YKS Öncesi Rahatlatan Açıklama – Fatih Yağcı

Evet, moraller altüst. Neden? YKS sınavının tarihi değişti. 2.5 milyon genci ilgilendiren bir karar. Twitter kaynıyor, sosyal medya, Instagram kaynıyor. Çünkü şöyle bir şey oldu. Önce tarih değişti. 26 Temmuz’a ertelendi. Yaklaşık 1 ay ertelenince, böyle bir psikolojik olarak insanlar kendini ona göre ayarladı. Daha sonra işte geçen yapılan açıklamada da 27-28 Haziran tarihine tekrar geriye çekildi. Yani eski tarihi ile arasında 1 hafta var. 1 hafta sonrasına alınmış oldu ama tabii bu git gel böyle bir moral bozukluğu oldu. İnsan kendini böyle bir şeye göre hazırlayınca o olmayınca biraz garip bir duyguya girer ya. Mesela gazoz olsun şurada. Sen onun su olduğunu düşün. Ağzına şöyle bir götür. Böyle bir gazoz olduğunu anlayınca şöyle bir garip gelir ya, beklenmedik bir şey olduğu için. Şu anda ondan dolayı bayağı bir tepki var. Ha buna cevaben şöyle diyen birini de gördüm: Diyor ki: “Ya siz neden tepki veriyorsunuz buna? Nasıl olsa 1 ay var, sonra çalışırım, şimdi yatış. Ver Netflix’i, ver Spotify’ı. 1 ay sonra nasıl olsa sınav diye yatarsanız, bu iş olmaz.” Neden? “Ya kardeşim, senin 1 aylık çalışmana mı bağlı sınavı kazanıp kazanmaman? Sen hiç üniversiteye falan girme. Onu bitiremezsin.” diyor arkadaş. Ben öyle demiyorum çünkü bu işin bir de psikolojik bir yanı var yani. Gazoz olayındaki gibi. Her ne kadar 1 aylık çalışmayla kazanıp kazanmayacağın belli olmasa da insanın psikolojik olarak biraz düşmesi, biraz şaşırması, moralinin bozulması normal. Yani yazılan Tweet’lere baktığın zaman da bunu görürsün. Yani bu Corona olaylarından dolayı o kadar çok değişen şey var ki hayatımız altüst oldu. Sadece bu değil, birçok meselede bazı durumlar yaşıyoruz. Daha sonra tekrar açıklamalar geldi. Sınav süresinin biraz daha uzatıldığı çok stres yapılmaması amacıyla. Hani size anlatılmayan epey bir kısım var. Ondan muaf tutulacaksınız diye bir açıklama geldi. Barajla ilgili bir değişiklik yapıldı. Sınavın barajıyla alakalı. Bu hafifletici şeyler geldi ama tabii alev yine dinmiyor. “Neden böyle oluyor, böyle olmamalıydı, neden bize böyle dediniz?” diye isyanlar devam ediyor. Ya bunun doğru olup olmadığı tartışmasının bence bir faydası yok. Artık verilmiş bir karar var. Eğer o tartışmalara çok odaklanırsak yarıştan geri kalırız. Yani bir 1000 metre koşusuna girmişsin. 1000 metre koşusunda böyle “Ya 1100 metre yapalım, 900 metre yapalım.” Böyle bir tartışma dönerken, sen o yarışta koşarken eğer bu tartışmanın yapıldığı yere doğru gidip, “Ya bir dakika bunu bir konuşalım.” dersen, diğer yarışçılar da devam ederler ve senden daha ileriye geçerler. Bence bununla vakit kaybetmeye gerek yok. Olan olmuş artık. “Bundan sonrası için ne yapabiliriz, hani böyle bizi rahatlatacak bir takım şeyler var mı?” diyorsanız, 1-2 tane mesele var. Bunları öğrendiğinizde, psikolojinizde böyle bir rahatlama yaşayacağınızı düşünüyorum. Buna çok odaklanmayalım. “Ne oldu, ne bitti?” Bir de şöyle bir sıkıntı var: Şimdi sen hazırlanıyorsun. Eline bir mazeret geldi. Sınavda başarısız olma konusunda bir mazeret geldi. Bu bir açıdan iyi. Hani ailen, “Neden böyle oldu bu sınavda?” derse, “Ya baba görmüyor musun ya? Bak işte biz kendimizi buna göre hazırladık. Böyle oldu. Ne yapalım?” dediğinde eline bir koz geçti. Ama sen ailenle yarışmadığın için o kozu bir kenara koy. Başarısız olursan yani onu öne sürersin. Hem bu da senin sınava girerken stresini azaltır. Çünkü başarısız olsan da üzerinde bir psikolojik baskı yapamayacaklar. Ama sen ailenle yarışmadığın için, gerçekten güzel bir kariyer elde etmek, sevdiğin bir işi yapmak istediğin için… Hani Konfüçyüs’ün bir sözü var: “Hayatınız boyunca çalışmak istemiyorsanız…” Ki istemiyoruz değil mi? “…sevdiğiniz işi yapın.” diyor. Çok güzel bir söz. Siz de sevdiğiniz işi yapmak istiyorsunuz, iyi bir puan almak istiyorsunuz. Ailenize sunacağınız sebebi bir kenara koyun ama senin ailenle bir işin yok. Bu konuda sınavı kazanmak… O zaman şu mazereti kafandan çıkar. Çünkü bu seni bayağı yavaşlatacak. “Ya işte başarılı olamayacağım.” “Neden?” “İşte sınavda böyle…” Ya boş ver ya. Hani sen 1000 metre koşusu yaparken, sağ ayağında bir aksama olsa ve 1 saniye sonra geçse onu mazeret edip yavaşlar mısın, hemen yarışa odaklanıp devam mı edersin? Yarışa odaklan kardeşim. Boş ver. Sen devam et. Onu bir mazeret olarak kafandan çıkart. Normal bir şeymiş gibi algıla ki, senin çalışmana ve motivasyonuna hiçbir etkisi olmasın. Kişisel gelişim kitaplarını hiç okudunuz mu bilmiyorum ama ben bir ara bayağı bir sarmıştım. Ve daha sonra hepsinin ortak bir noktada toplandığını gördüm. Hepsi şunu söylüyor: “Başaracağına inanmalısın, yapacağına inanmalısın, evet yapabilirsin. Evet bak bu yaptı. İşte bak Kentucky Fried Chicken’ın başınadaki o adam o kadar yapmış olduğu baharat karışımını insanlara sunmasına rağmen, insanlar kabul etmemesine rağmen tekrar denedi, tekrar denedi, tekrar denedi ve yaptı. Yapacağına inanıyordu. Steve Jobs şöyledi…” Hepsinin hikayeleri bu. Sana şunu yapmaya çalışıyor: Başaracağına inandırmaya çalışıyor. İlk başta baktığın zaman böyle biraz saçma geliyor. “Yaparsın koçum, hadi devam et, yaparsın sen.” Komik gibi geliyor olabilir. Ama ben üniversite sınavına hazırlanırken… İşte İngilizce mezunuyum ben. İngiliz Dili ve Edebiyatı okudum. Normal benim netler işte 75 net. 100 soru var İngilizce bölümünde. 75 net, 80 net filan böyle. Bunlar benim ortalamam. İyi de. İyi de yani bir öğrenciyim İngilizce konusunda. Ama böyle 100’lere yaklaşmak falan zordu, yapamıyorduk yani. Sonra benim sıçramamı sağlayan, beni yaklaşık 7-8 net ileriye fırlatan bir olay oldu. O da şu: Paragraf soruları vardı böyle. Baktığın zaman şevkini kırar böyle. Bunu okuyacaksın, bunu anlayacaksın, altta da böyle çeldirici şıklar var, doğrusunu seçeceksin falan. Şevkimi kırardı. Ben onları yaparken şöyle yapardım: Ya nasıl olsa yapamayacağım. Yani böyle korkak bir tavır. Hani böyle inanan, yaparım, sen kimsin? gibi değil de böyle nasıl olsa yapamayabilirim, yapamazsam da makul. Sonuçta zaten yapamıyordum gibi. O psikolojiyi bir attım, böyle bir inanç geldi bana. Ne yani paragraf sorusuymuş. Yaparım, girerim, bitiririm. Ne olacak? Anlarım ben bunu, yaparım falan dedim. Böyle bir inanç geldi içime. Bir özgüven mi dersin yoksa Allah’a güvenip, Allah’a tevekkül etmek mi dersin? Sen ne diyorsan de. İşte siz de şuna odaklanın: “Ben YKS’ye gireceğim ve çok iyi bir net yapacağım. Yapamazsam da zaten üzerimde şu an baskı oluşturacak bir şey kalmadı. Ben Allah’a tevekkül ediyorum. Ben Allah’ın bana vermiş olduğu bu yeteneklerle gireceğim ve bu sınavdan başarılı bir şekilde çıkacağım. Öne alınmış, ileriye atılmış. Umurumda değil.” diye kendinizi böyle bir motive edin. Kendinize bir inanç… Bakın bütün kişisel gelişim kitaplarında, benim okuduklarımda hep aynı şey var. Bu kadar uzman aynı şeyi söylüyorsa, sen de sana o gelen kaybedebilirsin işte böyle bir ezik psikolojisi gibi bir şey gelirse onu direkt at, böyle bir özgüvenle gir sınava kardeşim. Bir de sabırla ilgili şöyle bir şey var: Psikolojimizin bozulma sebebi bu sabırsızlık olabiliyor. Sana bir sabır kuvveti verilmiş. Aha bak bu kadar. Bu başına gelebilecek her musibete karşı sana yetebilecek bir şey. Ayet-i kerime de de buyuruluyor. Euzu Billah. “لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا” diyor. Yani Bakara Sûresi’nin sonunda. Yani “Biz insana kaldırabileceğinden fazla yük yüklemeyiz.” diyor Cenab-ı Hak. “O zaman peki ağabey neden dayanamıyoruz?” Sabır kuvvetini yanlış yerlere dağıtıyorsun. Geçmişe götürüyorsun, orada biraz kullanıyorsun o gücü. Biraz, ne yaptın? Dağıttın. Şu an bu kadar kaldı. Biraz geleceğe götürüyorsun. Bu kadar kaldı. Ee bu musibete karşı, bu sabır kuvveti yetmiyor. “Yeter ya! Olmayacak ya!” diyorsun. Geçmişe götürmek ne demek? Şu demek: “İşte sınav tarihi değişti. Zaten ben… Üf ya. Canım da sıkkın. Geçen sene zaten psikolojik olarak çok sıkıntılar yaşadım. Moralim de iyi değil. Zaten bu sene takım da iyi gitmiyor. Futboldan yana yüzümüz de gülmedi. Babam da işte…” Bak bunları düşünmenin sana şu anda bir faydası yok. Ne oldu? Sabır gücün bitti şu anda. Gelecek endişesi. “Ne olacak? Bu sene kazanamazsam seneye bir daha gireceğim. Ya onuda kazanamazsam… 5 sene sonra ne olacak acaba? Ben o mesleğe girerken acaba o meslek hâlâ popüler bir meslek…” Bak geleceğe dağıtıyorsun sabır kuvvetini. Şu an bu kadar kaldı. Şu an böyle kaldı ne oldu biliyor musun? Sen bütün o sabır gücünü anlık olarak karşılaştığın olaylara sarf etmen gerekirken, şu kadarcık bir şeye anlık karşılaştığın olaylara sarf ettiğin zaman o kifayet etmiyor, yetmiyor. Ama sen sabır kuvvetini şu an ne yaptın? “Dağıtmayacağım!” dedin. “Geçmişe çok odaklanmayacağım. Geleceğe de olması gerektiği kadar düşünüp endişesiz bir şekilde, tevekküllü bir şekilde yaklaşacağım.” dedin. Bu sefer ne oldu? Karşına çıkan bütün engelleri vurdun geçtin, vurdun geçtin. Sabırsızlık göstermedin, moralini, motivasyonunu bozmadın. Bir hikaye var. “Vaktiyle iki adam, hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefineye (gemiye) birer bilet alıp girdiler.” İki tane adam. Bellerinde, başlarında ağır yükler. “Birisi, girer girmez yükünü gemiye bırakıp…” Çünkü gemiye güveniyor. “…üstünde oturup nezaret eder (onun başında duruyor). Diğeri, hem ahmak, hem mağrur olduğundan, yükünü yere bırakmıyor.” Belinde ve başında taşımaya devam ediyor çünkü gemiye güvenmiyor. Ona denildi: “Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et.” O dedi: “Yok, ben bırakmayacağım. Belki zayi olur. Ben kuvvetliyim; malımı belimde ve başımda muhafaza edeceğim.” Yine ona denildi: “Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefine-i sultaniye daha kuvvetlidir, daha ziyade iyi muhafaza eder…” Hem senin yüklerin gittikçe ağırlaşacağı için… Bekledikçe ağırlaşır ya. Buna güç getiremeyeceksin diye uyarıyorlar. Sonra bunun hakikat kısmına geçiyor. Yani şu, tevekkülle ilgili bir mesele. Yani yapabildiğin şeyleri yaptıktan sonra artık gereksiz sıkıntı, stres ve endişeyi bırakıp, “Allah’ım ben sana tevekkül ettim. Ben vazifemi yaptım. Ben istemiyordum sınavın böyle 1 ay önce ileriye sonra geriye alınmasını. Benim karşıma çıkan pozisyon bu. Ben de pozisyonu en iyi şekilde değerlendirerek, gecemi gündüzüme katarak çalıştım. Ben vazifemi yaptım Allah’ım. İstersen beni muvaffak (başarılı) edersin, benim için hayırlı değilse de beni muvaffak etmeyebilirsin.” diyerek o yükünü gemiye bırakan, gemiye güvenen yani gerçekte Allah’a güvenen, Allah’a dayanan kullardan olmak var, bir de böyle tevekkülsüzlük… “Aman ne olacak, aman ne bitecek.” deyip kendini telef etmek var. Hiçbir faydası yok ki. “Aman ne olacak, aman ne bitecek.” demenin hiçbir faydası var mı? Yok. Hatta sen bu yarışta bir avantaj elde etmek istiyorsan bu tartışmalara, bu polemiklere hiç girmeden… O sol taraftan hani devam eden var ya. Sen sağ tarafta gidip otoriterlerle konuşup, “Bu niye böyle oldu?” Twitter’da şunu, bunu yazarken… İşte bak sana bir avantaj söylüyorum. Bırak birileri vakit kaybederken sen yoluna devam et. Yani kardeşim, yükünü gemiye bırakacaksın. Bu saatten sonra yapman gerekenlerden sorumlusun. Başarılı olamazsan da kimse sana “Niye böyle oldu?” demez. Bu bir sınav. Bu biter, öteki başlar. Hani “Biri biter, öteki başlar.” diyor ya şarkıda. Yani hayat böyle devam ediyor. Sıkıntılar var, kederler var. Hani sanki şöyle gelebiliyor olabilir sana: “İşte en büyük problemim bu. Bunu çözdüğümde tamam, her şey bitiyor.” Öyle olmuyor. Bu bitecek, bir başkası başlayacak. Hayat böyle dalgalı bir deniz gibi. Bir fırtına geliyor, denizin ortasındasın. Bakıyorsun fırtına diniyor, “Ne kadar güzel diyorsun.” Ama hayatın tabiatı bu. İnişler ve çıkışlar. Yani bu sınavı geçeceksin ve inşâAllah hayat sınavında da bu tevekkül dersini anlarsan, bu Kur’ân hakikatleriyle hemhâl olursan, bütün o karşılaştığın musibetlere, sıkıntılara, gelen kötü haberlere karşı mukavemet edebilecek bir güç elde edebilirsin. Çünkü şu çok orijinal bir tespittir: Burada mesela Norveç’te yaşayan birisi, burada da Avusturya’da yaşayan birisi. İkisinin de hayat şartları, zenginlik seviyeleri, karşılaştıkları musibetler hemen hemen aynı. Ama birisi hayatından inanılmaz bir derecede, muzdarip bir şekilde depresyonla, depresyon haplarıyla, Prozac’larla yaşarken, ötekisi aynı hayatı yaşadığı halde çok mutlu olabiliyor. Peki bundaki belirleyici faktör ne? Bakış açısı, olayları değerlendiriş biçimi. İşte biz de Kur’ani bir bakış açısıyla hayatı yaşarsak, senin yaşadığın hayatı yaşayıp, hatta senin yaşadığın hayattan çok daha iyisini yaşayıp şu anda depresyon hastası olan insanlar var. Yani bakış açını düzeltemediğin zaman olaylar seni çok yoruyor, kalbini çok dağlıyor, psikolojini bozuyor… Psikoloji bozulduğu zaman insanda bir takım fiziksel rahatsızlıklara bile etki edebiliyor. Mesele stres yapanda reflü olur. Sadece psikolojik diyemezsin, fiziksel bir etkisi de var. Evet, vazifeni yap. Yapacağına, başaracağına inanarak gir. Dünyanın sadece bir sınavına giriyorsun. Ama hayatın boyunca çalışmakta istemiyorsun. O yüzden sevdiğin işi yapmak istiyorsun. Gir kardeşim, elinden geleni yap. Gerisine de asla karışma. “Rabbim ben Sana tevekkül ettim!” de. Ama sınav tarihine kadarda ipleri sıkı tut kardeşim. Allah’a emanetsin.

İnsanlar sana eziyet veriyorsa bunu yap?

Herhangi bir zaman içinde; muhakkak bu dünya sınav yurdudur, imtihan yurdudur. Başımıza herhangi bir sınav, herhangi bir imtihan geldiğinde hemen İmam Şarani Hazretleri’nin şu sözünü aklımıza getireceğiz kardeşler. Bakın, İmam diyor ki: “Biri sana eziyet verince önce senin ALLAH’a karşı bir suç işleyip işlemediğine bak.” İnsanların içindeyiz, insanlarla mütaala ediyoruz, devamlı onlarla haşır neşiriz. İnsanların bazılarının eziyetleri, sıkıntıları bize dokunuyor mu? Dokunuyor. Bazen kendi işini görmek isterken bize eziyet verebiliyorlar, dokunuyorlar. Herhangi bir kuldan sana bir eziyet geldiği zaman, diyor ALLAH’a karşı bir suç işledin mi, işlemedin mi? Kendini çek et! Suçu hemen o adama atma! Bende bir sorun oldu mu acaba? RABBİME karşı bir edepsizlik yaptım mı? Suçu kendinde bul. “Sende ki kusur yüzünden musibete uğradığını düşün. Derhal tövbe ve istiğfar et!” diyor İmam-ı Şarani. Başıma bir sıkıntı geldiği anda; muhakkak bende bir sorun oldu, bende bir kusur vusule geldi. Bu sıkıntıyı ALLAH benim başıma bundan verdi, diyor. ALLAH dostlarından bir tanesi ne zaman hanımıyla kavga etse: “Hatun muhakkak ben bir yanlış yaptım ALLAH’ıma. Ya birinin kul hakkına girdim ya bir günah işledim. Bu gün bana karşı böyle öfkeli olmanın ve huzursuzluk çıkartmanın sebebi benim günahımdır.” der, hanımını sustururmuş. Bizim erkekler nasıl susturuyor hanımını? O bağırıyor, bu daha fazla bağırıyor. Kimin sesi yüksek çıkarsa o haklıdır. Böyle bir şey yok. Hatununda, hanımında bir kusur, bir başının etini yeme olayı işittiğin anda… Üstüne mi geliyor? Bazen sen öfkeli olursun, bazen o. Birbirimizi idare etmemiz lazım. Ama o akşam eve bir gittin öfkelenmiş. Annesiyle tartışmış, babasıyla tartışmış, kız kardeşiyle atışmışlar. Sosyal medyadan birisi buna laf sokmuş. Halasının kızı, teyzesinin kızı laf sokmuş buna. Orada kafayı takmış. Şimdi birisine giydirmesi lazım, birisine sarması lazım. Kim bunun kum torbası, bu kadının kum torbası kim? Takvalı derviş. “Benim kocam akşam eve geldiğinde, zaten bütün enerjisi gün içinde işte bittiği için, bana karşı ağzını açamıyor. Melek gibi koca verdi ALLAH bana. Ben ne söylersem söyleyeyim cevap vermiyor.” Diyor, kadın kocanın üstüne baskı yapıyor. İşkence yapıyor sözle, sözlü işkence yapıyor. Koca ne yapacak hemen? “Burada bende bir sorun var. Hatunda değil bende bir sorun var. Muhakkak bir günah işlemişimdir. ALLAH’ım sen günahlarımı affet.” diyecek ve olayı kendisine çevirecek. Ki hatunun da bir suç bulmamış olsun.

Allah bizi direk cennete koysaydı ya! Neden imtihan ediyor?

Ateistlerin çok sorduğu bir sorudur. Şöyle diyor, kardeşim bana sormuş: “Hocam genellikle ateistler, ‘Allah bizi neden dünyaya gönderdi? Direkt cennete koysaydı ya!’ diyorlar.” Ateistlerin bildiğiniz klişe soruları vardır, böyle saçma sorular. “Niye bizi dünyaya gönderdi ya? Direkt cennete koysaydı, madem o kadar zengin!” “Bunlara cevap vermeye çalışıyoruz ama tatmin etmiyor onları. Nasıl cevap vermeliyiz hocam?” Ben de yazdım: “Düşünmeden slogan atan bu gibilere, “devlet bizi neden sınav ediyor? Direkt sürücü ehliyetimizi verseydi ya!” demelidir.” Şimdi bu ne diyor, ateist reis? “Sınav etmesin bizi, direkt cennete koysun!” Gidiyor, 3 bin TL veriyor ehliyet kursuna. Sonra bir de direksiyon sınavına giriyor. Ehliyet sınavı, direksiyon sınavı; 3 bin tl ve o kadar mesainin sonunda ehliyetini alıyor. Yanındaki adam da geliyor buna diyor ki: “Ya bir kanal buldum, 5 bin tl rüşvet veriyorsun. Hiç ne sınav var ne direksiyon var.” diyor ateiste. “Utanmıyor musun sen, kul hakkı değil mi bu?” ateist. Sen ne anlarsın kul hakkından oğlum? Senin sınırların yok! Çizgilerin yok senin, sana her şey helal. Ama burada 3 bin TL vermiş ve aylar boyunca eğitim almış, sınava girmiş, ter dökmüş, direksiyona da girmiş. Ve kazanmış; bileğinin hakkıyla kazanmış olduğu için bu rüşvetle ehliyet alan, kul hakkından korkmayan adama diyor ki: “Kul hakkına giriyorsun, utanmıyorsun sen!” diyor. Ve bu ateist reis Allah’a diyor ki: “Bizi sınavsız bir şekilde cennete koysaydı ya!” “Hepinizi ortaya çıkartmak için sizi deneyeceğim.” (Muhammed, 31) âyet-i kerîmesini okumadıkları için ve anlamak istemedikleri için yani nefsi olarak kolaya kaçmak istedikleri için böyle yaşıyorlar ve yaşamaya devam ediyorlar, kendi kendilerine narkozu basıyorlar. Narkoz basma! Uyuşturucu aklı alır, içki aklı alır. Bu akıl sana lazım. Bu aklın alındığı zaman, o zaman böyle saçma cümleler kuruyorsun. “Niye sınav ediyor?” Niye ehliyet sınavına girdin? Direkt devlete de ki: “Bana ehliyet ver devlet! Sen benim devletimsin ver ehliyeti!” Devlet diyor ki: “Sınava gireceksin, önüne gelene ben ehliyet vermem.” “Hayır! Sen nasıl devletsin? Sen kudretlisin, güçlüsün, vereceksin bana.” diyemezsin. Allah’a da bunu diyemezsin. Bu işin sırrı böyledir kardeşler. Ayeti bitirelim: “…ves sâbirîne” “sabredenleri ortaya çıkartmak için,” “…ve nebluve ahbârekum.” “haberlerini ortaya çıkartmak için sizi deneyeceğiz.” “Haberlerinizi, sözlerinizi ortaya çıkartmak için sizi deneyeceğiz.” (Muhammed, 31) Herkes atıp tutuyor, herkes bazı sözler söylüyor. Herkes mangalda kül bırakmıyor. “Benden daha sağlam, benden daha takvalı Müslüman yok! En iyi Müslüman benim.” diyor. Ama işte er meydanda belli oluyor. İlim meclisin var mıdır? Her hafta gittiğin bir ilim meclisin var mıdır? -Yok. Her hafta gittiğin halı saha var mıdır? -Var. Her hafta gittiğin sinema var mıdır? -Var. Ama ilim meclisi? Bu uzak menfaat, ebedi yaşamını kurtaracak bir şey bu. Nereye gidiyorsun? Muhakkak her Müslüman, her hafta bir ilim meclisinde olmak zorunda. “İlim kadın-erkek her müslüman üzerine farz.” diyor, Muhammed Aleyhisselam. (İbn Mace, Mukaddime, 17) Ne ilim meclisine gidiyor ne sohbet dinliyor. Hem diyor ki: “Ben çok şey biliyorum.” Böyle iş olur mu? Bu sözleri söyledikten sonra hakikati ortaya çıkartmak için, kaliteni ortaya çıkartmak için yerine getireceksin. İşi yapacaksın, meydanda olacaksın. Müslüman’ın meydanı: Hacdır, umredir, mescittir, camidir. Allah için gelin şu camilerimizi, mescitlerimizi, ilim yuvalarımızı şenlendirelim. Allahü Teâlâ Hazretleri bu âyet-i kerîmeyi; anlamayı, idrak etmeyi, yaşamayı bizlere nasip etsin. (Amin) Âmin Ya Muin. Camilerimizi şenlendirmeyi bize nasip etsin. (Amin) Camilerimizi kiliseye dönmekten korusun. (Amin) Amin.

KADERİMİZİ BİLEN ALLAH, NEDEN BİZİ DENİYOR?

Bu akşam Rabbim nasip ederse Muhammed Suresi 31. ayeti kerime, bunun tefsirini yapacağız. Ayeti kerimenin hülasası, özeti: Allahü Teala hazretlerinin bizi neden sınav ettiği? Bu akşam bunu anlayacağız. Neden Allah bizi sınav etme ihtiyacı hissetti? Buradaki herkesin cenneti mi gideceğini cehenneme mi gideceğini Allah biliyor mu bilmiyor mu? Aranızdan bir tanesi derse ki “bilmiyor” zaten Müslüman değildir. Allah’a cahillik, cehalet isnat etmiş olur, kâfir olur. Muhakkak geçmiş ve gelecek, olmuş ya da olacak ne varsa Allahü Teala’nın ilminde bir noktadadır. Hepsi bir noktada, bir çizgidedir. Allah Teala hazretleri bunun tamamını bilir. Bilmesine rağmen peki neden bizi sınav ediyor? Madem biliyor hiç sınav etmeden bizi bazımızı cennete atsın, bazımızı cehenneme olayı kapatsın. Gerek yok bu koşturmaya, telaşa. Öyle değil! Neden yarattığını ve neden bizi sınav ettiğini bu akşam zikrettiği ayeti kerimesini açıklayarak çok iyi bir şekilde idrak edeceğiz. Kafamızdaki soru işaretleri yerini ilme, bilgiye, karanlık yerini aydınlığa bırakacak biiznillah. “Euzü billahi mine’ş-şeytani’r-racim. Velenebluvennekum hattâ na’leme-l mucâhidîne minkum ve-ssâbirîne ve nebluve aḣbârakum. Sadakallahülazim.” Muhakkak Yüce olan Allah doğru söyledi. Allah’ımız buyurdu: “Velenebluvennekum” “Sizleri deneyeceğiz. Sizleri sınayacağız. Sizleri imtihan edeceğiz.” Sizleri dediği kim burada? Müslüman ya da kâfir fark etmiyor. Kâfir olduğun zaman sınavdan, imtihandan kurtulmuyorsun. O da imtihan görüyor, o da hasta oluyor, o da ölümü yaşıyor, o da çocuğunu kaybediyor, o da karısıyla boşanıyor. Onlara da sınav var bize de sınav var ama müminin başına gelen sınav bütün günahlarına kefaret oluyor, ahiretteki derecesini de arttırıyor. Aradaki fark budur. Şimdi Allahü Teala hazretleri “kum” diyor yani “hepiniz”. Ne yapacak? “Hepinizi deneyeceğim.” Bu dünyaya sizi gönderdim, her birinize belli bir vakit ecel tayin ettim. Kimisine 20 yıl, kimisine 10 yıl, kimisine 90 yıl. Bu benim indimdedir. Ne yaparsanız yapın, bunu ne ileriye atabilirsiniz ne geriye alabilirsiniz. Bu ecel zamanı içinde, size verdiğim zaman dilimi içinde sizi bazı günler böyle sınayacağım. Hiç hoşunuza gitmeyen meseleler çıkartacağım, sıkıntılar ortaya çıkartacağım ve sizi sınayacağım. Bu sınamaların karşılığında meleklerim yapacağınız tavrı, takınacağınız tavrı; kaliteli misin çöp müsün, bunu meleklerim kayıt altına alacaklar. 4K, 8K, HD kamera eşliğinde kayıt altına alacaklar. Mahşer günü gittiğin zaman da sen hiçbir şeye itiraz edemeyeceksin! Bu sınavdır kardeşler! Allahü Teala bir ismi nedir? “Zü’l-Celâl-i Ve’l-İkrâm” Önce hangi isim geliyor? “Celâl”. Celâl; şiddetli, öfkeli demektir. Allah’ımızın isimlerinden bir tanesi. Sonra hangi isim geliyor? “İkrâm” Allah bu dünyada “Celâl” yüzünü gösterir. Önce musibet, sınav, imtihan yüzünü gösterir ve hepimizin başına bazı sıkıntılar verir, bazı imtihanlar verir. Bu sınavların sonucunda da o sınav hep öyle kalmaz. Muhakkak onu bir gün bitirir. Ve’l-İkrâm’ı, Zü’l-Celâl-in hemen peşinden gelir. Şu hâlde, senin başına şu dünya hayatında herhangi bir sıkıntı, bir musibet geldiği zaman şöyle düşünme; “Bu hiç bitmez. Bu hiç geçmeyecek. Yandık. Kalıcı bu.” Hayır hayır. Tıpkı hava durumu gibi. Musibetler hava durumu gibidir. Hep değişkendir. Bir gün musibet olur, altı gün rahat gezersin. İki gün musibet olur, beş gün rahat gezersin. Ama havaların büyük çoğunluğu yağmursuzdur. Yağmuru musibet olarak anlayın diye söylüyorum. Dolayısıyla Allahü Teala aranızdan hangisinin başına… Bugüne kadar bir sürü sınav geçirdiniz. Sizi denedi birçok meselede. Bundan sonra da deneyecek. Son nefesimize kadar denenmeye, sınanmaya devam edeceğiz. Kalitemizi ölçmek için ve bunu bize ispat etmek için; verdiğimiz sözde duruyor muyuz durmuyor muyuz hatırlatmak için Allahü Teala bizi hep sınav edecek kardeşler. Mevla Teala hazretleri böyle buyuruyor. “Velenebluvennekum” “Sizi deneyeceğiz. Sizi sınav edeceğiz.” “…hattâ na’leme-l mucâhidîne minkum.” “Aranızdan cihad edenler bilininceye kadar, ortaya çıkıncaya kadar sizi sınav edeceğiz.” Biliyorsunuz insanlar iki türlü. Bir, “ben Müslüman’ım” diyenler, hiçbir şey yapmayanlar; “ben Müslüman’ım” diyenler, köküne kadar bir şeyler yapmaya çalışanlar. İnsanların hayatını kurtarmaya çalışanlar. Bakın iki sınıf Müslüman var ülkemizde. Biri diyor ki: “Ben Müslüman’ım.” Hiç namaz kılmıyor, hiçbir ibadette bulunmuyor. Faiz alabildiğine, göz zinası, zina, kumar, fuhuş alabildiğine devam ediyor ama hâlâ “ben Müslüman’ım” demeye devam ediyor. Öbür adam da sakınabildiği kadar haramlardan sakınıyor ve yine “ben Müslüman’ım” diyor. İki adam da “ben Müslüman’ım” diyor.

ALLAH NEDEN BİZİ SINAV EDİYOR? – İmtihan olmadan başarı olmaz!

“Hocam, Allah bizi niye imtihan ediyor?” İmtihan, bu dünyanın ve ahiretin gerçeğidir. Sınav olmadan başarı mümkün değil. Sen devlete memur olmak için bir gayrette bulunduğun zaman, memur olmak istediğin zaman devlet seni imtihan ediyor mu, etmiyor mu? Ayda iki bin lira vermek için ha! İki bin lira vermek için seni beş tane imtihana sokuyor, beş tane sınava sokuyor. Sonra bir de mülakatı var. Karşı karşıya alıyor seni, konuşmaya başlıyor. Devlet… İki bin lira, iki bin beş yüz lira için seni beş kere sınava sokuyor. Şimdi, daha dünya hayatında bile bir yerlere girmek isterken seni sınav ediyorlar. Bunun makul ve normal karşılıyorsun da Allah’ımız: “Ebedi bir hayata ben seni sokacağım, fakat evvelinde seni deneyeceğim. Buraya layık mısın, değil misin?” dediğinde niye sana makul gelmiyor, mantıklı gelmiyor? İki bin beş yüz lira maaş için çok makul ama ebedi hayat için; hastalığın olmayacağı, yaşlanmanın olmayacağı, güçsüzlüğün, bitkinliğin olmayacağı, istediği anda istediğin şeye sahip olacağın bir cennet hayatı için sınav etmesi makul gelmiyor. “Bana mantıklı gelmiyor. Ben sınav edilmek istemiyorum. Salsın beni çayıra.” Sınav edilmek istemiyorsan hayvan olacaksın! Felsefeciler gibi. Felsefeciler: “İnsan hayvandır.” diyor. Sen o akidede ol, felsefecilerin tarikatına gir. “Ben hayvanım, hiç teklifle mükellef değilim, istediğim gibi yaşarım. Kimse bana hesap soramaz!” de. Hakikaten öyle yaşarsın. Bu dünyada insanların çoğu şu anda ibadetsiz, namazsız, içki içiyor, zina ediyor, kumar oynuyor. Yaşamaya devam etmiyor mu? Bu insanlardan bir tanesinin başına şimşek çaktığını gördünüz mü? “Bu kulun namaz kılmadığı için başına şimşek geçirdim.” diye gökten bir nida gelsin böyle. Peşinden de şimşek çaksın. Adam paramparça olsun bir şimşekle. Böyle bir şey yok. Allah isteseydi bunu da yapabilirdi. İşlediğimiz her günahtan sonra ensemizden bir tane melek tokat da atabilirdi. Tuh! Şaak! Bir ses geliyor böyle. Bir günah işliyorsun mesela, dükkanın önünden bir yarı çıplak kız geçiyor ve kıza bakıyorsun. Başını o anda çevirmen lazım, gördüğün anda çevirmen lazım ama dalıyorsun, zayıfsın, düştün. Arka taraftan bir melek geldi, eline tükürdü. Tuh! Hani o şak sesi daha sert gelsin diye. Daha etkileyici olsun diye, daha tesirli olsun diye ensenden patlattı. Her işlediğin günahta ensenden bir tokat yesen yapar mısın o günahı? Bir, meleğin tokadından korkarsın. Bu ne tokadı? Osmanlı tokadı mı, pehlivan tokadı mı? Nedir bu? İkincisi, etrafındaki insanlar tokat duyduğu zaman senden geldiğini, anlarlar ki bu adam pis bir şey yapmış. Bu adam kötü bir şey yapmış, derler. Şimdi… İki tane arkadaş sandalyede oturuyor. Birisi gaz çıkartıyor. Fakat gaz çıkartmasının hemen akabinde sandalyeyi hareket ettiriyor. Cırt cırt, sandalyeyi hareket ettiriyor. Şimdi yanındaki de diyor ki: “Arkadaşım, tamam sesi hallettin.” Sübhanallah. “Tamam, sesi hallettin, sesi çözdün. Sandalyeden gıcırtı geldi. Kokuyu ne yapacaksın kardeşim ya? Kokuyu ne yapacaksın?” diyor. Tamam, günahı işledin, seni kimse görmedi. Ama bu arkadan gelen enseye gelen şaplak ne olacak? Ne olacak? Alamet var, işaret var ortada. İşte, bu Allah’ın dinidir. Allah’ın dinini yaşamak için elimizden gelen her şeyi yapmak zorundayız kardeşler. Etrafımızdaki insanlardan, salihlerden, sadıklardan, âlimlerden, ilim ehlinden yardım alacağız. Allah’ın verdiği imkanlar çok fazla. İbadetini yapmaya çalış, akın akın sana melekleri yardımcı gönderirim, diyor Allah Teâlâ Kur’an’da. Sırf o ayetin tefsirini yaptım, keyifle, zevkle. Akın akın sana yardımcı melekler gönderirim, diyor Allah. Bu Allah’ın vaadi. Etrafında Müslümanlar var, salihler var, sadıklar var. Yardım iste, bilgi iste, dua iste. Sonra, ibadet yapmak çok basit, çok kolay. Muhammed Aleyhisselam’dan bir hadis-i şerif söyleyeyim. Allah aşkına şu hadisi şerifi unutmayın! “Üç şeye bakmak ibadettir. Bir, ana babanın yüzüne bakmak. İki, Mushaf’a bakmak.” Mushaf kitap demektir, Kur’an. Bak şimdi! Şuraya bakıyor musunuz? Sadece bakıyorsunuz, okumuyorsunuz. Allah’ın kitabına sadece bakmak bile ibadettir. Okumasan bile Mushaf’a bakmak, ana babanın yüzüne bakmak… Karşısına geçtin, ananın karşısına geçtin. “Anacığım ne yaptın bu akşam yemekte?” “Oğlum mercimek çorbası yaptım, yanında bulgur var, ayran var, salatayı da koydum ortaya.” “Anneciğim çok teşekkür ederim. Elini öpebilir miyim?” dedin. Annen de mutlu oldu. Şöyle bir elini uzattı, öptün ve yüzüne şöyle bakmaya devam ettin. Annen de sana şu tepkiyi verebilir: “Oğlum hayırdır ya, bir şey mi oldu yani niye bakıyorsun böyle?” diyebilir. Sen hemen anneciğine… Anası olmayanlar bu sözümü çok normal karşılar. Biz anamızı kaybettiğimiz için dört beş sene önce. Anamız, babamız ahirete gitti. Annesi babası olmayanlar ancak beni anlar. Şu anda ananız babanız var. Hiç, hoca normal konuşuyor dersin. Gittiği zaman onlar, o zaman benim acımı anlarsın sen. Annenin yüzüne bakacaksın ve bu hadisi şerifi söyleyeceksin. “Anne, benim Peygamberim Muhammed Aleyhisselam buyurdu ki: ‘Ana babanın yüzüne bakmak ibadettir. Mushaf’a bakmak ibadettir. Üç, denize bakmak ibadettir.’ ” O başka bir hadisi şeriftir. Kâbe’ye bakmak başka bir hadisi şerifte ibadettir. Yine başka bir hadiste yeşile bakmak da tabiri geçer. Ağaçlara bakmak, yeşile bakmak ibadettir. Ama bu hadisi şerifte üç tanesini zikrediyor. Mushaf’a bakmayla, anne babanın yüzüne bakmayı yan yana koymuş ya! Allah’ın peygamberi yan yana koyuyor. Denize bakmayla bunları yan yana koyuyor. Bu kadar kolay bir din. Ama yaşamamak için, öğrenmemek için elinden gelen her şeyi yapıyorsun. Allah rızası için kardeşim bir hamle yap, bir aksiyon yap ya! Bir silkelen, bir kendine gel!

İNSANLAR NEDEN EŞİT DEĞİL?

Peki neden Allah bizi derece derece yaptı? Ayetin devamında Rabb’imiz onu söylüyor. ”Li yebluvekum fî mâ âtâkum” (Maide, 48) Âtâkum, size verdiğimiz nimetler. Size verdiğimiz nimetlerle sizleri sınav etmek için. Tek tip İnsan olsaydı, komünizmin istediği gibi tek tip insan… 60 milyon insan var, hepsi tek tip. Hepsinin cebinde 10 TL para olacak. 11 TL olmaz, suç. Herkeste 10 TL olacak, zengin bir tane adam olmayacak. Sadece yöneticiler zengindir komünizmde. Halk hep fakir. Hepsi yöneticileri zengin yapmak için çalışırlar. ALLAH böyle yapabilir miydi? Tek tip İnsan, hepsinin siması aynı yapabilir miydi? Yapardı. Onun için çok kolay, çok daha basit bir iş. Ama ALLAH öyle bir sanatkâr ki, öyle bir kuvvetli ki örneksiz yaratma kabiliyeti, yeteneği, kuvveti var. Ve sınırsız yaratma kuvveti var. 8 milyar insan var. Hepsinin suratını yan yana koy. İkizlerin bile farklı farklı noktaları var, çok ince farklı noktaları var. Ya sesleri uyuşmuyor, ya fiziki yapıları, ya huyları uyuşmuyor, ya yüzlerinde minik farklılıklar var. İkizlerin bile, tek yumurta ikizlerinin bile. Bu yaratıcının, sanatkârın ne kadar kuvvetli, ne kadar detaylı yaratma kabiliyeti olduğunu bize ispat eden delillerden bir tanesidir. İşte ALLAH’ımız diyor ki: Biz sizin aranızda bir sınav yapmak için bazılarınızı, derece olarak bazısına üstün kıldık. Kimisine daha fazla ilim verdik, kimisine daha az ilim verdik. Daha fazla ilim verdiğimize bu ilmi verdik, o kurtulduğunun alameti değildir. Bu ilmi nasıl kullanacak, bunu kontrol ettik. Bu ilmi para kazanmak için, insanları istismar etmek için mi kullanıyor yoksa ALLAH’ın dinini öğrensinler, hayatları kurtulsun ve yeni yeni ilim halkaları kursunlar diye mi öğreniyor ve aktarmaya çalışıyor? Bu ilimle ne yapıyor? Bazılarını çok zengin kıldı. Zekât verecek mi, vermeyecek mi? Müslümanları kollayacak mı, kollamayacak mı? Bunların tamamı ALLAH’ın Hikmet sıfatının gereği olan, sınav imtihan sırrının gereği olan hadiselerden bazılarıdır kardeşler. İşte, Rabb’imiz bizi sınav etmek için, denemek için bu imtihanları bize vermiştir. ALLAH’ü TEALA muvaffak olanlardan, kazananlardan etsin İNŞALLAH. (Amin) Amin ya Muin.