Kadınlarda en çok görülen hastalık migren! Sebep: “Başım ağrıyor!” (Cinsel şantaj)

Şu anda ülkemizdeki en büyük hastalık nedir? Şeker hastalığı. Kadınlarda migren, erkeklerde şeker… Kadında da niye migren? Baş ağrısı, aşırı baş ağrısı neden? Kadınlar hasta olmadığı halde, başları ağrımadığı halde, kocalarına diyorlar ki başım ağrıyor. Devamlı kadınların kocalarına söylediği yalan bu! -Başım ağrıyor. Niye başın ağrıyor diyor. Koca diyor ki; ”Hatun gel biraz spor yapalım.” ”Gel beraber olalım.” diyor. Hanım ne diyor? -Başım ağrıyor. Halbuki başı ağrımıyor. Rasulullah Aleyhisselam nasıl anlatıyor bunu? Efendimiz Aleyhisselam buyurdu; ”Her kim hasta olmadığı halde,hasta taklidi yaparsa… hasta olduğu mesele konusunda yalan söylerse… Allah onu o hastalığa düçar eder.” Mesela hasta değilsin ve sabahleyin iş yerine telefon açtın. -Patron, midem çok fena ağrıyor. Bugün işe gelemeyeceğim. Halbuki o gün tatile çıkacaksın. Cuma, cumartesi, pazarı bağlamak için Cuma’yı kaytarmak için patrona telefon açtın. Ve dedin ki telefonda; ”Midem çok ağrıyor ağabey, durumum çok kötüdür. Tuvalete giriyorum, çıkamıyorum. Bugün bana izin ver.” Halbuki miden ağrımıyor. Ve yalan söylüyorsun, midenin ağrıdığına dair. Allah Teala sana mide ağrısı verecek. Ya o gün içinde ya da bir kaç gün içinde, çok ciddi bir mide ağrısı verecek. Neden? Hasta olmadığın halde, hasta taklidi yaptın ve insanlardan nemalanmaya çalıştın. Allah bunun cezasını hemen o anda veriyor. İşte kadındaki baş ağrısı durumunun fazla olmasının sebebi ne? Başı ağrımamasına rağmen, cima etmemek için kocasının kendi üzerindeki hakkını almaması için… yahut da teniyle, derisiyle ona şantaj yapmak için… Kadınlar var şimdi, şuanda ki en büyük silahı ne kadının? Kadının diğer kadın arkadaşlarından aldığı fetva ve akıl şu; -Kocandan bir şey elde etmek istiyor musun? -Evet istiyorum. -Ona derinle şantaj yapacaksın. Ona etinle, cinselliğinle şantaj yapacaksın. Bu nasihati veren kadın ateşli bir kadındır. Ne şantajı? Senin kocanın üzerinde hakların olduğu gibi, kocanın da senin üzerinde hakları var. Hakları var. Bu hakkı ona vermediğin zaman lanetleniyorsun. Efendimiz Aleyhisselam bunu şöyle anlatıyor; ”Tandırda kadının yemeği bile olsa, kocası onu çağırıyorsa hemen kocasının yanına koşsun.” Tandır ne demek, ateş de… Yemeği koymuş, bekliyor şimdi başında durması lazım. Ama kocası çağırıyor, şehvetlenmiş. Dışarıda bir kadını görmüş. Başını çevirmiş ama şehvetlenmiş. Bu şehvetini atması lazım. İki tane yöntemi var. Bir; zina edecek. İki; kendisini tatmin edecek. Bu ikisi de haramdır. Üç; evine gidecek hanımıyla beraber olacak. Tamamen ibadettir. Akıllı bir Müslüman ne yapar? Evine gider. Ama evine bir gidiyor. Başka bir kadın arkadaşından nasihat almış. Arkadaşı ona çok derin bir nasihat vermiş. -Kocan her istediği zaman onunla beraber olmayacaksın. -Senin de isteklerin var. Bu dünyevi isteklerini elbiseydi, bilmem… takıydı, perdeydi, koltuktu, yeni yatak takımıydı,… Bunları alabilmen için ne yapman lazım? Derinle şantaj yapman lazım. Bu arkadaş… Abla, hanım abla! Böyle bir arkadaşın varsa, böyle bir akraban varsa muhabbeti kes. Seni ateşe götürmek istiyor! Seni ateşe götürmek istiyor! Bir hadis-i şerif daha söyleyeyim Sultanım Aleyhisselam’dan. Efendimiz Aleyhisselam buyurdu; ”Kocası hanımını yatağa çağırdığında… kadın kocasına sırtını dönerse… Allah’ın melekleri o kadına sabaha kadar lanet ederler.” En sahih hadis kitaplarındadır bunlar. Kim lanet ediyormuş? Günahsız olan, hayatı boyunca ebediyete kadar ibadet yapmakla yükümlü, ağzı bizden daha temiz olan melekler… Hem duası bizden daha keskindir. Hem bedduası bizden daha keskindir. Melekler! Niye kadına beddua ediyor. Çünkü; erkeğe hakkını vermiyor. Erkeği zinaya teşvik ediyor. Sonra erkeği gidiyor dışarıya… Zina yapıyor. Yabancı kadınlarla görüşüyor. Yahut da internetten başkalarına, sosyal medya aracılığıyla haramı olan başka kadınlarla diyaloğa giriyor. Bu günahın bir misli kime yazıyor. Adama yazıyor bir, ama bir de kadına yazıyor. Neden? Kadın kocasına karşı olan vazifesini yerine getirmedi! Olay nereden buraya geldi? Yalan söyledi. -”Benim başım ağrıyor.” dedi. Migren, migren, migren… Kadınlar şuan da bizden en çok bunun için dua istiyor. -Bana dua et hocam, başım çok ağrıyor. Devamlı başım ağrıyor. Olayın neden olduğunu biliyorum. Tabii ki bu konuyu açmıyorum. ”Tamam ablacım merak etme ben dua edeceğim.” diyorum. Allah-u Teala bütün kadınlarımıza izan versin, hidayet versin. Amin. Diziler bozuyor. Filmler bozuyor. Akrabaları bozuyor. Sohbetlere gitmeyen, kitap okumayan,… Bu Kur’an’dan haberi olmayan kötü arkadaşları bozuyor. Kadının okul arkadaşı bozuyor. Kocasına karşı İslami bir tavır içerisindeyken kadın… eski arkadaşıyla görüşüyor ve kadının tavırları değişiyor kocasına… Vazifelerini yerine getirmiyor. Sonra kocasından perde istiyor, elbise istiyor… Olmaz! Abla olmaz! İslam’a göre yaşayacaksın. Koca nasıl senden başka bir kadına göz atmıyorsa, senden başka bir kadına gidip zina etmiyorsa, sende bu kocayı yatağında tutacaksın. Dışarıya götürmeyeceksin. Kadındır kocayı rezil eden… Kadındır kocayı vezir eden… Bazı kocalar var şuan da Zeytinburnu içinde onlarca kahvehane var. Kağıt oynuyorlar. Bilmem, o taşları falan diziyorlar. Kumar oynuyorlar. İçki içiyorlar. Bilmem ne yapıyorlar, saçma sapan şeyler. Bu erkeklere gidin sorun. Ticaret esnasında iş yerlerinizde konuştuğunuz insanlarla görüşürken, bunlara sorun. Deyin ki; -Kardeş kahve alışkanlığın var mı? Diyorsa ki kahve alışkanlığım var. – Evde hanımınla aran nasıl? Sorun. Yüz tanesinden doksan beş tanesi mübalağa etmiyorum… Yüz tanesinden doksan beş tanesi diyecek ki kadının dırdırına dayanamıyorum. Ondan kahveye gitmekte fırsat buluyorum. On bir buçuk on ikide eve geliyorum. Zaten uyumuş oluyorlar, hiç görüşmeden direkt yatağa giriyorlar. Kim bu adamı kahveye götürdü? Kadın götürdü. Kadın! Neden? Şunu istiyorum, bunu istiyorum, şunu istiyorum, bunu istiyorum,… İsteme… İsteme… Milletin evi yok, arabası yok. Ekmeği yok milletin. Aç millet, ama sen devamlı bir şeyler istiyorsun. İhtiyaçların gideriliyorsa, temel ihtiyaçların gideriliyorsa gözün aç olmasın. Dizilerdeki hayata aldanma, o sahte. Bu gerçek! O dizilerdeki sahte hayata aldanmayın. Kimse çalışmıyor. Herkes keyfinde… O onun karısıyla, bu bunun bacısıyla… Öyle bir hayat yok! Bu milletimizi bozmak için. Dış güçlerin parasıyla tezgahlanan bir senaryo! Yahu böyle bir hayat yok! Aldatıyorlar Müslümanlar! Biz neye bakacağız? Bulunduğumuz duruma bakacağız. Biz böyle değiliz. Bizim atalarımız böyle değildi. Atalarımızın ataları böyle değildi. Onların ataları, sahabe ve Peygamberimiz böyle değildi… Allah’ın selamı onların üstüne olsun. Amin. Şu halde benzemen gereken insanlar o dizi karakterleri değil kardeşim! Benzemen gereken insanlar; Allah’ın en hayırlılar dediği, sadıklar dediği, salihler dediği insanlar… Biz onlara benzeyeceğiz kardeşler.

Vesveseden kurtulmanın yolları!

Nedir, o sebeplerden bir tanesi? Sol elle yemek. Yemek yiyoruz hepimiz. Müslüman yemeği nasıl yer? Sağ elle yer. Sol elle asla yemez. Çünkü; Efendimiz Aleyhisselamın şu hadisini bilir: Allah Resulü Aleyhisselam şöyle buyurdu: “Sol elle yemek yiyen, şeytanı yedirmiştir.” Hizmetimin başında; onu yedirmemiz gerektiğini, onu şişmanlatmamız gerektiğini konuştuk. Dolayısıyla, sol elle yemeyeceksin! Ve şeytanı kuvvetlendirmeyeceksin! Sen sağ elle yiyeceksin! Sultanım Aleyhisselama dedi ki bir tanesi: “Sol elle yiyorum, ey Allah’ın Resulü! Peygamberimiz dedi ki: “Yapma bunu. Sen sağ elle ye!” “Yapamıyorum ey Allah’ın Resulü!” dedi. “O zaman yiyemez ol” dedi. “Yiyemez ol!” Peygamberimiz Aleyhisselam böyle dediği için; adam bir daha sağ elini kullanamadı. Hep sol elle iş yaptı! Sağ eli kurudu. Müslüman kendisini zorlayacak! Çocukluktan itibaren, bebeklikten itibaren, yanındaki çocuklara diyecek ki: Sağ elini kullan! Sağ elle yemeye çalış! Hocam çocuk bu ne anlar? Hayır! O çocuk sol elle yediği zaman; alacaksın çikolatayı, öbür eline vereceksin! Sonra o tekrar sol eline verdiği zaman; alacaksın bir daha vereceksin! Bu cız diyeceksin! Anam şöyle yapardı: İğne alırdı. Bak! Bizim Arnavutların kadınları da bir acayiptir ha! Sol elle bir şey yiyeceğim zaman ben hatırlıyorum; iğne alırdı böyle elime “şıp” vururdu! Bu cız, bu kötü bu! Halbuki; bu sol el, yardımcı bir eldir bu! Bu elle yediğimiz anda; elime iğne vuruyor ki, anlıyorum ki bu acı veriyor! Bununla yemeyin! Sağ elle yemeye biz böyle alıştık. Besmelesiz yemek… Yemeğimizi besmelesiz yersek yine şeytana gider! Sonra kuvvetlenir. Bize tahakkum etmeye başlar! Vesveselerin çoğunlukla gelmesinin sebeplerinden bir tanesi de besmelesiz yemektir! Doyduktan sonra hamd etmemek! Bak! Bu çok yaptığımız bir şey! Doyuyorsun, doyuyorsun ondan sonra; “Allah’ım sana hamd olsun” demiyorsun! Niye? “Ben çalıştım, ben kazandım!” “Ben uğraştım, bütün hafta çalıştım, haftalığımı aldım. Eve nimet getirdim. Bu benim hocam! Ben yaptım bunu!” Sen yapmadın kardeşim! İspat edeyim: Salata yap! Kuyumcusun bak! Usta bir kuyumcusun! Kuyum işi, ince bir iştir. Herkes yapamaz! Bir tane salata yap da göreyim! Toprağın olmayacak, tohumun olmayacak! Salata yapacaksın! Var mı burada yapabilen salata? Yapamaz! Bak, ben hoca adamım, ben yapamıyorum. Salata yapamazsın, portakal yapamazsın! Bunları ancak Allah Teala yapar! Toprağı ve tohumu vesile eder ve bunları Dünya’ya getirir! Sen de çalışmanın neticesinde aldığın parayla; bunları satın alırsın! Bu nimeti senin önüne kim getirmiş oldu? Allah yarattı, Allah getirdi! Sen sadece sebepleri yerine getirdin! Şu halde, Allah’ına hamd etmeyecek misin? Bu nimetleri senin önüne getirdiği için… Hamd etmeyecek misin? Şuan Dünya’da nice zengin adam var; patates yiyor! Patates! İskender yiyemiyor, şiş kebap yiyemiyor! Patates yiyor! Allah midesine bir hastalık vermiş; binlerce nimet var, yiyemiyor! Ne oldu bu adama? Allah sınav ediyor, imtihan ediyor! Güzel nimetleri yeme özelliğini ondan almış! Ama biz her şeyi yiyebiliyoruz. O zaman hamd edeceksin! Rahmetli babacığım derdi ki: Her doyduğumuzda şöyle derdi: “Allahım biz doyduk. Sen doymayanları da doyur!” Amin! Bu çok güzel bir duadır. Biz doyduk elhamdülillah! Sağlığımız yerinde, yedik doyduk! O doymayanlar var bu Dünyada. Biz bunu biliyoruz! Bak şu anda Suriye’de fetva vermişler: “Kedi köpek yenilebilir.” Suriye’nin Ehl-i sünnet alimleri fetva vermişler. Normal şartlarda bu caiz midir? Caiz değildir! Ama aç insanlar! Aç! Hiçbir şey bulamamışlar. Halk gidiyor, alimlere diyor ki: -Ya hocam! Hiçir şey yok! Sokakta bulduğumuz kedileri, köpekleri kessek yiyebilir miyiz? Yiyebiliriz! Domuz olsa yenir mi? Köpekle kedi varsa yenmez! Köpekle, kediler biterse bir domuz kalsa; şimdi bilmiyorum Suriye’de var mı? Fetvadan söylüyorum. Domuz olsa; millet de açlıktan ölme durumu olsa, yiyebilir mi? Ölmeyecek kadar yiyebilir! Fıkıhtaki hüküm budur. Ama insanlar ne hale gelmiş görün! Kedi köpek yemeye fetva vermişler! Bizim sofrada 5 çeşit var. Allah bize izan versin! Amin. Yine, başka bir vesvesenin artması meselesi; ayakta bevletmek! Yine müslümanlar; hacısı, hocası bak! Hacısı, hocası ayakta bevlediyor! Şahit oluyorum, esnafların içindeyiz. Hacı adam 4 defa Hacca gitmiş. Ayakta bevlediyor! Dükkanına gidiyorum çay içmeye, laf arasında diyorum ki: -Hacı abi, ayakta bevletmek çok kötü bir şey! Hiç onunla alaka yok ama! Ona söylemiyorum. Efendimiz Aleyhisselam bir hadis buyurdu. Halbuki konuyla alakası yok! “Kabir azabının en şiddetlisi; ayakta bevledenlere gelir Hacı abi! Ben bunu işittim. Ve bıraktım Hacı abi! -Ya tabi tabi! Ben de hiç yapmam hocam!” diyor. “Ben de asla yapmam!” diyor. Bir de yalan söylüyorsun ya! Ayıpları yüzüne vurmakta İslam’da uygun olmadığı için ben ortaya konuşuyorum. Bari bir üstüne alın! “Evet, hocam, yapmamak lazım.” de biz de anlayalım kardeşim. “Ben hayatta yapmam hocam” diyor. “Ayakta bevletmek” demek; idrarın üstümüze sıçraması demek. İdrarın üstümüze sıçraması demek; abdestimizin geçersiz olması demek! Namaz kıldığını söylüyorsun, abdest geçersiz! Necis elbiseyle kılıyorsun! Bu olmaz! Sonra şeytanlar boyuna yanında gezip duruyor. Uyuşturucu satıcıları gibi! Devamlı yanındalar. Vesveseyi sen arttırdın, sen yaptın bunu! Yine bir madde: Abdestsiz gezmek… Biz tasavvuf yolunun yolcuları ne yaparlar? Tıpkı Efendimiz Aleyhisselam ve sahabeleri gibi… Gün içinde bulunabildiğimiz kadar abdestli bulunuyoruz. Yapabildiğimiz kadar bunu yaparız. -Hocam ben yapamam! – Kardeşim, ben yapıyorum! Burada çoğunluk yapıyor. Biz de insanız. Senin gibi benim de elim var, ayağım var. Bende yiyorum, ben de uyuyorum! Ben yapabiliyorsam, sen de yaparsın! Tek bir şartı var: Kendini alıştırmaya çalışacaksın! Yapabildiğin kadar! Yarın 2 saat dur. Öbür gün 4 saat dur. Olsun git bir daha al! Ne kadar abdestli durursan, o kadar zırhlı durmuşsun demektir. Abdest, zırh demektir. Bu zırhla yaşarsan, abdestli olarak ölürsen şehit gittin! Şehadet getiremesen bile, abdest hürmetine şehit sayılıyorsun. Böyle bir nimet var mı? Bu nimeti nasıl kaçırırsın? Şu halde, şeytana karşı bir zırh istiyorsan; abdestli gez! Küfür etmek! Müslümanlar, dervişler! Ağzını bozan müslümanlara dikkat edin! Bunların vesvesesi çoktur! Vesvesesi devamlı artar! Neden? Çünkü; devamlı ağzını bozuyor, devamlı şeytanın istediğini yapıyor. Şeytan diyor ki: “Şöyle küfret!” “Tamam!” diyor. Basıyor. Şeytan diyor ki: “Böyle küfret!” Bu, “tamam!” diyor. Basıyor. Şeytana devamlı kuvvet geliyor. “Bravo be! Senin gibi bir evladım, çok mutluyum senden. Çok memnunum senden!” “Senin gibi bir evladım var, bir dostum var!” Şeytanı sevindirmeyin kardeşim! Sevindirmeyin! Allah Resulü Aleyhisselam şöyle buyurdu: “Küfreden kul, Cennetin kokusunu alamaz.” Bırak girmeyi, Cennetin kokusunu alamaz! Ne yapan kul? Küfreden kul! Son madde: Harama bakmak! Gözleri sakındırmak! Şu andaki müslümanların çoğunluğu; büyük günahlardan kendisini savunuyor, elhamdüllilah! Ama bu harama bakmak var ya! Küçük görünüyor. Fakat; bu harama bakmak; bizi şehvetlendiriyor! Bizi tahrik ediyor ve nefsimizi kuvvetlendiriyor. Şeytanımızı da kuvvetlendiriyor! Vesvese artıyor! Sonra bir bakıyorsun; zinaya gitmişsin! Sonra bir bakıyorsun; flörte çıkmışsın! Nereden geldi bu? Harama bakmak; her şey buradan başlar! Bu gözüne sahip ol! Harama gitmezsin! Efendimiz Aleyhisselamın hadisiyle kapatalım: “İblisin, köpek burnu gibi burnu vardır. Ve onu Ademoğlunun kalbine koymuştur. Ona şehvet ve lezzetleri hatırlatır” Kim hatırlatıyor bize? Lezzetleri, şehvetleri? Cumartesi şehvet ve lezzet günüdür. Bu cumartesiyi özellikle, alem günü olarak telakki etmişler. Hafta sonu haftalığı alıyorlar, cumartesi akşamı. Pazar günü nasılsa tatil dinlenme günü. Geceleyin, sabaha kadar alemlere akıyorlar! Kim hatırlatıyor bunlara bunu? Şeytan, köpek gibi burnunu onların kalbine koyar; şehvetleri ve lezzetleri hatırlatır. Ve Allah hakkında şüpheye düşürecek vesvese verir. “Yerleri kim yarattı? Allah. Gökleri kim yarattı? Allah. Allah’ı kim yarattı?” Hâşâ ve kellâ! Bu şeytandandır! Onun hakkında şüpheye düşürecek vesveseyi veriyor. Kul: “Eûzü billahis-semî’il alîmi mineşşeytânirracîm” “Sığınırım, her şeyi işiten Rabbime. Kovulmuş olan şeytanın şerrinden.” derse… Ve Eûzü billâhi en yahdurûn. Sığınırım Rabbime, hazır bulunanların şerrinden” derse… İnnallahe hüvessemî’ul alim. Muhakkak ki o Allah; her şeyi işitir ve bilir.” derse… Hortumunu kalbinden çeker! Bu kısacık duaları, öğrenebilirsek, anlayabilirsek , gün içinde bunu bir kaç defa söylersek; bu köpek burnu gibi burnu olan şeytan burnunu buradan çeker! Vesvesesi zayıflar! Zayıfladığı zaman; biz kuvvetleniriz Allah’ın izniyle! Allah Teala, bu şiddetli düşmana karşı, bu “aduvvun mubîn”e karşı, bu bize karşı apaçık düşman şeytana karşı biz kullarını galip etsin! Aldananlardan etmesin, imanını kaybedenlerden etmesin! Amin Ya Muin!

Bana bir bela gelirse, üç sebepten sevinirim!” – Hz. Ömer

Hazreti Ömer’in samimiyetinden bir not okuyayım. Bakın, Allah rızası için! İkinci halife, o Şiilerin beddua ettiği halifenin samimiyeti neymiş? Allah’a karşı nasıl bir samimi. Herkes kendini çek etsin. Emir-el Mü’minin şöyle diyor: “Bana bir bela gelirse üç türlü sevinirim.” Ya biz bela geldi mi aklımıza bin türlü şeytanlık geliyor, lanet okumak geliyor. “Ya nasıl benim başıma geldi?” diyorsun. Allah’ın dostu ne diyor, müçtehit ne diyor? “Bana bir bela gelirse üç türlü sevinirim: Bir, belayı Allah Teâlâ göndermiştir. Sevgili gönderdiği için tatlı olur.” Şimdi herhangi birimizin başına bir bela geldiği zaman bu kendi kendine mi olmuştur? Hayır! Ehl-i sünnet Müslümanları şöyle itikad eder: “Hayrı da yaratan Allah’tır, şerri de yaratan Allah’tır.” Mutezile fırkası denen, yetmiş iki sapık fırkadan bir fıkra vardır. Bunlar ne derler? “Allah sadece hayrı yaratır, şerri kul yaratır. Kul da yaratmaya muktedirdir.” Bu da sapıklardan bir tanesidir. Biz ne diyoruz Amentü’yü okurken? “…hayrihî ve şerrihi mina’llâhi teâlâ ve’l-ba’sü ba’de’l mevt…” “Hayrı da yaratan Allah’tır, şerri de yaratan Allah Teâlâ’dır. Ve öldükten sonra dirilmeyi de yaratan O’dur.” diyor muyuz, demiyor muyuz? İmanın şartı! Ama bunlar ne diyor? “Hayır! Hayrı Allah yaratır, şerri biz yaratırız. Şerri yaratan Allah olursa Allah şerli bir ilah olduğu anlamına gelir.” Kafasına göre sapık sapık hükümler söylüyor. Bu böyle değildir! Başımıza gelen herhangi bir sıkıntı, herhangi bir musibet, herhangi bir darlık anı, bunlar nereden geliyor? Allah’tan habersiz mümkün değil ortaya çıkmaz. Kesinlikle bu Allah’tan gelmiştir. Biz Müslümanlar böyle itikat ederiz. İşte Müslümanların en kafasındaki iki üç adamdan bir tanesi Ömer diyor ki: “Sevgili bana bunu yolladı, ben niye isyan edeyim ki? Sevgili bana bir şey yollamışsa benim derecemi yükseltmek istiyor, demektir. Bundan dolayı sevinirim.” Samimiyet! “İki, Allah Teâlâ’ya bundan daha büyük bela göndermediği için şükrederim.” Efendiler, karşılaştığımız belanın derecesi ne olursa olsun bilin ki bundan bir derece daha büyüğü var, daha beteri var. Bela derecen ne olursa olsun bil ki daha ötesi var. Şu hâlde bardağa dolu tarafından bakacaksın. Emir-el Mü’minin gibi. Ne diyeceksin? “Ya evet, bir aydan beri başım çok şiddetli ağrıyor. Hap, şu, bu doktor moktor geçiremiyor. Ama ben biliyorum ki baş ağrısından çok daha ters, çok daha sıkıntılı hastalıklar var. Allah bana ufağını verdi. Benim hamdetmem lazım. Daha beterini vermemesi için Rabb’ime yalvarmam lazım. İşte bu Ömer’in kafasıdır. Allah ondan razı olsun. (Amin) Bu samimiyettir. Bir ay kadar önce anacığımı götürdüm radyoterapiye. Baktım, bizim önümüzde bir adam var. Adam yüzüstü yatıyor. O da bizden önce radyoterapiye girecek. Yanında bir genç kardeşi var. “Kardeşim, hastamızın durumu nedir, niye yüzüstü yatıyor?” dedim. Çektim köşeye sessiz konuşuyorum. Abi, babam iki yıldan beri sırtı tamamen kanserli olduğu için; sırtı çürümüş, yanları çürümüş, iki yıldan beri yüzüstü yatıyor. İki yıldan beri ne sağına ne soluna dönüyor. Yemeklerini yüzüstü yiyor, def-i hacetini yüzüstü yapıyor.” Benim anam da orada. Hastalıkların en şiddetlilerinden, kanser tedavisi görüyor. Allah bütün hastalarımıza şifa versin. (Amin) Amin. Beterin beteri var mıymış? Var! Hocam, onun beteri var mı? Onun da beteri var. Her şeyde, karşılaştığımız her şeyde bir adım kötüsünü düşüneceğiz. Allah bana daha beterini verebilirdi, beni bununla sınıyor. Allah’ım sen bana sabır gücü ver. Allah’ın dilimden seni incitecek bir kelimenin çıkmasına müsaade etme. Dilimi kitle! Bu samimi Müslüman’ın işidir. İşte Ömer de bize bunu tavsiye ediyor. Radıyallahu anh. Üçüncü madde neymiş? Üç şeye sevinirim, diyor. Bismillâhirrahmânirrahîm. “Allahü Teâlâ, insanlara boş yere faydasız bir şey göndermez. Bir belaya karşılık, ahirette çok nimetler ihsan eder. Dünya belaları az, ahiretin nimetleri ise sonsuz olduğundan gelen belalara sevinirim.” Şimdi, şu zekâya, şu basirete bakar mısınız? Dünyada başıma ne bela gelirse gelsin biliyorum ki sonu var. Sonu var. Diyelim ki örneği uca götüreyim. Ölümcül bir hastalığa yakalandın. Akciğer kanseri… Bu bir beladır, bu bir imtihandır, musibettir. Sonucu ne? Bu hastalık da bitecek mi? Bitecek. Neyle bitecek? Ölümle beraber bu hastalık da bitecek. İmam diyor ki: “Ne kadar çok bela gelirse gelsin, bu kısa dünya hayatında gelecek. Kabirde bela gelmeyecek, mahşerde bela gelmeyecek, cennette bela yok. Bela, bu kısa dünya hayatında. Ben bu dünya hayatında belaya sabredersem Allah, sonu olmayan hayatta benim derecemi artıracak.” Bu, müthiş bir basirettir. Bu, derin bir ilimdir. Allah ondan razı olsun ki bize bu ilmi öğretmiştir. Âlimlerimizden de razı olsun ki bize bu ilmi aktarmıştır. Amin.

PANDEMİ YÜZÜNDEN İŞİ VE MORALİ BOZULANLAR İZLESİN!

Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Güneş ve Ay tutulması gibi mucizeler olduğunda.. haydi namaza koşun! namaza koşun! Allah’ın ayetleri görünüyor (buyurmuş) yani büyük bir olay oluyor gökyüzünde evde cemaatle namaz kılarız İnşallah camilerimizde namaz kılarız ayrı bir mesele bir de bir namazdan söz ediyor stresten çatlayacağım ya ben şu kötü haber, bu kötü haber aklımı oynatacağım ya ne edeyim ben? balkona geçip sigara mı içeceğim? televizyonun karşısına geçip haberleri izleyip biraz daha yüksek tonajlı mı çıldıracağım? yok yok namaza gideceğim abdest alacağım hususi bir abdest iki rekat Allah rızası için namaz kılacağım çok kazası olan, sabah namazı diye 2 rekat kaza namazı kılsın ondan sonra Rabb’ime hamd ederim اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ Amin! sonra canım Peygamberime salavât ederim أَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلٰى اِبْرَاهِيمَ وَعَلٰى اٰلِ اِبْرَاهِيمَ اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ اللَّهُمَّ بَارِكَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيم إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيد derim sonra da bilmiyorsam Arapça dualardan Peygamber Efendimiz Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem’in dualarından Allah Türkçe bilir merak etme Türkçe de bilir, Kürtçe de bilir İngilizce de bilir Çince de bilir her dili bilir Allah duyar السميع bir Allah’dır O السميع dir Allah Celle Celâlühü başlarım Ya Rabbi! Ya Rabbi! çatlayacak gibiyim her saat başı bir kötü haber duyuyorum artık ayaklarım yere basmıyor Ya Rabbi! kalbim yerinde durmuyor beni rahatlat beni huzurunda kabul buyurduğun kullarından et ne diyeceksen Rabbim! dükkanımı 2 haftadır açamadım ben kiramı nasıl ödeyeceğim? bana bir kapı aç Ya Rabbim! çocuklarım beni çok üzüyorlar olayları anlamıyorlar beni bunaltıyorlar onlara da rüşdlerini göster akıllılıklarını göster bana da sabır ver Ya Rabbi! Ya Rabbi! başımızda bu kadar belalar var eşimle başım gene derde girdi bizi bu ara rahat ettir şeytanı aramızdan al Ya Rabbi! ne diyeceksen herkesin derdi başka herkesin yüreğini yakan ateş başka namaza koşan aradığını bulur Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem Güneş tutulduğu için gökyüzü kapkara oldu da Ashâb-ı Kirâm titremeye başladılar büyük ihtimalle tansiyonları yükseldi nabızları arttı belki 120 oldu nabızları gök başımıza mı düşüyor? ne oluyor? yağmur yağacak bir şeye benzemiyor kapkara oldu gece gibi oldu gündüz Resûlullah Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem.. haydi namaza koşun! haydi namaza koşun! buyurdu ama şüphesiz iman eden için bu secdeyi, Rabbinin önünde yaptığını bilen için

Geçimi rahatlatmanın manevî yolları olabilir mi?

Bismillâhirrahmânirrahîm Elhamdülillah Vessalatu vesselamu alâ Resûlillah Maddi sebepler yazma, çizme, çalışma, alın teri akıtma bu sebeplerin dışında rızkı ve çok para kazanmayı sağlayacak manevi sebepler de var mı? Var tabii. Var tabii. Dua etmek. En büyük manevi sebeptir. Camide cemaatle namaz kılmak. Bunu adet haline getirme. İstiğfar etmek. Belli bir günahtan veya genel olarak. Takvâ ve şükür üzere yaşamak. Aza da şükretmeyi becerebilmek. Sıla-ı rahim yapmak. Anne babanın duasını alacak işler yapmak. Her türlüsü ile sadaka veren Müslüman olmak. Ve sabah erkenci iş yapmak. Yani güneş doğar doğmaz sahaya inecek işler. Ve evde Kur’an okumayı adet haline getirmek. Bu saydığımız şeyler maddi sebeplerin ötesinde manevi bir sebep olarak rızkı, parayı artırır. Allah’ın izniyle. Velhamdülillahi Rabbi’l-âlemin