Evlenmek İstiyorum Ama Para Yok! – A’Dan Z’Ye Evlilik

Evlilik videosu. Bu videoyu çekmek bile insana korku veriyor ya. Ben rahatım. Yani evlilik deyince insanın aklına direkt 100 bin geliyor. 100 bin… Evlilik? Hiç alakası yok aslında. Yani evliliğin para ile bir alakası yok. Nasıl yok ya? Var mı? O Bilal’de 80 binmiş. Bilal’de kafa 80 bin. Ve ben 100 bin, 150 bin. Ben de de 100 bin. Niye 10 bin ise? Ya tamam ben şunu söyleyeyim ya. Çok ağır geldi bu ben vazgeçtim. Kardeşim, 35 bine evliliğin taktiğini vereceğim ya. Var mı daha ötesi? 35 bine evleniyoruz kardeşim. Ben daha az olacağını düşünüyorum ve bunu da kanıtlamaya hazırım. Buna ne diyorsun? Eyvallah, tamam. Birazdan hesap kitap yaparız. Ortaya koyarız. Evliliğin başından sonuna kadar kaç para gidiyor? Neye, ne kadar masraf gidiyor? Hepsini tek tek yazdık. O yüzden evlenmeyi düşünen veyahut evlenme arefesinde olan arkadaşlar da bu konuda bizden destek alabilirler. Bir de hani şey de değil böyle… Neyse oraya gelince konuşuruz. “Evlenmek istiyorum ama para yok. Veyahut evleneceğim, eş seçimi yapacağım, doğru kişiyi seçip seçmediğimi nasıl anlarım? Yani doğru zannettiğim kişi, ya doğru kişi çıkmazsa, evlendikten sonra bambaşka bir insan çıkarsa karşıma? Veya kolay yoldan evlenme taktikleri var mı? Benim o kadar param yok, evim yok, arabam yok. Nasıl olacak? Yani evlenmek için çok para lazım. Yani uçuk kaçık rakamlar lazım. O zaman ben evlenemeyecek miyim? Evlenemeyeceksem…” deyip kendini psikolojik bunalımlara sokan arkadaşlar oluyor. Hani ne yapmalıyız, bu konuda nasıl bir adım atabiliriz? diye soru soranlar oluyor veyahut biz duyuyoruz. Hakikaten bazı şeyler var, aslında çok kolay fakat bizim gözümüzde, aklımızda büyüttüğümüz meseleler. O zaman şununla başlayalım: Evet Recep? Sonuçta ben hiç evlenmediğim için, evlenmeyen bir insan da bunu düşünebilir. Yani doğru eşini, doğru adayı nasıl bulacağım falan vs. diye? “Genelde gençken kardeşler şöyle bakıyorlar: Çok hissi yaklaşabiliyorlar. Yani ne demek istiyorum? Atıyorum “Evlenince çok güzel Instagram’a fotoğraflar atacağız, işte gezeceğiz, tozacağız, şu olacak, bu olacak, düğünlerimiz efsane geçecek. Çok mutlu süslü püslü…” 1-2 tane şey görüyor. Sahilde yürürken el ele tutuşmuş, bir fotoğraf atmışlar. Halbuki o… O bir an. Evet inşâAllah öyle güzel anlarında olur. Olmasın değil ama sonuçta karşı tarafında hataları var, senin de hataların var. Toz pembe hayalden ziyade hani gerçekçi kurmak lazım. Sonuçta ciddi bir işe de giriyorsun. O dediklerini yaşarsın, mutlu olursun eyvallah ama sonuçta anlaşabileceğin birisinin olması daha önemli bundan yani. Yoksa anlaşamadığın birisi var diyelim ya da hiç beğenmediğin ahlakı var. Beğenmediğin tavırıları var ama çok güzel fotoğraf çekiniyorsunuz. Bu sizi, ailenizi devam ettirmez değil mi? Tam tersi olsa daha iyi. Yani öncelikleri bence sıralamak lazım. Doğru bir eş arıyorum ama bence önce bunu bir düşünmek lazım. Temel konular nedir? Ne bileyim, kimisi için bazı şeyler vardır böyle kriterler vardır. Ya benim şu kriterim var, bu kriterim var. Bu çok da normaldir, doğaldır. Bazı kriterleriniz vardır ama çok da böyle ince detay, incik boncuk kriterlere girerseniz bu sefer evlilik yolunu kapatırsınız kendinize. Dediğin gibi böyle çok incik boncuğa takılmayacağız. Temel meseleler nedir o zaman ağabey? Yani onu sorayım. Uygun bir eşi bulduğumu nasıl anlayacağım? Kafamda belirleyeceğim temel mesele ne olacak ki bak bu temel meselelerime uyuyor, bunun dışında kalan meseleleri de hallederiz bir şekilde diyeceğim meseleler neler mesela? Temel meselelerden bir tanesi, atıyorum evlilikte bir şeyde anlaşmazlık yaşadınız, her daim “Bu benim imtihanımdır. Elhamdulillah.” der, ne olur kendini geri çeker, bu sefer karşı tarafı mutlu eder. Karşı taraf mutlu olunca, karşı taraf da seni mutlu eder ve bir şekilde o mutluluk sağlanır. Ben açık konuşayım Recep. Niye evliliğimi bu kadar geciktirdim? Ben 30 yaşında evlendim. Neden? İlmimi tamamlamak istedim. İmani ilmimi tamamlamadan ben bu evlilik işine girmek istemedim. Evliliğe adım atmak istemedim. Gerçekten önce dedim, dur bir dakika ya. Ben yarın öbür gün çocuk babası olacağım dedim yani. Evlat büyüteceğim bir şekilde. Veya işte ne bileyim bir aile reise olacağım. Bir aileyi yönetebilmem lazım. Dedin, kendi eksikliklerini düzelttin. Evet imani noktada, İslami noktada öncelikle kendimi belli bir seviyeye getirmek istedim. Yani nasıl bir eş istiyorsan, sen de onun gibi olmak istedin. Aynen öyle. Ben istiyorum; ben, eşim namazında, ibadetinde, takvasında, imani ve İslami esaslara layığıyla uyan ve hiçbir şekilde bunları ikinci plana atmayan bir eş istedim. Önce öyle olmam lazım. Evet, o zaman şu olacağız: Bediüzzamanın tabiriyle “Karı koca birbirine küfüv olmalı, denk olmalı.” diyor. Senin de öyle biri olman lazım ki denk geleseniz birbirinize. Aksi taktirde uyuşmazlıklar olacaktır. Çevremde de bizim yakınlardan arkadaşlar evlendi ve hepsinin evliliği böyle oldu. İslami noktada böyle birbirlerine tam denk olan evlilikler oldu. Ben hiçbir tanesinden daha bir tane şikayet duymadım. Şu an konuştuğumuz konu var ya, belki de bir çocuğun ne alaka evlilikte dediği şeyler çünkü çevrede ilk bahsedilen konu bu olmuyor. İlk konuşulan konu şu: “Arabası var mı, evi var mı, düğün yapacak mı, ne olacak, kaç bilezik?” Şu bu falan. Yani temel meselenin arka planında kalan meseleler. “Kaç gram altın?” “Kaç gram altın?” Yani bundan önce şunları bir kere şunu görüyoruz: Bu zamanda bir sürü senin o istediğin tarzda evlenen insan var. Yani düğün on numara. Evi var, arabası var, barkı var. Herkesi yedirmiş, içirmiş. Çok on numara bir düğün yapmış. Masraftan kaçınmamış diyelim. Senin istediğin gibi, daha doğrusu ailelerin istediği tarzda bir yuva. Bir bakıyorsun boşanma oranları çok yüksek. Ne eksik burada? Sen imani ve İslami olarak hazır mısın, değil misin? Onu düşün. Maddi olarak hazır olup olmadığını düşünme. Gerçekten birazdan hesap yapacağız yani. Bak göreceksin. Onlar nasıl çözülüyor göreceğiz. Bu olmadıktan sonra onlar çözülse ne? Evet. Bak eş seçiminde Bediüzzaman hazretlerinin bir cümlesi var. Hatta bir iki cümle var burada. Tavsiyesi gibi. Tavsiye beni çok etkilemişti yani hakikaten olay bu dedim ya. Ben buna göre bakacağım eşime dedim yani. Benim için konu kapanmıştır dedim. Nasıl bir modelle evlenmek istiyorum. Aslında güzel bir tavsiye olacaktır. Güzel mi olmalı veyahut işte ne bileyim, hali, tavrı… Bak diyor ki: “…çabuk bozulan hüsn-ü suretine muhabbetini bağlama.” Dış görnüşüne muhabbetini bağlama. “Olay dış görünüşte değil.” diyor yani. Dünya güzelidir, on numara güzel bir kızdır fakat kalbi, ruhu, hali, tavrı, ibadetleri vs. gerçekten kötüdür. Veyahut anlaşamayacağın bir insandır. Bir noktadan sonra onun sireti, suretine yansımaya başlar. Yani dünyanın en güzel kızı bile olsa 6 ay sonra, 1 yıl sonra iç güzellikleri yani manevi halleri, onlar senin karşında canlanacak. Hangi nazarla bakacaksın evleneceğin kadına yani nasıl seçeceksin? “Bu bundan daha güzel, bunun boyu daha kısa, bu daha uzun.” Hayır kardeşim. Hüsnü suretine değil bak; yaş, boy, güzellik. Elbette yani bunlar da aranızda uçurum farklar olmayacak. Ben seni ilk gördüğümde, atıyorum takım elbise ile görmüşümdür. Kılık kıyafetin güzeldir. Kafamda oturturum, bir profil oluşur. İskender ağabey, hani böyle delikanlı bir adam. Giyimine, kuşamına hakikaten güzel bir insan. Diksiyonu falan da çok güzel dedim. Ama ben seninle yaşamaya başladım. Aradan bir hafta geçti. Aynı yerde yatıyoruz, kalkıyoruz, aynı yemekleri yiyoruz falan. Bir noktadan sonra senin dış güzelliğin ben de tamamen önemsizleşiyor. Ben senin hâl ve tavırlarına önem vermeye başlıyorum. O saatten sonra senin dış güzelliğinin de çok bir önemi kalmıyor. Hatta bazen görüyor insanlar değil mi? Diyor ki: “Çocuk da çok güzel, kız da çok güzel. Ayrılmışlar.” Belki de ayrıldığı çocuk, birçok hani dış güzelliğe önem veren birisi nazarında iyi bir profil. Belki ayrıldığı kız bir erkek için, güzellik bakımından güzel bir profil. Ama bir bakıyorsun, uyuşmamışlar. O kadar güzeli nasıl bırakabiliyor falan muhabbetleri dönüyor bazen. Demek ki o güzellik başta evet senin için önemlidir, ön plandadır fakat sen ona alıştıktan sonra aynı yemek, aynı yerde yatıp kalkmak, aynı zamanda, aynı mekanda vakit geçirmek bir noktadan sonra onları hiçe indirecek. Sen artık onun ahlakına bakmaya çalışacaksın. Atıyorum bir tartışmada verdiği tepki, bir zor duruma düşdüğünüz evlilikte, imtihan sonuçta, zorluğa düşdüğünüz orda takındığı tavır. Sana karşı konuşması, üslubu. Belki sinirlendiği zaman senin kalbini kıracak şekilde konuşuyor vs. Bunlar artık onun fiziksel yapısını bir dışa atacak, sen artık o pis özellikleri, o kötü karakteri görünce de ya bu nasıl bir eş, ya bu nasıl şey deyip bu sefer ayrılmaya… Bu sefer hani ikinci evliliğinde de artık adam ne yapıyor? Güzelliğe bakmıyor. Neye bakıyor? Karaktere. Ayrılıp boşananlardan bunu çok duyduk. “Kalbi temiz olsun, kalbi güzel olsun. Fiziksel yapısı geçici.” Bunu çok duydum ben yani. Hatta aileler çocuklara nasihat verirken yaparlar bunu. Bunun dışında evleneceğiniz kişinin, yakın arkadaşlarına veyahut çevresine mutlaka ve mutlaka o kişi hakkında sorular sor, o kişi hakkında bilgiler alın. Yani, ya zaten gidipte Facebook’ta, Twitter’da, sağda, solda, Instagram’da bir eş adayı bulursan zaten sen kusura bakma… O direkt hüsn-ü suret. O zaten sosyal medyadan evlilik hani inanılmaz potansiyel birisidir. Adam yazıyor işte ayet, hadis, Kur’ân, sünnet, takva, maneviyat falan ama hayatında haramlar var. Yani sen bir bakıyorsun, “Ya ne kadar işte dindar birisi.” Bir miting oluyor, Allah-u Ekber diye bağırıyor adam, namaz kılmıyor. Yani namazı terketmiş. Yani yakın çevresi zaten biri aracılığıyla elbet görüşeceksiniz. Aracı olan kişiden şunu talep edersiniz: Yani bir arkadaşına veyahut bir tanıdığına “Onun hakkında ben şu soruları sormak istiyorum ve cevabını almak istiyorum.” diye, birkaç tane soru mutlaka yakın çevresine, arkadaşlarına mutlaka sorun. Var mı örnek bir soru ağabey? Mesela kişi belki o an hatırlamaz ama şunu mutlaka sorun dediğin bir soru? Ya mesela benim hakkımda sana sormuşlardı, hatırlıyor musun? İyi veya kötü özelliklerini söyler misin? demişlerdi sen de böyle bayağı bir… Yazmıştım. Evet. Hatırladım biraz, evet. Yani böyle hakkaniyetli bir tanıdığı varsa, ona sormanız daha güzel olur. O bir problem olmamıştı yani. Kötü özelliklerim de var. Her insanın var ağabey yani. Bu işin şeyi yok ki. Mesele zaten onu büyütmemek. Yani ciddi boyutta bir kötü özellik mi… Atıyorum yani mesela sakızı cak cak çiğniyor. Bu kötü özellik kategorisine girmez yani. Dediğin gibi çok da detaya girme. Temel meselelerde bir problem var mı… Aynen öyle. Şimdi gelelim, “Tamam ağabey. Biz biriyle anlaştık, her şeyimiz tamam…” Dengiz biz. “…dengiz. Peki ağabey hani para olayını nasıl yapacağız? Evlilik az buz bir para değil.” “100 bin.” diyenler var. Evliliğin gayesine tamamen zıt şeyler. Yani evlenince mutlu olacaksın ama öyle bir konuşuyor ki çevren sanki “Tamam yapmayayım ya.” Sana çok ciddi söylüyorum, ben evlenme niyetine girdim dedikten sonra ehli iman olan arkadaşlarım bana şunu sordu: “Ya hani hazır hissediyor musun kendini? Hani İslami olarak, imani olarak?” Evet dedim, problem yok. Ama maalesef şu tarzda sorular soran çok fazla oldu: “Kaç paran var?” Evlenme niyetine girmişim. Yani “Nasıl yapacaksın, araban var mı, ev hani, bulaşık makinesi, buzdolabı, halını nasıl yapacaksın, yerde mi yatacaksın, ne yiyeceksiniz, duvarları mı yiyeceksiniz?” Ciddi var mı böyle? Var var var. “Duvarları mı yiyeceksiniz?” diye soran var. Sinirlendi fark ettiniz mi? Sonra ben ne yaptım biliyor musun Recep? Oturdum, aldım elime kağıdı kalemi bana birazcık böyle yakın olan birileriyle, “Ya tamam İskender bir şekilde olur vs.” diyenlerle oturduk konuştuk. “Ya işte ne kadarın var?” Şu kadar var, bu kadar var. Böyle yaparız, şöyle yaparız… Başladık yazmaya işte. Koltuk takımı, yemek odası… Ya bak yine şu an yazdım. Şu an bizi izleyen veya “Ağabey ben nasıl yapacağım?” diyen kardeşlerim için yazdım. + Bir evde bulunması gereken herhalde bütün temel şeyleri yazdın. – Bütün her şeyi tek tek yazdık. Hesabını çıkardık. Bu neymiş ya? dedim. Bu kadar basitmiş yani dedim olay bu. Neler çıkardın, bir sayar mısın? Bak, bir ev için tamam mı? Koltuk takımı, yemek odası, yatak odası. Bunlar şart. Evet. Koltuk takımı olacak ve şu an bu yazdığım hesaplar Türkiye’nin en iyi firmalarından birisinden alınmış fiyatlar yani. Fiyatlar böyle çok uçuk kaçık değil. Hatta bir buna böyle ekstra şeyler eklersen, fiyat bir anda çıkabiliyor. Atıyorum, koltuk takımı yanına televizyon konsolu vs. Ben eklemedim böyle bir şey. Çünkü ben evimde televizyon olmasını istemiyorum. Benim evimde de televizyon yok. Senin bu yaptığın hesaplama o zaman şu yani: Minimal bir yaşam. Minimalden de kastım şu: Kardeşim, ben evime gireyim. Yaşayabileceğim kadar şeylerim olsun, ondan sonra ben ekstraları sonradan alırım. Evet. Bu niyetle girdim ama bu konuda şöyle bir şey var: Gerçekten de eşimin anne ve babası, bu konuda bana böyle hakikaten çok güzel destek oldular. Yani Allah bin kere razı olsun. “Hani ya şu niye eksik?” Bir kere olsun demediler. Sadece annesi babası şuna çok böyle dikkat etti: “Bu çocuk gerçekten ahlaklı bir çocuk mu, bu çocuk benim kızımı üzer mi?” Bak bunun dışında hiçbir şekilde… Allah razı olsun. Bana şey yapmadılar yani, “Maddi konuları nasıl yapacaksın, şu ne olacak, bunu yapabilecek misin?” Bu konulara girmediler. Ama öbür konuda beni didik didik ettiler. Çok böyle dikkatli baktılar ki yapmaları da gerekiyordu yani. Şunu diyen aileler var: “Biz de ona dikkat ediyoruz canım.” diyenler olacaktır. Ama buna ikinci, üçüncü planda dikkat ediliyor. Yani temel olarak… “Ya bu çocuk namaz kılıyor mu, imanı yerinde mi, İslami şeylere uygun bir çocuk mu?” “Ahlakı nasıl?” Bunlar çok önemli şeyler. Çünkü Kur’ân okur, namaz kılar ama Kur’ân ahlakını yaşamaz, problem olur. Ne bileyim, çok cimridir şeydir böyle. Veya farklı huyları, halleri vardır. Bize şunu sordular: “Hani var mı ihtiyaç? Biz yapalım gerekirse.” gibilerinden belki o tarz bir soru geldi. Ya biz ondan dolayı değil hani televizyon ile alakalı işimiz yok dedik, o yüzden almıyoruz dedik, çıkardık. Veya yemek odası. Yemek odasında bir tane masa, altı tanede sandalye aldım. Bunun dışında bir şey almadık. O da zaten yemek masası. Ya ekstra bir şey de var, böyle tabak çanağını vesaireni koyman için kocaman devasa bir konsul oluyor. Arkasında bir ayna oluyor, falan böyle süs. Eşime de dedim ki yani böyle şeye ihtiyacımız var mı gerçekten şu an için? “Gerek yok böyle bir şeye.” dedi. “O zaman almayalım.” dedi yani. “İhtiyaç olursa ileride düşünür, alırız. Ne acelimiz var.” dedi yani. Temelimizi halledelim dedik. Çok güzel bir şey oldu bence. Bunu yani evlenceğiniz kişi ile bazı şeyleri açık açık konuşmanız lazım. Yani bir dakika dur, benim bütçem bu. Yapabileceklerim bunlar. Oturup eşiniz olacak kişi ile anlaşmanız lazım. Her konuyu da konuşabilmeniz lazım. Daha sonra onu ailelere taşırsınız. Ya bakın biz böyle yapacağız. Tamam, olay biter. Yemek odası, yatak odası dedin. Yatak odası ise, yatağı, komodini ve gardırobu, üçü içinde. Daha sonra buzdolabı, buzdolabını koydun, çamaşır makineni koydun, ocağını, fırınını koydun. Tamam. Bulaşık makineni koydum, bak hepsinin fiyatlarını tek tek yazdık. Hepsi bu arada A ++ falan oluyor. Herkesin anlayacağı şekilde söyle. Bunlar biraz pahalı. Markaları, kaliteleri de iyi kalite. Tamam. Kitaplık, masa. Ekstra bir oda oluyor. İki artı bir evde. Bir oda boş kalıyor. O odaya bir kitaplık koyarsın, bir tanede masa koyarsın. Çalışma masası. Perdeler, halı, ütü, süpürge, nişan masrafları, nikah masrafları, bir de ev. Kira yani. Evin, evet ilk girişte bir kira veriyorsun, depozite veriyorsun. Daha ne istiyorsun evde? Tabak, çanak? Tabak, çanak öyle çok fazla bir şey tutmuyor. Onu yazmadım ama bir 12 kişilik almıştım. 300 liraya mı neye almıştım yani. Onlar da 500 lira olsun yani. Düğünü katmıyorum çünkü ben düğün yapmadım. Düğün yapmayacağmız şekilde konuşmuştuk hatta. Ama ona rağmen yine yüksek bir miktar yazdım. Ha çalgılı çengili düğün yapacağım diyorsan, o zaten İslami bir şey değil. Biz onu zaten konuşmuyoruz. Öyle bir şeyi de kesinlikle tasvip etmiyoruz. Yani düşünsene herkes orada oynuyor, ediyor veyahut düğün yaptığın zaman şöyle bir dezavantajın var: İster istemez insanlar o rahat giysilerini, giyimlerini giyip öyle geliyorlar. Saçma sapan sahneler çıkar ortaya diye düşünüyorum ben yani. Maalesef çıkıyor da yani. Ben nikah yaptım. Allah’ıma şükürler olsun. Gayet güzel oldu. Hepsi içinde 33.400 lira. Başından sonuna kadar evlendin. Nişanını yaptın, nikahını yaptın, evini, eşyanı her şeyini tamamladın. 33.400 lira ve bunlar yüksek kaliteli. Ben bunun bir de düşük kalitesini hesapladım. Yani biraz daha kaliteni düşürürsen, bu fiyat 28 bine, 29 bine kadar düşüyor yani. Bir de ben genç bir çocuk olarak diyeyim, temsilen. Yine bana çok geliyor o para. Benim o parayı toparlamam demek… Diyelim evlenme niyetine girdim ama ben o parayı toparlayana kadar zaten… Birdenbire ben bunu yapamam diyorsan, o zaman evlenmiyorsun. Bu mudur yani? Yine aynı yere geldik. Ama elalem ne der? Aa doğru. 33 bin, 35 bin olmazsa? El-alem ne der? Doğru. Ne yiyeceksin? Duvarları yerim. Tabii öncelikle evlenecek bir insanın, bir adamın evini geçindirebilecek derecede asgari ücret bile olsa, bir işi olması lazım. İşin varsa zaten, evlenmeden önce birazcık dişini sıkarsan, 6 ay içerisinde 10 bin lira para biriktirebilirsin Dişini sıkabilirsin, biraz zorlarsın kendini. 10 bin lira para biriktirdikten sonra 6 ayın sonunda evlenme niyetine girebilirsin kardeşim. Ne olur? 10 bin liran var cebinde, nişanını rahat rahat yaparsın. Zaten nişandan sonra o eşin olacak kişiyi tanıma süresi olacak. O süreçte de para biriktirmeye zaten devam edeceksin ve evlilik yaklaştığı için ister istemez sana destek olanlar olacak ve hani emin ol Allah da yardım ediyor. Yani sen o niyete girmedikçe o kapılar açılmıyor ve açılmayacak yani. Şunu düşünme: “Ya ulan evleneceğiz ama para yok.” Sen bir niyetine gir, Allah yardım ediyor kardeşim. Ben bunu herkesten duydum ve sana da kesinlikle söylüyorum. Ya bir Bismillah de, Allah rızası için ben bu evliliğe adımımı atıyorum de, Cenab-ı Allah sana o kapıları açacaktır. Hiç ummadığın yerden gelen paralar. Bazılarını biliyorum. Ben bu para falan diyorum ama ya benim işim çok daha kolay oldu. O kadar kolay oldu ki yani hiçbir şey hesapladığım gibi olmadı. Bazı şeyler hesabımın üstüne çıktı ufak tefek. Fakat bazı şeyler o kadar kolay, o kadar rahat oldu ki ben de anlamadım. Gerçekten anlamadım. Allah öyle bir rahmet ediyor, öyle bir merhamet ediyor ki, benim kulum ahir zamanda her şeyi elinin tersi ile itip, Allah kerimdir. Rabbim emretmişse ben bu yola giriyorum deyip, ben bu adımı atıyorum deyip adımı atmışsa, ben de kuluma yardım ediyorum dedi. Ben yani bunu resmen hissettim evlilik sürecimde ve size de tavsiyem budur. Dediğim gibi 6 ay bir para biriktirirsin, o kadar da olur yani onu… Görüşme sürecinde de birikir dediğin gibi ağabey. Görüşme sürecinde de biriktirirsin elinden geldiğince. E tabii burada da şunu da söylemek lazım yani: Evet biz nişanımızı yaptık, belli bir süre nişanlılık evresi geçer. 3 ay olur, 6 ay olur. O süreçte de yavaş yavaş evinin malzemelerini vesairlerini toplamaya başlarsın. Yani bu hesabı birebir tutturacağım diye beklemek zorunda da değilsiniz. Ben sadece şunu diyorum 10 bin lira toplayın ve Bismillah deyin girin. Ha şu da var: Yani altın meselesi var, düğün meselesi var. Bunları dediğim gibi eş adayınızla konuşup, o şekilde çözmeniz lazım. Senin dediğin tarzda evlilik, benim gördüğüm kadarıyla bu zamanda şu anda şunu diyorlar: “Keşke öyle olsa ağabey.” “Ya böyle kızı nereden bulacağım. Böyle aileyi nereden bulacağım.” diyor. “Nereden bulacağım böyle kızı? Bir sürü istekleri var, şuyu var, buyu var.” Var kardeşim, var. Yani o kadar çok hanım kardeşimiz ve erkek kardeşimiz var ki bunu isteyen. Ya ben bir an evvel evlenmek istiyorum. Ama o kadar çok şey var ki gelenek görenek… Gözünüzde büyütmeyin kardeşim. Ben zaten şunu anlamıyorum ağabey mesela: İki kişi evlenecekse senin ona taraftar ve destek olman gerekmiyor mu? Yani çünkü sen yuva kuran, bir de Allah için evlenen birine sen taraftar olursan, onların sevaplarından da hisse alırsın. Sen onlara yardım ettin. Allah katında çok hoş bir davranış ama benim gördüğüm şu oluyor: Daha da zorlaştırılıyor olay. Şunu da alsın, bunu da alsın. Yardım yok yani, şey çocuğu sıkıntıya sokmak ya da kızı sıkıntıya sokmak. Evlenecek arkadaşlar kesinlikle bazı şeylerde dobra dobra oturun, konuşun. Yani ailesiyle “Benim böyle bir bütçem var ama nişandan sonra bu kadar biriktireceğim.” Bir miktar da, taksitli alırsınız eşyaların bir kısmınıda gerekirse. İlk aşamaya geçince ben buraların çok problem olacağını düşünmüyorum. O bahsettiğin suret siret meselesi. Ya mesela sorsa kendi annesine babasına nasıl evlendiniz? “Valla ne bileyim, biz evlenirken işte bir perdemiz vardı, bir tane yatağım vardı.” Evet çok duyuyorsun böyle şeyler. “İşte bir tabağım, çanağım vardı. Öyle evlendik.” Sonra bir bakıyorsun, ev çok güzelleşmiş zamanla. Kendileri öyle evlendiği için, “Aman benim kızımın şunu da olsun. Aman benim kızımın bunu da olsun. Aman şöyle, aman böyle.” Kardeşim, kusura bakmayın. Hem hanım kardeşlerime, hem erkek kardeşlerime söylüyorum. Olmasın kardeşim. Şu da olmasın, bu da olmasın. Böyle olun. Bu da olmasa olur. Bu şart değil. Şu? bu da şart değil. İstemiyorum. Bir de hani dedim ya 35 bin lira. Bu paranın tamamı senden çıkmayacak zaten. Ya emin ol, tamamen durumu çok kötü berbat olan, kızın da hiçbir şey vermeyeceği bir evliliği konuştuk. Hani 35 bin lira öyle. Sonuçta bunların hepsini sen almayacaksın. Bunlar yardımsız hali. Kimsenin yardım etmediğini düşünürsek. Tabii. Atıyorum, baban destek olabilecekse, baban destek olacak. Kızın babası destek olabilecekse, o destek olacak. Atıyorum bazı şeyleri de taksitle aldın. Evlendikten sonra sana destek olarak bir sürü takı gelecek, onlardan da ödeyebileceksin yani. Yoksa bu devirde, gerçekten herkes için söylüyorum. Adam 100 bin lira lazım… Şimdi sen evlenmek için 100 bin lirayı topluyorsun, o 100 bin lirayı kolay toplamadığın için… Ben şimdi bu parayı kolay toplamadım, o zaman bana layık bir kız arıyorum diyeceksin. Bu sefer aradaığın kişiyi bulamaycaksın. En basiti bir taslak söyleyeyim, yanlışım varsa düzelt. Bu dediğin senaryo gerçekleşmez derse de, gerçekleşmez dersin. Örnek veriyorum, ben kenara 10 bin lira falan koydum. Çünkü düğün salonu benim bildiğim belediyeden yaparsan, 300 lira falan. Evet. Nişan evinde yaparsan, hiçbir masrafı yok. Ben nişana, nikaha falan onlara toplam 5 bin yazmışım. Daha ucuzu da gelebiliyor. Çünkü böyle evlenen tanıdıklarım da var. Diyelim ki ben böyle evlendim. 300 liraya nikah, hadi diyelim 1000’e kapatayım. Fazla söyleyeyim. Ama zaruret varsa tabii 300’e de razı olmak lazım da. 1000 diyelim biz ona. Düğünde yapılan şeylerin aynıları gerçekleşiyor. Yani iki kişi orada duruyor, bütün tanıdıklar, sevdikler o ortamda şahit oluyorlar, evet diyorlar. Sana 1 saat süre veriyorlar. Fotoğraf çekimin oluyor, takı törenin oluyor, evet hayır oluyor, herkes orada oluyor. Evet herkes takısını da takıyor ve dağılıyorlar ve çok güzel bir şey. Şu an cebinde 100 bin lirası olan kaç kişi var? Zor. Bu ne demek biliyor musun? Seni borca sokacağım demek. 100 bin liralık bir evlilik hayal ediyorsanız kardeşim, eşinizi borca sokacaksınız veyahut kredi çekecek, faize girecek. Ben o kadar çok görüyorum ki. Ne yapıyor çocuk, ev eşyalarını alabilmek için? Kredi çekiyor ve faize girdi. Niye? Kız çünkü “Şunu da istiyorum, bunu da istiyorum.” dedi. Kız neden onu dedi peki? Normalde kızların bir çoğuna sor, “Ben bir şey istemem.” der ama evlilik yaklaştıkça ablası “Şuyunuz yok mu?” der, Annesi “Şu niye yok?” der. Bilmem kim, halasının bilmem nesi şu… Sen niye karışıyorsun. O kadar çok karışan oluyor ki. Hiç tanımadıkların devreye giriyor. Bu sefer kız onların söylediklerinden etkileniyor. “Erkek kız niye şöyle yaptı? Kız bak biz geldikte, eve geldikte bize ikinci çayımızı koymadı.” Var mı böyle şeyler? Var var oğlum. Neler neler var ya. Nelerden, nelerden evlilikler bozuluyor. Sağa sola bakmayın. Anneler ve babalar gerçekten güzel şeyler, tavsiyeler de verirler. Bunlarda problem yok ama o üçüncü şahıslar işin içine bir girdi mi kardeşim, onlardan korkun ve onları mümkün mertebe… Zorlaştırıyorlar. Genel olarak bence zorlaştıran herkesi bir filtrelemesi lazım. Bu beni zorlaştırıyor. Çünkü evleneceğim ben, bir derdim olmaması lazım. Huzurlu bir yuvaya giriyorum ben. Mutlu olmam lazım. Bir başlıyorum; kredi, faiz, borç onu kapatana kadar full aleminde bu var. Bence şu an evlilik kararı alır millet ha. Evet bak şimdi ağabey. Ne diyorsunuz? Keyifse, istekse 100 bini, 90 bini bulur. Bulur kardeşim. Ya kabullenemiyorlar ya. 35 bin liraya, 50 bin liraya evliliğin yapılabileceğini kabullenemiyorlar. Altın meselesine takılıyorlar. Onu da gidip kayınpederinizle veyahut eş adayınızla konuşup, bir çözümünü bulmak lazım. Evet. Üstad hazretleri diyor ki: Mimsiz medeniyeti kısaca açayım. Mimi çıkarırsan medeniyet değil, deniyet kalıyor. Deniyet de alçaklık anlamına geliyor. Şimdi neden öyle bir tabir kullanıyor şu an ki medeniyet için? Zaruri hacat yani olmasa ölürsün, yaşayamazsın. Bu ihtiyaçlar dörtken, bunu medeniyet yirmiye çıkarmış. Yani aslında zaruri olmayan ihtiyaçlar, “…hacat-ı zaruriye hükmüne geçmiş.” Tiryakilik, gelenek, görenek bunlarla. “Zaruret var, zorundayız. Bunu yapmalıyız. Bu olmazsa olmaz.” Gelenek, görenek belası. Yani Üstad aşağıda diyor ki: “Ekmek yemek, yaşamak gibi zarurî ihtiyaçlar haricinde başka hangi zaruret var?” Demek ki mesele benim ihtiyacım kadarını karşılayayım, yaşayayım, evimizde ekmek pişsin demek değil. İşin içine zaruri olmayan, binlerce şey girmiş. O yüzden sana 100 bin liralık fatura çıkıyor, o yüzden sana 50 bin liralık fatura çıkıyor. Bence 50 bin lira da çok. Zarureti konuşuyorsak… Ya evlilik dediğin şey evini güzelleştirmek değil, kızla arsa inşa etmeye girmiyorsun ya. Amacın o değil senin. Senin amacın, ahirette beraber olabileceğin bir hanımla, dünyada dahi sana dost olabilecek bir hanımla birleşip, güzel bir yaşantı. Sonsuzda bile devam edebilecek bir yaşantı sağlamak. Sen neye takılmışsın? “Yaşantımızın geçeceği alanı çok güzelleştirmemiz lazım.” Amenna güzel olsun ama bu seni çok zora sokuyorsa, çok sıkıntıya sokuyorsa birazda kanaat et be kardeşim. Yani biraz daha aza alış yani. Yeme, içme, barınma. Demiyorum ben evin dökük olsun, yıkık olsun, göçük olsun. Hayır demiyorum bunu ama senin ayağını yorganına göre uzattığın evde belki güzel bir ünite olmayabilir. Belki güzel bir yemek masası olmayabilir, evet yerde yiyebilirsin. Kötü bir şey mi? Hayır değil kesinlikle yani. Bunları baz alırsan sen, çok daha minimal bir yaşam ve çok daha mutlu olarak yaşarsın. Ama öteki türlü aklıma şu da geldi: Yani biz fakir diyoruz ya fakir. Fakir ağabey ihtiyacı olana denilir değil mi? Adam 10 bin lira alıyordur ama istekleri, arzuları çoktur. İhtiyacı olarak görür onları. Bu adam fakirdir ağabey. Hâlâ ihtiyacı var. 10 bin giriyor cebine, yetmiyor diyor ya adam. Çok gördük ya, ben çok gördüm bunu mesela. “Yetmiyor 5 bin.” diyor. Öteki de şaşırıyor. “Ya 5 bin nasıl yetmiyor?” diyor. Çünkü niye? Onun istek ve arzuları daha oraya ulaşamadığı için, “5 bin nasıl yetmiyor?” diyor. Belki onun da cebine 5 bin girse, o da gözünü başka yerlere dikecek ve ihtiyacından dolayı o da fakir bir hayat yaşayacak aslında. Diğer adama bakıyorsun, kanaat ediyor değil mi? Yediği ekmeğe kanaat ediyor, şükür ediyor bir de. Diğeri şikayeti açar. “Şu ben de niye yok, bu ben de niye yok?” Biraz Allah’a haşa şekva eder gibi. Allah’ım bana bunu niye vermedin? “Bak başkasının hayatı şöyle. Ona onu vermişsin. Ben de niye yok?” gibi, şekvaya açıyor. Diğer adam elindekine kanaat ediyor, hem şükrü artıyor. “Elhamdulillah. Daha kötü olanlar var.” diyor. Biz yine ekmek yiyoruz ya. “Ekmek bulamayanlar var.” diyor. Adam şükür ediyor. Sokakta yatan var. Evet, sokakta yatan var ve o adam zenginleşiyor şu an. Niye? İhtiyacı yok. İhtiyacı kalmıyor o saatten sonra. Dolayısıyla hanımı da mutlu oluyor, kendi de mutlu oluyor, evi de yuvası da mutlu oluyor. Öteki adam binlerce şeyi var, kanaat yok hâlâ fakir. Kesinlikle zenginliğin şeyle alakası yok. Para ile alakası yok. Hiçbir şekilde alakası yok ve bu medeniyetin dayatmış olduğu bu zamanda maalesef herkesin ister istemez etkilendiği bir şey. Bir de şey var, şuna çok takılıyorlar. “Bu maaşla nasıl geçindireceksin evini?” Ben bu konuya da maruz kalmıştım. Ama şunu gördüğümde içim çok rahatlamıştı. Evliliğine gayet güzel bir şekilde devam ettiren… Bir kişi değil bu arada bu, birkaç kişi var benim böyle tanıdığım. Adam şunu diyor: “Valla kiramı veriyorum. Yemem içmem gayet güzel, normal. Öyle şeyimiz yok. Herhangi borcumuz harcımız kalmıyor. Elektiriğimizi, suyumuzu, faturamızı da rahat bir şekilde yatırabiliyoruz. Yetiyor yani, ben hiçbir problem yaşamadım.” diyor. Ama kanaat eden, kabul eden… Şükür yok ki. Allah’ın verdiğine şükür etmiyorsun bir kere. O kapı kapanıyor yani. Yani şu değil: İlla 4 bin lira, 5 bin lira maaşı olacak. Yok kardeşim, kesinlikle ve kesinlikle. Yani herhangi bir işe gir, Ya Allah de Bismillah de, Cenab-ı Allah kapıları açar. Evet diyelim, var mı başka söyleyeceğimiz bir şey? Bence bütün meseleleri yatırdık üç aşağı, beş yukarı. Bir de kaçırma var, ücretsiz. Yoruma yazın arkadaşlar başka sorularınız varsa bu konu ile alakalı. Yine gerekirse bir video daha çekebiliriz. Belki ikinci seri olur bu. İkincisi gelir. “Yani ağabey iyi gaza getirdiniz ama ben adım attım ama şu noktada tıkandım.” diyorsanız, siz yorumlara yazın. Oturalım konuşalım. Tabii kılıçsız battal gaziler de çıkmasın. Bir kılıcı olması lazım biraz. Evet, Allah rızası için El-Fatiha maassalavat…

HAYATIN SIRRI BU AYETTE GİZLİ: “HEPİMİZ FİTNEYİZ”

Bir hakikat daha var. Kur’an-ı Kerim Furkan suresinin 20. ayetinde çok net bir kural koyuyor. Keşke bunu parti kuran Müslümanlar anlasaydı. Keşke bunu dernek kuran, vakıf kuran Müslümanlar anlasaydı. Keşke dört kızım var, dördünü de evlendirdim, dört dünürüm var diyenler anlasaydı. Dört oğluna, beş oğluna, beş gelin bulduğu için ailesinin kocaman olduğunu, her birinden dörder dönüm dört çarpı dört, on altı etti elhamdülillah, böyle kalabalıklarla, insanla, içli dışlılıkla insan yoğunlaştıkça, şirket çalışanı çoğaldıkça, işlerin iyi gittiğini veya işlerin onun hesapladığı gibi olduğunu zannedenler bu ayeti daha önce duymuş olsalardı: وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةًۜ İnsanlar olarak, sizi birbirinizin fitnesi yaptık Allah buyuruyor. اَتَصْبِرُونَۚ bakacağız sabırla bu süreci geçirebilecek misiniz? اَتَصْبِرُونَۚ وَكَانَ رَبُّكَ بَص۪يراً۟ Senin rabbin her şeyi izliyor, görüyor. Bu ayeti anlamayan Kur’an’dan bir şey anlamaz. Bu ayeti anlamayan Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in torunu niye şehit edildi bunu anlayamaz. Peygamber Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in müşriklerden bir yığın eziyet çektikten sonra ona iman edenler arasında niye sıkıntı çektiğini anlayamaz. Musa Aleyhisselam’a ne oldu ne bitti anlayamaz. Niye Çanakkale’de savaş yapılırken birileri filan yerinde Anadolu’nun fitne fesat çıkarıyordu, bir de namaz kılıyorlardı anlayamaz. Yahu bu kadının hiçbir derdi yok, kocası ona niye bela oldu anlayamaz. Bu erkek namaz kıldığı halde, teheccüd kıldığı halde niye zalim oldu anlayamaz. Ya bir tane camimiz var burada ne kavga ediyorsunuz ya bırak imamı müezzini kıl namazını git nedir derdin, anlayamaz. Dört kardeş dörde bölseniz, 14’e bölseniz, onu bir daha 10’a bölseniz buralar size yeter kavga etmeyin, anlayamaz. وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةًۜ ‘yi anlamak zorundasın. Bir insan yarattı Allah, bir insan daha yarattı onları birbirinin fitnesi, yani imtihanı yaptı. Babaysan oğlunu, oğlunsa babayı, kadını kocasına, kocasını kadınına, dernekte yönetim kurulu yönetilene, yöneteni yönetilene, herkesi birbirine siyasetçiyi vatandaşına, vatandaşıyı siyasetçisine kadını erkeğe, erkeği kadına, fakire zengini, zengine fakiri toplumda 100 insan varsa, kadınlı, erkekli, çocuklu, 100 kareköklü 100 eylem demektir bu. وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةًۜ Dolayısıyla biz, kaçıp gidelim o zaman insansız bir diyara desek, imtihandan kaçııyorsun, zaten senin kağıdını parça parça ederler o zaman. Sen imtihandan kaçtın. E bu imtihan benim şeklime göre olsun, sussun herkes itaat etsin bana dersen eğer, e sen o zaman ne biçim imtihan oluyorsun ki? Nasıl sana itaat edecek herkes? Böyle imtihan olur mu ya? Sen imtihana geliyorsun, şu soruları bana sorar mısınız lütfen diyorsun. Öyle bir imtihan dünyada var mı ya? وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةًۜ Birbirimizin imtihanıyız biz. Dolayısıyla çocuğu doğan elhamdülillah deyip sevinç için kurban kesiyor ya, aynı zamanda bir de bir dosya açmalı. Bir çocuk verdi Allah, hayır getir sonunu Ya Rabbi diye. Bedava yok bu dünyada. Bela da değil bedava, nimet de değil bedava. Bu dünyayı böyle kurdu Allah. Peygamberleri, böyle yaşadılar. aleyhimüsselâm cemîan. Bize mi farklı bir muamele yapacak Allah-u Teala? Nerede bir gül bittiyse, onun dalının dibinde dikeni göremeyenin gözü kördür. Gözü kör olduğu için onun hep eli kanar. Dikeni tutuyor çünkü. Dikensiz gül olur mu? Olur ama, plastikten olur. Doğal olmaz o. Dikenin geçmişi böyle. Gülün de geçmişi böyle, İkisini bir araya getiren o gülü yaratandır. Onun için, bu dünyada ne oldu? Ya bu Müslümanlarla biz bir arada kurduk bu vakfı da, niye şimdi birbirimize düştük? وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةًۜ Biz birbirimiz için yaratıldık, اَتَصْبِرُونَۚ Bir arada durmayı becerebilecek misiniz? اَتَصْبِرُونَۚ Sabır Ya Rabb! demekle mi 50 sene, bu kaynanaya, bu kaynataya, bu geline, bu damada, bu arkadaşa, bu kardeşe, dayanabileceğiz mi? Hainliğine karşı dayanabileceğiz mi? Laçkalığına karşı dayanabileceğiz mi? İftirasına karşı dayanabileceğiz mi? Kendimizi ezdirmeden, seviyemizi de düşürmeden dayanabileceğiz mi? Bunun için varız biz. اَتَصْبِرُونَۚ Bütün bu olaylar, 7 milyarın işte 7 milyar çarpı 7 milyar daha üst türevleri ile beraber olan ilişkilerini وَكَانَ رَبُّكَ بَص۪يراً۟ Rabb’in izliyor. O Allah bizim Allah’ımızdır Celle Celâlühü. Biz bu sürecin, Mü’min’leriyiz. Onun için ne dedik? Olayı anlamayan, yanlış anlayan, tersten bakan çatlar. Ya da hayvan gibi yaşar. Orada durdu trafik bekliyor akşama kadar bekler. Ne var ilerde, niye durduk bunu anlamaz.

Eşler birbirine nasıl hitap etmeli? / Bir fetva

Bismillâh elhamdülillah vessalatu vesselamu alâ Resûlillah. Erkek veya kadın, eşini nasıl çağırmalı? Bu sorunun cevabı örfidir. Mesela bir örfte, şehirde, hanımefendi bakar mısın? veyahut da beyefendi, bakar mısın deniyorsa, insanlar da bundan memnunsalar bir sakıncası yok. Başka bir şehirde de, Ayşe, veya Ahmet diye çağırmak normal kabul ediliyorsa, o da normaldir. Başka bir yerde, hanım! diye hitap ediliyorsa, ve kadın da bey! diye hitap ediyorsa, eski örfümüzde olduğu gibi, bunda da bir sıkıntı yok. Ama şişt diye, heey diye, kaba ifadeler makbul değil. Kadın erkeği, erkek kadını eş olarak ne ile çağırmalı sorusunun cevabı kim ne ile mutlu oluyorsa.. Nezaket bunu gerektiriyor. Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin.

ÇOCUĞUNA EL KALDIRAN ANNE BABALAR MUTLAKA İZLESİN!

Bir anne baba, 7 yaşında çocuğunu mesela, bir hocaefendiden Kur’an öğrenmek için götürürken, veya, ilköğretimde okusun diye götürürken, annesine, şu Allah’ın emanetini hazırla, götüreyim bugün okula veya medreseye diyorsa, diyebiliyorsa, ve okulda kayıt yaptırırken benim çocuğum çok özeldir. dikkatinizi çekerim diyebiliyorsa. Ama bu anlattığım anlamda çok özel. Hatta, eşler birbirleri hakkında, konuşurken, eşler çocuklarını değerlendirirken, bizim çocuğumuz çok özel hanım biliyorsun. Bize mahsus. Nüfus kağıdından önce levh-i mahfuzda kaydı vardı bu çocuğun. Bugünkü yaptığı yaramazlık listesini sayarken annesi, baba bu cevabı verebiliyorsa. Baba, sinirlenip, elini tersini çocuğa göstermeye çalışırken anne elini tutup, levh-i mahfuzdaki kayıtlarla oynuyorsun dikkat et! diyebiliyorsa, 950 sene Allah için kainatı santim santim dolaşan Nuh aleyhisselam, senin Allah’ın beni boğamaz diye, edepsizliğin zirvesine çıkmış çocuğuna bile yavrum diye bunun için hitab etmişti baba unutma bunu, diyebiliyorsa eş eşine. Çünkü, Nuh aleyhisselam iyi biliyordu ki, bu çocuk, özellikle Nuh’a emanet edilmişti. Nuh için özel yaratılmıştı. Terbiyesizliği ve Allah’a isyanı Kur’an ayetlerine intikal edecek kadar hırçın bir çocuk olmasına rağmen, bu sana özel, özel sana bu denmişti. Mendebur çocuk, evlatlıktan kovdum seni niye demedi Nuh Aleyhisselam? Lut Aleyhisselam niye bunu diyemedi? Evlatlıktan niye kovamadılar? Çünkü biliyorlardı ki, her çocuk özeldir. Ve bunun bir sonucu var kıyamet günü. Biz, daire alır gibi çocuk alamadık bu kainatta öyle birşey yok. Araba beğenir gibi çocuk beğenmedik. Allah’a kul olduğumuz için, kulluğumuzun sonucu gereği Allah kucağımıza çocuklar koydu. Onun için Mü’min baba ve anne şuna iman eder.. İman eder diyorum! Düşünür, beğenir, not tutar değil. İman iman. Amentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi der gibi. Şuna iman eder; Her çocuk benim için bir imtihandır. Tıpkı sabah namazı her gün imtihan olarak karşıma çıktığı gibi. Her günün, sabah namazının toplamından kıyamet günü, şu kadar 1000 kere güneşin doğduğu gün yaşadın sen, o sınama namazlarının toplamına göre namazlı kul veya namazsız kul olarak dirileceksin diye düşündüğü gibi, her gün yatağından kaldırdığım çocuğumu, kucağıma aldığım bebeğimi, bu duyguyla karşılamam, tıpkı bir sabah namazı gibi, Allâh-u Teâlâ’nın beni imtihan ettiği bir imtihan konusu olarak gördüğüm zaman, melekler benim yardımımdadır. Nuh Aleyhisselam’a yardım ettikleri gibi.

KIYAMETİN EN BÜYÜK ALAMETİ GELDİ (Soru-Cevap)

Bütün dünya sizin cümlelerinizi, kelimelerinizi duymasını isteseydiniz ne söylerdiniz? “La İlahe İllallah Muhammedür Rasulullah” derdim Bütün dünyanın buna şahit olması ne demek biliyor musun sen? Senin adın ne? Tekin? Pek Tekin biriymişsin sen, güzel. Sen de öyle yap. ‘Muhammedür Rasulullah’ de gökler bile duysun. Taşlar duysun, denizde balıklar duysun Onlar da sana şahit olsun. Kur’an-ı Kerim’imiz gençler ne diyor? Firavun boğulup gittiğinde, Rabbimiz buyuruyor ki; “Fema beket aleyhissemaü vel ard” (Ne gökler ne yerler ağlamadı onun için) diyor (Duhan 29) Zaten gök kime ağlar ki diyemiyorsun. Toprak ağlar mı? Meğerki mesele şuymuş Bir mü’min bir yerde secde ettiyse o toprak kıyamet günü o mü’mini arar şahit olurmuş. O mü’min bir daha gelmediği anlaşılınca toprak aleminde, gökteki hava cisimlerinde “o mü’min öldü, benim üzerimde namaz kılacak, Allah diyecek insan kayboldu” diye toprak ağlarmış Firavun böyle bir şey yapmadığı için kimse ağlamamış Ben isterim ki sesim bütün dünyada duyulsun da peşimden dağlar ağlasın isterim ben. Sen de öyle yap Tekin. Bu güzeldi ya başka güzel sorusu olan yok mu? Günümüzde 2000’li yıllar dedik, müslümanların gidişatını nasıl görüyorsunuz? Ben uzaydan bakmıyorum dünyaya. Dolayısıyla sen ne görüyorsan ben de onu görüyorum Benim kuşbakışı görüşüm yok. Amma… Gençler, Rasulullah (sav)’in hadisi şeriflerini okuyanlar bugünü film izler gibi izlerler. Bugün sizin sıkıntı gördüğünüz şeyler hadislerde uyarı olarak var. Dolayısıyla çok şaşmıyorum. Bundan daha beterini de bekliyorum. Bu görüntünün daha beterini de bekliyorum. Ama umudum da artıyor bu arada. Neden artıyor? Çünkü ne olursa olsun, durum ne kadar kötü olursa olsun Allah, O’na koşanı geri göndermiyor. Beni de gerisi ilgilendirmiyor zaten. – Şimdi hocam ahir zamandayız dedik, – hani 2000’li yıllardayız dedik… – Genelde bu yılları ahir zaman olarak kullanıyoruz. – Sizin gerçekleştiğini düşündüğünüz kıyamet alametleri var mı? En büyüğü, bir numaralı kıyamet alameti Peygamber Efendimizin (s.a.v.) gönderilmesidir. Kıyamet Peygamberi Ve buyuruyor ki Peygamberimiz (s.a.v.) “Benim gönderildiğim zamanla kıyamet arasındaki mesafe, ikindi vakti ile akşam namazı arasındaki mesafe kadardır.” diyor. Rakam vermiyor ama 24 saatlik günde ikindi ile akşam arasında ne kadar vakit var? Yaz aylarında üç saat var. Üç, üç buçuk saat 24 saatin hadi dört saat diyelim. Yirmisi geçmiş dördü kalmış Efendimiz (s.a.v.) geldiğinde. Onun üzerinden de 1400 sene geçmiş Kıyamete yirmi sene var diyenin aklına şaşarım. Ne karışıyorsun Allah’ın işine Ama on bin sene var diyende de akıl yok. Gayba ait bir konu Ama kıyametin, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kadar net bir alameti yoktur. Onun dışında o düzeyde olmayan alametler var. Mesela; kadınların iş yeri açmaları, kocalarının parasına karışmaları kıyamet alametleri olarak Buhari’de hadis diye geçiyor. Bunun gibi pek çok alametler ne yazık ki gözümüzün önünde olduğu halde ibret alamıyoruz. Arkadaşlar alametinden çok benim ona hazırlığım önemli Hiçbir alameti de olmasa ben hazır olmalıyım çünkü en büyük kıyamet benim ölümümdür Benden sonra banane kıyametten Diye düşünmemiz lazım – Hocam şimdi hane içinde eşlerin birbiriyle olan tartışmaları illaki her evde oluyordur Bu kadar bekarın sorusu mu bu? Gençleri ürkütme sen ona göre dikkatli sor. – İşte ben onun çözümü için bir soru sormak istedim. Bu garibanların tezgahı yok nesini soruyorsun – Ona göre önlem alırlar hocam onlar da Zenginin malı züğürdün tesellisi olurmuş neyse sor sor hadi. Söz sende kaldı – Hocam bu öfke problemini nasıl çözebiliriz? – En ufak bir şeyden tartışma çıktığında bunu büyütüyoruz – Evet bunla alakalı durumlar var – Hani yok mekanı terk edin, susun vs. ama; bunu da beceremiyorsak ne yapabiliriz bununla ilgili? Arkadaşlar bekarlar beni dinlesin. Evliler laf dinlemez. Bunlar her şeyi bildiğini düşünüyorlar. Bekar var mı, parmaklarını bir göreyim bekarların Aman Allah’ım ya Aman aman aman Hiç sormadım kabul edin Bekar kardeşlerim bu ağabeyiniz İnşallah uzun yıllar yaşar, sizin evinize bir çorba içmeye gelir. Ama görünen köy kılavuz istemez Fatihadan unutmayın bu ağabeyinizi Şu sözümü hatırlayın o gün Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki; “Saliha bir kadınla yani Allah’tan korkarak yaşayan bir kadınla evlenen, dininin %50’sini tamamlamıştır.” diyor Gerisinde de Allah’tan korksun cennete girsin diyor. Arkadaşlar Bana bir İslamiyetin emirlerini sayın desem Namaz, oruç, haç, zekat, anaya babaya itaat Kur’an okumak, kurban kesmek, sadaka vermek, fitre vermek, itikafa girmek, Teravih kılmak, cuma namazı kılmak, tesettüre girmek… Yav sayıyorsun sayıyorsun kaç tane emir var. Kadın %50’sini oluşturuyor bunların. Ben o zaman diyorum ki sana Ey bekar Başka kimse yok da burada, hey hepiniz İslamiyet adına yapacağın her ne varsa onların toplamı kadar aile seni yoracak. Buna hazır değilsen evlenme. Namazdan, oruçtan ne biliyorsan İslam olarak, yaz bir kenara. Onların toplamının psikolojik veya biyolojik ağırlığını ölç, fiziksel ağırlığını ölç. Evlilik o kadardır. Neden? Allah buna Cennet veriyor. Ucuz değil ki cennet, boşuna da değil bedava da değil. Cehennem de boşuna değil tabi. Dolayısıyla evlenenler “Ey Allah’ım! Bu kadından bu erkekten yani karı koca kimse, ben bir şey istemiyorum. Ben senin adına nikahlandım. Senden isterim ben.” derse karşısındaki kim olursa olsun Allah’ın izniyle o yuva dağılmaz. Şimdi çok önemli olarak bir sorunumuz var bizim. Cep telefonu diye bir şey icat oldu. Yemeği oradan sipariş veriyorsun, okul puanını oradan öğreniyorsun, üniversite sonuçları oradan çıkıyor, hesabı oradan yapıyorsun, dııınk karşına çıkıyor. Kadını da öyle zannediyor erkekler. Kıyamete kadar öyle bir kadın olmayacak, Cennette huriler öyle olacak. Beklenti yanılgısı bu. Bundan tövbe et sen. Kardeşlerim, Peygamber Efendimiz (sav) kainatın efendisi, ama hanımlarıyla sıkıntıları oldu. Hatice anamızla olmadı sadece. Kapıya atmadı onları Bir şeyi unutmayın. Kur’an-ı Kerim insanlığın en kötüsü olarak iki kişiyi gösteriyor. En kötü insan onlar diyor: Nuh(a.s)’ın karısı, Lut(a.s)’ın karısı Allah 25 insanı örnek gösteriyor bize. Nuh (a.s) bu 25’in ilk beşinde. Asırlarca karısı baş belası olmuş. Lut (a.s)’ın karısı en kötü kadın, zalimlikte. Ahlakta değil ama. Bir Peygamberin karısı için öyle aklınıza gelen kötü kadın rolü olmaz. Ama boşarım seni sözünü duymamış bu kadınlar kocalarından. Nuh (a.s) boşamak kelimesini kullanmadı hiç. Düşünmeye değmez mi bu? Kafirlere sabrettiği gibi karısına da sabretti. Müslümanlar olarak israil ve amerika ile boğuşmaya hazır, evdeki kadınla sabırda boğuşmaya hazır değilsen bir çelişki yaşıyorsun demektir. İşte buna ben beklenti yanılgısı diyorum. Öyle bir evlilik yok. Öyle bir evliliği Peygamberler yapamadı ki sen yapacaksın. Bir şeyi size anlatayım Nikah yapılırken hiç bulundunuz mu, dini nikah kıyılırken? Nasıl dua ettiklerini gördünüz mü hiç? İman mısınız? (Evet) Nikah kıydın mı hocam hiç? (Yani) Duanda; “Yarabbi, Ali ile Fatıma arasındaki mutluluğu bunlara nasip et diyor musun? (Diyorum) Duyuyor musunuz? Ali’ye Ebu Turab deniyor mu? Ne demek Ebu Turab? Topraklı adam demek. Niye öyle demişler ona? Çünkü gelmiş mescitte yüz üstü yatmış toprağın üstüne, sinirden patlıyor kafası Efendimiz (s.a.v) gelmiş; “Ey toprak baba, burada ne yatıyorsun.” demiş. Niye? Fatıma ile kavga etmiş, camiye kaçmış. Hoca da dua ediyor, “Ya Rabbi Ali ile Fatıma arasındaki mutluluğu nasip eyle.” Doğru, mutluluk vardı ama öyle olmadı hep. Mescide kaçtı Ali. Bunu da nereden öğrendi Efendimiz? Kızını ziyarete gitti. ‘Damadım nerede?’ dedi, “Camiye gitti.” dedi. Hayat bu çünkü, hayat. Medine’de de hayat yaşandı. Ali de olsan hayatı yaşayacaksın. Hangisi haklıydı hangisi haksızdı, onu boşver sen Fırtına koparmadılar buna. Efendimiz onu orada uyardı, gitti evine. Selamünaleyküm. Kapandı o iş. Biz bunun mücadelesini, yoğunlaştırıyoruz ki böyle şeytan bayram etsin diye. Bu beklentiden vazgeçen en sevimsiz, geçimsiz kadınla ve kocayla yaşar Allah’ın izniyle. Ama işte telefondan, internetten her şeyi sipariş verir gibi mutluluk sipariş vereceğine inanıyorsan sen bekle biraz. Biraz şöyle bekle; İsrafil (a.s) bir üfürecek dünya yıkılacak. Sonra bir daha üfürecek insanlar mezardan kalkacak. Ondan sonra mahşer kurulacak. Milyonlarca sene sıraya girilecek. İnşaallah imanla öldüğün için cennete gideceksin. Huriler öyle tam aradığın gibi. Biraz bekleteceğim ama sabır. Kardeşler, Allah sizden razı olsun Dilerim Rabbimden Cennette de böyle buluşalım (İnşallah) Orada Allah’ın dostlarını gidelim, görelim, Onlar bizi davet etsinler, Ali’yi görelim, Fatıma’yı görelim… Orada mahremiyet olmayacak, değil mi? Fatıma annemizin elini öpebilecek miyiz mesela? Ne demek ”Bilmiyoruz”? Gençler, şeriat burada var orada yok Orada yok Allah’a emanet olun. Selamünaleyküm.


Almanca

Wenn sie wollen würden, dass die ganze Welt ihre Sätze, Wörter hört, was würden sie sagen? Ich würde: “La İlahe İllallah Muhammedür Rasulullah” sagen (“Ich bezeuge, dass es keinen anderen Gott gibt außer Allah, und dass Mohamed sein Diener und Gesandter ist.”) Weißt du, was es heißt, dass die ganze Welt das hört? Was ist dein Name? Tekin? Du bist wohl ein sehr Ruhiger (tekin = ruhig), schön. Mach du es auch so. Sag “Muhammedür Rasulullah” (Mohamed ist sein Diener und Gesandter), das soll der Himmel hören. Das sollen die Steine, die Fische im Meer hören, und die sollen Zeuge für dich sein. Was sagt unser Koran? Als der Pharao ertrank, sagt unser Herr: “Fema beket aleyhissemaü vel ard” (Weder Himmel noch Erde weinte über sie”; Duhan 29) Du kannst nicht sagen: “Für wen würde der Himmel denn schon weinen? Kann die Erde weinen? Indessen ist die Sache aber eigentlich folgende: Wenn ein Gläubiger auf einem Boden gebetet hat, wird dieser Boden am Tag des Jüngsten Gerichts diesen Gläubigen suchen und Zeuge für dich sein. Wenn bei der Welt der Erde und bei der Materie im Himmel gemerkt wird, dass ein Gläubiger nicht mehr kommt, wird die Erde “Der Gläubige ist gestorben, der Mensch, der auf mir sein Gebet verrichtet und Allah sagt, ist verschwunden”, sagen und weinen, Weil der Pharao solche Sachen nicht getan hat, hat niemand geweint, Ich würde wollen, dass meine Stimme von der ganzen Welt gehört wird und Berge mir hinterher weinen. Mach du es genau so, Tekin. Das war schön, hat niemand noch eine schöne Frage? Heutzutage, wir haben die 2000er erwähnt, wie sehen sie die Entwicklung der Muslime? Ich gucke nicht vom Weltall aus auf die Welt. Daher sehe ich genau das, was du auch siehst, ich habe keine Vogelsicht. Aber… Die Leute, die die Hadithe des Gesandten lesen, schauen dem Heute wie ein Film zu. Das, was ihr heute als Mangel seht, gibt es als Warnung in den Hadithen. Deswegen wundere ich mich nicht sehr. Ich erwarte auch Schlimmeres als das. Ich erwarte eine noch schlimmere Aussicht. Aber gleichzeitig steigt auch meine Hoffnung. Warum steigt sie? Weil, Egal was passiert, wie schlimm die Lage auch ist, schickt Allah denjenigen, der zu ihm rennt, nicht zurück. Der Rest interessiert mich eh nicht. – Nun, wir haben das Ende der Welt erwähnt, – wir haben eben die 2000er gesagt… -allgemein nutzen wir diese Jahre als das Ende der Welt. – Gibt es Zeichen für den Jüngsten Tag, bei denen Sie denken, dass diese sich bereits bewahrheiten? Das größte, das erste Zeichen für de Jüngsten Tag ist, dass unser Prophet (s.a.v) weggeschickt wurde. Der Prophet des Jüngsten Tages, und unser Prophet (s.a.v) sagt: “Der Abstand zwischen der Zeit, zu der ich geschickt wurde und dem Jüngsten Gericht, ist wie der zwischen dem Nachmittagsgebet und dem Abendgebet.” Er erwähnt keine Zahl, aber wie viel Zeit ist an einem 24-stündigen Tag zwischen Nachmittag und Abend? In den Sommermonaten sind es drei Stunden. Drei, dreieinhalb Stunden, von 24 Stunden, sagen wir mal es sind vier Stunden. 20 davon sind die Vergangenheit und vier sind übrig geblieben, als unser Prophet gegangen ist. Das ist 1400 Jahre her, Ich wäre überrascht über die Intelligenz jener, die sagen, dass der jüngste Tag in 20 Jahren ist. Was mischst du dich in die Arbeit Allahs ein, aber auch die, die sagen, es sind noch 10 000 Jahre, haben keinen Verstand. Es ist ein Thema, das dem Ungesehenen zugehörig ist, aber der jüngste Tag hat kein so deutliches Zeichen wie unseren Propheten. Abgesehen davon gibt es Zeichen, die nicht auf demselben Niveau sind. Zum Beispiel: dass Frauen Arbeitsstellen öffnen und sich in Geldangelegenheiten ihrer Männer einmischen, steht in den Buhari Hadithen. Obwohl in solcher Art sehr viele Zeichen vor unseren Augen sind, können wir leider keine Lehre daraus ziehen. Freunde, wichtiger als die Zeichen sind die Vorbereitungen, die man dafür trifft, selbst, wenn es keine Zeichen gibt, die zu sehen sind, muss ich vorbereitet sein, denn der größte jüngste Tag ist mein Tod, was juckt mich der Tag des jüngsten Gerichts nach meinem Tod, so müssen wir denken, – Nun gibt es im Haus sicherlich Streitereien zwischen Ehepartnern, Ist das die Frage von so vielen Singles hier? Erschrecke die Jugendlichen nicht, frage demnach vorsichtig. – Ja ich wollte etwas für die Lösung davon fragen. Diese Armen haben keine Theke (im Sinne von sie sind nicht mal verheiratet), was fragst du darüber – Sie können sich ja dementsprechend darauf vorbereiten Die Ware der Reichen ist wohl der schwache Trost, wie auch immer los frag. Das Wort ist bei dir, – Wie kann man das Wut-Problem lösen? – Bei der kleinsten Streiterei komplizieren wir es, – Ja es gibt solche Situationen – Man kann zum Beispiel den Ort verlassen usw., aber wenn wir auch das nicht hinkriegen, was können wir dann machen? Freunde, die Singles sollen mir zuhören. Die Verheirateten hören nie zu. Sie denken, dass sie alles schon wissen. Gibt es hier Singles, zeigt auf, Oh mein Gott, oh man Nehmen wir an ich hab das erst gar nicht gefragt, Meine ledigen Brüder, ich als euer Bruder werde – so Allah will -lange Jahre leben, und zu euch nach Hause kommen, um bei euch Suppe zu essen. Aber was man von Weitem erkennt, bedarf keiner Erklärung, Vergisst bei euren Fatihas nicht diese Bruder, und erinnert euch an dem Tag an folgenden Satz: Unser Prophet (s.a.v) sagt; “Wer mit einer gerechten Frau, also einer Frau, die ihr Leben mit Gottesfurcht lebt, heiratet, hat 50% seiner Religion vervollständigt.” Und für den Rest soll er gottesfürchtig sein und ins Paradies eintreten. Freunde wenn ich sagen würde, dass ihr mir die Befehle des Islams aufzählen sollt Das Gebet, Fasten, Pilgern, Spenden, Gehorsam gegenüber Mutter und Vater, den Koran lesen, opfern, Almosen geben, in die Itikaf gehen, Teravih beten, das Freitagsgebet verrichten, sich bedecken… Du zählst und zählst, man wie viele Befehle es gibt. Die Frau bildet 50% von diesen. Und ich sage dir demnach, Oh du Lediger, hier gibt es niemand anderen, Oh ihr alle so viel es im Namen des Islams gibt, das du machen kannst, so viel wie die Summe all dieser, so sehr wird deine Familie dich ermüden. Was du vom Gebet, vom Fasten weißt, schreibe es auf. Messe die Summe der psychologischen und biologischen Last, die physische Last dieser. Die Ehe ist so viel. Warum? Allah gibt für sie das Paradies. Das Paradies ist doch nicht günstig, sie ist auch nicht umsonst und gratis. Die Hölle ist natürlich auch nicht umsonst. Wenn diejenigen, die geheiratet haben also “Oh Allah! Ich möchte von dieser Frau, diesem Mann – Je nach dem, wer Mann oder Frau ist – nichts haben. Ich habe in deinem Namen geheiratet. Ich möchte von dir.” sagt wird, egal wer ihm gegenüber steht, mit der Erlaubnis Allahs dieses Nest sich nicht auflösen- Nun haben wir ein sehr wichtiges Problem. Es wurde etwas namens Handy erfunden. Du bestellst dein Essen von dort, erfährst deine Punkte in der Schule von da, die Ergebnisse in der Universität werden dort veröffentlicht, du siehst alles sofort. Männer denken, dass auch Frauen so sind. Bis zum Jüngsten Tag wird es nicht so eine Frau geben, Die Jungfrauen im Paradies werden so sein. Das sind Fehleinschätzungen der Erwartungen. Bereue dies. Meine Brüder, unser Prophet (sav), ist der Gebieter aller Welt, aber er hatte Probleme mit seinen Frauen. Nicht nur mit unserer Mutter Hatice. Er hat sie nicht vor die Tür geschmissen, vergisst eines nicht. Der Koran zeigt als das Schlimmste der Menschheit zwei Menschen auf. Er sagt, dass sind die schlechtesten Menschen. Die Frau von Noah (a.s) und die Frau von Lot (a.s), Allah zeigt uns 25 Menschen als Vorbild. Noah (a.s) ist von diesen 25 in den Top Fünf. Seine Frau war Jahrhunderte lang ein Unglück. Lots Frau ist die schlimmste Frau bezüglich Grausamkeit. Aber nicht bezüglich Moral. Zu einer Frau eines Propheten passt nicht die Rolle einer bösen Frau, die euch mal so einfallen würde. Aber diese Frauen haben von ihren Männern nicht den Satz “Ich werde mich von dir scheiden” gehört. Noah (a.s) hat das Wort scheiden nie benutzt. Ist das nicht Wert, darüber nachzudenken? Er hat genau so wie er die Ungläubigen ertragen, seine Frau ertragen. Wenn du als Muslim dazu bereit bist, dich mit Israel und Amerika zu raufen, aber nicht dazu bereit bist mit deiner Frau zu Hause mit der Geduld zu raufen, dann heißt das, dass du in Widerspruch gerätst. Und das nenne ich auch Fehleinschätzung der Erwartungen. So eine Ehe gibt es nicht. So eine Ehe haben nicht mal die Propheten geführt, wie sollst du sie führen. Ich werde euch etwas erzählen, Wart ihr schon mal dabei, als eine Ehe geschlossen wurde, als eine islamische Eheschließung stattgefunden hat? Habt ihr schon mal gesehen, wie sie beten? Sind Sie ein Imam? (Ja) Hast du schon mal eine Ehe geschlossen (Ja) Sagst du in deinem Gebet “Allah, lasse ihnen das Glück, das Ali und Fatma unter sich hatten, zuteil werden”? (Ja, sage ich) Hört ihr das? Wird Ali nicht Ebu Turab genannt? Was heißt Ebu Turab? Es heißt Mann mit Erde. Warum haben sie ihn so genannt? Weil er in den Gebetsraum gegangen ist, sich auf die Erde mit dem Gesicht nach unten gelegt hat, sein Kopf platzt vor Wut, Unser Prophet (s.a.v) kommt; “Oh Vater der Erde, warum liegst du hier”, sagt er. Warum? Er hat mit Fatima gestritten, ist in die Moschee geflüchtet. Und der Hoca betet “Allah, lasse ihnen das Glück, das Ali und Fatma unter sich hatten, zuteil werden” Stimmt, da gab es Glück, aber es war nicht immer so. Ali ist in den Gebetsraum geflüchtet. Und wie hat es unser Prophet erfahren? Er ist seine Tochter besuchen gegangen. “Wo ist mein Schwiegersohn?”, hat er gesagt, Sie hat “Er ist in die Moschee gegangen”, gesagt. Das ist nämlich das Leben. Auch in Medina wurde das Leben gelebt. Selbst wenn du Ali bist, wirst du dein Leben leben. Wer Recht hatte und wer nicht, mach dir nichts draus, sie haben dafür kein Skandal gemacht. Unser Prophet hat ihn dort ermahnt, er ist nach Hause gegangen. Selamünaleyküm. Die Sache war gegessen. Wir erschweren uns die Auseinandersetzung dafür, damit der Teufel feiert. Wer diese Erwartung aufgibt, kann auch mit der unfreundlichsten und ungeselligsten Person leben, so Allah will. Aber wenn du daran glaubst, dass du genau so wie du vom Handy im Internet alles bestellst, auch Glück bestellen wirst, dann warte du noch ein bisschen. Dann warte noch; Israfil (a.s) wird einmal pusten und die Welt wird untergehen. Und dann wird er noch einmal pusten und die Menschen werde von ihren Gräbern auferstehen. Dann wird der Ort des jüngsten Gerichts aufgebaut. Millionen von Jahren werden sich anstellen. So Allah will, wirst du, weil du im Glauben gestorben bist, ins Paradies gehen. Die Jungfrauen im Paradies sind genau so, wie du willst. Ich werde euch warten lassen, aber Geduld. Brüder, möge Allah mit euch zufrieden sein, Ich wünsche mir von meinem Herren, dass wir uns im Paradies auch so versammeln werden (so Allah will) Lasst uns dort zu den Gesandten Allahs gehen, lasst uns sie sehen, sie sollen uns einladen, lasst uns Ali sehen, Fatima sehen… Dort wird es keine Geheimhaltung geben, stimmt’s? Können wir zum Beispiel die Hand unserer Mutter Fatima küssen? Was soll das heißen “Wir wissen es nicht”? Die Scharia gibt es hier, dort nicht dort gibt es sie nicht Allah segne euch. Selamunaleyküm.


Azerice

Bütün dünyadakı ifadələrinizi və sözlərinizi eşitmək istəsəydiniz nə deyərdiniz? “La Ilahe Ilalallah Muhammadur Rasulullah” deyərdim Bütün dünyaya bunun şahidi olmağın nə demək olduğunu bilirsinizmi? Adın nədir Tekin? Sən çoxlarından, gözəlisən. Sən də bunu edirsən. Hətta Məhəmmədur Rəsulallahın səmaları da eşidilməlidir. Daşları eşit, dənizdəki balıqları eşit Qoy sənə də şahid olsunlar. Quranımız gənclərə nə deyir? Firon boğulanda Rəbbimiz buyurur: “Fema beket aleyhissemaü vel ard” (Nə göylər, nə də yerlər onun üçün ağlamadı) deyir (Duha 29) Göy kimin ağladığını deyə bilməzsən? Torpaq ağlayacaqmı? Görünən budur Mömin bir yerə səcdə edərsə o torpaq qiyamət günü möminini axtaracaqdı. Möminin yenidən gəlmədiyi, yer aləmində, göydəki hava cisimlərində olmadığı başa düşüldükdə Torpaq “bu mömin öldü, mənim üçün dua edəcək insan, Allah yox olar” deyərək ağlayardı. Firon belə bir iş görmədiyi üçün heç kim ağlamadı Səsimin bütün dünyada eşidilməsini istəyirəm, amma məndən sonra dağların ağlamağını istəyirəm. Sən bunu et, Təkin. Gözəl idi, yoxsa başqa yaxşı suallarınız var? Bu gün 2000-ci illər dedik, müsəlmanların tərəqqisini necə görürsən? Mən dünyaya kosmosdan baxmıram. Beləliklə, gördükləriniz mənim gördüyüm şeydir Quşun gözü yoxdur. Amma … Gənclər, Rəsulallahın (s.ə.v) hədis şeriflərini oxuyanlar bu gün sanki bir filmə baxırlar. Bu gün çətinlik içində gördüyünüz şeylər hədislərdə bir xəbərdarlıq olaraq var. Buna görə çox təəccüblənmirəm. Bundan daha çox şey gözləyirəm. Bu görüntünün daha pis olacağını gözləyirəm. Ancaq ümidim, getdikcə artır. Niyə artır? Çünki vəziyyət nə qədər pis olsa da Allah Ona tərəf qaçanları geri qaytarmaz. Qalan hər halda mənə aid deyil. – İndi müəllim, axır vaxtlar dedik, – 2000-ci illərdə olduğumuzu dedik … – Biz ümumiyyətlə bu illəri son dövrlər kimi istifadə edirik. – Düşündüyünüz apokalipsis əlamətləri varmı? Ən böyük, bir nömrəli apokalipsis Peyğəmbərimizin (s.ə.v) göndərilməsidir. Qiyamət Peyğəmbəri Və buyurur ki, Peyğəmbərimiz (s.ə.v) “Göndərilən vaxtla apokalipsis arasındakı məsafə günorta vaxtı və axşam namazı arasındakı məsafədir.” deyir. Bu rəqəm vermir, amma 24 saatlıq bir günorta və axşam arasındakı müddət necədir? Yazda üç saat var. Üç, üç yarım saat 24 saatınız dörd saat deyək. Ustadımız (s.ə.v) gələndə onlardan iyirmi dördü qalır. 1400 il keçdi İyirmi il əzab var deyənlərin ağlına heyranam. Allahın işinə nə ilə qarışırsan Ancaq on min il var deyənlərdə ağıl yoxdur. naməlum bir mövzu Lakin apokalipsisdə Peyğəmbərimiz (s.ə.v) qədər açıq bir qüsur yoxdur. Bundan başqa, o səviyyədə olmayan əlamətlər var. Məsələn; Qadınların iş yerlərinə və ərlərinin pullarına açılması Buxaridə apokalipsis əlaməti olaraq hədis adlanır. Təəssüf ki, bu kimi əlamətlər gözlərimizin önündədir, amma imza ala bilmirik. Ona hazırlaşmağım dostlardan daha vacibdir Heç bir işarə olmasa da hazır olmalıyam çünki ən böyük apokalipsis mənim ölümümdür Məndən sonra apokalipsisdən banan Düşünməliyik – Xoca, indi ev təsərrüfatındakı həyat yoldaşlarının mübahisələri hər ailədə baş verir. Bu qədər təkbaşına sual? Gəncləri qorxutma, diqqətlə soruş. Burada onun həlli üçün bir sual vermək istədim. Bu baqotlarda sayğac yoxdur, nə istəyirsən – Ona görə tədbir görürlər. Varlıların varlılarının təsəllisi olduğunuzu soruşun. Söz sənindir – Xoca, bu qəzəb problemini necə həll edək? – Mübahisə bir şeydən çıxanda bunu böyüdürük – Bəli, bununla bağlı vəziyyətlər var – Yer yoxdur, yeri tərk et, bağla və s. amma; Bunu da edə bilmiriksə nə edə bilərik? Dostlar məni dinləyir. Evlidir qulaq asma. Hər şeyi bildiklərini düşünürlər. Tək var, qoy barmaqlarını görüm Ey allahım Vallah Heç vaxt soruşmadım, qəbul et Qardaşlarım sənin qardaşındır Ümid edirəm uzun illər yaşayır, sənin evinə bir şorba üçün gəlir. Ancaq görünən kənd bələdçi istəmir Unutma bu qardaş O gün sözümü xatırla Peyğəmbərimiz (s.ə.v) buyurur; “Saliha, bir qadınla, yəni Allahdan qorxan bir qadınla evlənərək, dininin 50% -ni tamamladı.” deyir Allahdan qorxaraq arxasındakı cənnətə girməli olduğunu söyləyir. Dostlar Mənə İslamın əmrlərini desəm Namaz, oruc, çarmıx, zəkat, ana və ataya itaət Quran oxumaq, qurban vermək, sədəqə vermək, fitrə vermək, qeydiyyatdan keçmək, Təravih qılmaq, cümə namazı qılmaq, hicaba girmək … Neçə sifarişiniz olduğunu hesablayır. Qadınlar bunların 50% -ni təşkil edir. Sonra sənə deyirəm Ey subay Burada başqa heç kim yoxdur, hamınız İslam adı ilə nə edə bilərsən Ailəni cəmi qədər yorursunuz. Buna hazır deyilsinizsə, evlənməyin. İslam olaraq, namazdan və orucdan nə bilirsənsə, yayı bir kənara qoy. Onların cəminin psixoloji və ya bioloji çəkisini ölçün, fiziki ağırlığını ölçün. Evlilik bu qədərdir. Niyə? Allah bunu Cənnətə verir. Cənnət ucuz deyil, heç bir şey üçün deyil, pulsuz da deyil. Əlbəttə, cəhənnəm boş yerə deyil. Beləliklə, evlənənlər “Allahım! Mən bu qadından, bu kişidən, ər-arvaddan bir şey istəmirəm. Heç bir şey istəmirəm. Mən sizin üçün evliyəm. Səndən istəyərdim. ” desə kim olursa olsun Allahın izni ilə o yuva dağılmır. İndi çox vacib bir problemimiz var. Cib telefonu kimi bir şey icad edildi. Oradan yeməyi sifariş edirsən, oradakı məktəb hesabını öyrənirsən, universitet nəticələri oradan gəlir, hesablamanı oradan, xaricdən edirsiniz. Kişilər də qadınları belə düşünürlər. Qiyamət gününə qədər belə bir qadın olmaz. Cənnətdəki Huris belə olacaq. Bu gözləmə səhvidir. Tövbə etdin. Qardaşlarım, Peyğəmbərimiz (s.ə.v) kainatın sahibi, ancaq xanımları ilə problem yaşadı. Xədicə yalnız anamızla baş vermədi. Onları qapıya atmadı Bir şeyi xatırla. Quran iki insanı bəşəriyyətin ən pis tərəfi olaraq göstərir. Ən pis insan deyir: Nuhun (ə) arvadı, Lutun (ə) arvadı Allah bizə 25 nəfəri nümunə göstərir. Nuh (ə.s) həmin 25 nəfərin ilk beşliyindədir. Əsrlər boyu həyat yoldaşı narahatlıq keçirib. Lutun (ə) həyat yoldaşı ən pis qadın, qəddardır. Əxlaqda deyil. Bir Peyğəmbərin həyat yoldaşı üçün ağlınıza gələn pis qadın rolu yoxdur. Ancaq səndən eşitməmiş bu qadınları ərlərindən boşam. Nuh (ə.s) heç vaxt boşanma sözünü işlətməmişdir. Düşünməyə dəyər deyilmi? Həyat yoldaşına səbri ilə yanaşı səbir edir. Müsəlman olaraq, İsrail və Amerika ilə vuruşmağa hazır deyilsinizsə, evdə olan qadınla səbirlə mübarizə etməyə hazır deyilsinizsə bir ziddiyyət yaşayırsınız. Gözləmə xətası dediyim budur. Belə evlilik yoxdur. Peyğəmbərlər belə bir evlilik edə bilmədilər ki, sənin edəcəksən. Sizə bir şey deyim Heç toyda olmusunuz, Dini toy doğranarkən? Onların necə dua etdiyini görmüsən? İnanırsınız? (Bəli) Heç toyun olubmu, müəllim? (Yəni) duanda; “Vallah, sən onlara Əli ilə Fatıma arasındakı xoşbəxtliyi deyirsən? (Diyorum) Eşidirsən? Əli Əbu Turab adlanır? Əbu Turab nə deməkdir? Yerə düşmüş adam deməkdir. Niyə ona dedilər? Məscid yerdə üz-üzə gəldiyi üçün baş əsəbdən qopdu Ustadımız (s.ə.v) gəldi; “Ey yer atası, burada nə yatırsan?” demiş. Niyə? Fatimə ilə vuruşub məscidə qaçdı. Xoca, “Rəbbi Əli ilə Fatimə arasındakı xoşbəxtlik necə olur?” Düzdür, xoşbəxtlik var idi, amma həmişə deyil. Əli məscidə qaçdı. Ustadımız bunu haradan öyrəndi? Qızını ziyarətə getdi. ‘Mənim kürəkənim haradadır?’ dedi, “Məscidə getdi.” dedi. Bu həyatdır, çünki həyat. Mədinədə də həyat var idi. Əli olsan da həyatı yaşayacaqsan. Hansı doğru, hansının səhv olduğunu heç düşünməyin Fırtına ilə aparmadılar. Ustamız orada xəbərdarlıq etdi, evə getdi. Selamünaleyküm. Bağlanıb. Bunun mübarizəsini gücləndiririk ki, belə bir şeytan ziyafət versin. Bu gözləntini vermək Allahın izni ilə ən xoşagəlməz, uyğun olmayan qadın və ər ilə yaşayır. Ancaq xoşbəxtliyə əmr verəcəyinizə inansanız, sanki hər şeyi telefondan, internetdən sifariş verərsiniz biraz gözləyin. Bir az belə gözləyin; Bir İsrafil (əs) üfürəcək bir dünya məhv olacaq. Sonra yenidən üfürəcək insanlar qəbirdən qalxacaqlar. Bundan sonra xestelik qurulacaq. Milyonlarla il növbəyə qoyulacaq. Ümid edirəm cənnətə gedəcəksən, çünki imanla ölürsən. Huris sənin adını çəkdiyin kimi. Bir az gözləyirəm amma səbr edirəm. qardaşlar, Allah rəhmət eləsin Rəbbimdən diləyirəm Göydə belə görüşək (İnşallah) Artıq Gəlin Allahın dostlarını görək, Bizi dəvət etsinlər, Görək Əli, Görək Fatıma … Orada gizlilik olmayacaq, deyilmi? Məsələn, anamın əlindən öpə bilərikmi? “Bilmirik” nə demək istəyirsiniz? Gənclər, şəriət buradadır, yoxdur Orada yoxdur Allaha əmanət olun. Selamünaleyküm.

Evlilik Programları Rezilliği! – İfşa Ediyoruz!

medeniyet fantazileri arasında yer alan evlilik programları toplumdaki mahremiyet algısını malesef yok ediyor ve reyting için her yolun mübah sayıldığı insanların eğlence aracı olarak görüldüğü ve onların duygularının istismar edildiği bu tür programlara sıra dışı ve bazı ruhsal bozuklukları olan bireyler katılıyor. çeşitli çirkin konuşmalar ve görüntüler ortaya çıkıyor ve özellikle evlilik için karşı tarafın sadece görünüşüne ve sayısal vasıflarına yani genelde maaş , yaş , boy , ev , araba gibi durumlarına bakılarak adımlar atılması ve hemen oldu bittiye getirme çabaları ise ayrı bir rezillik. halbuki evlilik hususunda efendimiz (a.s.m.) kadın 4 şey için nikahlanır. malı için , soyu için , güzelliği için ve dindarlığı için sen diyor dindar olana bak. ama burada soyu geçmişi ne olduğu belli olmayan kişiler ve sadece mal ve dış görünüşün önde olduğu bir seçim sunulması zaten dini yaşantısına bakmaya fırsat bile bırakmıyor. veya dindar kimliği ile gelenlerin dine ne kadar zarar verdiklerini görüyoruz. yok efendim elektrik alamadım yok bir kıpırtı olmadı hadi bir çay içelim diyip aniden el ele tutuşup oradan gidiyorlar. bu ne elektrikmiş arkadaş sanki görsen jeneratör pazarlama şirketleri var cahiliye döneminde kadınlar pazarlarda görücüye çıkarılır orada pazarlanır ve satılırdı. şu evlilik programlarının şu durumdan bir farkı var mı acaba ? şimdi daha alımlı daha dikkat çekici şekilde televizyon ekranlarında pazarlıyorlar. işte şöhret aynı-ı riyadır yani gösterişin ta kendisidir ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. ve insanı insana abt ve köle yapar. şöhret öyle zehirli bir bal ki şöhret namına insan ruhunu bile ayaklar altına aldıracak dereceye iniyor. haysiyetlerinin ayaklar altına aldıracak davranışlar ile topluma zerre faydası olmayan görüntüler ortaya çıkıyor. sahneye atlayıp dans eden genç , yaşlı , erkekler ve kadınlar işin zirvesi zaten aynı dişisini etkilemeye çalışan arizona kertenkeleleri gibi şaklabanlık yapmaya başlıyorlar. yani şunu düşünmeden de edemiyorum , acaba bunların ailesi , akrabası , tanıdıkları hiç mi bu hallerini görmüyorlar. veya işte bunları acaba tanıyan birisi yok mu diye insan kendini alamıyor. ve oraya katılanlardan birçoğunun dikkat ederseniz evlatları var. neyse söylenecek şey çok ama inşaallah rtük gerekeni yapar diye bekliyoruz. ve en büyük darbeyi aile yapısına vuruyorlar. bu tür programlar ile yetişen çocukların kadına bakış açısı da değişiyor. her kadın para düşkünü ev araba isteyen kişiler gibi gösteriliyor. işte medeniyet ise kadınları yuvalarından çıkarıp o perdelerini indirip beşeri de baştan çıkarmıştır diyor üstad hazretleri helal haramın unutulduğu bu programlarda üzülerek söylüyorum ki tesettürlü sahısların sergilediği bu edepsiz tavırlar daha ilk gördüğü erkekle sarmaç dolaç olmaları ve hemen dans etmeleri islamafobiyi oluşturmaya çalıştıklarının açıkça belirtisi erkeklerde kadına ve kadınlarda erkeğe bir güvensizlik oluşturuluyor. bak dindar olanını da gördük diyerek çirkin görüşlerin ortaya çıkmasına sebebiyet veriliyor. kadınların cevheri olan sadakat ve hürmetleri ve erkeklerin fedakarlıkları yerle bir oluyor. bir kadın kendini açıklık ve saçıklıkla başkalarına göstermeye ve sevdirmeye çalışsa her ciyette zarar eder diyor. ve tesettürlüler böyle işte diye başlayan konuşmalardaki vebali malesef düşünmüyorlar. edepsizlik öyle safhaya gelmiş ki annesi ve babası kızını alıp evlilik programına getiriyor. burada herkese çok büyük görev düşüyor. evet kardeşim sen evlilik programlarını izleme ve izletme çeviri : Yusuf AYDEMİR