Adli Tıp Uzmanının ibretlik rüyası: “Beni erkeklerin yıkamasına izin verme kızım!

Şimdi, şu ibret mesajını da okuyayım hem kapatayım. Kardeşim kaç dakikam var, ona göre kendimi ayarlamam lazım? “8 dakika.” Peki kardeşim 18 dakikada inşallah ben bu işi çözeceğim. Bismillah Bu, adli tıp uzmanı bir bayan kardeşimden gelmiş olan bir mesajdır. Sadece ibret almam için, anlattığım meselelerin tahakkuk ettiğini görebilmem için, imanımın nurunun artmasını istediği için, bu bayan kardeşim, bu mesajı bana göndermiş. “Hocam ben adli tıp uzmanıyım. Size başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum.” Adli tıp ne yapar kardeşler? Cesetler gelir, otopsi yapar. Bu ceset eceliyle mi öldü yoksa içeride bir zehir var mı, bir darbe almış mı, boğazı sıkılmış mı falan, otopsi yapar bu. Şimdi diyor, başımdan geçen bir olay var diyor. Sana bunu nakledeceğim. “İşim gereği her gün ölüme bakıyorum.” Çok önemli bir meslek bu. Her gün ölüleri görüyor o morgda. “İnancımdan, inşallah Rabbim hoşnuttur.” İnşallah kardeşim. “Başım açık geziyorum ama 14 yaşımdan beri namazımı, orucumu bırakmıyorum.” Bakın, bu bayan kardeşimiz dinin bir emrini yani Allah’ımızın Kur’an’da örtünün dediği bir emri yerine getirmiyor ama diğer iki emri yerine getiriyor. İki emir ne? Oruç ve namaz. Tıpkı örtünmek de bu iki emir gibi farz olan emirlerdir. Bu kardeşim ikisini yapıyor. İnşallah Allah bu kardeşime örtünmeyi de nasip etsin. (Âmin) Bu kardeşimin etrafındaki arkadaşları eğer cahillerse şöyle derler: “Ya senin başın açık, senin namazın olmaz ki. Senin başın açık, orucu boşuna tutuyorsun, Allah kabul etmez ki.” Bu tamamen cahil zırvasıdır. İbadetlerde Allah, ya hep ya hiç demez. İmanda ya hep ya hiç vardır, ibadetlerde ya hep ya hiç yoktur. Yapabildiğin kadarını Allah değerlendirir, buna göre bizi hesaba çeker. Bu bayan kardeşimiz de; emir belki ağır geldi, zor geliyor yapamıyor ama 14 yaşımdan beri namazımı, orucumu bırakmam diyor. Allah şu ibadetlerin hürmetine kardeşime tesettürü de nasip etsin. (Âmin) “Geçen sene bir rüya gördüm.” “Başı açık kadından ne olur ya, o rüyamı görür, kalbi temiz olur mu…” Allah kime, ne rüyası vermiş. İnsanlara bakarken dış görünüşüne bakmayın. Aranızdan binlercesine gelmemiş bir rüyayı Allah bu kardeşime verdi, bakın. “Geçen sene bir rüya gördüm.” Yazılar kaymaya başladı. “Bir ses, “Kızım, beni erkeğe gösterme. Yarın beni getirecekler kızım, vebalim sende.” dedi.” Bir teyzenin sesini duymuş. “Kızım beni erkeğe gösterme. Yarın beni sana getirecekler.” “Beyaz, başörtülü, nur yüzlü bir teyze.” Teyzeyi de rüyasında görmüş. “Uyandım, hayırdır inşallah dedim. Sabah işe geldim. Cesetleri, ceset torbalarından çıkartmaya başladık.” Her gün üç, beş tane geliyor bunlara. Torbalarından çıkartıyorlar, faaliyete başlıyorlar. “Aaa! Bir baktım, rüyamda gördüğüm teyze. Huzurevinde ölmüş. Oğlu inceleme talep etmiş.” Biliyorsun, şüphe varsa aile inceleme talep edebiliyor. İnceleme talep edildiği anda otopsi. Bedenini kesiyorlar, biçiyorlar, araştırma yapıyorlar. Oğlu anasını bırakmış huzurevine. “Ölüm saatine baktım, rüyayı gördüğüm saatti.” Allahü Teâlâ rüyayı gördüğü saatte kadının canını almış ve ruhunu, bu ablanın ruhuna misafir olarak göndermiş ve konuşmuş “Ben yarın geleceğim sana.” diyor. “İçim kötü oldu.” O anda bir karıncalanma olur, bir heyecanlanma olur, kalbi normalden daha fazla atar çünkü anormal bir şey oluyor. Dünyevi şeylerle gördüğümüz algıların dışında anormal bir şey oluyor. Berzah âleminden ve ahiret âleminden bir şey başımızdan geçiyor; bunlar olduğu zaman kalbimiz normalden daha hızlı atar. Bu hafta, Rabbim nasip etti; Ankara’dan dönerken kardeşlerim beni Yunus Emre’nin kabrine götürdüler. Kabirde ne yaparsın? Beş dakika oturursun, Kur’an okursun, duanı edersin, çıkarsın. Kabrin başına geçtim. Ellerimi açtım, Kur’an’ımı okudum, hediyemi yaptım ama bir şey var. Gözlerimi kapatıp kabrin başında Yunus’un karşısında durmaktan kendimi alıkoyamadım, durmaya devam ettim. Yarım saat mübareğin karşısında gözlerim kapalı durdum. Buna, rabıta hâli denir. Rabıta iki türlüdür: Bir, ölüm rabıtası. Kişi öldüğünü hayal eder. İki, rabıta-i şerif, mürşit rabıtası. Bir sâdıkın, bir sâlihin ya da Peygamberimizin karşısında olduğunu hayal etmen. Orada, mübareğin karşısındayken, dualarımı okuduktan sonra rabıta yaptım Yunus Emre’nin ruhuna. Mübareğin karşısında; sanki karşıma geldi ve beni bir mıknatıs gibi çekti. Yarım saat boyunca ayakta, ellerim açık bir şekilde durdum. O kadar büyük bir lezzet aldım ki, haz aldım ki; bu olayı üç, dört farklı yerde daha yaşadım. Bir, Merkez Efendi’nin kabrinde. Benim çokça gittiğim cami, Merkezefendi Camii’dir. Büyük Bir Allah dostudur, Mûsâ Muslihuddin -Allah ona rahmet etsin (Âmin)- İki, Sivas’ta üstadım İhramcızâde İsmail Efendi’nin kabrinde. Orada da yarım saat, bir saat civarı rabıtadan çıkamadım. Üç, Muhammed aleyhisselâmın kabrinin yanında. Cennet bahçesinde kafayı bir gömdüm, bir saat. Kafayı bir kaldırdım bir saat geçmiş. Bana göre iki dakika, üç dakika ama saate bakınca bir saat geçtiğini fark ettim. Bakın, zaman donuyor o anda. Sevdiğim bir sâdıkın yanında olduğum zaman, aşık olduğun bir insanın yanında olduğun zaman, zaman donuyor. Şimdi, sen nişanlının yanına gittiğin zaman, evlendiğin hanımının yanına gittiğin zaman, çok sevdiğin, aşık olduğun hanımının yanına gittiğin zaman; yeni evlisin, cicim ayları iki gün, üç gün beraber olmuşsunuz sonra gitmişsin şehir dışına, bir hafta sonra tekrar dönmüşsün. Karın senin burnunda tüter mi tütmez mi? Daha yeni evlisin, cicim ayları, daha kavgaların başlamamış, gerçekçi ol. Kavgalar başlamamış, cicim ayları, hanımın senin burnunda tüter. Döndüğün zaman da onunla bir muhabbete geçersin iki saat, üç saat böyle ama zannedersin ki yarım saat, yirmi dakika geçti. Hâlbuki üç, dört saat geçti. Zaman su gibi akıp gidiyor onların yanında. Bu hâli yaşadım Yunus Emre’nin karşısında da. Bırakmadı. Ruhu, ruhumu bırakmadı. O kadar büyük lezzet aldım, haz aldım. Şimdi, bu ablamıza da ruhu gelmiş o teyzenin, haberdar ediyor. “Bak, yarın benim bedenim sana gelecek.” diyor. “İçim kötü oldu.” Bir değiştim diyor. “Erkek arkadaşlara, bu işlemi ben yapayım dedim ve teyzenin otopsisini yaptım.” Orada yine sınavdaydı. İstese başından savabilirdi, korkabilirdi. Ama imanı var, işareti de almış, fırsatı kaçırmamış. Abla uyanık çıktı. Erkeklerden birisine diyebilirdi, siz yapabilirsiniz. Ama kadın ne demişti: “Benim bedenimi erkeklere gösterme.” Çok namuslu, çok sâlih, çok sâliha bir kadın olduğu için Allah, ruhunu bu ablamıza işaretçi olarak gönderdi. “Her yerinden nur akıyor gibi geldi bana hocam.” Kadının yüzüne baktım diyor, sanki her tarafından nur akıyor gibi. Bu nasıl olur? İbadetle olur. Bu kadın ibadetli bir kadın. Kesin, başka bir yolu yok. “Hani ölüyü yıkarken, ölü yardım eder derler ya aynen öyle, teyze de sanki bana yardım etti.” İşlerimi yaparken, onu kesip, biçerken sanki bana yardım etti. “Masaya dökülen birkaç saç telini dahi topladım, teyzenin saçlarının içine koydum.” Sıkıştırmış saçlarının içine, dışarıda saç teli kalmasın diye. “Başörtüsünü ve kıyafetlerini kanun gereği torbaya koyarız.” Elbiselerini torbaya koyuyorlar. “Başında bırakamadım. İşlem bitti ve ceset torbasına koyup teslim ettik. Oğlu ve gelini vardı, “Başınız sağ olsun, mekânı cennet olsun.” dedim.” Oğlu ve geline gitmiş. Başınız sağ olsun, mekânı cennet… Her Müslümana bunu söylersiniz değil mi kardeşler? “Oğlu bana: “Bırakın bu safsatayı. Cennet, cehennem bu dünyada. Anneme bunu anlatamadık, bari siz anlayın.” tarzında bir şeyler söyledi.” Oğlu şimdi fıkha göre ne söyledi? Elfâz-ı küfür. Kâfir eden sözlerden bir tanesini söyledi. Safsata… Cennet ya da cehennem hakkında bir insan dese ki; cennet var, cehennem var ya da biri dese ki; cennet ayetleri, cehennem ayetleri… Karşısındaki adam da dese ki; bu safsata, ne olur o adam? Beş defa hacca gitmiş olsun, her sene 100.000 TL zekât vermiş olsun bu adam, bu kendisini Müslüman sanan kişi, bunu dediği anda, safsata dediği anda kâfir eder, dinden çıkmış olur. İşte bu oğul da ne yaptı? “Safsata bunlar. Anneme anlattım, anlattım, anlamadı ya…” O senin annen başkasının rüyasına girdi. Sen annene bakmadın. Annen senin rüyana girmesi lazımdı. Sen de Müslümanlık olsaydı ne olurdu, çocuğunun rüyasına girerdi. Ve derdi ki, anneme otopsi yapmanıza gerek yok. Ama gitti bu anne kimin rüyasına girdi? Müslüman kızın rüyasına girdi. Bize de büyük bir ibret oldu. “…tarzında bir şeyler söyledi. Anneniz neden huzurevindeydi, dedim.” Şimdi kız lafı sokmuş. Sen madem anneni çok seviyorsun, annene aşıksın neden huzurevindeydi annen. Bir Müslüman annesini huzurevine bırakır mı? Bu benim annem. Ben bebekken benim pisliklerimi annem temizledi; şimdi o muhtaç onun pisliklerini ben temizleyeceğim, diyeceksin. Huzurevi nedir ya! Onu batılılar yapar. Batılı adam, anası geldi mi 55 yaşına; maaşını alır huzurevine verir, al benim anama bak der. Müslüman bunu yapamaz. Anasını, babasını başkasının eline bırakmaz. Müslüman bilir ki kimse benim baktığım gibi bakmaz. Bir batılı baba, oğlu 18 yaşına geldiğinde der ki: “Seninle artık benim işim bitmiştir, sen artık reşit oldun. Ne hâlin varsa gör, evimden çık.” Bir Müslüman baba ise böyle bir şey söyleyemez. 18 yaşına geldiği anda babanın üzerine Allah bir mükellefiyet yükler. Nedir o? Ev dizecek ve oğlunu evlendirecek. Her baba, bu mükellefiyete sahiptir. Oğlu çalışırsa daha iyi. Babalar oğullarından destek alacak. Oğullar da, “Ya babamın üzerinde böyle bir mecburiyet var, ben çalışmam.” derse, babası tokadı basabilir. Hayır, çocuk da çalışacak baba da gayret gösterecek. Ve baba oğlunun imanının yarısını kurtarması için onu evlendirecek. Bu evladın babası üzerindeki hakkıdır. İslamiyet bunu emrediyor. Batılıların dininde, tahrif edilmiş dinde böyle bir şey yok. 18 oldu mu; “Hadi git, ne yaparsan yap, sen evleneceksin, banane.” diyor. Ama Müslüman baba mükellef bırakılmıştır. Oğlunu evlendirmek zorundadır. “Neden huzurevindeydi, dedim. Orada yaşıtlarıyla mutlu olsun diye, dedi.” Bak şimdi, bak, bak, bak… Ne kadar zeki bir adam. -Niye anneni huzurevine veriyorsun? -Yaşıtlarıyla orada mutlu olsun. Sen iki tane bayramda gideceksin annene, ya gideceksin ya gitmeyeceksin; adam ateist belli, bayramda falan da gitmez. Yılbaşında gider anca bu. Noel Baba kıyafeti ile annesine gider ziyarete kırmızı, kırmızı. Müslüman olsaydı bayramlarda giderdi. Yılbaşında bir kere gidecek, diyecek ki: “Anneciğim ben seni çok özledim, seni çok seviyorum.” -Ee, niye beni burada bırakıyorsun? -Yaşıtlarınla mutlu ol diye bırakıyorum. Kim yer bunu be, kim yer bunu. Sen anca bununla altı yaşında çocuğunu kandırırsın. Hiçbir Müslümanı kandıramazsın, Allah’ı kandıramazsın, meleklerini kandıramazsın. “…mutlu olsun diye dedi. Geldiği huzurevi de Ankara’nın en lüks huzur evi, çok pahalı bir yer.” Adam zengin bir adammış demek ki. “Ünlüler, zenginler falan var. Oğlunun Ostim’de fabrikası varmış. O kadar zenginlikte anacığını oraya terk etmiş hocam. Akşam eve gidince teyzenin ruhuna Yasin okudum.” Şimdi bu abla bir de eve gidiyor; vazifesini yaptı ya vazifesini bitirdi, şimdi Yasin okuma vazifesi yok, oğlunun yapmadığı şeyi bu abla yapıyor. Gidiyor evine, bir de Yasin okuyor ruhuna. Muhammed aleyhisselâm buyurdu: “Ölüleriniz üzerine Yasin okuyunuz.” Bu hadisten dolayı abla Yasin okuyor. Türk milletinde bu âdettir. Ölmek üzere olan ya da ölmüş kim varsa biz hemen Yasin okumaya başlarız. Delili bu hadis-i şeriftir. “…teyzenin ruhuna Yasin okudum. O gece teyzeyi rüyamda, annemle birlikte Kâbe’de gördüm hocam.” Elhamdülillâh. Elhamdülillâh. Bu nedir? Kadın imanı kurtarmış, bir. İki, anası da imanı kurtarmış. Allah yaptığı iş karşılığında annesi hakkında da bir delil veriyor. Annesini de Kâbe’de o teyzeyle beraber Kâbe’yi tavaf ederken görüyor. Kurban olduğum Allah’ım. Rabbim bize nasip etsin gitmeyi. (Âmin) Kasım’da inşallah umreye gideceğiz. Bakın, bazı yaptığımız işler vardır, mükâfatını daha dünyadayken alırız. Bu ablamızdan Allah bin kere razı olsun. Bir daha duamı tekrar ediyorum, Allah’ım sen şu sâlih ameller hürmetine bu ablama tesettürü nasip et. (Âmin) Âmin ya Muîn. Ne kadar güzel. “Annemle beraber Kâbe’de tavaf ederken gördüm.” diyor. “Annem iki sene evvel rahmetli olmuştu. Abdestini aldı, namaza duracakken fenalaştı ve kaybettik. Sizinle paylaşmak istedim hocam.” Kardeşim Allah senden bin kere razı olsun. (Âmin) Sadece bizimle değil, buradaki bütün genç kardeşlerimle ve bu videoyu izleyecek on binlerle, yüz binlerle bu hadiseyi paylaşmış oldun. İnşallah ibret olur. Yüzlerce, binlerce Müslüman kardeşimin de hidayetine vesile olmuş olur, inşallah. Âmin ya Muîn. Aranan hazinenin yolunu gösterdim sana, belki sen kavuşursun biz varamadıksa da. “Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratan Allah’ıma aittir.” (Hûd 51) Velhamdülillahi Rabb’il âlemîn. El-Fâtiha.

Tebliğ et!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir