisselam’dan kopartacak. Sahtekârlar, sahtekârlar. Hayvanlarla konuşuyor. Mesela, karınca ile konuşması olayını anlatıyor Allah Teala Kur’an’da. “Süleyman ordusu ile beraber, rüzgârla gökte giderken alt tarafta karıncalar konuştu. Ey karıncalar çabuk yuvalarınıza girin. Süleyman ve ordusu istemeden sizi kırıp geçirmesin.” Karıncaların lideri emri altındaki karıncalara bunu söylüyor. Ayettir. Bu bir mucize değil midir? Süleyman Aleyhisselam’a Allah bu kelimeleri duyuruyor. Ve aşağı iniyor ve toprakta o karınca ile diyaloğa giriyor. Konuşmaya başlıyor. Bu bir mucize değil midir? Hayvanla konuşmak bir mucize değil midir? “Cinleri emrine verdik.” diyor. Rüzgârı Süleyman Aleyhisselam’ın emrine vermesi gibi başka bir şeyi de emrine vermiştir. Bakın, hiçbir peygambere böyle bir güç vermedi Allah. “Cinleri ve şeytanları onun emrine verdik.” diyor. Bu bir mucize değil midir?

Evliya var mı? Keramet var mı? – Kur’an’dan deliller

Kur’an’da anlatılan mucizelerden bir tanesi, Allah’ın Peygamberi Süleyman Aleyhisselam’ın ‘hüdhüd’ denilen bir kuşla konuşmasıdır. Bütün hayvanları ve bütün askerlerini bir meclise çağırdıktan sonra, bir bakıyor ki hizmetçilerinden bir tanesi olan hüdhüd kuşu meclise gelmemiş. “Benim emrim olmasına rağmen hüdhüd neden gelmedi? Gidin, onu bana getirin.” diyor. Cinler gidiyor, hüdhüd kuşunu getiriyor. Hüdhüd’e diyor ki: ”Sen benim emrini niye çiğnedin? Ben dedim ki: ‘Herkes mecliste bulunsun. İstişare yapacağız, konuşacağız, toplantımız var.’ Hüdhüd diyor ki: “Allah’ın Peygamberi, ben senin hiç bilmediğin ve şaşıracağın bir şey söyleyeceğim. Çok garip bir şey gördüm.” diyor. “Ne gördün?” diyor. “Falanca beldede, Yemen tarafında, bir melike var. Bir ülkenin sahibi olan bir kadın.” O kadının ismi nedir kardeşler? Belkıs. Bu kadın ve ahalisi neye tapıyor? “Senin taptığın Allah’a tapmıyor, güneşe taparlarken gördüm.” diyor. “Ben bunları güneşe taparlarken gördüm.” diyor. Süleyman Aleyhisselam ne yapıyor? “Bir mektup yazacağım, sen bu mektubu götüreceksin, ona ulaştıracaksın. Belkıs’a ulaştıracaksın.” diyor. Allah Teâlâ olayı anlatıyor. Bakın şimdi! Sonra Süleyman müşavirlerine dedi ki: “Ey ulular, onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce hanginiz o Melike’nin tahtını bana getirebilir?” (Neml, 38) Mektubu yazdı, hüdhüde verdi. Kuş mektubu götürdü. “Mektup Süleyman’dandır ve besmeleyle başlar.” (Neml, 30) diye Belkıs o ayeti okudu. Etrafındaki vezirleriyle danıştı. Vezirler dediler ki: “Savaşa girersek kesin kaybederiz. Bugüne kadar yaptığı hiçbir savaşı kaybetmedi. Cinler, şeytanlar ve hayvanlar Süleyman’ın emrindedir. Biz onunla sulh yolunu tutalım, ey Melike’miz! Savaşamayız! Hediyeler hazırlayın, ona götürelim.” Kendi aralarında böyle istişare yaparken Süleyman Aleyhisselam da kendi vezirleriyle istişare halinde. Diyor ki: “Şimdi onlar bana doğru gelecekler. Onlar bana gelmeden önce o Melike var ya, güneşe tapan Melike var ya, o beldenin sahibi; onun tahtını kim bana bir anda buraya kadar getirebilir?” Bakın şimdi, Allah’ın verdiği güce bakın! “Cinlerden bir ifrit: ‘Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm. Ve şüphesiz ben buna güç yetirecek, güvenilir biriyim.’ dedi.” (Neml, 39) Kim bunu diyen? Bir cin. İfrit. Cinlerin farklı farklı isimleri vardır. Allah Teâlâ Hazretleri bu cinlerin bir kısmını Süleyman Aleyhisselam’a bir hizmetkâr olarak verdi mi? Verdi. Süleyman Aleyhisselam bir istekte bulundu. Ortada koca bir peygamber var, mucizeler sahibi bir peygamber var, tahtı kendisi getiremiyor. Ve bir istekte bulunuyor. Ne diyor? “Kim o tahtı oradan bana bir anda getirebilecek?” İfrit ne diyor? “Ben getiririm. Sen yerinden kalkıp oturmadan getiririm.” Bu büyük bir iddiadır. Cinler daha latif varlıklar olduğu için bizden, bir anda uzak mesafeleri hızlı bir şekilde gidip gelebilirler. Allah’ın izin verdikleri bazıları da eşyaları hareket ettirebilirler. İfrit de bunlardan bir tanesidir. “Ey Allah’ın Peygamberi! Ben sana, hiç yorulmadan bir anda bunu getireceğim.” dedi. Süleyman Aleyhisselam ne buyurdu? “Olmaz! Daha hızlı bir şekilde birisinin getirmesi lazım.” Şimdi… Fahrettin Râzî bu ayeti tefsir ederken diyor ki: “İnsan kuşun avcısıdır. İnsanlar kuşun avcısıdır, kuşlar insanlardan kaçar. Cin de insanın avcısıdır, insanlar cinlerden kaçar.” Bakın şimdi, biz kuşların peşindeyiz. Kuşları hapsetmeyi çok severiz. Kuşlar en çok kimden korkar? İnsanlardan korkar. Aynı durum cinlerle bizim aramızda da mevzubahistir. Cinler de bizi ne olarak görür? Kuş gibi görür. Zayıf, basit, aciz varlıklar… Bize birer av olarak bakarlar. Tek dertleri vardır. Bizimle oynamak, eğleşmek, bizi tahakkümleri altına almak. Ekseriyetle namazı niyazı olmayan, zikri olmayan, itikadı zayıf olan, Allah’ın kitabından kopuk olan insanlara musallat olurlar. İçlerine girerler ve onlara istedikleri hareketi yaptırabilirler. Allah’ın izin verdiği ölçüde. Birçoğu çok fazla şey yaptırmak ister, Allah izin vermez. Ancak bir kısmına da sırf imtihan olsun diye ve o kul Allah’a yönelsin diye müsaade eder. Cinin onunla oynamasına müsaade eder. Bu cinlerden bir kısmını Allah, Süleyman Aleyhisselam’ın hizmetine verdi mi? Verdi. Şimdi, kuş insandan kaçıyor. İnsan cinden kaçıyor. Ama Allah Süleyman Aleyhisselam’a öyle bir kudret veriyor ki cini de ordusuna toplayabiliyor, kuşları da ordusuna toplayabiliyor, hayvanları da ordusuna toplayabiliyor. Bu bir mucize değil midir? Harikulade bir olayı Allah bir peygamberine verdiği zaman, bunun adı mucizedir. Musa Aleyhisselam’a bakın. Firavun ve askerleri arkasından kuşattı. Kızıldeniz’in köşesine kadar geldiler. Allah’ın peygamberi bir dua yaptı ve asasını denize vurdu. Denize vurduktan sonra deniz on iki ayrı yola ayrıldı mı, ayrılmadı mı? Bu kitap diyor ki: “Deniz on iki ayrı yola ayrıldı.” (Şu’arâ, 63) On iki kabilenin geçeceği yol… Bu mucize midir, değil midir? Bu bilimsel insanlar, bu teknik, bu filozoflar, felsefeciler… Bu dünyaya hükmettiğini söyleyen bilim adamları! Hadi denizin kenarına geçin. Mucizeyi inkar eden bizim yerli modernistleri de alın. Toplanın hepiniz beraber, toplanın! Ne kadar sopa varsa kaliteli, ne kadar asa varsa yanınıza alın. Ne kadar sihirbaz, büyücü varsa şu anda meşhur, Youtube’de videoları olan, havada yürüyenler… Hepsini alın! Kızıldeniz’in köşesine geçin. Denize büyülerini sihirlerini yapsınlar, vursunlar. Deniz on iki tane ayrı yola ayrılsın. Hadi yapın bakalım! Yapabilirler mi? Yapamazlar. Çünkü onların yaptığı ancak bir göz boyamasıdır. Bu ise ilahi bir kuvvettir. Allah bütün peygamberlerine mucize vermiştir. Kur’an diyor ki: Bütün peygamberlere mucize verdim. Hepsine verdim. Neden? Peygamberliğini kanıtlayabilmesi için mucize göstermek zorunda. Mucize göstermezse bizden bir farkı kalmaz. Çünkü göstermediği anda sadece şununla insanları ikna etmek zorunda kalır: “Allah bana vahiy verdi.” Peygamber bunu söyler. Karşı taraftaki de şöyle der: “Vahiy aldığına delilin nedir? Benden farklı bir şey göstermen lazım. Tamam, bilmediğim bazı kelimeler söylüyorsun. Mucize göster!” dediği anda bu peygamberin mucize göstermesi lazım. Örnek, Muhammed Aleyhisselam: “Ben Allah’ın peygamberiyim.” dedi mi müşriklerin arasında? Dedi. Müşrikler ne dediler? “Bir mucize göster bize.” Bizim peygamberimiz ne buyurdu? “Ne istersiniz? Nasıl bir mucize göstermem lazım?” “Şu Ay’ı görüyor musun, dolunayı? Dolunayı ortadan ikiye böl, biz sana iman edeceğiz.” dediler. Muhammed Aleyhisselam parmağıyla, işaret parmağıyla Ay’ın ortasından işaret yaptı. “Allah’ım sen bana yardım et.” dedi. Ve Ay ikiye bölündü. Üç gün üç gece boyunca dolunay ikiye bölünmüş hâlde kaldı. Dünyanın neresinden bakılsa bu şekilde görüldü. Gelen bütün kervanlar: “Evet biz de gördük.” dedi. Bu bir mucize değil midir? Kamer süresinin hemen başında Allah Teâlâ, Efendimiz Aleyhisselam’a verdiği mucizeyi anlatıyor. Peki neden bu insanlar mucizeleri inkâr etmek istiyor? Neden bu ümmeti zehirlemek istiyorlar? Neden bozmak istiyorlar? Çünkü şu bilinci, bilinçaltımıza vermek istiyorlar: Allah’ın bu dünyada her şeye gücü yetmez, yanlış biliyorsunuz ey ümmeti Muhammed! Tamam, ilahımız güçlü bir ilahtır ama her şeye gücü yetmez! Sapık fırkalardan, mutezileden bir örnek vereyim. “Yetmiş iki sapık fırka vardır.” diyor Efendimiz Aleyhisselam. Bir tane ehl-i sünnet fırka vardır. Benim ve ashabımın gittiği yolda gidenler. Yetmiş iki sapık fırka vardır, bunlar benim ümmetim içindendir. Ve bunlar cehenneme girecektir. Sahih bir haberdir. Bu fırkalardan bir tanesi ne? Mutezile. Ayrılanlar… Peygamber ve sahabisinin yolundan ayrılanlar. Özellikleri ne? “Mucize yoktur! Kur’an’da mucizeli ayetlerin tamamı tevil edilmelidir. Başka şekillerde açıklanmalıdır.” derler. Bu kafa oradan geliyor. İkinci görüşleri şudur: “Allah çok ilim sahibidir ama detayları bilemez.” Bak, Allah’ı yüceltiyor. Çok ilim sahibidir, ilmi sınırsızdır ama detayları bilemez. Bu nasıl bir ahmaklıktır? Daha yakınlaştıracağım. Allah Teâlâ, o kadar büyük bir ilim sahibidir ki kaç çeşit yıldız yarattığını bilir. Bak, mutezile görüşünü veriyorum. Kaç çeşit yıldız yarattığını bilir ama kaç tane yıldız yarattığını bilmez. Sen yücelttiğini mi zannediyorsun yoksa aşağılıyor musun? Bıyık altından Allah’ı aşağılıyor musun? Bu cehalettir. Kaç tane yıldız olduğunu ben bilmem, bilim adamları bilmez. Allah bilir, Allah bilir! “…Allah’ın bilgisi dışında bir yaprak dahi hareket etmez.” (En’âm, 59) Kur’an ayetiyle sabittir. Yıldızlar, yapraklardan daha önemli değil midir? Yaprağın hareketini bilen Allah, yıldızın sayısını bilemez midir? Bu nasıl bir kafadır? Yine mutezileden bir görüş vereyim. “Allah denizlerin altında kaç çeşit balık yarattığını bilir. Ama kaç tane olduğunu bilmez. Allah bunlarla uğraşmaz.” Bu da Allah’ı aşağılayan, yalanlayan görüşlerden bir tanesidir kardeşler. Sakın! Allah Teâlâ hazretleri; kuşları, hayvanları ve cinleri kimin emrine verdi? Süleyman Aleyhisselam’ın emrine verdi. Şimdi İfrit ne dedi? “Ben, sen yerinden kalkmadan o tahtı sana getireceğim.” dedi. Bu bir güç göstergesidir. Devam ediyor ayet. “Kitaptan Allah tarafından verilmiş bir ilmi olan kimse ise: ‘Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm.’ dedi.” (Neml, 40) İfrit ne demişti? “Sen yerinden kalkmadan ben sana onu getireceğim.” Yerinden kalmak demek, bedenin bir hamle yapması demektir. Gözünü açıp kapamak demek, sadece göz kapaklarının hamle yapması demektir. Hangisi daha hızlı olur? Göz açıp kapamak daha hızlı olur. Şimdi… Cin büyük bir kuvvet gösterisi yapıyor. Ama Süleyman Aleyhisselam’ın yanındaki bir zat… Kimdir o zat? Hazreti Âsaf. Allah ondan razı olsun. (Amin) Süleyman Aleyhisselam’ın baş veziridir. Keramet ehli bir zattır. Allah onu nasıl methediyor? “Kitaptan kendisine verilmiş olan, ilim olan bir zat. Kendisine ilim verilmiş olan bir zat dedi ki: ‘Sen gözünü açıp kapamadan ben o tahtı sana getiririm.’ Süleyman, Melike’nin tahtını yanı başında yerleşmiş olarak görünce: ‘Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabb’imin gösterdiği bir lütuftur.’ dedi.” (Neml, 40) Bu ayet aynı zamanda neyin delili olmuş oluyor? Keramet var mıdır, yok mudur? Şimdi, bahsedilen zat bir peygamber midir? Harikulade hâli ortaya çıkartan insan peygamber olunca buna mucize denir. Acziyette bırakan hareket, Allah’ın peygamberi tarafından gösterilir. Harikulade olan bir hâl, peygamber olmayan birisinden çıktığı zaman ne denir? Eğer Allah dostu bir zat ise, ehl-i sünnet yolunda olan bir zat ise keramet denir. Ehli bid’at yolunda olan biri ise istidraç denir. Şeytanla anlaşma yapmış, cinle anlaşma yapmış. Cine demiş ki: “Bak, az sonra benim talebelerim gelecek buraya. Ben de bir peygamber olduğumu söylüyorum onlara. Onlar benden delil isteyecekler. Ben diyeceğim ki: ‘Hiç elimi ellemeden şu çay bardağını ağzıma kadar götürebilirim.’ Bunu dediğim anda cin, sen çay bardağını alacaksın, benim ağzıma getireceksin. Tamam mı?” Cin de diyor ki: “Tamam.” Kâfir cinlerle anlaşma yapanlar… Ehl-i sünnet yolunda olmayanların gösterdiği harikulade hâllere ne denir? İstidraç, şeytanla yapılan anlaşma. Cinleri olan bir çok insan vardır. Müslüman cinlerle diyaloğa girebilir. Allah Teâlâ latif yaratmıştır. Bir de kâfir cinlerle diyaloğa giren insanlar vardır. Bunların tek işi vardır. Büyü yapmak, büyü yaptığı insanın kendisine mecbur bırakılması. Devamlı kendisine getirtmek ve ondan para istemek. Bundan dolayı Fahrettin Râzî hazretleri buyuruyor ki: “Cinlerle hiçbir surette yakınlaşmak bize caiz değildir. Devamlı olarak onlardan uzak durmak zorundayız. Bunun delili şu ayet-i kerimedir.” diyor. Bizim her sohbetin başında okuduğumuz ayeti okuyor. “Şeytanların dürtmelerinden sana sığınırım. Allah’ım, Rabb’im şeytanların dürtmelerinden sana sığınırım. Ve onların yanımda hazır bulunmalarından da sana sığınırım.” (Mü’minûn, 97-98) Bu ayet-i kerime; cinlerden ve şeytanlardan uzak durmamız gerektiğini, yakınlaşmamamız gerektiğini bize bildiren bir ayet-i kerimedir. Allah’a böyle dua edin, diyor. Şu hâlde kardeşler mucize midir, değil midir? Bu bir peygambere verilseydi… Allah’ın Peygamberi Süleyman Aleyhisselam bir dua yapsa, “Allah’ım onun tahtını benim yanıma getir.” dese Allah getirir mi, getirmez mi? Hemen getirir. Ama Süleyman Aleyhisselam bunu yapmadı. Dedi ki: “Aranızdan ehliyetli, Allah’ın sevdiği bir kul bana bu harikulade hâli yapsın.” deyince Allah Teâlâ, etrafına boş varlıkları vermediğinin bir delili olarak, o kul, Hazreti Âsaf tahtı aldı, getirdi Süleyman Aleyhisselam’ın yanına koydu. İşte kardeşler, bu da mucizelerden bir tanesidir. Bu mucizeleri inkâr edenler, bu Kur’an ayetlerini inkâr edenler, çok fena bir demire balta vurdular. İnsan oduna balta vurabilir, ağaca balta vurabilir ama demire balta vurmak akıllı insanların işi değildir. Mucize yok dediğin zaman bu kitabın içindeki yüzlerce hakikati reddetmiş, inkâr etmiş oluyorsun. Allah bunlara hidayet versin. (Amin) Amin.