Kabirdeki ölünün ruhuna nasıl selam vermeliyiz? Bunu nakletmek zorundayım kardeşler. Çünkü Ramazan geliyor. Ramazanlarda kabir ziyaretleri çok fazla oluyor bizim ülkemizde. Hayırlı ve salih kullar ülkemizde çok fazla olduğu için gerek sâhâbeden, gerek âlimlerden, gerek velilerden… Halkımız, hamdolsun kabir ziyaretlerinde bulunuyorlar. Bu çok güzel bir amel. Fakat bazıları, İslam âkidesini, Allah’ın sıfatlarını tam olarak bilmediği için kabirlerde yanlış işler yapabiliyorlar. Ne gibi? Kabirdeki mevtâyı ilâh gibi görmek. Kabirdeki mevtâdan ne istersen o sana verir demek gibi. Bunlar şirktir! Bunlardan korunmak için şimdi bir suâli cevaplandırdım. Bunu nâkledeceğim inşallah. “Hocam, selamun aleyküm. “Evliyanın, mesela Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri gibi, Yuşa Aleyhisselam gibi peygamberlerin kabrini ziyarette bulunduğumuz zaman…” Hüdayi hazretleri velidir, peygamber değildir. Yuşa Aleyhisselam Allah’ın peygamberidir. “Peygamberlerin kabrini ziyarette bulunduğumuz zaman nasıl selam vermeliyiz? Neler yapmalıyız? Ve akrabamızdan ailemizden kişilerin kabirlerini ziyaret ettiğimiz zaman nasıl selam vermeliyiz? Neler yapmalıyız? Kabir ziyaretleri hakkında bilgi verir misiniz? Vesselam.” Cevap: Ve aleykum selam. Mezarlığa girince, “esselamu aleyke ya ehlel kubur.” Size selam olsun ey kabir ehilleri, denilir. Şimdi mezarlığa girdik. Bayramlarda, özel günlerde biz kabirleri ziyarete ederiz akraba-i taallukatımızı özellikle. Mezarlığa girdiğin zaman ne yapacaksın? “Esselamu aleyke ya ehlel kubur.” Bu ne demek? Ey kabir ehilleri! Burada yatan kaç tane mevtâ varsa, hepinize selam olsun. Peki, hocam bunlar ölü. Ölüler selam alabilir mi? Kardeşler, İslamiyet’te bedenler ölür, ruhlar ölmez. Gerek Muhammed Aleyhisselam’ın ruhu gerek Ebu Cehil’in ruhu… Birisi İslam’ın Peygamberi, birisi İslam’ın en büyük düşmanı. İkisinin de ruhu kıyamete kadar bâkidir, yaşar. Birisinin ruhu nimetler içinde, öbürünün ruhu zilletler içinde. Kabri cehennem çukurlarından bir çukur, hadis-i şeriflerin deyimiyle. Bakın, iki ruh da işitir, duyar ve gelen kişi hakkında haber sahibidir. Az sonra gelecek olan hâdislerle bunu delillendireceğim. Kabre girdiğimiz zaman ne diyeceğiz? Genelleme yapacağız, bütün kabir ehline selam vereceğiz. Onların ruhları da bizi işitecek. Ziyarete gittiğimiz kabrin başına geçtiğimizde de, “Esselamu aleyke ey babacığım, anneciğim vesaire.” diyerek bizzat gittiği kişinin ruhuna selam verilir. Kime gittin sen? Babanın kabrine gittin. Önce bir etrafa selam verdin ya, ondan sonra babanın kabrine girdin ya, tam karşısına oturacaksın. Esselamu aleyke ey babacığım. Sana selam olsun ey babacığım, dedin. Direkt olarak babanı muhattap aldın. Anladınız mı kardeşler? Bakın, bu İslamî bir edeptir, İslamî bir usûldür. Son peygamber Muhammed Aleyhisselam mezarlığa girdiğinde: “Ey mü’minler ve Müslümanlar diyarının âhalisi, sizlere selam olsun.” Kimlere selam veriyor? Allah’ın Peygamber’i kimlere selam veriyor? Ey mü’minler ve Müslümanlar diyarının âhalisi. Diyâr, belde demektir, mezarlık beldesi. Mezarlık diyarının âhalisi. Onlar oranın âhalisi olacak. Allah’ın Peygamber’i oraya giriyor ve diyor ki: “Size selam olsun.” Peki kabirde yatanların ölü olduğunu iddia eden Reformistler ve Vehhâbi Selefiler ne diyor? Hayır, onlar seni işitmez! Onlar ölü, işi bitti onların! Hatta bu cümleleri peygamberler için bile kullanıyorlar. Şehitler için bile kullanıyorlar. Hâlbuki Kur’an âyetleriyle sabittir. Şehitler ölümsüzdür. Diğer âyette kabirlerinde rızıklandırılırlar, diyor Allah Teâla şehitlerden bahsederken. Ama materyalist Müslümanlar olan Vehhabi Selefiler kabirdeki insana selam vermek şirktir, diyorlar. Peki, Allah’ın Peygamber’i… Bakın! Müslim hâdisi, İbni Mâce hâdisi, en sâhih kaynaklar. Allah’ın Peygamberleri kabir âhalisine geliyor ve selam veriyor. Muhammed Aleyhisselam müşrik mi oluyor? Allah’ın Peygamberi’ne müşrik dediğinizin farkında mısınız? Bidâtçilik: Muhammed Aleyhisselam’ın öğretilerini reddetme, yeni öğretiler koyma. Bidâtçilik… Sapık fırkâların sayısı yetmiş ikidir. Allah bizi onlardan etmesin. (Amin) Ehl-i sünnet vel cemaatten ayaklarımızı bir karış kayırmasın. (Amin) Amin. Muhammed Aleyhisselam devam ediyor. Sizlere selam olsun dedi ya. “İnşallah biz de sizlere katılacağız.” Şimdi de konuşmaya başladı. Şimdi de onlara durumlarını anlatıyor. Kendi durumundan bahsediyor. Siz oradasınız, biz buradayız. İnşallah biz de sizlere katılacağız. “Allahtan bize ve size âfiyet dilerim buyururlardı.” Hâdis-i şerif! Hem bize âfiyet dilerim. Bizdeki âfiyet nasıl? Sağlık, sıhhât, İslami bir yaşam… Onlardaki afiyet nasıl? Kabrin Cennet bahçelerinden bir bahçe olması. Hem bize âfiyet dilerim hem size âfiyet dilerim. Başka bir Hâdis-i şerif İbni Abbas’ın rivâyetinde: “Rasulullah Aleyhisselam bir defasında Medine mezarlığına uğradı. Ve onlardan tarafa dönerek şöyle dedi.” İbni Abbas, Hazreti Abbas’ın oğlu. İslam âlimlerinden bir tanesi. Olayı görmüş ve nâklediyor. “Muhammed Aleyhisselam buyurdu: ‘Ey kabirler âhalisi size selam olsun. Allah bizi ve sizi mağfiret eylesin. Sizler bizden önce gittiniz. Biz de sizin ardınızdan geleceğiz.’ Sizler bizden önce gittiniz. Vaadeniz bu kadardı. Biz sizden sonra dünyaya geldik. Sizin ardınızdan biz de kabre gireceğiz. Muhammed Aleyhisselam kabirde yatan insanlarla konuşuyor. Kardeşler! Şu hâlde kabirde yatan Müslümanlara selam verdiği zaman başka bir Müslüman kâfir oldu diyebilir misin? Dersen Peygamber de kâfir oldu demiş olursun. Ama Reformistler ve dini iki yüz yıl önce İngiliz’den öğrenmiş olan Vehhabi Selefiler, medrese eğitimi almadıkları için, bir mezhebe tâbi olmadıkları için, usulleri olmadığı için ne yapıyorlar? İslam’ın bazı hükümlerini kabul ediyor, bazı hükümlerini reddediyorlar. İşte reddettikleri bir hüküm. Bu hükümleri reddettikleri için ne oluyor? Kabirleri ziyaret eden Müslümanların tamamına da müşrik diyorlar. Ama bunu demekle Muhammed Aleyhisselam’a da müşrik dediklerinin farkında değiller. Allah bunlara hidayet versin. (Amin) Bakın! Bir medrese talebesi, medreseye gittiği zaman İslam ilimlerini şöyle öğrenir: A, b, c, ç, d, e… Kur’an, Tecvit, Akaid, Hâdis, Fıkıh, Tefsir, Tasavvuf. Sırayla, sırayla. En başta tasavvuf olmaz. Tasavvuf en sonda. Önce bir şeriâtı öğreneceksin, sonra tasavvuf. Şeriâtı öğrenmeden, “Ben tasavvufa gitmek istiyorum.” dedin mi sapıtırsın. Benim şeyhim peygamberdir dersin, Mehdî’dir dersin, yeni bir din ortaya koyarsın. Önce dinin usulû. On dört asırlık İslam’ı öğrenmen gerekiyor yoksa kandırılırsın. Vehhabi Selefiler medreseye gitmedikleri için bu ölçüden uzak. Bundan dolayı ne oluyor? Kandırılıyor, aldatılıyor. Bir medrese talebesi, bir Kur’an kursu talebesi İslam ilimlerini böyle sırayla öğrenmesine rağmen bir reformist, bir Vehhabi Selefi nasıl öğreniyor? A, d, ğ, z. Üç – dört tane harf öğreniyor, sonra ne diyor biliyor musun? Ben şu kadarını biliyorum dese problem değil. Şöyle diyor: “Bu aradaki yirmi dört harf yok, yirmi dört harf yok. Sadece dört harf var İslam’da. Yirmi dört harf uydurma. Tefsir, Akâİd, Fıkıh, Siyer, Tasavvuf. Bunların hepsi yok!” Ya sen ne yapıyorsun kardeş? Eğer medreseye ya da bir Kur’an kursuna gidip temelden itibaren bir usûl dairesinde dört hâk mezhepten birine tâbi olup da İslam ilimlerini öğrenseydi, bu ilimlerin hiçbirini yok saymazdı. Derdi ki: “Bunlar vardır. Ben ancak bu kadarını biliyorum.” İslam ilimleri, kardeşler, bir okyanus gibidir. Biz Müslümanlarsa bu okyanusta sadece bir kaç damlaya sahibiz. Aramızdan kimse ben bu okyanusun tamamını yuttum diyemez. Çünkü okyanus ne kadar büyük olursa olsun senin alabileceğin elindeki kova kadardır. Bir damla fazlasını alamazsın, dışarıya taşar. Şu hâlde, kabre giden bir Müslüman onlara selam verebilir. Devam ediyor. İmam Gazali de meşhur eseri İhyâ’da şöyle der: “Kişi tanıdığı bir kimseye kabrinin başından geçerken selam verirse, ölü selamını alır ve onu tanır. Tanımadığı bir kimsenin kabrinin yanından geçerken selam verirse, ölü yine selamını alır.” Bak, ister tanıdığın birinin kabrine git ister tanımadığın bir zâtın kabrine git. Hüdayi hazretlerinin kabrine gittin. Esselamu aleyke ey Allah’ın dostu, ey Allah’ın sevgili kulu, ey Mahmud Hüdayi Hazretleri. Selam verdin. O, senin selamını alır diyor imam Gazali Hazretleri. Çünkü bedeni ölmüştür. Ruhu hala hayattadır ve diridir. Kendisini ziyarete gelen insanı görür. Olayı bu şekilde anlamamız lazım kardeşler. İşte Allah’ımız: “… cehra ve mâ yahfâ.” (A’lâ, 7) diyor. Sizin açıktan söylediğinizi de bilir, gizli olarak yaptığınızı da bilir. Ramazanlarda türbelere gidenlerin birçoğu ne yapıyor şimdi? Bu İslamî hâkikatlerden bihâber bir şekilde, Allah’a ait olan vâsıflardan bazılarını kullara yüklüyor. Ve diyor ki: “Ben buraya çaput bağlayacağım.” Bu kabre geldim bana uğur olsun diye iplik bağlayacağım. Sonra ekmeği sirkeyle bandıracağım. Bu veli kulun türbesini önüne bırakacağım, yere.” Yerlerde onlarca ekmek parçası sirkeye bandırılmış yere atılmış. Allah bundan razı değil! Çünkü israf yapıyorsun. Bir, ekmek israfı. İki, sirke israfı. Üç, o işin sana bir fayda sağlayacağını düşünüyorsun. Çaputa bağlıyorsun. Allah’ın sana bir şeyler vermesini çaputa bağlıyorsun. Sen böyle yapmayacaksın! Ancak o kişiyi vesile kılabilirsin. Allah’ım bu sâlih kulun hürmetine benim şöyle şöyle isteklerim var. Bana bu isteklerimi ver. Buna tevessül denir İslamiyet’te. Sâhih hâdislerle sabittir. Tıpkı gözünün kör olmasının iyileşmesini isteyen sâhabinin, Muhammed Aleyhisselam’ın ismine tevessül etmesi gibi sen de peygambere sâhâbilere ya da veli zâtların ismine tevessül edebilirsin. Ama onları yaratıcı olarak göremezsin. Bunlar ana itikâd maddelerimizdendir kardeşler. Aman bunlara karşı dikkatli olun!
Tebliğ et!






