ÇOCUĞUNA EL KALDIRAN ANNE BABALAR MUTLAKA İZLESİN!

Bir anne baba, 7 yaşında çocuğunu mesela, bir hocaefendiden Kur’an öğrenmek için götürürken, veya, ilköğretimde okusun diye götürürken, annesine, şu Allah’ın emanetini hazırla, götüreyim bugün okula veya medreseye diyorsa, diyebiliyorsa, ve okulda kayıt yaptırırken benim çocuğum çok özeldir. dikkatinizi çekerim diyebiliyorsa. Ama bu anlattığım anlamda çok özel. Hatta, eşler birbirleri hakkında, konuşurken, eşler çocuklarını değerlendirirken, bizim çocuğumuz çok özel hanım biliyorsun. Bize mahsus. Nüfus kağıdından önce levh-i mahfuzda kaydı vardı bu çocuğun. Bugünkü yaptığı yaramazlık listesini sayarken annesi, baba bu cevabı verebiliyorsa. Baba, sinirlenip, elini tersini çocuğa göstermeye çalışırken anne elini tutup, levh-i mahfuzdaki kayıtlarla oynuyorsun dikkat et! diyebiliyorsa, 950 sene Allah için kainatı santim santim dolaşan Nuh aleyhisselam, senin Allah’ın beni boğamaz diye, edepsizliğin zirvesine çıkmış çocuğuna bile yavrum diye bunun için hitab etmişti baba unutma bunu, diyebiliyorsa eş eşine. Çünkü, Nuh aleyhisselam iyi biliyordu ki, bu çocuk, özellikle Nuh’a emanet edilmişti. Nuh için özel yaratılmıştı. Terbiyesizliği ve Allah’a isyanı Kur’an ayetlerine intikal edecek kadar hırçın bir çocuk olmasına rağmen, bu sana özel, özel sana bu denmişti. Mendebur çocuk, evlatlıktan kovdum seni niye demedi Nuh Aleyhisselam? Lut Aleyhisselam niye bunu diyemedi? Evlatlıktan niye kovamadılar? Çünkü biliyorlardı ki, her çocuk özeldir. Ve bunun bir sonucu var kıyamet günü. Biz, daire alır gibi çocuk alamadık bu kainatta öyle birşey yok. Araba beğenir gibi çocuk beğenmedik. Allah’a kul olduğumuz için, kulluğumuzun sonucu gereği Allah kucağımıza çocuklar koydu. Onun için Mü’min baba ve anne şuna iman eder.. İman eder diyorum! Düşünür, beğenir, not tutar değil. İman iman. Amentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi der gibi. Şuna iman eder; Her çocuk benim için bir imtihandır. Tıpkı sabah namazı her gün imtihan olarak karşıma çıktığı gibi. Her günün, sabah namazının toplamından kıyamet günü, şu kadar 1000 kere güneşin doğduğu gün yaşadın sen, o sınama namazlarının toplamına göre namazlı kul veya namazsız kul olarak dirileceksin diye düşündüğü gibi, her gün yatağından kaldırdığım çocuğumu, kucağıma aldığım bebeğimi, bu duyguyla karşılamam, tıpkı bir sabah namazı gibi, Allâh-u Teâlâ’nın beni imtihan ettiği bir imtihan konusu olarak gördüğüm zaman, melekler benim yardımımdadır. Nuh Aleyhisselam’a yardım ettikleri gibi.

KIYAMETİN EN BÜYÜK ALAMETİ GELDİ (Soru-Cevap)

Bütün dünya sizin cümlelerinizi, kelimelerinizi duymasını isteseydiniz ne söylerdiniz? “La İlahe İllallah Muhammedür Rasulullah” derdim Bütün dünyanın buna şahit olması ne demek biliyor musun sen? Senin adın ne? Tekin? Pek Tekin biriymişsin sen, güzel. Sen de öyle yap. ‘Muhammedür Rasulullah’ de gökler bile duysun. Taşlar duysun, denizde balıklar duysun Onlar da sana şahit olsun. Kur’an-ı Kerim’imiz gençler ne diyor? Firavun boğulup gittiğinde, Rabbimiz buyuruyor ki; “Fema beket aleyhissemaü vel ard” (Ne gökler ne yerler ağlamadı onun için) diyor (Duhan 29) Zaten gök kime ağlar ki diyemiyorsun. Toprak ağlar mı? Meğerki mesele şuymuş Bir mü’min bir yerde secde ettiyse o toprak kıyamet günü o mü’mini arar şahit olurmuş. O mü’min bir daha gelmediği anlaşılınca toprak aleminde, gökteki hava cisimlerinde “o mü’min öldü, benim üzerimde namaz kılacak, Allah diyecek insan kayboldu” diye toprak ağlarmış Firavun böyle bir şey yapmadığı için kimse ağlamamış Ben isterim ki sesim bütün dünyada duyulsun da peşimden dağlar ağlasın isterim ben. Sen de öyle yap Tekin. Bu güzeldi ya başka güzel sorusu olan yok mu? Günümüzde 2000’li yıllar dedik, müslümanların gidişatını nasıl görüyorsunuz? Ben uzaydan bakmıyorum dünyaya. Dolayısıyla sen ne görüyorsan ben de onu görüyorum Benim kuşbakışı görüşüm yok. Amma… Gençler, Rasulullah (sav)’in hadisi şeriflerini okuyanlar bugünü film izler gibi izlerler. Bugün sizin sıkıntı gördüğünüz şeyler hadislerde uyarı olarak var. Dolayısıyla çok şaşmıyorum. Bundan daha beterini de bekliyorum. Bu görüntünün daha beterini de bekliyorum. Ama umudum da artıyor bu arada. Neden artıyor? Çünkü ne olursa olsun, durum ne kadar kötü olursa olsun Allah, O’na koşanı geri göndermiyor. Beni de gerisi ilgilendirmiyor zaten. – Şimdi hocam ahir zamandayız dedik, – hani 2000’li yıllardayız dedik… – Genelde bu yılları ahir zaman olarak kullanıyoruz. – Sizin gerçekleştiğini düşündüğünüz kıyamet alametleri var mı? En büyüğü, bir numaralı kıyamet alameti Peygamber Efendimizin (s.a.v.) gönderilmesidir. Kıyamet Peygamberi Ve buyuruyor ki Peygamberimiz (s.a.v.) “Benim gönderildiğim zamanla kıyamet arasındaki mesafe, ikindi vakti ile akşam namazı arasındaki mesafe kadardır.” diyor. Rakam vermiyor ama 24 saatlik günde ikindi ile akşam arasında ne kadar vakit var? Yaz aylarında üç saat var. Üç, üç buçuk saat 24 saatin hadi dört saat diyelim. Yirmisi geçmiş dördü kalmış Efendimiz (s.a.v.) geldiğinde. Onun üzerinden de 1400 sene geçmiş Kıyamete yirmi sene var diyenin aklına şaşarım. Ne karışıyorsun Allah’ın işine Ama on bin sene var diyende de akıl yok. Gayba ait bir konu Ama kıyametin, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kadar net bir alameti yoktur. Onun dışında o düzeyde olmayan alametler var. Mesela; kadınların iş yeri açmaları, kocalarının parasına karışmaları kıyamet alametleri olarak Buhari’de hadis diye geçiyor. Bunun gibi pek çok alametler ne yazık ki gözümüzün önünde olduğu halde ibret alamıyoruz. Arkadaşlar alametinden çok benim ona hazırlığım önemli Hiçbir alameti de olmasa ben hazır olmalıyım çünkü en büyük kıyamet benim ölümümdür Benden sonra banane kıyametten Diye düşünmemiz lazım – Hocam şimdi hane içinde eşlerin birbiriyle olan tartışmaları illaki her evde oluyordur Bu kadar bekarın sorusu mu bu? Gençleri ürkütme sen ona göre dikkatli sor. – İşte ben onun çözümü için bir soru sormak istedim. Bu garibanların tezgahı yok nesini soruyorsun – Ona göre önlem alırlar hocam onlar da Zenginin malı züğürdün tesellisi olurmuş neyse sor sor hadi. Söz sende kaldı – Hocam bu öfke problemini nasıl çözebiliriz? – En ufak bir şeyden tartışma çıktığında bunu büyütüyoruz – Evet bunla alakalı durumlar var – Hani yok mekanı terk edin, susun vs. ama; bunu da beceremiyorsak ne yapabiliriz bununla ilgili? Arkadaşlar bekarlar beni dinlesin. Evliler laf dinlemez. Bunlar her şeyi bildiğini düşünüyorlar. Bekar var mı, parmaklarını bir göreyim bekarların Aman Allah’ım ya Aman aman aman Hiç sormadım kabul edin Bekar kardeşlerim bu ağabeyiniz İnşallah uzun yıllar yaşar, sizin evinize bir çorba içmeye gelir. Ama görünen köy kılavuz istemez Fatihadan unutmayın bu ağabeyinizi Şu sözümü hatırlayın o gün Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki; “Saliha bir kadınla yani Allah’tan korkarak yaşayan bir kadınla evlenen, dininin %50’sini tamamlamıştır.” diyor Gerisinde de Allah’tan korksun cennete girsin diyor. Arkadaşlar Bana bir İslamiyetin emirlerini sayın desem Namaz, oruç, haç, zekat, anaya babaya itaat Kur’an okumak, kurban kesmek, sadaka vermek, fitre vermek, itikafa girmek, Teravih kılmak, cuma namazı kılmak, tesettüre girmek… Yav sayıyorsun sayıyorsun kaç tane emir var. Kadın %50’sini oluşturuyor bunların. Ben o zaman diyorum ki sana Ey bekar Başka kimse yok da burada, hey hepiniz İslamiyet adına yapacağın her ne varsa onların toplamı kadar aile seni yoracak. Buna hazır değilsen evlenme. Namazdan, oruçtan ne biliyorsan İslam olarak, yaz bir kenara. Onların toplamının psikolojik veya biyolojik ağırlığını ölç, fiziksel ağırlığını ölç. Evlilik o kadardır. Neden? Allah buna Cennet veriyor. Ucuz değil ki cennet, boşuna da değil bedava da değil. Cehennem de boşuna değil tabi. Dolayısıyla evlenenler “Ey Allah’ım! Bu kadından bu erkekten yani karı koca kimse, ben bir şey istemiyorum. Ben senin adına nikahlandım. Senden isterim ben.” derse karşısındaki kim olursa olsun Allah’ın izniyle o yuva dağılmaz. Şimdi çok önemli olarak bir sorunumuz var bizim. Cep telefonu diye bir şey icat oldu. Yemeği oradan sipariş veriyorsun, okul puanını oradan öğreniyorsun, üniversite sonuçları oradan çıkıyor, hesabı oradan yapıyorsun, dııınk karşına çıkıyor. Kadını da öyle zannediyor erkekler. Kıyamete kadar öyle bir kadın olmayacak, Cennette huriler öyle olacak. Beklenti yanılgısı bu. Bundan tövbe et sen. Kardeşlerim, Peygamber Efendimiz (sav) kainatın efendisi, ama hanımlarıyla sıkıntıları oldu. Hatice anamızla olmadı sadece. Kapıya atmadı onları Bir şeyi unutmayın. Kur’an-ı Kerim insanlığın en kötüsü olarak iki kişiyi gösteriyor. En kötü insan onlar diyor: Nuh(a.s)’ın karısı, Lut(a.s)’ın karısı Allah 25 insanı örnek gösteriyor bize. Nuh (a.s) bu 25’in ilk beşinde. Asırlarca karısı baş belası olmuş. Lut (a.s)’ın karısı en kötü kadın, zalimlikte. Ahlakta değil ama. Bir Peygamberin karısı için öyle aklınıza gelen kötü kadın rolü olmaz. Ama boşarım seni sözünü duymamış bu kadınlar kocalarından. Nuh (a.s) boşamak kelimesini kullanmadı hiç. Düşünmeye değmez mi bu? Kafirlere sabrettiği gibi karısına da sabretti. Müslümanlar olarak israil ve amerika ile boğuşmaya hazır, evdeki kadınla sabırda boğuşmaya hazır değilsen bir çelişki yaşıyorsun demektir. İşte buna ben beklenti yanılgısı diyorum. Öyle bir evlilik yok. Öyle bir evliliği Peygamberler yapamadı ki sen yapacaksın. Bir şeyi size anlatayım Nikah yapılırken hiç bulundunuz mu, dini nikah kıyılırken? Nasıl dua ettiklerini gördünüz mü hiç? İman mısınız? (Evet) Nikah kıydın mı hocam hiç? (Yani) Duanda; “Yarabbi, Ali ile Fatıma arasındaki mutluluğu bunlara nasip et diyor musun? (Diyorum) Duyuyor musunuz? Ali’ye Ebu Turab deniyor mu? Ne demek Ebu Turab? Topraklı adam demek. Niye öyle demişler ona? Çünkü gelmiş mescitte yüz üstü yatmış toprağın üstüne, sinirden patlıyor kafası Efendimiz (s.a.v) gelmiş; “Ey toprak baba, burada ne yatıyorsun.” demiş. Niye? Fatıma ile kavga etmiş, camiye kaçmış. Hoca da dua ediyor, “Ya Rabbi Ali ile Fatıma arasındaki mutluluğu nasip eyle.” Doğru, mutluluk vardı ama öyle olmadı hep. Mescide kaçtı Ali. Bunu da nereden öğrendi Efendimiz? Kızını ziyarete gitti. ‘Damadım nerede?’ dedi, “Camiye gitti.” dedi. Hayat bu çünkü, hayat. Medine’de de hayat yaşandı. Ali de olsan hayatı yaşayacaksın. Hangisi haklıydı hangisi haksızdı, onu boşver sen Fırtına koparmadılar buna. Efendimiz onu orada uyardı, gitti evine. Selamünaleyküm. Kapandı o iş. Biz bunun mücadelesini, yoğunlaştırıyoruz ki böyle şeytan bayram etsin diye. Bu beklentiden vazgeçen en sevimsiz, geçimsiz kadınla ve kocayla yaşar Allah’ın izniyle. Ama işte telefondan, internetten her şeyi sipariş verir gibi mutluluk sipariş vereceğine inanıyorsan sen bekle biraz. Biraz şöyle bekle; İsrafil (a.s) bir üfürecek dünya yıkılacak. Sonra bir daha üfürecek insanlar mezardan kalkacak. Ondan sonra mahşer kurulacak. Milyonlarca sene sıraya girilecek. İnşaallah imanla öldüğün için cennete gideceksin. Huriler öyle tam aradığın gibi. Biraz bekleteceğim ama sabır. Kardeşler, Allah sizden razı olsun Dilerim Rabbimden Cennette de böyle buluşalım (İnşallah) Orada Allah’ın dostlarını gidelim, görelim, Onlar bizi davet etsinler, Ali’yi görelim, Fatıma’yı görelim… Orada mahremiyet olmayacak, değil mi? Fatıma annemizin elini öpebilecek miyiz mesela? Ne demek ”Bilmiyoruz”? Gençler, şeriat burada var orada yok Orada yok Allah’a emanet olun. Selamünaleyküm.


Almanca

Wenn sie wollen würden, dass die ganze Welt ihre Sätze, Wörter hört, was würden sie sagen? Ich würde: “La İlahe İllallah Muhammedür Rasulullah” sagen (“Ich bezeuge, dass es keinen anderen Gott gibt außer Allah, und dass Mohamed sein Diener und Gesandter ist.”) Weißt du, was es heißt, dass die ganze Welt das hört? Was ist dein Name? Tekin? Du bist wohl ein sehr Ruhiger (tekin = ruhig), schön. Mach du es auch so. Sag “Muhammedür Rasulullah” (Mohamed ist sein Diener und Gesandter), das soll der Himmel hören. Das sollen die Steine, die Fische im Meer hören, und die sollen Zeuge für dich sein. Was sagt unser Koran? Als der Pharao ertrank, sagt unser Herr: “Fema beket aleyhissemaü vel ard” (Weder Himmel noch Erde weinte über sie”; Duhan 29) Du kannst nicht sagen: “Für wen würde der Himmel denn schon weinen? Kann die Erde weinen? Indessen ist die Sache aber eigentlich folgende: Wenn ein Gläubiger auf einem Boden gebetet hat, wird dieser Boden am Tag des Jüngsten Gerichts diesen Gläubigen suchen und Zeuge für dich sein. Wenn bei der Welt der Erde und bei der Materie im Himmel gemerkt wird, dass ein Gläubiger nicht mehr kommt, wird die Erde “Der Gläubige ist gestorben, der Mensch, der auf mir sein Gebet verrichtet und Allah sagt, ist verschwunden”, sagen und weinen, Weil der Pharao solche Sachen nicht getan hat, hat niemand geweint, Ich würde wollen, dass meine Stimme von der ganzen Welt gehört wird und Berge mir hinterher weinen. Mach du es genau so, Tekin. Das war schön, hat niemand noch eine schöne Frage? Heutzutage, wir haben die 2000er erwähnt, wie sehen sie die Entwicklung der Muslime? Ich gucke nicht vom Weltall aus auf die Welt. Daher sehe ich genau das, was du auch siehst, ich habe keine Vogelsicht. Aber… Die Leute, die die Hadithe des Gesandten lesen, schauen dem Heute wie ein Film zu. Das, was ihr heute als Mangel seht, gibt es als Warnung in den Hadithen. Deswegen wundere ich mich nicht sehr. Ich erwarte auch Schlimmeres als das. Ich erwarte eine noch schlimmere Aussicht. Aber gleichzeitig steigt auch meine Hoffnung. Warum steigt sie? Weil, Egal was passiert, wie schlimm die Lage auch ist, schickt Allah denjenigen, der zu ihm rennt, nicht zurück. Der Rest interessiert mich eh nicht. – Nun, wir haben das Ende der Welt erwähnt, – wir haben eben die 2000er gesagt… -allgemein nutzen wir diese Jahre als das Ende der Welt. – Gibt es Zeichen für den Jüngsten Tag, bei denen Sie denken, dass diese sich bereits bewahrheiten? Das größte, das erste Zeichen für de Jüngsten Tag ist, dass unser Prophet (s.a.v) weggeschickt wurde. Der Prophet des Jüngsten Tages, und unser Prophet (s.a.v) sagt: “Der Abstand zwischen der Zeit, zu der ich geschickt wurde und dem Jüngsten Gericht, ist wie der zwischen dem Nachmittagsgebet und dem Abendgebet.” Er erwähnt keine Zahl, aber wie viel Zeit ist an einem 24-stündigen Tag zwischen Nachmittag und Abend? In den Sommermonaten sind es drei Stunden. Drei, dreieinhalb Stunden, von 24 Stunden, sagen wir mal es sind vier Stunden. 20 davon sind die Vergangenheit und vier sind übrig geblieben, als unser Prophet gegangen ist. Das ist 1400 Jahre her, Ich wäre überrascht über die Intelligenz jener, die sagen, dass der jüngste Tag in 20 Jahren ist. Was mischst du dich in die Arbeit Allahs ein, aber auch die, die sagen, es sind noch 10 000 Jahre, haben keinen Verstand. Es ist ein Thema, das dem Ungesehenen zugehörig ist, aber der jüngste Tag hat kein so deutliches Zeichen wie unseren Propheten. Abgesehen davon gibt es Zeichen, die nicht auf demselben Niveau sind. Zum Beispiel: dass Frauen Arbeitsstellen öffnen und sich in Geldangelegenheiten ihrer Männer einmischen, steht in den Buhari Hadithen. Obwohl in solcher Art sehr viele Zeichen vor unseren Augen sind, können wir leider keine Lehre daraus ziehen. Freunde, wichtiger als die Zeichen sind die Vorbereitungen, die man dafür trifft, selbst, wenn es keine Zeichen gibt, die zu sehen sind, muss ich vorbereitet sein, denn der größte jüngste Tag ist mein Tod, was juckt mich der Tag des jüngsten Gerichts nach meinem Tod, so müssen wir denken, – Nun gibt es im Haus sicherlich Streitereien zwischen Ehepartnern, Ist das die Frage von so vielen Singles hier? Erschrecke die Jugendlichen nicht, frage demnach vorsichtig. – Ja ich wollte etwas für die Lösung davon fragen. Diese Armen haben keine Theke (im Sinne von sie sind nicht mal verheiratet), was fragst du darüber – Sie können sich ja dementsprechend darauf vorbereiten Die Ware der Reichen ist wohl der schwache Trost, wie auch immer los frag. Das Wort ist bei dir, – Wie kann man das Wut-Problem lösen? – Bei der kleinsten Streiterei komplizieren wir es, – Ja es gibt solche Situationen – Man kann zum Beispiel den Ort verlassen usw., aber wenn wir auch das nicht hinkriegen, was können wir dann machen? Freunde, die Singles sollen mir zuhören. Die Verheirateten hören nie zu. Sie denken, dass sie alles schon wissen. Gibt es hier Singles, zeigt auf, Oh mein Gott, oh man Nehmen wir an ich hab das erst gar nicht gefragt, Meine ledigen Brüder, ich als euer Bruder werde – so Allah will -lange Jahre leben, und zu euch nach Hause kommen, um bei euch Suppe zu essen. Aber was man von Weitem erkennt, bedarf keiner Erklärung, Vergisst bei euren Fatihas nicht diese Bruder, und erinnert euch an dem Tag an folgenden Satz: Unser Prophet (s.a.v) sagt; “Wer mit einer gerechten Frau, also einer Frau, die ihr Leben mit Gottesfurcht lebt, heiratet, hat 50% seiner Religion vervollständigt.” Und für den Rest soll er gottesfürchtig sein und ins Paradies eintreten. Freunde wenn ich sagen würde, dass ihr mir die Befehle des Islams aufzählen sollt Das Gebet, Fasten, Pilgern, Spenden, Gehorsam gegenüber Mutter und Vater, den Koran lesen, opfern, Almosen geben, in die Itikaf gehen, Teravih beten, das Freitagsgebet verrichten, sich bedecken… Du zählst und zählst, man wie viele Befehle es gibt. Die Frau bildet 50% von diesen. Und ich sage dir demnach, Oh du Lediger, hier gibt es niemand anderen, Oh ihr alle so viel es im Namen des Islams gibt, das du machen kannst, so viel wie die Summe all dieser, so sehr wird deine Familie dich ermüden. Was du vom Gebet, vom Fasten weißt, schreibe es auf. Messe die Summe der psychologischen und biologischen Last, die physische Last dieser. Die Ehe ist so viel. Warum? Allah gibt für sie das Paradies. Das Paradies ist doch nicht günstig, sie ist auch nicht umsonst und gratis. Die Hölle ist natürlich auch nicht umsonst. Wenn diejenigen, die geheiratet haben also “Oh Allah! Ich möchte von dieser Frau, diesem Mann – Je nach dem, wer Mann oder Frau ist – nichts haben. Ich habe in deinem Namen geheiratet. Ich möchte von dir.” sagt wird, egal wer ihm gegenüber steht, mit der Erlaubnis Allahs dieses Nest sich nicht auflösen- Nun haben wir ein sehr wichtiges Problem. Es wurde etwas namens Handy erfunden. Du bestellst dein Essen von dort, erfährst deine Punkte in der Schule von da, die Ergebnisse in der Universität werden dort veröffentlicht, du siehst alles sofort. Männer denken, dass auch Frauen so sind. Bis zum Jüngsten Tag wird es nicht so eine Frau geben, Die Jungfrauen im Paradies werden so sein. Das sind Fehleinschätzungen der Erwartungen. Bereue dies. Meine Brüder, unser Prophet (sav), ist der Gebieter aller Welt, aber er hatte Probleme mit seinen Frauen. Nicht nur mit unserer Mutter Hatice. Er hat sie nicht vor die Tür geschmissen, vergisst eines nicht. Der Koran zeigt als das Schlimmste der Menschheit zwei Menschen auf. Er sagt, dass sind die schlechtesten Menschen. Die Frau von Noah (a.s) und die Frau von Lot (a.s), Allah zeigt uns 25 Menschen als Vorbild. Noah (a.s) ist von diesen 25 in den Top Fünf. Seine Frau war Jahrhunderte lang ein Unglück. Lots Frau ist die schlimmste Frau bezüglich Grausamkeit. Aber nicht bezüglich Moral. Zu einer Frau eines Propheten passt nicht die Rolle einer bösen Frau, die euch mal so einfallen würde. Aber diese Frauen haben von ihren Männern nicht den Satz “Ich werde mich von dir scheiden” gehört. Noah (a.s) hat das Wort scheiden nie benutzt. Ist das nicht Wert, darüber nachzudenken? Er hat genau so wie er die Ungläubigen ertragen, seine Frau ertragen. Wenn du als Muslim dazu bereit bist, dich mit Israel und Amerika zu raufen, aber nicht dazu bereit bist mit deiner Frau zu Hause mit der Geduld zu raufen, dann heißt das, dass du in Widerspruch gerätst. Und das nenne ich auch Fehleinschätzung der Erwartungen. So eine Ehe gibt es nicht. So eine Ehe haben nicht mal die Propheten geführt, wie sollst du sie führen. Ich werde euch etwas erzählen, Wart ihr schon mal dabei, als eine Ehe geschlossen wurde, als eine islamische Eheschließung stattgefunden hat? Habt ihr schon mal gesehen, wie sie beten? Sind Sie ein Imam? (Ja) Hast du schon mal eine Ehe geschlossen (Ja) Sagst du in deinem Gebet “Allah, lasse ihnen das Glück, das Ali und Fatma unter sich hatten, zuteil werden”? (Ja, sage ich) Hört ihr das? Wird Ali nicht Ebu Turab genannt? Was heißt Ebu Turab? Es heißt Mann mit Erde. Warum haben sie ihn so genannt? Weil er in den Gebetsraum gegangen ist, sich auf die Erde mit dem Gesicht nach unten gelegt hat, sein Kopf platzt vor Wut, Unser Prophet (s.a.v) kommt; “Oh Vater der Erde, warum liegst du hier”, sagt er. Warum? Er hat mit Fatima gestritten, ist in die Moschee geflüchtet. Und der Hoca betet “Allah, lasse ihnen das Glück, das Ali und Fatma unter sich hatten, zuteil werden” Stimmt, da gab es Glück, aber es war nicht immer so. Ali ist in den Gebetsraum geflüchtet. Und wie hat es unser Prophet erfahren? Er ist seine Tochter besuchen gegangen. “Wo ist mein Schwiegersohn?”, hat er gesagt, Sie hat “Er ist in die Moschee gegangen”, gesagt. Das ist nämlich das Leben. Auch in Medina wurde das Leben gelebt. Selbst wenn du Ali bist, wirst du dein Leben leben. Wer Recht hatte und wer nicht, mach dir nichts draus, sie haben dafür kein Skandal gemacht. Unser Prophet hat ihn dort ermahnt, er ist nach Hause gegangen. Selamünaleyküm. Die Sache war gegessen. Wir erschweren uns die Auseinandersetzung dafür, damit der Teufel feiert. Wer diese Erwartung aufgibt, kann auch mit der unfreundlichsten und ungeselligsten Person leben, so Allah will. Aber wenn du daran glaubst, dass du genau so wie du vom Handy im Internet alles bestellst, auch Glück bestellen wirst, dann warte du noch ein bisschen. Dann warte noch; Israfil (a.s) wird einmal pusten und die Welt wird untergehen. Und dann wird er noch einmal pusten und die Menschen werde von ihren Gräbern auferstehen. Dann wird der Ort des jüngsten Gerichts aufgebaut. Millionen von Jahren werden sich anstellen. So Allah will, wirst du, weil du im Glauben gestorben bist, ins Paradies gehen. Die Jungfrauen im Paradies sind genau so, wie du willst. Ich werde euch warten lassen, aber Geduld. Brüder, möge Allah mit euch zufrieden sein, Ich wünsche mir von meinem Herren, dass wir uns im Paradies auch so versammeln werden (so Allah will) Lasst uns dort zu den Gesandten Allahs gehen, lasst uns sie sehen, sie sollen uns einladen, lasst uns Ali sehen, Fatima sehen… Dort wird es keine Geheimhaltung geben, stimmt’s? Können wir zum Beispiel die Hand unserer Mutter Fatima küssen? Was soll das heißen “Wir wissen es nicht”? Die Scharia gibt es hier, dort nicht dort gibt es sie nicht Allah segne euch. Selamunaleyküm.


Azerice

Bütün dünyadakı ifadələrinizi və sözlərinizi eşitmək istəsəydiniz nə deyərdiniz? “La Ilahe Ilalallah Muhammadur Rasulullah” deyərdim Bütün dünyaya bunun şahidi olmağın nə demək olduğunu bilirsinizmi? Adın nədir Tekin? Sən çoxlarından, gözəlisən. Sən də bunu edirsən. Hətta Məhəmmədur Rəsulallahın səmaları da eşidilməlidir. Daşları eşit, dənizdəki balıqları eşit Qoy sənə də şahid olsunlar. Quranımız gənclərə nə deyir? Firon boğulanda Rəbbimiz buyurur: “Fema beket aleyhissemaü vel ard” (Nə göylər, nə də yerlər onun üçün ağlamadı) deyir (Duha 29) Göy kimin ağladığını deyə bilməzsən? Torpaq ağlayacaqmı? Görünən budur Mömin bir yerə səcdə edərsə o torpaq qiyamət günü möminini axtaracaqdı. Möminin yenidən gəlmədiyi, yer aləmində, göydəki hava cisimlərində olmadığı başa düşüldükdə Torpaq “bu mömin öldü, mənim üçün dua edəcək insan, Allah yox olar” deyərək ağlayardı. Firon belə bir iş görmədiyi üçün heç kim ağlamadı Səsimin bütün dünyada eşidilməsini istəyirəm, amma məndən sonra dağların ağlamağını istəyirəm. Sən bunu et, Təkin. Gözəl idi, yoxsa başqa yaxşı suallarınız var? Bu gün 2000-ci illər dedik, müsəlmanların tərəqqisini necə görürsən? Mən dünyaya kosmosdan baxmıram. Beləliklə, gördükləriniz mənim gördüyüm şeydir Quşun gözü yoxdur. Amma … Gənclər, Rəsulallahın (s.ə.v) hədis şeriflərini oxuyanlar bu gün sanki bir filmə baxırlar. Bu gün çətinlik içində gördüyünüz şeylər hədislərdə bir xəbərdarlıq olaraq var. Buna görə çox təəccüblənmirəm. Bundan daha çox şey gözləyirəm. Bu görüntünün daha pis olacağını gözləyirəm. Ancaq ümidim, getdikcə artır. Niyə artır? Çünki vəziyyət nə qədər pis olsa da Allah Ona tərəf qaçanları geri qaytarmaz. Qalan hər halda mənə aid deyil. – İndi müəllim, axır vaxtlar dedik, – 2000-ci illərdə olduğumuzu dedik … – Biz ümumiyyətlə bu illəri son dövrlər kimi istifadə edirik. – Düşündüyünüz apokalipsis əlamətləri varmı? Ən böyük, bir nömrəli apokalipsis Peyğəmbərimizin (s.ə.v) göndərilməsidir. Qiyamət Peyğəmbəri Və buyurur ki, Peyğəmbərimiz (s.ə.v) “Göndərilən vaxtla apokalipsis arasındakı məsafə günorta vaxtı və axşam namazı arasındakı məsafədir.” deyir. Bu rəqəm vermir, amma 24 saatlıq bir günorta və axşam arasındakı müddət necədir? Yazda üç saat var. Üç, üç yarım saat 24 saatınız dörd saat deyək. Ustadımız (s.ə.v) gələndə onlardan iyirmi dördü qalır. 1400 il keçdi İyirmi il əzab var deyənlərin ağlına heyranam. Allahın işinə nə ilə qarışırsan Ancaq on min il var deyənlərdə ağıl yoxdur. naməlum bir mövzu Lakin apokalipsisdə Peyğəmbərimiz (s.ə.v) qədər açıq bir qüsur yoxdur. Bundan başqa, o səviyyədə olmayan əlamətlər var. Məsələn; Qadınların iş yerlərinə və ərlərinin pullarına açılması Buxaridə apokalipsis əlaməti olaraq hədis adlanır. Təəssüf ki, bu kimi əlamətlər gözlərimizin önündədir, amma imza ala bilmirik. Ona hazırlaşmağım dostlardan daha vacibdir Heç bir işarə olmasa da hazır olmalıyam çünki ən böyük apokalipsis mənim ölümümdür Məndən sonra apokalipsisdən banan Düşünməliyik – Xoca, indi ev təsərrüfatındakı həyat yoldaşlarının mübahisələri hər ailədə baş verir. Bu qədər təkbaşına sual? Gəncləri qorxutma, diqqətlə soruş. Burada onun həlli üçün bir sual vermək istədim. Bu baqotlarda sayğac yoxdur, nə istəyirsən – Ona görə tədbir görürlər. Varlıların varlılarının təsəllisi olduğunuzu soruşun. Söz sənindir – Xoca, bu qəzəb problemini necə həll edək? – Mübahisə bir şeydən çıxanda bunu böyüdürük – Bəli, bununla bağlı vəziyyətlər var – Yer yoxdur, yeri tərk et, bağla və s. amma; Bunu da edə bilmiriksə nə edə bilərik? Dostlar məni dinləyir. Evlidir qulaq asma. Hər şeyi bildiklərini düşünürlər. Tək var, qoy barmaqlarını görüm Ey allahım Vallah Heç vaxt soruşmadım, qəbul et Qardaşlarım sənin qardaşındır Ümid edirəm uzun illər yaşayır, sənin evinə bir şorba üçün gəlir. Ancaq görünən kənd bələdçi istəmir Unutma bu qardaş O gün sözümü xatırla Peyğəmbərimiz (s.ə.v) buyurur; “Saliha, bir qadınla, yəni Allahdan qorxan bir qadınla evlənərək, dininin 50% -ni tamamladı.” deyir Allahdan qorxaraq arxasındakı cənnətə girməli olduğunu söyləyir. Dostlar Mənə İslamın əmrlərini desəm Namaz, oruc, çarmıx, zəkat, ana və ataya itaət Quran oxumaq, qurban vermək, sədəqə vermək, fitrə vermək, qeydiyyatdan keçmək, Təravih qılmaq, cümə namazı qılmaq, hicaba girmək … Neçə sifarişiniz olduğunu hesablayır. Qadınlar bunların 50% -ni təşkil edir. Sonra sənə deyirəm Ey subay Burada başqa heç kim yoxdur, hamınız İslam adı ilə nə edə bilərsən Ailəni cəmi qədər yorursunuz. Buna hazır deyilsinizsə, evlənməyin. İslam olaraq, namazdan və orucdan nə bilirsənsə, yayı bir kənara qoy. Onların cəminin psixoloji və ya bioloji çəkisini ölçün, fiziki ağırlığını ölçün. Evlilik bu qədərdir. Niyə? Allah bunu Cənnətə verir. Cənnət ucuz deyil, heç bir şey üçün deyil, pulsuz da deyil. Əlbəttə, cəhənnəm boş yerə deyil. Beləliklə, evlənənlər “Allahım! Mən bu qadından, bu kişidən, ər-arvaddan bir şey istəmirəm. Heç bir şey istəmirəm. Mən sizin üçün evliyəm. Səndən istəyərdim. ” desə kim olursa olsun Allahın izni ilə o yuva dağılmır. İndi çox vacib bir problemimiz var. Cib telefonu kimi bir şey icad edildi. Oradan yeməyi sifariş edirsən, oradakı məktəb hesabını öyrənirsən, universitet nəticələri oradan gəlir, hesablamanı oradan, xaricdən edirsiniz. Kişilər də qadınları belə düşünürlər. Qiyamət gününə qədər belə bir qadın olmaz. Cənnətdəki Huris belə olacaq. Bu gözləmə səhvidir. Tövbə etdin. Qardaşlarım, Peyğəmbərimiz (s.ə.v) kainatın sahibi, ancaq xanımları ilə problem yaşadı. Xədicə yalnız anamızla baş vermədi. Onları qapıya atmadı Bir şeyi xatırla. Quran iki insanı bəşəriyyətin ən pis tərəfi olaraq göstərir. Ən pis insan deyir: Nuhun (ə) arvadı, Lutun (ə) arvadı Allah bizə 25 nəfəri nümunə göstərir. Nuh (ə.s) həmin 25 nəfərin ilk beşliyindədir. Əsrlər boyu həyat yoldaşı narahatlıq keçirib. Lutun (ə) həyat yoldaşı ən pis qadın, qəddardır. Əxlaqda deyil. Bir Peyğəmbərin həyat yoldaşı üçün ağlınıza gələn pis qadın rolu yoxdur. Ancaq səndən eşitməmiş bu qadınları ərlərindən boşam. Nuh (ə.s) heç vaxt boşanma sözünü işlətməmişdir. Düşünməyə dəyər deyilmi? Həyat yoldaşına səbri ilə yanaşı səbir edir. Müsəlman olaraq, İsrail və Amerika ilə vuruşmağa hazır deyilsinizsə, evdə olan qadınla səbirlə mübarizə etməyə hazır deyilsinizsə bir ziddiyyət yaşayırsınız. Gözləmə xətası dediyim budur. Belə evlilik yoxdur. Peyğəmbərlər belə bir evlilik edə bilmədilər ki, sənin edəcəksən. Sizə bir şey deyim Heç toyda olmusunuz, Dini toy doğranarkən? Onların necə dua etdiyini görmüsən? İnanırsınız? (Bəli) Heç toyun olubmu, müəllim? (Yəni) duanda; “Vallah, sən onlara Əli ilə Fatıma arasındakı xoşbəxtliyi deyirsən? (Diyorum) Eşidirsən? Əli Əbu Turab adlanır? Əbu Turab nə deməkdir? Yerə düşmüş adam deməkdir. Niyə ona dedilər? Məscid yerdə üz-üzə gəldiyi üçün baş əsəbdən qopdu Ustadımız (s.ə.v) gəldi; “Ey yer atası, burada nə yatırsan?” demiş. Niyə? Fatimə ilə vuruşub məscidə qaçdı. Xoca, “Rəbbi Əli ilə Fatimə arasındakı xoşbəxtlik necə olur?” Düzdür, xoşbəxtlik var idi, amma həmişə deyil. Əli məscidə qaçdı. Ustadımız bunu haradan öyrəndi? Qızını ziyarətə getdi. ‘Mənim kürəkənim haradadır?’ dedi, “Məscidə getdi.” dedi. Bu həyatdır, çünki həyat. Mədinədə də həyat var idi. Əli olsan da həyatı yaşayacaqsan. Hansı doğru, hansının səhv olduğunu heç düşünməyin Fırtına ilə aparmadılar. Ustamız orada xəbərdarlıq etdi, evə getdi. Selamünaleyküm. Bağlanıb. Bunun mübarizəsini gücləndiririk ki, belə bir şeytan ziyafət versin. Bu gözləntini vermək Allahın izni ilə ən xoşagəlməz, uyğun olmayan qadın və ər ilə yaşayır. Ancaq xoşbəxtliyə əmr verəcəyinizə inansanız, sanki hər şeyi telefondan, internetdən sifariş verərsiniz biraz gözləyin. Bir az belə gözləyin; Bir İsrafil (əs) üfürəcək bir dünya məhv olacaq. Sonra yenidən üfürəcək insanlar qəbirdən qalxacaqlar. Bundan sonra xestelik qurulacaq. Milyonlarla il növbəyə qoyulacaq. Ümid edirəm cənnətə gedəcəksən, çünki imanla ölürsən. Huris sənin adını çəkdiyin kimi. Bir az gözləyirəm amma səbr edirəm. qardaşlar, Allah rəhmət eləsin Rəbbimdən diləyirəm Göydə belə görüşək (İnşallah) Artıq Gəlin Allahın dostlarını görək, Bizi dəvət etsinlər, Görək Əli, Görək Fatıma … Orada gizlilik olmayacaq, deyilmi? Məsələn, anamın əlindən öpə bilərikmi? “Bilmirik” nə demək istəyirsiniz? Gənclər, şəriət buradadır, yoxdur Orada yoxdur Allaha əmanət olun. Selamünaleyküm.

Evlilik Programları Rezilliği! – İfşa Ediyoruz!

medeniyet fantazileri arasında yer alan evlilik programları toplumdaki mahremiyet algısını malesef yok ediyor ve reyting için her yolun mübah sayıldığı insanların eğlence aracı olarak görüldüğü ve onların duygularının istismar edildiği bu tür programlara sıra dışı ve bazı ruhsal bozuklukları olan bireyler katılıyor. çeşitli çirkin konuşmalar ve görüntüler ortaya çıkıyor ve özellikle evlilik için karşı tarafın sadece görünüşüne ve sayısal vasıflarına yani genelde maaş , yaş , boy , ev , araba gibi durumlarına bakılarak adımlar atılması ve hemen oldu bittiye getirme çabaları ise ayrı bir rezillik. halbuki evlilik hususunda efendimiz (a.s.m.) kadın 4 şey için nikahlanır. malı için , soyu için , güzelliği için ve dindarlığı için sen diyor dindar olana bak. ama burada soyu geçmişi ne olduğu belli olmayan kişiler ve sadece mal ve dış görünüşün önde olduğu bir seçim sunulması zaten dini yaşantısına bakmaya fırsat bile bırakmıyor. veya dindar kimliği ile gelenlerin dine ne kadar zarar verdiklerini görüyoruz. yok efendim elektrik alamadım yok bir kıpırtı olmadı hadi bir çay içelim diyip aniden el ele tutuşup oradan gidiyorlar. bu ne elektrikmiş arkadaş sanki görsen jeneratör pazarlama şirketleri var cahiliye döneminde kadınlar pazarlarda görücüye çıkarılır orada pazarlanır ve satılırdı. şu evlilik programlarının şu durumdan bir farkı var mı acaba ? şimdi daha alımlı daha dikkat çekici şekilde televizyon ekranlarında pazarlıyorlar. işte şöhret aynı-ı riyadır yani gösterişin ta kendisidir ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. ve insanı insana abt ve köle yapar. şöhret öyle zehirli bir bal ki şöhret namına insan ruhunu bile ayaklar altına aldıracak dereceye iniyor. haysiyetlerinin ayaklar altına aldıracak davranışlar ile topluma zerre faydası olmayan görüntüler ortaya çıkıyor. sahneye atlayıp dans eden genç , yaşlı , erkekler ve kadınlar işin zirvesi zaten aynı dişisini etkilemeye çalışan arizona kertenkeleleri gibi şaklabanlık yapmaya başlıyorlar. yani şunu düşünmeden de edemiyorum , acaba bunların ailesi , akrabası , tanıdıkları hiç mi bu hallerini görmüyorlar. veya işte bunları acaba tanıyan birisi yok mu diye insan kendini alamıyor. ve oraya katılanlardan birçoğunun dikkat ederseniz evlatları var. neyse söylenecek şey çok ama inşaallah rtük gerekeni yapar diye bekliyoruz. ve en büyük darbeyi aile yapısına vuruyorlar. bu tür programlar ile yetişen çocukların kadına bakış açısı da değişiyor. her kadın para düşkünü ev araba isteyen kişiler gibi gösteriliyor. işte medeniyet ise kadınları yuvalarından çıkarıp o perdelerini indirip beşeri de baştan çıkarmıştır diyor üstad hazretleri helal haramın unutulduğu bu programlarda üzülerek söylüyorum ki tesettürlü sahısların sergilediği bu edepsiz tavırlar daha ilk gördüğü erkekle sarmaç dolaç olmaları ve hemen dans etmeleri islamafobiyi oluşturmaya çalıştıklarının açıkça belirtisi erkeklerde kadına ve kadınlarda erkeğe bir güvensizlik oluşturuluyor. bak dindar olanını da gördük diyerek çirkin görüşlerin ortaya çıkmasına sebebiyet veriliyor. kadınların cevheri olan sadakat ve hürmetleri ve erkeklerin fedakarlıkları yerle bir oluyor. bir kadın kendini açıklık ve saçıklıkla başkalarına göstermeye ve sevdirmeye çalışsa her ciyette zarar eder diyor. ve tesettürlüler böyle işte diye başlayan konuşmalardaki vebali malesef düşünmüyorlar. edepsizlik öyle safhaya gelmiş ki annesi ve babası kızını alıp evlilik programına getiriyor. burada herkese çok büyük görev düşüyor. evet kardeşim sen evlilik programlarını izleme ve izletme çeviri : Yusuf AYDEMİR

İbadeti abartıp kendinizi yıpratmayın. Siz yorulursunuz ama Allah yorulmaz!

Bu ümmet, vasat ümmettir. Uç ümmet değiliz biz. Hiçbir işimiz de uç değildir. Aşırılık bizde yoktur. Namazda yoktur, oruçta yoktur, hacda yoktur, cihadda yoktur, bedenimizi yormakda yoktur. Hani, hani bir tane kadın, Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’e övüldü, Aişe anamız dedi ki; ya Resulullah filanca kadın var ya, filanca kadın hani onun da tanıdığı bir kadın. Yahu kadını anlatıyorlar da, hiç ara vermeden namaz kılıyormuş. Uyku yok, hep namaz. Namaz namaz namaz. Övüyorlar. Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in huzurunda Aişe anamız övüyor. Bırakın, bırakın, bırakın buyurmuş. Bırak bırak bırak kadını. Siz, yorulursunuz, Allah yorulmaz. İnatlaşmayın buyurmuş. Dikkat edin! Yahu ben ölmeden de ümmetimden böyle saliha kadınlar çıktı, ne mutlu bana yaa, yaa.. al benden selam söyleyin, çok memnun oldu Peygamber deyin mi diyor, Allah’la yarışamazsınız! Siz bıkarsınız da, Allah sevap vermekten bıkmaz! Takatiniz kadar yapın, yıpranmayın buyurmuş. Kim için söylüyor bunu? Namazda aşırı giden bir kadın için. İsrafçı kadın. Namaz israfı yapıyor. Çünkü, sabaha kadar, namaz kılan kadın, akşama kadar dinlenen kadın olması gerekecek. Onun üç gün üst üste böyle dinlendiğini gören şeytan, kocası ile arasındaki gerekli yatırımı yapacak, aile çökecek, karı-koca’lıkları zayıflayacak. Kıyamet günü nikahlı bir kadın, sabaha kadar nafile namaz kıldığını göstererek, nikah faturası ödeyemez Allah’ın huzurunda. Çünkü Peygamberi ona ne demişti? Perşembe pazartesi nafile orucunu bile kocana izin tutarak tutacaksın buyuruyor. Kocandan izin alacaksın. Çünkü senin nikahının hakkını vermen, bir erkeğin iffetini muhafaza etmen, Ümmet-i Muhammed’in namus ordusunda mücahit olman demektir. Sen orduda görevlisin, ümmetin namus kalesini bekliyorsun, ama bireysel bir işinle, görevin arasında tercih yapıp, bireysel işini, görevini ezecek şekilde kullanıyorsun. Bu Allah’ı memnun etmez demiş oldu, o kadına, sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. İbadette de israf yok. İnsani ilişkilerimizde de israf yok. İnsanlar, büyük küçük ilişkisi görürler. Küçük, büyüğe hürmet etmelidir. Ama ayağını öpmeli değildir. İsraftır bu. Hürmette saygıda da israf. Biz Peygamberimize, Aleyhissâlatü Vesselâm onca muhteşem, hürmet ve saygıyı gösteririz. Ama, abartır da, Allah’ın oğludur haşa dersek, Cehennemi boylarız. Bu sevgi israfı çünkü. Hristiyanların İsa aleyhisselam’a, Yahudilerin de Üzeyir aleyhisselam’a yaptıkları gibi. Abarttılar, israf ettiler sevgiyi, ve orda boğulup kaldılar.

Teravih Kılabilecek Miyiz? Oruç Tutulacak Mı?

Bütün dünya olarak şimdi corona ile mücadele etmeye çalışıyoruz. Dünya genelinde milyonlarca insanı etkisi altına aldı. Her ülke kendine göre önlemler almaya çalıştı. Hatta ben biraz araştırdım ve enteresan şeylerle karşılaştım. hani geçenklerde Türkiye’de sumak kullanulmasına yönelik böyle bazı rüyalar anlatılan videolar yayılmıştı ya. Ondan öncede sütün içine limon sıkmak veya bunun gibi vidoolar çokça paylaşıldı. Biraz araştırdım. Dünya’nın farklı ülkelerinde de bu tarz videolar yayıldığını gördüm. Mesela işte Hindistan’da 500 defa alkış yaparsanız Corona gelmez gibi enerji oluştuğunu, pozitif enerjiyi Corona’ya engel olur gibi şeyler yayınlanıyordu, paylaşılıyordu. Veya başaka ülkelerde, kimi ülkede sarımsak, kimi ülkede başka şeyler. Fark ettim ki her ülke kendine göre bazı önlemler almaya çalışıyor, bazıları bunların hurafe kökenli olabiliyor, bazıları hükümet bazında alınmış kararlar olabiliyor. Ama bir tanesine çok güldüm. O da malezya’da her tarafa hükümet tarafından bazı posterler asılmış. Posterlerde kadınlara yönelik uyarılar var. “Lütfen çok konuşarak evde kocalarınızı rahatsız etmeyin.” diye. Buna çok güldüm gerçekten. Yani hükümete bak ne kadar halkını dşünüyor. (Gülüyor) Şimdi tabi bu süreç daha ne kadar devam edecek bilmiyoruz. Önümüzde ramazan var. Ramazan yavaş yavaş yaklaşıyor. Dolayısıyla hepimizin aklında şu soru var. Acaba ramazanda oruç tutmamızı nasıl etkileyecek, oruç tutabilecek miyiz? Teravih kılabilecek miyiz? ramazanın neşesini yaşayabilecek miyiz? Şimdi isterseniz bunları cevaplandıralım. (Kalem sesi) (Video boyunca fonda zaman zaman hafif bir piyano müziği var) Biliyorsunuz, maalesef önceki yıllarda insanların oruç tutmaya yönelik envai çeşit bahaneleri vardı. Bazı insanlar ilaç kullanıyorum, bazı insanlar işe gittiğim için tutamıyorum diye değişik bahaneler üretiyorlardı. Şimdi âdeta Cenab-ı Hak bizi ev kampına aldı ve artık bütün bu bahanelerimiz ortadan kalktı. Aslında oruç tutmak için çok daha rahat bir ortamdayız. Eğer bu karantina ve evde kaldığımız süreç devam ederse. Yani ramazanda da evde kalmaya devam edersek ve bu durumda aslında oruç tutmamız çok daha kolaylaşacaktır. Dolayısıyla bu Corona salgınının olduğu süreç içinde evde kalıp oruç tutmamız aslında çok daha kolay olacaktır. Ramazanda ve özellikle ramazana kadar olan üç aylar sürecinde de oruç tutmaya devam edelim. Hatta gayret edelim, etrafımızdakileri de teşvik edelim. Teravihe gelince tabi teravih Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam tarafından cemaatle ilk başta kıldırılmıştı. Daha sonra Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bu farz olarak algılanmasın diye kendisi evinde tek başına kılmıştır. Bu da aslında bize cevap veriyor. Yani daha sonraki süreçte insanlar parça parça kılınca Hazreti Ömer (r.a.) insanları bir cemaat haline getirip ramazanı bu şekilde ihya etmişti ve bütün sahabelerin ortak istişaresiyle, onların da takdirini alarak bu kararı almıştı. Bundan sonraki dönemlerde de ümmet teravihi hep beraber kılarak Hazreti Ömer’in bu uygulamasını devam ettirmişti ki Efendimizin (a.s.m.) de zaten halifelerin kararlarına uymaya yönelik hadisleri de var. Siz yeterki teravihi kılında burada önemli olan mesele bu. Yani ramazanı değerlendirmek, secdelerimizi arttırmaya çalışmak. Eğer hiç farz namazlarını kılmayan kardeşlerim varsa zaten ilk tutunmamız gereken şey o. Zaten Cenab-ı Hak bizi aslında bir ev kampına aldı. Şimdi ben mesela bu günkü ilmî birikimimin büyük bir kısmını böyle gençlik çağlarında özellikle gittiğim Risale okuma kamplarında elde ettim. Böyle arkadaşlarımızla giderdik. Alırdık Risaleleri elimize bir hafta iki hafta boyunca kapanırdık, sürekli ilimle meşgul olurduk. Kur’an okurduk, Cevşen okurduk, Risale okurduk. Bu bizi çok geliştirdi. Yani şu anda tam öyle bir süreç yaşanıyor. Normalde işin koşturmacasından, hayatın koşturmacasından bazı şeylere fırsat bulamadığımızdan yakınıyorduk. Şimdi Cenab-ı hak bizi ev kampına aldı. Sanki böyle adeta bu olumsuz diziler, olumsuz filmler veya sosyal medyayı aşırı kullanmanın etkisiyle hane içindeki irtibatlarımız kopmuştu, hane içindeki bağlarımız kopmuştu. Yani şimdi ailenin dağılması demak asıl toplumun dağılması demek. Yani aslında Cenab-ı Hak bizi bütün diğer cepheleri durdurarak esas cepheye yönlendirsi, esas cephe ailedir. Üstad hazretlerininde dediği gibi ailemizi bir Medresi-i Nuriye’ye çevirme zamanı, ailelerimizi bir kampa sokup bu süreci en iyi şekilde geçirme zamanı. Çünkü bu süreç bir şekilde Allah’ın izniyle geçecektir. Ama geçtiğinde ya bu süreci kaybetmiş olarak geçeceğiz ya da bu süreci kazanmış olarak, bu süreçten faydalanmış olarak geçireceğiz. Faydasız işlerle mi meşgul olalım? Yoksa daha sonra şükredeceğimiz bir çalışmanın içine mi girelim? Eğer kendimize program yaparsak, ben evde kaldığım süre zarfı içerisinde kendimi geliştireceğim, kendime güzelce düzenli bir program yapacağm derseniz; kendi kendinizi motive edersiniz, kendinizi gaza getirirsiniz. Ya şevke gelmenin tam sırası. Oturun, bütün şevkinizle, gayretinizle alın kağıdı kalemi elinize ve yazmaya başlayın. Diyin ki günümü böyle planlayacağım, şöyle okuyacağım ve bu hedefinizi yakalamak için uğraşın, gayret edin. Göreceksiniz zaten her gününüz kadir gecesi gibi değerlenmiş olacaktır. Ben bu süreci aslında Hira’ya benzetiyorum. Ya Nasip’i okuyanlar da bilir (Oaman Sungur Yeken’in kitabı) Yani Hira Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın toplumdaki problemleri gözlemlemesi ve Cenab-ı Hakka yakınlaşması, onu tefekkür etmesi açısından nübüvvetin ilk zamanında çok önemli bir süreçtir. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam Hira mağarası’na çekildi. Orda uzun süre tefekkür etti. Ve kendini buldu ve kendini bulduktan sonra Rabbini buldu. Şimdi burda bize bir mesaj veriliyor. Nedir o mesaj aslında biz de kendi Hira’mızı bulursak Cenab-ı hak bizimle de konuşur. Çünkü ilk ayat Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam Hira’ya çekildikten sonra geldi. Hira’da adeta bir kozanın içinde kendini bulan metamorfozunu gerçekleştiren bir birey gibi sen de yuvanı Hira’ya çevirirsen orada Cenab-ı Hak seninle de konuşur. Konuşması ne demek? Yani sana vahiy mi gelecek? Aslında bir açıdan bakarsak Kur’an zaten 1400 yıl önce inmiş ama o ayetler senin gönlüne inmiş mi? Yani bu açıdan evet sana vahiy gelecek. Zaten vahiyin hepsi sana geldi. Bütün bu mesajlar sana geldi. Yeter ki oku, yeter ki yaşa diye. Sözün özü: Hanelerimiz bizim esas cephemizdir oraya yönelelim. Orayı Hira’mız belleyelim. Ashab-ı Kehf’in mağarası belleyelim. Eğer Ashab-ı Kehf’in mağarası gibi haramlardan korunduğumuz bir kaleye çevirirsek yani fethedilmesi gereken bu burcu fethedersek; İstanbul’un fethinden de önce gelen bir şeyi elde etmiş oluruz. Ve Ashab-ı Kehf’in uyanışından çok daha kuvvetli bir uyanışla uyanmış oluruz. İşte uyanmanın vaktidir. Sancak düştüğü yerden kalkacak, bu da bizim hanelerimiz olacak. Elbette ki bu ramazan sürecinde önceki ramazanlardaki gibi iftar gezmeleri, farklı evlere gitmeler olmayacaktır. Belki bu süreç devam ederse bayramlaşma da tam manasıyla yaşanamayabilir. Ama burda esas kaybettiğimiz ve esas kazanmamız gereken hane içindeki o vakit geçirmemiz çok önemli. İftarı ailelerinizle beraber yapmanız çok önemli, iftarı ve orucu ailenizle beraber idrak etmeniz, bu süreçte ramazan risalesini bol bol okumanız. Orucun hikmetlerini öğrenirsek; oruç bize ne diyor, ramazan bize ne demek istiyor, Allah neden oruç tutmamızı istiyor? Yani neden aç kalıyoruz, bunun faydaları nedir? Sadece acaba bir fakirin veya bir açın halinden anlamak mıdır? Yoksa bunun üstünde çok daha güzel manalar mı var? Zaten Çınaraltı videolarını izleyenler bunu çok iyi biliyordur. Ramazan Risalesini okuyanlar çok iyi biliyordur. İşte bunları öğrenmenin zamanı. Rabbim inşallah bu üç ayların kalan zamanını ve ramazanı en güzel şekilde değerlendirmeyi nasib etsin. İnşallah bu musibeti ülkemizin başından kaldırsın, bütün dünyanın başından inşallah kaldırsın ve beterinden de bizi korusun. Dua edelim, dualaşalım. Allah’a emanet olun. – Altyazı M.K.

Karı koca ve cinsel yaşam… – Batı, aileyi yok etmek istiyor!

Muhammed Aleyhisselam Allah’ın Peygamberi. Daha üstün bir rütbe yok. Devamlı ibadette, bacakları devamlı şişinceye kadar namaz kılıyor, ümmetim, ümmetim diyor. Ama sende kendini affettirmek için hiçbir gayret yok, hiçbir telaş yok. Hep bir batılılaşma, hep bir batıya özenme… ‘Biz batılı olacağız, onlara benzeyeceğiz.’ Batı nedir, size özetleyeyim batıyı. Hollanda’dan Müslüman kardeşim mesaj gönderdi: “Hocam…” “Hollanda’da kızların bekâretini kaybetme yaşı on iki ile on dört arasıdır.” Hollandalı kızların bekâretini kaybetme yaşı on iki ile on dört arasıdır. Bir Hollandalı kız; okulda ya da okulun dışında, seyahatte, gezmelerde erkek arkadaşıyla, flörtüyle gezmede bekaretini kaybettiği zaman evine gelir, annesine ve babasına durumu anlatır, annesi ve babası bekâretini kaybetmesi şerefine parti verir. İşte senin övündüğün, senin taklit etmek istediğin Batı budur. Hangi aklı başında bir Müslüman, kızının, o yaştaki bir kızının nikahsız bir şekilde cinsi beraberlikle bir tecrübe kazanmasını ister? Böyle berbat bir ilişkiyle hayata, en önemli anına adım atmasını ister? Hangi aklı başında Müslüman bunu ister? Ama Batılılar için bu parti yapılacak bir şeydir, bir mezedir. “Aa kızım, aferin kızıma be, kim bilir ne kadar zevk almıştır benim kızım.” Batı budur. Batı’nın gelişimi budur işte. Taklit etmek için koşturduğun, çalıştığın Batı budur. Batı, kadının özgürlüğünü istemez, kadına ulaşmanın özgürlüğünü ister. Perdeler arkasından bunu söyler. “Kadın özgür olsun, bırakın kadını çıplak gezsin.” Hayır, onun tek bir istediği şey var: İstediği kadınla, istediği anda zina edebilmek. Batılıların baktığı tek şey budur. Girdiği her ortamda çıplak kadın görmek ister. Onun vücudunun her tarafına rahat bir şekilde bakabilmek ister. İşte Batı’nın özgürlük anlayışı budur. Kadınların bedenlerini bir teşhir aracı olarak kullanmayı çok sever batı. Kardeşler, bu Müslüman kardeşiniz her inanıştaki adamın inanışına saygı duyar, asla rencide etmez, hakaret etmez, küfretmem. Ateist, deist, agnostik fark etmez benim için. O adam bana İslam’dan konu açmadıkça ben ona baskı yapmam. Tercih onun. Allah kafasından şimşek çaktırmıyor, kafasından aşağı bir şimşek indirmiyor ateist olduğu için. Ben mi onu döveceğim ya. Ben onu Müslüman etmek zorunda mıyım? Hayır. Hidayet Allah’tan. İster kabul eder ister etmez. Bana din hakkında bir sual sorarsa, ben açıklamasını yaparım. Tereddütlerini, şüphelerini gidermek için İslam’ın hükümlerini bildiririm kendisine. Ama baskı yapmam. Çünkü dinde zorlama yoktur. Ateistlere, komünistlere falan bu şekilde saygı gösteren, inanmamalarına bile saygı gösteren biz; kadın teşhircilerine karşı ve İslam’a küfredenlere, İslam’a hakaret edenlere karşı bir o kadar şiddetliyiz. Nükleer bir öfkemiz vardır bunlara karşı. Özellikle kadın teşhircileri, benim en sevmediğim adamlardır. Bu adamların dillerine pelesenk olmuş cümle şudur: “Biz, kadınların özgürlüğünü istiyoruz.” “Daha rahat hareket etsinler, kendileri çalışsınlar, çıplak gezsinler, rahat giyinsinler…” “İnsanlar onlara karışmasın.” “Sadece kocalarının kadını olmak yerine, bütün erkeklerin kadını olsunlar.” diyorlar. İşte ben, bu adamlardan tiksiniyorum. Kadının sahibinin bir koca değil, onlarca kocası olması gerektiğini söyleyen zihniyetten tiksiniyorum. Hayatımın sonuna kadar bunlara reddiye yapmaya devam edeceğim. Nikaha karşı olanlar, on yedi yaşında, on altı yaşında, on sekiz yaşında, yirmi yaşında bir kızı dini nikah ile alan bir adama hakaret edenler, nikah ile ilişkiye girenlere hakaret edenler, aşağılayanlar, bu kitabın hükümlerini reddedenler ama on beş yaşında on dört yaşında bir kızla, bir flörtle cinsi münasebette bulunan ve zina eden çocukları kutsayanlar, buna özgürlük diyenler, buna gelişmişlik diyenler, işte bu adamlarla hayatımızın sonuna kadar mücadele etmeye ve savaşmaya devam edeceğiz. Kadını aşağılayan bu insanlarla mücadeleye devam edeceğiz. Bir erkekle bir kadın evlenirken, nikah sözü verirken bir şeyde daha söz verirler. En zor gününde seninle beraber olacağım, namazımızı beraber kılacağız, aç kalsak beraber aç kalacağız, çocuğumuza beraber bakacağız, hayatımın sonuna kadar senden başka hiçbir kadına elimi uzatmayacağım, zina yapmayacağım söz veriyorum. Kadın da aynı sözü erkeğine verir. Bir şeye daha söz vermiş olurlar. Nedir o? “Hayatımın sonuna kadar seni zinadan koruyacağım ey karıcığım.” “Hayatımın sonuna kadar seni zinadan koruyacağım ey kocacığım.” Buna da söz vermiş olurlar. Evliliğin temelinde aslında ne vardır? İki taraf da birbirini zinadan korumak zorundadır. İki taraftan herhangi birisinin şehveti o anda fazla olursa, diğeri onu reddetmemelidir. İslamiyette bu, büyük günahlardandır. Kocanın şehveti fazla olduğunda kadın onu reddetmeyecek. Kadının şehveti fazla, kocaya ihtiyacı var; eve gel işim var diyor kadın. Telefon açıyor. Koca ne diyor? “Ya maç var, maça gideceğim ya.” Ya ne maçı? Kemal Sunal’ın bir filmi vardı. Şimdi, çok eskiden izlediğim için tam olayı hatırlamıyorum fakat bir kısmını hatırlıyorum, sadece bir an var. Bu bir harami. Dağda karısıyla evlenmiş fakat daha cima yapamamış. Zifaf gecesine girememiş, dağa kaçmış. Haramilerle beraber dağda yaşıyor. Bu bir şarkı söylüyor orada. Çok dertlenince harami arkadaşları diyor ki o yol kesenler: “Hadi be gidelim köye, senin kadınını alalım, seni de zifafa koyalım.” diyor Kemal Sunal’a. Bu da diyor ki: “Tamam be hasret bitsin artık.” diyor. Köye bir gidiyorlar; köyde bunları, bu haramileri kahvehanenin önünde karşılıyorlar. “Oo hoş geldiniz” falan… Haramilere, teröristlere müthiş bir karşılama yapıyorlar. Oturuyorlar orada biraz muhabbet, sohbet falan; çay içiyorlar orada bir tane. Şimdi, Kemal Sunal zifafa girecek az sonra, çayı içiyor, bir tane çayı bitiriyor tam kalkacak; “benim gitmem lazım” diyor, “acil işim var” diyor, “eve gitmem lazım” diyor. Şimdi, yanındaki arkadaşı diyor ki: “Ya otur” diyor, “çay var burada ya” diyor, “çay var burada” diyor. “Ya ne çayı kardeşim çayla bir mi ya. Evde hanım beni bekliyor ya.” diyor. Şimdi, kadın kocasına telefon açıyor, diyor ki: “Bey, eve gelmen lazım. Enerjim yüksek boyutta, spor yapmamız gerekiyor.” Bey, ona ne dese beğenirsin? “Hatun, halı saha maçımız var. İddialı bir maç bu ya, halı sahada maç yapacağım.” diyor ve evine gitmiyor. Hadis-i şeriflerde kadının kocasına sırtına dönmesi meselesi vardır. Melekler lanet eder diyor ona. “Kocası, karısını yatağa çağırdığında kadın tandırda yemeği bile olsa”, diyor hadis-i şerifte Efendimiz Aleyhisselam, “tandırda yemeği bile olsa kocasının davetine icabet etsin.” Başka bir hadis-i şerifte, “sırtını kocasına dönerse, melekler ona sabah kadar lanet eder…” Peki bu hadis-i şerifler kadın için geçerli de erkek için geçerli değil mi? Erkeğin şehvete ihtiyacı olduğu gibi kadının da bazen şehvete ihtiyacı olabilir, o da insandır. Ama kadın, kocasını çağırdığı zaman, kocası ne diyor? “Halı saha maçım var.” diyor. “Arkadaşlarımla PES turnuvam var.” diyor. Ya da “maça gittim, Fenerbahçe-Beşiktaş derbisini seyretmeye gittim.” diyor. Bu olur mu? Sonra eve geliyor. Saat on iki buçukta, birde enerji tükenmiş, bağırmış, çağırmış, küfretmiş, enerji tükenmiş; hanımına sırtını dönüp yatıyor. Aynı şey bu erkek için de geçerli değil mi? Aynı hadis bu erkek için de geçerli değil mi kardeşler? Kadın ve erkek birbirlerini zinadan korumaya da yemin etmişlerdir evlilikle beraber. İşte Batı neyi istiyor? Bu beraberliği, birliği yıkmak istiyor, aile mekanizmasını yok etmek istiyor. Soyları kurudu. Almanya’dan, Hollanda’dan, Belçika’dan, Fransa’dan, İngiltere’den, dünyanın her tarafından bana mesajlar geliyor Müslüman kardeşlerimden. Soyları kurudu. Almanya’da her sokakta bir tane yaşlı evi var. Her sokakta bir yaşlı evi… Bitmiş. Askerlerin tamamı paralı. Bizim gibi ölüm için askere koşturan gençler yok. Hepsi paralı asker, lejyoner. Bizde bir 15 Temmuz oluyor; adamın silahı milahı hiçbir şeyi yok, tankın altına yatıyor. Böyle dengesiz bir millet yani. Ama onlarda bütün askerler paralı. Genç nesil yok çünkü. Genç nesil bitmiş. İşte Batı, kendi başına gelen soy kuruması durumunu Müslümanların da başına vermek istiyor. Bak, iki milyara bir milyarken şimdi Müslümanlar oldu 1.6 milyar Hristiyanlar hala 2.1 milyar. Sayımız gittikçe artıyor; soykırım yapmalarına rağmen, bize soykırım yapmalarına rağmen. Sayımız gittikçe artıyor ve Hristiyanlara yaklaşıyoruz. Bunun yok olması için aileyi bitirmek istiyorlar. Dizilerle, filmlerle, evlilik dışı ilişkilerle, zinayı ve flörtü genişleterek bitirmek istiyorlar. Buna karşı duracaksın. Muhammed Aleyhisselama benzeyeceksin. Sahabilerine benzeyeceksin ve dini on dört asırlık ana caddede yaşayacaksın. Bunu yaşarsan, Batı sana karşı asla galip gelemez. İşte örnek, sahabiler; işte örnek, atamız Osmanlı. Allah onlara rahmet etsin. (Âmin)

Flört neden haram ki? – Dehşet bir itiraf!

İslam’da flört neden haram? Bir bayan kardeşim bana mesaj gönderdi. Allah bunu kurtarsın. (Amin) Neden Allah flörtü haram kıldı? İşte bu mesajda cevabı. “Selamün aleyküm hocam, bir sorum olacaktı. Ben yaklaşık iki yıl önce birini tanıdım Facebook’tan. Alışveriş amaçlı yazıştık.” Şimdi adam bir şey satıyor, bu kadın da ona müracaat ediyor. Daha sonra birkaç kibar kelime ile kadının gönlü adama kayıyor. Flört buradan başlıyor. İslam bunun önünü kesmek için ne diyor? Ciddi bir şekilde alacağın, alışveriş yapacağın kişiyle konuş, alacağını al sonra özele girme. Birbirini tanımaya çalışma çünkü haram bu. Nikahlı değilsin bir şey değilsin. Kaldı ki bu kadın, evli bir kadın! Alışverişi yaptıktan sonra adamın birkaç kibar cümlesiyle kalbi tav olmuş, muhabbeti ilerletmiş. “…Alışveriş amaçlı yazıştık. Daha sonra bu yazışmalar devam etti.” İşte bu yazışmalar devam etmeyecek! Allah bunları bildiği için, bunun önünü kesmek için flörtü haram kılmıştır. “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse nikâhı düşen bir kadınla baş başa kalmasın. Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim üçüncüleri şeytan olur.” Muhammed Aleyhisselam. “Yemin ederim. Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim.” diyor. Allah üzerine yemin ediyor. Muhakkak o ikisinin arasına şeytan girecek. İstedikleri kadar takvalı olsunlar. Delil… “…Ben onu hiç görmedim.” Hiç görmemiş ama devamlı yazışıyor. “…Evliyim ve bir çocuğum var. Eşimi hiçbir zaman sevmedim, aile zoruyla evlendik. Ailem üzülmesin diye devam ettirdim. Tanıştığım kişiyle duygusal bir bağlantı oluştu. Hatta ayrılıp, onunla evlenmeyi düşünüyorum. O ise, yuva yıkanın yuvası olmaz diyor.” Adam vicdanlıymış. Tamam, nefsine yenik düşmüş, flört yapıyor ama vicdanlı. “Yuva yıkanın yuvası olmaz sakın boşanma.” diyor kadına. “…Bunun altından kalkamayız, çok günah diyor. Ben çok mutsuzum ve çıkmazdayım. Ne önerirsiniz bana? İyi akşamlar hocam.” Mutsuz olursun tabi. Bu erkekle konuşmasaydın bu kadar mutsuz olmazdın. Bu kadının ana fikrinde ne var? Ben heyecan istiyorum diyor, aşk istiyorum diyor dizileri seyrediyor ya. Orada, işte adam her akşam gelirken bir çelenk yaptırıyor falan. Çelenk cenazeye gider, kadına çelenk ne iş ya. Demek ki bu kadının bir an evvel gitmesini istiyorsun evden, ölmesini istiyorsun yani. Kadına çiçekler miçekler götürüyor. Sevgilim, aşkım falan… Kadına bir cip alıyor. Havuzlu bir villa alıyor kadına. Bizim evdeki kadınlar da bir görüyor. Aaa! Gerçek yaşam buymuş ya. Bizim hoca boyuna sohbet yapıyor, bizi uyutuyor. Olması gereken bu. Kıymetimi bilmiyor bizim hoca, diyor. Kadınlar bunu söylüyor. Ben mutlu değilim diyor, gözleri başka taraflara gidiyor. Mutluluğu dışarıdaki erkeklerle flört etmekte arıyor. Mutsuzsan helal yani (!) Karından memnun değilsen istediğinle flört yapabilirsin helal (!) Haşa ve kella! Bu ablanın acil bir şekilde “Formula 1” yarışlarını seyretmeye başlaması lazım. Madem heyecan arıyorsa Formula seyretsin. Heyecan orada. Ama yuvasını başka bir erkek için yıkarsa çok daha beter, çok daha berbat günler onları bekliyor demektir. Evet, ilk birkaç ay cinsel birliktelik konusunda çok keyif alırlar. Kavuşma gerçekleşmiş, başka bir erkeği terk etmiş. Ama sonraki bir kaç ay da gerçek yüzler ortaya çıkar ve her şey biter. Sonra ağlaya ağlaya eski eve dönmeye çalışırsın. Ama bir aile yıkılmış olur. Bunun vebalinden kurtulamazsınız. Allah Teâlâ hidayet etsin. İnşallah bir an evvel kocasının kıymetini, çocuğunun kıymetini bilmeyi bu ablamıza nasip eder Mevla’mız. (Amin) Amin Ya Muin.

Karı koca kavgalarına kökten çözüm ????

Hanımına öfkelendin. Ne yapacaksın? Sen öfkeli, o öfkeli bu iş yürümez, bir yerden patlak verir. Sen orayı terk edeceksin. Oradan ayrılacaksın. Yok ben erkeğim, ev benim ben orayı terk etmem, hanım gidecek. Ağababalık yapma, kibir gurur yapma, sen terk et ya! Bırak, çekil. Eski bir Çin atasözü şöyle der. “Orada değilseniz kavga da edemezsiniz.” Şu hâlde hanım öfkelendi sen de öfkelisin. Takımın mağlup olmuş, işler de iyi gitmemiş, arkadaşların da seni kızdırmış, iş de yapamamışsın, siftah yok. Akşam eve geldin kadın da öfkeli izlediği dizilerde sevdiği karakter öldürülmüş. Ortada bir çarpışma olacak, bir sıkıntı var. Ortada çarpışma olacak. Kadınlar için öfke, biliyorsunuz hani Müslümanlar öldürülmüş falan kadınların öfkesi bunlara olmaz. İzlediği dizide aşık olduğu bir karakter vardır onun. Çok sevdiği, beğendiği, rol kabiliyetini beğendiği kötü bir kadın karakter vardır. Ama çok güzel olduğu için, harika makyaj yapıldığı için kadın karaktere; kadın bu karaktere aşıktır. Ölmemeli o. O ölmemeli. Öldüğü zaman da öfkelenir. Öfkesini kocasından çıkartır. Kocası yatakta hanımına hatun ne yapıyorsun dediği anda hanım ne yapar? Şimdi karakteri öldürülmüş ya, “Hıhh” der ve sırtını döner. Bu tür öfke durumlarında kardeş, orada olmayın, orada olmayın! Orada olmazsanız kavga etmeye mecaliniz de olmaz. Zaten bedeniniz orda yoksa diliniz de orada olamaz. Kavga edemezsiniz. Yunus Emre’nin bir deyimi var. Yunusla beraber derviş kardeşleri hangi meclise girse derviş kardeşleri dayak yiyor, fırça yiyor ama Yunus Emre’ye kimse tek kelime bile kötü söz söylemiyor. Bakın, nereye girerlerse girsinler… Dervişlerin ağzı laf yapar. Çok fazla sohbet meclisine girdikleri için kulaktan dolma dini bilgileri çok fazladır. Ağzı laf yapar. Ama Yunus da bir aşık, salih bir derviş, bir Allah dostu. Diğer dervişler dayak yiyor ama Yunus’a kimse fiske bile vurmuyor, kötü söz bile söylemiyor. Diyorlar ki: “Ya bunun sırrını söyle bize Yunus! Sen niye dayak yemiyorsun, biz niye devamlı dayak yiyoruz? Hocası bizi döver, âlimi bizi döver, cahili bizi döver, önüne gelen bize küfür eder, dayak vurur. Yunus Emre şöyle der: “Yunus yok ki Yunus’a taş atsınlar.” Ortada Yunus yok. Allah var, ben yok. Bak ne zaman bunu idrak edersek o zaman kimse bize dayak atmaz. Musibetler bizi teğet geçer. Allah var, ben yokum. Ne sen var ne ben var, Allah var. Tarikatta, tasavvufta bir kul ilerlediği zaman bu hakikate vakıf olur. Allah var başka hiçbir şey yok.

Anne babasıyla, kardeşiyle geçinemeyenler izlesin! – Aile sorunları

Aile bireylerimiz bizin sınavlarımızdır. Bizim imtihanımızdır. Kibirlenmemiz için, gururlanmamız için Allah Teala’nın bize verdiği tevazu kamçılarıdır. Eğer ailemiz de bizi överse, bizi methederse ne oluruz? Kibir bin beş yüz! Tavanda tepede olur! Bu hafta amcam özel yemeğe davet etti. Akşam evine. Benim için çok anormal bir durumdu. Devamlı olarak yeni aldığım bir haberi sizinle paylaşayım. Her gün 2 saat komşusuna gidiyormuş. “Ver bana bilgisayarı” diyormuş. Laptop! 60 yaşını geçmiş bir Arnavut, laptop istiyor komşusundan. Cep telefonu bile yok! Laptopu alıyormuş, öğrenmiş oradan kaydetmiş bizim youtube kanalımızı. Köşeye bir yere kaydetmişler. Göstermişler. “Hacı amca bak şuraya bastığın zaman hocanın kanalı çıkıyor. Buradan da o laptopun mouse yeri var ya, ortasında. Parmağını orada gezdireceksin, bak oradaki oku görüyorsun. O oka bastığın anda, videodan vide oya gezebilirsin. Sağ tarafta orada videolar mevcut.” Amcam her gün 2 saat komşusuna gidiyor laptopu alıyor. Şarjı bitirinceye kadar! Boyuna bizim videolardan videoları geziyor. Bak! 60 yaşını geçmiş, hayatında cep telefonu kullanmamış bir Arnavut için, YouTube’da gezinip sohbet seyretmek, laptop kullanmak, atom bombası yapmak gibidir! Bu kadar zor bir olay! Ama amcam bunu yapıyor. Ve hakkımda bir tespitte bulunmuş: “Bu adam nasıl bu kadar güzel cümleler kullanabiliyor ya! Bu bizim Kerem ya! Nasıl olur böyle bir şey!” diyor. Etrafındaki komşuları da her gün 2-3 saat bizi orda koca televizyonda açıp seyrettikleri için… Amcam da bir keyiflenmiş bir keyiflenmiş! Şimdi gittiği her yerde yeğenini methediyor! Beni bir çağırdı evine, 1 saat boyunca diğer kardeşlerime karşı beni methetti. Kardeşlerim beni aşağılamaya çalışıyor. “Ne anlar bu ya!” diyorlar. Amcam diyor ki: -Siz bilmiyorsunuz! Ben çok vaaz dinlemişimdir, yüzlerce hocanın vaazını dinlemişimdir. Ben böyle vaaz dinlemedim! Amcam methediyor. Ama ben de oradayım, bir gururlandım, bir kibirlendim! Allah Allah dedim, ben bir şey mi oldum acaba ya! Bir Arnavutun beni övmesi anormal geldi, açık söyleyeyim. İşte, Allah Teala akraba-i taallukatımızdan ikaz ettiği zaman; bu kötü bir şey değil! Allah nefsimizi terbiye etmek istiyor. Düşünün: Gittiğiniz her yerde insanlar karşınızda el pençe divan. Ve herkes sizi methediyor, yüceltiyor. İnsanda nefis denilen, ego denilen bir şey var ya! Tavana çıkarsın. Kibirlenirsin, gururlanırsın. Kendini kaybedersin, ayaklarının yere basması gerekiyor! Sen kulsun! Sen hastalanabilen, burnu akabilen, tuvalete gitmek zorunda olan, yemek yemek zorunda olan bir kulsun sen! Ayakların yere basacak! Nereden geldiğini unutmayacaksın! Bu iş böyle! İşte o akrabalarını kaybettiğin zaman nimeti hatırlarsın! Ama çok geç olur! Çok geç olur! Bir temsil getirecem. İnşallah beni anlayacaksınız. Akşam işten eve döndünüz, sokağa bir geldiniz, bir baktınız sokakta bir hareket var. Polis arabaları koşturuyor. Sirenler çalışıyor. Işıklar yanıyor. Mavi kırmızı. Mavi kırmızı. Ambulanslar geliyor. İnsanlar koşturuyor, komşular bakıyor. Seni gören komşular yüzünü çeviriyor. Kimse selam vermiyor. Bir şey oluyor! Benim mahallemde bir şey oluyor! Yavaş yavaş kendi evine doğru, evinin önüne doğru gidiyorsun. Bakıyorsun, kalabalık senin evinin önünde. Ve bir baktın ki; senin evinden cesetler çıkıyor. Annen, baban, kardeşin… O bir gece önce kavga ettiğin var ya! Ciddi tartışma yaptığın; annen, baban, kardeşin. Doğal gaz kaçak vermiş. Gazı yemişler, 1 saat içinde bayılmışlar. 3 saat içinde ölmüşler! Gördün bunu. Sedyelerden çıkıyor. Şimdi ne yaparsın? O kavgayı gözünün önüne getir. Dün akşam yaptığın kavgayı. Sizinle bir daha yaşamak istemiyorum dediğin o insanları gözünün önüne getir. Allah kimseye vermesin! Olamaz mı? Böyle bir şey olamaz mı? Garantiniz var mı? “Başımızdan kesinlikle böyle bir şey geçmez bizim.” Her gün haberlerde görüyorum. Gaz zehirlenmesi, doğal gaz zehirlenmesi, kömür sızıntısı. Her gün haberlerde 3- 5 ceset, cenaze. Bize olmayacağının garantisi var mı? Yok! O zaman, sarıl ona! Hoşuna gitmeyen bir iki mesele duydun diye hemen kardeşini satma! Hakaret etme! Lanet olsun sana deme! Küfür etme! Lanet okuma! Kendi akrabana lanet okuma! Müslüman abla mesaj yollamış: “Oğlum, diyor. Hiç hoşumuza gitmeyen bir kızla evlendi. Kız namazsız, kız açık giyiniyor, kızda dövme var, kız Atatürkçü! Hiçbir şeyimize uymuyor, diyor. Ben bu gelini istemiyorum hocam. Ve beddua ediyorum, diyor. Günaha giriyor muyum?” Günaha giriyorsun. Kendi akraba-i taallukatına beddua edemezsin! Nikahlandı mı bunlar? Nikahlandı. Aile yaşantına ne kadar uymasa da sabredeceksin. Artık çocuğun sınavda! Bu sınavı, bu tercihi çocuğun yaptı! O kadınla evlenmeyi tercih etti. Sen ne yapacaksın? Sabırla bekleyeceksin! Ancak şu duayı yapabilirsin: “Allahım! Bu kızla evli olarak kalmak benim çocuğum hakkında hayırlısıysa, sen bunların evliliğini devam ettir. Boşanmaları hayırlısıysa, sen bunları boşa.” Hayırlı olanı sen biliyorsun. Çünkü; gaybı sadece Allah bilir. İki adım sonra ne olacağını bilmediğimize göre ne diyeceğiz biz? “Allahım senin ilmin sınırsız olduğu için, sen bizim hakkımızda hayırlısı ne ise; bu aile hakkkında ne hayılrısıysa sen bize onu ver Ya Rabbim! Olan olmuş şimdi. Hemen kopartmayalım bu aileyi. Bunu söylememiz lazım. İşte, o aile bireylerini sedyeler üstünde zehirlenmiş bir şekilde görmeden, uyan! Bu nimetin farkına var! Git, bu akşam sohbetten çıkar çıkmaz anana eline sarıl! Benim anam 1,5 sene yattı. Kanser tedavisinden. Bütün vücuduna yayıldı kanser. Devası olmayan bir hastalıktan vefat etti. Allah günahlarını affetsin. Amin! Her sohbetten çıktığımda anamın ellerini, ayaklarını öperdim. 1.5 sene boyunca bunu yaptım. Hastalıktan önceki zamanda ellerini öperdim. Hastalık zamanında elini ayağını öptüm. Takati de yok, ayağını da çekemiyor. Kaçıramıyor kendisini. 1.5 sene öptüm. Çok da memnunum. İnşallah cennete de öpeceğim. Allah bana nasip etsin. Amin. Bu olmadan kardeş, sen git sarıl. Şeyhim bir şeyi çok anlatırdı. Allah ona rahmet etsin. “Allah Teala kulların kalbine bizim sevgimizi bu kadar çok verdi. Çok insan bizi ziyaret ediyor, bizden dua istiyor.” “Bizden ilim öğrenmek istiyor. Hayır duamızı almak için uzak diyarlardan bize geliyorlar. Bunların sebebi; sadece bir duadır, evladım!” “O dua nedir, efendim?” diye soruyorlar talebeleri. “Her sohbetten çıktığımda geç çıkardım. Çıkar çıkmaz, ilk yaptığım iş; eve gider gitmez anamın ayağını öperdim.” Bak, şeyhimiz bak ne diyor? “Anamın ayaklarını öperdim. O da uyanırdı.” Ve bana dua ederdi. “Evladım! Dağ taş ihvanın olsun!” Duaya bak! Ana duası evliya duası gibidir. Sen bunun duasını al! Sen bunun bedduasını alma! “Efendim, şu hareketini beğenmiyorum! Seni kim beğensin! Hangimizde var, beğenilmeyen hareket? Hepimizde bazı huylar var. Alıştığımız bazı şeyler var. Ve bazı insanlar tarafından bunlar beğenilmiyor. Napalım şimdi? Uçurumdan aşağı mı atlayalım yani! Görmezden geleceksin. Teraziye koyacaksın! İnsanları değerlendirme şeklimiz; Allah’ın kullarını değerlendirmesi gibi olacak! Allah bizi nasıl değerlendiriyor, teraziye geçtiğimizde? Bir tane bile sevabımız fazla gelirse o terazide; bir tane sevap! Fazla geldi mi? Cennete… Melekler diyor ki; -Ya Rabbi, bu kadar günah var! -Hayır ben ona bakmam! Fazla mı iyilik yapmış, fazla mı kötülük yapmış? Ben buna bakarım, ey kullarım! Cennete götürün direkt bunu! Şu merhamete bak! Allah kullarını böyle değerlendiriyor! Sen de böyle değerlendireceksin; kardeşini, abini, ablanı, ananı, babanı! Ve kıymetlerini bileceksin! İnne-l-insâne lirabbihi lekenûd. Ve innehu alâ zâlike le şehîd. “Muhakkak ki buna kendisi de şahittir.” İnsan kendisi de şahittir. Amma velakin; ne yapıyor ediyor, bir nankörlük haliyle, bir isyan haliyle, bu yaşam tarzını devam ettiriyor. Allah bize izan versin, akıl fikir versin. Amin ya Muin…

Erkek, karısını kıskanmalı ve kadın, kocasına süslenmeli, sokağa değil!

Şimdi hadisin devamında sultanım diyor ki: “Mü’min de kıskançtır.” -Hocam, bu kıskançlık lazım mı? -Lazım. İslamiyet’te kıskanç erkek lazım, kıskanç kadın lazım. Bunlar makbul olandır. Kıskanç olmayanda hayır yoktur. Efendimiz Aleyhisselam ne buyuruyor? “Mü’min erkekler, kadınlarını kıskanırlar. Gayurdurlar.” Gayur ne demektir? Kendisinin dışındaki bütün erkeklerden hanımlarını kıskanırlar. “Münafık erkekler ise kadınlarını kıskanmazlar, deyyusturlar.” Arapça deyimdir bu deyyus. Ne demek? -Domuz gibi eşini kıskanmaz. Bu domuz eti yiyenleri görmüyor musunuz Avrupa’da? Mahallesindeki arkadaşı geliyor, karısını dansa kaldırıyor. Sarılmalar, öpüşmeler. “Çok güzel dans ettiniz.” diyor bir de adam. “Karımla çok güzel dans ettin.” diyor. Niye böyle? -Yemiş domuz etini, yemiş domuz etini. Kıskançlık duygusu sıfır. Fıtratı bozdu. Allahü Teâlâ bir şeyi bize haram kıldığı zaman muhakkak onda bize zarar vardır, muhakkak. “Domuz eti haram.” diyor. (Bakara, 173) Yemeyeceksin, diyor. Müslümanlar da yemiyor. Müslümanlar bundan dolayı hanımlarını, kızlarını çok kıskanırlar. Bu çok güzel bir ahlaktır. Erkek hanımını kıskanacak İslam’da. Hazreti Ali Radıyallahu Anh ne buyuruyor? “Hanımını kıskanmayan erkekte hayır yoktur.” Hayır yoktur. Kadın evden çıkarken koku süründü. “Dışarıya çıkıyorum şimdi; koku sürüneyim, güzel görüneyim.” Erkek müdahale edecek. Erkek hanımından sorumlu, kız kardeşinden sorumlu, annesinden sorumludur. Allah bunların hesabını erkeğe sorar. Liderliği Allah, Kur’an’da erkeğe vermiştir. Evin reisi kimdir İslam’da? – Erkektir. “Erkeklerin hanımları üzerinde hakkı olduğu gibi, kadınların da erkekleri üzerinde hakkı vardır. Ancak erkeklerin hakkı bir derece üstündür.” ayeti bunun delilidir. (Bakara, 228) Şimdi kadın dışarıya çıkıyor; her tarafı altın, üstüne bir kilo boya sürmüş, bir kilo da koku sürmüş. Koku, boya, altın. Bermuda Şeytan Üçgeni. Kadın bunlarla dışarı çıkıyor. Ve koca hiç müdahalede bulunmuyor. İslam’a uygun bir koca mı bu? Bu, koca kıskanç bir koca mı? -Hayır, bu koca deyyus bir koca olur. İslam’a uygun bir koca değildir bu. Bu koca, müdahale edecek. Allah’ın Peygamberi Aleyhisselam buyurdu ki: Koku sürünüp dışarıya bir kadın çıktığı anda bu kokuyu alan da cehennemdedir, bu kokuyu veren de cehennemdedir. Bu kokuyu alan zanîdir, bu kokuyu veren zanîyedir. Zanîye demek, zina yapan kadın demektir. Koku zinası, burun zinası denir buna. İslamiyet’te zina: Göz zinası, kulak zinası, dil zinası, konuşma tekellüm etme, el zinası, kadının elini tutma, burun zinası, kadının kokusunu alma, keyif alma. Tramvaya bindin, kaçacak bir yer yok, kadın bir kilo koku sürmüş. Ne yapacaksın? -Ayvayı yedin. Latife yaptım kardeşim, kurtulmanın yolu var. Bir yerde bir yanlış gördüğümüz zaman elimizle ya da dilimizle onu düzeltme ihtimalimiz, imkanımız yoksa ne yapacağız? -Kalbimizle buna buğz edeceğiz. “Allah’ım ben bu işten razı değilim. Şu anda bulunduğum ortamdan razı değilim. Kadın kokusu alıyorum ve şehvet dolu bir koku ama ben sabrediyorum. Ya Rabbi sen beni koru!” Bunu dediğin zaman istediğin kadar kokuyu al serbest, problem yok. Ama bunu demediğin zaman “ya, ne kokular var be!” Bak, dilinle söylemiyorsun he derviş! Kalbinle bu duyguyu ele geçirdin, kalbinle düşünüyorsun bunu. Kalbin kokudan lezzet aldı ve onun hoş bir şey olduğunu düşünüyorsun. İşte sen harama giriyorsun, kalbini kirletiyorsun. Bu İslam’a uygun değildir. Dolayısıyla Müslüman erkek ne yapacak? -Hatun, dışarıya çıkarken Allah için seni ikaz ediyorum. Bir; takmayacaksın, takıştırmayacaksın. İki; boya yok, süslenmek yok. İlle süslenmeyi seviyorsan, kocana süsleneceksin. Kadınlar şimdi çok değişti. Dışarıya çıkarken süsleniyorlar. İçeriye girdikleri zaman koca işten bir geliyor, eşofman. İpliği de üç defa bağlanmış. (Gülüşmeler) Çay içeyim toparlayacağım, çay içeyim bir dakika. (Gülüşmeler) Ya, Allah selamet versin kardeşler ya. Dışarıya takmak takıştırmak var, en güzel elbiseler, boyalar bir kilo; kocaya hiçbir şey yok. Bu, kıskanmayan bir koca olduğun zaman, ipler senin elinde olmadığı zaman kadın, şeytanla hareket eder. Hele bir ilmi yoksa, bir sohbeti falan yoksa kadının keyfine göre yaşar. Buna çok dikkat etmek lazım. Bu, erkeğin hanımına olan kıskançlığıdır, olmak zorunda olan bir kıskançlıktır.