Üç kişi var ki, onların namazları kulaklarından üste yükselmez!

Bir hadis-i şerif okuyacağım. Mektuba giremedim daha ama önemli bir hadis-i şerif bunu nakletmem lazım kardeşler. Ebu Umame (radiyallahu anh) anlatıyor. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: “Üç kişi vardır ki onların namazları kulaklarını öte geçmez.” Bak, buradaki kardeşlerin çoğunluğu derviştir. Beş vakit namaz kılar zikir derslerinin yanında, beş vakit namaz farz olduğu için çok itina gösterir. Ama Efendimiz Aleyhisselam, burada bizi ikaz ediyor ki birçoğu namaz kılar ama namazları kulaklarından geçmez, ne demek kulaklarından geçmez? İbadetin kabul yeri neresidir kardeşler? Semadır, göklerdir. İbadetin kabul yeri göklerdir. Ruhların eğlence yeri göklerdir. Bir şehit öldüğü zaman nereye çıkar? 7. kat semaya çıkar ve Cennetü’l-Me’va’ya geçer. Diğer, sıradan Müslümanlar öldüğü zaman serbesttir, kabir cennet bahçesi olur ama Cennetü’l-Me’va’ya çıkamaz, şehitler ise direkt olarak Cennetü’l-Me’va’ya çıkartılırlar. Özeldir onlar. Şimdi, ibadet yapıyor, namaz kılıyor ama namazı bırak birinci kat semayı geçmeyi, bırak ikinci katı, daha kulağından öteye geçemiyor diyor Muhammed Aleyhisselam. “Üç grubun namazı kulaktan öteye geçmez.” diyor, okuyorum. 1) Dönünceye kadar kaçan köle, bir hizmetçi… Evvelce, İslamiyet’in ilk zamanlarında binlerce yıl öncesinden kalma bir kölelik sistemi vardı. Muhammed Aleyhisselam, peyderpey, yapılan günahlardan sonra kefaret olarak köle bağışlamayı, köleyi özgürlüğüne kavuşturmayı tavsiye ettiği için ümmetine peyderpey zamanla kölelik kaldırıldı. Kölelik, hizmetkârlık, hizmetçilik var iken bazıları efendilerinden kaçıyor idi. Efendilerinden kaçan kölelerin namazlarının kabul olmayacağını söylüyor, kulaklarından öteye geçmeyeceğini söylüyor. Hadis alimleri diyor ki: “Buradaki kulaktan öteye geçmez, namaz kabul olmaz demek değildir. Borcu kapanır, buradan borcu düşer.” İkindi vaktini kıldı mı kıldı. Sevap… Artı bonuslar var. “Her namazda artı bonuslar var. O bonuslar yazılmaz, onları kaybeder demektir.” Birinci grup bu, efendisinden kaçan köle… 2) Geceyi, kocası kendisine dargın olarak geçiren bir kadın… Şimdi erkekle hanım, geceleyin yataklarına çekiliyorlar. Faaliyetler bitiyor, yeme, içme, konuşma, muhabbet, gülme, eğlenme bitiyor yataklarına gidiyorlar. Fakat kadınla erkek gündüzden tartışmış. Anlaşamamışlar, her erkekle kadının arasında anlaşamamazlık olabilir, sıkıntı olabilir, kadınlar bazen çok şey isteyebilir. Erkekler bazen gün içinde çok fazla streste kalabilir. Stresi, gider hanıma boşaltır, onun kafasını yer. Kadınlar bazen, çoğunlukla diğer kadınlarla beraber olduğu için özelikle bu altın günleri muhabbetinde falan beraber olduğu için… Onun hanımı, bunu almış; bunun kocası, karısına bunu almış muhabbetinden dolayı kadınlar dolar, dolduğu zaman da gelir akşam erkeğe boşalır. Bu çekişmeler falan çok fazla olur. Geçen, hanım bana diyor ki: “Bu sohbet işleriyle falan çok uğraşıyorsun, ona vaaz ver, buna git sohbet yap, şurada yazı yaz, buna reddiye yap, video çek, şudur budur. Benimle hiç alakadar olmuyorsun bey.” Peşinden bir cümle daha söyledi: “Kendimi özel hissetmek istiyorum.” Bu cümle, bizim hanıma ait bir cümle mi? Tövbe billah değil. Bu cümle, şu andaki Türk dizilerinde bir klişe. Kesinlikle ben izlemiyorum, hiçbir Türk dizisi seyretmiyorum. Fakat kesin olarak eminim ki Türk dizilerinde kadınlar kocalarına ya da o flörtler, kadınlar erkeklere şunu diyordur: “Kendimi bana özel hissettirmen lazım.” Şimdi kadın da bunlardan bir tanesini işitmiş. Duymuş. Geldi, o jargonu, dizideki jargonu aldı, Kerem Önder’e söylüyor. “Bana kendimi özel hissettirmen lazım hocaefendi.” diyor. Ben de ne dedim? Restine rest… Bir espri yapayım dedim, bakayım bir öfke limitini ölçeyim. Hatun dedim cep telefonumda hızlı aramalarda dört numaradasın, sen daha ne özelliği arıyorsun, ne özelik istiyorsun? Dört numaradasın dedim ya. Benim telefonumda hızlı aramaya dört numarada girecek adam çok zor bulunur. Kadın fıttırdı, çıldırdı, yarım saat konuştu. Elhamdülillah, sabır limitlerimin çok daha kuvvetli olduğunu fark ettim. Allah’a şükürler olsun, sabır konusunda iyiyim. Kardeşin biri tweet atmış. Diyor ki: “Hocam, dedem nineme bir laf sokuyor. Lafı soktuktan sonra ninem yarım saat boyunca dedeme saydırmaya başlıyor. Fakat dedem lafı soktuktan hemen sonra işitme cihazını çıkartıyor. İşitme cihazını çıkarttıktan sonra ninem yarım saat konuşuyor ama dedem önündeki gazeteyi okuyor. Hiçbir şey düşünmüyor, hiçbir tepki vermiyor. Olan bana oluyor, yarım saat ben dırdırını dinlemek zorunda kalıyorum.” Bunlar sınavdır kardeşler. Bizim, Allah’a şükür kulaklarımız duyduğu için böyle bir şeyi yapma ihtimalimiz yok. Yarım saat başımızı patlatırlar, bundan dolayı biz ne yapacağız? Peki hatun, tamam hatun, arada bir iki espri falan… Olayı kurtarmaya, geçiştirmeye çalışacağız. Ama “Ben kendimi özel hissetmek istiyorum.” falan, “Bana kendimi özel hissettir.” falan bunlar boş muhabbet. Kardeşim, şu camı açar mısın biraz? Gerek yok. Bu kadar Müslüman’ın duasını alıyoruz, daha ne özel olacaksın ya? Dünyanın her tarafından bize dua ediyorlar ümmeti Muhammed Elhamdülillah. Daha özellik mi arıyorsun? İşte, gün içinde hatunla tartıştın mı kardeşim? Yatağa, o yataktaki yastığa başını koyduğun anda dargınlık bitecek. Dargınlık bitmezse ne oluyor? Geceyi kocası kendisine dargın olarak geçiren kadının namazı kulağından öteye geçmiyor. Şimdi hanım diyor ki: “Benim de beş vakit namazım var, ben de kılıyorum.” diyor. Ama koca ona dargın ise kadının namazı kulaktan öteye geçmiyor. Üçüncü maddede kim var? 3) Kavminin nefret ettiği imam… Kavminin, kendisinden nefret ettiği bir imam… Cami hocalarına, cami imamlarına bakın. Bugün, gördüğüm cemaatlerde gördüğüm sıkıntılardan bir tanesi ne? İmamını beğenmiyor, arkasından gıybet yapıyor. Bizim imam pazar günü namaz kılmıyor hocam. Kardeşim, gördün mü? Yok, görmedim ama pazar günü camiye gelmiyor. Ya bu adamın haftada bir gün tatili yok mu kardeşim? Dinlenmesi lazım, hanımını almıştır bir yerlere götürmüştür. Zaten haftanın altı günü camiye geliyor bu adam, beş vakit namazı kılıyor. Sen niye sû-i zan yapıyorsun? Bazen de imamlar, yanlış şeyler yapıyor, cemaati kızdırıyor, cemaati öfkelendiriyor. Cemaat de arkasında namaz kıldığı imama lanet okuyor. Ben kendi kulaklarımla işittim. Kendisine her gün beş vakit namaz kıldıran imama lanet okuyan cemaatler var. Bu imamlar da kendisini check edecek. Nerede yanlış yapıyorum, bu cemaatimin, arkamda namaz kılmaya gelen bu adamların neden ilgisini çekemiyorum, neden sevgisini alamıyorum, neyi yanlış yaptım? İmamların da bunu düşünmesi lazım. Eğer düşünmezse ne oluyor? Kavmi, arkasındaki cemaat, bu imamdan memnun değilse ona lanet okuyorsa imamın da namazı kulaktan öteye geçmiyor. Şimdi bu imam tek başına namaz kılsa onu bağlar ama yüzlerce binlerce insana bu imam namaz kıldırıyor, burada sorun yok mu? Muhammed Aleyhisselam, bizi bu noktada ikaz ediyor kardeşler. İstiyorsan namazların kulaktan öteye geçsin, yükselsin. O zaman ne yapacaksın? Bu şartlara dikkat edeceksin, bu mayın tarlasına girmeyeceksin. Şam ulemasından bir alim, kadı. 27 sene boşanma davalarına baktım diyor, 27 sene! Evli olan kardeşlerim şimdi beni çok iyi dinlesin. Yirmi yedi sene boşanma davalarına baktım, bütün boşanmaların şu iki maddeden ortaya çıktığını gördüm: 1) Öfkeden gözü kör olmuş erkek… Adamın gözleri görüyor fakat bir öfkelenmiş karısına, bir şeyleri yanlış yapmış, o gün de stresli bir gün geçirmiş karısına başlıyor saydırmaya. “Boşadım lan seni.” diyor üçten dokuza doksan dokuza. Dokuz da bitti artık doksan dokuz. Gitti, üç talak da bitti. “Boşadım seni.” diyor. Sonra ne oldu bu? Bu erkekle bu kadın bir daha beraber olamaz. Üç talak da gitti, bağlar koptu. Öfkeden gözleri kör oluyor, ne dediğini bilmiyor. İkinci maddede ne diyor imam? 2) Ona o anda, o öfke hâlinde cevap veren ahmak kadın… Yirmi yedi sene boyunca bütün boşanmalar bu iki maddeden oluştu. Ben bunu gördüm, şahit oldum diyor. Kadın, bu adam öfkeli, görüyorsun zaten gözlerinden şeytan akıyor, şeytan akıyor gözlerinden! Sen sus ağzını kapat ya. Öfkesi geçtiği zaman bu sefer sen konuşabilirsin. İki kutup aynı anda karşı karşıya gelirse çatışma olur, çarpışma olur. İki trenin aynı rayda çakışması gibi olur. Sen bekle, o tren tren bir geçsin, o öfke treni geçsin sonra sen geçersin aynı raydan. Kadın ve erkek hangisi çok öfkeliyse gözlerine bakacak. Öfke var mı gözlerinde, şeytan gelmiş mi? Gelmiş, sen konuşma o anda, sen o anda kılıbık erkek moduna geç. Hocam, ben erkeğim her zaman daha önde olmam lazım. Hayır kardeşim ya o anda bırak bir hanımın patlasın, rahatlasın, konuşsun. Ondan sonra geçti yarım saat, bir saat. Bu sefer sen konuşmaya başlayabilirsin. Bak hatun, sen bunu bunu yanlış yaptın. Diyebilirsin. Ama o öfke anında yapmayın bunu. O çatışma anında talaklar gidiyor, boşanmalar gidiyor. Ondan sonra taraf taraf hoca arıyorlar. Ehl-i sünnette üç talağı verdikten sonra geri dönüş yok. Nereye gidiyor? Ehl-i bidata… Ne kadar sapkın adam varsa onların peşine gidiyor bu sefer. Hoca, diyor hanıma üç defa talak verdim. Ne diyor reformist hocalar da? Devam, bir şey yok, devam…

Tebliğ et!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir