Ömer Döngeloğlu’nun Vefatından Önce Son Vaazı: Helalleşme

“Her can taşıyan her canlı mutlaka ölümü tadacaktır.” Allah’ım, buluğ çağımızdan şu ana kadar işlediğimiz bütün günahlara tövbeler olsun Ya Rabbi. Şu virüs, binlerce alimin, milyonlarca “Hocayım.” diye bizim gibi ortalıkta gezenlerin anlatamadığı, anlatamayacağı şeyi işte şu birkaç ayda anlatmadı mı hepimize? Ve kıymetli kardeşlerim, böyle bir Dünya’da şu Dünya’ya bundan sonra öyle dört elle yapışmaya gerek yok. Rızkımızı kazanalım helalinden, mü’minler ve Müslümanlar olarak üstümüze düşeni yapalım. Asıl yurt, ahiret yurdu. Efendimiz (asm) kızına diyordu ki: “Fatıma, Allah’a yemin ederim ki asıl hayat ahiret hayatıdır.” Asıl hayat, ahiret hayatıdır Müslümanlar! Bunu bazen biz kendi nefsimize bile anlatamadık yani. Güzel, güzel konuştuğumuza bakmayın bizim. Güzel, güzel anlattığımıza bakmayın fazla. Mesele bu dini yaşayanlardır kazananlar. Allah’ın huzurunda zafere erenler, mutluluğa erenler, Darüsselam’a koşanlar yaşadıklarını anlatmasalar bile peygamberin ardında yürüyenlerdir. Hadi gelin, şimdi dua vakti. Ellerimizi açalım ve Rabbimize okunan hatm-i şerifler, tüm okunan Yasin’leri, kelime-i tevhidleri, Süver-i celîle’leri birlikte duamıza katalım. “Duanız olmazasa ne işe yararsınız.” derdi yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim bize. İşte duayla geldik Ya Rab huzuruna. İşte elimizi sana açıyoruz. Amin. Allah’ım bizi bundan sonra hayırlı bir insan, dua eden, ahlakıyla, imanıyla, ibadetiyle İslam yolunda yürüyen, son nefesine kadar imanını, İslam’ını, ahlakını, namusunu, iffetini koruyan hayırlı Müslüman erkekler ve kadınlar eyle bizi Ya Rabbi! Ramazan-ı şerif bizim için bu sene ağır bir imtihan olacak. Ağır bir imtihan olacak. Oruçlarımızı tutarak, teravihlerimizi evlerimizde hiç değilse cemaat yaparak… Allah’ım, kılmayı ve Peygamberimizi de sevindirmeyi, Allah’ım, seni de razı etmeyi bu Ramazan’da ve bayrama da gerçek bayramla çıkmayı ümmet-i Muhammed’e, insanlığa nasip et Ya Rabbi! Dualarımızın kabulü için, ahirete göçmüşlerimizin ruhu için, milletimizin, vatanımızın, devletimizin, ümmet-i Muhammed’in ve insanlığın birliği, güç ve kudreti, kardeşliği ve selameti için, hayırların fethi, şerlerin def’i, ümmet-i Muhammed’in sıhhat ve selameti için, Allah rızası için El-Fatiha. Rabbim bundan sonraki ömrümüzü, bundan öncekinden daha hayırlı eylesin. Allah hepinizden razı olsun. Allah cümlemizin ölmüşlerine de rahmet eylesin. Çok teşekkür ediyorum. Allah’a emanet olun, can kardeşlerim.

Ağır Korona Hastasına Tüm Yaşadıklarını Sorduk

Televizyonda haberleri izlerken hiç… Peki hastalığı ağır bir şekilde mi atlattınız? “Artık buraya kadarmış. Herhalde ölüyorum.” dediğiniz bir an oldu mu? – İçtiğim ilaçlar etki ediyordu. Yan etki ediyordu, kusma oluyordu, bulantı oluyordu. Özellikle de ikinci hafta halsizliğim had safhaya vardı. Böyle elimi kaldıramıyorum. Böyle çok müthiş bir halsizlik söz konusu oldu. + Ağabey selamun aleyküm. – Aleyküm selam Bestami kardeşim. + Öncelikle geçmiş olsun. – Çok sağ olun. Teşekkür ederim. Allah sizlerden uzak etsin. + Allah razı olsun ağabey. Biraz kendinizi tanıtır mısınız? – Tabii ki. Benim adım Zafer İhtiyar. 9 Eylül Üniversitesi Tarih öğretmenliği mezunuyum. Tarihçi yazar diyorlar hakkımda. Zira yayınlanmış bazı kitaplarım var. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kokartı profesyonel Turist Rehberi olarak çeşitli gezi gruplarına rehberlik yapmaktayım. Aynı zamanda Zafer İhtiyar ile Tarih ve Gezi diye bir YouTube kanalım var. Gezdiğim yerlerle ilgili videolar çekip atmaya çalışıyorum. Bu şekilde faydalı olmaya çalışıyorum Bestami. + İyi ağabey. Allah kolaylık versin. Peki Corona virüsüne nasıl yakalandınız? Onu biraz bize bahseder misiniz? – Tabii ki. Şimdi Türkiye’de biliyorsunuz resmi olarak 10 Mart 2020 tarihinde Corona ilk vaka açıklandı. Ben rehber olarak son gezimi 8 Mart’ta gerçekleştirdim. O tarihten sonra zaten evdeydim. Dikkat ediyorduk herhangi bir şekilde bulaşmaması açısından. Fakat eşim çalışmaya devam ediyordu. Riskli günlerde eşimi çalıştırmaya devam ettiler. 6 Nisan’a kadar da çalıştı eşim. Son çalıştığı gün eve geldiğinde eşim oldukça rahatsız olduğunu, halsiz olduğunu, işte başının ağrıdığını, eklemlerinde ağrı olduğunu vs. ifade etti. Biz baştan tabii tedirgin de olduk. Corona da olabilir, başka rahatsızlık da olabilir diye. O hafta eşim evde geçirdi. Yani Parol işte ateşi için alıyordu. Bu arada hemşire ablası var. 14 Nisan’da eşim test yaptırmaya gitti hemşire olan ablamızın çalıştığı hastaneye. Orada işte tomografisi çekildi, kan tahlili yapıldı ve testi yapıldı. Tomografi yani ciğerlerindeki filmde enfeksiyon gözlenince Covid teşhisiyle 14 günlük ev karantinasına karar verildi eşime. Bu arada ben bir gün öncesinde şiddetli böyle baş ağrım var, ateşim var, halsizliğim var. Eşimden daha rahatsız konumdayım. Eşimin pozitif olduğunu anlayınca ben vakit kaybetmeksizin hemen Bursa Şehir Hastanesi’ne gittim. Ve benim de tomografi sonucunda ciğerlerimde enfeksiyon görülünce bana da Covid teşhisi konuldu ve benim hastaneye yatışıma karar verildi. Yani ben eşimden Covid’i almış oldum bu şekilde. Rahatsızlık o şekilde başlamış oldu. + Peki ağabey sizin hastalığın derecesi neydi? Yani ağır bir şekilde mi atlattınız hastalığı? – İlk günlerinde benim sadece ateş ve halsizlik vardı. Fakat üçüncü günden itibaren nefes darlığı başladı. Derin nefes alamıyordum. Böyle derin nefes almak istediğimde, göğsümde bir tıkanıklık oluyordu. Konuşurken öksürüyordum. Yani mesela telefonlara dahi bakmak istemiyordum. Telefonlarda konuşamıyordum. Rahat konuşamıyordum zira. Ve yine içtiğim ilaçlar yan etki ediyordu. Kusuyordum, kusma oluyordu, bulantı oluyordu. Yine affedersiniz ishal… Birkaç gün özelikle ishal geçirdim. Özellikle de ikinci hafta halsizliğim had safhaya vardı. Böyle elimi kaldıramıyorum. Yani böyle çok müthiş bir halsizlik söz konusu oldu. Mesela abdest alıyorum, bilinçli abdestimi alamıyorum. Yani namaz kılıyorum ama bilinçli namaz kılamıyorum. Hatta affedersin bir duş almıştım. Duştan sonra tişörtümü giyeceğim, yarım saat tişörtü giymekte zorlandım. Yani öyle bir halsizlik. Tuşlara basamıyorum. Telefonun tuşlarına basamıyorum. Mesaj atamıyorum. Yani öyle bir derin halsizilik oldu. Yani ağır geçirdim bana göre. Hatta 23 Nisan’da eşime WhatApp’tan attığım bir sesli mesajda demişim ki: Yani bu ilaçlar bana çok yan etki yapıyor. Çok ağır geçirmeme sebebiyet veriyor. Fena oluyorum. Yani telefonu tutamıyorum, tuşlarına basamıyorum. O kadar halsiz hissediyorum kendimi. Ne olacak halim falan demeye başladım. Biraz ağır geçirdim. + Çok geçmiş olsun tekrardan. – Bestami kardeşim çok sağ olasın. + Peki bu hastalık sırasında ağabey hiç ölüm düşüncesine kapıldınız mı, hani “Artık ölüyorum.” dediğiniz bir an oldu mu? – Şimdi belirtilerin hepsi çıkmaya başlayınca bir endişe oluyor işin gerçeği. Hatta 25 Nisan’dı yani 10. günümde doktoru çağırdım ben. Dedim ya çok halsizim. Beynim sanki vücuduma hakim olamıyor, elime hakim olamıyorum. Oryantasyon sağlayamıyorum elime vs. Dedim ne oluyoruz? Yani affedersin doktor karşısında ağladım Bestami kardeş. Ya dedim benim işte 2 oğlum var. Yani Allah korusun onlar babasız kalmasın ne oluyoruz falan diye bir endişelendiğimiz oldu yani bir kaygı süreci yaşadık. Bir de konuşma bozukluğu falan yaşamaya başladım ben. Telefonlara bakamıyorum, konuşamıyorum kimseyle. Çok garip bir sürece girdi yani. Kaygı ve stres yaşadım. + Bu süreçte de hep herhalde tektin değil mi ağabey bu hastalığı yaşarken? – Tektim. Odada yalnızdım. 12 gün boyunca yalnız kaldım. Zaten doktor da beni teselli ederken öyle dedi. “Yani işte tek yalnız kaldın bu odada. Psikolojin biraz bozulmuş olabilir. Normaldir, şudur, budur, atlatırsın eve taburcu ettiğimizde…” diye teselli etmişti. Zor bir süreç. Allah kimseye vermesin ya. + Amin. Peki ağabey hiç televizyonda ilk haberleri izlediğinde bana da bulaşabilir mi diye hiç düşündün mü? – Yani düşünmüyorduk işin gerçeği. Yani şimdi tabii haberleri özellikle sosyal medyadan izliyorduk, takip ediyorduk. Yani hatta işin esprisini yapıyorduk vs. ama işin ciddiyetinde değildik ilk başlangıçta. Sonra vakalar artmaya başladı. Bu arada eşim endişeliydi. Yani çalıştığı için, çalışma ortamında bulaşabilme endişesi vardı. Endişe ettiği gibi de oldu nitekim. Ona çalıştığı yerden bulaştı. Ben tabii evdeydim. Dediğim gibi geziler durduğu için turizm noktasında. Bir dışarıya işte marketedir, işte fırınadır, pazaradır vs. çıkıyordum ama dikkat ediyordum yani neticede bulaşmaması noktasında. Velhasıl eşimden temas yoluyla herhalde bir şekilde bulaşmış oldu bize. + Peki ağabey bu süreçte… Hani dedik ya tektin, tek olmakla alakalı bir stres yaşadın. Ya sevdiklerine ulaşamamak peki nasıl hissetiriyordu? – Bu zor bir durum. Gerçekten zor bir durum. Hastanede yalnız kalınca düşünüyorsun zaten. Bunları düşündüğün gibi eve gelince de yine 14 günlük ev karantinası verildi hastaneden taburcu olduktan sonra. Evde de yine yalnız. Yine dikkat ediyorsun. Evde çocuklar var. Onlara da bulaşmaması için daha tam atlatmamış oluyorsun vs. Yani bir araya gelememek, muhabbet edememek, çocuklarına sarılamamak zor bir durum. Allah’ım yani mesela akrabalar gelmek istiyor ziyaretine, kabul edemiyorsun eve. Çocuklar bu süreçte taşıyıcı olabilirler diye başka yere işte mesela anneanneleri falan var, onlara yollayamıyorsun, kimseye gönderemiyorsun. Evde dikkat etmek zorundasın. Bir masada yemek yiyemiyorsun mesela. Düşün, ben 1 ay geçtikten sonra bir masada oturup da ailemizle beraber yemek yiyebildik. Bütün bunlar yani bize bazı nimetlerin kıymetini hatırlatmış oldu bu süreçte. + Aynen ağabey. – Zor bir süreç gerçekten. + Tekrar değerini bildirdi ağabey değil mi? – Aynen. Yani düşün. Camiler kapandı, işte Ramazan’ı biliyorsun teravihsiz geçiriyorsun, Cuma’lar yok. Yani her şeyin kıymetini bize öğretiyor Cenab-ı Hak ama Rabbim bir an önce bu süreçleri bitirsin. Eski normal hayatımıza dönelim inşâAllah. + Amin. Peki ağabey senden sonra birine bulaştı mı yani taşıyıcı oldun mu hastalıkta? Bilgin var mı? – Elhamdulillah kimseye de bulaştırmadık, taşıyıcı da olmadık. Bu sürecin sevindirici yönü çünkü bu bir vebal. Yani Allah muhafaza birisine bulaştırmış olsaydık ki düşündüm. Yani mesela hastaneye eşimi götürdüğüm zaman, birisiyle görüşmüştük. Ben hemşire ablama telefon ettim. Dedim yani böyle böyle görüşmüştük. İşte evraklar, şu bu… Acaba ona bir dikkat etsin. Bir temas olmuş mudur? Gerekirse test yaptırsın falan diye. Düşünüyorsun yani. Acaba birisine bulaştırmış olabilir miyim, taşıyıcı olmuş olabilir miyim? Elhamdulillah kimseye de bulaştırmadık, taşıyıcı da olmadık Bestami kardeşim. + Peki ağabey virüsün bulaşma aşamasıyla hani tüm süreci anlatabilir misin? Nasıl seyretti virüs olayı? – Tabii ki. Şimdi 5 günlük periyotlarla ilaç veriliyor. İlk 5 gün değerlendiriyor. Şayet hastanın şikayetlerinde azalma varsa taburcu edilebiliyor. Fakat benim şikayetlerim bitmedi. Halsizlik devam ediyor, ateş devam ediyor, kusma var vs. İkinci 5 güne geçildi. İkinci 5 günde bir ilave ilaç verildi Bestami kardeşim. Bu ilaç, Çin’den gelen bir ilaçmış. Ve ağır bir ilaç. Normalde sadece yoğun bakımdakilere veriliyormuş. Ama ilk zamanlarda sadece yoğun bakımda olanlara verilirken sonra 5 günden sonra da hastanede kalmaya devam edenlere verilmeye başlanmış. Bu ilaçtan ilk etapta bana “8 tablet alacaksın akşam. 8 tablet sabah alacaksın.” dediler. Düşün bir ilaçtan 8 tablet alma. Ben endişe ettim. Yani bir sürü zaten ilaç alıyorum, 2 tane Covid ilacı alıyorum, işte Parol alıyorum, Metpamid alıyorum. İşte tansiyonum çıkmaya başlamış, tansiyon ilacı alıyorum. İşte mide koruyucu alıyorum. Bir sürü ilaç var. Bir de onlara ilaveten “8 tablet bir ilaçtan alacaksınız.” dediler. Şimdi ben endişe ettim. Yani bu ilaçtan alayım mı, almayayım mı, nasıl olacak falan derken endişe ile aldım. Hatta şöyle düşündüm: Çinliler dedim, bu virüsün yayılmasına sebep oldunuz, bir de ilacı da yollamışsınız. Hadi Bismillah. Neyse içtik. Ama bu ilaç birkaç gün sonra ben de daha da yan etki yapmaya başladı. Tepki vermeye başladım. Ben artık içmeyeceğim bu ilaçtan dedim. Yani hatta doktorlara, hemşireye dedim ben içmeyeceğim bu ilacı. Neyse beni ikna ettiler doktorlar, hemşireler, ailemler falan “İçmen lazım. Şudur, budur…” Ama benim ikinci devrede, ikinci 5 günlük periyot da şikayetlerim bitmedi. Halsizliğim dediğim gibi had safhaya vardı. Hatta beynimin vücuduma hakim olamayacağı gibi düşünceler beni endişeye sevk etti. Velhasıl 12 gün hastanede kaldım güzel kardeşim. Eve geldim. 1 hafta yine verdikleri ilaçları kullandım. Antibiyotiktir… Bazı ilaçlar yine vermişlerdi. O ilaçları kullandım. Bu arada işte kaygı, konuşma bozukluğu gibi, bu elime hakim olamamak gibi şikayetlerimden dolayı bir Nöroloji doktoruna başvurduk. Beynin sol tarafında, aktif olması gereken yerlerde tam aktifiyet yok, zayıflamış. Onu aktif etmek için TMS diye bir uygulama tedavisi yapacağız dedi. Yani o TMS cihazıyla tedavi başladıktan sonra ben daha da kendimi iyi hissetmeye başladım. Kaygım bitti, konuşmam düzeldi, elime hakim olma vs. Yani benim iyileşme sürecim, 20 günü buldu güzel kardeşim. 20-25 günü hatta buldu. 25. günden itibaren artık ben kendime tam iyileştim diyebildim. Böyle bir süreç. + Zor atlatmışsın gerçekten. – Zor, zor güzel kardeşim. + Peki ağabey sen de şu an kalıcı bir etki bıraktı mı bu hastalık? Elhamdulillah güzel kardeşim. Tamamen iyileştiğimi hissediyorum. İyiyim elhamdulillah. Artık bütün her şeyle geçtiğini düşünüyoruz. Allah’a şükür eşimde de, ben de de herhangi bir kalıcı etkisi olmadı. İnşâAllah kimse de olmasın. + İnşâAllah ağabey. – İnşâAllah kimseye bulaşmasın hatta. Kimse yaşamasın diyoruz bu süreci. + Peki ağabey haberlerde de duyuyoruz. Kurtulduktan sonra tekrar bulaşma ihtimali var diyorlar. Böyle bir durum var mı, bilgin var mı bu konuda? – Şimdi yani ben de tabii haberlerde duydum bu konuda ama bunun da izahı olarak şöyle ifade ediliyor Bestami bey: Şayet daha tam iyileşmeden taburcu olmuşsa, onun tekrar nüks etmesi ya da hastalığının devam etmesi şeklinde pozitif çıkanlar olabiliyormuş. Yani aslında bir antikor oluşuyor, bağışıklık oluşuyor. O antivirüsü… O virüsün üzerine bir bağışıklık oluşunca, antikor oluşunca o seni uzun bir müddet koruyor. Ne kadar süre bilemiyoruz. Nasıl ki gripte işte salgın geçirdikten sonra bağışıklık kazanıyor vücut, bunun gibi… Yani bunun tekrar nüks etmesi tabii ki yine kesin bir şey konamadı şu ana kadar ama Allah-u alem en azından antikor oluşmuşsa, bir müddet tekrar etmesi mümkün değil, başkasına bulaştırması mümkün değil. Yani geçiren inşâAllah bir daha geçirmesin diyoruz. İnşâAllah bir daha geçirmeyiz. + İnşâAllah. Zafer ağabey peki bu hastalığa yakalanmış ve atlatmış birisi olarak izleyen kişilere ne söylemek istersin yani ne tür önlemler almaları gerekiyor, son olarak ne söylemek istersin? – Şimdi Bestami bey kardeşim yani işin ciddiyetinde olmak gerekiyor. Bu bir virüs, salgın. Yani bulaşılabilme ihtimali var. Tarih boyunca bunun pek çok örnekleri var. Çeşitli yaşanmış salgınlar var biliyorsun. Yani vebal bu dediğim gibi. Yani bir başkasına bulaştırma, başkasından biz alırsak başkasına bulaştırırsak bunlar büyük bir vebal. Uyarılara dikkat etmemiz yeterlidir, hijyene dikkat etmemiz yeterlidir. Rabbim muhafaza eylesin diyoruz. Bol bol da dua etmek gerekiyor hem kendimize, hem çevremize. Rabbim hepimizi muhafaza etsin diyoruz. + Amin amin. Tekrar çok geçmiş olsun. Rabbim hem ülkemizden, hem tüm Dünya’dan bu hastalığı bir an önce geçirir. (Amin) – Çok teşekkür ediyorum Sözler Köşkü izleyenlerine de. Bütün izleyenlerimizi Rabbim muhafaza buyursun diyoruz. İnşâAllah bayramı bayram gibi geçireceğimiz günler gelsin, inşâAllah Ramazan’ı Ramazan gibi geçireceğimiz günler gelsin, inşâAllah kucaklaşacağımız günler gelsin diyoruz. + Amin ağabey, inşâAllah.

EVDE KALANLARI BEKLEYEN TEHLİKE – CORONA

Evde kalanları bekleyen teklike, Corona Dünya da ölüm sayıları hızla artıyor. Her geçen gün doktorlar yoruluyor ve hastahane ekipmanları azalıyor. Fakat bunlardan daha da endişe verici bir durumla karşı karşıyayız. Evde kalarak virüsten korunacağını sanan insanlar, aslında hastalanmaya mı başlıyor? Dünya da bu yeni hastalığa yakalanan insan sayısı tam olarak 8 Milyar Yani gezegenin tamamı Bu virüsün adı, psikolojik Corona. Uzun süredir yetkililerin uyarılarıyla evlerimizdeyiz. Mecburi çıkışlarda sosyal mesafeyi koruyor, maske ve eldiven kullanıyoruz. Peki tekrar eve döndüğümüzde artık ne kadar güvendeyiz? Her sabah defalarca duş’a giriyoruz. Litrelerce kolonya ve dezenfektan kullanıyor, ve ellerimiz tahriş olana kadar buna devam ediyoruz. Çöpümüzü dahi dökmekten korkar hale geldik. Birbirimizle konuşmayı dahi bıraktık. Sanki virüs ses dalgalarıyla yayılıyormuş gibi. Eskiden hasta akrabalar aranırken, şimdi ise aile bireyleri kendi aralarında bile konuşmuyorlar. Herkes twitter da Avrupa ülkelerinin ve ülkemizin anlık durumunu takip ediyor. Bunlarla iyice paranoyak olmaya başladık. Önlemleri aldıktan sonra evdeki sosyal hayatımızı coronalamamıza gerek yok. Gereğinden fazla dezenfektan kullanımı, kimyasal temizlik malzemeleri kullanımı, sizin ve ailenizin sağlığını olumsuz etkiler. Daha da önemlisi sürekli Coronadan, karantinadan ve ölümlerden bahsetmek de ruh sağlığınızı olumsuz etkiler. Hayatı çekilmez hale getirmeye gerek yok. Bu kesinlikle tedbirlere uymayın demek değil. Fakat işi abartıp paranoyaklaşırsak, durum daha kötü bir hal alır. Zaten annelerimiz komşuya gidip deşarj olamıyor. Babalar yoğun iş hayatından bir anda emekliliğe geçtiler. Aile içi geçimizlik, marketlerde yağmalama ve hatta toplu göçler. Toplumsal anksiyet oluşabilir. Halbuki bunlar yerine tüm önlemlere uyarak durumu fazlaca abartmadan dengeli olmalısınız. Örneğin, evinizde çocuğunuzla kitap okuyun. Yeni şeyler öğrenin, mesela bilmiyorsanız Kur’an alfabesi. Eşinize ev işlerin de ve temizlikler de yardım edin. Ve en önemlisi de zamanım yok diye ertelediğin Rabbinin kendini tanıttırmak için sana zaman açması Bir mesaj olabilir mi?


İngilizce

The danger that awaits those in their homes, Corona… The death rate is increasing rapidly across the globe Doctors are working tirelessly and are running out of medical equipment But we’re saying even a bigger threat! Those who think they’re saved from the virus by staying at home Are getting even more sick The number of people who are cathing this new disease is… 8 billion… The entire universe The name of this virus: “Psychological Corona” We’re staying home by following officials orders When we’ve to leave, we keep a social distance and use gloves Are we really safe when we return home? We’re showering numerous times every morning We’re using gallons of hand sanitizers and disinfectants We’re doing this until our hands are completely dried out We’re even scared of throwing the garbage out We even stopped talking to each other Almost as if the virus spreads through soundwaves We used to call our sick family members but Now we don’t even talk to one another in the house Everyone is following the situation in Europe and in our country We’re starting to get very paranoid After taking precautionary steps, we don’t have to abandon our social lives in the house Using excessive amounts of hand sanitizers… Bleach and cleaning supplies… Will damage your health. More importantly, Talking about the virus and the deaths will also damage… our psychological health. We don’t have to make life miserable This does not mean don’t take any preventative steps But exaggerating the situation and becoming paranoid… Will make everything much worse. Already, our mothers can’t go to the neighbor to steam off… Fathers have retired after being involved in busy schedules Inner family issues, market raids And even mass migrations could cause social anxiety… Instead of all of this, by taking necessary measures… we shouldn’t exaggerate the situation any further For example, read a book with your kids Learn something new, if you already don’t know it, learn the Quranic alphabet and scripture Help your spouse with cleaning and house errands Most importantly, don’t you think that the God you’ve been ignoring Is emptying up plenty of free time, Could that be a message/sign?

Corona Virüs Türkiye’ye Gelecek Mi? Kabe Kapatıldı!

Tüm dünyanın dehşetle izlediği korona virüs salgınında ölü sayısı gün geçtikçe artıyor. İşin kötüsü daha da ağırlaşacak gibi görünüyor. Kapmızda bir salgın olduğunu biliyoruz. Peki Türkiye için risk ne? Bu süreçte bu virüsü taşıyan içimizde insanlar da olabilir. Merhaba arkadaşlar. Son günlerde bu korona virüsü üzerine pek çok spekülasyonlar yapılıyor. Ve insanlar merak ediyor. Dünya çapında bu kadar vakaya rastlanan Ve bu kadar çok kişinin ölümüne sebep olan bu virüs ”Acaba ülkemize de gelir mi ? Acaba bizim ülkemizde bizlere de bulaşır mı? Bizlerin de ölüm sebebi olur mu?” diye insanlar ciddi manada korkular yaşıyorlar. Hatta dükkanında maske satışı yapan bir arkadaşımla konuştum. Maskelerin fiyatları yani eskiden 7 TL sattıkları maskeleri şimdi 130 TL ye kapış kapış satıldığını hatta artık tedarik edemediklerini söyledi. Yani ciddi manada Türkiye’de de böyle bir korku var. Türkiye gündemine korana virüsü ocak ayında düştü. Ocak ayından beri , şimdi biz mart ayındayız hala gündemimizde. Neden bu kadar çok konuşuluyor? Neden bu kadar çok merak ediliyor? Çünkü ; Dünya çapında özellikle en sarsılmaz dediğimiz ekonomileri sarsacak , dünya çapında pek çok siyasi gelişmeye sebep olan bir virüs. Hatta biliyorsunuz son zamanlarsa Suudi Arabistan Umre’yi kapattı. Pek çok ülkeyi ilgilendiren pek çok hadise yaşanıyor. Zaten ufak ufak da onlardan da bahsederiz. Öncelikle bu virüs Çin’in Wuhan şehrinde yayıldı. Wuhan şehri 20 milyon kadar nüfusu bulunan bir şehir. Daha sonra virüs hızla yayılınca ve pek çok ölüme sebep olunca Pek çok şehir karantina altına alındı , şehirlere giriş çıkışlar yasaklandı, kara yolları , hava yolları kapatıldı ve insanlar bazen evlerinde hapsedildi bunu görüyoruz. Tabi bizim aklımıza hemen Doğu Türkistan’daki yapılan zulümler geldi. Buna yönelik Cenab-ı Hak’ın gönderdiği bir tokat olabilir mi? Evet olabilir. Ama bunun da ötesinde başka mesajları da var İsterseniz zaten onu da biraz sonra konuşuruz. Dünya çapında 92.000 görülmüş.Bu vakaların içinde 3.000 den fazla ölüm hadisesi var ve 48.000 kişi sağlığına kavuşmuş. Şimdi bakınca dünya nüfusuna oranla bazı insanlar çok az olduğunu söylüyor. Ama ilerleyen günlerde nasıl olacak tabi bunu gözlemlemek lazım. Daha önce de Dünya’nın 3’de 1’ini , her üç insandan birisini öldüren ”kara veba” salgını tarihte bundan belki 600 sene kadar evvel tarihe damgasını vurmuş büyük bir olay olarak yerini almıştı. O da enteresandır yine Wuhan kentinden çıkmıştı. Demek ki bir salgın olsan dünyaya yayılacağın ilk yer Wuhan olması gerekiyor herhalde. Avrupa nüfusunun da yarısı bu kara vebadan ölmüştü. Yani bu çok ciddi manada dünyayı sarsmıştı. Hatta pek çok edebi eserde yerini alan unutulmaz bir hatıra oldu insanlık tarihinde. Şimdi de yine” acaba benzer bir virüs , benzer bir tehlike insanları tehdit mi ediyor?” diye her yerde önlemler alınıyor. Çin gibi devasa ekonomiye sahip sarsılmaz, bizi kimse yıkamaz tarzında duruşu olan bir ekonominin bugün ne hale geldiğini görüyoruz. Ciddi manada dünya çapında bazı şeylerin yer değiştirdiğine şahit oluyoruz. Aslında bu bize şu mesajı veriyor Demek ki insan olarak biz ne kadar aciziz , gözle göremediğimiz mikroskopta ancak görebildiğimiz kadar küçük bir mikrop bizi ve yıkılmaz sandığımız şeyleri yıkıp geçiyor. Bu noktada aslında bazen Allah insanın acizliğini fark ettiriyor. Dünya çapında bu hastalık ciddi manada hızla yayılıyor. Acaba ülkemize ne zaman gelecek? Tabi öncelikle şunu söyleyelim. Genelde çocuk ve bebeklerde ölüm oranı şuan %1 civarında. Genellikle ölüm oranları yaşça 60’ın üzerindekilerde daha yüksek oranda gözüküyor. Şuan dünyada biliyorsunuz Çin’de en fazla ölüm vakaları var. Bakınca zaten o coğrafyada daha hızlı yayılıyor. Bize yakın olan coğrafyaya bakacak olursak İran’da 77 ölüm vakası var ve hastalığın hızla yayıldığını yani devlet görevlilerinin de yeteri kadar tedbir almadığını insanlar söyleyerek şikayette bulunuyorlar. Hatta enteresan bir durum. Korona virüsü ile ilgili açıklama yapan sağlık bakanı yardımcısı korana virüse daha sonra yakalanıyor. Hatta İran’da sanayi ve ticaret bakanı da korona virüse yakalanmış.Bu da enteresan bir bilgi yani. Gündemde sıkça adını duyduğumuz bir başka ülke de 79 ölüm vakası ile İtalya Avrupa’da da korona virüsü hızla yayılıyor.Her yerde tedbirler alınsa da Özellikle toplu taşımaların içinde, özellikle toplu kalabalığın yaşadığı yerlerde bu virüs hızla yayılıyor. Neden? Çünkü; solunum yolu ile insanlara bulaşıyor. İlk belirtileri neler? Öksürük ,yüksek ateş halsizlik gibi belirtileri var. Aslında ilk bakışta normal her sene yakalandığımız griplere benziyor. Fakat yüksek ateşiniz var ise veya çevrenizde de bu tarz belirtiler varsa hem kendinizin hem de çevrenizin sağlığı için hemen bir hastaneye,bir sağlık birimine başvurun. Çünkü; medyada çok fazla konuşulunca insanlarda bir tedirginlik oluşuyor. Bu tedirginlikten dolayı insanlarda ters tepki oluşabilir. Hastalığa yakalandığını fark edip hastaneye gitmemek gibi. Sakın böyle bir şeye kapılmayın derim. Şimdi esas konumuza da yavaş yavaş geliyoruz. Şimdi Türkiye’nin coğrafyasının etrafında hemen hemen her ülkede görüldü. Şimdi Irak’da , İran’da görüldü. Pek çok yerde görüldü. Şimdi ”acaba Türkiye’de görülür mü? Acaba Türkiye’de görülecek mi?” Ben bundan daha ötesi bir şey söyliyeyim. Zaten halihazırda bu salgının bir ayağı Türkiye’de yayıldı. Hem de ocak ayından beri. Nedir o ayak? Virüs gibi yayılan yanlış bilgiler. İnsanları paniğe itecek ,insanların korkuya kapılmasına sebep olacak , sürekli gelecek kaygısı duymalarına sebep olacak , huzursuz yaşamalarına sebep olacak bir korku insanlar arasında yayılıyor. Hani bir vesvese diyebilirim buna. Genellikle de komplo teorileri var bu işin perde arkasında. Sürekli komplo teorisi üreten ve bundan ne çıkarı var bilmiyorum ama zevk alan insanlar var. Peki Türkiye’ye tam anlamıyla ne zaman gelecek bu virüs. Allah belki bu virüsü Türkiye’ye hiçbir zaman sokmayabilir. Belki Türkiye’de görülebilir. Bu da mümkündür. Ne yapıcaz? Dikkat edeceğiz.Hem kendi sağlığımıza dikkat edeceğiz.Hem kişisel temizliğimize dikkat edeceğiz. Ama her şeyden öte şunu bileceğiz. ”İnsan bir kere ölür” derler ya hani. Ecel birdir değişmez. Kaderimizde ölüm bir sefer var. Biz bu işin korkusuna kapılırsak , Allah’a tevekkül etmezsek Üstümüze düşeni yerine getirme noktasında tembelliğe düştüğümüz gibi aynı zamanda çok fazla elimizdeki şu hayatın kaçacağına dair bir korku yaşarsın. Sanki hiç ahirete gitmeyecekmişiz gibi , sanki bu dünyada ebedi kalmamız gerekiyormuş gibi bir psikolojiye girersek biz bundan zarara uğrarız. Çünkü bir gerçek var. Evet. Hepimiz bir gün öleceğiz. Belki korona’dan öleceğiz , belki başka bir sebepten öleceğiz bilmiyoruz. Cenab-ı Hak bizim için kader planında bir ömür tayin etti. Ve bu ömür herhangi bir esbap ile bitecek. O yüzden aslında diyorlar ya ”Korkunun ecele faydası yok.” Çok fazla korkuya kapılıp da paniğe kapılıp da insan hayatını çekilmez ve yaşanmaz bir hale getirmesinin de her halde bir mantıklı tarafı yok. Şunu bileceğiz. Hey şeyin dizgini Allah’ın(c.c) elindedir. Biz üstümüze düşeni yaparız. Bunun aşısını , tedavisini tıbben , bilimsel olarak bulmaya çalışırız. Kendi temizliğimize dikkat ederiz ki insanlar zaten baktığın zaman uzmanlar tarif ettiğinde sanki o kişisel temizlik bizzat abdesti tarif ediyor gibi Evet. Bu bizi teşvik etsin. Abdest alalım namaza başlayalım. Çünkü arkadaşlar şu bir gerçek. Bakın kısacık hayatımız için bu kadar paniğe kapılıyoruz. Bu kısacık , hani en fazla yaşayacağımız kaç sene olabilir ki. Bunun da zaten 3’de 1’i uykuyla geçiyor , başka şeylerle geçiyor. Yani kısacık şu dünya hayatımızın muhafazası için bu kadar çalışıyoruz. O hayatımızı koruma , o hayatımızda düzgün yaşamak , zarar görmemek için bu kadar o hayatın muhafazasına koşturuyoruz. E karşımızda ebedi bir hayat var. Sonsuz bir hayat var. Onun muhafazasına , orada saadet içinde yaşamaya neden çalışmıyoruz. Aslında bu bize bir ders veriyor , bir mesaj veriyor. ”Ey insan kendine gel!”diyor. Bak ne kadar aciz olduğunu fark et seni ancak sonsuz kudret sahibi olan bir Allah(c.c) koruyabilir. Ve hayat senin kontrolünde değil. Sen ebedi bir aleme gideceksin. O alemde göreceğin rahat ve lezzet bu dünyada yaptıklarına bağlı. Hakiki lezzet ve saadet hep diyoruz ya kabrin öbür tarafındadır. Onun için çalışmak gerekir. Aslında şöyle kamuoyuna baktığımızda bize bariz bir ders olduğunu görebiliriz. İstikbalde Cenab-ı Hak bizi başka musibetlerle imtihan edebilir. Bütün hepsine karşı bizim Allah’a tevekkül edip Allah’a yönelmemiz gerekiyor. Bunları bir vesile olarak görüp ebedi hayatımıza yatırım yapmamız gerekiyor. Geç olmadan fırsat varken Allah’a koşun ”Fafirrū İlallāh”sırrınca Allah’a firar edin. Allah’a Emanet olun.

Karantinadakileri Bekleyen Büyük Tehlike!

Karantina sürecinde evde nasıl vakit geçirmeliyim, nelere dikkat etmeliyim? Eve kapandığım halde beni bekleyen bir tehlike var mı? Bu videoda sizin için cevapladık. (Kalemle çizme sesi (sürtünme)) (müzik sesi) Korona virüs salgını sebebiyle dünya genelinde yüz binlerce insan hastalandı. Virüs kiminde kalıcı hasar bırakırken pek çok ülkede binlerce ölüme sebep oldu. Dünya genelinde ekonomik ve sosyal etkileri o kadar büyük oldu ki açıkçası pek çoğumuz bunu ön görememiştik belki de. Daha önce tecrübe etmediğimiz bir yaşam şekline geçiş yaptık. Virüsün hızlı yayılmasına engel olabilmek için karantina uygulamaları yapılıyor. Sokağa çıkma yasakları uygulanıyor, her kes bu süreçte haftalardır evlerinde. Bu da beraberinde bir takım zorlukları getiriyor. En büyük zorluk ise alışkanlıklarımızın değişmesi. Dışarı çıkıp gezmeye, dolaşmaya, arkadaşlarımızla buluşmaya o kadar alışmışız ki, evde kaldığımız zamanı belki de hapis gibi hissedenlerimiz de oluyordur mutlaka. Dolayısıyla evde geçirilen sabır döneminde süreci iyi yönetemeyen kişiler maalesef süreçten zararlı çıkabilir. İnsan ruhu büyük bir amaç ve gaye üzerine yaratılmıştır. Rabbini bulmak ve ebedi hayatına hazırlık yapmak gayesi ruhunun daima aradığı bir hakikattir. Ruhun da gıdası bu arayıştadır. Kur’an da geçen “Kalpler yalnızca Allah’ı anmakla tatmin olur.” ayeti bize aradığımız cevabı veriyor. Eğer insan bu amacı bulamazsa derin bir ruhi boşluk ve depresyona düşer. Rabbini tanımayan insan ruhundaki bu arayışı tatmin edemediği ve o boşluğu dolduramadığı için kendini başka şeylerle oyalayarak meşgul etmeye çalışır. Zaten batıl olanın, hak olmayanın da böyle bir özelliği vardır. Sen kendini hak ile meşgul etmezsen, batıl seni işgal eder. (gümbürtü) İnsan aradığı cevabı bulamazsa kendini nefsani şeylerle meşgul etmeye hatta kendini sarhoş etmeye çalışır. Ta ki düşünmekten kurtulsun. (Gümbürtü sesi) ve buna yalnızlık da eklenirse şeytan devreye girer. Yalnız kalan insan şeytana adeta oyuncak olur. Ve insanın bu savunmasız halinden istifade eden şeytan insanı günahlara iter. Üstad Bediüzzaman der ki: “Sıkıntı sefahatin muallimidir.” İnsan boş kaldıkça şeytan doldurur derler. Evet ibadetle, ilimle meşgul olmadıkça, dizi film izledikçe, bilgisayar oynadıkça bir süre sonra ruh kararmaya başlar. Ve insanı içten içe sıkar. İnsan onda boğulur, nefes almak ister. Eğer ibadetle, nefes de alamazsa yavaş yavaş günaha meyli artar ve Allah muhafaza bazı müstehcen videoların veya görüntülerin ağına düşer. (Giyotin sesi ve çınlama) Zaten bu izlenilen diziler ve filmler adeta buna hazırlık için düzenlenmiş tuzaklar gibi. İnsan düştükçe düşer ve sonuçta fırsata çevirebileceği bu zamanları aleyhine çevirir. Evet aslında bir açıdan bakıldığında bu süreç bir fırsata dönüştürülebilir. Evde kaldığımız bu süreç zaman bulamadığımız nice hedeflerimiz için bize sunulmuş bir fırsata da dönüşebilir. Hangimizin ruh detoksuna ihtiyacı yoktu ki? Şehir hayatı ve koşuşturmaca bizi yormuştu. İşte sana fırsat, değerlendiresin diye önünde. Rabbine yakınlaş, konuş Rabbinle. Derdini ona dök. Hani hep bahanen di ya. Zaman bulamıyorum diyordun. Fırsat olsa neler yaparım da vakit yok diyordun. İşte vakit. Haydi! Dizinin, filmin karşısında uyuklaşanlar gibi olma.(Gümleme sesi) Kalk! Ser seccadeni ve huzura koş. O seni bekliyor zaten. Musibetle ve imtihanlar sana atılmış bir kement gibi seni ilahi aşka çeken vesilelerdir. Eğer imtihanlar olmasa hatırlar mıydın Rabbini? Unutmuştun değil mi? İşte sana fırsat! Yüzünü dönme vaktin gelmedi mi? Her şeye vakit ayırdın ama vakti verene ayıracak vaktin olmadı. (Kuvvetli gümleme sesi) Ama hala geç değil. Yönel Rabbine, aç yüreğini. Göreceksin kalbine huzur dolacak. Her göz yaşın aktığında, her damlasında hüzünlerin sevince dönecek. Biliyorum belki de yüzüm yok ona koşmaya diyorsun. Merak etme. O zaten senin her halini biliyor. Kalbindeki o sızıyı da biliyor. Senin samimiyetle huzuruna gelmeni bekliyor. Gell kulum!! Gell seni affedeceğim! Geç kalmadan gel diyor. Ne kadar günahın olursa olsun o seni tövbenle kabul ediyor. Söyle; bu kadar sonsuz merhamet seni çağırırken gitmemek, Rabbine olan sevgine ihanet değil midir? Öyleyse gel açalım ellerimizi ve yalvaralım. “Ey bu yerlerin hâkimi, senin bahtına düştüm, sana dehalet ediyorum ve sana hizmetkârım ve senin rızanı istiyorum ve seni arıyorum. Ey Rabbi Rahimim ve ey Hakık-ı Kerimim, benim su-i ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan elem verici günahlaar, zillet verici elemler, dalalet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalp ve hacâletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Hususan benim gibi nefs-i emmareyi taşıyanların şu dünya çok gaddardır, mekkârdır, bir lezzet verse bin elem takar çektirir. Bir üzüm yedirse yüz tokat vurur. El emaaan, el eman. Ya Hannan, Ya mennan beni günahlarımın hacâletinden, utancından kurtar. Beni günahların ağır yüklerinden halâs eyle. Günahların çirkin yüzünden ve mâsiyetin vahşi şeklinden ve o mekânın darlığından bütün kuvvetimle nidâ ediyorum. El Emaaaan, el eman Ya Rahmaaan, Ya Hannaan, Ya Mennaan, Ya Deyyan, Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar. Yerimi genişlettir. İlahî, senin rahmetin melceimdir. ve Rahmetllil âlemîm olan Habîbin (s.a.v.) senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekva değil, belki nefsimi ve halimi sana şekva ediyorum. Eğer ki Kemâl, Rahmetinle onu kabul etsen mağfiret edip, rahmet etsen zaten o senin şânındır Çünkü Rahman ve Rahimsin. Erhamürrâhiminsin. Eğer kabul etmezsen senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergahına gidilsin. Senden başka hak Mâbud yoktur ki ona iltica edilsin.” Selametle. Altyazı M.K.

Teravih Kılabilecek Miyiz? Oruç Tutulacak Mı?

Bütün dünya olarak şimdi corona ile mücadele etmeye çalışıyoruz. Dünya genelinde milyonlarca insanı etkisi altına aldı. Her ülke kendine göre önlemler almaya çalıştı. Hatta ben biraz araştırdım ve enteresan şeylerle karşılaştım. hani geçenklerde Türkiye’de sumak kullanulmasına yönelik böyle bazı rüyalar anlatılan videolar yayılmıştı ya. Ondan öncede sütün içine limon sıkmak veya bunun gibi vidoolar çokça paylaşıldı. Biraz araştırdım. Dünya’nın farklı ülkelerinde de bu tarz videolar yayıldığını gördüm. Mesela işte Hindistan’da 500 defa alkış yaparsanız Corona gelmez gibi enerji oluştuğunu, pozitif enerjiyi Corona’ya engel olur gibi şeyler yayınlanıyordu, paylaşılıyordu. Veya başaka ülkelerde, kimi ülkede sarımsak, kimi ülkede başka şeyler. Fark ettim ki her ülke kendine göre bazı önlemler almaya çalışıyor, bazıları bunların hurafe kökenli olabiliyor, bazıları hükümet bazında alınmış kararlar olabiliyor. Ama bir tanesine çok güldüm. O da malezya’da her tarafa hükümet tarafından bazı posterler asılmış. Posterlerde kadınlara yönelik uyarılar var. “Lütfen çok konuşarak evde kocalarınızı rahatsız etmeyin.” diye. Buna çok güldüm gerçekten. Yani hükümete bak ne kadar halkını dşünüyor. (Gülüyor) Şimdi tabi bu süreç daha ne kadar devam edecek bilmiyoruz. Önümüzde ramazan var. Ramazan yavaş yavaş yaklaşıyor. Dolayısıyla hepimizin aklında şu soru var. Acaba ramazanda oruç tutmamızı nasıl etkileyecek, oruç tutabilecek miyiz? Teravih kılabilecek miyiz? ramazanın neşesini yaşayabilecek miyiz? Şimdi isterseniz bunları cevaplandıralım. (Kalem sesi) (Video boyunca fonda zaman zaman hafif bir piyano müziği var) Biliyorsunuz, maalesef önceki yıllarda insanların oruç tutmaya yönelik envai çeşit bahaneleri vardı. Bazı insanlar ilaç kullanıyorum, bazı insanlar işe gittiğim için tutamıyorum diye değişik bahaneler üretiyorlardı. Şimdi âdeta Cenab-ı Hak bizi ev kampına aldı ve artık bütün bu bahanelerimiz ortadan kalktı. Aslında oruç tutmak için çok daha rahat bir ortamdayız. Eğer bu karantina ve evde kaldığımız süreç devam ederse. Yani ramazanda da evde kalmaya devam edersek ve bu durumda aslında oruç tutmamız çok daha kolaylaşacaktır. Dolayısıyla bu Corona salgınının olduğu süreç içinde evde kalıp oruç tutmamız aslında çok daha kolay olacaktır. Ramazanda ve özellikle ramazana kadar olan üç aylar sürecinde de oruç tutmaya devam edelim. Hatta gayret edelim, etrafımızdakileri de teşvik edelim. Teravihe gelince tabi teravih Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam tarafından cemaatle ilk başta kıldırılmıştı. Daha sonra Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bu farz olarak algılanmasın diye kendisi evinde tek başına kılmıştır. Bu da aslında bize cevap veriyor. Yani daha sonraki süreçte insanlar parça parça kılınca Hazreti Ömer (r.a.) insanları bir cemaat haline getirip ramazanı bu şekilde ihya etmişti ve bütün sahabelerin ortak istişaresiyle, onların da takdirini alarak bu kararı almıştı. Bundan sonraki dönemlerde de ümmet teravihi hep beraber kılarak Hazreti Ömer’in bu uygulamasını devam ettirmişti ki Efendimizin (a.s.m.) de zaten halifelerin kararlarına uymaya yönelik hadisleri de var. Siz yeterki teravihi kılında burada önemli olan mesele bu. Yani ramazanı değerlendirmek, secdelerimizi arttırmaya çalışmak. Eğer hiç farz namazlarını kılmayan kardeşlerim varsa zaten ilk tutunmamız gereken şey o. Zaten Cenab-ı Hak bizi aslında bir ev kampına aldı. Şimdi ben mesela bu günkü ilmî birikimimin büyük bir kısmını böyle gençlik çağlarında özellikle gittiğim Risale okuma kamplarında elde ettim. Böyle arkadaşlarımızla giderdik. Alırdık Risaleleri elimize bir hafta iki hafta boyunca kapanırdık, sürekli ilimle meşgul olurduk. Kur’an okurduk, Cevşen okurduk, Risale okurduk. Bu bizi çok geliştirdi. Yani şu anda tam öyle bir süreç yaşanıyor. Normalde işin koşturmacasından, hayatın koşturmacasından bazı şeylere fırsat bulamadığımızdan yakınıyorduk. Şimdi Cenab-ı hak bizi ev kampına aldı. Sanki böyle adeta bu olumsuz diziler, olumsuz filmler veya sosyal medyayı aşırı kullanmanın etkisiyle hane içindeki irtibatlarımız kopmuştu, hane içindeki bağlarımız kopmuştu. Yani şimdi ailenin dağılması demak asıl toplumun dağılması demek. Yani aslında Cenab-ı Hak bizi bütün diğer cepheleri durdurarak esas cepheye yönlendirsi, esas cephe ailedir. Üstad hazretlerininde dediği gibi ailemizi bir Medresi-i Nuriye’ye çevirme zamanı, ailelerimizi bir kampa sokup bu süreci en iyi şekilde geçirme zamanı. Çünkü bu süreç bir şekilde Allah’ın izniyle geçecektir. Ama geçtiğinde ya bu süreci kaybetmiş olarak geçeceğiz ya da bu süreci kazanmış olarak, bu süreçten faydalanmış olarak geçireceğiz. Faydasız işlerle mi meşgul olalım? Yoksa daha sonra şükredeceğimiz bir çalışmanın içine mi girelim? Eğer kendimize program yaparsak, ben evde kaldığım süre zarfı içerisinde kendimi geliştireceğim, kendime güzelce düzenli bir program yapacağm derseniz; kendi kendinizi motive edersiniz, kendinizi gaza getirirsiniz. Ya şevke gelmenin tam sırası. Oturun, bütün şevkinizle, gayretinizle alın kağıdı kalemi elinize ve yazmaya başlayın. Diyin ki günümü böyle planlayacağım, şöyle okuyacağım ve bu hedefinizi yakalamak için uğraşın, gayret edin. Göreceksiniz zaten her gününüz kadir gecesi gibi değerlenmiş olacaktır. Ben bu süreci aslında Hira’ya benzetiyorum. Ya Nasip’i okuyanlar da bilir (Oaman Sungur Yeken’in kitabı) Yani Hira Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın toplumdaki problemleri gözlemlemesi ve Cenab-ı Hakka yakınlaşması, onu tefekkür etmesi açısından nübüvvetin ilk zamanında çok önemli bir süreçtir. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam Hira mağarası’na çekildi. Orda uzun süre tefekkür etti. Ve kendini buldu ve kendini bulduktan sonra Rabbini buldu. Şimdi burda bize bir mesaj veriliyor. Nedir o mesaj aslında biz de kendi Hira’mızı bulursak Cenab-ı hak bizimle de konuşur. Çünkü ilk ayat Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam Hira’ya çekildikten sonra geldi. Hira’da adeta bir kozanın içinde kendini bulan metamorfozunu gerçekleştiren bir birey gibi sen de yuvanı Hira’ya çevirirsen orada Cenab-ı Hak seninle de konuşur. Konuşması ne demek? Yani sana vahiy mi gelecek? Aslında bir açıdan bakarsak Kur’an zaten 1400 yıl önce inmiş ama o ayetler senin gönlüne inmiş mi? Yani bu açıdan evet sana vahiy gelecek. Zaten vahiyin hepsi sana geldi. Bütün bu mesajlar sana geldi. Yeter ki oku, yeter ki yaşa diye. Sözün özü: Hanelerimiz bizim esas cephemizdir oraya yönelelim. Orayı Hira’mız belleyelim. Ashab-ı Kehf’in mağarası belleyelim. Eğer Ashab-ı Kehf’in mağarası gibi haramlardan korunduğumuz bir kaleye çevirirsek yani fethedilmesi gereken bu burcu fethedersek; İstanbul’un fethinden de önce gelen bir şeyi elde etmiş oluruz. Ve Ashab-ı Kehf’in uyanışından çok daha kuvvetli bir uyanışla uyanmış oluruz. İşte uyanmanın vaktidir. Sancak düştüğü yerden kalkacak, bu da bizim hanelerimiz olacak. Elbette ki bu ramazan sürecinde önceki ramazanlardaki gibi iftar gezmeleri, farklı evlere gitmeler olmayacaktır. Belki bu süreç devam ederse bayramlaşma da tam manasıyla yaşanamayabilir. Ama burda esas kaybettiğimiz ve esas kazanmamız gereken hane içindeki o vakit geçirmemiz çok önemli. İftarı ailelerinizle beraber yapmanız çok önemli, iftarı ve orucu ailenizle beraber idrak etmeniz, bu süreçte ramazan risalesini bol bol okumanız. Orucun hikmetlerini öğrenirsek; oruç bize ne diyor, ramazan bize ne demek istiyor, Allah neden oruç tutmamızı istiyor? Yani neden aç kalıyoruz, bunun faydaları nedir? Sadece acaba bir fakirin veya bir açın halinden anlamak mıdır? Yoksa bunun üstünde çok daha güzel manalar mı var? Zaten Çınaraltı videolarını izleyenler bunu çok iyi biliyordur. Ramazan Risalesini okuyanlar çok iyi biliyordur. İşte bunları öğrenmenin zamanı. Rabbim inşallah bu üç ayların kalan zamanını ve ramazanı en güzel şekilde değerlendirmeyi nasib etsin. İnşallah bu musibeti ülkemizin başından kaldırsın, bütün dünyanın başından inşallah kaldırsın ve beterinden de bizi korusun. Dua edelim, dualaşalım. Allah’a emanet olun. – Altyazı M.K.